| Konular: 50,295 | Mesajlar: 311,800 | Üyeler: 10,666 | Online: 221 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » MİLLî GÖRÜŞ » Milli Görüs (Cevaplar) » ADİL DÜZEN »

ADİL DÜZEN Adil Düzen Hakkında Kaynak oluşturacak Paylaşımları Buradan Paylaşalım

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.02.10, 20:11   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,243
9,014 mesajına 19,421 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart Adil Düzen'e Nasıl Geçilecek?

ADİL DÜZEN'E NASIL GEÇİLECEK, NE KADAR ZAMAN GEREKECEK?


Bu bozuk düzende her gün, 60 milyon insanı çok büyük ölçüde etkileyen kararlar alınıyor.
5 Nisan kararlan ile şu, şu fabrikalar kapanacak, şu kadar kişi işsiz kalacak, yatırım yapılmayacak, herkes yeniden ilave şu kadar vergi verecek denildi ve döviz fiyatının yükselişini durdurmak için mevduat faizlerini yılda; % 440 hatta (Rant % 1000)'lara çıkarıyorlar. 40 trilyon bulabilmek için üç aylığına % 50 faiz ödüyorlar, yani aldıkları 40 trilyonu 3 ay sonra 60 trilyon olarak geri ödeyecekler. Bu, yıllık faiz % 406 demektir.
İç borçta da, dış borçta da durum budur. Bunu bir va-tandaş yapsa veya söylese, "sahtekârdır" denecek. Bu yıkıcı kararlar bir günde alınabiliyor da milletin ekonomik yönden saa-detini sağlayacak Adil Düzen'e geçmek için atılacak adımlar neden yavaş atılsın, geçiş ille de uzun zamana yayılsın?
Esasen ekonominin 5 mikrobunu içinde bulunduran sis-tem Adil Düzen olamayacağına göre, bu mikropların tedricen kalkması şeklindeki ara sistem de tahribatın devam ettirilmesi manasını taşır ve tedriciyette tedavi mümkün olmaz.
Yukarıda zikredilen sert, yıkıcı, öldürücü tedbirler yerine, iyileştirici, tedavi edici, saadete taşıyıcı sistemin tatbikatında "ağırdan almak" mevzuu bahis olamaz.
O halde, Adil Düzen'e geçiş, hemen başlayacaktır. Ve mümkün olabilen azami süratte gerçekleştirilmesine çalışılacaktır. Şimdi beş mikrobun nasıl kalkacağını ayrı ayrı gözden geçirelim:
a) Faiz Mikrobu;
Faiz mikrobu yatırımları pahalılaştıran, yatırımı yapılamaz hale getiren, üretimi baltalayan, işletme sermaye ihtiyacını nor-malin çok üstüne çıkaran, ticari hayatta bir malın tüketici eline geçmesine kadar her ticari kademede fiyatı yükselten ve neti-cede bütün bu artıştan yükselen fiyatlar vasıtasıyla, fakir fukaranın sırtına yükleyip kanını emen bir mikroptur. Esasen, ka-pitalist sistemin vazgeçilmez unsuru olan faizin, gelinen noktada gördüğü işler bakımından küçültülme şansı da yoktur. (Mese-la, bugün için döviz fiyatını durdurma mekanizması olarak ve devlete borç para temin etmenin tek çaresi olarak kullanıldığına göre azalması imkansızdır.) Fasit dairenin gittikçe büyümesi doğaldır. Kaldı ki faizin azı da aynı tahribatı yapmaktadır.
Adil Düzen’e geçilince üretim ve yatırıma "Faizsiz kredi veren" devlet bankası hemen faaliyete geçecektir.
Bu durumda diğer bankalar faizle kredi veren müesseseler olmaktan çıkacak, bunun yerine ellerindeki imkan-ları en kârlı teşebbüslere, üretim alanlarına hammadde temin eden, veya üretime faydalı bir katkı ile "kâr ortağı" olarak iştirak eden müesseseler haline dönüşeceklerdir. Böylece, üretime yaptıkları katkı karşılığında kendi haklarına düşen payı üretimden almak suretiyle bugünkünden daha çok nema getiren ve fakir fukarayı faizli maliyetlerle ezmek yerine, ucuz ve bol üretimi teşvik eden kuruluşlar haline dönüşeceklerdir.
Faiz kalkınca ne olur?
Mevduat sahipleri bakımından: Parasını bankaya yatıran kişinin mevduatına herhangi bir şey olmayacak, ancak bu mev-duat faiz getiriyorken bu sefer bankanın iştirak edeceği yatırım ve ticari faaliyetlerden kâr payı alacak. Hızlı bir kalkınma hamlesi içinde bu kâr payı şimdiki aldığından daha fazla alabilecektir ve bu kârlar reel kâr olacaktır.
Şimdiki aldığı faiz, enflasyon sebebiyle para değerindeki düşüşü bile karşılamaktan uzaktır. Aslında mevduat sahibi kâr değil, zarar etmektedir. Buna ilave olarak % 100 faizle verdiği parası % 250 faizle kredi olarak holdinglere verilmektedir. Bu paraların faizleri mevduat sahibinin de kullandığı tüketim mal-larını pahalılaştırarak mevduat sahiplerini de yoksul-laştırmaktadır. Gene bu kredilerin bir kısmı batık kredi veya is-raflara gitmekte, bunu da fakir halk (mevduat sahipleri de dahil) ödemektedir.
Faiz yerine kâr-zarar ortaklığı sistemi bu zulmü kökünden kaldırmaktadır. Faizin olmadığı sistemde zarar ihtimali yok gibi-dir. Çünkü banka, yüzlerce hatta binlerce hizmete ortaktır. Bun-ların 5-10 tanesi zarar etse bile neticede çoğunluğu kâr edeceği için ortalaması kâr olacaktır.
Kredi alan ve bunu bir mukaveleye bağlayanlar yönünden de, herhangi bir problem olmayacaktır. Çünkü alınan para üretime katkı olarak kullanılacak ve buna karşılık da üretimden hakkını katkı payına göre alacak, böylece bankaya parasını yatıran faiz değil bir kâr payı olacaktır.
Bankalar yönünden de faizin kalkması problem doğurmaz: Bankalar yerindedir, sadece çalışma sistemi değişmiştir. Faiz toplayan bu müesseseler artık kalkınma, yatırım ve uygun ticari faaliyetler için fizibiliteler yapan ve kârlı faaliyetlere kâr ortaklığı ile mevduatları aktaran, kalkınmayı tah-rik ve teşvik eden müesseseler haline dönüşecektir. Fakir fu-karanın gözyaşı yerine mudilerine temiz ve reel bir kâr sağlayacaktır.
b) Vergiler: Bu günkü vergi sistemi iktidarın iki dudağı arasında istenen düzeyde olmaktadır. Ve bugün vergi oranlan keyfi bir şekilde değişmekte ve vergi yükü gayri adil bir-şekilde gittikçe artmaktadır. Çok çeşitli vergiler mükelleflerin za-manının yarısını almaktadır. 5 Nisan kararları bu faciayı gün ışığına daha çok çıkarmıştır. Yapılacak iş, bütün bu vergiler ye-rine, devletin hizmetlerine karşılık bir tek verginin konması, bu-nun Anayasa ile belirlenmesi ve üretim üzerinden alınmasıdır ki, bununla hem vergi ödeyen, hem de devlet rahat bir zemine oturmuş olacak ve hiçbir iktidar dilediği vergiyi koyamayacaktır. Şimdiki vergiler üst üste katlanarak fiyatları arttırmak suretiyle çoğunluğu fakir olan tüketici kitleyi ezmektedir. Bu zulmün he-men kaldırılması zaruridir.
c) Darphane: Şimdiki sistemde paraya, ihtiyaç duyul-dukça basılıyor ve bunun için herhangi bir mal üretilmiş olup olmadığına bakılmıyor. Yani gerektiğinde karşılıksız para basılıyor, böylece paranın satınalma gücü azaltılarak bir çok zulme sebebiyet veriliyor.
Diğer yandan dış ülkelerle yapılan anlaşmalar da paramızın karşılığı; altın, döviz stoku ve IMF deki kullanılmamış krediler toplamı olarak kabul edilerek memlekete dar bir gömlek giydirilmiş olup, gelişme imkanı bırakılmamıştır. Paranın mal karşılığı basılması prensibi kabul edilip, karşılıksız para basma zulmü ortadan kaldırılmalıdır.
d) Kambiyo: Faiz ve haksız vergiler her sene üretim ma-liyetini arttırıyor. Bu ise üretilen her malın fiyatının her sene art-masına sebep oluyor. Mesela, birinci sene l kg. pamuk üretimi ABD'de 1$, bizde 30.000 TL. ise 1$ = 30.000 TL. olur. İkinci sene, bizde 60.000 Lira'ya çıkıyorsa l $ = 60.000 TL olur. Yani paramızın değeri yarıya inmiş oluyor. Halbuki Adil Düzen'de üretim maliyetleri en aşağı üç dört misli ucuz olacak ve faiz ile haksız vergi gibi Üretim maliyetlerini arttırıcı faktörler olmayacaktır. Üretim maliyetleri de değişmeyeceği için paramızın değeri yükselecek. Dış paralar, faizleri az olsa bile, faizci sistemin paraları olduğu için, TL karşısında değer kay-bedecektir. Böylece, en muteber para Adil Düzenin parası ola-caktır.
e) Banka sistemi: Şimdiki banka sistemi fakirden alıp zen-gine veriyor. Mudi parası için % 100 faize razı iken araya ban-ka giriyor mudiden % 100 faizle aldığı bu parayı, % 250 ile kredi olarak veriyor. Bu uygulama maliyetlerin anormal art-masına, israflara, batık kredilere sebep oluyor. Bunları da tek-rar fakir halk ödüyor.
Böylece gelir dağılımındaki adaletsizlikler her geçen gün artıyor. Ezilen kitle çoğalıyor, tekeller meydana geliyor. Teşebbüsün gelişmesi ve genişlemesi önleniyor. Bu ekonomik tahribatın bir an evvel kaldırılarak daha yaygın bir kredi ve teşebbüs sistemine geçilmesi ve böylece gelir dağılımındaki adaletsizliklerin giderilmesine yönelik hamlelerin desteklenerek Adil Düzenin ortaklık sistemine hemen geçilmesi zaruridir.
Burada bankaların fonksiyonu; tek başına yatırım veya ti-caret yapma imkanı bulamayanların tasarruflarını yan yana geti-rip uygun kârlı yatırımlara yöneltmek olmalıdır.
Böylece sömürünün olmadığı temiz ve reel kâr sağlayan, tasarrufları üretime yönlendiren ve herkese hakkını kârdan te-min eden Adil Düzen tahakkuk etmiş olacaktır.
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.02.11, 20:53   #2
bülent58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Nizam
Üye No : 9189
Üyelik tarihi : 26-02-2011
Mesleği : adil düzen çalışanı
Nereden : İstanbul-küçükçekmece
Konuları : 212
Mesajlar : 436
Teşekkürleri: 48
38 mesajına 52 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2 bülent58 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

HAKKI ÜSTÜN TUTAN
SEÇMENLERE SUNULUR


HAKKI ÜSTÜN TUTAN
HAKKI SAVUNANA OY VERİR

Hakkı üstün tutan seçmen vardır.
Kuvveti üstün tutan seçmen vardır.
Hakkın kuvvetli olduğuna inanan seçmen vardır
Kuvvetlinin haklı olduğuna inanan seçmen vardır.
Hakkı üstün tutan kimse, hakkı savunan partiye oy verir; onun kazanıp kazanmamasına bakmaz. Hakkı üstün tutan kimse, kendisine çıkar sağlayan partilere değil, adaletle hareket edecek olan partilere oyunu verir. Yalancı vaadlerde bulunan partiye değil, gerçekleri söyleyen partiye oy verir.
Kuvveti üstün tutan seçmen ise, kimin kuvvetli olduğunu araştırır, ona oy verir, ona sığınır, onun kanatları altında yapılan zulme ortak olmaya ve pay kapmaya çalışır. Her zaman bahanesi de vardır. 'Oyum boşa gider!' der.
Oyu boşa gitmesin diye; o parti vatan haini de olsa ona mı oy verecek?!.
Oyu boşa gitmesin diye; ülkeyi batıran partiye mi oy verecek?!.
Oyu boşa gitmesin diye; ... ... ... ?!. ... ... ... ?!.


SEÇMENLER
HAKKA OY VERMEKTEN KAÇINIYORLAR

Seçmenler!
Siz Hakka ve haklıya oy vermekle yükümlüsünüz. Ancak oy vererk onları güçlü ve kuvvetli kılabilirsiniz. Siz de Hakkı savunanlara oy vermezseniz, Hak nasıl güçlenecektir? Yoksa başkalarının Hakkı kuvvetlendirmesini mi bekliyorsunuz! Ne zamana kadar?!.
Hakkı savunanlara oy verirseniz, o zaman Hakkı üstün tutanlar sizin vekilleriniz olurlar. Diğer insanlar da sizin gibi Hakka oy verirlerse, partiniz iktidar olur; Hak üstün olur. Vermezlerse, bâtılın peşinde gidenler helâk olur; ama siz kurtulursunuz.
Yoksa siz haklı zayıftır der ve bu sözlerimize kulak vermezseniz; siz Hakkı değil kuvveti üstün tutuyorsunuz demektir. Bile bile bâtılın peşinde gidiyorsunuz demektir ve siz Müslümen değilsiniz demektir. Siz de onlarla birlikte helâk olursunuz.

Bakınız Allah dört kitabında ne diyor?
Kur'ân işte onları hatırlatıyor ve diyor ki:
"Önerilere kulak asmadan sırtını çevirip giden kimsenin bu davranışını hiç düşünüp değerlendirmedin mi?";
"Tevelli eden kimseyi rey etmedin mi?"(Necm[53]; 33)


HAKKI ÖNCE DESTEKLEYİP SONRA TERKEDEN
HAKKA İHANET ETMİŞTİR

Hak size anlatıldığı zaman, önce kabul ediyor ve evet diyorsunuz.
Sonra şeytan size geliyor, içinize endişe ve korku düşürüyor, 'oyunuz boşa gidecek!' gibi saçma sapan sözlerle sizi doğru olan ilk kararınızdan çeviriyor ve pişman ediyor. Hakkı bıraktırıp sizi ondan uzaklaştırıyor.
Sonuç olarak yine kuvvete tapmaya başlıyorsunuz.
Bu apaçık bir ihanettir.
Cezası çok ağırdır.
İlâhî kanunlar sizi cezalandıracak ve paramparça edecektir.

Kur'ân işte onları hatırlatıyor ve diyor ki:
"Önce hakkı söyleyerek halkı uyardı, onları harekete geçirdi, sonra gerçekleri söylemekten vazgeçti ve halkı yarı yolda bıraktı.";
"Kalîlen i'tâ etti ve ikdâ etti."(Necm[53]; 34)

KEDA: Birinci yağmur yağdıktan sonra otlar yeşillenir ve 'vely' denilen ikinci yağmur gelmezse, yeşillikler kuruyup çerçöpe döner. Bu durumda tohumlar da yok olacağı için bir daha yağmur yağsa bile artık o topraklar kolay kolay yeşeremez.


"OYUMUZ BOŞA GİDER!" DİYORLAR

Seçmenlerin böyle davranmalarına kendi akıllarınca sebep vardır:
"Nasılsa o parti kazanamayacak! Oyumuz boşa gidecek!" şeklindeki düşüncelerini bu davranışlarına gerekçe ve mazeret olarak gösterirler.
Oysa asıl oyunu kuvvete verirsen oyun boşa gider; sadece boşa gitmekle kalmaz sana zehir olup helâk eder. Şimdiye kadar nice kuvvetliler vardı ki hepsi de tepetaklak dönüp helâk oldular. Yoksa siz de onlar gibi mi olmak istiyorsunuz?
Kimin kazanacağına halk karar verecektir.
Eğer kazanacak olan baştan belli olsaydı seçim olmazdı. Sana da oy attırmazlardı. Hakka oy vermiyeceksen, yapılan seçimin anlamı nedir ki?..
Behey şaşkın! Senin reyin kazanacak kimseyi belirleyecek. Sana kazanma totosu, kumarı, şans oyunu oynatmıyorlar; kim kazansın diye soruyorlar.
Kimin kazanacağını baştan bilmek, gaybı haber vermektir. Oysa Allah'tan başkası gaybı bilemez. Kim bilir o gece Allah kime ne ilham edecek de sabah kime oy verecek?
Sen sadece görevini yap.
Gerisine karışma.

Kur'ân işte buna işaret ederek diyor ki:
"Yoksa halkın kime oy vereceği gaybî bir olaydır. Onlarda gayb ilmi var da halkın yalanlara oy vereceklerini mi bilmektedirler?";
"Yoksa onda gaybın ilmi var da o rey mi ediyor?"(Necm[53/35)


HAK DAİMA MUZAFFER OLMUŞTUR

Oysa tarih boyunca peşpeşe hak ve kuvvet medeniyetleri gelmiştir.
Hak medeniyetler hep gelmiş ve gelişerek bugünkü dünyayı kurmuşlardır.
Kuvveti üstün görenler ve kuvvetli olanlar daima helâk olmuş ve halef bırakmamışlardır. Bunun en ilgi çekici örneği Hz. Musa Peygamber'dir.
Firavun, çağının tek güçlü ve süper devleti iken; yetim ve kekeme bir adam hakkı söylediği için galip gelmiş ve insanlık hâlâ onun gösterdiği yoldan gitmektedir.
Kur'ân, peygamber kıssalarını laf olsun diye anlatmaz; ders ve ibret alınsın diye anlatır. Geçmişte yapılan hatalar tekrar edilmesin diye anlatır.

Kur'ân işte buna işaret ederek diyor ki:
"Yoksa ona Musa'nın getirdiği kitap olan Tevrat'ta yazılanlar duyurulmadı mı?";
"Yoksa o Musa'nın sahifelerinden inbâ edilmedi mi?"(Necm[53]; 36)


İBRAHİM HAK İÇİN OĞLUNU KESMEYİ KABUL ETTİ
SEN İSE BİR TEK OYUNA KIYAMIYORSUN!

Hakka inanmak ne demektir?
Hakkın üstün olduğunu kabul etmek ne demektir?
Bunu Hz. İbrahim Peygamber'in davranışı ile daha iyi bilebiliriz.
Hazreti İbrahim hakkı aramış ve önce aklı ile sonra da kendisine gelen vahiy ile hakkı bulmuştu. "Allah'a teslim oldum" demişti. Allah onu imtihan etmiş; "öyleyse oğlunu kes" demiş ve hem İbrahim hem de oğlu İsmail yani her ikisi de buna rıza göstermişlerdi. Oğlunu kesmeye kalkışmış, ama Allah ona oğlunu bağışlamıştı.
Sen nasıl oluyor da hem 'Ben Müslümanım' diyorsun; hem de Hak ve hakikata basit bir işe yaramaz olduğunu itiraf ettiğin bir oyu bile veremiyorsun. Madem ki oyun bir işe yaramıyor, boşa gidiyor; bırak da bari Hak uğruna boşa gitsin!
Ama iyi bil ki kesinlikle boşa gitmeyecektir.

Kur'ân işte buna işaret ederek diyor ki:
"Allah'a teslim olduğunu söyledikten sonra Allah'ın emri özerine oğlunu kurban etmeye razı olan İbrahim'in de sahifeleridir o.";
"Tevfî eden İbrahim'in de."(Necm[53]; 37)


HERKES KENDİ OYUNDAN SORUMLUDUR

Kur'ân, böylece hakkı üstün tutmanın ne demek olduğu anlatıldıktan sonra, Musa ile İbrahim'in ortak sahifelerinde bulunan ve hakkı üstün tutma ile ilgili hükümleri anlatmaya başlıyor.
İnsanın görevi hakkın yanında olmaktır. Diğer insanlar da eğer isterlerse hak tarafını tutarlar, senin de oy verdiğin Hakkı üstün tutan partiyi iktidar yaparlar ve böylece kurtulurlar. Ama eğer o hakkı istemiyor ve kuvvetin altında ezilmek istiyorsa, elli defa yalan söylesen bile sen onu kurtaramazsın.
O helâk olur, ama sen Hakkı tuttuğun için Allah seni korur. Çünkü herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Ancak kendisi iyilik yaparsa, o iyiliklerinin karşılığı olarak o da iyiliklere ve iyi yöneticilere kavuşur.
Kötülük ve kötüler de aynen öyle.
Senin iyiliğinle o iyi olamaz ve iyiliğe kavuşamaz; dolayısıyla kötülüklerden kurtulamaz. Onun kötülüğünü de sen o kötülüğe ortak olarak gideremezsin; aksine sen de onun gibi kötü olursun.

Kur'ân bunu açıkça ifade ediyor; İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde şöyle yazıyormuş:
"Hiçbir topluluk veya kişi başka bir topluluğun yükünü yüklenmez. Herkes kendi yaptığından sorumludur ve kendi yaptığının karşılığını bulur.";
"Hiçbir vâzir başkasının vizrini vezr etmez."(Necm[53]; 38)

Burada "VAZİRET" müennes olarak kullanılmıştır. Bu, topluluğu ifade eder. Diğer taraftan kelime müfred olduğu için yük taşıyan kişi de kastedilmiş olabilir. Burada "HAMİLET" anlamına geldiği için müennes kullanılmıştır. Görev yüklenenler gebe kadına benzetilmiştir. Artık onların sorumlulukları var demektir.


İNSAN İÇİN ÇALIŞMASI DIŞINDA BİR ŞEY YOKTUR

Herkes ancak hak yolunda kullandığı oy nisbetinde kendisi için hayırlı olanı yapmış olur. Sadece kuvvetlidir diye bir partiye oy veren kimseler, kendilerine ateşten bir kıvılcım çakmış olurlar. O kıvılcımla tutuşacak olan yangın, daha ahirete girmeden onları yakabilir.
Kuvvetliye verilen oy kâfirler için belki dünyada başarı kaynağı olabilir; amma Hakka inananlar için dünyada keffaret olsun diye başarısızlığın kaynağı olur.
Hakka inan kimse kuvvetliye oy verdiği zaman verdiği oy yalnız boşa gitmekle kalmaz, aynı zamanda cezalandırılmasının da sebebi olur.

Oysa tek kazançlı yol, başkalarının yaptıkları ile değil, başkalarının oy vermesinde değil; sadece kendi çalışman, sadece ve sadece hakkı tutman, onu kuvvetli kılman ve onu kuvvetli kılmak için verdiğin bir oydur.

Kur'ân bunu şöyle anlatıyor:
"İnsan için kendi yaptığından başka kimsenin yaptığından bir fayda yoktur.";
"İnsanın sa'yinden başka bir şeyi yoktur."(Necm[53]; 39)


HİÇ BİR OY BOŞA GİTMEZ

"Kazanamayacak partiye oy verirsek oyumuz boşa gider. En iyisi biz kazanacak partiyi bulalım da oyumuzu ona verelim!"
Böyle düşünen, böyle diyen ve böyle yapan şeytana tapıyor demektir. Çünkü bâtılın kuvvetli olduğunu gösterme sadece o lânetli şeytanın marifetidir.

Oyunu Hakka verirsen, önce oyun boşa gitmez. Hakkı tutan ve destekleyen kaç kişidir, belli olmuş olur. Sonra mevcut partiler bu aldıkları oy oranına göre bütçeden pay alıyorlar. Sen o partiye oy vermekle, bu yönüyle de Hakkı tutanı desteklemiş olursun.
Bütün bunların hiç biri olmasa bile, senin görevin Hakkı tutmaktır. Yoksa kuvvetliyi tutmak Hakkı inkârdır.
Senin görevin Hakkı savunmak ve Hakka oy vermektir.
Böyle yaparsan oyun boşa gitmez ve ziyan olmaz.
Hangi peygamberin çalışmaları boşa gitmiştir ki?

Kur'ân bu konuda da diyor ki:
"Yaptıkları asla kaybolmayacak, ileride kesinlikle karşılığı görülecek ve semeresi alınacaktır.";
"Ve sa'yı ileride rey olunacaktır."(Necm[53]; 40)


BOŞA GİTMEK NE DEMEK;
AZAMİSİ İLE KARŞILANACAKTIR

"Oylarımız boşa gidecek" diyorsun!
Tam tersine hiç bir çalışma ve iyilik boşa gitmez.
Her çalışmanın karşılığı hem de eksiksiz olarak verilir.
İlâhî nizam budur ve bu da böyledir.

Siz burada faaliyet gösterir ve bir oy verirrsiniz. Belki de sizin bu sizin oy verdiğiniz parti o an için seçimi kazanamaz. Ancak Allah başka taraflardan bu iyiliğinizin karşılığını mutlaka verir. Sizin oy vermediğniz partileri ve o partilere oy verenleri Allah helâk eder ve onların yerlerine başkalarını, iyi insanları ve hakka lâyık olanları getirir. Böylece sa'yiniz, gayretiniz, çalışmanız yine yerini bulmuş olur.
Ben bunu kendi hayatımda hep denedim ve müsbet netice aldım.
Düşünürseniz göreceksiniz ki, sizin hayatınız da hep böyle olaylarla doludur.

Kur'ân bu konuda diyor ki:
"Hakka oy verdiğiniz için size karşılığı eksiksiz olarak ödenecek.";
"O evfâ cezâ ile tecziye edilecek."(Necm[53]; 41)


SONUÇ ALLAH'A AİTTİR

"Ben oyumu veririm ama başkaları vermez, böylece oyum boşa gider!"
Dolayısıyla "Ben Hakkı hak kabul etmem!" diyorsun.

Oysa, hiç bir şeyi sen yapmazsın; yapamazsın.
İyi bil ki; her şeyi yapan sadece ve sadece Allah'tır.
Sen sadece sebepleri işler ve yerine getirirsin.
Tarlayı sürersin, ekersin, gübrelersin, ilâçlarsın, sularsın...
Ama sen asla buğdayı büyütemezsin. Buğdayı büyüten ve yetiştiren O'dur.
Bir Müslüman 'Ben bunu yaptım!' dese; artık Müslüman değildir.
Hayır ve şer, iyilik ve kötülük, sadece Allah'tandır.
Sen sadece oyunu verecek ve bekliyeceksin.
Senin görevin bu kadardır.
Sonuç Allah'a aittir.

Kur'ân işte buna işaret ederek İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde şunlar yazılıdır diyor:
"Sonuçlar Rabb'ine aittir. Sizin göreviniz yapmaktır. Sonuca karışmayın.";
"Müntehâ Rabb'inedir."(Necm[53]; 42)


BAŞARI ALLAH'TANDIR;
BAŞARISIZLIK DA ALLAH'TANDIR

Partileri iktidara getiren Allah'tır.
İktidardan düşüren de yine Allah'tır.
Senin görevin Hakka rey vermekten ibarettir.

Yahudiler Hz. İsa'yı astırmak istediler. Kendisi yalnız 12 arkadaş bıraktı. Şimdi ise dünyada en çok ümmeti olan dinlerden biridir. Onun oyu azdı ama arkasında Allah vardı. Allah ise kuvvet ve kudret sahibi olan tek güçtür.
Sen Allah değil, imtihan olunan Allah kulusun.
Hakkı tutan partiye oyunu ver, gerisine karışma.
Sen sadece yapabileceğini yapmakla yükümlüsün.
Ancak böyle yaparsan kurtulursun.
Yoksa helâk olursun.

Kur'ân bu konuda da diyor ki:
"Başarıya ulaştırarak o güldürür. Başarısızlık içinde o ağlatır.";
"O idhak etmiştir ve ibkâ etmiştir."(Necm[53]; 43)


ALLAH PARTİLERİ
SENİ İMTİHAN ETMEK İÇİN VARETTİ

Hiç bir zaman unutma ki; iyi olsun kötü olsun karşına çıkan bütün partilerin hepsini kurduran ve yaşatan Allah'tır. O istemeder ve dilemeden hiç bir şey olmaz. Allah o partileri sadece seni imtihan etmek için varetti. Bakalım sen Hakkı mı yoksa kuvvetliyi mi tercih edeceksin?
Hakkı tercih edersen hem dünyada saadetler içinde yaşarsın; hem de âhirette sınırsız mükâfatlara kavuşur ve orada da saadete erersin.

Unutma!
O partiler de, onlara oy verenler de aslında zayıftırlar. Ama Allah onları sana kuvvetli gösteriyor ki, acaba sen gerçekten Allah'a inanıyor musun? Yoksa başka bir güce ve kuvvete mi inanıyorsun?

Hakkı üstün tutmak ne demektir?
Hakkı üstün tutmak bunları yapmak demektir.
Anlayarak ve anlatarak; yaşayarak ve yaşatarak hakkı üstün tutmak.

Kur'ân, sonunda diyor ki:
"Tüm halkı ve toplulukları O öldürmektedir ve O diriltmektedir?";
"O imâte etmektedir, O ihyâ etmektedir."(Necm[53]; 44)


HERKES KENDİ PARTİSİNİ KENDİSİ SEÇSİN

Ben sizlere Hakkı üstün tutan kimselerin Hakkı üstün tutan kimselere oy vermeleri gerektiğini anlattım. Ama hangi partinin Hakkı üstün tuttuğunu söylemedim. O husustaki kararı siz vereceksiniz.
Bana göre elbette oy vereceğim bir parti vardır.
Ancak o benim içtihadımdır.
Hata etmiş olabilirsin. Elbette daha iyi bilenlere danışacaksın, ama kararı sen vereceksin ve oyunu da ona göre kullanacaksın. İşte o zaman sen gerçek Müslümansın ve kendi iradene dayanarak karar vermektesin
Ama filan kuvvetlidir, nasılsa o yener diyor ve oyunu herhangi bir partiye -bu parti hak partisi de olabilir- veriyorsan; bu durumda sen ya Tanrı'yı inkâr ediyorsun ya da O yenemez diyorsun! Yani ya kâfirsin ya da müşrik.

Müslümana göre; Hakkın arkasında Allah vardır. Arkasında Allah olan da mutlaka muzaffer olacaktır. Sen de Müslümansan, o zaman Allah'a güven ve sana göre Hakkı üstün tutan partiye oyunu ver.

Hakkı üstün tutan hiç bir parti yoksa; o zaman o partiyi sen kur. Senin gibi düşünen insanları bul, onlarla işbirliği yap ve hep birlikte Hakkı üstün tutan partiyi kurun. Hakkı üstün tutan bir parti yoksa, Müslümanların üzerine böyle bir parti kurmak farzdır.
View bülent58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
adil, düzene, geçilecek, nasıl

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Adil Düzen'de Enflasyon Ne Olacak? Alemdâr-ı İslâm ADİL DÜZEN 0 27.02.10 19:59
Adil Düzen'de Dış Borçlar Ne Olacak? Alemdâr-ı İslâm ADİL DÜZEN 0 27.02.10 19:55
Erbakan ve Adil Düzen Muhammed YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI 2 29.11.09 19:06
Adil ekonomik düzen Cihad Yıldızı MİLLî GÖRÜŞ 0 30.08.09 23:16
Adil Düzen Nerede Var? Sorusu AeX Erbakan'ın Mücadelesi 0 15.04.09 12:17

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:34 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.