| Konular: 50,295 | Mesajlar: 311,800 | Üyeler: 10,666 | Online: 220 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » MİLLî GÖRÜŞ » Milli Görüs (Cevaplar) » ADİL DÜZEN »

ADİL DÜZEN Adil Düzen Hakkında Kaynak oluşturacak Paylaşımları Buradan Paylaşalım

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.12.10, 18:30   #1
bişnev - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 3787
Üyelik tarihi : 19-04-2009
Nereden : Adana
Konuları : 150
Mesajlar : 2,163
Teşekkürleri: 1,682
1,060 mesajına 2,067 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 bişnev is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart Adil düzen




İnsandaki dört meleke ve “Adil Düzen”

“Adil Düzen” Hakkı üstün tutan düzendir.

“Zalim Düzen” ise kuvveti üstün tutan düzendir!

“Adil Düzen”de kim haklı ise kuvvetli olan da odur.

“Zalim Düzen”de ise kim kuvvetli ise haklı olan odur!

Bu konuyu biraz daha açalım.

İnsanda his, fikir, irade ve ünsiyet diye dört meleke vardır.

His iyiyi kötüden ayırır.

Fikir doğruyu yanlıştan ayırır.

İrade faydalıyı zararlıdan ayırır.

Ünsiyet ise adaleti zulümden ayırır.

İyi, doğru, faydalı ve adil olan ‘hak’tır. Kötü, yanlış, zararlı ve zulüm olan ise ‘bâtıl’dır.

– Hisler ne yapılacağına karar verir, yani iyiliğin ne olduğunu belirler.

– Fikirler nasıl yapılacağına karar verir, yani doğruyu bulur.

– İrade ne zaman yapılacağına karar verir, yani faydalıyı yapar.

– Ünsiyet ise nasıl paylaşılacağına karar verir, yani adil bölüşüm yapar.

Kâinatta hak ile bâtıl arasında mücadele vardır. Bu mücadelede tarafsız kalamazsınız; ya hakkın yanında olacaksınız, ya da bâtılın yanında olacaksınız. Sizi arada bırakmazlar.

Hakkın yanında olanlara “Adil Düzenci”, bâtılın yanında olanlara “Zalim Düzenci” diyoruz.

Burada şu itirazda bulunabilirsiniz; ‘Biz de Adil Düzenciyiz, hakkın yanındayız, inanıyoruz ama sizin bildiğiniz ve söylediğiniz Adil Düzenci değiliz.’ Bu iddianıza karşı deriz ki:

– Siz bâtıla hak diyorsunuz. Biz ise bizim anladığımız “Adil Düzen”i kabul edin demiyoruz.

Gelin birlikte hakkı arayalım. Bulduğumuz kadarıyla birlikte ona sarılalım.

Siz ise sükut ediyor, susuyor, tartışmıyor, sonra ayrılıp “Adil Düzen”e karşı çıkıyorsunuz, hakka karşı çıkıyorsunuz! Siz ayrılıp da sizinki “Adil Düzen” değil deseydiniz, tartışırdık...

Yukarıda anlatılanlar kişisel anlayışta “Adil Düzen”dir. Ayrıca yönetimde “Adil Düzen” vardır.

*

Yönetimde “Adil Düzen” nedir?

İnsanlar birlikte yaşarlar. Kişilerin hakları ile topluluğun düzeni birlikte korunur. “Adil Düzen” işte bunun adıdır. “Adil Düzen” kişilerin haklarını çiğnemeden topluluğun düzenini sağlayan bir mekanizmadır.

– Bu düzen nasıl sağlanacaktır? Bu düzen ‘yargı üstünlüğü’ ile sağlanacaktır. Herkes kendi içtihadına göre iş yapar. Herkesin hak ve hürriyet sınırı başkalarının hak ve hürriyet sınırıdır. Bu sınırı tarafların seçtiği ‘iki hakem’ ile onların seçtiği ‘başhakem’den oluşan ‘Hakemler Heyeti’ belirler. Herkes onların kararına uyar. Yargı kararlarına karşı çıkanların, yani zalimlerin bertaraf edilmesi ise ‘dayanışma ortaklıkları’nca sağlanır. Hakkı kabul eden Adil Düzenciler bir olur, bâtılın yanında yer alan zalimleri birlikte tenkil ederler.

İşte “Adil Düzen” demek, yargı kararlarına karşı birleşerek Hakkı kuvvetli hâle getirmek demektir.

– İnsanlar hislerini ‘sanat’ ile ifade edip içtimaileştirirler.

– Fikirlerini ‘dil’ ile ifade ederek içtimaileştirirler.

– İradelerini ‘teknik’ ile ifade ederek içtimaileştirirler.

– Ünsiyeti ‘hukuk’ ile ifade ederek içtimaileştirirler.

Milli gazete
__________________


Sevgili!..

Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim…
Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim.
Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak,
Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.
View bişnev'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için bişnev kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (27.12.10), muallim (27.12.10)
Alt 27.12.10, 19:16   #2
muallim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 3461
Üyelik tarihi : 29-03-2009
Konuları : 654
Mesajlar : 4,481
Teşekkürleri: 10,380
2,953 mesajına 5,391 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8 muallim is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 06.12.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Baştarafı şiir zannettim ama,şiir değil nesirmiş...
Güzel yazı olmuş.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




" Kişi Sevdiği ile Beraberdir "

(Hadisi Şerif)

"İlim mü'minin en yakın dostudur.
Akıl onun yol göstericisi;iyi,yararlı amel,işlerini düzene sokucusudur.
Yumuşak huyluluk onun veziri,sabır onun hükümdarı,şefkat ve merhamet onun babası,hazımlı olmak onun kardeşidir."
View muallim'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için muallim kullanıcısına teşekkür edenler:
bişnev (27.12.10)
Alt 27.12.10, 19:23   #3
bişnev - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 3787
Üyelik tarihi : 19-04-2009
Nereden : Adana
Konuları : 150
Mesajlar : 2,163
Teşekkürleri: 1,682
1,060 mesajına 2,067 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 bişnev is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
muallim´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
Baştarafı şiir zannettim ama,şiir değil nesirmiş...
Güzel yazı olmuş.
konuyu açtıktan sonra bana da öyle gelmişti.
__________________


Sevgili!..

Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim…
Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim.
Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak,
Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.
View bişnev'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için bişnev kullanıcısına teşekkür edenler:
muallim (27.12.10)
Alt 27.12.10, 20:57   #4
EBU UBEYDE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Azimli Üye
Üye No : 8733
Üyelik tarihi : 30-11-2010
Nereden : İSTANBUL
Mesajlar : 89
Teşekkürleri: 1
50 mesajına 75 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2 EBU UBEYDE is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

cezakallahu hayr
essalamu aleykum
View EBU UBEYDE'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.12.10, 21:38   #5
bişnev - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 3787
Üyelik tarihi : 19-04-2009
Nereden : Adana
Konuları : 150
Mesajlar : 2,163
Teşekkürleri: 1,682
1,060 mesajına 2,067 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 bişnev is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart

vealeykum selam.
__________________


Sevgili!..

Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim…
Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim.
Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak,
Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.
View bişnev'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.02.11, 20:46   #6
bülent58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Nizam
Üye No : 9189
Üyelik tarihi : 26-02-2011
Mesleği : adil düzen çalışanı
Nereden : İstanbul-küçükçekmece
Konuları : 212
Mesajlar : 436
Teşekkürleri: 48
38 mesajına 52 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2 bülent58 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

'ADİL DÜZEN' NEDİR ?





G İ R İ Ş


SOSYAL GRUPLAR KELİMELERİN ÇEVRESİNDE TOPLANIR

İnsanlar kelimeler (sloganlar, deyimler, ıstılahlar...) etrafında toplanır ve gruplanırlar. Bu gruplanma, o kelimeyi benimseme şeklinde olabildiği gibi, o kelimeyi reddetme şeklinde de olabilir. Kelimeyi benimseyenler veya kelimeye karşı olanların çoğu, o kelimenin manasından tamamen habersizdirler. Benimseyenler de, başka başka manalar verirler. Menfi veya müsbet etkisiyle, sosyal grup oluşturan kelimelerin manaları değil, kendileridir.



TÜRKİYE, 'HAKİMİYETİ MİLLİYE' VE
'KUVVAYI MİLLİYE' KELİMELERİ ÜZERİNDE OLUŞTU

Türkler Anadolu'da 'Hakimiyeti Milliye' ve 'Kuvayı Milliye' sözleri üzerine birleşerek İstiklâl Savaşı'nı kazandılar. Sonra bu kelimeler cumhuriyet ve istiklâl kelimelerine dönüştürülmüştür. Bir müddet sonra da laiklik ve batılılaşma şeklini almıştır. Bu kelimelerin manaları da herkes için farklı farklıdır.


KELİMENİN MANASI AÇIK VE NET OLMAZSA
GRUP FAYDALANAMAZ

Manası bilinmeyen veya değişik şekilde anlaşılan kelimeler, toplulukları veya sosyal grupları oluşturur. Ne var ki, bu topluluk veya sosyal grupların başarıya ulaşması için benimsedikleri kelimelerin manasını bilmeleri gerekir. Bu mana, temele dayalı ve gerçekten geliştirici bir kelime olmalıdır. Yoksa sosyal grup veya topluluk, ızdıraplar içinde kıvranarak tarihe karışır. Türkiye dahil bütün dünyadaki sosyalistlerin etrafında toplandıkları kelimeler, başarılı olamamıştır.
Günümüzdeki sıkıntıların ve ızdırapların sebebi ve kaynağı, insanların bu kelimelerin manaları üzerinde birleşememiş ve ittifak edememiş olmasından ileri gelmektedir.


'ADİL DÜZEN'İN MANASI NETLEŞTİRİLMELİDİR

Refah Partisi camiası kendisine böyle birleştirici bir kelime aramış ve başlangıçta 'Millî Görüş' kelimesini benimsemişti. Ne var ki, bu kelimenin manası belirsizdi ve toplulukta makesini tam olarak bulamamıştı.
Yıllar sonra, Necmeddin Erbakan bizimle yaptığı çalışmalar sonunda 'Adil Düzen' kelimesini kullanmaya başlamış ve bu kelime etrafında sosyal ve siyasi grup oluşturmuştur. Aynı zamanda (içte ve dışta) Adil Düzen'e karşı olan grup veya gruplar da kendiliğinden oluşmaya başlamıştır.
Şimdi gelinen bu merhalede, Refah grubunun başarılı bir sonuca ulaşabilmesi için 'Adil Düzen' kelimesine net bir açıklık getirmesi ve hiç olmazsa onu benimseyenler arasında aynı manayı taşıması gerekmektedir.


NETLEŞME, ÇABA VE ÇALIŞMA SONUCU OLUŞUR

Bir kelimenin manasının netleşmesi için o kelime üzerinde 'ilmî çalışma' yapılmalıdır ve bu çalışmalardan grup üyeleri de haberdar edilmelidir.
Adil Düzen, Akevler'de ortaya konmuş ve geliştirilmiş bir sistemdir.
Refah Partisi camiası, genel olarak başından beri bu çalışmalara karşı olmuş, Adil Düzen düşmanları kadar -hatta zaman zaman onlardan daha çok- Refahlılar çalışmalarımıza muhalefet etmiş; yıllardır yaşadığımız ve hâlen de yaşamaya devam ettiğimiz sıkıntılara sebebiyet vermişlerdir...
Bir taraftan A k e v l e r'in ürettiği mamul ve mahsul benimsenip kullanılıyor; diğer taraftan ana kaynağa hasmane tavır takınılıyor...
İnsanın, 'gölge etmeyin; başka ihsân istemez!' diyesi geliyor...
Yıllardır, yaptığımız neşriyatlar okunmuyor ve tartışılmıyor!..
Maddî ve manevî açıdan destek ve katkıda bulunulmuyor!..

Bu durum, Refah'ta başarı ümidini yok ediyor!


ADİL DÜZEN'İ HERKES TANIMLAMALI VE KARŞILAŞTIRMALIDIR

Adil Düzen'deki mananın anlaşılabilmesi için önce ilim adamları ve düşünürler tarafından ele alınmalı ve tartışılmalıdır. Net ve ortak tanımlara ancak bundan sonra anlaşarak varabiliriz.
Bunun gerçekleşmesi için karşılıklı olarak birbirimizi dinlememiz, tartışmamız ve başlangıç olarak kitaplarımızı/makalelerimizi okumamız gerekir. Biz sizin kitaplarınızı, siz de bizim kitaplarımızı okumazsak; bir noktada ve ortak bir kelimede birleşmemiz mümkün değildir. Kapalı kapılar ardında ve tek taraflı değerlendirmeler (veya rapor hazırlamalar) olmaz. Olmamalı. Ama maalesef oluyor.
Burada ne demek istediğimizi ve neyi kasdettiğimizi ehli çok iyi bilir!
Bunlar ilmî, ahlâkî ve sağlıklı metodlar değildir.
Böyle yapmaz ve bir araya gelmezsek, zaman içinde perişanlık ve dağınıklık içinde kalarak bugüne kadar birikmiş olan potansiyeli de harcayıp gideriz. Hattâ manası bilinmiyen ve tanınmayan kelimeler yüzünden galip ve mağlup belli olmaz, kelimenin etrafında toplananlarla kelimeye karşı olanlar arasında gittikçe artan bir kin ve nefret doğar; en sonunda da -Allah korusun- ülke halkının birbirine düşmesine sebebiyet verebilir.


"ADİL DÜZEN"İ TANIMLIYORUZ

'A d i l D ü z e n' kelimesini ortaya koyan biz değiliz; ancak 'Adil Düzen' diye gösterilen muhtevanın esaslarını ortaya koyan biziz.
Başta Necmeddin Erbakan Hoca olmak üzere, Refahlılar bu muhtevaya 'Adil Düzen' dediler. Anlamadan ve bugün de henüz onun ne olduğunu tam olarak anlatamadan; güçlendiler.
Şimdi de o kelimeyi ve muhtevasını unutarak, Batı sistem ve modelinde iktidar nimetinden yararlanma peşindedirler. Bize yakışmayan, pragmatik bir davranış, düşünce ve felsefe...
Doğrusu bu anlayış ve davranışları anlamakta büyük zorluk çekiyoruz.
Zorluk çekiyoruz; çünkü böyle olabileceğine ihtimal bile veremiyorduk.
Onlara, afiyet olsun diyelim mi(?), yokse demiyelim mi(?); bilemiyoruz!?.

Biz, bir kötülüğün aracı olma sıkıntısını üzerimizden atmak için bu kitabı telif ediyoruz. İktidar nimetlerine dalanların artık bizim bu kitabımızı okumaları ve çalışmalarımızı değerlendirmeleri mümkün değildir!
Ama henüz yükselememiş ve bir yerlere gelememiş garipler ve mustazaflar; yükselmeden ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmadan önce, okurlar ümidiyle bu tebliğ hizmetini yerine getirmeye çalışıyoruz.
Çalışmak ve gayret bizden;
Başarı Yüce Allah'tandır.


BAŞARI, BİR TEMELE İSTİNAD ETMEKLE MÜMKÜN OLUR

Türkiye Devleti, başlangıçta 'Kuvayı Milliye' ve 'Hakimiyeti Milliye' ilkelerine dayanmıştır. Zaferden sonra ise 'Hakimiyeti Milliye' 'Hakimiyeti Şahsiye'ye; 'Kuvayı Milliye' de 'Tabiyeti Garbiyye'ye dönüşmüştür.
Batı dünyasının millî iradelerinden çıkan kanunlar, silah zoru ile yeni Türk devletinin kanunları olmuştur. Böylece cumhuriyeti oluşturan temelden cumhuriyet mahrum edilmiştir. İşte günümüzde çekilen ıstırap ve sıkıntılar, bu yanlış uygulamadan ileri gelmektedir.
1950'den sonraki arayışlar da, eski ana temele dönülmediği için bir yarar sağlamamıştır. Biz, bunun sorumlusu olarak, o zamanın hakim kişileri olan Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'ları görmüyoruz.
Bu durumun sorumlusu olarak, 'Hakimiyeti Milliye' ile 'Kuvayı Milliye'yi açık ve net olarak ortaya koyamıyan, dolayısıyla topluluğu onun etrafında birleştiremiyen, ilim ve din adamlarında görüyoruz.
'Hukuk düzeni' kurulamazsa, yerine 'askeri düzen' oluşur.
O da oluşmazsa veya oluşamazsa, devlet yıkılır. Bundan dolayıdır ki, biz tüm askeri müdahaleleri yerinde bulmuşuzdur. O müdahalelerin sorumlusu askerler değil; bilakis memleketin o hâle düşmesine seyirci kalan ilim/din adamları ve politikacılardır.


REFAH OLAYININ SORUMLUSU DA
REFAHLILAR VE ANTİ REFAHLILAR OLACAKTIR

Yapılacak ilk işimiz, 'A d i l D ü z e n'in tanım ve tarifini yapmak olmalıdır.
Ortak tartışma ve çalışmalar sonunda, bu kelime açıklığa kavuşmalıdır. Benimseyenler, neyi benimsediklerini; karşı çıkanlar da, neye karşı çıktıklarını bilmelidirler.
Ancak böyle bir çalışmadan sonra bu sistem ve düzen, faydalı ve yapıcı olacaktır. Çünkü bu net açıklamalardan sonra, artık 'bilerek reddetme' veya 'bilerek kabul etme' imkanı vardır.
Ama bilmeden reddetmek veya kabul etmek, daima zararlıdır.
Karanlıklarda körebe oynamaya benzer...

Değerli Okuyucular!
Sizler öyle olmayın ve öyle yapmayın.
Yaparsanız; siz de onlar gibi olursunuz.
Onların ülkeyi getirdiği nokta ise artık belli.
Bu ülke hepimizin ve artık hep birlikte çalışmalıyız.
Öyle görünüyor ki; artık pek kaybedecek vaktimiz kalmadı!



'A D İ L D Ü Z E N' NEDİR?


PEYGAMBERLER HAKKI ÜSTÜN TUTAR

İnsanlık tarihinde daima iki düzen varolmuştur:
Hakkı üstün tutan Peygamberler Sistemi;
Kuvveti üstün tutan Filozoflar Sistemi.

Peygamberlere göre kâinatı var eden Allah vardır. O Allah, insanlara 'cüz'î irade' vermiş ve işlerinde serbest bırakmıştır. Hakk'ın yanında olanlar, sonunda mutlaka galip gelirler. Çünkü Hakk'ın arkasında Allah vardır ve Allah'tan daha güçlü kimse yoktur.
Hakkı üstün tutanlar, zamanla gevşer, bozulur ve çökerler; o zaman Allah kuvveti üstün tutanlara izin verir ve onları galip getirir. Islâh olanlar ıslâh olur, olmayanlar da yok olup giderler...
Islâh olanlar, yeniden Hakk'a dayalı bir düzen kurarlar ve bu yeni düzen, eski düzenin daha da gelişmiş bir şekli olur.


FİLOZOFLAR KUVVETLİYİ ÜSTÜN TUTARLAR

Filozoflara göre, kâinatı Allah değil tabiî oluşlar yönetiyor. Kim güçlü ise çatışmada o yener, galip gelir ve sonunda seleksiyon yoluyla gelişme olur.
Mahkemeler, hakkın ortaya çıkması için değil; kuvvetlinin kuvvetini her tarafta izhar etmesi ve pekiştirmesi içindir.
Çıkar paralelliği yoktur; çıkar çatışması vardır.
Seçim, kuvvetlinin tesbitini yapmak için yapılır.
Kuvvetliyi savaşla değil de, ekseriyetle tesbit ederiz.
Seçimde en çok rey alan demek, halkı en çok korkutabilen parti demektir.
Seçimde en çok oy alan parti demek, devleti ve milleti en çok soyabilen, dolayısıyla serveti ve gücü çok olan, insanları aldatma konusunda becerikli olan ve insanları en iyi şekilde kandırabilen demektir.
O halde, devleti bu güçler ve güçlü olanlar yönetmelidir.
Zayıf olanlar sadece aldatılmaya ve yönetilmeye müstehaktır.
Çağımızdaki kuvvete dayalı Filozoflar Sistemi böyle çalışmaktadır.


ADİL DÜZEN, HAKKIN ÜSTÜNLÜĞÜNE İNANIR

Tarihe bakalım. İnsanlık tarihini inceleyelim.
Mezopotamya'da peygamberler gelmiş ve Hakk'ı üstün tutan bir düzen ve medeniyet kurmuşlardır. Mezopotamya Medeniyeti yaşlanıp çökmeye başlayınca, filozofların kuvveti üstün tutan Mısır Medeniyeti ortaya çıkmıştır. Bunun ardından peygamberlerin İbrani Medeniyeti doğmuş ve yeryüzüne 'hukuk düzeni'ni getirmiştir. Bu medeniyetin bozulmasıyla, filozofların Greko-Romen Medeniyeti ortaya çıkmıştır. Bu medeniyetin ardından ve mevcut durumun değerlendirilmesi sonucunda, Hıristiyanlık ortaya çıkmış; din ile düzen birbirlerinden ayrılmışlardır. Bu durum Roma ve Bizans döneminde kuvvet medeniyetine dönüşmüş, Hıristiyanlık tahrif edilmiş ve halk zorla Hıristiyanlaştırılmıştır.
Bu durumu iyi değerlendiren ve Hakk'ın üstünlüğüne inanan Müslümanlar, İ s l â m Medeniyeti'ni her din ve mezhepten olan insanların birlikte yaşadığı 'i ç t i h a d'a dayalı bir medeniyet olarak kurmuşlardır.
Bu medeniyet de çökmeye başlayınca, Avrupa'da filozofların kurup geliştirdiği Ateizm Medeniyeti ortaya çıkmıştır. Şimdi bu medeniyet zirvededir. Bundan sonraki dönemde bu medeniyet de çökecek ve yıkılacaktır.
Sıra, insanlığın yeniden 'Peygamberler Sistemi'nden kaynaklananve Hakka dayanan 'Adil Düzen'ine dönmeye gelmiştir. İnsanlık bunu beklemektedir.


YENİ MEDENİYET İLMİ MEDENİYET OLACAKTIR

Eskiden medeniyetleri ya peygamberler ya da filozoflar kurardı. Her iki taraf da, sistem ve medeniyetlerini teorik temellere dayandırmışlardır. Geçmiş olan o dönemlerde ilmî gelişmeler yoktur.
İslâmiyet sayesinde ilimler disipline edilmiştir. Hz. Muhammed(s.a.v)den sonra yeni bir peygamber gelmeyecektir. O, insanlığa gönderilen en son peygamberdir. Filozoflar devri de artık kapanmıştır.
O halde yeni bir medeniyeti ancak 'i l i m adamları' kurabilir. Çünkü alimler, peygamberlerin varisidirler. Yeni medeniyet, teoriye dayanan ve pratikle tesbit edilebilecek bir medeniyet olacaktır.
Sosyal oluşmaları, mühendislikte olduğu gibi teorik temellere dayandırıp modeller oluşturacağız ve daha sonra pilot bölgelerde uygulayacağız. Teorilerimizi pratik sonuçlara göre geliştirip değiştireceğiz.
Böylece geleceğin bin yıllık medeniyetini kurmuş olacağız.


HALK MECLİSLERİ KANUNLARI YAPAMAZ, TERCİH EDEBİLİR

Bu durumda, halkın dört veya beş senede bir ekseriyetle seçtiği meclislerin, yine ekseriyetle aldığı kararlarla, mevzuat oluşturulamaz. Bürokratların ve teknokratların, beş bin yıl önce oluşmuş kuralları kaleme almaları ile mevzuat oluşturulamaz.
Mevzuatı i l m î ekoller (üniversiteler), ilmî çalışmalar yaparak ortaya koyarlar; halk bunlardan istediğini benimser ve kim hangi ekolü benimserse onunla ilzam olunur. Sağlıklı ve sağlam bir mevzuat, yığma ve yığıştırma kurallar olarak değil, sistemler içinde oluşmuş kurallar bütünü olarak ortaya çıkar.
Demek ki Adil Düzen, sistemin kendisinden çok sistemin oluşma şeklini belirlemiştir.


FİLOZOFLARIN SİSTEMİ MERKEZÎ SİSTEME DAYANIR

Filozoflara göre, serbest yarış başlar, bu yarış sonunda kuvvetliler zayıfları ezerler ve böylece gittikçe daha üstün/güçlü olanlar varolmaya devam ederler. Böylece evrim olur. Bu sonuna kadar böyle devam eder gider. Sonunda merkezi bir yönetim doğar. Rakipler ortadan kalkar. Bu sefer topluluk rakipsiz kaldığı için çöküp dağılır ve parçalanır. Yeniden serbest rekabet sahası doğar. Gelişme devam eder. Bu durum böyle sürüp gider. Öyle bir hukuk düzeni oluşturulur ki, bir an önce 'Merkezî Yönetim' oluşsun ve merkezî yönetim uzun zaman devam etsin.


PEYGAMBERLER SİSTEMİNDE MERKEZ HÂKİM DEĞİL HÂDİMDİR

Peygamberler Sistemi'nde devlet ve kademeli organizasyon vardır.
Ne var ki, bu sistemde merkezî kuruluşlar hâkim değil hâdimdirler.
Merkezin çevreye emretme ve hükmetme yetkisi yoktur. Çevreden emir alarak hizmet etme durumundadır.
Vergi, merkezî yönetimlerin aldığı haraç değil; aksine halkın yapılan hizmete karşılık hizmetlilere verdiği ücrettir. Herkesin verdiği ücret mukabilinde hizmetten yararlanma hakkı vardır. Yani halk ödediği vergi nisbetinde kamu hizmetinden yararlanabilir.


FİLOZOFLAR SİSTEMİ MONOPOLA DAYANIR

Filozoflar sisteminde çıkar çatışması sonucunda monopol doğar ve sonunda bir kuvvetin hakimiyeti ile denge oluşur. Devlet budur. Bütün sistemler, bu monopolü oluşturmaya dayanır. Seçimler de, monopolü belirlemek için yapılır. Seçimler aracılığıyla, dört veya beş yılda bir monopolün gücü ve kuvveti kontrol edilmektedir.
Burada filozoflar ikiye ayrılmaktadır:
1. Güç, siyasi güce dayanır.
Kimler iyi savaşır ve galip gelirse, yönetim onların hakkıdır. Mali imkanlar onundur. İş adamları onların memurudurlar.
Bu sosyalistlerin görüşüdür.
2. Diğer grup filozoflar ise kapitalistlerin görüşünü benimsemişlerdir. Bu görüş sahipleri merkezde iş adamlarını oturturlar ve siyasi gücü de bunların birer bekçisi ve kolluk kuvveti gibi kabul ederler.
Güç, kapital kuvvetine dayanır.
En fazla kapitali ve parası olan konuşur, görüşü dinlenir ve itibar görür.


PEYGAMBERLERE SİSTEMİ REKABET SİSTEMİDİR

Peygamberler Sistemi'nde monopol yoktur.
Tek monopol vardır, o da başkandır.
Her aşiretin bir başkanı vardır ve başkan tektir.
Ne var ki, herkes aşiret oluşturma hak ve hürriyetine sahiptir; dolayısıyla onun monopollüğü mahallîdir. Hatta topluluktan ayrılıp uzlete çekilenler için bu başkanlara itaat etme mecburiyeti de yoktur.
Her bucağın (küçük beldenin) bir başkanı vardır. Bu başkanın kanun yapma yetkisi yoktur. Mevzuat, sözleşmelerle oluşur.
Başkanların görevi, hemşerileri arasında çıkan ihtilâflarda geçici hakemlik yapmaktır. Hayatın tabiî akışını sağlamaktır. Başkanın verdiği kararda mağdur olanlar hakemlere giderler ve haklarını alırlar. Peygamberler Sistemi'nde hâkim yok, hakem vardır. Hakem kararları temyiz edilemez.
Ayrıca 'sosyal gruplar' oluşmuştur ve bu sosyal gruplar sayesinde kişilerin hak ve hürriyetleri dayanışma içinde korunur. Sosyal gruplar rekabet içindedir ve her zaman değiştirilebilirler.
Kamu hizmetleri de rekabete dayanır. Kamu hizmetlilerinin ücretleri ortak bütçeden karşılanır ama hizmetlisini kişi kendisi seçer. Hizmetliye, kendisini seçen kişi sayısınca pay verilir. Hizmetliler sürekli olarak rekabet içindedirler ve daima halka en iyi hizmeti sunmaya çalışırlar.
İlçeler, iller, devletler ve birleşmiş milletler birer merkez bucak şeklinde organize olmuşlardır. Hepsinin de görevi hizmettir; hükmetmek değildir. Bunlar arasında çıkacak ihtilâflar da, başkanlar ve hakemler tarafından halledilir.
Herkes istediği zaman bucağını, ilini ve devletini değiştirme hakkına sahiptir. Hicret serbesttir. İnsanların bu hakkı kısıtlanamaz. Dolayısıyla bunlar arasında da rekabet vardır.
Ekonomi, serbest fiyat ve ücret mekanizmasına dayanır. Tam ve sağlıklı bir serbest rekabet ortamı sağlanmıştır. Devletin görevi rekabeti korumaktır. 'Kredi', 'vergi', 'kamu hizmetleri' ve 'vakıf tesisler' hep bunu gerçekleştirecek şekilde düzenlenmiştir.


FİLOZOFLAR MEKANİZMAYA DEĞİL PRENSİPLERE DAYANIR

Filozoflar, kendilerine göre ideal sistemler ortaya koyarlar, ancak mekanizmasını açıklamazlar. Bunun iki sebebi vardır:
Birincisi, mekanizmayı bulacak olan, yarışa katılacak olanlardır ve o mekanizma ile yarışı kazanacaklardır. Eğer bunun üzerinde filozoflar çalışır ve çözümleri ortaya koyarlarsa, o zaman herkes o sistemi benimser ve yarış ortamı ortadan kalkar. Bu sebeple hep ortaya problemler atar ve ideal sonuçları açıklarlar ama oraya nasıl varacaklarına dair görüşleri ve kriterleri yoktur. Sadece tarihi bilgiler verirler.
İkinci sebep ise, ortaya koydukları prensipler sadece birer kamuflajdır, halkı kandırma aracıdır. Zaman zaman değişik prensipler ortaya koyarak halkı kandırma cihetine giderler. Oyunun kuralları hiçbir zaman kesinleştirilmez. Oyuncular seyredilir, oyuncuların zayıf ve kuvvetli tarafları belirlenir, kimi yendirmek istiyorlarsa ona göre kural ortaya koyarlar ve böylece hem sözde yarıştırır hem de istediklerine kazandırırlar. Bu yolla halkı uyutma ve yöneticilere güç sağlama imkanını elde etmiş olurlar.
Bu nasıl olmaktadır?
Bir misâlle izah edelim: İki arabanın yarıştırılacağını varsayalım. Bilindiği üzere, bazı arabalar son derece sür'atlidir ama uzun zaman faal olamazlar, kısa zamanda bakıma alınmaları gerekir. Bazı arabalar ise sür'at yapamazlar ama uzun zaman bakım ihtiyacı da hissetmezler. İşte bu özellikleri tam olarak tesbit etmek amacıyla, önce değişik yarışlar düzenler ve hangi arabanın ne gibi özellikler taşıdığını bilirseniz; yarışmayı yarışı kazandırmak istediğiniz kimseye göre ya kısa yolda ya da uzun yolda yaptırırsınız ve istediğinizi galip getirirsiniz.
Ülkemizdeki seçimleri, seçim kanunlarını veya oyunlarını hatırlayınız. Her seçim döneminde yeni seçim kanunları, işte bu amaçla yani istediklerini galip getirmek için yapılmaktadır.


PEYGAMBERLER SİSTEMİ MEKANİZMALARA DAYANIR

Peygamberler halka sistemlerin felsefesini yapmazlar, onlara hikmetleri açıklamazlar; aksine mekanizma getirirler, her ferdin görevlerini ve haklarını tesbit ederler. Herkes peygamberlerin getirdiği sistemlere göre hareket ettiği zaman, bu hareketin tabiî bir sonucu olarak sosyal kurumlar oluşur, insanlığın sabırsızlıkla beklediği ve istediği oluş gerçekleşir. Sistemler kurulur.
Bu durum ve oluş, antimonopol ve desantralize sistemin zaruri bir sonucudur. Yoksa teorileri ve prensipleri halk anlayamaz ve yeni oluşun mekanizmasını kuramazsa, sonunda yine bir monopol merkezi sistem oluşur.
İnsanlık tarihinde peygamberlerin getirmiş oldukları kitaplara dikkatli bir şekilde baktığımız zaman görürüz ki, o kitaplarda vaaz ve nasihat vardır ama sistemler yoktur. Ancak sonunda halk onların dediklerini yapmış, peygamberlerin çağrılarına uymuş, dünyalarını buna göre tanzim etmiş; bütün bu uygulamalardan da bugüne kadar bilinen ve bilinmeyen medeniyetler kurulmuştur.
Hz. İbrahim peygamber dörtbin, Hz. Musa peygamber üçbin, Hz. İsa peygamber ikibin ve peygamberlerin sonuncusu Hz Muhammed (s.a.v) peygamber de binbeşyüz yıl önce, sistemlerini işte böyle kurdular ve bizler de bugün hâlâ onların getirmiş oldukları sistemlerin içinde yaşıyoruz.
Doğumdan ölüme, yıl başından yıl sonuna, sabahtan akşama; velhasıl günlük, haftalık, aylık, yıllık ve bir ömürlük hayatımızı, dünya düzenimizi onların getirmiş oldukları sistem ve düzen içinde yaşıyoruz. (Burada, Şûrâ suresinin 13. ayetini hatırlayınız.)


A D İ L D Ü Z E N,
'PEYGAMBERLER SİSTEMİ'NİN İLMİ VERİLERE
VE YENİ İHTİYAÇLARA GÖRE DÜZENLENMESİDİR

Adil Düzen'i iyi anlamak gerekir.
Adil Düzen, hiçbir zaman yeniden icad edilmiş ve ortaya konmuş bir sistem değildir. Adil Düzen'de, peygamberlerin onbinlerce yıl içinde getirdiklerinden ve öğrettiklerinden başka bir şey yoktur.
Nitekim bizim ortaya koyduğumuz her mekanizma Kur'ân'a dayanmaktadır ve birer modelleri de daha önce gönderilmiş bulunan Tevrat ve İncil gibi kitaplarda da vardır. Kur'ân'da ne denmiş ve ne gönderilmişse, o ana prensipler esas alınarak sistem ve modelimiz ortaya konmuştur.
Ancak burada, binlerce yıl önceki hükümlerin şimdiki zamanda uygulanmakta olduğu sanılmasın. Bizler, Kur'ân'ı bugünkü çağdaş ilimlerin ve gelişmelerin verileri çerçevesinde, günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde anlıyor ve onları ortaya çıkarıyoruz.

Biz, hayatımızı ve dünya düzenimizi Kur'ân'a göre tanzim etmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken de bizler, çağımızdan bin yıl önceki müçtehitlerin yaptıkları içtihatlara göre Adil Düzen'i ortaya koymuyoruz; ancak onların yaptıklarını yapıyor ve usûllerini aynen uyguluyoruz. Yeni sistem ve düzen arayışlarımızda, onların ortaya koymuş oldukları metodu kullanıyoruz; ama onlardan asırlarca sonra onların içtihatlarını körü körüne taklit etmiyoruz.
Onlar nasıl 'i ç t i h a t' yapıp kendi devirlerindeki düzen, sistem ve medeniyetlerinin mekanizmasını oluşturmuşlarsa, bizler de kendi çağımızda ve şimdiki zamanda onların yaptıklarını yapıyor ve günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak mekanizmayı kuruyoruz. Günümüz çağdaş sistem ve düzeni ile geleceğin medeniyeti böyle kurulacaktır.
Bizler, yıllardır yaptığımız araştırma ve uygulamalar sonucu bu neticeye ulaştık. Araştırmalarımızın neticesi budur. Zaten Cenab-ı Allah da Kitab'ında böyle yapmamızı emrediyor ve bizler de emrolunduğumuz gibi hareket ediyoruz.


PEYGAMBERLER SİSTEMİNDE FARK YOKTUR

Bütün peygamberler insanlara bir 'din', bir de 'düzen' getirdiler.
Yani günümüzde yaygın şekliyle bilinenin veya gizlenenin aksine; bütün dinlerin bir de 'düzen' yönü vardır. İlâhi dinler arasında bazı ibadet farklılıkları vardır; ama ilâhi düzenler arasında bir farklılık yoktur. Bütün peygamberler, dünya düzeni olarak tek ve ortak bir düzeni insanlığa sunmuşlardır.
Elbette her peygamber, kendi çağında geçerli olan bir mekanizmayı getirip kurmuş ve insanlara öğretmişlerdir; ancak bu mekanizma her devirde peygamberler arası ortak sistem ve düzenden kaynaklanmıştır. Ana kaynak ve esaslar hiçbir zaman değişmemiştir. Son Peygamber'den önceki devirlerde ilimler daha gelişmemiş olduğu için insanlar 'içtihat' yapamıyorlardı. Bundan dolayı Kur'ân'dan önce gönderilen kitaplar, aynı zamanda mekanizmayı da bünyelerinde içeriyorlardı.

Bunun nasıl olduğunu bir misalle izah etmeye çalışayım:
Canlılar değişik gıdalarla beslenirler. İpek böceği dut yaprağını yer. Diğer bazı böcekler ise meşe yaprağını. Her canlının midesi başka şey sindirecek şekilde hazırlanmıştır. İnsan da böyledir. İnsanın da yiyecekleri bellidir. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Omurgalılardan kurt gibi yırtıcılar, ayı gibi etçiler, domuz gibi meyveciler, at gibi otçular, inek gibi işkembeliler vardır. Genel kural, canlılar kendi seviyelerinde veya kendi seviyelerinden daha çok etçilere yaklaşan hayvanları yemezler. O halde insanın yerini de buna göre tesbit eder ve neyin kendisine gıda olacağını bilebiliriz. İnsan da maymun ve domuz gibi meyve yiyen memelidir. Dolayısıyla maymun ve domuz gibi meyvecil hayvanların etini yiyemez. Ayı ve kurt gibi hayvanların etini hiç yiyemez. At ve inek gibi ot yiyen hayvanların etlerini yiyebilir.
İşte Tevrat gibi eski kitaplarda devrin hayvanları buna göre sınıflanmış, şu hayvanın etini yeyin, şu hayvanın etini yemeyin denmiştir.
Kur'ân'da ise sadece sınırda olan domuz etalon olarak verilmiş ve aynı durumda olan diğer hayvanları saymamıştır.
Hz Peygamber (s.a.v), bu kritere göre kendi çevresindeki hayvanları tasnif edip etlerini helâl ve haram olarak bildirmiştir.
Yeni ülkeler fethedilince, müçtehitler i ç t i h a t l a r yaparak helâl ve haram olan hayvanları belirlediler. Şimdi bizler de çağımızın biyolojik bilgileri içinde domuza kıyas ederek bu hayvanları belirleriz.
Biz bunu yapıyoruz.


KUR'ÂN KONUŞMA DİLİ İLE İNMİŞTİR, TANIMLARI BİZ YAPARIZ

Halkın kullandığı konuşma dilinde mefhumlar/ kavramlar vardır ama mefhumların tanımları yoktur. Müçtehitler kavramları tanımlar ve buna göre mekanizmaları kurarlar. Bu tanımlara göre de yeni düzen, sistem ve medeniyetler oluşur. Böylece yenileşme ve gelişme olur. Zira artık o eski tanımlar yetersiz kalmıştır. Bu merhalede yeniden i l i m adamları çıkar, yeni tarif ve tanımlar yapar, bunlara istinaden de yeni sistem ve medeniyetler kurarlar. Yeni tanımlar gelişmiş medeniyetin yeni ilmî buluşlarına dayanır.
Bizim yaptığımız da özet olarak işte budur.
Biz Kur'ân'daki kavramları bugünkü ilmî sonuçlara göre tarif ediyoruz.
Elbette ki yeni tarifler yeni sonuçlar doğuracaktır. Artık bundan bin sene önce yapılmış içtihatlar geçersiz olmuştur. O içtihatlarla çağımız dünyasının meselelerini çözüme kavuşturmak ve halletmek mümkün değildir.

Şimdi çok daha yakın bir zaman biriminden örnek verelim:
Meselâ, 1970'li yıllarda büyük şehirler yoktu. Günümüzde ise gittikçe büyüyen ve sür'atle gelişen şehirler oluşuyor. Buna bağlı olarak problemler de gelişip büyüyor. Bugün, dünkü küçük şehir belediyelerinin görev ve yetkileri, kanun ve yönetmelikleri ile bugünkü büyük şehirlerin görev ve yetkileri elbette farklı olmalıdır. Eski yorum ve değerlendirmelerin yerine, yeni yeni yorum ve değerlendirmelerin gelmesi gerekmektedir.
Bu durum, onbeş-yirmi yıllık bir fark sebebiyle böyledir.
Çağımızda, saatlik/günlük/haftalık/aylık/yıllık olarak gelişen ve değişen durumlarla sık sık karşılaşoyoruz. Peki, ya 'bin yıllık' bir fark sözkonusu olursa, durum ve netice ne olacaktır? Gerçek ilim sahibi olan, anlayan ve çağı kavrayan aklıselim sahipleri için durum ve yapılması gerekenler bellidir.

Buna da bir örnek verelim:
Kur'ân'da yabancılar için ayrı hukuk konmuştur. Ancak kimin ne zaman yabancı olduğu tanımlanmamıştır. Hz. Peygamber de tanımlamamış, sadece fiilen bu hükümleri uygulamıştır. Eski müçtehitler bunu uzaklıkla yorumlamışlar ve at, deve, yaya veya gemi ile yapılan yolculuklara göre mesafeleri belirlemişlerdir. Onların belirlediği mesafe 'doksan kilometre'dir ve günümüz modern ulaşım araçları için bu mesafe artık gülünç bir mesafe olarak önümüzde durmaktadır.
Bu durumda hâlâ aynı içtihatlarla amel etmeye devam edecek miyiz?
İstanbul'dan İzmit ve İzmir'e gidiş, yine aynı şekilde mi değerlendirilecektir?..
Biz günümüzdeki yabancılığı, hukuk düzeninin değişmesi şeklinde anlıyoruz. Dolayısıyla yabancı olma ile ilgili hükümleri de buna göre düzenliyoruz.
Meselâ, her belde veya belediyenin trafik kuralları farklı olabilir ve o belediyeye giden kimse o trafik kurallarına uymak zorundadır. Ne var ki, her yabancı trafik kuralları ile ilgili levhaları olmayan yasaklara uymak zorunda değildir.


ADİL DÜZEN GERÇEK LAİKLİĞİ VE DİNDARLIĞI GETİRMİŞTİR

Çağımızdaki hızlı değişim ve gelişmeler sebebiyle eski içtihatlar yeni hayatın ihtiyaçlarına cevap verememiş ve inanmış insanları hep sıkıntı içinde bırakmıştır. Dinsiz olsalar, iyi insan olma vasfını kaybediyor ve yeni nesilleri de zaptetme imkanı kalmıyor; dindar olsalar, hayatın problemlerini çözemiyor ve iki arada bir derede kalmış oluyorlar...
Asırlardır böyle gelmiş, böyle gidiyor!..
Altı asırlık koca Osmanlı çınarı niçin yıkıldı?
Osmanlı Devleti'nin duraklama, gerileme, çöküş ve yıkılış merhalelerini, bir de bu açıdan düşünüp değerlendiriniz...

Batı dünyasında 'lâiklik ilkesi' bu duruma bir çözüm arama şeklinde ortaya çıkmıştır. Kilisede başka türlü, kilisenin dışında başka türlü düşünme ve başka insan olma ilkesini getirmişler; ama başarılı olamamışlardır.
İslâmiyet ise bu duruma çözüm getirmiştir. Bu çözüm 'i ç t i h a t s i s t e m i'dir. Bu sistem sayesinde, her zaman yeni meseleleri hemen çözüme kavuşturmak mümkündür.
Herkes kendi içtihadını kendisi yapacak veya bir müçtehide uyacaktır. Böylece hem yaşadığı dönemdeki hayatın meselelerini çözecek, hem de inançlarına bağlı kalacaktır. Bu uygulama sayesinde gericilerle ilericiler, dindarlarla dinsizler, gerçek lâiklerle fanatik lâikler arasındaki kavgalar da bitecektir.
Sağlıklı, hür ve dengeli bir yarış ortamı sağlanırsa; hak ile bâtıl, doğru ile yanlış, aydınlık ile karanlık sistemlerin ortaya çıkması kolaylaşacaktır.


ADİL DÜZEN'İN FIKHI YAZILMALIDIR

Adil Düzen'in gerçekten gelebilmesi ve kurulabilmesi için teorilerden çok basit ve pratik uygulama sistemleri geliştirilecektir. Bu elzemdir.
Meselâ, geçmiş asırlarda müçtehitler temiz ve pis suları tesbit etmişlerdir. O devre ait şartlar içinde rengi, kokusu, tadı ve akıcılığı değişmemiş olmak şartıyla, 'akarsular temizdir' demişlerdir. Ancak günümüz dünyasında bu hükmün uygulanması mümkün değildir. Koli ihtiva eden, kolera kaynağı olan bir akarsu, geçmiş müçtehitlere göre temizdir. O halde, bugünkü temiz ve kirli suları yeniden ele almamız ve başka türlü tanımlamamız gerekmektedir.
Bu tanım, doktor ve kimyagerlerin keyfi anlayışlarına da terkedilemez. Başlangıç olarak hiç olmazsa tanımlama yetkisinin kimde olacağı belirtilmelidir.
Bizim sistemimizde bu tanımlama yetkisini din alimlerine bırakıyoruz. Her din alimi kendi şartları içinde güvendiği doktorlara tahliller yaptıracak ve neticesini yayınlayacaktır. Ancak doktorların bu sınırları nasıl belirledikleri bilinecek ve bunun usûlü tesbit olunacaktır. Bu tesbit bağlayıcı olmayacak ama yol gösterici olacaktır.


ADİL DÜZEN'DE FERDİ ÇALIŞMALAR YETERLİ DEĞİLDİR

Eski müçtehitler, çağlarının bütün ilimlerini biliyorlardı. Bundan dolayı tek başlarına içtihat yapabiliyorlardı.
Bugün ise bir kimsenin gelişmiş bütün ilimleri tek başına bilmesi imkansızdır. Bundan dolayı bir ekole ve üniversitelere ihtiyaç vardır. Bu ekollerin de nasıl olması gerektiği, hangi özellik ve esasları ihtiva etmesi gerekeceği tesbit edilmelidir. İşte Adil Düzen ile ilgili sonuçlar, bu e k o l veya ekoller tarafından ortaya konacaktır.
Adil Düzen, ancak böyle bir çalışma sonucunda oluştuktan ve halka iyice anlatıldıktan sonra uygulama imkânı bulabilecektir.
Bütün bu anlattıklarımızla beraber, pilot bir uygulamaya başlamadan da hiçbir şey yapmamız mümkün değildir.
Bizler, 1967 yılında 'A k e v l e r'i bu maksatla kurduk ve ancak buradaki uygulamalarımız sayesinde bugün sizlere anlattığımız sistemi geliştirebildik.

Burada bu vesile ile bir gerçeği ifade etmeden geçemiyeceğiz. Şöyle ki:

Bizim yıllarca üzerinde çalışarak ve çilesini çekerek geliştirdiğimiz sistemi politik amaçları için kullananlar; çalışmalarımızın çekirdeği olan kooperatifimize ve dolayısıyla bize, akıl almaz hasmane tavırlar takınmışlar ve bizi sürekli olarak son derece rahatsız etmişlerdir...
Zaman zaman hor görmüş ve hakaret de etmişlerdir...
Yıllarca bunlara göğüs gererek ve sabrederek, doğru bildiğimiz yolda azimle yürüdük ve çalıştık... Genellikle ve çoğu zaman, Allah'tan başka dostumuz ve yardımcımız da olmadı...
Sadece düşmanlarımızın değil; o dost bildiklerimizin bile şikâyetleri yüzünden, bırakınız nice normal mahkemelerde; Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde bile yargılandık!.. Türkiye'de olduğum yıllarda, -hafta sonu ve resmi tatil günleri hariç- günübirlik veya gün aşırı ve sürekli olarak mahkemelerde vakit tüketmek zorunda kaldık. Karakollardaki soruşturmalarda yorulduk.
Bizler bu halleri yaşarken, dost ve arkadaş bildiklerimiz, bırakınız 'destek' olmak, 'köstek' olmayıp -veya hiç olmazsa- 'gölge' etmeselerdi; başkaca bir 'ihsân istemez' ve ona bile razı olabilirdik!.. Ama maalesef olmadı!.. Sonunda, nice üst seviyedeki yetkililere ve belediye başkanlarına, 'birlikte s i s t e m ve d ü z e n çalışmaları'nı yürütme veya 'model yerel yönetim uygulaması' yapma tekliflerimizi de yaptıktan, daha doğrusu en son 'dâvet ve tebliğ' görevimizi de yerine getirdikten sonra; şimdilik Türkiye'deki çalışmalarımızın ve çabalarımızın netice vermeyeceğini anladım...
Nihayet, daha fazla devam etmekte fayda görmediğim için AKEVLER Kooperatifi'nin başkanlığını ve yönetimini arkadaşlarıma terkederek Türkiye'den uzaklaştım...

Bu mantıkla bir partinin Adil Düzen'i getirmesi mümkün olabilir mi?
Gerçekten Adil Düzen getirilmek isteniyor mu; yoksa Adil Düzen sayesinde sadece oy alınmak ve iktidar mı olunmak isteniyor?
Bu sorunun cevabını ve yorumunu siz değerli okuyuculara bırakıyoruz.
Görebildiğimiz kadarıyla, Batılılar da bu tür sahte çıkışları destekliyorlar ki, bu sayede gerçekler ortaya çıkmasın.

Bugün gelinen bu noktanın iyi bilinmesi ve kavranması gerekiyor.
Bu konuda sadece bizler değil, topyekün hepimiz sorumluyuz.
Yapılması gerekenleri yapmamız üzerimize farzdır.
Yapılması gerekenle yapılmazsa ne olacağı bellidir.
Artık bu gidişe dur demiyecek miyiz?!.


Değerli Okuyucular!
Sizler bu gelişmeleri bu vesileyle öğreniniz ve gerçek Adil Düzen'i kurmakla yükümlü olduğunuzu da biliniz. Yarın Allah tarafından "Adil Düzen'i niçin kurmadık?" (veya kuramadık) diye sizler ve bizler hep beraber hesaba çekileceğiz. O hesap gününün şiddetinden şimdiden hepimiz korkmalı ve daha dünyadayken davranışlarımızın muhasebesini yapmalıyız.
Her birimiz, "Allahım! Elimden bu kadarı geldi!" diyebilmek için; gerçekten elimizden geleni hayattayken yapmış olmak zorundayız.
Bizler, burada kısaca özetlediğimiz üzere bu kitapta ve uzun yıllardır arkadaşlarımızla birlikte detayları ile anlattığımız diğer bütün çalışmalarımızda, yapılması gerekenleri yaklaşık olarak ortaya koymuş bulunuyoruz.
Bunları okuyup öğrenmeli ve anlamalı; sonra bu ortak çalışmalara katılacak arkadaşlar bulmalı; en sonunda da birlik ve beraberlik içinde uygulamalısınız...

'Peygamberler Sistemi'ne dayanan bir 'Adil Düzen' ancak böyle kurulabilir;
vesselâm..






























ADİL DÜZEN'İN YAPISI




VARSAYIMLAR

I. Kâinat denge içinde yaratılmıştır.
II. Kâinatın yapısında basitten mürekkebe gitme esası vardır.
III. Sosyal yapı da kâinatın parçasıdır ve oluşlar analogdur.
IV. Sosyal yapıya etkimiz sosyal kanunlar içinde olabilir.



ELE ALINACAK KONULAR

VARSAYIMLAR

İNSAN EŞYA DEĞİLDİR.
EŞYA DA İNSAN DEĞİLDİR.

MALİK KULLANMA HAKKINA SAHİPTİR.
BAŞKASININ KULLANMASINA MANİ OLAMAZ.

HİZMETLER EHLİYETLERE GÖREDİR.
BAŞKANLIK DIŞINDA MAKAM YOKTUR.

HERKES ANCAK KENDİ SÖZÜ İLE İLZAM OLUNUR.



ESASLAR

MAKRODA DENGE : PLANLAMA

MİKRODA DENGE : ÇIKAR PARALELLİĞİ

SOSYAL DENGE : FIRSAT EŞİTLİĞİ

EKONOMİK DENGE : KÜLFET-NİMET EŞİTLİĞİ



I. İKİLİ SİSTEM VE SOSYAL ORGANLAR
II. ONLU SİSTEM VE SOSYAL YAPI
III. DAYANIŞMA VE MECLİSLER
IV. TEMİNAT VE HİZMETLER
V. KREDİ VE ÇALIŞMA
VI. VERGİ VE YAŞAMA






I. İKİLİ SİSTEM VE SOSYAL YAPI


Devlet, ülke üzerinde ulusun hakimiyeti ile fertlerin mülkiyeti arasında kurulan dengedir.
Ulus, ruh ve bedenler arasında kurulan diyalogla birleşen halk topluluğudur. Ruhlar arasında dil ve sanatla, bedenler arasında teknik ve örf ile diyalog kurulur.

Dil fikirleri ifade aracıdır.
Sanat hisleri ifade aracıdır.
Teknik yapmayı ifa aracıdır.
Örf ünsiyeti ifa aracıdır.

Ülke, çalışılır ve yaşanır hale getirilen toprak bütünüdür. Çalışma, plan ve alt yapı ile; yaşama, sağlık ve güvenlik ile sağlanır.

Plan, toprağın parsellenerek her parselin fonksiyonunu belirlemektir.
Alt yapı, parseller arasında fiziki birliği sağlamaktır.
Sağlık, insanların yeme, giyinme, barınma ve taşıma ihtiyaçlarını gidermektir.
Güvenlik, haklıyı kuvvetli kılmaktır.

Hakimiyet, topluluğun kollektif karar alabilmesidir. Kararını geçerli yapabilmesidir. Neyin yapılmasıyla nasıl yapılması arasında kurulan dengedir.
Ne yapılması gerektiğine dinî gruplar karar verir.
Nasıl yapılabileceğine de ilmî gruplar karar verir.
Burada denge çoklu sosyal grupların uzlaşarak aldığı kararlarla belirlenir.
İlim; kollektif fikirlerdir.
Din; kollektif hislerdir.
Yasama; topluluğu oluşturan kuralların fiziki gerçekleşme imkânları içinde ortaya konmasıdır.
Denetleme; yasaların halk isteklerine uygunluğunu sağlamadır.

Mülkiyet, kişilerin topluluk adına karar alabilmesidir. Yürütme ve yargı arasında kurulacak denge ile sağlanır. Yürütmeyi ekonomi, yargıyı idare düzenler.

Ekonomi, kollektif çalışmadır.
İdare, kollektif yaşamadır.
Yürütme, kollektif üretimdir.
Yargı, kollektif ürünün bölüşülmesidir.

Devlet adalete dayanır.
Delillere dayanarak hükümler verilir.
Delil, tescil ve tesbit; hüküm, tahkik ve tahkimdir.

Tescil: Hakların defterlere (kayıtlara) geçirilmesidir.
Tesbit: Ürünün kontrol edilerek damgalanmasıdır.
Tahkik: Geçmiş olayları delillere dayanarak ortaya çıkarmaktır.
Tahkim: Tahkik sonucu yapılması gerekenlere karar vermektir.


Buraya kadar anlatılanları bir matris ile gösterebiliriz:

ULUS DİL HUKUK TEKNİK SANAT
HAKİMİYET İLİM TEŞRİ MURAKABE DİN
DEVLET TESCİL TESBİT TAHKİK TAHKİM
MÜLKİYET EKONOMİ İCRA KAZA İDARE



Bunları ayrıca bir şekil içinde de gösterelim:














II. ONLU SİSTEM VE SOSYAL YAPI


Öyle bir sayı bulalım ki, bu sayı tek asal sayıların ikincisinin iki katı olsun.
Bu sayı 10 sayısıdır.
İçinde iki asal sayı vardır.
İkisinin çarpımı diğer ikisinin toplamı 10 etmektedir.
2 x 5 = 10
3 + 7 = 10
Ayrıca 3 ün karesine 1 eklemekle de 10 elde edilir.
3 x 3 + 1 = 10

Öyleyse 10 sayısı en küçük çokluğu oluşturan sayıdır.
Kâinatta da ikili sistem yanında çokluk onlu sistem üzerinde kurulmuştur.
Burada sosyal yapıdaki çoklukta denge onlu sistem üzerinde kurulacaktır.

Topluluk, dayanışma ve ortaklık üzerinde oluşur.
Ekonomik yapı ortaklık, sosyal yapı dayanışma üzerine oturur.
Ortaklık, kollektif üretimden herkesin ürüne katkısı oranında pay almasıdır.
Dayanışma, gücü yetmeyen kimselerin zorluğunu, toplulukta herkesin paylaşarak gidermesidir.

AİLE : Yaşama ortaklığıdır.
AŞİRET : Yaşama dayanışmasıdır.
SİTE : Çalışma ortaklığıdır.
BUCAK : Çalışma dayanışmasıdır.
İLÇE : Hizmet ortaklığıdır.
İL : Hizmet dayanışmasıdır.
BÖLGE : Savunma ortaklığıdır.
DEVLET : Savunma dayanışmasıdır.
TOPLULUK : Gelişme ortaklığıdır.
İNSANLIK : Gelişme dayanışmasıdır


Bütün bunlar onlu sistem içinde kademelenmiştir:

3 AİLE M. YAŞAMA O. 10
30 AŞİRET Y. YAŞAMA D. 100

300 SİTE M. ÇALIŞMA O. 1 000
3 000 BUCAK Y. ÇALIŞMA D. 10 000

30 000 İLÇE M. HİZMET O. 100 000
300 000 İL Y. HİZMET D. 1 000 000

3 000 000 BÖLGE M. SAVUNMA O. 10 000 000
30 000 000 DEVLET Y. SAVUNMA D. 100 000 000

300 000 000 TOPLULUK M. GELİŞME O. 1 000 000 000
3 000 000 000 İNSANLIK Y. GELİŞME D. 10 000 000 000


Ortaklıklar, ekonomik topluluklar olup Merkezi Yönetimle yönetilirler.
Dayanışmalar, sosyal topluluklar olup Yerinden Yönetimle yönetilirler.





III- DAYANIŞMA VE MECLİSLER


Bir kimsenin kollektif üretime girebilmesi için bilmesi, becermesi ihmal etmemesi ve ihanet etmemesi gerekir.
Bu özellikler ilmî, meslekî, ahlâkî ve siyasî ehliyetler sayesinde iktisap edilebilir.
Bu ehliyetleri veren kuruluşlar olmalıdır.
Ancak verilen ehliyetlerin de 'teminatlı' olması gerekir.
Kişi bu sayede sosyal bir değer kazanır.

Herkesin dört dayanışma ortaklığı olacaktır:
1. İlmî dayanışma ortaklığı,
2. Meslekî dayanışma ortaklığı,
3. Ahlâkî dayanışma ortaklığı,
4. Siyasî dayanışma ortaklığı.
Bilgisizlikten doğan zararlar ilmî;
Beceriksizlikten doğan zararlar meslekî;
İhmalden doğan zararlar ahlâkî;
Kasden iras edilen zararlar siyasî dayanışma ortaklıklarınca karşılanacaktır.
Ortakların meydana getirdikleri zararları dayanışma ortaklıkları aralarında bölüşerek öderler. Bir kimsenin yıl içinde ödediği zararlar asgari ücretin otuz katından fazla olamaz. Zararlar bucak dayanışma ortaklıklarınca karşılanır. Bucak dayanışma ortaklıklarınca karşılanamıyanlar, il dayanışma ortaklıklarınca; bunlar da karşılayamazlarsa, ülke dayanışma ortaklıklarınca karşılanır. Karşılanamazsa, taksit müddeti uzatılır.

Dayanışma ortaklıklarının başkanları 'Başkanlık Şûraları'nı oluştururlar.
İlmî, dinî, meslekî ve siyasî şûralar mevcuttur.
Bucaklarda, bucak şûra üyeleri birlikte 'Bucak Meclisi'ni oluştururlar.

İllerde, bucak meclis üyelerinin bağlanarak seçtikleri yüze yakın ilim adamı 'İl Meclisi'ni oluştururlar.
İl meclis üyeleri 'İlmî Şûra'yı oluştururlar.
Diğer dinî, meslekî ve siyasî şûralar da bağlanmakla teşekkül ederler.

İl meclis üyeleri bağlanmakla bin üyeli 'Devlet Meclisi'ni oluştururlar. Bunlar burada ilmî şûralar kurarlar.
Başkanlar ilmî şûraların ittifakı ile seçilirler.
Siyasî şûra adaylarını başkan tayin eder. Halk bunlardan istediğini kendisine komutan seçer.

Yasama ile ilgili kararlar ilmî şûra;
Yürütme ile ilgili kararlar meslekî şûra;
Denetleme ile ilgili kararlar dinî şûra;
Yargı ile ilgili kararlar idarî şûra tarafından alınır.
Meclislerde görüşülür.

Aşiret, bucak, il ve devlet, insanlık içinde kademe kademe bağımsızdır.
Bunların iç işlerine karışılamaz.





IV- EHLİYET VE HİZMETLER


Devlet hizmetleri 'Hizmet Vakıfları' tarafından yürütülür.
Her vakıf bir bakanlığa bağlıdır.
Her bakanlık da bir şûraya bağlıdır.

İlmî Şûraya, tedris, plan, araştırma, planlama, basın bakanlıklarıyla, bir yönüyle tescil ve tahkim bakanlıkları;
Dinî Şûraya, ahlâkî eğitim, tezkiye, yayın, sağlık bakanlıklarıyla, birer yönüyle tesbit ve tahkik bakanlıkları;
Meslekî Şûraya, kredi vakfıyla, ambar, ulaştırma, tamir ve bakım bakanlıklarıyla, birer yönleriyle tescil ve tesbit bakanlıkları;
Siyasî Şûraya, savunma, yargı, güvenlik, haberleşme bakanlıklarıyla, birer yönleriyle tahkik ve tesbit bakanlıkları bağlıdır.

Her hizmetin bakanlığına bağlı vakfı vardır.
On kişilik hizmet yetkililerini ilgili şûra sıralama usûlü ile seçer.
Vakıf hizmetlilerinin başkanını ise ilgili bakan seçer.
Bunlar ayrı ayrı hizmet talimatlarını hazırlarlar.
Her biri bölgelerde kendisine yüksek hizmetliyi, her yüksek hizmetli kendisine ilçede hizmetliyi seçer. İlçede bir hizmetli birden fazla yüksek hizmetlisinin temsilcisi olabilir. Böylece bölgelerde ve merkezdeki ihtisaslaşma ilçelerde bir uygulayıcıda birleşmiş olur. İlçe hizmetlileri sitelerde seyyar veya sabit hizmet temsilcileri bulundurabilirler.
Halk kendi hizmetlisini kendisi seçer ve istediği zaman değiştirebilir.
Askerlikte de bu seçme vardır, ancak değiştirme izne tabidir.

Hizmetliler, vatandaşların kamu hizmetlerini taahhüt ederler.
Buna göre de hizmet bütçesinden pay alırlar.
Yeni hizmetliye hizmet ehliyetini şûralar verir.
Hizmet kuruluşu da teminat verir.
Halk da hizmetlisini kendisi seçer.
Maaş, hizmetine göre bir pay olmak üzere devletçe ödenir.
Bu uygulama halka yönelik yapılan hizmetlerde böyledir.
İşletmelerde ise alınan verginin yarısı oranın hizmet payıdır.
Bu pay hizmeti yapanlara bölüştürülür.
Bu uygulama ile bürokrasi ve hastalıkları tamamen ortadan kalkar.





V- KREDİ VE ÇALIŞMA


Kollektif çalışmayı düzenlemek kamuya aittir.
Devlet bu düzenlemeyi 'kredi' yoluyla sağlar.
Devlet 'Toprak Senedi'ni çıkarır. Bu senetleri inşaat müteahhitlerine kredi olarak verir. İnşaat müteahhitleri bununla resmî ücret karşılığı inşaat işçilerini çalıştırırlar ve karşılığında yapı ile alt yapı yaparlar. Alt yapı bedelleri de yapılara şarj edilir.
Meskenler, doğrudan doğruya; işyerleri hisse olarak bu toprak senedi ile halka temlik edilir. Böylece inşaat alanında çalışan herkese resmî ücretten iş bulunmuş olur ve yapılar da işçilik maliyeti ile halka mesken ve işyeri payı olarak intikal eder.
Müteahhitlere, çalıştırdıkları işçilere göre kredi verilir ve yaptıkları inşaat satıldıkça kredi açılır.

Kollektif inşaat malzemesini üretmek için devlet 'Demir Senedi'ni kredi olarak çıkarır ve bunları inşaat malzemesi alıp satacak olanlara kredi olarak verir.
İnşaat malzemesini mağazaya getirenlere bu senet verilir. Almak isteyenler de bu senetle mal alırlar. Böylece inşaat malzemesi alınıp satılmış olur. Ama karşılıksız senet dışarıya çıkmadığı için enflasyon olmaz.
İnşaat alanından başka alanlarda daha fazla ücret bulanlar, buralarda çalışırlar. Ücret değişiktir. Ancak inşaat müteahhitlerinin ödeyecekleri fiyat belirlenmiştir. Bu fiyat, malların stoklarına göre hesaplanmaktadır. Her mal cinsi için belli bir miktar stok olarak tutulmaktadır.

Kollektif olarak tüketim mallarının üretilebilmesi için tüm tüketicilere yıllık gelirlerine göre yıl başında sipariş kredileri açılmaktadır.
Sipariş vermeleri şartıyla kendilerine 'Buğday Senedi' kredi olarak verilmektedir. Onlar bu senetlerle yıl içinde harcıyacakları tüm malları sipariş vermekte, işverenlere sipariş senetleri kredi olarak verilmekte ve bunlar bu senetleri takas ederek sipariş almaktadırlar; kendileri de ham maddeleri sipariş vermektedirler.
Böylece tüm üretim serbest piyasa şartlarında yıl başında sipariş verilmektedir.
Yıl içinde siparişler yerine getirilerek krediler kapanmaktadır. Böylece fazla veya eksik üretim olmamaktadır.
Yıl içinde dışarıda iş bulamayanlar çalışarak borçlarını kapatmaktadırlar. Ödemekten kaçınanların borçlarını ise dayanışma ortaklıkları kapatmaktadır.

Devlet, tüm ekonomik faaliyetlerin dengeli bir şekilde yürümesi ve fiyatlandırılması için 'Altın Senedi' ihraç eder. Bunları kuyumculara kredi olarak verir. Kuyumcular bu senetlerle altın satın alır ve altın satarlar. Sikke altında fark isteyemezler. Bununla diğer paraları ve senetleri alıp satarlar.
Böylece kuyumculara gelen toprak, demir, buğday senetleri ve döviz kadar altın senet piyasaya çıkmış olur.
İhracat ve ithalat, döviz ve altın senetleriyle yapılmış olur.

Para, devletin çıkarmış olduğu senettir.
Yapı parası, malzeme parası, tüketim parası ve döviz parası ayrı ayrı bulunmakta, ancak rayiç bedelle birbirleriyle değiştirilebilmekte ve birer mal üzerinde değeri korunarak enflasyon sıfırda tutulmaktadır.





VI- VERGİ VE YAŞAMA

Devlet, verdiği kredilerle ve diğer kamu hizmetleriyle işletmelere iştirak etmekte ve üretilen üründen vergi olarak payını almaktadır.

Bu pay, inşaatlardan toprak bedeli olarak alınmaktadır.
Bununla alt yapı yapılmaktadır.
Ayrıca gelirlik vakıflar kurulmaktadır.

Aşiretlerde, dağıtım merkezi bulunmakta, mallar burada satılmakta ve satılan mallar üzerine bir fark konarak aşiret bütçesi oluşturulmaktadır.
Bucaklarda, ticari krediler karşılığı olarak alınan vergiler gelir olmaktadır. Sermayenin kırkta biri (1/40) bucak gelirlerindendir.
İllerde, zirai gelirlerden elde edilen vergiler il gelirlerini oluşturmaktadır. Zirai hasılanın onda biri (1/10) illerin gelirlerindendir.
Devletin gelirleri ise, sınai krediler karşılığında alınan vergilerdir.

Bu vergilerle kamu hizmetleri görülmektedir.
Kamu hizmetleri vatandaşlara ihtiyaşlarına göre yapılıp ortaklık değil de dayanışma esasına göre yapılmaktadır.

Özetleyecek olursak, Adil düzende;
a) Üretim, kapitalist sistemdeki liberalizm kadar serbest,
b) Tüketim ise, sosyalist sistemdeki komünizm kadar kollektif düzenlenmektedir.

Adam Smith ve Karl Marx, kısmen isabet etmişlerse de, kısmen hataya düştükleri için insanlık bunalımdan kurtulamamıştır. Ancak bu durum onların doğru söylediklerini yanlış yapmaz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da ifrat ve tefritten kaçınılmalıdır.
View bülent58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
adil, düzen

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ekonomik Adil Düzen alisamli ADİL DÜZEN 1 24.12.10 22:23
Adil Düzen mehmet.emin MGFORUM SÖZLÜK 1 31.08.10 14:04
Erbakan ve Adil Düzen Muhammed YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI 2 29.11.09 19:06
Adil ekonomik düzen Cihad Yıldızı MİLLî GÖRÜŞ 0 30.08.09 23:16
Adil Düzen Dersleri… intifada-AGD ADİL DÜZEN 0 28.06.09 18:39

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:41 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.