| Konular: 50,295 | Mesajlar: 311,800 | Üyeler: 10,666 | Online: 214 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » MİLLî GÖRÜŞ » Milli Görüs (Cevaplar) » ADİL DÜZEN »

ADİL DÜZEN Adil Düzen Hakkında Kaynak oluşturacak Paylaşımları Buradan Paylaşalım

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03.01.11, 12:54   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,243
9,014 mesajına 19,422 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart Siyaset ve hükümet modeli "adil düzen'de siyasi ve idari yapılanma"

SİYASET VE HÜKÜMET MODELİ "ADİL DÜZEN'DE SİYASİ VE İDARİ YAPILANMA"

İhtiyaç duyulan Adil Düzen'de, yani tabii ve evrensel fıtrat kanunlarına (doğal ve sosyal yasalara) uygun olarak şekillenecek bu yeni dünya sisteminde, idari ve siyasi yapılanma da değişecek ve yeniden düzenlenecektir.

Bu yeni siyasi düzende:
1 - Hem, hür ve adil seçimler yoluyla halkın yönetime etkili bir şekilde katılması sağlanacak.
2 - Hem de, merkezi güç olan devletin tayin, takip ve tasarruf gücü ve yetkisi korunarak, ikili ve dengeli bir yapılanma oluşturulacaktır.
Bu yeni adil sistemle, "yerinden yönetimle, merkezi yönetim" dengesi kurulmuş ve korunmuş olacaktır. Böylece şimdiki demokrasilerdeki; dağınıklık ve aşırı nüfus yoğunluğu çıkmazı ile, doğrudan ve temsili seçim sisteminin sorunları ve zararları da ortadan kalkacaktır. Çoğunluğun azınlığı ezmesine yol açan veya çeşitli hilelerle sermaye çevrelerinin veya dış güçlerin yönetime hakim olmasını sağlayan sahtekarlıklar da son bulacaktır. Ayrıca çeşitli yollarla iş başına gelmiş bulunan, bütün yetkileri ve ( basın - yayın gibi) etkili güçleri elinde tutan merkezi yönetimlerin seçim hileleriyle, sandıktan işine gelen sonuçları çıkaracak şekilde, halkı istediği gibi yönlendirmesine ve biçimlendirmesine de meydan bırakılmayacaktır.
Adil Düzen, kuvvetler ayrılığını, bugünkü gibi "kuvvetlerin boğuşması ve çatışması" şeklinde değil, "kuvvetlerin uyuşması ve kendi sahasında çalışması ve dayanışması" şeklinde dengeleyecek ve değerlendirecektir.
Adil Düzen' de:
1 - Teşri (Kanun Koyma: Yasama)
2 - İcra: (Uygulama: Yürütme.)
3 - Kaza (Mahkemeler Yargı)
kuvvetlerine, bir de dini - ahlaki kurumların (her türlü din ve mezhep mensuplarının ve oluşumlarının) üstlenip yerine getireceği;
4 - Murakabe (Kontrol ve Denetleme) erki eklenecektir.
Adil Düzen'de ve özellikle "geçiş döneminde" tek tip kanun sistemi yerine, meşhur Medine sözleşmesindeki: oradaki Yahudiler, Hıristiyanlar ve yerIi kabilelerle "Birlikte Yaşama ve Ortak Savunma" şartlarını içeren barış anlaşmasına benzeyen, bugün de Almanya ve Amerika gibi bir çok ülkede kısmen tatbik edilen, "farklı hukuk sistemlerinden oluşan ortak bir anayasa uygulaması" ve genel düzen içerisinde özel statülere de imkan tanınması daha uygun olabilir. Zaten İSLAM, barış ve selamet düzeni öngörmektedir. Bu yapılanmada, herkesi bağlayıcı ortak ve genel bir anayasa yanında; farklı din, mezhep ve cemaatlere, belirli sahalarda kendi özel hukuklarını uygulayabilme imkanı getirilecektir.
Bu yeni ve adil siyasi yapılanmada bütün temel insan hak ve hürriyetlerine sahip olacak fertlerin (vatandaşların) ahlaki, siyasi, ilmi ve iktisadi kuruluşlara katılması mecburi olacak, herkes siyasi yönden partisini, ilmi yönden mezhebini ve mektebini, ekonomik yönden sendikasını veya meslek derneğini, ahlaki yönden de meşrebini veya manevi tercihini mutlaka belirleyecek, bunları kendi hür iradesiyle benimseyip seçecek, istediği zaman da değiştirebilecektir. Ancak bu sosyal kuruluşlara katılım şimdiki gibi üyelik şeklinde değil, ortaklık sözleşmesi şeklinde olacaktır. Örneğin, siyasi partiler veya dernekler tam bir tanışma, kaynaşma ve dayanışma merkezleri olacak, her teşkilat, kendi ortaklarının (mensuplarının) her türlü haklarını koruyan ve savunan yetkili ve etkili bir konuma gelecektir. Tabii, kişiler de nimet-külfet dengesi esasına göre bu kuruluşlarla ilgili maddi sorumluluk yüklenecektir. Siyasi, ahlaki, ilmi ve iktisadi kuruluşlar kendi mensuplarına ticaret, sanat, memuriyet gibi faaliyetler için "mensubumuz olan şu kişi emin ve ehildir" şeklinde tezkiye ve teminat beratları verecekler, hırsızlık ve hıyanet yapmaları durumlarında ise bunların zararını tekeffül ve tazmin edeceklerdir. Bu tazminat ise, o' kuruluşun bütün üyeleri arasında ortaklaşa toplanacaktır. Yani, Kurumun özel bütçesinden karşılanacaktır.
Böyle bir düzende herkes mesleğinde becerikli ve ehil, ticaretinde dürüst ve emin, ahlaken de olgun ve asil olmak için çalışacaktır. Zira başka türlü kendisini ortaklığa kabul edecek ve sahiplenecek bir teşkilat bulamayacak ve ortada kalacaktır.
İşte o zaman insanlar ve kuruluşlar, şimdiki gibi haksızlıkta ve hayasızlıkta değil tam tersine hayırda ve hizmette yarışacak, böylece mutlu ve huzurlu bir toplum oluşacaktır.
A - Genel Durum.
Adil Siyasi Düzen, genel devlet düzeni içinde ve diğer (ekonomik, ilmi ve ahlaki) kurumlarla uyum halinde bulunacaktır.
Adil Siyasi Düzenin dünyada ve ülkede görevi:
1- Huzur ve güvenin sağlanması.
2- Hak ve hürriyetlerin muhafazası.
3- Adaletin kurulması ve uygulanması.
4- Ülkenin üniter birliğinin ve milletin dirliğinin korunması olacaktır.
Adil Siyasi Düzen bu görevlerini yapabilmek için de, hem ülke planında hem de dünya çapında gerekli teşkilatlanmayı hazırlamıştır.
B - Çalışma Esasları.
1 - Adil Düzende Siyasi yapı "Yerinden yönetimle - Merkezi yönetim" esasına göre ayarlanmıştır... Bu sistemde hem devletin merkezi otorite ve organizesi korunmuş, hem de halkın her kademede yönetime katılımı ve konsensüsün oluşması sağlanmış olacaktır. Ama ülke bütünlüğü ve milli birlik mutlaka korunacaktır.
2 - a) "Fert, sokak (veya site) - Bucak - il - Devlet " gibi birimler, demokratik birimler olarak kabul edilmiş ve site, bucak, il ve devlet başkanlarının seçimle iş başına gelmesi amaçlanmıştır.
b) "Aile, köy (semt) - İlçe - Bölge" gibi birimler ise ekonomik birimler olarak değerlendirilmiş ve başkanlarının merkezi yönetim tarafından tayinle gelmesi kararlaştırılmıştır.
Şöyle ki, fertler sokak reisini veya (site temsilcisini ) seçecek, bu temsilciler toplanıp bucak (belde) başkanını seçecek, bucak başkanları valileri (il başkanlarını) seçecek, valiler ise devlet başkanını seçecektir. Gerekirse Devlet başkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesine de imkân verilecektir
Bundan sonra seçilmiş yetkililer, bazı birim başkanlarını tayinle atayacaktır. Şöyle ki; Devlet başkanları Bölge valilerini atayacak, çünkü (ülke, coğrafi ve ekonomik benzerlikleri yönünden hizmet bölgelerine ayrılacak, başkentin sıkıntı ve tıkanıklığı dağıtılmış olacaktır.)
Seçilmiş valiler, kaymakamları (İlçe başkanlarını) atayacak,
Seçilmiş bucak (belde) başkanları ise, köy ve mahalle muhtarlarını atayacaktır.
Bu durum; dış güçlerin ülkemize dayattığı "fedaratif yapı"dan tamamen farklı ve ayrı bir olaydır.
Onlarınki vatanımızı parçalamayı ve halkımızı paryalaştırmayı olanlarken, Adil Düzen programları ise, ülkede dirlik ve düzeni sağlayıp sağlamlaştırmayı, farklılıkların birlikte ve barış içerisinde yaşama ve hayırda yarışma şartlarını oluşturmaya amaçlamaktadır. Adil Düzen, devletin millete, milletin devletine güvendiği, dış güçlerin ve işbirlikçilerin hıyanet girişimlerine fırsat verilmediği orijinal ve kurumsal tedbirler almıştır.
C - Adil Düzen'de siyasi yapı "Dayanışma Ortaklığı Sistemi" ne göre planlanmıştır:
1 - Bu sistemde "4" temel yapı vardır:
Ekonomik, Siyasi, İlmi ve Dini.
2 - Her vatandaşın;
a - Ekonomik yönden (odası, sendikası)
b - Siyasi yönden (partisi)
c - İlmi yönden (okulu ve ekolü)
d - Dini yönden ise (mezhebi, manevi disiplin mesleği) belli olacak ve resmiyet kazanacaktır.
3 - Her vatandaş "Diğer mensuplarının vereceği zararı birlikte tazmin etmek ve mali sorumluluk yüklenmek suretiyle bir nevi ortaklık stratejisinde" üye olduğu bu grupların ana sözleşmesine ve ortak esaslarının hazırlanmasına katılacak ve böylece "İcma-Konsensüs" oluşacaktır.
4 - Partiler ortak - Üyelerinin "siyasi ve hukuki sorunlarına", oda ve sendikalar, "ekonomik ve ticari" sıkıntılarına, okullar ve ekoller "ilmi ve içtimai", Dini merkez ve meşrepler ise "ahlaki ve sosyal" ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olmakla yükümlü ve yetkili sayılacaktır.
5 - Her vatandaş istediği an partisini, sendikasını veya ahlaki grubunu değiştirme hakkına sahip olacak ama mutlaka başka bir gruba mecburen katılacaktır. Aksi halde sahipsiz kalacaktır. Çünkü nimet-külfet dengesi esastır.
6 - Üyelerden birinin kasıtlı veya ihmal sonucu topluma verdiği zararlar için, diğer ortakların da belli oranlarda tazminat ödemekle mükellef tutulması ve böylece ortak-üyelerin bir oto-kontrol sistemiyle biri birini takip ve sahiplik etmelerini sağlayacak ve toplumda tabii ve etkili bir "emr-i bil ma'ruf ve nehyi anil münker" (oto kontrol) uygulanmış olacak ve hayırda yarış başlayacaktır.
7 - Sosyal Denge:
a- İlmi (ehliyetli) gruplar: Kural koyucu, kanun yapıcı,
b- Mali (ekonomik) gruplar: Ticari ve İktisadi hayatı ayarlayıcı,
c- Siyasi (parti) gruplar: Düzen koruyucu, hükümet kurucu ve yönetimi planlayıcı
d- Ahlâkî ve dini gruplar ise (murakabe) kontroI ve denetlemeyi sağlayıcı olacak ve böylece sosyal denge kurulmuş olacaktır.
8 - Adil düzen'de ayrıca "Serbest ehliyetli ve yeminli kamu hizmetleri" birimleri devreye sokulacak ve uyuşmazlıklarda "hakemlik sistemine" başlanacaktır.

• Adil Düzende Şura Sistemi
Yeni geliştirilen "ŞURA SİSTEMİ" her kesimin ve her yerde, en etkin biçimde yönetime katılımını sağlayacaktır.
ŞURA SİSTEMİ şudur:
Adil Siyasi Düzen' de;
1 - En küçük devlet modeli şeklinde teşkilatlanacak olan Bucaklarda (Belde) seçimle gelen bucak başkanının yanında, o bucaktaki;
a - İlmi yönden, Okul ve ekollerin yetkililerinden
b - Ekonomik yönden, Sendika ve oda temsilcilerinden
c - Dini - ahlaki grupların en üst seviyelilerinden
d - Siyasi yönden, parti ve dernek idarecilerinden oluşan bir "BUCAK ŞURASI" bulunacak ve başkanlar bu şurayla irtibat ve istişare sonucu karar alıp uygulamaya koyacaktır.
2 - İllerde ise seçimle gelmiş valilerin yanında, o ildeki dini, siyasi, İlmi ve iktisadi grup ve kurumların yetkili temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen bir "İL ŞURASI" oluşturulacak ve il çapındaki program ve kararlarda bunların teklif ve tenkitleri göz önünde tutulacaktır.
3 - Ve yine seçimle gelen devlet başkanının yanında, o ülkedeki;
a - Bütün siyasi parti ve demeklerin en üst seviye yöneticilerinden
b - Sendika ve odaların genel başkan ve temsilcilerinden
c - Ülkedeki farklı din, mezhep ve meşreplerin genel yetkililerinden
d - Yüksek ilmi şahsiyet ve üniversite temsilcilerinden oluşan bir "DEVLET ŞURASI" kurulacaktır.
Devlet şurası dediğimiz 4 meclisli bir parlâmento konumundadır.
Böylece bugünkü iktidar - muhalefet kavgası ve kargaşası, yerini, barışa ve ülkeye hizmet yarışına bırakacaktır. İktidarda olsun, muhalefette olsun, bütün birimlerin ve seçkin beyinlerin yapıcı tenkitleri ve yararlı teklifleri değerlendirilmiş olacaktır.
Hatırlanacağı gibi Asr-ı Saadette Efendimizden sonra Hz. Ebubekir belirli grup ve kesimlerin fiili temsilcisi durumunda olan zevatın seçimiyle, Hz. Ömer, Halife olan Hz. Ebubekir'in tayin etmesiyle, Hz. Osman (ra) ise Aşere-i mübeşşereden oluşan bir şuranın karar vermesiyle iş başına gelmişlerdi. Hz. Ali (ra) ise her halifenin döneminde çok ciddi ve cesaretli bir denetleme ve danışman görevini yerine getirmişti.
Şimdi ne güzel bir tevafuk ve tecellidir ki, Adil Siyasi Düzen bünyesinde de hem seçim, hem tayin, hem şura ve hem de dini denetleme kurumlarının hepsi tam bir uygunluk ve uygarlık içerisinde bulunacak; temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına dayalı, çağdaş şartlara ve ihtiyaçlara odaklı, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti oluşacaktır.
Şimdi Adil Siyasi Düzenin önemini ve özelliğini daha iyi kavrayabilmek için bugünkü batıl siyasi sistemlerin bozuk yapısına bir göz atalım:
a - Siyonizmin dünya hakimiyeti amacı ve süper güçlerin ezme ve sömürme anlayışı.
b -Yeryüzündeki taksimatın haksızlığı (Aynı kavimden ve aynı dinden insanların farklı ülkelere bölünmesi ve dünyanın doğu - batı blokları diye kasıtlı olarak kamplara ayrılması)
c - Devletlerin içişlerine haksız müdahaleye kalkışılması.
d - Genel dünya düzeninin ve onun ülkelerdeki kopyelerinin karmaşıklığı ve adil olmayışı
e - Hak ve adaletin değil, kuvvetin ve menfaatin üstün tutulması.
f - Bu haksız ve ahlaksız düzenlerin "merkezi sistem"le ve devletin silahlı güçleriyle zorla yürütülmeye çalışılması.
g - "Din"in ve ahlaki müesseselerin toplum hayatından dışlanması veya devletin istismar ve suiistimal aracı yapılıp etkisiz kılınması.
h - Kapitalizmdeki göstermelik ve güdümlü demokrasilerin halkın yönetime gerçek katılımını önlemesi ve hükümetlerin halkın iradesini yansıtmaması.
i - Bürokrasinin yönetime hakim olması ve mevzuatların çokluğu ve karmaşası.
j - Sistemin çıkar çatışması ve menfaat boğuşması üzerine kurulması.
k - Hürriyetleri bağlayıcı cezaların bulunması ve kanunların klasik ve kopye olması ve toplumsal uzlaşmaya dayanmaması gibi nedenler yüzünden aşağıdaki problemler ortaya çıkmış ve kangrenleşmeye başlamıştır
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 03.01.11, 12:57   #2
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,243
9,014 mesajına 19,422 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline

Standart

A - Mevcut Dünya Düzeni ve taklitleri; insanlığın huzur ve güvenliğinin sarsılması açısından şu kötü sonuçları doğurmuştur:
1 - Siyasi düzensizlik: İstikrarsızlık, iktidarsızlık ve hükümet bunalımları artmıştır.
2 - Sosyal dengesizlik: Kıtalar, kavimler ve aynı ülkedeki farklı kesimler arasında derin uçurumlar açılmıştır.
3 - İç güvensizlik: Anarşik olaylar, sosyal patlamalar artmıştır, pek çok ülkede fiilen bir iç savaş yaşanmaktadır.
4 - İktisadi belirsizlik: Mason locaları ve MAFİA babaları işbirliği sonucu ticari ahlak ve iktisadi güven bozulmuş ve ekonomide emniyet ve adalet ortadan kaldırılmıştır.
5- Sırf silahları satılsın ve yıkılan şehirlerin yeniden inşası ve imarından para kazanılsın ve siyonizme ve batı emperyalizmine kimse başkaldırmasın diye, kasıtlı olarak savaşlar çıkarılmakta ve dehşet saçan silahlar kullanılmaktadır.
6 - Devletler yine dış tahrik ve teşviklerle korkunç bir silahlanma yarışına itilmiş, bütçelerini halkın refahı ve ülkenin kalkınması yerine, bu silahlara harcamaya başlamıştır. Ve bütün bunların neticesi topyekün bütün dünya ve insanlık çok ciddi bir tehdit ve tehlike ile karşı karşıya bırakılmıştır.
B - Demokrasi kılıflı gizli-derin masonik diktatörlükler, genel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması ve tecavüze uğraması açısından da toplumların başına bela olmuştur:
1 - Mevcut siyasi rejimler eksik ve yanlıştır. İnsan ve toplum fıtratına aykırıdır. (Yürütme, Yasama, Yargı) daki kuvvetler ayrılığı sadece lafta kalmaktadır
Her şey siyasi sultanın, o da dış mihrakların ve sermaye baronlarının tesiri altındadır.
2 - Barışma ve uzlaşma yerine çatışma ve boğuşma düzeni ortaya çıkmıştır. İşçi-patron, amir-memur, asker-sivil, sağcı-solcu, dindar-laik gibi aslında uyuşup anlaşması ve kucaklaşması gereken kesimler bir kavga ve kaos ortamına atılmıştır.
3 - Mevcut demokrasi ve seçimler; halkın yönetime katılımını (konsensüsü) ve milli iradenin hükümete yansımasını sağlamaktan uzak bir aldatmacadır. Tam bir bürokrasi diktatörlüğü sağlanmıştır.
4 - Mevzuat kargaşası ve bürokratik hantallık yüzünden işlerin sürüncemede kalması ve mahkeme kararlarının yıllar alması yüzünden hükümete ve adalete olan güven sarsılmış, bunun neticesinde de rüşvet, torpil, yolsuzluk ve MAFİA'cılık yaygınlaşmıştır.
5 - Mevcut kanunlar yaşamın ve çağdaş ihtiyaçların çok gerisinde kalmıştır.
6 - Soruşturmaların zulüm ve işkence noktasına varması ve araştırma gerekçesiyle kişilik haklarına tecavüze kalkışılması halkın devlete olan güven ve bağlılığını sarsmıştır.
7 - Cezaların yanlışlığı, haksızlığı ve caydırıcı olmaması, suçları ve suçluları artırmıştır.
8 - Mağdurların ve mazlumların korunmaması, zarar verenin yanına kar kalması ve hele hak arama yollarının ve savunma mekanizmasının tıkanması ve çok pahalı olması, herkesin kendi işini kendi metotlarıyla halletmesi veya MAFİA gibi gayri - meşru karanlık güçlere havale etmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır.
Bütün bu sosyal ve siyasal sorunların ve sıkıntıların yegâne çaresi ise: "ADİL SİYASÎ DÜZEN" dir.
Adil Siyasi Düzen'in genel düzen içinde ekonomik, ilmi ve ahlaki düzenlerle uyum içinde olacağını da unutmamak gerekir.
Adil Siyasi Düzen huzur ve güvenliğin sağlanması için ne gibi tedbirler almıştır?
A - Dünya Genelinde:
1 - Hakka dayalı bir Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurulmasını.
2 - İhtilafların savaş değil, sulh yoluyla çözüme bağlanmasını.
3 - Öngörülen B.M. Teşkilatının:
a - Bütün ülkelerde her dinden, her kökenden, her düşünceden ve her seviyeden bütün insanların temel hak ve hürriyetlerinin korunması,
b - Bütün ülkelerdeki temel nizamların mutlaka adil olması
c - Ekonomik, siyasi, ilmi ve ahlaki düzenlerin biri birine müdahale ve insan haklarına tecavüz etmeyecek şartların sağlanması.
d - Silahlanma yarışının mutlaka kontrol altına alınması gibi görevleri vardır.
4 - Dünya genelinde devletler idari taksimatının Adil Düzen esaslarına göre yeniden yapılanmasını esas alır.
B - Ülke Düzeyinde İse:
1 - Genel düzenin Hak ve adalete dayanması.
2 - İdari teşkilatlanmanın Adil Düzen esaslarına ve üIke şartlarına göre yeniden plânlanması.
3 - Bekçi, polis ve jandarma teşkilatının Adil Siyasi düzen prensiplerine uygun yeniden yapılanması.
4 - Hukuk, tahkikat, yargı ve tahkim (Hakem) sisteminin yeniden düzenlenip temel esaslara uygun çalışması.
5 - Ülkede inançlı, vicdanlı, hayırlı ve yararlı insanların yetiştirilmesinin amaçlanması, Sorumluluk düşüncesi ve ahiret endişesi taşıyan huzur ve refah toplumunun oluşturulması.
6 - Sosyal büyümenin "dayanışma sistemine" göre yeniden yapılanması ve toplumsal yapının sağlıklı bir organizeye kavuşturulması amaçlanmaktadır.
Hak ve Hürriyetlerin Korunması için de:
1 - Dini ve ahlaki düzenin ve ilmi - eğitim sisteminin de etkisi ve katkısıyla toplumda "HAK" anlayışı hakim kılınacak ve herkes hakkına razı olacak.
2 - Çıkar çatışması yerine menfaat ortaklığı esas alınacak.
3 - Merkezi yönetimle, yerel yönetim arasında yetki ve sorumluluk sınırları belirlenecek ve "yerel yönetimlere" imkan ve fırsat kazandırılacak. Şimdiki "Belediye Meclisleri" ve "İl Genel Meclisleri"nin kalitesi artırılacak, yerel yönetimlere etkinlik ve yetkinlik kazandırılacak.
4 - Nispî temsil sistemi esasına göre her kesimin yönetime katılımı sağlanacak.
5 - Mevzuat ve kanunlar ilim ve ehliyet sahibi kimseler tarafından yapılacak.
6 - İcma ve içtihat sistemi uygulanacak, yani şartlara ve ihtiyaçlara uygun kurallar koyma yolu açılacak.
7- Denetim (müfettişlik ve murakabe) genelde dini-ahlaki gruplar tarafından yürütülecek ve tamamıyla bağımsız çalışacak ve bu kurumların yetkileri kadar yükümlülükleri de artırılacak.
8 - Hizmetlerde rekabet ve teminat düzeni kurulacak.
9 - Teminatlı ( yeminli ) polis teşkilatı oluşturulacak, açıktan ve dışarıdan soruşturma imkanı hazırlanacak.
10 - Adil siyasi düzen, "imkân, eleman ve zaman" israfını önleyecek, pratik ve sade bir yapıda olacaktır.

• Adil Düzen'de Hukuk ve Adalet
Adil Düzende adalet mekanizması ve mahkeme sistemlerinin çalışması da, yeni ve yeterli bir yapıya kavuşacaktır.
Adil Siyasi Düzen'de ADALET SİSTEMİ şu özellikleri taşıyacaktır:
1 - Adalet makamı ve mekanizması tam anlamıyla bağımsız hareket edecektir.
2 - Her bucak müstakil bir yargı birimi kabul edilecektir ve yeterli hakim gönderilecektir.
3 - Yargıda: Tahkim (hakem tayin etme) tahkikat (soruşturma) ve kaza (infaz) kurumları bağımsız hizmetlerdir.
4 - Tahkikat ve tahkim (soruşturma ve hakem tayini) tarafların seçtiği teminatlı ve ehliyetli görevliler tarafından yürütülüp neticelendirilir.
5 - Kamu hukukunda: Temel anayasal düzene uygun olarak, bucak ilmi şurasının ittifakı, özel hukukta ise kişinin mensup olduğu mezhep ve ekolü esas kabul edilir.
6 - Bucaklardaki, soruşturma ve hakemliğe ehil ve emin şahsiyetleri, İldeki tahkim ve tahkikat kuruluşları belirleyecek, İllerdekini ise, "devlet tahkikat ve tahkim kurulları" tayin ve tevcih edecektir.
7 - Avukatlık ve savcılık hizmetleri yeni bir yapıya dönüşecektir.
8 - Topluluk cezalandırılamaz. Çünkü suç ve ceza şahsidir.
9 - Suç kesinlikle sabit olunca, verilecek cezaların caydırıcı olması gereklidir.
10 - "Mağdurun korunması", dayanışma sistemi içinde gerçekleşecektir.
11 - Yargı masrafları bütçeden ödenir.
12 - Affetmek mağdurun veya varislerin hakkıdır ve onların yetkisindedir.
13 - Askeri hukuk, kendi özel kurum ve kuralları içinde değerlendirilir.
14 - İdari düzen gerektiği hallerde meşru yaptırımlar uygulayabilir.
Evet, Dinde zorlama yok, sevdirme ve inandırma vardır.
Çünkü, "kalbi ve ruhi" bir olaydır.
İlimde ise izah, ispat ve ikna vardır.
Zira akli bir olaydır.
Düzende ise icabında müeyyide ve zorlama olacaktır.
Çünkü... disiplin ve otorite ile ilgili bir olaydır.

• Dayanışma Ortaklığı
Adil Düzendeki "Dayanışma Ortaklığı" Sistemini biraz daha açalım:
Adil Düzen, yukarıda da belirtildiği gibi, bir genel düzen içinde, statü ve sorumlulukları belirlenmiş "4" farklı düzenden oluşmaktadır.
1- Siyasi. 2- İktisadi. 3- İlmi 4- Ahlaki düzenler birer "Dayanışma Birimleri" sayılacak, bu kurumlardan her birisi kendi bünyesinde çok sayıda "Dayanışma gruplarından" oluşacaktır.
1- Siyasi Gruplar (Siyasi dayanışma ortaklığı):
Aynı siyasi amaçlar taşıyan kişilerin, bir kurucu başkanın liderliğinde toplanarak ve ortak bir sözleşme imzalayarak kurdukları ortaklık (grup)
2- Ekonomik - Sosyal Gruplar (Mesleki Dayanışma ortaklığı):
Belirli meslek ve sanat sahiplerinin ve aynı işi yapan kimselerin bir araya gelerek, oluşturdukları ortaklık (grup)
3- Dini - Sosyal Gruplar (Ahlaki Dayanışma ortaklığı):
Aynı dine bağlı kimselerin veya aynı dinden farklı meşrep, mezhep ve cemaatlerin bir araya toplanarak manevi ve ahlaki hizmet ve hedefler çerçevesinde meydana getirecekleri topluluk (grup)
Çünkü dinlerin çok değişik mezhep ve meşreplere ayrıldığı ve bir insanı kendisini tanıtmak için sadece dinini söylemesinin artık yeterli olmadığı bir gerçektir. Örneğin Nurcular, süleymancılar, Nakşiler, Aleviler hepsi müslüman olmakla beraber çok ayrı şeyler ifade eden kesimlerdir.
Öyle ise insanların kendi beğenip tercih ettikleri mezhep ve meşreplere göre "dini gruplar" oluşturmalarına, kendi mensuplarını ahlaki ve manevi yönden eğitmek yetiştirmek ve murakabe etmek yanında, toplum içinde de resmen "Sosyal Kontrol - Denetleme" görevini yapmalarına fırsat verecek bir yapılanma öngörülmektedir.
4 - İlmi Ekolleşme (Eğitim ve Bilim Dayanışma Ortaklığı):
İnsanların "Ne yapması?" gerektiğine dinleri ve duyguları karar verdiği gibi, bunları "Nasıl yapması?" gerektiğine de akıl ve bilgi (ilim) karar vermektedir.
Gerekli ve yeterli ilim ve birikimin elde edilmesi ve yetişen nesillere öğretilmesi ise, tabiatıyla çeşitli kademede "Eğitim Kurumlarını" gerektirmektedir.
İşte bu ilmi kurumların da ekoller (üniversiteler) halinde organize edilmesi ve ilmi dayanışma ortaklıkları şeklinde "teminatlı ve tazminatlı" hale getirilmesi düşünülmektedir.
"Pakistan'ın kuzeyinde, gizli ABD güdümlü olan, İslamı karalamak ve insanlığı korkutmak üzere tasarlanan TALİBAN kontrolündeki bölgede; Merkezi hükümetle yerel aşiretler arasında varılan bir anlaşma sonucu: "şeriat sistemine" geçilmesine izin verildiği, ama kışkırtıcı olmasın diye buna "Adalet Düzeni" denildiği" şeklindeki haberlerin aslında, "Milli Görüşün hazırladığı Adil Düzen'le Taliban şeriatının aynı şey olduğu" kanaatini doğurmaya yönelik kasıtlı bir çarpıtmaca olduğu sırıtacak biçimde sezilmekteydi.
Çünkü Adil Düzen, hem yüzyıllar öncesi şartlara ve ihtiyaçlara göre hazırlanıp uygulanmış devlet yönetimlerinden,i hem de bugünkü TALİBAN ve EL-KAİDE gibi yapılanmaların, çağdaş standartlara ve İslamın ruhuna aykırı, şeriat kılıflı sistemlerden tamamen ayrı ve farklı; ilmi, insani, tabii, evrensel ve asri bir projeydi.
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.02.11, 21:01   #3
bülent58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Nizam
Üye No : 9189
Üyelik tarihi : 26-02-2011
Mesleği : adil düzen çalışanı
Nereden : İstanbul-küçükçekmece
Konuları : 212
Mesajlar : 436
Teşekkürleri: 48
38 mesajına 52 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2 bülent58 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

İKİ MAKALE - İKİ TEKLİF

Aşağıda sunacağımız iki makale ve iki teklif;
12 Eylül Askerî Müdahalesi'nden 4 yıl önce,
dolayısıyla günümüzden 20 yıl önce yazılmıştır.(35 sene önce)

AKEVLER dergimizde yer alan
bu iki makale ve iki teklifimizi,
biraz güncelleştirerek aynen takdim ediyoruz.


ÖLÜMSÜZ AKTÜALİTE

Yeryüzünde insanoğlu varoldukça varlığını sürdürecek olan ölümsüz aktüalite: Din, kültür ve medeniyet. İnsan gibi ömür süren ve aynı merhalelerden geçerek doğan, yaşayan ve ölen medeniyetler... Kimi insanlar sağlıklı ve uzun ömürlü, kimileri hasta doğup çabuk ölüyor; tıpkı medeniyetler gibi...
Ölümsüz aktüalite derken kastettiğimiz, hastalık kabul etmez sağlıklı bir yapıya sahip olan yeryüzündeki biricik medeniyet kaynağı olan İslâmiyet'tir. İnsanlık bugün bu kaynağa yeniden yönelmeğe muhtaç; hattâ mecbur. Çünkü başkaca çıkar yolu ve çözüm şekli kalmamış.
Kur'ân'dan kaynaklanan hükümlerden oluşan kültür ve medeniyet, bugün insan hayatının gündeminden kaldırılmış. Batı dünyası, bu kültür ve medeniyet kaynağını sadece maddî sahada uyguluyor. İnsanoğlunun manevî cephesi ve ruhu unutulmuş. Gençlik ve topyekün insanlık, buhran, bunalım ve ihtilâçlar içinde kıvranıyor. Hayat düzeni, devlet nizamı, tez elden kültür ve medeniyet boyutlarına varıncaya kadar İslâmiyet ve Kur'ân'dan kaynaklanmaya muhtaç.
Aksi halde, gidişimizin nereye olduğu apaşikâr ortada...

Anadolu, 1071'de Alpaslan'ın şahsında zirveleşen Kur'ân'dan kaynaklanan güç ile vatan olmuş. Bugün 1971 geride kalmış, aradan 900 yıl geçmiş, 21. yüzyıla merdiven dayamış bulunuyoruz. Millet olarak gücümüzü yitirdik. Bâtıl Batı dünyasının esiri olduk. Kur'ân gündemde değil. Medeniyet doğuran İslâm kültüründen çok uzaklardayız.
Bizi lider yapan aslımızdan ırak, Batı'nın peşinde uydu!
Ölümsüz aktüaliteden uzak, vatanda gurbeti yaşıyoruz!..

Batı, bâtıl düzenlerini belli ölçüde bünyesine uydurduğu halde, bu düzen bin yıllık şerefli geçmiş içinde Hak Nizam ile yoğrulmuş milletimizin bünyesine kesinkes uymamaktadır. Tek bir millet olan küfür cephesinin bâtıl hayat düzenleri, yine yekvücut olması gereken Müslümanların vücudu reddetmekte ve bu red mücadelesi birçok çatışmalarla her alanda anarşiye neden olmaktadır.
Avrupa'dan peydahlanan kapitalizm, komünizm, sosyalizm, faşizm ve bunların yandaşları daha nice 'izm'ler, bizim -aynı düzenlerin mensubu olarak- lider olmamızı katiyetle istemez ve olanca güçleriyle bunu engellerler. Onların istediği, sadece kabiliyetli ve güçlü bir mukallit olarak yine onların sömürü stratejilerinde emperyalist uygulama ve emellerinin sâdık bir bendesi olmamızdır.
Acı gerçek ise; taklit edenin taklit edileni daima arkadan izleme durumunda olması ve hiçbir zaman öne geçme şansının olmamasıdır.

Belki fert olarak 'ya hep - ya hiç!' ölçüsünde birşeylerin olmasını istemeye ve gerçekleşmesini sağlamaya hakkımız yok! Ama topluluk -veya içinde yaşadığımız topluluk içinde bir azınlık grubu- olarak, buna kesinlikle hakkımız var. Enerji, güç ve kabiliyetimizi, gayeye giden yolda bu hedefe yönlendirmemiş gerekmektedir. Bu gerçeği gündeme getirebildiğimiz oranda başarıya ulaşabiliriz.

Allah'tan niyazımız başarıya ulaşabilmektir.




BİRİNCİ MAKALE - BİRİNCİ TEKLİF


BİR PARTİNİN
PROGRAMI
NASIL OLMALIDIR?


Partiler, program diye topluluklara birtakım yazılı şeyler sunmaktadırlar.
Partilerin millete sundukları bu yazılı şeyler, gerçekten bir program mıdır?
Yoksa, 'program' adı altında halka yapılan 'propaganda' mıdır?

Üzüntüyle ifade etmeliyiz ki, partilerimizin program diye ortaya sürdükleri şeyler, program değil sadece birer propaganda nutkudurlar. Batı, bize böyle bir parti ve demokrasi anlayışını empoze etmektedir. Batı dünyasının herşeyi gizli kapaklı tutan ve halka yuvarlak sözlerle ebelik yapan ihniyeti Türkiye'de de aynen uygulanmaktadır.

Batı şöyle düşünüyor:
Eğer gerçek programımızı ortaya sürersek, karşımızdakiler de bu programı öğrenir ve onlar da uygular. O zaman bize bir ihtiyaç kalmaz. Hele hele bu programlarımızı geri kalmış olan ülkeler de öğrenirlerse, onları sömürebilme imkânımız ve fırsatımız ortadan kalkar. O halde, oyalayıcı sözleri içeren sözde programlarla propagandamızı yapalım, böylece düzenimizi savunalım ve sömürü iktidarımızı koruyalım.
Batı dünyasının çıkarcı ve bencil dünya düzenlerinden, bundan başka bir şey beklememiz elbette söz konusu değildir.

Türkiye'de de bu yuvarlak cümlelerle partilerin ortaya çıkması Türkiye'nin geri kalmışlığının temel nedeni olmaktadır. Fikirler yerine yuvarlak lâfları ortaya çıkmakta, millet de oyalanıp durmakta ve açıkçası aldatılmaktadır.
Halbuki partiler kötü veya yanlış da olsa, birer programla milletin huzuruna çıksalar; hem kendileri iktidara geldikleri zaman ne yapacaklarını bilirler, hem de halkın düşünme gücünü artırmış ve bir fikir hareketini de doğurmuş olurlar.
Batı dünyasının bir moda gibi empoze ettiği bu hiçlik felsefesi, birçok açıkgöz politikacı tarafından bir aldatma ve göz boyama sanatı halinde kullanılagelmekte, böylece topluluk uyuşmakta veya uyuşturulmaktadır. Hiçbir görüşü ve programı olmayan partiler, iktidara geldikleri zaman kapitalizmin ve sosyalizmin kucağına düşmekte, ölümlerden ölüm beğen kabilinden milletimize sadece programsızlık ve cehalet kalmaktadır.

İslâmiyet, bu tür yuvarlak lâf ebeliğini, hele hele toplulukları bilgisiz ve cahil bırakmak pahasına gerçeklerin gizlenmesini şiddetle yasaklamış; gerçeklerin ortaya konmasını, her söze kulak verilmesini ve bunların içinden en iyisine uyulmasını emretmiştir.

Kur'ân, Müslümanların müslüman olmayanlara; "Bunlardan daha iyisini getirin biz onlara uyalım" demelerini emretmiş, böylece herkesi açıkça düzen tartışmasına dâvet etmiş ve sözlerin dinlenip anlaşılmasını, anlaşılanların yaşanıp uygulanmasını istemiştir. Bazı şeylerin halka söylenmemesi veya bazı gerçeklerin insanlardan gizlenmesi gerektiğini iddia edenlere, Kur'ân şiddetle karşı çıkmış; "Bildiklerini gizlersen senin damarlarını koparırız" diyerek, adeta tehdit etmiş bulunmaktadır.

Bir Partinin Programı Nasıl Olmalıdır?

1- Bir partinin programı, bütün partilerin kabul edeceği genel cümleleri ve ifadeleri içermemelidir.
Türkiyeyi kalkındıracağız... Halka refah temin edeceğiz... Bütün özgürlükleri getireceğiz... Vergi adaleti sağlayacağız... Anarşiyi ve terörü önleyeceğiz... Partizanlık ve adam kayırmacılık yapmayacağız... Yollar yapacağız, yatırımlar yapacağız, barajlar kuracağız, enflasyonu durduracağız, işsizliği önleyeceğiz, pahalılığı önleyeceğiz...
Bu gibi ifadelerin ve cümlelerin geçtiği bir kitap, biliniz ki program değil sadece nutuk kitabıdır. Plân, program, sistem ve düzen ile bir ilgisi yoktur. Bu yuvarlak ifadelerle ülkeyi kurtarmak ve kalkındırmak mümkün olmaz.
Yuvarlak ve genel ifadeler içeren bu cümlelerin altına hangi parti imza atmaz? Bunlar, bütün partilerin ortaklaşa kabul edecekleri ifadelerdir. Bunlar parti programı değil, millî programdır; hattâ bütün insanlığın ortaklaşa kabul edeceği beşerî programdır.

Bu sösleri programına geçiren bir parti ne düşünmüştür?
İki ihtimal var: Bu parti ya milleti kandırma nutukları çekmektedir veya başka bir iddiadadır. Bu iddianın ne olabileceğini de güzel bir misâlle anlatalım. Anlatacağımız fıkradır, ona göre değerlendirin.
Necati Akder bir gün nutuk çekiyor ve diyor ki:
"Enver Paşa Şark Savaşı sırasında aklın ve mantığın dışına çıkmış, düşman kurşunları arasında siperleri dolaşıyordu. Güya bunu kahramanlık olsun diye yapıyordu. Kumandanın bir onbaşı gibi siperlerde dolaşması kahramanlık değil, bir nevi akıl hastalığıdır! Kumandanın siperlerde dolaşması değil, karargâhında emru kumanda etmesi gerekir."
Aynı profesör, başka bir gün de bu sefer Mustafa Kemal'i anlatıyor:
"Mustafa Kemal o gün siperden sipere atılıyor ve düşman kurşunlarına aldırmayarak askerlerine moral veriyordu!"
Dinleyenlerden biri ayağa kalkarak:
Hocam! Geçen gün öyle davranan Enver Paşa için aynı şeyleri söylemiyordunuz!"
Profesör: "Bu iş yapana göre değişir!" diye cevap vermiş.

Bu fıkra, partilerimizin durumunu ne güzel anlatıyor. Partilerimiz propaganda yaparken, biz yapalım ama onlar aynı şeyleri yapmasınlar demek istiyorlar; ancak hepsi de aynı şeyleri yapıyorlar. Kendileri yapınca, güya durum değişiyor! Onlara göre, aynı hareket değişik anlam taşıyabiliyor! Demek ki, bütün mesele koltuk, iktidar, makam kavgası ve süflî bir ihtiras...

İslâmiyet, bu anlayışı şiddetle reddetmektedir. İnsanların asla, sen değil ben yapayım, demeye hakları yoktur. Herkes karşısındakine 'sen yap' diyecektir. Hiç kimse seçilmekle görevli değildir, ama herkes seçmekle görevlidir. Vazife istenmez, verilir.

Partiler programlarında memlekete neler yapılması gerektiğini ortaya koymalılar ve bunun yapılmasını istemelidirler. Yoksa, sen yapamıyorsun ben yapayım, demek ayıp bir şeydir. Bu yapılmalıdır diyecek ve millet de kimin fikrini benimserse, elbette ona görev verecektir. Partiler halktan kendilerinin iktidara gelmesini değil, kendi programlarının uygulanmasını istemelidirler. Programlarını halka anlatıp, o programın benimsenmesini istemelidirler. Her partinin benimseyeceği yuvarlak lâflar söylenince, o zaman sadece iktidara talip olunmuş olur, memleket yararına faydalı bir şey yapılmaz.

2- Partiler ne yapacaklarını değil, nasıl yapacaklarını ortaya koymalıdırlar.
Türkiye'yi kalkındıracağız değil; Türkiye'yi nasıl kalkındıracağız... Enerji temin edeceğiz değil; nasıl enerji temin edeceğiz... Plânlayacağız değil; ne plânı yapacağız... Düzeni değiştireceğiz değil; hangi düzeni getireceğiz...
Partiler, gayeleri değil araçları saymalıdırlar. Çünkü gaye, bütün partilerde birdir ve bu açıdan aralarında bir fark yoktur. Gayeleri ayrı olan partiler, aynı devletin partileri olamazlar. Görüşleri ayrı ayrı olduğu halde, aynı hedefe yönelmiş oldukları için bir milletin, bir devletin uzuvlarıdırlar.

Bu konuyu biraz daha açalım:
Türkiye'de bulunan bir sosyalist parti ile bir liberal partinin gayeleri birdir; Türkiye'yi yaşatmak ve kalkındırmak. Ama bu partilerin bu işi yaparken kullanacakları vasıta ayrı ayrıdır. Başka başka usûllerle Türkiye'yi yaşatmak ve kalkındırmak istiyorlar.
Buna karşılık, bir İsveç sosyalist partisi ile bir Türkiye sosyalist partisinin gayeleri ayrı ayrıdır. Biri, İsveç'i yaşatmak ve geliştirmek istiyor; diğeri ise Türkiye'yi yaşatmak ve geliştirmek istiyor. Bununla beraber, usûlleri yani metodları aynıdır. İkisi de aynı aracı kullanarak hedefe ve sonuca varmayı düşünüyor.
Bu durum bizi şu sonuca götürüyor: Bir memlekette kurulan bütün partilerin gayeleri birdir. Ama araçları farklıdır. Bir ülkede şayet gayeleri farklı olan partiler kuruluyorsa, bu bölücülüktür ve devleti yıkmaya kalkışma eylemidir.

Faşist yönetimlerle yönetilen ülkeler, vasıtayı gaye yaptıkları için farklı programlı partilerin kurulmasına izin vermezler. Faşizmle yönetilen bir ülkede çok parti varsa, bu partilerin aynı yuvarlak lâfları ihtiva eden programları değil de, propaganda nutuklarının olması zorunludur. Maalesef, bir dönem faşizm yönetiminden geçmiş olan Türkiye, bir türlü o devrin hastalıklarını üzerinden atamamış, partilerimiz tek partinin nutkunu kendilerine program yapmaktan kurtulamamışlardır.

İslâmiyet'te, gaye kısmını ihtiva eden kısımlar vardır ki, o hususta bütün mezhepler birleşmişlerdir. O çevrenin dışına çıkan mezhepler, İslâmiyet'in dışına çıkmış olurlar. Ama tatbikatla ilgili içtihatlar mezheplere göre değişir ve bunun böyle olmasının rahmet olacağı ifade edilmiştir.Yani, sosyalistlerin vasıtayı gaye yapan ve vasıtalardaki değişikliği yasaklayan görüşü İslâmiyet bir ilâhî din olarak dahi reddetmekte ve insanları gayeye ulaşırken kendi ihtiyaçlarına göre hareket etmelerini emretmiş bulunmaktadır. Emir diyoruz; çünkü herkes kendi müçtehidinin veya mezhebinin görüşüne göre sorumludur.

O halde,
Partiler ne yapacaklarını değil;
Nasıl yapacaklarını ortaya koymalıdırlar.

3- Partiler, dengeyi ve orta yolu nasıl kuracaklarını belirtmelidirler.
Üçüncü kriterimiz de şudur: Her şeyin zıddı vardır. Bir şeyin ifratı, başka bir şeyin tefriti ile gerçekleşir. Aşırı hürriyet anarşidir. Aşırı disiplin de esarettir. Asıl olan, 'vasat yolu - orta yolu' tutmaktır.
Aşırı yatırım açlıktır. Aşırı beslenme de israftır. Bütün mesele dengeyi bulmaktır. Partiler programlarında bu dengelere işaret etmelidirler ve bu dengelerinin sınırını çizmiş olmalıdırlar. Şunları yapacağız diyen bir parti, halktan o kadar fazla vergi alacağız demektedir. Yahut vergi almayacağız diyen bir parti, şu hizmetleri yapmayacağız demiş olur. Program bu sınırları kesin olarak göstermelidir.
Meselâ, biz millî gelirin yüzde yirmisini vergi olarak alacağız, bu gelirlerle de şu şu hizmetleri göreceğiz demelidir. Bunun gibi, biz anarşi ile hürriyet arasındaki sınırı şu noktada tutacağız, demelidir. Meselâ, fikirde tam serbestlik sağlayacak, ama fiilleri yasaklayacağız. Yanlış haberleri cezalandırmayacağız, ama iftiraları suç sayacağız, gibi.

4- Partiler, dengeyi hangi mekanizma ile sağlayacaklarını belirtmelidirler.
Nihayet, parti programı 'denge meselesi'nin sınırını tesbit ettikten sonra, bu sınırı hangi mekanizma ile regüle edeceğini de açıkça belirtmelidir. Meselâ, gelir vergisi sistemi ile; istihsal vergisi sistemi ile; ve sermaye vergisi sistemi ile.
Partiler, özgürlük ile anarşi arasındaki dengeyi ne ile sağlayacağını bildirmelidir. Meselâ, polis gücü ile; savcı gücü ile; akile sistemi gücü ile...

5- Partiler, sorunların çözümü için alternatif sistem ve düzen ortaya koymalıdırlar.
Son olarak, partiler sözünü ettiğimiz programlarını ve bu programlardaki maddeleri, hangi alternatif sistem ve düzene göre uygulayacaklarını belirtmelidirler. Ülkenin durumu iyiyse, hiçbir ekonomik ve sosyal problemi yoksa, mesele yoktur. Oturmuş bir düzeni ve bu düzenin mekanizmaları varsa, o ülkeyi aklı başında olan her siyasetçi rahatlıkla idare eder.
Ama bir ülkenin sorunları varsa ve her geçen gün bunlar çözülecekleri yerde daha da büyüyerek varlıklarını sürdürüyorsa, o zaman ne olacaktır? O ülke hangi düzen ve sisteme göre, hangi alternatif model ve o modelin mekanizmaları ile sorunlarını çözecektir? Ülkedeki kaç partinin böyle alternatif düzen teklifleri vardır?
Kapitalist düzen mi? Sosyalist düzen mi? Liberal düzen mi? Faşist düzen mi? Adil düzen mi?.. Artık pek vaktimiz kalmadı. Bir an önce karar vermenin zamanı geldi de geçiyor bile.

Bir Parti Programı, işte bu beş kritere riayet edilerek hazırlanmış ise, o program gerçek bir programdır; değilse, sadece bir propaganda aracıdır.
Bugünkü Türkiye'de, böyle bir programı olan parti yoktur. Batı dünyasından aktarıymış veya apartılmış yuvarlak lâfları içeren propaganda nutukları vardır. Bu propaganda nutukları 'hoş' ama 'boş' şeyleri içermektedir.
Mevcut partilerimizden hiçbirinin kendilerine bir program edineceklerini sanmıyorum. İş yeni programlı ve alternatif düzen sunan bir parti kurmaya kalmıştır. Bunun ihtiyacını duyan ve düşünen vatandaşlarımız için bu makalelerimizi ve kitaplarımızı yazmış oluyoruz. Ola ki birileri uyanır da gerçek siyasî partileri kurarak ülkemizi içinde bulunduğu sorunlardan kurtarır.



* * *



İKİNCİ MAKALE - İKİNCİ TEKLİF

DEVLET DÜZENLEME TEŞKİLÂTI

İnsanlar başlangıçta hesap bilmiyorlardı, plânlama bilmiyorlardı, düzen bilmiyorlardı.
Sezileri ile denemeler yapıyor, elde ettikleri başarıları nesilden nesile aktarıyor ve böylece ileri düzeye varıyorlardı. Böylece her devirde ve hükümran olan medeniyetin seviyesine göre pek üstün eserler de ortaya çıkabiliyordu.
Meselâ, Süleymaniye Cammi, inşa edildiği günkü ideal ölçülerini, binlerce yılın tecrübeleri ve birikimi ile elde etmişti. Halbuki bugün, birkaç günlük hesap sonunda, meselâ Boğaz Köprüsü'nün en ideal ölçüleri bulunmaktadır.

İnsanlara ilk düşünme tekniğini öğreten Hazreti İbrahim (a.s.) olmuştur. İnsanların put olarak taptıkları nesneleri balta ile kırmış ve sadece en büyük putu bırakarak baltayı onun boynuna asmıştı.
'Bu işi kim yaptı?' diye sorduklarında, 'En büyükleri diğerlerine kızdı ve hepsini kırdı!' diye cevap vermesi karşısında; etrafındaki soru sahipleri başlarını önlerine eğmiş ve susmuşlardı.
Buna benzer bir mantık ile yıldız, ay ve güneşte Allah'ı aramış; sonra bunların zamanla kaybolmalarına bakarak kâinatın gerçek yaratıcısını bulmuştu. Nemrut ile yaratma konusunda tartışmaya girişmiş, tartışmanın bir bölümünde Nemrut'a 'Öyleyse sen de güneşi batıdan doğur!' deyince, inkârcı Nemrut bu mantık karşısında susuvermişti.

Hazreti İbrahim mantığının zirveye ulaştığı çağ, Yunan çağıdır. Ancak burada sadece fikrî sahada düşünme vardır. Fiilî saha ise yine bütün varlığı ile kör denemelere dayanıyordu. İnsanlar fikren gelişiyorlardı ama, sosyal ve sanayi alanlarında yine yüzlerce yılı sayıyor ve geri kalıyorlardı.

Bu tümden gelme usûlü, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e kadar geldi. İslâmiyet ise yeni bir mantık şekli getirdi. Bu mantık benzetme, kıyas, analoji mantığı idi; indüksiyon metodu idi. Ebû Hanife tarafından geliştirilmiş bulunan bu mantık sayesinde, önce İslâmiyet'teki 'Hukuk Düzeni' geliştirildi. Müslümanlar, 'FIKIH' adını verdikleri ilimle dünyada ilk defa sosyal hadiseleri bir plân ve bir hesap işi yaptılar.

Batılılar indüksiyonu ilimde ve teknikte tatbik ettiler ve bu sayede günümüzde Ay'a kadar ulaştılar. Bugünkü bütün medeniyet, -telsiz, televizyon, elektrik, elektronik, bilgisayar ve bunlara benzer her çeşit imkân- Batı dünyasının "bir şeyi ölçüp tartabiliyorsanız onu biliyorsunuz demektir, yoksa hayal kuruyorsunuz" sözlerinden ibarettir.

Plânlama, ilk olarak askerlikte taktik ve strateji tekniği altında uygulandı ve o kadar ileri sonuçlara varıldı ki; bugün artık plânlama yapmadan savaşmak mümkün değildir. İkinci olarak plânlamayı büyük ve kapitalist işletmelerde, sosyalist ülkeler ise devlet plânlaması halinde ekonomi sahasında uyguladılar ve gayet verimli sonuçlar elde ettiler. Türkiye'de de, son birkaç yıldır plânlı döneme girilmiştir. Batı taklitçiliği ve onları sömürü düzeninin Türkiye'de uygulanması şeklinde belirmiş olmakla beraber yine de pek çok başarıların kaynağı olmuştur.

Türkiye'de Devletin Düzeni, doğu ve batı dünyalarında elde edilmiş olan binlerce yıllık tecrübelerin sonunda Türkiye'de yığılmış bulunan karmakarışık kaidelerden ibarettir. İnsicamlı değildir. İstikrar yoktur. Türkiye bu düzen içinde huzursuzdur. Herkes bu durumdan şikâyetçidir. Kimileri bunun ıslah edilmesini, kimileri de kökten değişmesini istiyor. Ancak, şu apaçık bir gerçektir ki, artık herkes birşeyler istiyor.

Sağcı partiler, mevcut durumun ıslah edilmesini ile bozuklukların giderilmesini istiyorlar.
Solcu partiler, devrim yapılması suretiyle kendi istedikleri yeni düzenin gelmesini istiyorlar.
Milliyetçi partiler, millî sosyalizmin gelmesiyle meselelerin çözüme kavuşturulabileceğini savunuyorlar.
Millî görüşçü partiler, Hakka dayalı dünya görüşünün uygulaması olan bir yeniden yapılanma modelinin uygulanmasını istiyorlar.

Ancak, bu dört görüşün temsilcisi olan bütün partiler, bu değişimi primitif usullerle karambola yapmak istemektedirler. Selâmet veya Refah kadroları dışında, hiçbirinin bu konuda ilmî bir çalışmaları yoktur. Elle tutulur ve gözle görülür bir plânları yoktur. Hesap ve kitapları, plân ve projeleri, sistem ve düzenleri yoktur.
Bunların durumu, sancı çeken bir hastanın durumuna benzemektedir. Acının etkisiyle durmadan debelenmekte, hastalıklardan kurtulmak için birşeylerin yapılmasını istemektedirler. Ancak, bunlardan hiç biri ne yapılacağını ve nasıl yapılacağını düşünmemekte, bu alanda bir gayret göstermemektedirler.
Halk ise, yapılması gerekenin farkındadır ve değişiklik istemektedir. Siyasî, sosyal ve ekonomik hastalıkların sebebiyet verdiği rahatsızlıklar onları inim inim inletmekte, ancak mevcut doktorların bu hastalıklara ilâç bulamayacaklarını bildikleri için oyalanıp durmaktadırlar. Gerçek 'teşhisleri' koyacak ve ona göre de 'tedavi reçeteleri' uygulayabilecek olan doktorları beklemektedirler.

Muhterem Parti Yöneticileri!
Şimdi sizlere, aslında sizin ve herkesin bildiği ilâhî veya sosyal kanunu sadece hatırlatmış olacağız. İster kulak verir, hem kendinizi hem de ülkeyi kurtarırsınız; istemezseniz, sadece kendinizi yıkmakla kalmaz, beraberinizde ülkeyi de yıkmış olursunuz.
"Şimdiye kadar ölmedik! Bundan sonra da ölmeyi! Türk Milleti güçlüdür! Komplo teorileri kurmayın! Bir kurtarıcı gelir bizi kurtarır!.." gibi sözler, tarihin her devrinde söylenmiştir. Ama neticede böyle sözlerle kendini avutan nice devletler, imparatorluklar ve medeniyetler tarihin karanlıklarına gömülmüşlerdir.
Tarih, ibret alınmadığı sürece tekerrürden ibarettir.

Siyasî Partiler Ne Yapmalıdır:

1- Türkiye'de hangi parti daha erken davranır ilmπi bir şekilde 'Devletin Düzenlenmesi Plânı'nı getirirse, o parti gelecekteki seçimleri kazanacaktır. Çünkü devletimizin acilen böyle bir düzenlenme projesine ve yeniden yapılanma modeline ihtiyacı vardır. Akıl için yol birdir. İlmin gösterdiği doğru yol tektir. Bunu hangi parti yaparsa yapsın, sonuç daima birbirine yakın olacak ve Türkiye kurtulmuş olacaktır.

2- Hiçbir parti bu işi yapmazsa, Türkiye için bir 27 Mayıs, bir 12 Mart, bir 12 Eylül müdahalesi mukadderdir.
Ancak, bu müdahaleleri yapan ordunun da aynı hazırlığı yapmış olması gerekir. Yani ülkeyi nasıl bir yeniden yapılanma modeline ve idarî düzene kavuşturması gerektiğine dair ilmî araştırmalarını yapmış, hesaba dayanan bir devleti düzenleme plânı getirmiş olması gerekir.
Eğer orduda bu hazırlık yoksa, sonuç olarak müdahale bir partiyi indirip başka bir partiyi çıkarmakla neticelenir ve bu denemeler birkaç defa ölümü geciktirebilir ama yıkılışı durduramaz. Plânsız ve hazırlıksız müdahaleler, mukadder sonu önleyemez.

O Halde Ne Yapılmalıdır:

1-Başbakanlığa bağlı bir 'Devlet Düzenleme Teşkilâtı' kurulmalıdır.
Bu teşkilâtın başına, plân ve hesaptan anlayan, ayrıca siyasî ve sosyal meselelere vâkıf olan, Arapça ve Yüksek Matematik bilen bir kişi getirilmelidir.
Bu teşkilâtta bütün partiler, sendikalar, odalar, üniversiteler, devlet idareleri, ordu temsilcileri hazır bulunmalı ve Türkiye'yi düzenliyecek bir plân hazırlanmalıdır.
Bütün görüşlerin yer aldığı bu plânda, bütün görüşlere değişik şıklar hâlinde yer verilmeli ve en uygun tercihler siyasî kanaldan yapılmalıdır.

2- Bu çalışma, Yeni Bir Anayasa hazırlama çalışmasıdır.
Böyle bir çalışma tam bir özgürlük ortamı içinde yapılmalı ve her görüş ilmî bir şekilde değerlendirilmelidir. Sıkı bir çalışma temposu ile bu çalışma en kısa olarak iki yıl içinde tamamlanabilir.
Bundan sonra, her parti bu araştırmalar ışığında kendi siyasî tercihini yapıp halkın huzuruna çıkmalı ve ona göre oy istemelidir. Partiler, yapılacak seçim sonunda aldıkları oy oranında temsilci bulunduracakları bir komisyonda müşterek Anayasa hazırlanmalı ve ittifaka yakın bir ekseriyetle meclisten geçirere yeni düzene geçilmelidir.

3- Hükümet bu çalışmayı yapmayabilir ve teşkilâtı kurmayabilir.
Yapsa ve kursa bile, teşkilâtı kendi siyasî görüşlerine âlet edebilir veya teşkilâtı kendi yahdaşları ile doldurabilir.
Böyle bir gelişme olursa, bu durumda yapılması gereken ikinci bir çözüm yolu vardır. Bir veya birkaç parti, bu çalışmayı kendi partileri içinde yapmalıdırlar. Böyle bir çalışmayı yapabilen parti veya partiler, geleceğin iktidarını garanti etmiş olurlar.

4- Bu da yapılmazsa, geriye tek bir ihtimal kalıyor.
Böyle bir çalışmayı yapan bir parti de çıkmaz ve genel durum eskisi gibi sürüp giderse, yakın bir gelecekte askerî müdahaleyi beklemek zorunda kalacağız.
Ancak, geçmişte yapılan müdahalelerden de çok iyi biliyoruz ki, hazırlımsız yapılan kuru müdahaleler hiçbir sağlıklı sonuç vermemektedir. Ordu teşkilâtı, geçmişte yaptığı hataları yapmamalı ve müdahale sonrası yine herhangi bir partinin kucağına düşmemek için şimdiden gerekli tebrileri almalıdır.
Bu tedbir ve hazırlık, Harp Akademilerinde Türkiye'nin yeniden ilmî ve plânlı bir şekilde yeniden yapılanıp düzenlenmesi için gerekli tedrisatın yapılmasıdır. Bunu gerçekleştirebilmek için de, kurmaylarına mutlaka Arapça ve Yüksek Matematik öğretmeli, aynı zamanda bin yıllık zengin mazimizin temel kaynaklarından yararlanmalıdır.
Kurtuluş için son şansımız budur.
View bülent58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
hÜkÜmet, modeli, siyaset

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Adil Düzen, "Devletçi bir Düzendir" İddiası Alemdâr-ı İslâm ADİL DÜZEN 1 27.02.11 20:52
"Adil Düzen'de Vergi Beyana Tabidir" Alemdâr-ı İslâm ADİL DÜZEN 2 02.09.10 09:20
"Adil Düzen, Nazari Bir Düzendir İddiası" Alemdâr-ı İslâm ADİL DÜZEN 0 27.02.10 20:12
Insanlığın saadet projesi "adil düzen" alirıza IGMG 3 28.03.09 22:07
Insanlığın saadet projesi "adil düzen" alirıza Milli Görüs (Cevaplar) 0 28.03.09 21:52

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:45 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.