|
| Konular: 50,297 | Mesajlar: 311,805 | Üyeler: 10,667 | Online: 224 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ Yüce Dinimizin Emirleri Gereğince AİLE olabilme ve Ailenin Meyvesi Mücahid ve Mücahideler Yetiştirme Yolları... |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,243
9,014 mesajına 19,422 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu : Status: Offline
|
Aferin bu çocuğa... 05 EYLÜL 2011 Yalan söylememeye dair bir hikâye... Bir gün henüz mektepten gelmiş oğlana validesi dedi ki: "- Oğlum saat 12'dir, siz mektepten saat 10 da azad olursunuz, şimdiye kadar nerede idin." Çocuk: "- Valideciğim biz top oynuyor idik, vakit geç olup eve gelme zamanı olduğunu unuttuk; çünkü biz oyuna daldığımız zaman, her bir şeyi unuturuz," diye cevap verdi. Çocuğun bu lakırdılarına validesi aldandı. Zira çocuğunu gerçekten arkadaşları ile oynamış da geç kalmış zannetti. Hâlbuki çocuk o gün arkadaşları ile oyun oynadığı için geç kalmamıştı; derslerini öğrenmediği için öğretmeni onu birkaç saat mektepte hapsetmiş idi de onun için geç kalmıştı. İşte çocuk validesine doğrusunu söylemeye kibir eyledi. Fakat biraz sonra "valideni aldatmak senin için ne günahtır ve ne kötü hayâsızlıktır" diye çocuğun kalbinde bir şey peydâ oldu. Bu nedenle kendi kendisine "saklamam, bir daha yalan söylemem" diyerek yalan söylemeye ve validesini aldatmaya tövbe eyledi ve gidip doğrusunu validesine söyledi; validesi dahi evladının kötü huylardan vazgeçtiğine ziyadesiyle sevindi. Bu çocuğa aferin denmez de ne denir? İsmini kirletmekten kaçınmak... Bir adam çarşıda satmak için, içinde erik dolu bir sepeti başında götürmekte idi. Sepet ziyadesiyle dolu olduğu cihetle, yolda gider iken 5-10 erik yere düştü. Eriklerin düştüğünden adamın haberi olmadığı cihetle, boyuna gitmekte idi. O esnada bir fakir çocuk düşen erikleri görüp yerden topladı: "- Buraya bak! Buraya bak!" diye erikçiyi çağırdı. Erikçi bu sesi işitince arkasına bakıp hemen durdu. Çocuk erikleri getirip sahibinin avucuna koydu. Bu adam erikleri alınca "sağ ol" deyip sepeti yere indirdi ve çocuğa "işte şimdi beğendiğinden birkaç tane alabilirsin, çünkü namus sahibi bir çocuksun" dedi. Erikçi gittikten sonra, bu hali görmekte olan bir oğlan gelip bu çocuğa dedi ki, "keşke düşen eriklerin hepsini sahibinden saklayaydın da, birazını bana verse idin." Çocuk "eğer istersen bu erikleri alabilirsin; zira alacağın erikler benim kendimindir. Çünkü erikleri sahibinin kendi izniyle aldım. Eğer kendimin olmayan şeyi yani sahibinin haberi olmayarak yerden topladığım erikleri sana vermiş olsa idim; hırsız olmuş olur idim. Her ne kadar fakir isem de iyi ve temiz ismimi kirletmeye ziyadesiyle kibir ederim." diye cevap verdi. Aferin bu çocuğa! Doğrucu papağan... Bir fakir kimsenin bir papağanı var idi. "Ona şüphe yok" sözlerini söylemeklik, papağana öğretilmişti... İşte yalnız bu lakırdıları söylemekliği öğretilmiş olduğundan; bütün gün ya ıslık çaldığı yahut "ona şüphe yok!" dediği işitilebilirdi. Bu sebeple bu kuş her sorulan şeye sürekli olarak "- Ona şüphe yok" diye cevap verir idi. Bir gün satmak için sahibi bunu pazara götürüp "Papağanı kim alır? Papağanım 20 altındır!" diye nida eyledi. Bir adam, bu kuşa bu kadar yüksek fiyat istenildiğini işitince, papağana dönüp "papağan, 20 altına değer misin?" dedi. Papağan "ona şüphe yok" diye cevap verdi. Bu söz adamın hoşuna gittiğinden, kuşu alıp doğruca evine götürdü. Adam bir süre sonra, kuşa bu kadar para verdiğine keder etti ve papağanın kafesinin yanında durarak, "ben ne divane imişim ki, bu kadar çok parayı sokağa atmışım!" dedi. Papağan "ona şüphe yok!" diye haykırdı. İşte papağan bu defa doğrusunu söyledi. Aferin, bu defa da papağanın hakkı... Çobandan beyin oğluna çok güzel bir ders... Konya'da bir beyzâde (bey oğlu) bir akşam kendi hanesinin kapısı önünde durmakta iken, yorgun ve mecalsiz bir çoban gelip, bey oğlundan ekmek istedi. Beyzâde sert bir çehre ile "sana verecek bir ekmeğim yoktur." dedi. Çoban yine bir daha bir miktar su istedi. Beyzâde bu sefer "haydi defol şuradan pis çoban, sana verilecek suyum yoktur" diyerek çobanı kovdu. Bunun üzerine çoban beyzâdenin yüzüne ve kıyafetine dikkatlice baktıktan sonra, çekilip gitti. Bundan birçok vakit sonra, bu beyzâde av avlanmaya gittiği esnada, ormanda yolunu kaybetti. Öteye beriye dolaşıp durmakta iken, gözüne bir çoban kulübesi gözüktü; sevinç ve ümitle hemen oraya gidip, şehre gidilecek yol nerede olduğunu sordu. Çoban: "Şehir buraya pek uzaktır, birazdan güneş batacak; mümkün değil olduğunuz yere bu gece varamazsınız, eğer ormanda kalır iseniz kurtlar ve sair canavarlar sizi paralar; eğer aklınız var ise, bende misafir kalabilirsiniz." dedi. Beyzâde çobanın insaniyetinden memnun olup, hemen kulübeye girdi. Çoban beyzâdeye biraz geyik eti pişirip, biraz da su verdi ve bir de üstünde yatmaklık için yere birkaç geyik postu serdi. Sabah oldu beyzâde güneşin doğduğunu görünce ve şehre vaktiyle yetişmesini arzu ettiğinden hemen yola çıkmasını ve yolun doğrusunu kendisine göstermesini çobandan rica etti. Bunun üzerine çoban tüfeğini alıp, beyzâdenin önüne düştü. Birkaç saat yol yürüdükten sonra daha 3 saat yol kaldığını çoban beyzâdeye söyledi ve çoban tekrar beyzâdeye dönüp "beni bilir misiniz" diye sordu. Beyzâde mahcup olarak "sizi görmüşlüğüm vardır" diye cevap verdi. Çoban tekrar: "Evet, beni kendi kapınızın önünde görmüş idiniz. İşte size şimdi hem cesaret vereceğim, hem de biraz nasihat edeceğim. Ne zaman kapınıza aç ve susuz bir fakir gelir ise, haydi defol şuradan pis herif... demeyiniz" deyip kulübesine döndü. Beyzâde yaptığı davranıştan çok utandı yoluna gidip evine vardı ve bir daha da çobandan aldığı dersle kimseyi aşağılayıp, hakir görmedi. İyi bir insan olup, herkese iyi davrandı... Aferin sırası bu defa da çobana... Beyin oğluna ne güzel ders verdi... Öyle değil mi? Tabii çobandan aldığı dersle iyi bir insan olan beyzâdeye de aferin... * Bu hikâyeler 1880'li yılların sonunda yayınlanan Osmanlıca bir dergiden alınarak, sadeleştirilmiştir. Akif Edip |
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| yazık çocuğa yaa(= | ansar al sunnah | VİDEO - FLASH PAYLAŞIMLARI | 2 | 11.04.11 19:57 |
| Filistinli yiğit çocuğa… | leyya | SERBEST KÜRSÜ | 1 | 17.11.10 14:41 |
| Çocuğa orucu sevdirecek 12 taktik | CaN KıRıĞı | ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ | 0 | 27.08.09 15:10 |
| Filistinli çocuğa | Fatih DAĞLAR | Şiir | 1 | 03.07.09 15:21 |
| Çocuğa isim koymak | CaN KıRıĞı | ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ | 0 | 03.04.09 11:38 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 www.milligorusforum.biz Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|