| Konular: 50,297 | Mesajlar: 311,805 | Üyeler: 10,667 | Online: 226 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum TEK YOL İSLAM » ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ »

ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ Yüce Dinimizin Emirleri Gereğince AİLE olabilme ve Ailenin Meyvesi Mücahid ve Mücahideler Yetiştirme Yolları...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30.11.08, 21:28   #1
Seida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14 Seida is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart Cocugunuzu Taniyin

ÇOCUĞUNUZU ELDE EDİN.

İŞTE BUNUN SIRRI;
( KABUL-ONAY-DEĞERİNİN BİLİNMESİ )


Kabul-Onay ve değerinin başkalarınca bilinmesi insanın içini kemiren açlıkların, susuzlukların en şiddetlisidir. İnsanların bu açlığını ve susuzluğunu tatmin etmeyi bilen çok ender insanlar, başkalarını avuçlarının içinde tutarlar.
İnsanları en son moda elbise giymeye, en yeni otomobili kullanmaya. çocuklarından övünerek söz etmeye sevk eden, bu duygu ve isteklerdir.
Bir takım delikanlıları, gangster olmaya yönelten de bu duygu ve isteklerden başka bir şey değildir.
Eğer size değer verir ve sizi yüceltirsem ben, daha çok sever ve yaptıklarımı onaylarsınız. Hatta size değer verdiğim için bana minnettar kalırsınız. Bir insanın kendisini değersiz hissetmesine neden olursanız, çok büyük bir çöküntüye uğramasına yol açarsınız. Bir insana yapılan kaba davranışlar, onun benlik duygusunun incinmesine ve kendini. Değersiz hissetmesine neden olur.

Eğer bu üç davranış durumunu (Kabul-Onay ve Değerinin başkalarınca bilinmesi) hayatımızda uygulayabilsek, hayatta neler elde edebileceğimize şaşarız.

1-KABUL


Kabul bir vitamindir. Hepimiz, olduğumuz gibi kabul edilmeye açlık duyarız. Birlikte olduğumuzda gevşeyebileceğimiz birini isteriz. Pek azımız genel olarak dış dünyayla ilişkilerimizde tamamen "kendimiz" olma cesaretini gösteririz. Ancak yanındayken kendimiz alabileceğimiz, birlikteyken kendimiz olmayı göze alabileceğimiz birini isteriz, zira onun bizi kabul edeceğini biliriz.
Gariptir başkalarını kabul eden ve onları oldukları gibi beğenenler, başkaların davranışlarını iyi yönde değiştirmede en başarılı olanlardır.
Başka insanların nasıl davranmaları gerektiği üzerine katı kişisel kurallar oluşturmayınız. Karşınızdakine "kendi olma hakkını" tanıyınız. Biraz tuhaf bir insansa, bırakın öyle olsun. Sizin her yaptığınızı yapmasını ve her beğendiğinizi beğenmesini beklemeyiniz. Sizin yanınızdayken rahatlamasını sağlayınız.
Bir psikologun ifade ettiği gibi, "Hiç kimse, bir diğerini yeniden biçimlendirme kudretine sahip değildir ancak, karşınızdakini olduğu gibi beğenmekle, ona kendisini değiştirme gücünü vermiş olursunuz. "
Psikanalistler insanların daha iyi olmalarına nasıl yardım ederler? Hasta kendisini olduğu gibi kabul edecek birisini bulmuştur. Yaşamında ilk kez; korkularını, utandığı şeyleri açığa çıkarır ve doktor da şaşkınlık, dehşet ve ahlaki yargılama göstermeksizin dinler. Tüm "utanç verici" özelliklerine ve kusurlarına rağmen onu kabul eden bir insanoğlu bulduğu için, kendisini kabul edilebilir görür ve yeniden daha iyi bir yaşama doğru yoluna devam eder.
Bir psikanalistin dediği:"Eğer insanlar "kabul" konusunu gerçekten uygulasa, çok kısa sürede işimizden oluruz."
Herkesin açlığını duyduğu birinci sihirli şey kabuldür. Tüm dünyaya karsı duran, insanların en acımasızı dahi, kendisinin kabul görmesine gereksinim duyar, örneğin;
Mitler etrafına kendisini beğenmekte olan insanlardan ufak bir gurup toplar ve her gittiği yere onları da beraberinde götürürdü.
Gençlik çeteleri; toplumun başka kesimlerince yada ailelerince kabul görmeyen bu çocukların, çete üyelerince kabul görerek biraz kişisel önem, biraz da ait olma duygusu kazanmaları sonucu ortaya çıkmaktadır.
Çocuğunuzu olduğu gibi kabul ederseniz istediğiniz gibi olacaktır.

Hz. Peygamber' in hayatına baktığımızda çocuklara karşı tam bir "KABUL davranışı" gösterdiğini görürüz; Hz. Enes, çocukken 10 sene Hz. Peygamberin yanında bulunmuştur. Fakat Hz. Peygamber bırakın ona vurmayı, bir kere bile "of be" dememiştir. Hatta Enes, onun hoşlanmadığı davranışlar sergilediğinde "ne kötü yaptın" diye bir söz dahi söylememiştir. Hz. Enes 'in anlattığına göre, birisi "keşke şöyle yapsaydın" diyecek olsa Hz. Peygamber: "Bırakın çocuğu O Allah'ın murad ettiğinden başka bir şey yapmamıştır" demiştir.

Evet çocuğu yetiştirmede ince hüner; onu dövmeden, azarlamadan, hareketlerini sınırlamadan ve bazı hürriyetlerini almadan büyütmektir. Görüldüğü gibi Hz. Peygamber bura da tam bir "KABUL mesajı" sergilemektedir.
Çocuğunuz da dahil olmak üzere herkes anlaşılmayı, kabul görmeyi ve kendini önemli hissetmeyi ister.

Çocuklarınızı oldukları gibi kabul ederseniz onlar sizden su beş mesajı almış olurlar:

1-Ben varım.
2-Ben doğalım
3-Seviliyorum
4-Değerliğim.
5-Güvenebilirim.


Eğer oldukları gibi kabul etmezseniz bunların tersini algılarlar.

1-Ben yokum
2-Ben doğal değilim.
3-Sevilmiyorum.
4-Değerli değilim.
5-Güvenemem


Çocuklarınızı oldukları gibi kabul edin. Kendileri olmalarına izin verin. Sizin kendisini beğenmeniz için kusursuz olmasında ısrarcı olmayın, inandığınız doğruları yasaması adına ona baskı ve diretme uygulamayın. Aynını yapmasını beklemeyin.

Her şeyden önemlisi kabul konusunda pazarlığa girmeyin. Asla söyle demeyin "Bunu veya sunu yaparsan veya bana uyacak biçimde bazı yönlerini değiştirirsen, sana kabul gösteririm." Bu göstermemiz gereken ilgi ve sevgiyi bazı şartlara bağlamaktır. Ailelerin çoğu maalesef bunun çocuk üzerindeki etkisini görememekte ve "koşullu sevgi" göstermektedir.
__________________



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin)
View Seida'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Seida kullanıcısına teşekkür edenler:
Alemdâr-ı İslâm (01.12.08)
Alt 30.11.08, 21:30   #2
Seida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14 Seida is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

Mesela: "Taktir alırsan benim oğlumsun."
" Ben tembel çocuk istemem."
" şımarıklık yapma yoksa annen olmam."
Ayrıca "kıyaslama" da kabul edilmemenin göstergesidir. Kıyaslanan kişi değersiz olduğunu, varlığından memnuniyet duyulmadığını ve sevilmediğini hisseder.
"Ali kadar kafan çalışmıyor." ( Çocuk söyle düşünür; Ali gibi olmadığım için beni sevmiyorlar.)

Seminerlerimde farkına varsak da varmasak da her gün 3000-3500 adet mesaj alış verisinde bulunduğumuzu ve bu mesajlarımızla ya birilerinin kalbini kazandığımızı yada kaybettiğimizi dile getiririm ve "Acaba biz çevremize, dostlarımıza, esimize, çocuklarımıza ne mesajı veriyoruz?" diye sorarım. Ve bu mesajları nasıl dile getirdiğimizi söyle anlatırım.

KABUL MESAJI; Baba çocuğunun elinden tutmuş parkta gezdiriyor. Bu sırada çocuk ayağını bir yere çarpıyor ve ağlamaya başlıyor. Kabul davranışı gösteren Baba; Çocuğunun göz hizasına kadar eğilir ve sorar "Neresi açıyor oğlum, çok mu acıyor ?" ve çocuğun acıyan yerini öper . Çocuk artık acı falan hissetmiyordur neden? Çünkü baba Oğlum seni seviyorum, sen benim için değerlisin, ben senin acının farkındayım, ben de senin acını paylaşıyorum. Mesajı vermektedir.

REDDETME MESAJI;
Reddetme davranışı gösteren Baba; "Sus bakayım “erkek adam ağlamaz" diyor ve çocuğun kafasına vuruyor. Senin duygu ve düşüncelerin benim için önemli değil, ben senin acını duymuyorum ve acını paylaşmıyorum. Mesajı vermektedir

UMURSAMAMA MESAJI; Umursamama davranışı gösteren baba; çocuk ağlamasına rağmen kocaman-kocaman adımlarla yürür, çevresinde gördüğü dost ve arkadaşlarıyla çocuğunun ağlamasına aldırış etmeden onlarla konuşmaya devam eder. Sanki çocuk gezdirmiyor elinde paket taşıyor gibidir. Bura da baba şu mesajı veriyor; Sen yoksun, benim için hiçbir değer taşımıyorsun. Senin varlığını bile kabul etmiyorum. Seni insan yerine koymuyorum.
İnsanı en çok deliye döndüren mesaj umursama mesajıdır. Bu mesajı bir resmi dairede bizi görmesine rağmen yüzümüze bile bakmayan bir memurdan, sırada olmamıza rağmen "biz orda yokmuşuz" gibi önümüze geçen birisinden değişik zaman ve mekanlarda almışızdır. Ve sinirlenmiş, deliye dönmüşüzdür.

Yeniden soruyorum; "Acaba biz çevremize, dostlarımıza, eşimize, çocuklarımıza ne mesajı veriyoruz?"
Verdiğimiz mesajlarımızı düzeltmeden, ilişkilerimizi düzeltmemiz mümkün değildir.

2-ONAY
Herkesin açlığını duyduğu ikinci sihirli şey onaydır. Kabul, genelde olumsuzdur. Diğer insanı hataları ve kabahatleriyle kabul edip yine arkadaşlığımızı vermedir. Ancak onay, daha olumludur. Onayladığımız kişinin hatalarına hoşgörü göstermenin ötesinde, onda sevebileceğimiz olumlu bir şeyler bulmadır.
Karşımızdakinde her zaman onaylayacağınız ve her zaman onaylamayacağınız bazı şeyler bulabilirsiniz. Bu ne aradığınıza bağlıdır.
Olumsuz kişilikler içimizdeki en kötü yanları bulup çıkarır, zira hep kusurlu yanlarımızı ararlar. Olumlu kişilikler onaylayacakları bir şey bulup çıkararak içimizdeki iyiyi ortaya koyar. Onların onayında, tıpkı gün ışığındaki gibi gevşeriz; bu duygu o denli hoştur ki, yeniden onaylanmak ve bu hissi tekrar yaşamak için başka özellikler geliştirmek üzere çalışmaya baslarız.
Bir çocuk psikologu kendisine "ıslah olması mümkün değil" diye getirilen bir çocuktan bahsediyor: 'çocuğun "denetlenemez"olduğu söyleniyordu, içine kapanıktı; ilk zamanlar konuşmadı bile. Ele gelir hiçbir "tutar yanı" yokmuş gibi görünüyordu. Çocuk oymacılık yapmaktan hoşlanıyor ve bunu iyi yapıyordu. Evde mobilyaları oymuş ve bu yüzden ceza görmüştü. Ona birkaç oyma bıçağı ile yumuşak ahşaptan oluşan bir oymacılık takımı satın aldım. Yaptıklarını inceleyerek "Biliyor musun?"dedim, "şimdiye kadar tanıdığım çocukların içinde oymacılığı en iyi yapan sensin."
Kısa sürede onaylayacak başka şeylerde keşfettim ve günün birinde, bir şey söylenmesine zaman bırakmadan kendi odasını toplayarak herkesi şaşırttı. Ona bunu neden yaptığını sorduğumda "Bunun sizin hoşunuza gideceğini düşündüm." Dedi

Çocuğunuzun onaylayacağınız bir yönünü arayın. Bu küçük şey önemsiz bir şey olabilir. Ancak çocuğunuz, bu hususu onayladığınızı bilsin; böylelikle gerçekten onaylayacağınız şeyler ortaya çıkmaya başlayacaktır. Çocuğunuz sizin gerçek onayınızın tadına vardığında, başka şeyler için de onay alabilmek için davranışlarını değiştirmeye başlayacaktır.

3-ONLARA DEĞER VERDİĞİNİZİ GÖSTERİN:


Sadece sizin için önemli olan şeyleri "fark ettiğinizi" hiç düşündünüz mü? Bu nedenle, birisi bizi "fark ederse" bize karşı büyük iltifatta bulunmuş olur. Bize önemimizi kabul ettiğini göstermektedir. Bu durum, moralimizi büyük ölçüde yükseltir. Biz de daha dost, daha uyumlu olur ve daha çok çalışırız.
"Her çocuk üzerinde görülmez bir levha taşır. Ne yazar bu levhada; "Ben önemliyim", "ben değerliğini", "beni kabul edin."
Dikkat ettiyseniz küçük çocuklar dayanılmaz bir fark edilme arzusu duyar. "Bak anne, bak!" ve "baba , gel de bana bak!" tüm ana-babalara duyduğu aşina cümlelerdir. Ancak çocuklar fark edilmeyi genellikle daha dolambaçlı yollarla ararlar. Yemek yemeyi reddetme, kafasını duvara vurma, bir şeyleri kırıp-dökme, kardeşine vurma gibi.
Eşlerin de en sık şikayet ettikleri konunu "fark edilmemektir". Pek çok koca, eşinin yeni elbisesini yada saç modelini fark etmediğinde neden kırıldığını anlayamaz. Ama bu davranışı; kadına göre kocasının onu dikkate değecek kadar önemli bulmadığı anlamını taşır. Ayrıca eve gelen misafirlerden de hep yemekler çok güzel olmuş, ellerinize sağlık sözü kadınların beklediği can alıcı iltifatlardan değil midir? Burada şu vardır ; o kadın misafirleri için inkar edilmez bir emek harcamıştır. Ve bunun fark edilmesini beklemektedir.
Evdeki münakaşa ve tatsızlıklarda en çok duyduğumuz sözlerden biri de bunun için "Sana da ne yaptıysak yaranamadık" dır.

“İnsanların değerini hissettirebileceğin fırsatları kaçırma”
J.H. BROWN

"Sadece insanlara değer verdiğinizde onlarla bağ kurup liderlik yapabilirsiniz" Jim

BAŞARININ ARKASINDA KABUL-ONAY VE DEĞER VERMEYİ BULURUZ.

Eğitim araştırmacısı Benjamin Bloom Chicago Üniversitesindeki bir grup araştırma asistanı ile birlikte alanlarının en iyisi, en başarılısı olan 120 süper star üzerinde beş yıl süren bir araştırma yaptılar. Bu starlar arasında olimpik yüzücüler, tenisçiler, piyanistler, heykeltıraşlar, dünya çapında tanınmış olan matematikçiler ve bilim adamları vardı
Sonuç çok şaşırtıcıydı. Eğitim araştırmacıları bu tip süper starların doğuştan böyle olmadıklarını fakat bu yönde eğitilip büyütüldüklerini saptadılar. Bu kişilerin yetenekleri bir birinden farklı olmasına rağmen, yaşadıkları çocukluk deneyimleri hemen hemen bir birbirinin aynıydı.

Bu çocukların en önemli ortak özelliği dikkatli, uyanık ve çocuklarına "önem veren" anne-babalara sahip olmalarıdır. Böylelikle anne-babalar tarafından sahip olunan yetenek sinyalleri erkenden keşfedilmiş ve desteklenmiştir .
__________________



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin)
View Seida'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Seida kullanıcısına teşekkür edenler:
_eslem_ (30.01.10)
Alt 30.11.08, 21:32   #3
Seida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14 Seida is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

Örneğin; Beş yaşındaki bir kız çocuğu piyanonun tuşlarına oyun oynarcasına büyük bir heyecanla vurduğunda, Annesi;"Bu çok güzel" demiş. Bunun anlamı anne müziği seviyor ve kızının da müzikle ilgilenmesini uygun buluyor ve onaylıyor. Bir matematikçinin ebeveynleri, çocuğun matematik problemlerinin üstesinden tek başına gelmesini ödüllendirmiş.
Görüldüğü gibi anne-babalar bir faaliyeti onaylarlar ve bir başkasını ihmal ederler ve çocuklar bu tepkilere karşılık verirler.
Bu anne-babalar çocuklarının kabiliyetlerini işlemek için. çocuklarla iyi iletişim kuran, sıcakkanlı, arkadaş canlısı ve çocukları takdir etmeyi bilen öğretmenleri arayıp buldular. Bu anne babalar çocuklarının sahip oldukları yeteneklerden çok memnunlardı ve yardim etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Gördük ki cesaretleri kırıldığında anne-babaları onlara "yapamıyorsun. başaramayacaksın" yerine; "yapabileceklerine" inandırmış. Genç bir yüzücü bir üst yaş grubunda yarışmaya başladığında, kendisini katıldığı tüm yarışmaları kaybeder halde bulmuş ve bu işi bırakmayı istemiş. Ama babası ona; "Sadece bir kez kazanana kadar bu işe asıl. Kaybettiğin için sakın pes etme" demiş. Ve zamanla çocuk kazanmaya başlamış ve yeteneğini geliştirmeye devam etmiş.
Bu anne-babalar çocukları yarışmayı kazanınca onları alkışladılar, kaybedince de onları rahatlattılar. Eğer bir çocuk, en son yaptığından daha çok şey başarır ve daha gayretli davranırsa bile bu bir zaferdir. Kaybedilen bir yarış ise neyin üzerinde daha çok çalışmak gerektiğini gösteren bir uyarı noktasıdır.
Ama şu da bir gerçektir ki; bir yerden sonra her şey çocuğa bağlıdır. Bazı anne-babalar kendi çocuklarından daha yetenekli olan fakat bu derece çok ve ağır bir tempo ile çalışmak istemeyen çocuklar olduğunu hatırlarlar. Süper starlar bunun tam aksine, bir dizi seçim yaptılar. Ya okul faaliyetleri ile yaptıkları çalışmaları birlikte götüreceklerdi ya da "sağda solda sürterek vakitlerini boşa harcayacaklardı." Gençlik çağına girdiklerinde yetenekleri için haftada 25 saat harcamaya başladılar. Bu süre okul da dahil olmak üzere başka bir faaliyete harcadıkları zamanın çok üzerindeydi. Bu gözünüze çok gelebilir, oysa günümüzde bir çocuğun televizyon seyrederek harcadığı süre bundan çok daha fazladır.




ÇEVRENİZDEKİLERE ONLARI KABUL ETTİĞİNİZİ;
ONAYLADIĞINIZI VE DEĞER VERDİĞİNİZİ NASIL
HİSSETTİRECEKSİNİZ ?

Hissettirme yollarının bazıları şunlardır:
l-BOL BOL GÜLÜMSEYİN =


"Güler bir yüz insanları size doğru çeker."

Gülümseme karşınızdaki insani fark ettiğinizin ve ona saygı duyduğunuzun göstergesidir. Onun için çevrenizdeki insanlara gülücük dağıtın. Tebessüm ederken endişeli ve sinirli olmak neredeyse olanaksızdır. Gülümseme rahatlatıcıdır. Gülümseme kendine güveni gösterir.
Bildiğiniz tanışılması kolay kişiler düşünürseniz, istisnasız hepsinin büyük tebessümcüler olduğunu görürsünüz. Gerçek ve candan bir tebessüm, neredeyse diğer insanlarda dostça duygulara yol açan bir "sihirli düğme" işlevi görür. Zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz Bey' in o kadar para vererek neden gülümseme dersleri aldığı daha iyi anlaşılmaktadır.
İçten gelen bir tebessüm bazı mesajlar iletir; " Senden hoşlandım-sana dostlukla yaklaşıyorum" aynı zamanda "beni beğeneceğini sanıyorum"
der.
Gülümsemenin ifade ettiği diğer önemli şey "sen gülümsenmeye
değersin" dir.
Tebessüm ettiğiniz kişi de bize tebessümle karşılık verir. Gülümser, çünkü bizim gülümsememiz onun kendisini gülümsenmeyi hak etmiş duygusu hissetmesine yol açar. Yani; kalabalığın arasında Onu seçmişizdir, ayırt etmiş ve özel davranmışızdır.
Gülümsemenin arkadaşlık getirmesi için onun yürekten gelmesi gerekir. Dudaklardan öteye geçemeyen gülümseme bir işe yaramaz. Unutmayın; karşınızdakini etkileyen, sahte gülücükler değil, onun hakkındaki gerçek duygularınızdır. "Gülümseme önce beyindedir, sonra yüzde. " Roger Alles.

Aynada alıştırma yapın. Gerçek gülümsemeyi görür görmez tanırsınız. Aynanız gülümsemenizin gerçek mi, sahte mi olduğunu söyleyecektir. Gülümseme hareketlerini uygulamakla aynı zamanda gülümseme alışkanlığı ve daha fazla gülümseme isteği edineceksiniz, insanların kısa sürede size daha çok ısındıklarını daha dostça tavırlar sergilediklerini göreceksiniz. Hareketlerimiz duygularımızı, duygularımızın hareketlerimizi belirlediği kadar belirler. Herkes sahtesiyle gerçek bir gülümsemeyi ayırt edebilir. Gerçek bir gülümsemeyi görene dek
aynanın başında egzersiz yapmayı sürdürün. Pek çok kişi, gerçek gülümsemenin kendisine nasıl duygu yaşattığını tutmamıştır.
Birisinden bir şey isteyip gülümserseniz, o kişi onu yerine getirmek
için kendisini adeta zorunlu hissedecektir.
Diğer insanı ısındırmak için, tebessümün sihrini kullanın. Tebessümün gücünü dışarı çıkıp ölçebilirsiniz. Çıkın ve çıktığınızda onun gücünü kendi
gözlerinizle görün.
Acaba eşimize ve çocuğumuza ne kadar gerçek tebessüm gösteriyoruz. Her şeyi ihmal edebilirsiniz ama onlara karşı sıcak gülücükler göndermeyi asla ihmal etmeyin. Ne olur... deneyin, onlarla aranızda oluşacak yakınlığı hissedeceksiniz.
"Güler yüz altın anahtardır."
Thomas Babington MACAULAY.
"Bol bol gülümse. Hem maliyeti sıfırdır. Hem de bedeline paha
biçilemez. H . Jocson BROWN.

2- İLGİ GÖSTERİN :


"Her seviyede insanın bir ikram ve ilgi beklentisi vardır."
Bir kişiye ne kadar ilgi gösterirseniz size çok şey verir. Karşınızdaki kişiye ne düşündüğünüzü hareketlerinizle göstermelisiniz, ilgi görmek herkesin hoşuna gider.
Eşiniz ve çocuğunuz sizin için herkesten ve her şeyden daha özeldir. Ama maalesef onlar zaten sürekli elimizde olan varlıklar olduğu için onları ihmal edip başkalarına özen gösteririz. Ve böylece o canımız kadar değerli varlıkları üzeriz. Onların talep ve isteklerini arka plana çok rahat atıveririz. Çocuğumuzla akşam parka gitmeye söz vermişizdir ama bir arkadaşımız aynı akşam bizi beklemektedir ne yaparız? “Çocuğumuzu başka bir akşam nasılsa götürürüz" mantığıyla onu ihmal ederiz, aynı şekilde eşimizi ihmal ederiz, sonra da onlardan ilgi ve sevgi bekleriz. İlgi ve sevgi vermeden alınamayacak hazinelerdir.

Çocuğunuzun ve eşinizin daima hatırını sorun. Bir ihtiyacının olup olmadığını sorun, onlara daima yardıma hazır olduğunuzu gösterin. . Onlara "özel muamele" gösterin. Dünyada bir insan için en gurur kırıcı en yıpratıcı şeylerden biri "sıradan” muamelesi görmektir. . Eşiniz ya da çocuğunuz sizi işyerinde görmeye gelince Onu Genel müdürünüz gibi ayakta, coşkuyla karşılayın "Nereden çıktılar" tavrıyla değil onlarla konuşurken tavırlarınızdan ve ses tonunuzdan sevincinizi anlamalılar. "Bizi ne kadar çok seviyor." Demeliler.

İyi bir yönetici olmak istiyorsanız; yanınızda çalışan insanların değer
verdikleri konuları ve bunları tatmin etmeyi bilmelisiniz. Bunları sağlayamazsanız; o kişiyi kaybedebilir ya da işinden zevk almamasına neden olursunuz.
Mesleklerini zevklerini, meraklarını tanıyın ve kendilerine onlardan bahsedin Bu durum onların hoşuna gider. Bu ilkeyi yerine getirebilmek için ilgi alanlarınız, genişletin. Farklı mesleklerden ve çevrelerden gelen insanlarla ortak noktalar bulabilmeniz için çok çeşitli bilgi ve kültür birikimine sahip olmanız gerekir. Bunun için farklı sahalarda yazılmış kitaplar okuyun, değişik kültürleri inceleyin. Size uyan ve uymayan insanların davranışlarını yaşam tarzların, gözlemleyin. Eğer bunlar, yaparsanız- göreceksiniz, her çeşit insanla konuşabilecek çok şeyiniz olacak.
"Etkilemek istediğine insanlar, ilgiledikleri şeyleri düşünmek, her durum için kullanılabilen en mükemmel düşünce ilkesidir. "
Oavid J. SCHWARTZ
"Bir insana ilgili olduğu konu hakkında soru sorduğunuz zaman onu can evinden yakalamış olursunuz. "
Herbert N. CASSON

Acaba eşimiz veya çocuklarımızın ilgi alanlarının ne kadarın farkındayız?

Onların ilgilerini bilmelisiniz ve desteklemelisiniz. Onların kalbini kazanacak bundan daha güzel bir şey olamaz.
Çocuğu halk oyunlarında olan bir ailemiz çocuğunun çalışması için hafta sonları tatile gidemiyor. Bu durumu fark edince Ailesine takılıyorum “Bu çocuk sizin tatilinizi öldürdü” diye. Annenin cevabı gerçekten enfes; "önemli olan onun mutluluğu ve ilgilerini yerine getirebilmesi " diyor.
__________________



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin)
View Seida'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Seida kullanıcısına teşekkür edenler:
_eslem_ (30.01.10)
Alt 30.11.08, 21:33   #4
Seida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14 Seida is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

3- ONLARI BEKLETMEYİN;
"Bir randevuya zamanında gitmek gibi " ufak nezaketleri" hafife almayınız, bu ufak şeylere dayanarak karşımızdakinin önemini belirtmiş oluruz." F. Gülen
Bir yere zamanında gelmemeniz, sizi bekleyenleri pek önemsemediğinize bir işaret olarak algılanabilir. Nasıl ki değerli müşterilerinizi bekletmiyorsanız Onlardan daha da değerli olan eşiniz ve çocuğunuzu da bekletmeyin.
Bir randevuya zamanında gitmek gibi " ufak nezaketleri" hafife almayınız. Bu ufak şeylere dayanarak karşımızdakinin önemini belirtmiş oluruz.
Dakik insanlar ilgili ve meraklı oldukları izlenimlerini bırakırlar. Israrla geç kalanlar ise, konuşulması gereken konunun pek de önemli olmadığı izlenimini verebilirler.

Bütün bu davranışların vereceği mesaj, onları "ciddiye almayıp" "onları düşünmediğiniz" izlenimidir. Ya da onların "düşüncelerini ve sağlayacaklarını" umursamadığınızda.

4-İSİMLERİYLE HİTAP EDİN ;

" İsimleri unutmamayı öğren, bu konuda başarısızlık ilginin yeterli olmadığını gösterir.” LYNDON JOHN.

İnsanlar adlarının hatırlanmasından yada adlarıyla hitap edilmekten "kendilerine değer verdiğinizi düşündükleri için" hoşlanırlar, ismi doğru telaffuz edin, doğru yazın. Eğer bir kişinin adını hatalı telaffuz eder veya yazarsanız, karşınızdaki kişi onun "önemsiz birisi olduğuna" inandığınızı düşünecektir.
Eşinizi ve çocuklarınızı acaba ne kadar ismiyle çağırıyoruz yada tanıştırırken isimleriyle tanıştırıyoruz?
Bir baba bana üç kızını tanıştırırken çocuklarının ismini söylemeden şu sözleri sarf etmişti; "Bu hiç yemek yemeyeni, bu sürekli ağlayanı ve bu da hiçbir zaman annesini takmayanı."
İyi tanımadığınız kişilerle konuşurken, adının önüne sürekli gerekli sıfatları koymayı unutmayın. Bu küçük sıfatlar insanın kendisini önemli hissetmesinde inanılmaz yardımcı olur. ( bay, bey efendi, bayan, küçük hanım, hanım efendi,ablacığım, v.s.)
Acaba eşimize ve çocuklarımıza; "Biricik oğlum yada canım oğlum Talha /güzel kızım Halime / Biricik eşim Ebru şeklinde hoş sıfatlar eklense daha yakınlaştırıcı ve kaynaştırıcı olmaz mı?

Rivayete göre; Kartacalı Komutan ANİBAL, ordusundaki bütün askerlerin isimlerini tek-tek bilirmiş. Eğer böyleyse askerleriyle arasındaki iletişim bağını güçlü kılmış ve dolayısıyla da onları istediği gibi yönetmiştir.

5-ONLARLA KONUSUN. ONLARI KONUŞTURUN VE DİNLEYİN :
"Herkes kendini
dinleyecek adamı arar "
H . N . CASSON
"Meşgul dahi olsanız, çocuklarınızı "daha sonra anlatirsin" di)erek geri çevirmeyin.
" Anne-babalar', eğer çocuklarınızın problemlerini dinlemezseniz, onlar da sizin bulduğunuz çözümleri dinlemeyeceklerdir." Zig zaglar
Başkalarının anlattıklarına ilgi göstermediğiniz her durumda, kendilerine değer vermediğiniz mesajını göndermiş olursunuz. Ama söylediklerine kulak verdiğinizde onlara saygı gösterdiğiniz, onları umursadığınız anlaşılır. Birini dinlemek ona gösterdiğiniz en üst düzeyde saygıdır. Filozof Poul Tillich' in dediği gibi; "Sevginin ilk görevi dinlemektir."

"Herhangi bir soru sorduklarında sakın onları susturmayın."

Sabırla dinleyerek ona şöyle diyebilirsiniz. "Sen, dinlemeye değersin". Onun kendisine duyduğu değeri arttırmış olursunuz. Zira her insan "söylemeye değer bir şeyi olduğunu" düşünmekten hoşlanır.
Çocuğu gerçek dinleme sessizlik, anlayış, empati (kendini çocuğun yerine koyarak, olaya bakabilme yeteneği) ve yorumsuz dinleyebilme yeteneği gerektirir. Çocuğu dinlemek onun isteklerini mutlaka yerine getirmek değildir. Dinlemek o sırada sorunu olduğunu anlatan kişiyi rahatlatmak, anlayabilmek demektir.

Çocuk konuşurken dinlenildiği zaman:

• Konuşma yeteneği, kelime hazinesi gelişir, kendini rahatlıkla ifade eder.
• Çocuk derdini ve sorununu davranışla göstermek yerine
(saldırganlık, ağlama, huysuzluk) sözle ifade ederek rahatlar.
• Anlaşıldığını hisseden çocuk kendini daha huzurlu ve güvenli hissettiği gibi,
sorunlarını konuşarak halleder.
• Çocukla anne-baba arasında bir yakınlık doğar, çocuk onlara danışır, diyalog doğar.
Söyledikleri dinlenen çocuk da, anne-babasını dinlemeye başlar.
Bu gün eşler arasındaki problemin altında yatan en önemli sebeplerden birisi de eşlerin bir birini dinlememe ve birbiriyle konuş ma maşıdır.
Dinlemek sadakat sağlar.insanları dinlemezseniz bu durumda daima istekli başka birini bulurlar.
Eşler, iş arkadaşları, çocuklar veya dostlar, ne zaman dinlenmediklerini fark etseler, kendilerini dinlemeye istekli birilerini bulma arayışına girerler. Böyle bir durumun sonuçları da bazen felaket olur. Dostluklar veya evlilikler biter, iş yerinde otorite boşluğu doğar veya ana-babanın etkisi azalır. Onları sürekli dinleyip, kendilerine söylediklerine değer verirseniz, size sadık kalacaklardır.
__________________



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin)
View Seida'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 30.11.08, 21:35   #5
Seida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14 Seida is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

TAKDİR ve TEŞVİK EDİN:
"İltifat bir fincan kahveye benzer. Gönül alır. "
DAVID J. SCHWARTZ

"İnsan doğasının en derin ilkesi taktir edilmeye duyulan iştahtır. "
WİLLAM JAMES

"Her insan iltifattan hoşlanır. " LINKOLN

"Takdir edilerek ve tasdiklenerek yetiştirilmiş olan çocuklar, sürekli
eleştirilen çocuklardan daha mutlu, daha üretken ve daha itaatkar
olurlar.

"Takdir etkili bir kendine güven geliştirme yöntemidir."


Hepimiz içten takdiri özleriz, İçten bir dille övülmekten hoşlanırız.Ama bununla pek ender karşılaşırız. Oysa övgü mucizevi bir güçtür, övgüden aldığımız sevk, aldatmaca değildir. Sadece sizin hayal ettiğiniz bir durumda değildir. Bilim tarafından henüz anlaşılamamış bir nedenle, övgü;gerçek fiziksel enerji açığa çıkarmaktadır.

New Jersey' deki Vineland Eğitim okulunda psikolog Dr. Henry H.6ODDARD "ergograf" olarak adlandırdığı bir aygıt kullanarak yorgunluk ölçerdi. Yorulmuş çocuklar bir miktar övgü ve takdire tabi tutulduklarında, ergograf enerjide ani bir sıçrama gösterdi. Çocuklar eleştirildiği ve cesaretsizliğe itildiğinde ergograf da fiziksel enerjilerinin birden bire düştüğünü haber verir. Yani bilim övgünün gücünü açıklayamasa da onu ölçebilmektedir.

İş yaşamında övgünün gücünden bahsederken Charles 6. NICHOLS, eskiden başkanı olduğu 'Ulusal Kuru Üzüm Üreticileri Birliği' tarafından yürütülen ülke çapındaki bir anketten söz etmişti. Binlerce çalışan ve iş verenden, çalışanlar için önemli olduğunu düşündükleri etmenleri önem sırasına göre sıralamaları istenmişti. Çalışanların kendi listesinde büyük ölçüde birinci sırada yer alan etmen "işin beğenilmesiydi". Patronlar aynı hususu yedinci sıraya koymuştu. Açıkça görüldüğü gibi pek azımız, bir çalışanın yaptığı işin beğenilmesinin, ona iyi yapılmış bir iş için övgü ve takdir etmenin ne derece önemli olduğunun farkındayız.

Çocuğumuzun yaptığı bir resmi onu takdir ederek ve överek hiç inceledik mi ? Ya da eşimizin tüm gününü harcayarak bizim için yaptığı keki ?
Takdir etmek o kadar etkilidir ki dünya çapında tanınmış olan Suzuki keman çalmayı öğretirken, ilk olarak 2,3 ve 4 yaşındaki çocuklara nasıl referans yapmaları ve selam vermeleri gerektiğini öğretmektedir. Suzuki, çocukların verdikleri her selamda seyircilerin onları alkışlayacaklarını bilir. Ve "takdir etmek, çocukların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan en önemli güdeleyicidir."
İnsanlar her yerde evde, işte, okulda, fabrikada övgü ve takdir edilmeye açlık duyar. Onlara açlığını çekmekte oldukları şeyi verdiğimizde, bizim de onlardan istediklerimizi, beceri olsun, iş gücü olsun, fikirler, işbirliği, her ne olursa olsun bize vermede bize cömertçe sunmada çok daha istekli davranmalarını sağlamış oluruz.

Onları cesaretlendirin, onları motive edin eğer böyle yaparsanız;


l- Aranızda köprü kurulur.
2- Onların "kendilerine duydukları güvenleri" ve "kendilerine verdikleri değerleri" artar.
Onların beğenilecek, taktir edilecek yönlerini bulun, kendilerine bunları belli ederek iltifatta bulunun. Yaptıkları her olumlu atılımı kutlayın. Çünkü bütün insanlar övülmek, iltifat edilmek, fark edilmek, sevilmek. sayılmak ve saygınlaşmak için çalışırlar. Kendilerini iyi hisseden insanlar iyi işler yaparlar.
Bir öğrencimiz kendi test sonucu kötü olduğu için, arkadaşının test kağıdını gizlice alarak evlerine götürür. Kağıdın üzerindeki ismi güzelce siler ve yerine kendi ismini yazar. Annesine götürdüğünde annesi sevinçle karşılar ve "aferin oğluma ne güzel yanlışsız bir kağıt getirmiş" diye iltifatta bulunur. Daha sonra öğretmenle görüşülünce olay ortaya çıkar. Çocuğu bana getirdiklerinde; Neden böyle bir şey yaptığını sordum ? Bana dedi ki; "Beni övsünler, beni sevsinler" diye . İnsanlar sevilmek ve övülmek (cin her şeyi yaparlar.
Onlara herkes içinde iltifat edin ama eleştirinizi yalnız olduğunuz bir zamanda yapmayı tercih edin.
İltifat, bir fincan kahveye benzer. Gönülleri alır, içi ısıtır. İltifatın
değeri iltifatın miktarına, türüne, yerine, zamanına, üslubuna ve iltifat
edilen kişiye bağlıdır.
İltifatınızın başarınıza katkıda bulunmasını istiyorsanız, hak eden kimseden iltifatınızı esirgemeyin.
Cesaret vermek insanların zayıflıklarını görmezlikten gelip, güçlü yanlarını ortaya çıkarmaktır. Çocuklarınıza ne kadar değerli olduklarını ve her şeyi başarabileceklerini söyleyin muhtemelen yapacaklardır
Yıllar önce insanların acıya dayanıklılığını ölçmeyi amaçlayan bir deney yapılmış;
Psikologlar bir insanın içi buz dolu bir kovaya ayaklarını çıplak olarak sokmalarını istemişler ve ne kadar dayanabildiklerini ölçmüşler.
Sadece bir faktörün bazı insanların diğerlerinden iki kat daha fazla dayanabilmelerini sağladığını görmüşler. Bu faktörün ne olduğunu biliyor musunuz.?

CESARET.

Yanında kendine cesaret veren biri olan denekler, diğerlerine oranla acıya daha fazla katlanmışlar

Bir insan kendisine cesaret verildiğini hissettiğinde olanaksız şeylere bile katlanabilir ve inanılmaz güçlükleri yenebilir.
Eğer çocuklarımıza cesaret ve umut verirsek ne kadar ileriye gideceklerini kimse söyleyemez.
"İnsanlara inanırsanız olanaksızı başarırlar."
Nancy DORNAN
Çocuklarımızı yenilgiye biz mi hazırlıyoruz?
Tommy okulda bazı zorluklarla karsı karsıyadır. Sürekli sorular sorar, ama derslere yetişemez. Ne zaman bir şey denese başarısızlığa uğrar.Öğretmeni sonunda pes eder ve annesine onun öğrenemediğini ve asla bir yere varamayacağını söyler. Ama Tommy' nin oğluna inanmaktadır. Evde oğluna ders vermeye baslar ve ne zaman başarısızlığa uğrasa ona umut ve tekrar denemesi için cesaret verir. Peki Tommy ' ye ne oldu dersiniz. O bir mucit oldu. Bin kadar patentin sahibi haline geldi. Bunların arasında fonograf ve ilk akkorlu elektrik ampulü de vardır. Onun adı Thomas Edison' du.
__________________



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin)
View Seida'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 30.11.08, 21:37   #6
Seida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 19
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 1896
Mesajlar : 10,435
Teşekkürleri: 5,796
4,606 mesajına 8,861 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 14 Seida is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

ÇOCUKLARIMIZA ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK YAŞATMAYALIM
ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK :


Bu kavram bize başarısızlığın kesinlikle öğrenilmiş olduğunu gösteriyor

Köpek balığı, diğer balığı yemesin diye araya cam bölme konuluyor. Köpek balığı, diğer balığı yemek için çabalayıp duruyor. 28 saat sonra köpekbalığı, aradaki cam bölme kaldırılmış olmasına rağmen, balığı yemekten vazgeçiyor. Çünkü benim bu balığı yemem mümkün değil diye düşünüyor.

Çocuklarımızda böyle olabilir. Başarısız olacaklarına gerçekten inanırlarsa, başarılarını sınırlamış olurlar. Yaptığım "başarısızlık nedeni anketlerinde" bu gördüm. Neden ve hangi derslerden başarısız olduklarını sorduğumda "başaramayacağıma inandığım dersleri çalışmak istemediğimden" cevabını aldığım öğrencileri incelediğim zaman ismini verdikleri derslerin tamamının zayıf ya da çok düşük olduğunu gördüm. "Çalışıp çalışmadıklarını" araştırdığımda; bu derslere hiç çalışma gayreti göstermediklerine şahit oldum. Çünkü zaten hepsi ismini verdikleri bu derslerden"Başarılı olamayacakları düşüncesi" içersine girmiş durum dalardı. Bunu düşünün. Çocuklarımız güçlerini hapsediyorlar fakat bunun farkında değiller.

BİR HİKAYE

Bu, bir kartal yumurtası bulup onu kır tavuklarının yuvasına koyan genç bir Amerikan kızıl derilisinin hikayesi.
Kartal yumurtadan çıkar civcivlere katılır. Tabii muhteşem renkleri, iri ve güçlü kanatlarıyla diğerlerinden farklıdır, ama diğer tavuklardan biri olduğuna inanarak büyür. Pislikleri eşeler, tohumları gagalar, gıdaklar, birkaç santim zıplayıp yeni bir şey gagalamak için kanatlarını döver . Çünkü tavuklar böyle yapıyordur.
Bir gün gökyüzüne bakar ve inanılmaz bir yetenekle yelken uçuşu yapan muhteşem bir kuş görür. "Ne güzel bir kuş l Nedir bu? " diye sorar.
"O bir kartal, " cevabını verir tavuklardan biri, "bütün kuşların reisi. Ama aklına getirmeye bile kalkma, asla onun gibi uçamazsın."
Sonunda kartal bir kır tavuğu olduğunu düşünerek öldü

Bundan sonra her gün bir insana sahici, candan bir övgüde bulunun. Bunu eşiniz, çocuğunuz, amiriniz, müşteriniz veya elamanınız üzerinde deneyin ve karşınızdakinin derhal "canlandığını" gözlemleyin. Aynı kişinin daha dostça ve daha iş birliğine yatkın bir hale geldiğini göreceksiniz.
Amerikan Endüstrisi samimi övgünün ve gerçek takdirin sadece çalışanların kendilerini daha iyi hissetmelerini değil, bunun yanı sıra daha çok iş ortaya koymalarını sağladığını kanıtlamıştır.

"Teşekkür ederim" demenin altı kuralı.

"Teşekkür ederim" sözü, doğru kullanılırsa, insan ilişkilerinde sihirli kelimeler olabilir. Aşağıdaki altı kuralı ezberleyin. Bunlar denenmiş ve kanıtlanmıştır.
1- Teşekkür içten olmalıdır.
Demek istediğiniz şekilde ifade edin. Söylerken duygu ve canlılık katın. Rutin değil, "özel" bir söz gibi gelsin kulağa.
2-Mırıldanarak değil, açıkça söyleyin.
Tam olarak ağzınızdan çıkmalı. Karşınızdakinin ona teşekkür etmek istediğinizi bilmesinden utanç duyuyormuş gibi davranmayın. İnsanlara isimleriyle teşekkür edin.
Teşekkür ettiğiniz kişinin ismini kullanarak kişiselleştirin. Bir gurupta teşekkür edilecek birkaç kişi varsa, sadece "herkese teşekkürler" demeyin, onların isimlerini telaffuz edin.
4- Teşekkür etmekte olduğunuz kişiye doğru bakın.
Bir insan teşekkür edilmeye değerse, bakılmaya ve fark edilmeye de değerdir.
5-İnsanlara teşekkür etme Özerine çalışın.
Bilinçli: olarak ve kasten insanlara teşekkür edebileceğiniz şeyler arayın. Bunun aklınıza gelmesini beklemeyin. Bir alışkanlık haline gelinceye kadar yapın.
6-İnsanlara en beklemedikleri anlarda teşekkür edin.
"Teşekkür ederim" sözü, karşınızdakinin en beklemediği veya muhakkak hak ettiğini düşünemediği bir anda daha etkili olur.

Takdir ederken;

l- Takdiri hemen yapın.
2-Kesin bir dille takdir edin.
3-Neyi, niçin, hangi yönden beğendiğinizi anlatın.
En iyi sonuç, karşınızdaki hangi hususta övgü aldığını tam olarak bilirse alınır.
4-Kişiden daha çok davranışı övün, ne veya kim olduğu için değil.
Davranışı övmek, onu yapan kişinin daha çok gayret göstermesiyle sonuçlanır.
Unutmayın, övgü, neye hedeflenmekteyse onu çoğaltma ve arttırma eğilimindedir. Birisini işle ilgili olarak överseniz, daha çok iş yapacaktır. Davranışı konusunda överseniz, davranışı daha iyi olacaktır. Ancak yalnızca kişi olarak överseniz, sadece egoizmini ve kendini beğenmişliğini arttırırsınız.
Doğru: (çocuğunuza) Son zamanlardaki çalışma tempon gerçekten kusursuz.
Yanlış: (çocuğunuza) Sen iyi bir çocuksun. Sen müthiş bir çocuksun.
5-İltifat ederken olabildiğince samimi olmaya çalışın - görünmeye değil. Yaltaklanma kolay anlaşılır ve size de karşınızdakine de bir fayda sağlamaz. Büyük bir şey seçip içten olmamaktansa, küçük bir şey seçerek birine övgüde bulunmak ve bunu içten yapmak çok daha iyidir.

KIRICI SÖZ VE DAVRANIŞLARDAN KAÇININ. YIKICI TENKITDE BULUNMAYIN.


"Kıyamet günü, Allah indinde makamca insanların en kötüsü; dil ve
davranışlarının kabalığından kaçınarak insanların kendisini terlettiği
kimsedir." H.z. MUHAMMED.
"Kendisi ateşe haram edilen ve kendisine de ateşin haram kılındığı kimseyi size haber vereyim mi? Ateş, halka her yakın olana, yumuşak huylu ve insanlara kolaylık gösterene haram kılınmıştır. H.z. MUHAMMED.
"Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise hayrın tamamından
mahrumdur." H.z. MUHAMMED

" Yumuşaklık ve tatlılık bir şeye girdi mi onu mutlaka tezyin eder, bir şeyden
çıkarıldı mı onu mutlaka kusurlu kılar." H.z. MUHAMMED
"Yumuşak konuş ki, kalplerin kapılan açılsın."
"Gönüllerin anahtarı yumuşak huy ve yumuşak kelimelerdir."
"Sen kaba, hiddetli ve şiddetli olursan işin yürümez. İnsanlara yumuşaklıkla muamele et, yoksa onları kirpi gibi dikenli bulursun. "
MEVLANA
"Tamimiyle doğru olsa da set söz insanı yaralar. " SOPHOKLES
"Büyük adam, küçüklere karşı davranışıyla büyüklüğünü gösterir. " CARLYLE

Tenkidin amacı bir hatanın-eksikliğin karşımızdaki kişiye kabul ettirilmesidir.
Tenkit etmeyin. Çünkü tenkit; insanı savunma vaziyeti almaya kendini haklı göstermek için uğraşmaya sevk ettiğinden, zararlıdır. Hatta tehlikelidir. Çünkü insanın hayatta en çok kıymet verdiği izzet-i nefsine(onuruna) dokunur, hiddetini körükler.

Eşiniz yada çocuğunuz, her kim olursa olsun hata yaptıklarında, hatasını yüzüne çarpmayın. Onu toplum içinde kesinlikle mahcup etmeyin. Hatalarını düzelteyim derken bir hata da siz yapmış olursunuz. Onu sindirerek, cevap hakkı tanımayarak, suçlu olduğu duygusunu aşılayarak, üzerine yürüyerek uslandırmaya çalışmayın. Haklı olduğunuz zaman insanlara bu haklılığınızı incelik ve nezaketle kabul ettirin, yanıldığınız zaman ise yanlışınızı hemen kabul edin.
"Çocuğunuza bir şeyler öğretirken sevgi dolu ve kibarca davranmalı,
ayrıca onun öğrenmeye istekli olduğu zamanlarda bunu
gerçekleştirmelisiniz."
Hiddetlendiğiniz zaman, sizi hiddetlendirene ağır konuşmakla içinizi döküp rahatlamış olursunuz. Fakat karşınızdakinin ne hale geldiğini bir düşünür müsünüz?

"Yumruklarınızı sıkarak bana geldiğiniz takdirde, benim yumruklarımı
iki misli sıkacağıma inanabilirsiniz. Fakat bana gelir de: 'Gelin şu
meseleyi birlikte konuşalım, anlaşmazlığın sebebini anlayalım" derseniz.
Çok geçmeden aramızda ciddi bir ayrılık bulunmadığını hatta anlaştığımız
noktaların, ayrıldığımız noktalardan çok daha fazla olduğu belirir ve
birlikte hareket etmemize hiçbir mani bulunmadığı derhal anlaşılır." WILSON
__________________



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




Allahım Kalbimize İMAN'ı yerlestir(amin)
View Seida'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
cocugunuzu, cocugunuzu taniyin, taniyin

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:34 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.