|
| Konular: 50,299 | Mesajlar: 311,810 | Üyeler: 10,668 | Online: 302 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| AKADEMİ GRUBU MGForum Akademi Bölümümüz. |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,245
9,018 mesajına 19,427 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
![]() Allah Resulü’nün hicreti I "Rabbim! Beni şerefli bir girişle (Medine'ye) koy. Övülecek bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar. Ve kerem ve inayetinden bana yardım edecek bir kuvvet ihsan buyur." (İsra 17/80) Mekke'de, Hz. Muhammed, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ali'den başka kimse kalmamıştı. Bir de, hapsedilerek dinlerinden caydırılmaya çalışılan küçük bir grup kalmıştı. Aslında Hz. Ebu Bekir daha önceleri birkaç kez hicret için izin istemiş ama Allah Resulünün şu ifadesiyle karşılaşmıştı: "Acele etme, umulur ki Allah sana hayırlı bir arkadaş verir." Ve Ebu Bekir (ra) bu hayırlı arkadaşıyla, hicret edeceği o hayırlı günü beklemeye başladı. Ve iki cins deve alarak, özel bir şekilde hazırlıklara başladı. Müşrik meclisi toplanıyor Müşrikler Efendimiz'in hicret edip etmeyeceğinden şüpheliydi. Başlangıçta onun Mekke'yi terk etmeyeceğini zannediyorlardı. Daha sonraları, Medine'de Müslümanların muazzam bir destek bulmaları ve oraya göç etmeleri üzerine tedirgin oldular. Çünkü Müslümanların hem güçlenerek kendilerine saldırmalarını hem de Suriye ticaret yolu üzerinde bulunan yol güvenliğinin tehlikeye girmesinden korkmaya başladılar.Darün Nedve'de derhal olağanüstü toplandılar. Durumun öneminden ve verdiği sıkıntıdan dolayı 'zahmet günü' olarak nitelendirdikleri bu günde, katılması gereken herkes katıldı. Haşim oğulları hariç, Kureyş'li olan ve olmayan tüm meclis üyeleri hazırdı. Ancak bir beklenmedik misafir daha vardı. Gerçi bu misafir günün yirmi dört saatinde hep onlarla birlikteydi ancak ilk kez böylesine yakın oluyordu. Bir ihtiyardı bu. Kendisinin Necid bölgesinden geldiğini söyleyen bir ihtiyar. "Muhammed hakkında toplanılanacağını duyunca, yararlı fikirlerini kendileriyle paylaşmak için" kendisi de gelmişti. Bu adamın işi gördüğünüz gibi gelişiyor. Biz onun ve adamlarının bize saldıracağından emin değiliz. Derhal bir çözüm bulmamız gerekiyor. Konu kendileri için çok kritikti. Ebul Bahteri konuştu: "Onu her tarafı demirlerle kapalı, muhkem bir yerde hapsedelim. Hiç kimseyle görüşmesin, böylece etkisiz kılmış olalım." Necid'li ihtiyar hemen atıldı: "Hayır, bu asla olmaz. Siz onu hapsedersiniz, ama ona inananlar yarın güçlenir ve gelip buraya baskın düzenler, kurtarırlar. Bu iyi fikir değil." Ebul Esved Rebia bin Amir söz aldı: Onu buradan çıkaralım Yanımızda olmasın, bizi rahatsız etmesin de nereye giderse gitsin. Yeter ki bizim düzenimizi bozmasın, biz ondan kurtulalım. Necid'li ihtiyar yine atıldı: Hayır, vallahi bu da iyi bir görüş değil. Siz adamın nasıl güzel, mükemmel ve etkileyici konuştuğunu bilmiyor musunuz? Buralardan ayrılınca diğer kabilelere gider, serbestçe dolaşır ve onları kendi safına çeker. Bu da bizim için hiç iyi bir sonuç getirmez. Gelir bizi ezer geçerler. "Onu öldürelim!" Önceki konuşmalar üzerine Ebu Cehil söz aldı: "Vallahi onun hakkında benim birçok daha cazip ve kökten halledecek bir görüşüm var. Bekledim ama hiç kimse buna değinmedi. Onu öldürmek!" Bu söz çoğu kimseyi sarstı. Bir kısmının tepkisi ise sınırlı oldu. Ancak en çok Necid'li ihtiyar heyecanlandı. Belki onun istediği nokta, görüşmelerin bu safhaya gelmesiydi. Belki de Ebu Cehil'in aklına gelen bu fikir, kendisinde oluşmamıştı ve bunun dile getirilmesinden hem memnuniyet hem de kıskançlık duyuyordu. Ebu Cehil devam etti: "Her kabileden güçlü kuvvetli, soylu bir genç tespit edelim ve bunlara keskin birer kılıç verelim. Bunlar gidip tek bir adamın vuruşu gibi, o adamın işini bitirsinler. Böylece biz de ondan kurtulalım. Onlar topluca bu işi yapınca Abd-i Menaf oğulları, Muhammed'in diyetine razı olurlar. Çükü hem kimin öldürdüğü belli olmaz hem de tüm kabilelere savaş açamazlar." Necid'li ihtiyarın ağzının suyu akıyordu: "Söz bu adamın sözüdür işte. Bundan daha isabetli bir fikir de olamaz. Daha fazla düşünmeye de gerek yoktur. Bu teklif kabul edildi. Gençler belirlendi ve ne zaman ne yapılacağı kararlaştırıldı. Toplantı bitince, ihtiyarın Ebu Cehil'in yanına giderek söyle dediği de rivayet edilir: "Sen ne kadar güzel bir fikir ileri sürdün! Bu fikir benim bile aklıma gelmemişti." Bu ihtiyar kim miydi? Allah'ın, Resulünün ve müminlerin düşmanı İblis'ten başkası değildi. Ama Ebu Cehil bu sefer onu da geçmişti. "Hani o kâfirler seni hapsetmek, öldürmek veya çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzaklarını bozar. Allah tuzak kuranlara karşılıklarını verenlerin en hayırlısıdır." [Enfal 8/30] Hicret Hazırlığı Bu arada Allah (cc) Cebrail vasıtasıyla tüm olanları Resulüne bildirdi ve hicret etmesi emrini verdi. Allah Resulü hiç âdeti olmamasına rağmen öğle üzeri Hz. Ebu Bekir'in evine geldi, içeri girmek için izin istedi. Efendimiz hemen hemen her gün Sadık Dostuyla görüşüyordu ama ya sabahleyin veya akşam üzeri oluyordu. Bu vakitte geldiğine göre olağanüstü bir durum vardı. Efendimiz hicret için hazırlanması gerektiğini söylediğinde, Hz. Ebu Bekir sevinçten gözyaşlarını akıtıyordu. Bu kutlu yolculukta Allah Resulü ile beraber olma şerefine nail olmak onun için (bir noktada beklediği ama şimdi) kavuştuğu bir ayrıcalıktı.Ebu Bekir (ra), zaten dört ayı aşkın bir süredir, satın alıp beslediği iki cins deveyi hazırlamıştı. Son olarak yapılacaklar yapıldı, eksiklikler giderildi ve plan gözden geçirildi ve gece çıkmak üzere sözleşildi. Kaynak: İslam Tarihi A. Köksal 3/32-35 Milli Gazete
|
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,245
9,018 mesajına 19,427 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Hz. Ali'nin fedakârlığı Peygamber Efendimiz, Hz Ali'yi yanına çağırarak, ona bazı emanetler verdi. Bu emanetler müşriklere aitti. Çok ilginçtir, inanmamalarına rağmen, kıymetli eşyalarını getirip koruması için Efendimize teslim ediyorlardı. Hangi malın kime ait olduğunu söyledi ve ertesi gün vermesi gerektiğini hatırlattı. Hz. Ali'nin bu hicret sürecinde bulunduğu önemli bir konum ise Allah Resulünün yatağında yatmasıdır. Efendimiz (as) kendisine bir şey olmayacağını söylemesine rağmen, yaptığı iş çetin ve zor bir iş olacaktı. Ama O, inanmış bir insandı ve elbette Allah Resulüne he konuda yardımcı olacaktı ve ömrü boyunca oldu da. Peygamber'in evi kuşatılıyor Müşrikler belirlediği her bir kabileye mensup suikast timi yerini almıştı. Evin etrafı sarılmıştı. Allah Resulü de gecenin uygun vaktini beklemiş, yerine Hz. Ali'yi yatırmış, üzerine cübbesini örtmüş ve dışarı çıkmıştı. Yasin Suresi'nin başından başlayarak on ayet okumaya başladı. "Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler." ayetini de okudu ve bir avuç toprak alarak suikastçıların üzerine attı. Aralarından geçerken onların hiç birisi Efendimizi görmedi. Hicret yolculuğundaki mucizeler halkası başlıyordu böylece. Ebu Bekir (ra)'nın evine geldiğinde, yol arkadaşı hazırdı. Hemen yola çıktılar. Medine'ye gidecek olan iki mübarek yolcu, normal yolu kullanma yerine, bir taktik icabı, ters istikamete yöneldiler. Ve daha önce kararlaştırdıkları gibi, hedef Sevr mağarası idi. Mağaraya geldiklerinde, Ebu Bekir (ra), önce içeriye girerek kontrol etti, temizledi ve müsait hale geldikten sonra Allah Resulünü içeriye aldı. "Tasalanma! Allah bizimledir" Tüm halk seferber olmuştu. Özellikle çöl ortamında izlerden etkili ve doğru sonuçlara varanlar bu işin peşini bırakmak niyetinde değildi. Çünkü hatırı sayılır bir ödül konmuştu. Bu amaçla arayışını sürdüren bir grup müşrik, Sevr mağarasına kadar gelirler. Eğilip baksalar Allah Resulünü ve Hz. Ebu Bekir'i göreceklerdi. Hz. Ebu Bekir'de heyecan üst seviyedeydi, endişelenmeye başlamıştı. Müşriklerin ayaklarını mağaradan görülüyor, hareketlerini izliyordu. Yanında her şeyden ve herkesten çok sevdiği Allah Resulü vardı, aranıyordu ve tehlikenin tam arifesindeydiler. Nasıl heyecanlanmasın ve endişe etmesin? -Ya Resulallah! Geldiler, bizi görecekler. -Korkma ya Eba Bekir. Tasalanma, Allah bizimledir! Ey Ebu Bekir! Üçüncüsü Allah olan bu iki kişiyi sen ne sanıyorsun? Allah elbette Resulünü koruyacaktı. Ona verdiği güven ve cesaret bunun apaçık göstergesiydi. Ve mağara girişinde oluşan örümcek ağı, kuş ve yuvası da bunun bir deliliydi. Hatta bu iki durum o kadar etkileyiciydi ki, mağaraya bakmayı düşünen birine diğeri şunu söylemişti: "Vallahi bana göre şu örümcek ağı, daha Muhammed dünyaya gelmeden önce oluşmuştur." Daha sonra inen ayetler bu duruma açıklık getirmektedir: "Eğer siz O'na (Resul'e) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmişti. Hani ikinin ikincisi iken kâfirler onu çıkarmıştı. O ikisi mağarada iken arkadaşına (Ebu Bekir'e) "Üzülme! Allah bizimle beraberdir" demişti. Allah da ona güven verdi ve sizin görmediğiniz ordularla O'nu kuvvetlendirdi. Kâfirlerin kelimesini (inancını) alçalttı. Allah kelimesi, işte o çok yücedir. Allah azizdir, hâkimdir." [Tevbe 9/40] İlk şaşkınlık ve ödül Müşrikler, abluka altına aldıkları evden kimsenin çıkmadığını görünce biraz heyecanlandılar. Bir ara kapıyı aralayıp içeri baktıklarında, peygamberin cübbesi içinde birinin yattığını görünce biraz rahatladılar. Ancak bir müddet geçince sabırsızlandılar ve eve girmeye karar verdiler. İçeri girip, yatan kişiyi uyandırdıklarında büyük bir şok yaşadılar. Çünkü karşılarında genç Ali vardı. Çok önemli ve değerli avını kaçıran avcılar misali, hırçınlaştılar. Ali'yi sıkıştırarak, hırpalayarak, Hz. Muhammed'in nerede olduğunu sordular ama alacakları cevap belliydi: bilmiyorum. Liderlere haber verildi ve tüm evler didik didik arandı. Bu arada, Hz. Ebu Bekir'in de evine gelen bu Cehil ve yandaşları, Ebu Bekir'in de olmadığını öğrenince daha da azgınlaştılar. Hatta Ebu Cehil, sorularına bekledikleri cevabı vermeyen Esma'ya bir tokat attı. Kısa bir durum değerlendirmesi yapan müşrikler şu kararı aldılar: "Herkes seferber olsun ve Muhammed'i aramaya koyulsun. Her kim Muhammed'i ve Ebu Bekir'i ölü veya diri getirecek olursa yüz deve alacaktır." Tüm Mekke seferber oldu, her tarafa haberler salındı, yollar tutuldu, iz sürücüler devreye girdi. Sürek avı başlamıştı. Hicret yardımcıları Allah Resulü ve Ebu Bekir (ra) Sevr'deki mağaraya, Perşembe günü akşam, Cuma gecesi gelmişlerdi ve orada üç gün kaldılar. Cuma, cumartesi ve Pazar gününü arada geçirdiler. Bu üç gün boyunca, iletişim kurdukları şahsiyetler şunlardı: Abdullah bin Ebu Bekir: Hz. Ebu Bekir'in oğlu olup çok atak, kıvrak, maharetli ve enerjik biriydi. Abdullah geceleri mağarada kalır, seher vakti, Mekke'ye dönerek evinde yatmış gibi hareket ederdi ve gündüz meydana gelen tüm olayları Allah Resulüne getirirdi. Âmir bin Füheyre: Bu zat da Hz. Ebu Bekir'in çobanı idi. Özellikle Abdullah'ın gelip gitmesinden sonra, hayvanları onun yolunda dolaştırarak izlerini kaybettirirdi. Ayrıca akşam üzeri, mağaranın yanına gelerek, süt verirdi. Daha sonra hicret yolculuğunda Allah Resulü ile birlikte olmuştu. Abdullah bin Ureykit: Sevr'den ayrılıp Medine'ye giderken kılavuzluk yapan kişidir. Kendisi o dönem müşrik olmasına rağmen güvenilen birisi idi. Ve ihanet etmeden onları en kestirme ve emin yollardan Medine'ye ulaşırdı. (Kaynak: İslam Tarihi A. Köksal 3/32-35) Milli Gazete
|
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,245
9,018 mesajına 19,427 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Mağaradan ayrılış Pazarı pazartesiye bağlayan gece, Abdullah bin Ureykit, daha önce kendisine teslim edilen develerle mağaraya geldi. Ve seher vakti yola çıkıldı. Kılavuz yolu çok iyi biliyordu ve en tenha ama aynı zamanda en kestirme yoldan onları götürüyordu. Hatta bu güzergâh bugün düzenlenerek hizmete sokulmuştur. Allah Resulü Mekke'den ayrılırken hüzünlenmişti. Bir ara durdu, Kâbe'ye döndü ve şunları söyledi: "Ey Mekke' vallahi biliyorum ki, sen, Allah'ın yarattığı yerlerin en hayırlısısın. En güvenli yersin. Eğer senin halkın beni senden çıkarmamış olsaydı asla buradan çıkmazdım. Bana senden daha sevimli bir belde yoktur." Sonra ellerini semaya açarak duasını ekledi: "Ey Allah'ım! Sen beni beldelerin bana daha sevimli olanına götür. Beni beldelerinden sana sevimli olanına yerleştir." Ve bu dua kabul olunmuş, Mekke sevdirilmiş olduğu gibi, yeni yurt Medine de, kendisine ve Müslümanlara sevdirilmişti. Hicret yolcuları arandıklarını bildiklerinden dikkatli ve temkinli gidiyorlardı. Ancak olda değişik insanlarla karşılaşmaları da söz konusu oldu elbette. Ve bu karşılaşmalarda bile olağanüstü hadiseler yaşandı. Süraka'nın takibi ve başına gelenler Süraka bin Malik iyi bir iz sürücüydü. Allah Resulünü Mekkelilerin aradığını duymuştu. Kabilesinden birisinin, sahile doğru giden birkaç yolcuyu gördüğünü söylemesi üzerine hemen hazırlanarak takibe başladı. Ve gerçekten de kısa bir zaman sonra onları buldu. Yolculuk esnasında Hz. Ebu Bekir'deki heyecan hiç dinmiyordu. Bu yüzden hep sağa sola bakıyor, gelen giden var mı diye etrafı gözlüyordu. Ve Süraka'yı gördüğü zaman hemen Allah Resulüne bildirdi: - Ya Resulallah! Bizi izleyen biri var! - Mahzûn olma! Allah bizimledir. Ağlamaklı bir sesle yineledi: - Ya Resulallah! Bize yetişmek üzere... Allah Resulü, mübarek başını çevirdi ve Rabbine şu sözlerle niyaz etti: "Allah'ım! Şu adama karşı bize kâfi ol! Onun şerrini üzerimizden defet!" Ve dua hemen kabul olundu. At birden tökezleyerek yere kapandı. Sürücü Süraka yere yuvarlandı. Atına binen Süraka yine takip etti. Tam yaklaşmak üzereyken at yine tökezledi ve Süraka düştü. Yine bindi ve mesafeyi kapatmak için atını hızlıca sürmeye başladı. Tam yaklaşmamıştı ki, at, dizlerine kadar kumlara saplandı ve hareket edemez hale geldi. Süraka akıllı ve şanslı biriydi. Hemen durumu kavradı ve yüksek sesle bağırdı: "El-Eman! El-Eman! El-Eman! Ben Süraka bin Malik. Benden size, hoşlanmayacağınız bir şey gelmez, beni dinleyin, sizinle biraz konuşmak istiyorum." Yolcular durdular, konuştular ve Süraka, karşısındaki zatın Allah Resulü olduğuna iman etti. Hatta ilerde kendisine referans olması için bir emanname bile yazdırdı ve onu alarak oradan ayrıldı. Artık yeni bir insan olmuştu Süraka. Az önce reddettiği insana iman etmişti. Az önce yakalamaya çalıştığı insanları, şimdi korumaya başlayacaktı. Müşriklerin kendisini kınamasına, şüphelenerek tehdit etmesine bile aldırmayacaktı. Ve yıllar sonra, o emannameyi Allah Resulüne göstererek, ayrıcalığını gösterecekti. Ve tüm bunlara ilaveten Allah Resulünün, Süraka'ya, ayrılmadan önce söylediği bir müjde yıllar sonra, Hz. Ömer'in İran Fethi'nde gerçekleşecekti. Kisra'nın bilezikleri, kemeri ve tacı, Allah Resulü'nün buyurduğu gibi Süraka'ya nasip olmuştu. Kim bilir belki de, Hicretteki bu yararının dünyevî bir karşılığı olarak bu nimete kavuşmuştu... Ümmü Ma'bud'un koyunu Allah Resulü ve arkadaşları, biraz et ve hurma satın almak için Ümmü Ma'bed'in çadırına uğradılar. Ancak alacak bir şey bulamadılar. Süt almak istediler ancak cevap yine olumsuzdu: "Vallahi, hayvanlar burada değil. Sadece şu koyun var. Ama o da kısır, dermansız, sürüden geri kalmış ve sütten mahrumdur." Allah Resulü şöyle sordu: "Onu benim sağmama izin verir misin?" Allah Resulü'nün bu sorusuna Ümmü Ma'bed tereddütsüz ve umutsuz bir cevap verdi: "Elbette, sana feda olsun. Ama onda bir damla süt bulacağını sanmam." Allah Resulü koyunu getirtti. Allah'a dua ederek sağdı ve memeleri sütle dolmaya başladı. Kadının gözleri fal taşı gibi açıldı. Gözlerine inanamıyordu. Bu koyundan bu sütün çıkması olağanüstü ve asla olmayacak bir şeydi ama olmuştu işte. Üstelik bu koyun hicretin tam 18. yılına kadar yaşamış ve tüm kıtlık dönemlerinde bile bol bol süt vermişti. Herkes kana kana süt içti. Ümmü Ma'bed, bir koyun bularak kesti, ikramda bulundu, biraz da yol azığı olarak verdi. Ama Allah Resulünden etkilenmişti. Yolcuların gitmesinden bir müddet sonra kocası gelince tüm olanları kendisine heyecanla anlattı. Kocası Ebu Ma'bed tesbitinde yanılmadı: "Vallahi bu dediğin adam odur, Kureyş'lilerin aradığı adamdır. Keşke ben de onu görseydim de ona iman etseydim ama bunu mutlaka yapacağım. Ve hemen onların peşinden gitti. Onları bularak iman etti. Daha sonra da Ümmü Ma'bed, çocuğunu alarak Medine'ye gitmiş ve orada iman ederek Resulullah'a biat etmişti. Büreyde ve seksen adamının Müslüman oluşu Hicret yolculuğunda yaşanan ilginç bir hadise de Büreyde bin Husayb ve arkadaşlarının Müslüman olmaları olayıdır. Bir rivayette Allah Resulünü yakalamayı düşünen, bir başka rivayette ise, konaklamak için uygun yer arayışında olan Büreyde ve arkadaşları, Allah Resulüne rastlayınca, bir müddet sohbet ederler. Elbette Allah Resulü, onlara Kur'andan bölümler okuyarak, İslam'a davet eder. Ve onlar da hemen müslüman olurlar. Resulullah onlara dua eder, beraber akşam namazını kılarlar. Daha sonraları Büreyde, sorunsuz ve gecikmeden Müslüman oldukları için hep Allah'a dua ve kavmine teşekkür ederdi. Kaynak: İslam Tarihi A. Köksal 3/32-35 Milli Gazete
Konu Alemdâr-ı İslâm tarafından (28.12.09 Saat 14:52 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler: | Medine Sevdalisi (28.12.09) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,245
9,018 mesajına 19,427 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Allah Resulü’nün hicreti IV Küba'ya varış Yolda Talha bin Übeydullah ile Zübeyr bin Avam'a rastlayan Hz. Muhammed, Medinelilerin kendisini sabırsızlıkla beklediği haberini de alınca fazla beklemeden hareket ederler. Gerçekten de Müslümanlar, kazasız belasız ulaşmaları için hep dua ediyor ve kutlu misafirlerin yolunu gözlüyorlardı. Bu amaçla her gün sabah tepelere, ağaçlara çıkıyor, öğle sıcağına kadar gözetliyorlardı. -Ey Arap cemaati! Ey Müslümanlar! İşte beklediğiniz adam, gelmesini arzu ettiğiniz ulu kişi geliyor. Bu haberi veren bir Yahudi idi. Ve tüm Müslümanlar büyük bir sevinç ve heyecanla, tekbirler getirerek, sokaklara döküldüler. Allah Resulü, Külsüm bin Hidm'in evine misafir oldu. Kuba'da yerleşen İslam Allah Resulü Kuba'da 14 gün kaldı. Ve bu günlerde gerek Muhacir, gerekse Ensarla çok iyi bir kaynaşma gösterdi. Onlarla her gün sohbetler yaptı, cenazelerine katıldı, hastalarını ziyaret etti, davetlerine icabet etti, dini öğretti, Evs ile Hazreç arasındaki düşmanlığı adım adım silmeye çalıştı. Örneğin bu çerçevede Esa'd bin Zürare'yi himayesi altına alarak, diğer Hazreç'lilerin de kendisine ve Evs'lilere sıcak bakmasını sağladı. Daha önce birbirlerinin evine bile gitmeleri imkânsız iken sabah akşam beraber olmaya başladılar.Bu süre zarfında yaptığı önemli işlerden birisi de Kuba Mescidini inşa etmesidir. Kendisinin de bizzat çalıştığı, yorulduğu ve daha sonra hem namaz kıldığı hem de namaz kıldırdığı bu mescid, faziletli mabetlerdendir. Öyle ki Allah Resulü daha sonraları da her cumartesi gelerek burada namaz kılardı. Hz. Ali, Mekke'de üç gün kalıp emanetleri teslim ettikten sonra yola çıkmış ve bin bir güçlüklerden sonra Kuba'da Allah Resulüne ulaşmıştı. Efendimiz 'in geride kalan ailesi ise bir müddet sonra Zeyd bin Harise tarafından getirilecekti.Efendimiz 14 gece kaldıktan sonra, gelen ilahi emirle Medine'ye bir Cuma günü hareket etti. Hareket etmeden önce de Medine'deki Neccar oğullarına haber salarak hazırlanmalarını söyledi. Onlar da silahlanıp geldiler ve beraberlerinde diğer Müslümanlarla Medine'ye yola çıktılar.Yolda Ranûna denilen vadiye geldiklerinde Cuma vakti girdi ve Allah Resulü Medine'deki ilk cumasını burada kıldırmış oldu. Cemaat takriben yüz kişiydi. Allah Resulü, Cuma namazını kıldıktan sonra arkasında Hz. Ebu Bekir, yanlarında Neccar oğullarından akrabaları ve diğer Müslümanlarla şehre doğru hareket ettiler.Medine'ye varış "Ben; Medinelilerin, Allah Resulü'nün gelişine duydukları sevinç gibi bir sevinci yaşadıklarını, ömrüm boyunca görmedim." [Bera' bin Azib] Allah Resulü'nün Medine'ye varışı, gerçek bir deprem yaşattı. Tüm inanmış yüreklerde bir coşku yarattı. Muhacirlerde bir hasret, ensarda bir hizmet duygusu oluşturdu. Bütün insanlar sokaktaydı. Herkes beklenen bu kutlu misafiri görmek, dokunmak, misafir etmek istiyordu. Küçücük kızlar, masumiyetin verdiği güzellik ve saflıkla şarkılar, neşideler söylüyordu. "Talael bedru aleyna/Min seniyyetil veda Vecebeşşükrü aleyna/Ma dea lillahi dâ' Ay doğdu üzerimize/Veda tepelerinden Şükür gerekti bizlere/Allah'a davetinden" "Neccar oğullarının kızlarıyız biz! Muhammed'e akraba, komşu olmak ne güzel, ne hoş!" Resulullah coşkulu kız çocuklarının yanına giderek sorar: "Beni seviyor musunuz?" Hepsi bir ağızdan cevap verir: "Evet ya Resulallah!"-Vallahi ben de sizi seviyorum. Tam üç kez bu sözü tekrar ederler. Evs ve Hazreç'ten Müslümanlar bir yarış havası içinde Allah Resulünü evinde ağırlamak istiyordu. O'nu gören her aile sahibi / reisi, teminatlar vererek misafir etmek istiyordu. Ancak Efendimiz her teklifi dinliyor, dua ve teşekkür ederek şöyle buyuruyordu: "Devenin yolunu açınız. Onun nereye gideceği kendisine bildirilmiştir."Ve herkes devenin nerede duracağını merak ediyordu artık. Allah Resulü'nün mübarek devesi Kusva, biraz yürüdükten sonra iki yetim gence ait olan hurma kurutma sahasının yanına geldi ve oturdu. Ama Allah Resulü inmedi. Deve tekrar kalktı, dolaştı ve yine aynı yere gelerek oturdu ve bir daha da kalkmadı. Bunun üzerine konaklanması gereken yerin burası olduğunu anlayan Allah Resulü, devesinden indi. Bu defa o bölgeye yakın olan ev sahipleri, misafiri evlerine almak için aralarında tartışmaya başladılar. Yapılan kura sonucu o bölgeye de en yakın yer olan Eba Eyyub el-Ensari'nin (Halid bin Zeyd) evine taşınması gerektiğine karar verildi. Ve Allah Resulü oraya taşındı. Böylece Medine'ye fiilen gelinmiş ve hicret tamamlanmış oldu. [Kaynak: İslam Tarihi A. Köksal 3/32-35] Milli Gazete |
|
|
![]() |
| Etiket |
| allah, hicreti, resulü’nün |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Allah Resûlü'nün (Sav) Hastalığı Ve İrtihâli | Alemdâr-ı İslâm | SİYER-İ NEBİ | 0 | 23.12.09 21:23 |
| Ergenekon’un Resulü, Şeyhi, Partisi, Fahişesi... | Vukuf-i Kalbi | YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI | 0 | 15.06.09 13:17 |
| Allah Resulü'nün sirdasi; Huzeyfe bin Yeman | Medine Sevdalisi | SİYER-İ NEBİ | 0 | 10.05.09 17:11 |
| Allah Resulü'nün (s.a.v) sakalari | Medine Sevdalisi | SİYER-İ NEBİ | 2 | 14.03.09 16:49 |
| “ALLAH ve Resûlü’ne inanmak” | Alemdâr-ı İslâm | DUA VE İBADET | 1 | 06.11.08 08:38 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|