|
| Konular: 50,299 | Mesajlar: 311,813 | Üyeler: 10,668 | Online: 319 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| AKADEMİ GRUBU MGForum Akademi Bölümümüz. |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5083
Mesajlar : 16,288
Teşekkürleri: 24,245
9,018 mesajına 19,427 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
![]() Tarih Boyunca Hak ve Batıl Mücadelesi -I- İlk katil; Kâbil Adem aleyhisselamla başlayan insanlık tarihi, onun oğulları, Hâbil ve Kâbil zamanında yeni bir boyut kazandı. Bu iki kardeşin zamanına kadar olan süreçte, Peygamber Âdem, her konuda insanlığın bu ilk nesli için hakem olmuş, her türlü yaşamlarını sürdürme şekillerini o öğretmişti çocuklarına… Hz. Âdem’in çocuklarından Kâbil zamanına kadar, onun bu hakemliği ve kurduğu düzen devam etti. Kâbil büyüyüp eşyayı idrak edince, babasının kurmuş olduğu bu düzene karşı çıktı ve kendisine verilen hakka kanaat getirmeyerek, kardeşi Hâbil’in de hakkını gasp etti ve onu öldürdü.(1) Allah’tan korktuğu için kardeşi Kâbil’i öldürmekten çekinen Hâbil tipine karşın, (2) hiçbir hak-hukuk tanımayan ve nefsi için kardeşi Hâbil’i öldürmekten çekinmeyen Kâbil tipi oluştu. Bu hareketiyle Kâbil, insanlık tarihinin ilk zalimi, ilk diktatörü ve ilk sömürücüsü oldu. Sadece bir mümin olarak değil, dine karşı kayıtsız olan herhangi bir insan gibi dahi baksak, “kendinden başkasına karşı sorumsuz” bir insan tasavvuru gayet tehlikelidir. Şu mânada ki, bütün insanlar arasından bir tanesi, dilediği gibi bütün insanları ezebilecek, çalıştırabilecek, keyfi uğruna köşkler, saraylar yaptırmak için; fiziki yönden ve de insan olarak kendisinden tamamen farksız olan milyonlarca insanı sömürecek, dilediğini yasaklayacak veya işine geleni mubah görecek, hiç kimse kendisine yaptıklarının hesabını soramayacak ve bu düzenini birtakım ilke ve kanunlarla yasallaştıracak!.. İşte Kâbil’in kurduğu düzen buydu. Böylece Hz. Âdem (as)’la başlayan İslam tarihi, yani insanlık tarihi, onun oğulları Hâbil ve Kâbil zamanında iki kutba ayrılmış ve bu iki kutup günümüze kadar gelmiş, kıyamete kadar da sürecektir. Bu iki kutup, hakk ile bâtıl kutuplarıdır. Hâbil kutbunda olanlar, daima Hakk’ı yani Allah davasını; Kâbil kutbunda olanlar da Tağut’u ve Allah düşmanlığını savunmuşlardır. Allah davasını savunanlar daima hakkı tebliğ; tağut davasını güdenler, yani sömürü düzenlerini yürütenler de daima bu tebliğ edenlere işkence yapmışlardır. Çünkü Kâbil, insanlık tarihinde hem zulmün hem katlin sembolü ve öncüsü olmuştur. Bir hadis-i şerifte şunları okuyoruz: Resulullah (sas) şöyle buyurdu: “Zulümle öldürülüp onun kanının günahından birinci Âdemoğlu (Kâbil hesabına) pay ayrılmamış hiçbir kişi yoktur. Çünkü Âdem’in o oğlu, öldürme cinayetini âdet edenlerin birincisi olmuştu.” (3) Âdem’in ilk çocukları arasındaki bu hak-bâtıl mücadelesi hakkında kitaplarda çok değişik rivayetler (4) vardır. Fakat bunlardan en çok kabul edileni, aşağıdaki gibidir. (5) “Âdem’den hamile kalan Havva’nın, biri kız, biri erkek olmak üzere, ikiz çocukları oldu. İkinci hamileliğinde de yine biri kız, biri erkek olmak üzere, ikiz çocukları oldu. Birinci batında doğanlara Kâbil ve ikiz kız kardeşine Lebûd; ikinci batında doğanlara da Hâbil ve kız kardeşine de İklima adı verildi. Çocuklar büyüyünce, Allahu Teâlâ Âdem’e birinci batında doğan çocukları, ikinci batında doğanlarla evlendirmesini emretti. Allah’ın o zamanki kanunu o şekildeydi. Kâbil’in kız kardeşi güzel, Hâbil’in kız kardeşi ise çirkindi. Âdem (as), Allah’ın bu emrini yerine getirmek isteyince, Kâbil babasına itiraz edip “Vallahi bunu Allah emretmedi; sen kendi yanından uyduruyorsun!” dedi. Oğlu Kâbil’in bu itirazı üzerine Âdem, Kâbil ve Hâbil’e, Allah için birer kurban adamalarını, gökten inecek olan bir ateş, hangisinin kurbanını yerse onun güzel kızla evleneceğini söyledi. İkisi de kabul etti. Hâbil güzel bir koyun, Kâbil de bir buğday başağı kurban etti. Babalarıyla beraber bir dağa çıktılar ve Âdem, Allah’a yalvarıp hükmünü bildirmesini istedi. Ateş indi ve Hâbil’in kurbanını yedi. Kâbil ise koyunların yanına dönen Hâbil’e gelerek ona; “Ben güzel kız kardeşimi sana vermeyeceğim gibi seni de öldüreceğim!” Hâbil, ona şu cevabı verdi: “And olsun ki sen, öldürmek için elini uzatsan (bile), ben seni öldürmek için elimi uzatmayacağım! Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Ben istiyorum ki sen, hem benim günahımı, hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası budur!”(6) Bunun üzerine Kâbil, inadından vazgeçmedi ve yapacağını yaptı: “Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü. Bu yüzden de kaybedenlerden oldu. Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Katil kardeş) ‘yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim’ dedi ve yaptığına pişman oldu.”(7) Kâbil, insanlık tarihinin ilk katili, ilk hak tanımayanı, ilk zalimidir. Çünkü hakkına razı olmayıp başkasına ait olana sahip olmak istedi. İstediğini elde edemeyince de çıkarı için en yakını olan kardeşini öldürdü. Bu hareketiyle de insanlık tarihinin, zalimlerinin, hak yiyicilerinin, diktatörlerinin ve sömürücülerinin ilki oldu… Öyle anlar olmuştur ki, Hz. Âdem (as)’ın şahsında, Allah’a kulluk yapacaklarına dair o büyük emaneti, yani mesûliyeti yüklenen insan; Allah’ı unutmuş, insanlara, heykelleştirdiği putlara, hayvanlara kulluk yapmış, onlara tapınmıştır. İnsanoğlu böyle olduğu içindir ki, Allah, onu varlıkların en güzeli, en şereflisi, “ahsen-i takvim”(8) yarattığı halde, bilahare onu en aşağılık, “esfele-sâfilin”(9) yapmıştır. İnsanlık tarihinin serüveni Görülüyor ki İslamiyet ve insanlık, iç içe, girift bir haldedir. Her ikisi üzerinde mutlak bir tasarruf sahibi olan Allah; insanı kendisine kulluk etmesi için yaratmış ve bu kulluğun nasıl yerine getirileceği hususunda da İslam’ı insana hayat nizamı, hayat düzeni olarak vermiş ve bu nizamı açıklamak, tebliğ etmek üzere de peygamberler göndermiştir. Bunu bir tabloda gösterecek olursak, aşağıdaki şekil karşımıza çıkar: (A) noktasında, Hz. Âdem’in yaratılmasıyla insanlık tarihi başlamış ve (B) oku istikametindeki zaman yatağından akıp gelmiş ve akmasına bir müddet daha devam da edecektir. İnsanoğlu, dairenin (x) ve (y) yayları arasında akan tarih yatağından dışarıya çıkamamakla ve dini, düşüncesi, ırkı, yapısı, ideolojisi ne olursa olsun, bu selin içinde akmaya mecburdur. Dolayısıyla inananı, inanmayanı iç içedir. Ancak mecburi olan bu akışın düzenini göstermek (ki bu düzen Allah’ın istediği düzendir) için yani, bu düzenin nasıl kurulacağı, kısaca yeniden tesis edilecek olan bu nizamın, emir ve yasaklarını tebliğ etmek üzere Allahu Teâlâ, tarihin 2, 3… 124.000 noktalarında, yeniden peygamberler göndermiştir. Sayılarının 124.000 olduğu rivayet edilen bu peygamberler, devamlı olarak insanları “kulluğa” davet edip; tağuttan yani Allah’a ve O’nun buyruklarına ters düşen her şeye tapmaktan alıkoymaya çalışmışlardır. Bu yolda her türlü işkence ve zorluklara maruz kalan peygamberler, davalarından vazgeçmemişler, dayak yeme, sürülme, zindana atılma pahasına tağutlarla mücadele etmişlerdir. Tağut rejimleri; insanları, Allah’ın istediği gibi yaşatmaktan başka hiçbir gayeleri olmayan peygamberlerle devamlı olarak uğraşmış, Allah’ın mesajının insanlara ulaşmasına mani olmuşlardır. Bu tarih yatağında, tağutlar, -yani Allah’a karşı olan her şey- hiçbir zaman inananları rahat bırakmamış ve her iki taraf arasında sürekli bir mücadele olmuştur. Tebliğ-işkence mücadelesi… Bu mücadele, Hak-bâtıl mücadelesi, Peygamber-tağut çatışması, Allah’ın nizamını isteyenlerle, tağutlar nizamını arzulayanlar arasındaki sonsuz ve Kıyamet’e dek sürecek olan kavgadır. İşte günümüze kadar, zaman yatağı içinde akmış olan bu iki kutup inananların mücadelesi, tarihi oluşturmuştur. Böylece süre gelen insanlık tarihi -ki buna İslam tarihi diyoruz- tablodaki (M) noktasına gelmiş ve önünde çok kısa bir müddet olan (N) zaman dilimi kalmıştır. Yani insanlık ve dolayısıyla tarih, (N) zaman diliminin bitmesiyle son bulmuş olacak ve inananların tabiriyle Kıyamet’e gelinmiş olacaktır. İşte, geriye kalmış olan bu (N) zaman dilimini, Allah’ın arzuladığı şekilde yaşamak için insanoğlunun geçmişi, yani tarihi çok iyi bilip değerlendirmesi, yorumlaması lazımdır. Bunun en güzel yorumunu da Kur’an ve onun takipçisi Hz. Muhammed (sas) yapmıştır. Ve insanlar -istemese de- bunun hesabını vereceklerdir. Mazlumların hesabını kim soracak? Böyle bir hesap günü olmazsa dünyada ezilmişlerin, Kuran’ın tabiriyle “mustad’afların” hakkını kim soracaktı? Dünya müstekbirlerinin, sultanlarının, diktatörlerinin ve emperyalist süper güçlerinin öldürdükleri, piramitlerini yükseltmek için çamur ve harç olarak kullandıkları, köle diye hayvanlardan da aşağı muamelelere tabi tuttukları masum insanların hesabını kim soracaktı? Keyifleri için insan yakan, Lübnan’ın Şabra ve Şatila bölgelerinde, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar demeden insanları katliama tabi tutan Yahudi ve Hıristiyan çetecilerden; tüm insanlık vasıflarını yitirerek, kundaktaki bebekten, ağıldaki keçiye kadar her türlü canlıyı yok etmek için efendileri Amerika, Rusya ve Avrupa’nın kendine hediye (!) ettikleri kimyasal bombaları acımasızca ve “Hülâgu’ca”, “Cengiz’ce”, “Hitler’ce”, “İsrail’ce” olan bütün vasıfları üzerinde toplayıp Halepçe üzerine yağdıran “esfele-safilin Saddam”dan; Çeçenistan’da bâtıl dinleri olan komünizmin gereği olarak, tank paletleri altında Müslümanları katleden Ruslardan ve başka bir bâtıl din olan kapitalizmin gereğini yerine getirmek için “Ruslar, yaptıklarında haklıdırlar” diyen Amerikalılardan; yerden yüzlerce metre yükseklikteki helikopterlerden Cezayirlileri yere salıveren Fransız canavarlarından, napalm bombalarıyla Afganlıları yok etmeye çalışan Ruslardan, milyonlarca Kızılderili’yi kurşunlayan Amerika kovboylarından, Irak’ı harabeye çeviren Amerikan faşizminden ve onun hempalarından kim hesap soracaktı? Tabii ki Allah soracak! Fransız emperyalizmine karşı bağımsızlık savaşı verip Fransızlar tarafından yakalanarak, kamplara kapatılmış olan Cezayirlileri, sırf kendi gazetesinin tirajını yükseltmek için “sansasyon haber” üretmek gayesinde -tıpkı Afganlı mücahidlerin mücadelesini haber yapıp sömüren bugünün Batı’lı gazetecileri gibi- ziyarete giden, Christiana Lilliestierna, kamptaki gezi izlenimlerini şöyle anlatıyor: “…Şimdi de yedi yaşlarında bir erkek çocuğuyla beraberim. Vücudu yara bere içinde. Anasını babasını ve kız kardeşlerini önceden tartaklayan, sonra da öldüren Fransız askerleri, onu da tellerle sımsıkı bağlamışlar. Bir teğmen de görsün ve gördüğü şeyleri uzun süre hatırlasın diye, çocuğun gözlerini elleriyle açık tutmaya çalışmış. Dedesi, bu kampa getirmek için beş gün beş gece sırtında taşımış onu. Çocuk diyor ki: ‘Bir tek şey istiyorum; bir Fransız askerini küçücük parçacıklara kadar kıtır kıtır doğramak.” (10) Fakat böyle bir gün, yani hesap günü, yani herkesin dünyada yaptıklarının hesabını vereceği Kıyamet günü olmasaydı, bu hakları yenmiş olan zavallı insanların “ah”ları tarih selinin diplerinde kaybolup gidecekti, unutulacaktı. Ama bunları unutmayan, tahayyül edilebilecek en küçük haksızlığın hesabını soracak olan, kendi yolunu unutup tağutların yoluna sapanlara hak ettikleri cezayı verecek olan bir Allah var… O gün gerçek iyi, gerçek kötüden ayrılacak herkesin ne olduğu ortaya konacaktır. Münafık kim, sömürgeci kim, Müslüman kim, kâfir kim, mazlum kim, müfteri kim, ilerici kim, gerici kim; yobaz kim, bağnaz kim, kâfirlerin, yani emperyalistlerin keyfi için Müslümanları ezen, onları, “dininizi siz değil ben bilirim!” diye alaya alan ve bunların her buyruklarına boyun eğip karşı çıkamayan ve buna rağmen Müslüman geçinenler, hatta namaz kılanlar kim? Belli olacak ve netice itibariyle dünyaya gelmiş olan her insan, gerçek kimliği ile ortaya çıkacak; ölümden sonra dirilen bu şaşkın insanlar, o gün akıbetlerini düşüneceklerdir. (devam edecek) Dipnotlar: 1-Bk. Mâide Suresi, 30. 2-K.K Mâide Suresi, 28. 3-Müslim, Sahih, Kitap, 28. 4-Ayrıntılar için bk. Taberî, Tarihu’l-Umemi ve’l-Mulûk (Bundan sonra kısaca “Tarih” olarak geçecek) I, 137 vd. 5-Bk. İbn Sa’d, Tabakât, I, 36-37; Ya’kubî, Tarih, Beyrut, 1960, I, 6-7; Taberi, Tarih, I, 137-138. 6-K.K. Mâide Suresi, 28-29. 7-K.K. Mâide Suresi, 30-31. 8-K.K. et-Tîn Suresi, 4. 9-K.K. et-Tîn Suresi, 5. 10-Franz Fanon, Cezayir Bağımsızlık Savaşının Anatomisi, İstanbul, 1983, s. 12. PROF. DR. İHSAN SÜREYYA SIRMA GULİSTAN DERGİSİ 109. Sayı Ocak 2010 |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler: | muallim (12.02.10) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 3461
Üyelik tarihi : 29-03-2009
Konuları : 654
Mesajlar : 4,481
Teşekkürleri: 10,380
2,953 mesajına 5,391 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : 06.12.11
Durumu : Status: Offline
|
Tağut rejimleri; insanları, Allah’ın istediği gibi yaşatmaktan başka hiçbir gayeleri olmayan peygamberlerle devamlı olarak uğraşmış, Allah’ın mesajının insanlara ulaşmasına mani olmuşlardır. Bu tarih yatağında, tağutlar, -yani Allah’a karşı olan her şey- hiçbir zaman inananları rahat bırakmamış ve her iki taraf arasında sürekli bir mücadele olmuştur. Tebliğ-işkence mücadelesi… Bu mücadele, Hak-bâtıl mücadelesi, Peygamber-tağut çatışması, Allah’ın nizamını isteyenlerle, tağutlar nizamını arzulayanlar arasındaki sonsuz ve Kıyamet’e dek sürecek olan kavgadır. İşte günümüze kadar, zaman yatağı içinde akmış olan bu iki kutup inananların mücadelesi, tarihi oluşturmuştur. Fakat böyle bir gün, yani hesap günü, yani herkesin dünyada yaptıklarının hesabını vereceği Kıyamet günü olmasaydı, bu hakları yenmiş olan zavallı insanların “ah”ları tarih selinin diplerinde kaybolup gidecekti, unutulacaktı. Ama bunları unutmayan, tahayyül edilebilecek en küçük haksızlığın hesabını soracak olan, kendi yolunu unutup tağutların yoluna sapanlara hak ettikleri cezayı verecek olan bir Allah var… O gün gerçek iyi, gerçek kötüden ayrılacak herkesin ne olduğu ortaya konacaktır. Münafık kim, sömürgeci kim, Müslüman kim, kâfir kim, mazlum kim, müfteri kim, ilerici kim, gerici kim; yobaz kim, bağnaz kim, kâfirlerin, yani emperyalistlerin keyfi için Müslümanları ezen, onları, “dininizi siz değil ben bilirim!” diye alaya alan ve bunların her buyruklarına boyun eğip karşı çıkamayan ve buna rağmen Müslüman geçinenler, hatta namaz kılanlar kim? Belli olacak ve netice itibariyle dünyaya gelmiş olan her insan, gerçek kimliği ile ortaya çıkacak; ölümden sonra dirilen bu şaşkın insanlar, o gün akıbetlerini düşüneceklerdir.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] " Kişi Sevdiği ile Beraberdir " (Hadisi Şerif) "İlim mü'minin en yakın dostudur.
Akıl onun yol göstericisi;iyi,yararlı amel,işlerini düzene sokucusudur. Yumuşak huyluluk onun veziri,sabır onun hükümdarı,şefkat ve merhamet onun babası,hazımlı olmak onun kardeşidir." |
|
|
| Bu mesaj için muallim kullanıcısına teşekkür edenler: | Alemdâr-ı İslâm (13.02.10) |
![]() |
| Etiket |
| batıl, boyunca, hak, mücadelesi, tarih |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Muharrem ayı boyunca camiler kilitli | Muhammed | DÜNYADAN HABERLER | 2 | 21.12.09 17:51 |
| Bir Nefes Boyunca... | mavi | TASAVVUF | 0 | 19.11.09 20:45 |
| Saban ayini nasil yasiyorsan bir yil boyunca öyle yasanilirmis... | Milli-Nizam | YENİ ÜYELERİMİZİ TANIYALIM | 6 | 07.08.09 05:48 |
| Hak-batıl mücadelesinin tarihçesi | AeX | Erbakan'ın Kitap ve Makaleleri | 0 | 15.04.09 12:05 |
| Batıl ne demektir? | alirıza | Erbakan Hakkında Yazılanlar | 2 | 02.04.09 23:13 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|