| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,836 | Üyeler: 10,668 | Online: 245 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20.08.09, 19:33   #1
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart “Kabir Ehlinden Yardım İsteyiniz” Sözü, Gerçekten Sâbit Bir Hadîs Midir?

“Kabir Ehlinden Yardım İsteyiniz” Sözü, Gerçekten Sâbit Bir Hadîs Midir?

Hüseyin AVNÎ

hamdele
Bundan Sonra…

Bu mes’ele de husûsan zamanımızdaki câhil ve edebsiz neslin Allah dostlarına saldırdıkları ve etlerini ısırıp yemeyi ma’rifet saydıkları, dolayısıyla da zehirlenip bir yana yığıldıkları ve kokuşan leşleriyle insanları rahatsız ettikleri bir mes’ele… Bu süâli cevâblamadan önce, yine mes’eleyle çok yakın alâkası bulunması sebebiyle bilhassa beş noktanın açıklık kazanması îcâb eder:
--------------------------------------------

Birinci Nokta

Rü’yâ, Keşif ve İlhâm Yolu İle Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den Hadîs Alınabilir mi?
--------------------------------------------
Rü’yâ, Keşif ve ilhâm yolu ile Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’den hadîs alınabilir, diyen birçok hadîs, fıkıh ve akâid âlimi vardır. Bu keşif ile elde edilen hadîsler, hadîs kitâblarındaki senedli hadîsler ise, onları te’yîd ve takviye etmiş olurlar; değilse, diğer Şer’î delîllerin sırları, îzâhları ve tefsîrleri mesâbesinde sayılırlar. Onlardan artık şeyler olmazlar. Bir nevi Kıyâs gibi olurlar. Yani hüküm isbât eden değil, var olan, fakat her yanıyla değilse de bir veya birkaç yanıyla gizli kalan hükmü ortaya çıkaran mâhiyyetde olurlar.
Kabirlerdekinden yardım isteyin sözünün, kabir ziyâreti ve tevessül hadîslerinin, sırlarına, îzâhlarına ve tefsîrlerine dâir, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından bazı yakîn dostlarına bildirilen bir hadîs olma ihtimâli de vardır. Meselâ, Bilal b. Haris’in,[1] Osman b. Huneyf’ın öğrettiği kişi’nin,[2] Taberânî, Ebû Bekr b. Mukri’, Ebû’ş-Şeyh’in[3] ile Utbî’nin haber verdiği bedevî’nin[4] yaptıkları gibi yapın, denilmiş olabilir. Onlar da ölüden bir çeşit yardım istemişlerdi ve istedikleri yardımı görmüşlerdi. Bunda ard niyyetli olmayan akıllı ilim sâhibleri için inkârı gerektirecek hiç bir yan yoktur.
-------------------------------------------

İkinci Nokta

Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i Ölümünden Sonra Uyanık İken Görebilir miyiz?
--------------------------------------------

Muhaddis, Hâfız, fakîh, (birçoklarına göre de) müctehid olan İmâm Celâleddîn es-Süyûtî bu husûstaki risâlesinde hulâsa olarak şöyle diyor:
Hâl sâhiblerinin, ölümünden sonra Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i uyanıkken görmeleri, hakkında bana çokça soru soruldu. İlimde (sağlam basan ve doğruya giden) ayağı olmayan zamane ehlinden bir taife bunu inkârda ileri gittiler, garibsediler ve imkânsız buldular. Bu yüzden bu risâleyi yazdım ve ona, Tenvîru’l-Halek Fî İmkâni Ru’yeti’n-Nebiyyi ve’l-Melek[5] ismini verdim. Bu husûsta sahîh hadîslere tutundum.

Buhârî,[6] Müslim[7] ve Ebû Dâvud,[8] Ebû Hureyre radıyellahu anhu'dan Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurdu(ğunu) söylediğini rivâyet ettiler:

Beni rü'yâda gören uyanıkken de görecektir. Zîrâ şeytân benim kılığıma giremez.[9]

Bu rivâyetin benzerini, Dârimî ve Taberânî de rivâyet ettiler.

Âlimler, Beni uyanık iken de görecektir, sözünün ma'nâsında ilim sâhiblerinin değişik görüşlerinin olduğunu söylemişlerdir.

Kimileri, bu söz, Beni Kıyâmet'te de görecektir, ma'nâsındadır, demişlerse de buna i'tirâz edilmiş ve böyle bir sınırlandırmada fayda yoktur. Zîra, Ümmet’in tamamı, rü'yâda gören ve görmeyenlerin hepsi, Kıyâmet’te onu görecektir, denilmiştir.

Kimileri, Ona îmân edip de O’ndan uzakta olduğu için O’nu göremeyenlerin, rü'yâsında gördüklerinden dolayı ölmeden evvel O’nu mutlaka görecekleri müjdeleniyor, demişlerdir.

Kimi âlimler de, hadîsi zâhiri ile almış ve te’vîl etmemişlerdir.[10] Kim onu rü'yâda görürse uyanıkken de görür, yani kafasındaki gözleriyle demişlerdir.

Kimileri ise, kalb gözüyle görür demişlerdir. Bu iki görüşü, Kadı Ebû Bekr İbnü’l-Arabî anlatmıştır.

İmâm Ebû Muhammed, İbnü Ebî Cemre, Buhârî’den seçtiği hadîsler üzerinde yazdığı şerhlerde şöyle demiştir: Bu hadîs, O’nu rü'yâda iken görenin uyanıkken de göreceğini ifâde ediyor. Bu, yaşadığı zamanla öldükten sonraki zamanı da içine alır mı? Yoksa yaşadığı zamanla sınırlı mıdır? O’nu (rü'yâda) her gören için midir? Yoksa O’nun Sünnet’ine uyan, ehliyetli kimse için mi söz konusudur? Lafız umûm/genellik ifâde ediyor. Onu husûsileştirecek delîl bulunmadan bazılarına hâs/özel olduğunu kim iddiâ ederse, lüzûmsuz bir zorlamaya ve zorakiliğe girmiş olur.
İnsanlardan biri bu lafzın âmm/genel olabileceğini tasdîk etmedi ve aklınca ahkâm kesti; diri olan, ölen kimseyi, dünyada diri olarak nasıl görebilir? dedi. Bu sözde iki tehlikeli yan vardır. Birincisi, hevâdan konuşmayan, sâdık olan Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in sözünü tasdîk etmemek, ikincisi de, kadir olan Allah celle celâlühû’nun kudretini ve kudretinin (her şeyi) âciz bırakan (birşey) olduğunu bilmemesi.[11]
Bu kişi, Bakara sûresindeki inek kıssasını, Allah celle celâ-luhu’nun nasıl, o ölüye, ineğin bir parçası ile vurun ve Allah ölüyü işte böyle diriltir, dediğini, İbrâhîm aleyhisselâm’ın dört kuş hakkındaki kıssasını ve Uzeyr aleyhis-selâm’ın kıssasını sanki işitmedi. Ölüye, ineğin bir parçasını vurmayı, onun canlanmasına, İbrâhîm aleyhisselâm’ın çağırmasını kuşların canlanmasına, ‘Uzeyr aleyhisselâm’ın taaccübünü kendinin ve eşeğinin ölmesine, sonra da yüz sene sonunda diriltilmelerine sebeb yapan Mevlâ Teâlâ, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in rü'yâda görülmesini (de), uyanıkken görülmesine sebeb yapar.
Bunu inkâr eden, velîlerin kerâmetlerini (olağanüstü iş ve hâllerini) ya kabûl eder, ya etmez. Eğer kabûl etmeyenlerden ise, onunla konuşmaya değmez. Zîrâ O, Sünnet’in (hattâ Kur'ân’ın) açık delîllerle ortaya koyduğunu (kerâmetin hak olduğunu) inkâr etmektedir. Eğer kerâmeti kabûl edenlerdense, bu (uyanıkken Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’i görmek) dahî o kabîldendir. (Kerâmet türünden birşeydir). Zîrâ, velîlere olağanüstü bir şekilde ulvî ve suflî âlemde bir çok şey açılır. Kerâmet kabûl edilirken bu reddedilmez. (İbnü Ebî Cemre’nin sözü sona erdi.)

“Bu herkese şamildir. Kendisinde ehliyyet ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in Sünnet’ine uyan kimselere has da değildir” sözünden anlatmak istediği -Allahu a’lem- şudur: Allah celle celâlühû’nun, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in, yerine getirilmemesi imkânsız olan şerefli va’dini, gerçekleştirmesi için, rüyâda görmüş olmakla, bir defa da olsa, va’d edilen uyanıkken görme gerçekleşir. Sıradan insanlar için bu, çoğunlukla, ölecekken can çekişirken olur. Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in va’dini gerçekleştirmek için, O’nu görmedikçe can bedenden alınmaz. Avâmdan olmayan, havâsstan olanlara gelince, bu görebilme, onlara gayretleri ve Sünnet’e ittibâ’ları mikda-rınca, hayâtları boyu çok veya az vâki’ olur. Sünnet’e uymayı ihmal etmek büyük bir engeldir.

Tirmizî, Târîh’inde, Ebû Nüaym Delâilü’n-Nübüvve’de, Beyheki Delâilü’n-Nübüvve”de, Ğazâle radıyallahu anhu’dan şöyle dediğini rivâyet ettiler: İbn-i Husayn bize evi süpürmemizi emretti. Hiç kimseyi görmediğimiz hâlde, es-selâmu aleykum, es-selâmu aleyküm sözünü işitiyorduk. Tirmizî, bu meleklerin selâmıdır dedi.[12]

İmâm Gazalî’nin talebesi Mâlikî İmâmlarından Kadı Ebû Bekr İbnü’l-‘Arabî rahmetüllâhi aleyh Kanûnu’t-Te’vîl isimli kitâbında şöyle diyor: Sûfiyye, “kalbin arındırılması mâsiva bağlantılarının kopartılması, makam mal ve kendi cinsi (olan insanlar) ile içli dışlı olma türünden olan sebeblerin maddelerinin kesilmesi husûslarında, insanın nefsi tertemiz olunca, devamlı bir ilim, sürekli bir amel, Allah celle celâluhu’ya bütünüyle yönelme hâsıl olunca, kalbler O’na açılır, (böylece o) melekleri görür ve sözlerini işitir. Nebîlerin aleyhi-musselâm rûhlarını görür ve sözlerini iştir” diyor. Sonra İbnü’l-‘Arabî rahimehullah, kendinden olarak şöyle dedi: Nebîlerin ve meleklerin görülmesi ve sözlerinin işitilmesi, mü'mine kerâmet, kâfire de ukûbet (azâb/istidrâc) olarak mümkindir.[13]

İzz İbn-i Abdisselâm, el-Kavâidü’l-Kübrâ’da şöyle diyor: İbn-i Hâcc, el Medhal’de şöyle dedi: (Ölümünden sonra), uyanık iken, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellemi’n görülmesi dar bir kapıdır (nâdirdir). Bunun, üzerinde gerçekleşeceği kimseler çok azdır. Bu zamanda çok az bulunur. Hattâ, çoğunlukla bu, bulunmayan vasıfta olanlara nasîb olur. Zâhiriyye âlimlerinden biri, uyanık iken, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in görülebileceğini inkâr etti ve bunu şu sözüyle sebeblendirdi: “Fânî göz baki gözü göremez. Nebî sallal-lâhu aleyhi ve sellem ebedîlik yurdundadır. O’nu gördüğü söylenen ise fânî âlemdedir.”

Efendim Ebû Muhammed İbn-i Ebî Cemre bu müşkil noktayı çözüp ona şu cevâbı vermişti: Mü'minler öldüklerinde Allah celle celâlühû’yu göreceklerdir. Hâlbuki O Allah celle celâlühû fânî değildir/ölmez, fakat mü'minlerden birisi günde yetmiş kez ölür.”

Bârizî, Tevsîku Urâ’l-İslâm isimli kitâbında demiştir ki; Beyheki, Kitâbu’l-İ’tikad’da şöyle söylemiştir: “Nebîlerin rûhları alındıklarından sonra iade edilir ve bu sebeble onlar Rablerinin katında şehîdler gibidirler.”

Bârizî şöyle diyor: Zamanımızda ve geçmişteki velîlerden bir topluluktan Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i ölümünden sonra uyanıkken gördükleri işitilmiştir. Şeyh İmâm Şeyhü’l-İslâm Ebû’l-Beyân ed-Dımeşkî şiirinde, bunu anlatıyor. Ekmelüddîn el-Bâbertî el-Hanefî, Şerhu’l-Meşârık’da, Ğazâlî el-Munkız'da, Şeyh Safıyyuddîn ve diğerleri (başka kitâblarda), uyanıkken Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in görülebileceğini söylemişlerdir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in vefâtında sonra diri olduğunu, üstâz Abdulkâhır İbn-i Mansûr el-Bağdâdî ve İmâm Kurtubî, Tezkire’de söylüyor.

Kurtubî, Tezkire’de şöyle diyor: Enbiyâ aleyhimusselâm’ın ölümleri bizden ğaib olmalarına dönen şeydir. Öyle ki, her ne kadar diri olarak mevcud iseler de, biz onları göremeyiz. Bu, meleklerdeki hal gibidir. Zîrâ, onlar canlı olarak vardırlar ama, onları, Allah’ın biz insanlardan kerâmetine has kıldıkları dışında hiç kimse göremez.[14]

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in uyanıkken görülmesi, çok kere kalb iledir. Sonra iş gözle görmeye varır. Bu iki tür görme, Ebû Bekr İbnü’l-Arabî’den nakledilmiştir. Ancak, gözle görmek demek, insanların birbirlerini görmesi gibi değildir. O, sadece hâl ile alâkalı bir beraber oluştur, Berzah'la ilgili bir durumdur, vicdânî bir şeydir. Hakîkatini ancak başına gelen bilir.

--------------------------------------------

Üçüncü Nokta


Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i Öldükten Sonra, Dünyada, Uyanıkken Görmek Mümkinse, Bu Nasıl olur?
-------------------------------------------

[Bu konuyu atlıyorum..]
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (21.08.09), el-Kevserî (20.08.09)
Alt 20.08.09, 19:37   #2
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

--------------------------------------------
Beşinci Nokta
Hadîs Âlimlerinin, Bazı Hadîslerin Uydurma Olup Olmadığında İhtilâf Etmeleri Neyi Gösterir?
--------------------------------------------
Burada, mü'minlerin, insan şeytânları tarafından şaşırtılmalarına mâni' olmak için bir suâlin cevablandırılarak mühim bir noktanın iyice açıklık kazanması lâzımdır.

Süâl: Hadîs âlimlerinin, bazı hadîslerin uydurma hadîs olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir. Öyleyse ikisinden, yani uydurmadır diyen ile uydurma değildir diyenden biri Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’e iftirâ etmiş oluyor; öyle mi?

Cevâb: Hayır, iftirâ etmiş olmaz. Çünki, şu husûs yukarıda dediğimizden ayrı bir şeydir. İctihâdla alâkalı bir mes'eledir. Ortada kasıdlı bir isnâd yoktur. Ancak, ictihâd ehliyetine sâhib olmayanlarca, ilmî bir mesned olmadan, mücerred kanaatle uydurmadır demek ise, iyi niyetle de olsa kasıd makamında olabilir.
Doktorlukla ve cerrâhlıkla alâkasız bir kimsenin doktorluğa soyunup kalb ameliyyâtı yapmaya kalkışması ve adam öldürmesi, kasden adam öldürmek ma'nâsına gelmese bile, diyet tazmîn etmeyi/ödemeyi de mi îcâb ettirmez? Elbette diyet ödeyecektir.
Zîrâ, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kim önceden doktorluğu bilinmediği halde, doktorluk yapar (da can veya uzuv/organ telef eder) ise, (telef ettiğini) tazmîn eder/öder."[32]

İmâm Hattâbî şöyle demiştir: "Tedâvî eden kimsenin haddi aşıp da hastayı öldürdüğü zaman tazmîn edeceğinde/diyet ödeyeceğinde (âlimler arasında) hiçbir anlaşmazlık bilmiyorum. Bilmediği bir ilmi ve işi kullanan kişi de haddi aşan biridir. Bu yüzden O'nun işinden telef doğarsa, diyeti öder ve kısâs O'ndan düşer. Çünki O, bu işi, hastanın izni olmadan tek başına yapmamıştır…."[33]

Muhammed Hayât es-Senbelî de İmâm Hattâbî'nin yukarıdaki sözünü O'ndan aktardıktan sonra, Fetâvâ’da böyle denilmiştir; onu Hâşiyelerden birinden[34] naklettik" dedi.[35]
Yine Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu: "Hangi doktor, önceden doktorluğu bilinmediği bir topluluğa doktorluk eder, hastaya zarar verir ve O'nu ifsâd ederse, O, (diyeti) tazmîn eder/öder."[36]

Demek ki, ehil olmayanların telef ve zararları, bir ilimden yeterince haberi olmayanların açtıkları zararlar yanlarında kalmıyor ve iş zâyiâtı kabûl edilip affedilmiyor. Kaldı ki, müctehidler, -çok azı müstesnâ-, dediklerini, kesin söylemezler. Söyleyenler de bir çok defa hatâ ederler. Bu işin müctehidi olduklarından dolayı da yanılsalar bile sevab alırlar. Zîrâ, “Hâkim ictihâd eder de isâbet ederse iki, hatâ ederse bir sevâb alır.”[38] Câhiller ise kendilerini onlara kıyâs edemezler. Çünki, “Allah, şübhesiz ki, emânetleri ehline vermenizi size emretmektedir.”[39] “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[40]

------------------------------------------
Asıl Süâl ve
Netîce-i Kelâm
“İşlerinizde Ne Yapacağınızı Şaşırdığınızda Kabir Ehlinden Yardım İsteyiniz,” Sözü Bir Hadîs midir?
--------------------------------------------
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (21.08.09), el-Kevserî (20.08.09)
Alt 20.08.09, 19:45   #3
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

--------------------------------------------
Asıl Süâl ve Netîce-i Kelâm
“İşlerinizde Ne Yapacağınızı Şaşırdığınızda Kabir Ehlinden Yardım İsteyiniz,” Sözü Bir Hadîs midir?
--------------------------------------------

Cevâb: Sûfîlerin dilinde, Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki… diye başlayarak çokça söylenen bu sözün, hadîs mecmûalarında bulunamadığı bir hakîkattir. Allah celle celâlühû en iyisini bilir. Böylesi bir sözün Büyük Fakîh ve Usûlcü İbn-i Kemal’in Erba'în'inde isnâdsız olarak bulunması ve Allâme Muhaddis Aclûnî’nin Keşfu’l-Hafâ’sında, onu zikredilen kitâbdan nakletmesi hadîs ilimlerinden nasîbi olanları elbette tatmîn etmez. Lâkin İslâm’da yüksek mertebelere ulaşmış kimselere hüsn-i zann etmek ve onları bir kalemde yalanlamamak, elden geldiğince mes'elenin sahîh bir te’vîline gitmek de ilmin ve İslâm ahlâkının îcâblarından olduğundan olmalı ki, Aclûnî zamâne kendini bilmezleri gibi bu söz için birden uydurmadır diye kestirip atmamış, hüsn-i zannın îcâbını yerine getirmiştir.[41]
Burada, bahis mevzû’u sözü nakledenlerinin hâfıza kirliliğinden uzak olmaları, adâlet ve diyânetlerine olan i’timâd îcâbı üç cihetle, hatta bunlardan biriyle bile sâbit olabileceği kanâatindeyiz:

--------------------------------------------
Birinci Cihet
Rivâyet bi’l-Ma’nâ
-------------------------------------------
Şurası da bir hakîkattir ki, hadîs ilimlerinde ma'nâ ile rivâyet -belli şartlarla- Cumhûra göre câiz ve herkese göre vâki'dir. Evet, şu sözün belli lafızlarının kimi hadîs âlimlerince bilinen Hadîs Usûlü ilmi ölçülerine göre sâbit olmadığı söylenmiştir. Lâkin büyük muhaddis ve fakîh Abdü’l-Hayy el-Leknevî rahimehullah bu sözün ma'nâsının, aslında, geçmiş sâlihlerin fetvâsına mürâcaat etmek, demek olduğunu söylemiştir. Bu arada, ma'nâsının birçok bakımdan doğru olduğunu da ifâde ettikten sonra, bu doğru dediği tevcîhlerin bir kaçını zikretmiştir.[42] Büyük Muhaddis, koca fakîh, asrının İmâmı Leknevî’nin, bu sözü, zamane hâricîleri gibi şirk saymayıp sahîh ma'nâlara hamletmesi, yorması ilim, akıl ve idrâk sâhibleri için ibret alınacak bir husûstur. Kendini bilmez câhillere ise her yol asfalt...

Leknevî’nin bu mes'eleyi değişik yanlarıyla değerlendirip îzâh edişleri bize, aşağıdaki rivâyetleri hatırlattı:

Dârimî Hazreti Ömer radıyallâhu anhu’dan rivâyet etti:
Ömer radıllahu anh Şüreyh’e şöyle yazdı: Sana (hükmü) Allah’ın Kitâbında bulunan bir mes’ele gelirse onunla (Allah’ın kitâbı ile) hükmet… Eğer sana Allah’ın Kitâbında (açık bir şekilde) bulunmayan bir mes’ele gelirse Resûlüllah’ın Sünnet’ine bak ve onunla hükmet. Eğer sana Allah’ın ve Resûlüllah’ın Sünnetinde bulunmayan bir mes’ele gelirse, İnsânların üzerinde toplandıklarına bak ve onu al…. [43]

Dârimi ve Nesâî, Abdullah ibn-i Mes’ûd radıllahu anhu'dan rivâyet etti: Bu günden sonra kime bir hüküm mes’elesi gelirse, Allah azze ve celle’nin Kitâbındaki ile hükmetsin. Eğer ona Allahın Kitâb’ında (açıkça) bulunmayan mes’ele gelirse Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hükmettiğiyle hükmetsin. Kime de Allah’ın Kitâb’ında bulunmayan ve Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hüküm vermediği bir mes’ele gelirse sâlihlerin hükmettikleriyle hükmetsin….[44]

Yine Dârimî Abdullâh b. Mes’ûd radıyallâhu anhu’nun kendinin şu sözünü rivâyet etti: …Eskiye sarılın.[45]

Kabirdekilerden yardım isteyin sözünün aslının, Hz. Ömer radıllahu anhu'nun ve Abdullah b. Mes’ûd’un yukarıdaki sözleri olabileceğini düşünüyorum. Râşid halîfelerin sözlerinin, geniş ma'nâsı ile Sünnet’e dâhil olduğu ilim erbâbınca bilinen bir şeydir. Üstelik bu sözün Merfû'/Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e âid olma ihtimâli de vardır. Olmadığı farzedilse bile, Sünnet’ime ve hidâyet üzere olan, Râşid Halîfelerimin Sünnet'ine uyun,[46] hadîsi bu sözün bir cihetle Hükmen Merfû' olduğunun açık delîlidir.

Hasılı, bu cihetten bakarsak diyebiliriz ki, kabirdekilerden yardım isteyiniz, sözü, muhtemelen Hz. Ömer ve İbn-i Mes’ûd radıyallahu anhumâ'nın yukarıdaki sözlerinin ma'nâ ile yapılan rivâyetleri netîcesinde bu şekli almıştır. Allahu a’lem...

Ancak, Sûfiyye'nin bu sözden (sadece) bu ma'nâyı anlamadıkları da bir hakîkattir. Öyleyse devâm edelim:

------------------------------------------

İkinci Cihet
İş’ârî Olan Ma’nâ
--------------------------------------------
Bu noktada dahi deriz ki, Sûfiyye'nin kullana geldikleri bu söz, muhtemelen, Dârimî ve Nesâî'nin yukarıdaki rivâyetlerinin işârî mâ'nâsıdır.[47] İşârî ma'nâlara Ehl-i Sünnet’in tefsîrlerinde[48] sıkça rastlanır.

Asrımızın yaşayan Müfessirlerinden Muhammed Ali es-Sâbûnî, Et-Tibyân isimli, tefsîr Usûlüne dâir yazdığı eserinde bu bahse genişçe yer verir. O, sözü edilen eserinde, Zerkeşî’nin el-Burhân'ından, Taftazânî'nin Şerh-i Akâid’inden ve Süyûtî’nin el-İtkân’ından nakiller yaparak zâhir ma'nâya zıt olmayan işârî ma'nâların makbûl olduğunu isbât eder. [49]

--------------------------------------------
Üçüncü Cihet
Keşif veyâ Sâlih Rü’yâ[50]
--------------------------------------------

Şâyet bu söz, hadîs mecmualarında isnâd ile gelen rivâyetlerde lafzan veya ma'nen veya işâreten yoksa, deriz ki, muhtemeldir ve mümkindir ki, velîlerin keşfi ve ilhâmı ile sâbittir. Süyûtî’nin ve risâlesinde ismi geçen bir nice âlim yanında Hâfız Muhaddis Zebîdî, Müfessir Âlûsî, Allâme Ebyârî ve nice âlimler tarafından bu kabûl görmektedir. Bu takdîrde elbette muhâlifi bağlamaz. Münkire şifâ yerine maraz olur; ancak Onlara i’timâdı olanlar için bir kıymet ifâde eder. Fakat şunu da burada söyleyelim ki, sadece keşif ve ilhâm kaynaklı hadîs(olduğu söylenen söz)ler, Şer’î bir hüküm isbâtında değil, bazı fazîletler, teberrükler, veya sırlar yâhud irşâd noktalarında gelirler. Sadedinde olduğumuz bu sözü de Sûfiyye-i Aliyye Şer’î bir hüküm isbâtında değil de, bir takım fazîlet ve sırlar isbâtı veya kolaylığa sebeb olması maksadıyla telaffuz etmektedirler. Öyleyse ortada hiçbir yanıyla mahzûr yoktur.

Salavat-ı şerife
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür edenler:
el-Kevserî (20.08.09)
Alt 20.08.09, 19:48   #4
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Tevessül ve İstiğâse*
Muhammed İbnü Ahmed Ali es-Sindî el-Ensârî en-Nakşibendî el-Medenî

Bütün hamdler âlemlerin Rabbi olan Allah'a, salât ve selâm da yaratılanların en hayırlısı peygamber-lerin efendisi ile âlinin ve arkadaşlarının tamamına olsun…

Bundan sonra…[1]
-----------------------------------------------

[Sindî’den İstenen Fetvâ ve Sonra O’na Yapılan Bir İ’tirâz]

-----------------------------------------------


(Bize) şöyle bir suâl gelmiştir:

İstiğâse/yardım istemek ve bir kimsenin, ister Medine-i Müşerrefe’de olsun, isterse dışında olsun, ‘imdadıma yetiş yâ Resûlellâh!...’ diye hitâbta bulunması câiz midir, değil midir?

Eğer bu işin caizliğine hükmedilirse,

Bu iş sadece Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şahsına mı aittir? Yoksa, mesela ‘Ey Efendim Abdulkâdir!..[2] İmdadıma yetiş!...’, ‘Ey Efendim Hâce Nakşibend!..[3] Bana yetiş!..’ denilmesi gibi, yeryüzündeki bütün velileri de içine alır mı?

Aynı şekilde, bu (câizdir) söz(ün)e de i’tirâz gelmiş ve

‘Her hangi bir sıkıntıdan ve benzerinden kurtulmak Allah'ın elindedir; herhangi bir şekilde bir velîye veya bir Nebî’ye ait değildir. Evet, Velîler ve Peygamberler (kulların) toplanma yeri olan Arasat’ta şefâat edeceklerdir. Ancak bu, şu vakte hâs/özel ve (Allah celle celâlühû'nün) izin ve emir şartına bağlıdır. İznin ve emrin olmadığı bir yerde onlardan şefâat taleb etmek, mühim işlerde Onlardan meded ve yardım istemek neredeyse fayda vermeyecek, hatta sahih/câiz olmayacak bir iştir. Bu (fayda vermez ve câiz değildir) ve benzeri sözler, -Allah celle celâlühû sayılarını artırsın- büyük âlimler katında makbuldür. Bize bu mevzuda acil fetva verin. İnsanlar, içinden çıkılmaz bir hale düştüler. (Tarafımızdan Sizden) istenilen, Kitab'dan ve Sahih Hadis’den açık delillerdir” denilmiştir. (Suâl ve İ’tirâz Bitti.)

__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (21.08.09), Aşk-ı Mâ'şuk (23.08.09), el-Kevserî (20.08.09)
Alt 20.08.09, 19:59   #5
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

-----------------------------------------------

[Sindî’nin, İstenen Fetvâya Verdiği Cevâbı]

-----------------------------------------------

Ben (Sindî bu suâle cevâb olarak şöyle) derim:

Allah celle celâlühû'dan yardım isteyerek günahlardan kaçmak ve sevabları yapmak için (kulların elinde) hiçbir güç yoktur; (bunlar) ancak Allah celle celâlühû'nün yardımı ile mümkündür. Ey Allahım!.. Bilmediklerimizi bize öğret ve ilmimizi artır. Bize hidayet ettikten sonra kalblerimizi (hidayetten) kaydırma ve kendi katından rahmetini bize hibe eyle. Muhakkak ki sensin, sensin karşılıksız ve bol veren.[4]

Bundan sonra…

”Yetiş imdâdıma, ya Resûlellâh!...” diyen kimsenin sözünü kötü ya da çirkin görülen bir şey olarak kabûl etmemek açık bir şeydir. Çünki bunda/bu sözü inkârda, ya bir ölünün şuurunun (idrâkinin) varlığının ve işitilebilecek şeyleri işitmenin inkar edilmesi (veya ileride sözü edilecek i’tirâzlar) vardır.

Buna şöyle cevab verilir:

-----------------------------------------------

[Ölen Kimse, Öldükten Sonra da Şuurlu Olur ve İşitilebilecek Şeyleri İşitmez mi.]

-----------------------------------------------

Ölen kişinin ölmesinden sonra da şuurunun bulunduğunu ve işitilebilecek şeyleri işitmesini gerektirecek deliller kuvvetli sahîh hadislerde sâbittir, vardır:

(Birinci Hadîs):

İmâm Buhârî'nin Ebû Sâid el-Hudrî radıyallâhu anhu’dan rivayeti:

Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdular:

"Cenaze (tabuta) konulub da, adamlar onu omuzlarına aldıkları zaman, eğer cenaze sâlih biriyse, şöyle der: ‘Beni acele acele götürün, yerime ulaştırın.’ Şâyet sâlih biri değilse, şöyle der: ‘Yazıklar olsun size!.. Onu (cesedimi) nereye götürüyorsunuz?’ Onun (bu) sesini insanların dışındaki her şey işitir. Eğer insan işitecek olsaydı, bayılır(düşer)di.”[5]

Bu hadis, ölünün, evvelâ kendisini taşıyanları, ikinci olarak da kendisini götürmelerini hissettiğini ve işinin neyle, hayırla mı şerle mi neticeleneceğini tam bir bilgiyle[6] bilmesinin var olduğunu ifade eden delillerdendir.

O delillerden biri de,

(İkinci Hadîs):


İmam Buhârî'nin[7] kısa, İmam Taberânî’nin[8] de uzun olarak[9] Enes radıyallâhu anhu'dan rivayet ettiği hadistir:

“Yemâme (muhârebesi) gününde (harb bitince ve) insanlar aralanınca Sâbit İbnü Kays'a, “baksana ey amca!..” dedim. Onu karışık sözler söyler halde buldum. “Biz Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem’le beraber böyle harb etmezdik. Akranlarınızı ne kötü alıştırdınız!.. Ey Allah'ım!.. Şunların getirdiklerinden ve yaptıklarından sana sığınıyorum” de(miş)di. Sonra harb etti ve nihayet şehid edildi. Üzerinde kıymetli bir zırh vardı. Ona bir Müslüman uğrayıp o zırhı aldı.

Müslümanlardan bir adam uyurken, Sâbit radıyallâhu anhu rüyasında O’na geldi ve (şöyle) dedi: “Sana bir vasiyette bulunacağım. Sakın ha ‘bu karışık bir rüyadır’ deyip de onu zayi etme!.. Ben şehid edildiğim zaman zırhımı falanca kişi aldı. Onun evi, insanların (oturdukları mıntıkanın) en uzağındandır. Çadırının yanında oynaşan bir at vardır. Bu at o zırha bir eski ip fazlasıyla bağlanmıştır. Üzerinde de atın üzerine bağlanan bir şey/çul vardır. Halid radıyallâhu anhu'ya git, O’na emret, o zırhı alsın ve Ebu Bekr radıyallâhu anhu'ya, ‘üzerimde falancanın şu kadar alacağı bulunduğunu ve falanca kölenin de azad edilmiş bir köle olduğu’nu söylesin.”

Adam uyandı, Halid'e geldi ve O’na (rüyâyı) haber verdi. Bunun üzerine Hâlid zırha bir adam gönderdi ve (adam) onu anlattığı gibi getirdi. Daha sonra adam rüyasını Hz. Ebu Bekr radıyallâhu anhu’ya haber verdi. O da ölünün vasiyyetini yerine getirdi.”[10] (Rivâyet Bitti.)

Bunu, Beğavî[11] de başka bir senedle Atâ el-Horasânî yoluyla Sabit İbnü Kays'dan uzun olarak rivayet etti.[12]

Bu kıssa, ölünün, diri tarafından ona yapılanı hissettiğini, hattâ dirinin onun malından gizlediği şeyi ve yerini tam olarak bildiğini ifâde etmektedir.

Eğer, ‘bu (hâdise), Allah celle celâlühû'nün o günde vasiyet etmeye güç yetiremezler[13] âyetinin açık manasına tersdir,’ dersen,

Ben şöyle derim: Bu ayet, (insanların) üzerlerine ansızın kıyamet kopup da vaktin darlığından dolayı vasiyet edemeyecekleri hakkındadır. Nitekim Hâzin[14] rahimehullah dahi Tefsîr’inde[15] buna işâret etmiştir.

(Üçüncü Hadîs):


O delillerden biri de Şeyhayn'ın[16] (Buhârî ve Müslim’in) Enes radıyallâhu anhu'dan, O’nun da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’den rivayet ettiği şu hadistir:

(Ölen) kul, kabre konulduğu ve arkadaşları dönüp gittiğinde, onların ayakkabı seslerini işitir. O'na iki melek gelir ve onu oturturlar…”[17] (Rivâyet Bitti.)

Bu hadisde, ölünün, ayakkabı seslerini işitmesinin sübutu vardır. O zaman, konuşulan sözleri işitmesi daha evlâdır. (Sözleri haydi haydi işitir.)

İbnü Hümâm rahimehullâh'ın,[18] "Hanefi âlimlerinin çoğu, ‘Ölü ayakkabı seslerini işitir’ hadisine, ‘bu ilk kabre konulma anında süâl'e mukaddime olması hâline aittir’ "[19] (şeklindeki) sözüne gelince… (Bu dediği, hâdîs’in) açık manasına ters düşmektedir. Tam tersine, açık olan, -ölünün devamlı işiteceğine dair ileri sürdüğümüz deliller sebebiyle- bu hal (işitme) kabirde devamlıdır.

(Dördüncü Hadîs):


O delillerden biri de, (Müslim ve Nesâî tarafından rivâyet edilen) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in (Cennetü’l)-Baki'yi ziyaret etmesi ve o(rada gömülü ola)nlara selam verip, "Eymüminler topluluğu yurdu!.. Selâm üzerinize olsun… Yarında vaad edildiğiniz şey size geldi. Muhakkak biz de inşâellâh size kavuşacağız"[20] şeklindeki sözleriyle onlarla konuşmasıdır.

Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in, anlamayacak ve duymayacak kimselerle konuşması akla sığmaz ve boş şey görülür. Bu konuşma sadece Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ait de değildir. Aksine her bir ziyaretçinin kabir ehline "esselamu aleyküm" demesi yerleşmiş bir sünnettir.

Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in, ölüye, "esselamu aleyküm" değil de "aleykesselâmu" diye selâm vermesinin nasıl anlaşılacağında (âlimler) şunları söylediler:

Bundan maksad, esselamu aleyke’yi yasaklamak değildir. Tam tersi, ondan, ölüden selâmı cevaplaması umulmayınca, onun hakkında selam(kelimesin)’in önce vaya sonra gelmesinin serbest olduğu ve ona selam verilebileceği, ama onun bunu alamayacağı anlaşılır.

(Beşinci Hadîs):

Bu delillerden biri de, Buhârî[21] ve Müslim’in, Katade’den yaptıkları rivayetdir. O şöyle dedi:

Enes İbnü Mâlik radıyallâhu anhu, Ebû Talha radıyallâhu anhu’dan naklederek şöyle anlattı: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir gününde emretti; Kureyş ulularından yirmi dört kişinin cesedi Bedir kuyularından çok pis bir kuyuya atıldılar. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem düşmana galib gelince o meydanda üç (gün üç) gece dururdu. Bedir’de üçüncü gün olunca, bineğini istedi ve hemen binek hazırlandı. Sonra ilerledi. Ashabı da peşinden gittiler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kuyunun başında dikildi ve onlara kendi isimleri ve babalarının isimleriyle seslenmeye başladı:

Ey filan oğlu falan, ey falan oğlu filan!... Allah celle celâlühû ve Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem'e itaat etmeniz sizi sevindirmez miydi? Biz, Rabbimizin va’dini (zaferi) hakk olarak bulduk. Siz de Rabbinizin va’dini (azabını) ‘gerçek’ buldunuz mu?

Hazreti Ömer radıyallâhu anhu, “Ya Resûlellah!.. Ruhları olmayan cesetlerle ne konuşuyorsun?” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de, ‘Canım elinde olan Allah celle celâlühû'ya yemin olsun ki, söylediğimi siz onlardan daha iyi duymuyorsunuz; ancak onlar cevap veremezler’ buyurdu. (Hadîs Son Buldu.)

Böylece Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Ömer radıyallâhu anhu’nun, dirilerin konuştukları sözleri ölülerin işitmesini ihtimâlden uzak görmek(teki) zannını düzeltti ve onların işitmesinin dirilerden daha fazla olduğunu[22] anlattı.

İbnü İshâk[23] bazı ilim ehlinin (kendine) şöyle rivayet ettiğini söyledi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey kuyu ahalisi!... Nebiniz için ne kötü yakınlardınız!. Siz beni yalanladınız, insanlar tasdik etti; siz beni (yurdumdan) çıkardınız, insanlar (bana) kucak açtı; siz benimle savaştınız, insanlar bana yardım etti. Allah celle celâlühû sizi, benden yana olan kötü yakınlığınız ile cezalandırsın. Siz, güvenilecek bir kimse olduğum halde beni hâinlikle suçladınız; doğru kimse olmama rağmen beni yalanladınız.[24]

Zürkânî[25] "el-Mevâhib Şerhi”nde[26] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘onlar size cevab veremezler’ sözü hakkında şöyle dedi:

Yani ölüler, onlara/dünyadaki canlılara cevab verme izni olmadığı için (dirilere cevab veremezler). Çünki, Allah celle celâlühû "bu gün onların konuşamayacağı gündür; onlara izin de verilmez ki, özür beyan etsinler"[27] buyurmuştur. (Bu meselede) asıl olan budur. O yüzden, bazılarına konuşma izni verilme ihtimâli bulunması sebebiyle, bazı ölülerin canlılarla konuşması buna zarar vermez. (Zürkânî'nin Sözü Bitti)

Süheylî,[28] öz olarak şunları söyledi: Hadisin kendisinde, Sahabenin ‘leş olmuş kimselerle mi konuşuyorsun’ demesi sebebiyle (Allah’ın), Nebîsi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir mu’cize verdiğini gösteren yan vardır. (Süheylî’nin Sözü Bitti.)

Onun (Süheylî’nin) sözünde şu görüşe işaret vardır: Bedir ölüleriyle konuşmak hadisi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e ait bir haslet ve mu’cizedir. Nitekim Buhârî,[29] Katâde radıyallâhu anhu’dan “Allah celle celâlühû onları diriltti de Nebi sallallâhu aleyhi vesellem’in sözünü, azarlama, küçültme, pişmanlık ve hasret olsun diye onlara işittirdi” dediğini rivayet etmiştir.

Bu hadiseyi buna/mu’cizeye yormanın sadece bir ihtimâl ve te’vîl olduğu da gizli değildir; ki, (ölülerin) işitme(si)nin imkânsız olmasına bir delil bulunmadıkça böyle bir te’vîle gidilmez. Oysa Allah celle celâlühû işittirmeye ve hissettirmek için hisleri var etmeye kâdirdir.

----------------------------------------------
[Âişe Radıyallâhu Anhâ’nın Ölülerin İşitmesini İnkâr Etmesi]
----------------------------------------------



Eğer dersen ki;
Hz. Aişe radıyallâhu anhâ Hz. Ömer radıyallâhu anhu’nun (ölülerin işiteceği) rivayetini kabul etmedi ve şöyle dedi:

“Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Ölüler şu anda onlara dediğimin hak olduğunu biliyorlar.”[30]

Sonra da Âişe radıyallâhu anhâ şu ayeti okudu: Sen ölülere işittiremezsin.”[31]

Nitekim İmam Buhârî de (bu ihtilafı) rivâyet etti. (İ’tiraz Bitti.)

-----------------------------------------------
[Âişe Radıyallâhu Anhâ’nın İnkârına Verilen Cevâb]
-----------------------------------------------
Şöyle deriz

Buna birkaç şekilde cevab verilir:

Birincisi: Süheylî'nin dediğidir: Ölüler bu halde -Aişe radıyallâhu anhâ’nın da kabul ettiği gibi- (söyleneni) biliyorlarsa, o zaman Hz. Ömer radıyallâhu anhu’nun söylediği gibi işitmeleri de caizdir. Hem de bu (işitme) lafz(ın)ı rivayet etmekte Ömer radıyallâhu anhu tek kalmamıştır.

Bu rivayet, oğlu Abdullah (ibnü Ömer) radıyallâhu anhumâ[32] ve Ebû Talha radıyallâhu anhu’dan da sâbit olmuştur.[33]


Aynı şekilde, “bilmek”, “işitme”ye bağlı değildir. Sonra, ölülerin işitmesi ya başlarındaki kulaklarıyla (hisleriyle) olur. Bu (Ehl-i Sünnet’in de[34] görüşü olan) suâl esnasında ruhun cesedin tamamına ya da bir kısmına iâde edilmesi hâlindedir. Ya da ruhun asla cesede (tamamına veya bir kısmına) döndürülmeyip suâlin direkt ruha yapılacağını söyleyenlere göre kalbin ya da ruhun kulaklarıyla olur.[35]

İkincisi: O’nun/Âişe radıyallahu anhâ’nın bu işitmeye, "sen ölülere işittiremezsin,"[36] ve "sen kabirdekilere işittirici değilsin"[37] ayetleri ile karşı çıkması, Kuyu Ehli hadisindeki (ölülere işittirmenin Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e) hâs olduğunu iddia eden kimseyi reddetmektedir. Çünki, bu hadîsde, âyetin açık manasına bakılarak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in (ölülere sözünü) işittirmesi açıkça inkâr edilmektedir. Üstelik, Allah celle celâlühû’nun, bu hâli, ölülerin tamâmında, onlara seslenildiği zaman, (bu seslenme) hangi şahıstan olduysa ve hangi zamanda olursa yaratmaya gücü yeter.

Üçüncüsü: Alimler, Âişe radıyallâhu anhâ’nın inkârını kabül etmemişlerdir.

İsmailî[38] şöyle dedi:

Âişe radıyallahu anhâ’da son derece anlayış, zekâ, çok rivayet etme ve ilmin derinliklerine dalmak vardı. Sağlam bir râvinin rivayeti, ancak onu nesh veya tahsis edecek, veyahud da imkansız kılacak onun gibi bir rivayetle reddetmek mümkün olur. Hem de Âişe radıyallâhu anhâ’nın inkâr ettiği ile, O’ndan başkalarının “sâbittir” dediklerinin/işitmenin arasını birleştirmek (ve barıştırmak) mümkün iken bu nasıl olabilir? Çünki Allah Teâlâ'nın "sen ölülere işittiremezsin" ayeti Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in "onlar şu anda işitiyorlar"[39] hadisine zıt değildir. Zîrâ işittirmek, işittirenden sesi kulağa ulaştırmaktır. O zaman Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in sesini onlara ulaştırmakla onlara işittiren Allah celle celâlühû'dür, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem değildir. Böylece âyetle hadis arasını barıştırmak hâsıl olmuştur.

Âişe radıyallâhu anhâ’nın, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in sadece "onlar elbette biliyorlar" dediği şeklindeki cevabına gelince… Onu şâyet Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den veya -O, kıssaya şahid olmadığı için- başkasından işittiyse, bu ("onlar elbette biliyorlar" sözü), "işitiyorlar" rivayetine zıt değildir. Çünki bilmek (daha önce de söylediğimiz gibi) işitmeye mani değildir. Tam tersi onu kuvvetlendirir. Zîrâ konuşulan kimsenin (kendine söyleneni) bilmesi âdette/insanlar arasında ola gelene göre ancak işitmesiyle olur.[40]

Dördüncüsü: İki ayette geçen "ölüler” ve “kabirde olan kimseler"den anlatılmak istenen, onların, vaazları işitmekten tesirlenmemeleri cihetiyle kalbleri ölmüş kimseler olmaları itibarıyla mecazen kâfirler olmasıdır. Onların evleri, şu ölü kalblerinin bulunduğu cesedleridir. Cesedleri sanki onların kabirleridir. Bu (te'vîl), sözün hakîkî manasına bakmaksızın olur. Kafirlerin işitmemesinden murad edilen, -iki ayetin de kâfirlerin imana davet edilmeleri ve buna icabet etmemeleri hakkında inmiş olduğu deliliyle- hakkı kabûl etmemeleridir.
Beşincisi: Âişe radıyallâhu anhâ bu fikrinden dönmüştür. Bunun da delîli, (İmâm Kastallânî’nin) el-Mevâhibü'l-Ledünniyye’de söylediği şu sözlerdir:[41]

Garîb bir şeydir ki, Ebû Talhâ radıyallâhu anhu’nun hadisinin benzeri, İbnü İshâk'ın el-Meğâzî'sinde, hasen bir isnad ile Âişe radıyallâhu anhâ’dan yapılan Yûnus İbnü Bükeyr’in[42] rivayeti mevcûddur. O hadîsde, "siz, onlara dediğimi (onlardan) daha iyi işiten değilsiniz" ifâdesi vardır. Bu hadisi, İmam Ahmed hasen bir isnad ile rivayet etti.[43]

Belki de Âişe radıyallâhu anhâ, yanında birçok Sahabî’nin rivayetinden bir haberin sabit olması sebebiyle görüşünden vaz geçti ve onlara muvafık rivayette bulundu. Onun inkârının özü de Bedir savaşında hazır olmamasıdır.

Yine O’nun, görüşünden vazgeçtiğini kuvvetlendiren şeylerden biri de İmam Tirmizî'nin[44] şu rivayetidir:

Âişe radıyallâhu anhâ, kardeşi Abdurrahmân İbnü Ebî Bekr radıyallâhu anhu’nun kabrini ziyaret edince O’na hitab etti ve şöyle dedi:

"Vallahi (ölümün esnasında) yanında olsaydım seni mutlaka öldüğün yere defnederdim. Eğer sana (ölümüne) şahit olsaydım, seni ziyaret etmezdim.”

Yine (O’nun, görüşünden döndüğünü pekiştiren rivayetlerden biri de),

Ahmed'in Hz. Âişe radıyallâhu anhâ’dan şöyle dediğine dâir yaptığı rivayetdir: “Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir radıyallâhu anhu kabirlerine konulduktan sonra ben orada elbisemi çıkarırdım. Çünki biri kocam, diğeri de babamdı. Ne zaman ki oraya Ömer radıyallâhu anhu da defnedilince ondan haya ettiğimden artık kendimi örterdim.”[45]

Bu rivayette de Âişe radıyallâhu anhâ’nın, ölünün, konuşulanı işitmes(i) şöyle dursun, dirinin şeklini (bile) idrak ettiğini isbâtı vardır.
اَ
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (21.08.09), el-Kevserî (20.08.09)
Alt 20.08.09, 20:05   #6
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

-----------------------------------------------

[Allah’dan Başkasına Seslenmek Câiz Değil midir?]
-----------------------------------------------

(Fetvâyı soran ve i’tirâzı yapanın) Allah celle celâlühû'ndan başkasına seslenmeyi inkâr etmesi ve ‘bu câiz değildir’ demesine gelince….

O'na şöyle cevap verilir: Bu,

(Bir): İbnü’s-Sünnî'nin[62] "Amelü’l-Yevmi ve’l-Leyle"sinde[63] “Kişi Ayağı Uyuştuğu Zaman Ne Der?” babında, Ebu Saîd el-Hudrî radıyallâhu anhu’nun yaptığı şu rivâyetle reddedilmiştir:

"Ben bir seferinde İbnü Ömer radıyallâhu anhumâ ile beraber yürüyordum ve onun ayağı uyuştu, bir kenara oturdu. Bir adam, ‘en çok sevdiğin birini zikret/an’ dedi. İbnü Ömer radıyallâhu anhumâ da ‘Yâ Muhammedâhu/Ey Muhammed!.. Yetiş…’ dedi. Sonra kalktı ve yürüdü.” (Hadîs Bitti)

(İki): (Buna) İbnüs-Sünnî'nin yine Abdurrahman İbnü Sa'd'dan yaptığı (şu) rivayetle de cevab verilir:

Abdurrahman İbnü Sa'd şöyle dedi:

“Ben İbnü Ömer radıyallâhu anhumâ’nın yanında yürüyordum. Birden ayağı uyuştu. ‘Ey Ebâ Abdirrahmân ne oldu ayağına?’ dedim. ‘Şuradan sinirler toplandı’ dedi. ‘İnsanlardan en çok sevdiğin kişiyi çağır’ dedim. O da ‘Ey Muhammed!...’ dedi ve sinirleri hemen açıldı.”[64] (Hadîs Bitti)

(Üç): (İbnüs-Sünnî'nin) yine Heysem İbnü Cahş'dan yaptığı rivayet de (buna) cevap olur.

O (Heysem) şöyle dedi:

“Biz Abdullah İbnü Amr İbni Âs ile beraberdik. Onun ayağı uyuştu da yanındaki birisi ‘en çok sevdiğin kimseyi an’ dedi. O da, ‘Ey Muhammed!..’ dedi. Sanki bağından kurtulmuştu.” (Hadîs Bitti)

Bu eserlerden, ölüye seslenilmenin, (seslenene) yakın olsun, uzak olsun câiz olduğu çıkarılır.

Bunu/câizliği teşehhütte "Ey Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem!.. Allah celle celâlühû'ün selamı rahmeti mağfireti senin üzerine olsun" hıtabı da kuvvetlendirir.

Çünki "أَىُّ" “eyyü”nün nidâ harf(ler)indendir. Üstelik bunda ölüye, ölmesinden sonra hitâb etmek/onu karşısına alıp konuşmak vardır. Bundan bu câizliğin ölüye yakın olmak şartı ile sınırlı olmadığı da çıkarılır; hatta bu hükümde uzak olmak ve yakın olmak birdir. Çünki namaz kılan nerede olursa olsun teşehhüdünde bu sözü söylemekle emrolunmuştur.

-----------------------------------------------

[Allah’dan Başkasından Meded İstemek Câiz Değil midir?]
-----------------------------------------------

Allah celle celâlühû'dan başkasından istiğâse’yi/yardım istemeyi caiz görmeyene gelince… Ona şöyle cevap verilir: Bu inkâr,

(Bir): Tabarânî'nin "el-Kebîr"inde, râvîleri sağlam bir isnad ile Ukbe İbnü Ğazvan radıyallâhu anhu’dan yaptığı rivayet ile reddedilmiştir.

Ukbe İbnü Ğazvan radıyallâhu anhu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

"Sizden biriniz bir şey kaybederse veya hiçbir insanın olmadığı bir yerde yardım murâd ederse, şöyle seslensin: Ey Allah'ın kulları bana yardım edin. Çünki Allah'ın sizin görmediğiniz kulları vardır.[65]

(Taberânî şöyle ilâve etti Bu tecrübe edilmiştir. (Tabarânî'nin Rivâyeti ve Sözü Bitti).

(İki): İbnü Ebî Şeybe "el-Musannef"inde[66] Abdullah İbnü Abbâs radıyallâhu anhumâ’dan mevkuf olarak şöyle dediğini rivayet etti:

"Sizden birinizin hayvanı kaybolursa, ‘Ey Allah'ın kulları!... Allah’ın rahmeti üzerinize olsun; bana yardım edin’ desin.[67]

(Üç): “İstenmeyen bir şeyden dolayı ölüye sığınmak” hakkında İbnüs-Sinnî’nin "Amelü’l-Yevmi ve’l-Leyle"sinde Ali radıyallâhu anhu’dan şöyle dediğine dâir yaptığı bir rivâyet gelmiştir:

"Yırtıcılardan korktuğun bir vadide bulunduğunda ‘aslanın şerrinden, Daniyel’e ve …‘a sığınırım’ de.” [68]

(Dört): Üstelik, “Nebilerin (öldükten sonra da) diri olmaları” sahih isnadlarla ve kuvvetli delillerle sabittir. Onlara ve husûsiyyetle Nebimiz’e salât ve selamların en üstünü olsun. Allah celle celâlühû ve meleklerinin, salât ve selâmı her bir salat edenden, Nebimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaştırmaları da[69] (yine sahih isnadlarla ve kuvvetli delillerle) sâbittir.

__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (21.08.09), el-Kevserî (20.08.09)
Cevapla

Etiket
“kabir, bir, ehlinden, gerçekten, hadis, midir, sabit, sözü, yardım, İsteyiniz”

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:32 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.