| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,836 | Üyeler: 10,668 | Online: 245 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20.08.09, 23:13   #1
el Büğdüzi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9 el Büğdüzi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart İslâmda Tevessül Meselesi


büyük kur'an tefsirinden alıntı

«Allah'a (sevabına) yaklaşmak için vesile arayınız.» Bu âyetin izahı:

«el-vesile» kelimesi, üzerinde biraz durmak istiyoruz. Zira bu ilâhî tâbiri istismar edenler vardır.

Beyzavi, vesile, taatlann yapılması, günahların terkedilmesi de*mektir, diyor.

El Alûsi; vesile, allah'a yaklaştırıcı olan taatîann yapılmasın*dan ve günahların terkinden meydana gelen durumlardır diyor.

Kurtubi «Ebu-Vail, Hasan, Mücahid, Katade, Ata, Es-Süddi, İbni Zeyd ve Abdullah bin Kesir'den rivayet edildiğine göre, vesile, kur-bet, (yaklaşmak) demektir. «tevesele» fiilinden gelen «feil» keli*mesinin sigasıdır. Yani yaklaştı demektir. vesile, aynı zamanda Cen*nette bir derecedir. Nitekim hadisi sahihte:

«Kim ki benim için vesileyi, isterse ona şefaatim helâl olur.» bu-yurulmuştur.

El Hazin: «Allah'a vesile ile yani taat ve Allah'ın hoşuna giden amellerle yaklaşmayı arayınız» şeklinde vesile'yi tefsir ediyor.


Medarik «vesile insanı Allah'a yaklaştıran şeydir». Fakat bu âyette taatlann fiilinin ve günahlann terkinin mânâsında kullanılmış*tır» diyor.

tbni Abbas'ın tefsirinde; Vesile yüksek derecedir. O halde âyetin mânâsı: salih amellerle derecelerce yükselip Allah'a yaklaşmayı ara*yınız demektir» deniliyor.

Ed-Durrul Mensur'da imam Celâleddin Es-Suyûti şunları nakledi*yor:

Abd bin Humeyd, El Feryadi, İbni Cerir, İbni Munzir, ve İbni Ebi Hatim bu âyet hakkında: VESİLE, kurba (yaklaşma) demektir, diye rivayet etmişlerdir.

El Hakim, Huzeyfe'den rivayet ve tashih ederek: «vesile, yak-laşmakdır» diyor.

İbni Humeyd, İbni Cerir ve îbni Munzir, Katade'den, vesile hak*kında şu tefsiri rivayet ediyorlar:

«Allah'a taatini yapmak ve onu razı eden amellerde bulunmak su*retiyle yaklaşma (yollarını) arayınız.»

Abd bin Humeyd, Ebu Vail'den: «vesile, imandadır)) diye rivayet ediyor.

Et Tasti ve Îbnul-Enbari, «El-Vakfu - vel ibtida» adlı kitabda Ib-ni Abbas'tan rivayet ediyorlar: Nafi bin Ezrek, İbni Abbas'tan sordu:

— Bana «Vabtağu ileyhil-Vesile» âyetinin mânâsını söyler misin? İbni Abbas:

— İhtiyaç, demektir, dedi. (Yani Allah'dan ihtiyacınızı arayınız, demek oluyor.)

Nafi, İbni Abbas'tan: Araplar, vesile kelimesinin ihtiyaç mânâ*sına geldiğini biliyorlar mıydı?

— Evet. Bilirler. Siz Antara'nm bu şiirini işitmediniz mi:

«Şüphesiz ki, erkekler var ya, onlar için senin yanında Vesile (ihtiyaç) lan vardır. Eğer seni tutarlarsa, o halde sürmeyi sür gözüne, Kına yak eline.» [165]dedi.

Zemahşeri, Keşşafında, «vesile, yaklaştırmaya elverişli olan her şeye denir. Sonra Allah'a yaklaştıran taatların yapılması, ve uzaklaş*tıran günahların terk edilmesi hususunda kullanılmıştır» diyor ve bu*na dair Lebid'in bir şiiriyle delil getiriyor.[166]

Muhterem okuyucu! vesile hususunda zamanımızda, (yani Hic*retin 1404, Miladın 1984 dolaylarında) bir takım ilimsizlerin arasında vesile hakkında çeşitli yorumlar vardır. O halde bu yorumlan kes*mek, gerçeği ortaya koymak için Mevlânâ Halid Bağdadi'nin tarik-ı nakşide halifesi bulunan, 1270'de vefat eden büyük müfessir, Bağdat müftüsü, Allame Ebul Fadl Sahabettin Es-Seyyid Mahmud Alûsi'nin, «Rûhul Meani» isimli tefsirinden bu hususu nakledelim ve beraberce hükmünü görelim:

Alûsi, tefsirinde, vesile kelimesini lügat ve ıstılah bakımından açıkladıktan sonra şunlan söylüyor:

«Bazı kimseler, bu âyetle ümmetin salih kullanyla istiğasa (yani onlardan yardım taleb) etmenin meşru olduğuna istidlal etmişlerdir. Onlan Allah ile kullar arasında vesile kılmanın caiz olduğuna ve onlarla Allah'a yemin verdirmenin cevazına delil kılmışlardır. Yani onlarla şöyle yemin verdirilebilir demişlerdir:

«Ey Allah'ım! Biz filan kulunla sana yemin verdiriyoruz ki, sen bize şunu, şunu veresin.»

Bazıları da, Allah'ın salih kullanndan, Ölü veya huzurda bulun*mayan bir kimseye:

«Ey filan zat! Allah'a yalvar ki, bana şöyle şöyle şeyleri nzık ola*rak versin» der. Ve iddia eder ki bu, «Allah'a vesileyi arayınız» âyeti*nin geneline (umumuna) dahil oluyor. Ve Resûlüllah'tan:

«Emirler sizi hayrete düşürdüğü zaman, kabir ehline müracaat ediniz. Veya kabir ehlinden yardım talep ediniz.»
(şeklinde şübheli bir) hadis rivayet eder. Fakat bütün bu sözler, bütün bu yorumlar, konak*larca haktan uzak olan yorumlardır. Bu makamdaki kelâmın tahkik ve tesbiti şöyledir:

Bir mahlûktan yardım talebetmek, onu vesile kılmak yani istiyeceğini ondan istemek, eğer o, diri ise, caiz olmasında şüphe yoktur. Ve onun, isteyenden daha efdal, (üstün) olması da gerekmez. Bazan da*ha üstün olan derecede, kendisinden daha aşağıda olandan yardım istiyebilir. Zira sıhatli bir rivayette Resulü-Ekrem, Hz. Ömer kendisinden umreye gitmek için: Ey Allah'ın Resulü! Bana umre iznini ver, dediği zaman, «Ey kardeşim (Ömer) bizi duandan unutma» demiştir. (Resûlüllah'ın üstünlüğü şübhe götürmezdir). Bir de Hz. Resul, Ömer'e |emretmiş ki, kendisi için, Uveys el-Karani'den dua talebinde bulun*sun (Resûlüllah'ın Uveys'den üstünlüğü güneş gibi açıktır.)

Bir de ümmetine emretmiş ki, vesile'yi (Cennetteki dereceyi) kendisine istesinler. Kendisine selavat okusunlar.

Eğer yardım edilmesi istenilen şahıs, ölü veya huzurda değil ise, hiçbir âlimin böyle bir kimseden yardım taleb etmenin caiz olmadı- B ğmda şüphesi yoktur. Ve hiçbir âlim şüphe etmez ki bu tür, isteği se*leften hiç kimse yapmamıştır. Ve bir bidattir. Evet kabir ehline selâm vermek meşrudur. Onlara hitabetmek caizdir. Zira, sabit oldu ki Resûlüllah, ashabına: «Ey bu diyarın ahalisi, müminler! Selâm sizin üze*rinize olsun. Biz eğer Allah dilerse, size yetişeceğiz. Allah bizden önce gidenlerinize de sizden ve bizden sonra gelenlerimize de rahmet eyle*sin. Allah'tan size ve bize afiyet taleb ediyoruz. Ey Allahım! Bizi on*ların ecrinden mahrum kılma. Onlardan sonra bizi fitneye düşürme. Hem bizi hem onları affet.» duasını kabirler ziyaretinde okumalarını | öğretiyordu.

Her hayrı işlemek hususunda herkesten daha haris olan sahabe*lerden hiç birisi bir ölüden birşey taleb ettikleri rivayet edilmemiştir. Belki sıhhatli bir hadiste İbni Ömer'den rivayet ediliyor ki; Resûlül*lah'ın hücre-i saadetine, ziyaretçi olarak girildiği zaman:

— Selâm sana ey Allah'ın Resulü

— Selâm sana ey Eba Bekr!

— Selâm sana ey babam! der, geri dönerdi. Bundan fazlasını söy-

lemezdi.

Alemlerin Efendisi Hz. Muhammed'den ve onun yanında yatmakta olan iki halifesinden hiçbir şey istemiyordu. Halbuki onlar, toprağın içinde olanların en şereflisi, eflak-ı muhitin dairesinde bulunanların,

kıymet bakımından, en yücesi idiler. Evet, o şerefli huzurda dua et*mek, meşru bir emirdir. Sahabeler orada, yüzlerini kıbleye çevirerek dua ederlerdi. Sahabelerden varid olmamıştır ki, dua esnasında Kabr-i Şerife yönelmişlerdir. Halbuki Resulü Ekrem, Arş'tan daha üstündür. İmamlar, Resûlüilaha selâm vermek anında kabre mi yönelmeli*dir veya Kıbleye mi diye ihtilâf etmişlerdir:

Ebu Hanife, «Kıbleye yönelinir, dua eden sırtım kabre çevirir» de*miştir.

Bazıları da «Selâm zamanında kabre yönelecektir. Dua zamanında Kıbleye yönelip, kabre sırtım verecek» demişlerdir.

îtimad edilecek sıhhatli görüş selâm ve dua anlarında Kıbleye yö*nelmektir. Fakat kabri şerifi sağma veya soluna alacaktır. Madem ki hakikatta, varlığın nedeni, sebebi ve illeti olan Resulün ziyaretin*de bu, meşru olduktan sonra. Acaba başkasının ziyareti Resûlüllah'ın ziyaretine nisbet edilirse, ne derece kıymet taşıyabilir ki, Resûlüllah'ın kabrinin ziyaretinde denilmeyen orada denilsin? Veya Resûlüllah'tan istenilmeyen başkasından istensin?

Meselâ: «Ey Allahım! Filan kulunla sana yemin verdiriyorum. Ve*ya senden filan kulunun ismiyle, benim ihtiyacımı yerine getirmeni istiyorum» gibi.


Allah'ın mahlûklarından birisiyle Allah'a yemin verdirmek mese*lesine gelince:

İbni Abdus Selâm: Bu, Peygamber hakkında caizdir. Çünkü O, Ademoğullanmn efendisidir. Fakat Peygamberden başkasıyla Allah'a yemin verdirmek caiz değildir. İsterse bu kimse, Peygamberlerden is*terse meleklerden, isterse velilerden olsun. Çünkü onlar Resulü Ek-remin derecesinde değillerdir.»

El Munâvi, Camius Sağırın büyük şerhinde bunu Abdusselam'dan nakletmiştir. Abdusselâm'm delili: Tirmizi'nin rivayet ettiği hadistir. Tirmizi rivayet ettiği o hadis için, hasen ve sahihtir, dedi.

Osman bin Haniften rivayet ediliyor:

Âma bir kimse Resûlüllah'a geldi: (Ey Allah'ın Resulü! Allah'a yalvar ki, bana afiyet versin!» diye dilekte bulundu.

Resulü Ekrem (S.A.V.):

«İstersen dua ederim. İstersen sabret. Sabretmek senin için daha hayırlıdır» deyince ama:

«Bana dua et!» diye İsrar edince Resulü Ekrem âmâya abdest al*masını emretti. O da güzel bir abdest aldı ve şu dua ile dua etti:

«Ey Allah'ım! Ben senden istiyorum. Peygamberinin hatırı ile sa*na yöneliyorum. Rahmet Peygamberinin hatırı ile senden istiyorum!»

Ey Allah'ın Resulü! Ben bu ihtiyacımda seninle Rabbime yönel*dim, ta ki Rabbim benim bu ihtiyacımı bana versin. Ey Allah'ım! Re*sulünü benim hakkımda şefaatçi kıl.»

îmam Ahmed'den de bu, rivayet edilmiştir.

Halktan bazıları «Zat ile tevessül etmeyi ve mahlukun herhangi birisiyle Allah'a yemin verdirmeyi mutlaka yasak görmüştür. Müced-did [167] İbni Teymiye'nin kelâmından tereşşuh eden budur. İbnu-Tey-miye, bunu Ebu Hanife'den, Ebu Yusuf dan ve başka âlimlerden nak*letti. Yukarıda bahsi geçen hadise cevab olarak: «Hadiste muzaf mah-zuftur. Yani Peygamberin duasıyla veya Peygamberin şefaatiyle Al*lah'a yaklaşmak isterim demektir. (Ya Dua veya şefaat kelimesi tak*dir edilir.) Böylece dua vesile oluyor. Duanın vesile olması caizdir ve memduhtur. Bunun delili, Resulü Ekremin, hadisin sonunda:

«Ey Allah'ım! Peygamberini benim hakkımda şefaatçi kıl.» cümle*sidir. Belki hadisin evvelinde de buna delâlet eden vardır.»

Taceddin es-Subki, adeti olduğu gibi, müceddid İbni Teymiye'nin bu kelâmını şeni' addederek demiştir:

«Resul (ün zatıy)le Rabbine tevessül ve istiğase etmek güzeldir. Seleften hiç kimse bunu inkâr etmemiştir. Haleften de İbni Teymiye'-ye gelinceye kadar kimse inkâr etmedi. O, bunu inkâr etti ve böylece doğru yoldan saptı. Hiçbir âlimin söylemediği bir bid'atı ortaya çı*kardı. Halk arasında ayıpsanan bir numune oldu.» (Subkî'nin sözü bitti.)

Bilirsin ki, ister ehli beytin o, tertemiz zatlarından, ister diğer imamlardan rivayet edilen mesur duaların hiçbirisinde Resûlüllah'm zatıyla tevessül etmek yoktur. Faraza zahirde böyle birşey var ise, mu-zafın takdir edilmesiyle veya başka yorumlarla tevil ediliyor. Bunları ileride dinleyeceksin. «Bu hususta nas vardır» diyenlerin aaklamalan ve nassı göstermeleri gerekir. Ebu Davud ve başka muhaddislerin ri*vayet ettiler ki, bir kişi Resûlüllah'a:

«Biz seninle Allah'tan şefaat talebinde bulunduğumuz gibi Allah ile senden şefaat talebinde de bulunuyoruz, dedi.»

Resûlüllah:

— Sübhânallah (hayret ederim bu sözden) dedi. Hatta bu (hay*ret) durum, eshabın yüzlerinde de belirdi ve Cenab-ı Peygamber:

«Rahmet olasıca! Sen Allah'ın ne olduğunu biliyor musun? Şüp*hesiz ki Allah ile hiçbir mahlûkundan (tevessül ederek onu ricacı ya*parak) şefaat dilenmez. Cenabı Hakkın şanı bundan daha yücedir.»

dedi.

Her ne kadar Resûlüllah, bu hadiste «Allah ile senin katında şe*faat talebinde bulunuyoruz» cümlesini inkâr etmiş ve «Seninle Allah katında şefaat talebinde bulunuyoruz» cümlesini inkâr etmemişse de, bu hadis bizim konumuza delil olamaz. Çünkü Resûlüllah ile şefaat ta*lebi demek, ondan dua istemek demektir. Mânâsı, onunla Allah'a ye*min verdirmek (baskı yapmak) demek değildir. Eğer yemin verdirmek istişfa (şefaat istemek) mânâsına olsaydı niçin Cenab-ı Peygamber ikinci cümlenin mânâsını yanlış gördü de, birinci cümlenin mânâsını inkâr etmedi? İşte buna binaen ne bu haber, ne de daha önceki haber, ister ölü olsun ister diri, Peygamberin zatıyla mükerremlik noktasında ortak yönleri olan ve onun zatına kıyasen mutlak şekilde diğer mu*kaddes ruhlarla Allah'a yemin verdirmek caizdir, diye iddia edene de*lil yoktur. Evet. Bu ve bundan önceki haber bu iddiacıya delil olmaz. Sebebi de şudur; Çünkü ikinci haberde şefaat talebi vardır. Yemin verdirme yoktur. Birinci haberdekine gelince, (orada yemin verdirme vardır. Fakat) o; münazaa yerinde nass olamaz. Şayet oluyor dersek, orada ancak diri ile yemin verdirmek ve diri ile tevessül etmek var*dır. Resûlüllah'm bu durumda dirilik ve ölülük hallerinin eşitliği ise, bir nassa muhtaçtır. Yani bir delil lâzımdır ki, bu, böyle olsun. Umu*lur ki, nass da bunun hilafınadir. Zira Sahihi Buhari'de Enes'ten ri*vayet ediliyor. Hz. Ömer (R.A.) kıtlık senelerinde Hz. Abbas ile yağ*mur taleb ederek dedi:

«Ey Allah'ım! Biz senin Peygamberinle sana tevessül ediyorduk. Sen bize şu (yağmur) veriyordun. Şimdi ise, Peygamberin amcasıyla tevessül ediyoruz, sana, bize yağmur ver.» Ve böylece yağmur yağıyor*du. Zira eğer Peygamberin bu Dünyadan ukbaya intikal etmesinden sonra Peygamberle tevessül caiz olsaydı sahabiler Peygamberi bırakıp amcası Abbas'a gitmezlerdi. Belki sahabiler:

«Yarab! Biz senin Peygmaberinle sana tevessül ediyoruz bize su ver! diyeceklerdi». Eğer en küçük bir cevaz dahi olduğunu buseydiler, Resûlüllah'ı bırakıp Hz. Abbâs ile tevessül etmeden onları tenzih edi*yoruz. Onlar İslâm'da en önde insanlar olmakla beraber, hepimizden daha iyi Allah'ı hepimizden daha iyi Resûlüllah'ı tanımalarına, Reşû-lüllah'ın da Allah'ın da haklarını ve dua'da ne kısım meşrudur, ne meşru değildir bilmelerine, zaruret ve sıkıntı içerisinde olup üzüntüle*rinin giderilmesini, zahmetin kolaylaştırılmasını ve yağmurun gelme*sini her yolda ve her çareye başvurarak aramalarına rağmen Resûlül-îah'a tevessül etmemeleri açık bir delildir ki, meşru olan onların yap*tığıdır. Onun dışındakiler meşru değildir. [168]



Tevessul'da Başkası Resülüllaha Kıyas Edilir Mi?



Resûlüllah'tan başka diğer mukaddes ruhları Resûlüllah'a kıyas etmek, münafık bir kimse hariç, hiç kimse tarafından aradaki fark inkâr edilmemesine rağmen, bu kıyası yapmak teslim edilecek bir dav*ranış değildir. Buna ilâveten deriz ki, sen daha önce ister diri olsun ister ölü, Resulü Ekrem ile Allah'a yemin verdirmenin hakkında her*hangi bir nassın olmadığını öğrendin.

Sakın Buhari'nin haberinde diri olduğu halde Resûlüllah ile de diğer mukaddes ruh sahibleri ile de Allah'a yemin verdirmenin sıh*hatli oluşuna dair delil vardır. Birinci şıkkm delili, Hz. Ömer'in: «Biz senin Peygamberinle tevessül ediyorduk» sözüdür. İkincisinin delili ise, Hz. Ömer'in: «Biz senin Peygamberinin amcasıyla tevessül ediyoruz» sö*züdür denilmesin!.. Çünkü tevessül burada yemin verdirmek babında değil, şefaat taleb etmek cinsindendir. Yani şahıstan ricada bulunu*yor ve şefaat taleb ediliyor ki, Allah'tan dua ve şefaatinin kabul ol*masını taleb etsin diye söylenildi. Bu yorumu takviye eden delü şu*dur: Hz. Abbas dua etmeye, sahabeler de duasına «amin» demeye yağmur yağıncaya kadar devam ettiler.

Müceddid İbni Teymiye, şahısla tevessül etmek, şahsa teveccüh etmek veya şahısla teveccüh etmek de İstılah hasebiyle icmal ve işti*rak vardır. Sahabelerin lügatinde bunun mânâsı şahıstan dua ve şe*faat dilemektir. Teveccüh ve tevessül, hakikatte şahsın duası ve şe*faatiyle olur. Bu da mahzurlu değildir. Halkın çoğunun lügatinde ise, mânâsı; onunla Allah'tan istemek ve onunla Allah'a yemin verdirmek*tir. İşte esasen mücadele yeri bu noktadır. Bu husustaki hükmü bil*din.

Kişinin:

«Ey Allah'ım! Filan adamın mertebesiyle (mertebesinin hürme-tiyle) istiyorum» demesi de gayri meşru yeminlerden sayılmıştır. Çün*kü seleften hiç kimsenin böyle dua etmesi varid olmamıştır. İbni Tey*miye devamla şunları kaydediyor:

«Ancak Allah ile onun isim ve sıfatlarıyla yemin edilir. Denilir ki, «Senden istiyorum, muhakkak hamd senindir, senden başka mabud yoktur. Ey Allah! Ey Mennan! Ey yer ve göklerin bedii. Ey celâl ve ik*ramın sahibi! Ey hayyu-kayyum! Senden istiyorum. Şüphesiz ki sen birsin, samed olan Allah'sın. O Allah ki, doğurmamış ve doğrulmamış-tır. Ona denk olarak hiç kimse yoktur. Senden istiyorum, her isimle ki, o isim senindir, sen onunla nefsini isimlendirmişsin.» hadisi sonu*na kadar okudu. Ve buna benzer me'sur (yani Peygamberden gelen) dualar edilir.

Avamı nasın zikrettiği «Allah nezdinde sizin bir ihtiyacınız olur*sa Cenab-ı Haktan onu benim mertebemle isteyiniz. Şüphesiz benim mertebem Allah'ın katında büyüktür» hadisi ise, ehli ilimden hiç kim*se rivayet etmemiştir. Hadis kitablannın hiçbirisinde yoktur. Kuşey-ri'nin, Marufu Kerhi talebelerine:

«Eğer sizin Allah katında bir ihtiyacınız varsa benimle Allah'a ye*min verdiriniz. Çünkü ben sizinle Allah'ın arasında vasıtayım» dediği*ni rivayet etmesine gelince; bunun hadîs âlimleri katında dayanılacak bir senedi şimdilik bulunmamaktadır.


İbni Mace'nin, Ebu Said el-Hudri'den, o da Resûlüllah'tan, na*maza giden bir kimsenin duası hususunda rivayet ettiği:

«Ey Allah'ım! Ben senden senin üzerinde isteyicilerin hakkı bu*lunanla istiyorum, bu adımlarımın hakkı ile istiyorum. Ben yol kesici olarak, saldırgan olarak çıkmadım. Gösteriş ve başkasına duyurmak için çıkmadım. Senin öfkenden korkarak ve senin rızanı talebederek çıktım. İstiyorum ki beni ateşten kur tarasın, cennete dahil edesin» hadisin senedinde «El-Ufi» bulunur. El-Ufi'de zafiyet vardır. Şayet bu, Resulü Ekrem'in kelâmı ise, bu hadiste şu denilir:

Diliyenlerin Allah üstündeki hakkı, Allah'ın onların duasını ka*bul etmesi demektir. Allah'ın taatinde atılan adımların hakkı, onları sevabdar etmesi demektir. «HAK», burada vaadi sabit (yani oluşu mu*hakkak olan) nesne demektir. Bu da fazilettir, Cenab-ı Hakka vacib olmak ona bir farz değildir. Nitekim Cenab-ı Hak;

«Bizim üzerimizde müminlerin yardımı haktır» (ER-Rum. 47) âyetinde de «hak»kı fazilet yönünden kullanmıştır, vücub ve farz yö*nünden değildir. Sahih'de Muaz'ın hadisinde: «Allah'ın kullar üzerin*deki hakkı ona kulluk yapmaları ve ona birşeyi ortak koşmamalandır. Kulların Allah üzerindeki hakkı, eğer bunu yaparlarsa, onlara azab vermemesidir.» Yani onlar hakkındaki meıhameti, onlara azab verme*mesidir. Öyleyse hadisdeki istek bu takdirde isabet ve icabetle*dir. Yani beni sevabtar et, duamı kabul et. İsabet ve icabet ise, Cenab-ı Hakkın fiili sıfatlarındandır. Bunlarla Allah'tan birşey istemek; şüp*hesiz ki caizdir. Bu sual istiaze gibi olur. Resûlüllah'ın şu hadisinde:

«Senin rızan vasıtasıyla, senin öfkenden sana sığınıyorum. Se*nin afiyetlerin yardımıyla, senin cezandan sana sığınıyor ve korunu*yorum. Seninle senden (azabından) korunuyorum.»

Allah'ın muafatıyla istia'zenin sıhhati sabit oldukça, isabet ve icabetini istemek de sıhhatli olur.

Bunun benzerine, üç kişinin (yâni Eshab-ı Kehfin) Cenab-ı Hak*tan amelleriyle istemeleri yorumlanır. Buna rağmen amellerle teves*sülün mânâsı; amellerin hedefinin oluşmasına sebeb olmaları demek*tir. Şüphe yoktur ki, salih ameller Cenab-ı Hakkın bizler için sevabı vermesine sebeptirler. Fakat şahısların zatları böyle değildir. Yani on*lar sevabdar olmamıza vesile olamazlar. Halk bugün, Cenab-ı Hakka başkasıyla yemin verdirmekte ifrat derecesine gitmişlerdir. Ulu orta insanlarla, Allah katında değeri olmayan kimselerle Allah'a yemin verdirmeye kalkışıyorlar (!) Halbuki o söyledikleri adamın Allah ka*tında bir hurma danesinin içerisindeki iplik kadar kıymeti yoktur. Bundan daha tehlikelisi hastalarına gifa versin ve fakirlerini zengin etsin diye kabir sahihlerinden istiyorlar. Kaybolanlarını geri versin*ler, zahmetleri kendilerine kolayloştırsınlar diye Şeytanları şu haberi onlara vahyediyor:

«Emirlerde hayrete düştüğünüz zaman kabir ehline müracaat edi*niz!»

Bu hadis Peygamberin kesesinden uydurulmuştur. Resûlüllah'a yapılan bir iftiradır. Bütün hadis ehlinin icmaiyle, ittifakıyle iftiradır. Hiçbir âlim bunu rivayet etmemiştir.
Hiçbir hadis kitabında, (yani itimad edilecek hadis kitabında) bu yoktur. Resulü Ekrem «Kabirleri mescid yapmayı yasaklamıştır ve böyle yapana lanet etmiştir.» Böyle yapan bir Peygamber nasıl «kabir sahiblerinden yardım taleb ediniz» der?

Ey Allah'ım! Bu uydurmasyon hadis büyük bir bühtandır.

Ebu Yezid el Bistami'den (K.S.) rivayet edilmiştir: «Mahlûkun mahlûktan taleb etmesi, mahkûmun mahkûmdan ta*leb etmesi gibidir.»


Seccad'ın kelâmından:

«Muhtacın muhtaçtan istemesi reyde hamakat ve akılda dalalet ve sapıklıktır.»

Hz. Musa'nın duasından:

«Ey Rab, sanden taleb edilir.»

Resulü Ekrem, İbni Abbas (R.A.)'a hitaben buyurdu:

«Yardım taleb ettiğin zaman Allah'tan taleb et Çünkü Cenab-ı Hak «Ancak sana ibadet eder, ve ancak senden yardım taleb ederiz» diyor.»

Bütün bunlardan sonra, Resûlüllah'm cahiyle (Allah katında*ki mertebesiyle) ister hali hayatında, ister hali mematında (ölümünde) olsun, tevessül etmekte bir beis görmüyorum. Çünkü, Cah'tan, Al*lah'ın sıfatlarından birisine dönüşen mânâ kastediliyor. Meselâ: cah'-tan tam ve reddedilme ihtimalini ortadan kaldıran ve şefaatin kabu*lünü gerektiren sevgi kastediîebilir. Böylece kişinin:

«Yarab! Senin Habibinin canıyla sana tevessül ediyorum (yalvarı*yorum) ki, benim ihtiyacımı bana veresin» sözünün mânâsı:

«Ey Mabudum! Senin Peygamberine olan muhabbetini, ihtiyacı*mı bana vermekte vesile kılıyorum, demektir.» Bu söz ile «Yarab! Se*nin rahmetinle sana tevessül ediyorum ki, sen falan işi bana ya pas in.» sözü arasında fark yoktur. Çünkü mânâ «Yarab! Senin rahmetini, fi*lan işin yapılması için vesile kılıyorum» demektir. Kişinin, bu mânâ*da olmak şartiyla, Resûlüllah'm câh'iyle Allah'a yemin verdirmesin*de bir beis görmüyorum.

Resûlüllah'm hürmeti ile Allah'a yemin verdirmek veya birşey istemek, onun câh'iyle yemin verdirmek ve istemek gibidir. Yani mâ*nâ değişmez. Ama Resûlüllah'm mücerred şahsıyla tevessül etmek veya yemin verdirmekde bu hüküm cari olmaz.

Evet, hiçbir sahabiden Resulün câh ve hürmet ile tevessül ettik*leri nakledilmemiştir. Bunun nedeni; halkın yeni putperestlikten çık*ması, dolayısıyla kalblerine birşeyler gelebilir korkusudur. Nitekim Re-sûl-ü Ekrem bu korkudan dolayı Kabe'yi yıkıp yeniden Hz. İbrahim'in temelleri üzerine yapmadı. Bu durum Sahihte sabittir. Benim yukarda zikrettiğim mânâda, resûlüllah'm câh ve hürmetiyle şefaat edilir, yemin verdirilir deyişim, bazı kimselerin iddiasını defetmek içindir. Çünkü onlar; geniş câh sahibi bulunan Resûlüllah'm câh'iyle dahi tevessül edilmez, dediler. Yoksa ben me'sur duaları bırakıp da böyle şeyleri kullanmak daha üstündür demek istemiyorum. Bu fikre kay*mıyorum. O me'sur dualar ki, Kur'an onlan bize getirmiş, Sünnet on*ları bize nakletmişitr. Hiçbir insaf sahibi şüphe etmez ki, Allah'ın ve Resûlü'nün öğrettiği, sahabe-i kiramın gittiği ve sahabeden sonra gelen tâbinin kabul ettiği daha efdal, daha derleyici, daha yararlı ve daha sağlamdır. Binaenaleyh denilen ister hakli olsun ister yalan denilmiştir.

Burada iki emir kaldı:

a) Resûlüllah'm gayrisinin caniyle teves*sül etmek, Resûlüllah'm câhiyle tevessül etmek gibi zararsızdır. Lâkin şu şartla: Eğer mutevessil (Hz. Ebu Bekr Sıddîk gibi) Allah katında kesinlikle câhi olan bir insanın câhini kullanarak bu tevessülü yapar*sa bu tevessülde bir beis yoktur. Ama kesinlikle Allah katında Câhi var mıdır, yok mudur bilinmiyenlerin câhiyle tevessül etmek zımni bir hükmü Allah'ın kesesinden uydurmak ve tahakkuk edilemeyen bir şeyi Allah'a maletmek mânâsında olduğu için caiz değildir. Bu da Al*lah'a karşı büyük bir cüret oluyor.

b) Halk Allah'tan ister diri olsun, ister ölü başka kim*seleri çokça çağırıp durmaktalar: Meselâ: «Ey efendim filan zat! Beni kurtar!» derler. Bu ise, mubah ve dinen caiz olan tevessülden de*ğildir. Müminin haline uygun olanı, böyle şeyleri konuşmamaktır. Bu korunun etrafında dahi dolaşmaması lâzımdır. Çünkü aniden içine girebilir. Bu tür tevessülü bazı âlimler şirkten saymışlardır. Eğer şirkten değil ise, şirke yakındır. Benim kanaatime göre bunu söyliyen bir kimse, inanıyor ki, o çağrılan ister diri olsun, ister ölü, gaybi biliyor. Sözünü işitiyor. Bizzat veya başka vasıtalarla hayrı celb eziyeti de def edebilir. Aksi takdirde niçin onu çağırıyor? Niçin ağzı*nı açıyor. Eğer böyle bümeseydi ağzını bile açamazdı. Fakat bu du*rumda Rabbinizden gelen büyük bir belâ ve felâket vardır. En akıllı hareket, bu tür çağrıdan sakınmak. Ancak Allah'tan istemektir. Zira kuvvet sahibi, zengin, feâl, dilediğini yapan Allah'tan herşey istenir.


Kim ki, Tabarani'nin Mu'cem'inde rivayet ettiği:

«Resulü Ekremin zamanında bir münafık vardı. Müslümanlara eziyet veriyordu. Hz. Ebu-Bekri Sıddîk (R.A.): «Kalkınız, gidelim. Re*sulü Ekrem'den istiğase edelim ki; bu münafıkm şerrinden kurtula*lım» dedi. Böylece Resûlüllah'a geldiler. Resûlüllah onlara:

«Benimle istiğase edilmez. Ancak Allah ile istiğase edilir.» dedi. Bu hadisin sırrına vakıf olursa, şüphe etmez ki, kabir sahiblerinden

istiğase etmek kesinlikle yasaktır
. Çünkü kabir sahihleri, eğer said iseler, Allah'ın nimetleriyle ve Cennetlerde gezmekle meşguldürler. Bu dünya âlemine bakmaya tenezzül bile etmezler. Eğer şaki iseler, azab-ları onlara yeter. Ateşte onlar hapsedilmişlerdir. Kendilerini çağıran*lara cevap vermeye zamanlan yoktur. Çağıranların sözlerine kulak vermeye fırsatları bulunmuyor. O halde, bunlarla istiğase, kesinlikle sakınılması farz olan bir durumdur. Böyle bir şeyi yapmak akıl sahib-lerine uygun değildir. Sakın bir mahlûka istiğase eden bir kimsenin ihtiyaçlarının bazan yerine getirilmesi, isteğinin kendisine verilmesi seni aldatmasın, zira böyle yapmak, Cenab-ı Hakkın o kulu için büyük bir fitne ve denemesidir. Bazan da şeytan, isteyenlere o mahlûkların suretinde görünür. İsteyen de zanneder ki, bu gördüğü çağırdığı in*sandır ve kerâmeten kendisine görünmüştür. Fakat nerede o olacak*tır? O değildir. Belki şeytandır ve onu aldatıyor. Ona havasını süslü gösteriyor. Bu, putların abidlerini aldatsın diye şeytanın putlara gi*rip konuşması gibidir. Bazı cahiller «Bu, ruhun (çağrılan insanın ru*hunun) gelmesidir. Veya bir melek onun suretinde ona kerâmeten gö*rünür» dediler. Fakat onların bu hükmü, çok pis bir hükümdür. Çün*kü gelişmek ve belirmek, her ne kadar mümkün iseler de, fakat bu suretin, benzerinde ve bu cerimenin irtikâbı anında değildir. Cenab-ı Hakkın isimleri hürmetine Allah'dan istiyoruz ki bizi bu iş*lerden korusun. Onun lütf uyla ona tevessül ediyoruz ki, bizi ve sizi en güzel yolda götürsün.[169]

(35) «Allah yolunda düşmanlarıyla imkânlarınız nisbetinde ci-had ediniz. Umulur ki felaha kavuşursunuz.» Yani ebedi nimetlere na*il olmak, her pislikten kurtulmak suretiyle felaha kuvuşursunuz.»

(36) «Şüphesiz İd küfrü seçenler, eğer yeryüzünde ne varsa hep*sine» (mallarına, hazinelerine ve yer altı hazinelerinin, hepsine) «sa-hib iseler ve Cenab-ı Hak tarafından onun bir misli daha onlara ve*rilirse ve bütün bu dünyalıklarını kıyamet gününün azabından kur*tulmak için verseler, onlardan, kabul olunmaz.» Yani küfür hiçbir şeyle kalkmaz. Kâfir olarak ölen bir insanın artık ebediyyen azaba du*çar olması muhakkak oluyor.

(36) «Onlar için elem verici bir azab vardır.» Bu ibareden mak-sad, onların azabı lâzımdır (ayrılmaz) ve daimdir. Onlar hiçbir şekil*de kurtulamazlar..

Müslim ve Buhari ittifakla Enes'ten rivayet etmişlerdir.

Cenab-ı Hak, Cehennemliklerin en hafif azab görenine soruyor:

«Eğer bütün dünya senin olsaydı, onu fidye olarak bu azabtan kurtulmak için vermek ister miydin?»

«Evet. Ey Rabbelâlemin, isterdim, der.»

Cenab-ı Hak soruyor:

«Senden bunun daha kolayı olanı istedim. Sen o zaman Adem'in sulbündeydin. Senden istedim ki, bana ortak koşmayasm ve buna karşılık seni Cehenneme göndermeyeceğim, Cennete göndereceğim. Sen imtina ettin. Bunu kabul etmedin. Ve ortak koşmakta İsrar et*tin.»

Bu lâfız Müslim'indir. Buhari'nin rivayetinde ise:

«Kıyamet gününde kâfir getirilir ve kâfirden sorulur:

— Acaba, senin görüşüne gör yeryüzü dolu altının olsaydı, onu verip Cehennemden kurtulmak ister miydin?

— Evet, ya Rabbelâlemin, der.

O zaman kâfire denilir:

«Bundan daha kolay olanı senden istenildi. O da bana (Allah'a) ortak koşmamandır. Fakat kabul etmedin, iUe yapacağım diye İsrar ettin.»
[170]

__________________


''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen)
View el Büğdüzi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el Büğdüzi kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (21.08.09), Seida (21.08.09), Vukuf-i Kalbi (21.08.09)
Alt 20.08.09, 23:30   #2
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Ruhu'l Beyan tefsirinde "Vesile" ayeti şu şekilde açıklanmıştır:

"Bil ki, ayet-i kerime, açıkça vesileye yapışmayı emretmektedir; öyleyse vesile gereklidir.Çünkü Allah'a vuslat, bir vesile ve bir vasıta ile olmaktadır.Bunun için en güzel vesile ve vasıta yolu da hakikat alimleri ve tarikat şeyhleridir."
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 20.08.09, 23:33   #3
el Büğdüzi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9 el Büğdüzi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
Nefy-ü İsbat´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
Ruhu'l Beyan tefsirinde "Vesile" ayeti şu şekilde açıklanmıştır:

"Bil ki, ayet-i kerime, açıkça vesileye yapışmayı emretmektedir; öyleyse vesile gereklidir.Çünkü Allah'a vuslat, bir vesile ve bir vasıta ile olmaktadır.Bunun için en güzel vesile ve vasıta yolu da hakikat alimleri ve tarikat şeyhleridir."

dikkate aşınması mümkin değil, bir kere tarikat şeyhinin tefsirde işi ne

yukarıda kaç tane müfessirin görüşünü yazdık hiç biri böyle düşünmüyor sayısını da rahatlıkla artırabiliriz
__________________


''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen)
View el Büğdüzi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 20.08.09, 23:35   #4
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
el Büğdüzi´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
dikkate aşınması mümkin değil, bir kere tarikat şeyhinin tefsirde işi ne

yukarıda kaç tane müfessirin görüşünü yazdık hiç biri böyle düşünmüyor sayısını da rahatlıkla artırabiliriz
Tefsirde tarikat şeyhinin işi ne diyorsun...

Ruhu'l Beyan'ın tasavvufî tefsir olduğundan haberin var mı?
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 20.08.09, 23:39   #5
el Büğdüzi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 514
Üyelik tarihi : 15-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Üsküdar
Konuları : 524
Mesajlar : 5,768
Teşekkürleri: 2,967
2,172 mesajına 3,803 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9 el Büğdüzi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 06.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
Nefy-ü İsbat´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
Tefsirde tarikat şeyhinin işi ne diyorsun...

Ruhu'l Beyan'ın tasavvufî tefsir olduğundan haberin var mı?
o yüzden bağlıyıcılığı yok diyoruz...
__________________


''Cahil, öfkelenince bağırır-çağırır; akıllı ise, yapması gerekli olan şeyleri planlar...'' (M. Fethullah Gülen)
View el Büğdüzi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 20.08.09, 23:43   #6
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
el Büğdüzi´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
o yüzden bağlıyıcılığı yok diyoruz...
Seni bağlamaması da beni bağlamaz
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
meselesi, tevessÜl, İslâmda

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:32 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.