| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,836 | Üyeler: 10,668 | Online: 247 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 09.09.09, 21:28   #1
k@rdelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 k@rdelen is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart Bazı şahısların eserlerinden faydalanabilirmiyiz

Soru: "Mevdudi, Seyyid Kutub, C. Efgani, M. Abduh, Hamidullah, Yusuf Kardavi, M. Ebu Zehra'nın Ehl-i Sünnet dışı olduğu şayi olmuştur, bunların kitaplarından istifade edilemez mi? İbn-i Teymiyye, tilmizi İbn-i Kayyım el Cevzi ve İbn-i Rüşd için de hakeza..."


Cevap: Adı zikredilen şahısların hepsini aynı kategoride değerlendirmek doğru değildir. Her birinin kendine mahsus görüşleri ve tavırları vardır. (Bu genellemeden İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ı hariç tutmak gerekir. Zira el-Kevserî merhumun tabiriyle "İbn Teymiyye'nin ayağını kaldırdığı yere İbnu'l-Kayyım basmıştır." Yani İbnu'l-Kayyım, üstadının izinden ayrılmamıştır.)


Soruda zikredilen sırayla bu isimler üzerinde kısaca durmadan önce genel bir tesbit yapalım: Bir kimsenin Ehl-i Sünnet olup olmadığı, özellikle onun itikadî görüşlerine bakılarak bilinir. İtikadî sahada Ehl-i Sünnet çizgiyi benimsemiş olan bir kimse, Fıkhî/amelî sahada dört mezhep dışında kalan bir mezhebi iltizam etmiş olabilir; ya da müstakil mezhep sahibi olduğunu ileri sürebilir. Onun bu iddiasını tartışmak ayrı bir konudur; itikadî tercihi ile bu nokta birbirine karıştırılmamalıdır.

Söz gelimi İbn Cerîr et-Taberî'nin müstakil mezhep sahibi olduğu, kaynaklarda nakledilegelen bir husustur; yani o, dört mezhepten birine bağlı değildir. Bununla birlikte et-Taberî'nin Ehl-i Sünnet olmadığını söyleyen bir alimin mevcudiyetinden ben şahsen haberdar değilim.

İbn Hazm da bu noktada ilgi çekici bir örnektir. Fıkhî görüşleri hayli tartışılmış olmakla birlikte onun da Ehl-i Sünnet olmadığının söylendiğini bilmiyorum.

Son olarak Celâluddîn es-Süyûtî örneğini zikredebiliriz. Müstakil içtihad seviyesine ulaştığını bizzat kendisi söylemiştir; ama onu da Ehl-i Sünnet dışında gören kimse yoktur...


Mevdudi: Ehl-i Sünnet itikadına yüzde yüz uymayan bir takım görüşleri olduğu malumdur. Fıkhî sahada da kendi tercihleri bulunduğunu biliyoruz. Eserlerinden istifade edilebilir, ama her söylediği tasdik edilmemelidir.


Seyyid Kutub: İslam davası uğruna başını vermekten çekinmemiş bir şehid olması, bir takım görüşlerinde Ehl-i Sünnet'in dışına çıktığını söylememizi engellememelidir. Onun şehitlik mevkiine ulaşması kendi şahsıyla ilgili bir husus iken, geriye bıraktığı bazı görüşler Ümmet'e mal olmuştur; dolayısıyla behemehal tartışılmalıdır.


Cemâleddin Efgânî: Gerçek kimliği hakkında bir yığın tartışma yapılmış olsa da, Şii olduğu açıktır. İtikadî sahadaki çizgisi yanında, Fıkhî mezhepler hakkındaki görüşleri ile de Modernist İslam anlayışına kaynaklık etmiştir. En büyük eserinin Muhammed Abduh olduğunu söylediği hatırlanacak olursa, Abduh'tan başka geriye pek bir eser bırakmadığını söylemek yanlış olmaz.


Muhammed Abduh: Mucize vs. konusunda Ehl-i Sünnet itikadıyla örtüşmeyen görüşleri bulunduğu malumdur. Bunlardan bir kısmını ele alan bir makalemi inşALLAH çok yakında faaliyete başlayacak olan internet sitesinde okuyabilirsiniz. Fıkhî alanda da kendisini "mezhepler üstü" bir konumda görmüştür.


Muhammed Hamidullah: Miraç vb. konularda Ehl-i Sünnet ulemasının benimsediği çizgiyle örtüşmeyen yorumları vardır. Eserleri istifade edilebilir olmakla birlikte, dikkatle okunmalıdır. Hamidullah ve dilimizde ona yazılmış reddiyelerden ikisi ile ilgili olarak yine sitede uzun bir makalem yer alacak...


Yusuf el-Karadâvî: Nisbesi genellikle yanlış (Kardâvî tarzında) zikredilir. Doğrusu –Mısır'daki Karada kasabasına nisbetle– Karadâvî'dir. Eserlerinde herhangi bir mezhebi iltizam etmeme tavrıyla ön plandadır. Bununla birlikte İtikadî sahada Ehl-i Sünnet çizginin dışına çıktığını ortaya koyan bir tavrını bilmiyorum.


Muhammed Ebû Zehra: Ehl-i Sünnet dışı bir görüşünü bilmiyorum. Eserlerine genellikle ılımlı bir üslup hakimdir. İbn Teymiyye'nin biyografisini el-Kevserî merhum hayattayken bitirdiği halde ona hürmeten yayımlatmamıştır. Mezkûr eserinde de "uzlaştırıcı" bir tavır benimsediği söylenebilir. Eserleri istifadeye şayandır.


İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım (el-Cevzî değil, el-Cevziyye): Gerek yaşadıkları dönemde, gerekse öldükten sonra görüşleri İslam aleminde en çok tartışılan isimler arasında yer alırlar. İtikadî noktada Ehl-i Sünnet Kelam uleması ile Mutasavvıflar'ın çizgisini eleştirmiş, "Selefî" anlayışa vurgu yapmışlardır. Ancak İtikadî sahada gerek teşbih/tecsim akidesini tahkim eden duruşları, cehennem hayatının son bulacağını söyledikleri, gerekse Fıkhî alanda –talak meselesinde olduğu gibi– İcma'a aykırı görüşleri malumdur. Her ikisi hakkında da pek çok reddiye kaleme alınmıştır. Eserleri mutlaka okunacaksa dikkatli olunmalıdır.


İbn Rüşd: Aristo felsefesinin İslam dünyasındaki en büyük takipçisidir. Eserlerinde en fazla hücum ettiği kesimler arasında Ehl-i Sünnet Kelamcılar bulunmaktadır. Bununla birlikte "Bidâyetü'l-Müctehid" isimli eseri makbul ve muteber görülmüştür. Felsefî eserleri, Felsefî sahada birikimi olmayanlar için zararlı olabilir...

Milli Gazete -ebubekir sifil
__________________
Allah'a emanet olun..

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View k@rdelen'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için k@rdelen kullanıcısına teşekkür eden 8 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (09.09.09), el Büğdüzi (09.09.09), el-Kevserî (30.10.09), hadid (09.09.09), HANZALA (26.10.09), Medine Sevdalisi (26.10.09), Saltuk Şamil (19.10.09), Vukuf-i Kalbi (09.09.09)
Alt 09.09.09, 21:32   #2
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

İşte ölçü bu !

Allah razı olsun...
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür edenler:
k@rdelen (10.09.09)
Alt 19.10.09, 22:21   #3
k@rdelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 k@rdelen is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
k@rdelen´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster


Yusuf el-Karadâvî: Nisbesi genellikle yanlış (Kardâvî tarzında) zikredilir. Doğrusu –Mısır'daki Karada kasabasına nisbetle– Karadâvî'dir. Eserlerinde herhangi bir mezhebi iltizam etmeme tavrıyla ön plandadır. Bununla birlikte İtikadî sahada Ehl-i Sünnet çizginin dışına çıktığını ortaya koyan bir tavrını bilmiyorum.


Milli Gazete -ebubekir sifil
Kardavi, “Yüzde 0.5 seviyesine alkol tüketilmesinde İslam açısından bir sakınca yok” dedi.

Yusuf Kardavi, az miktarda alkol içerse de enerji içeceklerinin tüketilebileceğini belirtiyor.

Ancak Mısırlı din adamının fetvasına tepkiler gecikmedi.

Katar basını, fetvanın alkol tüketimine izin verilmesi olarak anlaşılacağına işaret etti.

______________

Şeyh Yusuf El-Kardavi?nin İslam ülkelerinde yaşayan yerleşik Hıristiyanlar için kilise yapılmasına onay veren fetvası yayınlandı. Fetva ?eğer ihtiyaç varsa? şartına bağlandı.


Fetvada, nasıl yabancı ülkelerde Müslümanlar için cami yapılmasına izin veriliyorsa, Müslüman ülkelerde de yaşayan ya da oranın vatandaşı olan Hıristiyanlar için kilise yapılabileceği belirtildi.



?Sayının çokluğu ve ibadet edecekleri yer olmaması kaynaklı bir ihtiyacın? karşılanabileceğin belirtildiği fetva, Katar?da yapılan kilise ile ilgili bir soruya karşılık verildi. Kilisenin yeri yaklaşık 70 bin Hıristiyan?ın yaşadığı Katar Emiri Şeyh Hamad bin Halife el-Thani tarafından bağışlandı.


Körfez ülkelerinden Bahreyn 1906 yılında 1,000 kadar Hıristiyan nüfusun kendi kiliselerini onaylayan ilk ülkeydi. Kuveyt, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri?nde de kiliseler bulunuyor.


Şeyh Karadavi?nin 4 mezhep imamından Ebu-Hanife?ye dayandırdığı fetvasına göre, Müslümanlar kilise yapımına da yardım edebilir.

Karadavi, ?Eğer biz onların camilerimizi yapmasına izin veriyorsak, bizim de onların kiliselerini yapmalarında yer alabiliriz? diye konuştu.

____________

peki bu fetvalar ehli sünnete ters değilmi..bir tarafta colaya haram demek diğer tarafta bu fetva..?
__________________
Allah'a emanet olun..

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View k@rdelen'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için k@rdelen kullanıcısına teşekkür edenler:
Vukuf-i Kalbi (20.10.09)
Alt 19.10.09, 22:21   #4
k@rdelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 k@rdelen is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Defne Bayrak / TİMETURK

İslam dünyasının tanınmış âlimlerinden Yusuf el-Karadavi, katıldığı bir sempozyumda insanların tepkisine neden olmamak için bazı fetvalarını yayınlamadığını açıklayınca katılımcılar arasında şaşkınlığa neden oldu.

Dünya Müslüman Âlimleri Birliği Başkanı Yusuf el-Karadavi, Katar'da katıldığı bir sempozyumda bazı fetvalarını, halkın tepkisini çekmemek için sakladığını ifade etti. El-Karadavi, kadının erkekle tokalaşabileceği hususundaki fetvasını da ancak birkaç yıl aradan sonra ?Çağdaş Fetvalar? isimli kitabına koyabildiğini söyledi. Kendisi dışında da birçok alimin çağdaş fetvalarının bulunduğunu ancak insanlardan çekindikleri için yayınlayamadıklarını belirterek bu alimleri cesur olmaya çağırdı. Diğer yandan da iktidar güçlerinin ya da tutucu kesimin heveslerine uygun fetvalar veren alimleri de kınadı.

Dünya Müslüman Âlimleri Birliği Başkanı Yusuf el-Karadavi, çağdaş konulardaki fıkhi içtihat ve fetvalarını kafa karışıklığı yaratmamak için sakladığını açıkladı. El-Karadavi bu noktada ?zorunlu kalırsa erkek yabancı kadının elini sıkabilir? fetvasını birkaç yıl boyunca yayınlamadığına işaret etti.

Katar Vakıflar Bakanlığı'nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı, Katar'ın geçmiş 60 yıldaki en meşhur âlimi ve kadısı olan Şeyh Abdullah Bin Zeyd Al Mahmud'u anmak için düzenlediği sempozyuma katılan Dr. el-Karadavi: ?Çağdaş dönem âlimlerinden birçoğu baskın görüşlere aykırı düşen içtihatlarını açıklamaktan korkuyor? dedi.

El-Karadavi şu sözüyle salonda hazır bulunanları şaşırttı: ?Ben de bir erkek kendisine bir kadın elini uzatırsa musafaha edebilir? diye görüşüm varolduğu halde bunu insanlar beni yanlış anlarlar korkusundan birkaç yıl boyunca yayınlayamadım.? El-Karadavi, kadının erkekle tokalaşması için iki şart koştuğuna işaret etti: ilki zorunlu kalmak, ikincisi ise fitnenin mevcut olmaması.

Zor Durumda Erkek Kadınla Tokalaşabilir

Bu konuda, Kahire'nin kuzeyindeki Büyük Mahalle Şehrine bağlı kendi köyü Saft Turab'ı ziyaret ettiği zamanlarda yaşadıklarını örnek gösteriyor. El-Karadavi amca kızlarının, teğze kızlarının, komşu kızlarının kendisini karşıladıklarını ve ellerini uzattıklarını, bu durumda onlarla tokalaşmak zorunda kaldığını söyledi.

Bu durumda akrabalık ve büyük yaşta olma söz konusu olduğu için fitne bulunmadığını ifade ederek bir akrabanın uzanmış elini selam işaretiyle karşılamak yerinde olmaz, diyor ve bu fetvasını, ancak birkaç yıl sonra; Çağdaş Fetvalar kitabının ikinci bölümünde yayınladığını vurguladı.

El-Karadavi bu fetvasını, Şeyh Bin Mahmud'un, hacıların uçaklar yerine Cidde havaalanında ihrama girmelerini, Zilhicce'nin 10., 11. ve 12. günlerinin bitmesinden önce cemre taşlarını (hacıların şeytan taşlama esnasında kullandıkları çakıl taşları) fırlatmalarını, kurban kesenin Zilhicce'nin ilk on gününde saçını traş ettirmesini ve tırnaklarını kesmesini caiz kılan fetvalarına işaret ederek bilimsel ve ahlaki cesareti üzerine konuşmasını sunarken açıkladı.

Âlimleri Cesur Olmaya Çağırdı

El-Karadavi, âlimlerin doğruluğuna inanıp seçtikleri görüşlerini insanlara açıklayabilmeleri için ilmi ve ahlaki cesaret göstermeleri gerektiğini vurguladı.

El-Karadavi şöyle dedi: ?Orada modernist âlimler bulunmaktadır. Bu alimler, onun bunun ardından değil delillerin ardından yürümektedirler. Kimin dediğine değil, ne söylendiğine bakmaktadırlar. İçtihatları ile ilim terazisinde kıymeti olan görüşlere ulaştılar. Ancak bu görüşlerini içlerinde saklıyorlar ya da sadece çok yakınlarına söylüyorlar. Genel bir çalkantıya sebep olmak ya da özel bir hoşnutsuzlukla karşılaşma, tutucular, radikaller tarafından ünleri karalanır korkusundan insanlara açıklamaya cesaret edemiyorlar.?

Ebu Zehra Görüşünü 20 Yıl Sakladı

Dr. el-Karadavi, Ezher Üniversitesi'nin büyük âlimlerinden bir tanesi olan merhum Şeyh Muhammed Ebu Zehra'yı anımsattı ve evli kişinin zina etmesi halinde taşlanması hususundaki görüşünü 20 yıl boyunca sakladığını sonra 1972 yılında Libya'da düzenlenen ?İslam Hukuku? sempozyumunda aralarında Şeyh Mustafa El-Zerka'nın da yer aldığı ihtisas sahibi âlimlerin önünde açıkladığını söyledi.

Şeyh Ebu Zehra, evli zaninin recmedilmesinin bir yahudi kanunu olduğu, ALLAH Resulünün bu emri başta uyguladığı ancak sonra Nur Suresi'ndeki kırbaç had cezasının gelmesi ile bu emrin nesh edildiği görüşünü taşıyordu.

El-Karadavi Riya Peşinde Koşan Âlimleri Kınadı

Diğer yandan el-Karadavi yöneticilerin ve emirlerin rızalarını gözeten, heveslerine uyup onlar için istedikleri gibi kanun ve kararlar çıkarmalarını kolaylaştıran, haramı helal, helali haram kılan ya da dinden farzları çıkaran, ALLAH'ın izin vermediği kanunlar getiren fetvalar, şerhler, hileler yayınlayan âlimleri kınayarak: ' bunlar yönetimin âlimleri ya da polisin âlimleridir. ALLAH şerlerinden bizi korusun' dedi.

Aynı şekilde tutucu kesimin rızasını gözeten âlimleri, hatipleri ve davetçileri de kınayarak: ?Onların dindeki tutucu heveslerine uyuyorlar, fetvalarında en zor olanı seçiyorlar? diye konuştu. Bu noktada tutucu kesimden birçoğunun muhafazakâr, radikal bir dünyadan hoşlandıklarına, kolaylaştıran yenilikçi bir dünya istemediklerine dikkat çekti.

Âlimlerin, sofuların rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak için dinde açıkartırma piyasasına girmelerini doğrunun tarafsızlığına ve ALLAH'a ihlâsa ters düştüğünü bu yaptıklarının aslında öldürücü bir riyadan başka birşey olmadığını söyledi.

Şeyh el-Karadavi, bazılarının 'tutucu, muhafazakâr âlimler, kolaylaştıran âlimlerden daha çok ALLAH'tan korkmaktadır' sözlerine karşılık olarak da şu cevabı verdi: ?Bu büyük bir hatadır, kolaylığı öngören fetvayı veren âlim Kur'an menhecini, peygamber yolunu, özel olarak halifelerin genel olarak da sahabenin methodunu izlemektedir. Ümmetin bilgini ve Kur'an'ın ilk müfessiri olarak bilinen Abdullah bin Abbas gibi. Kendisi verdiği ruhsatlarla bilinmektedir.?
__________________
Allah'a emanet olun..

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View k@rdelen'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19.10.09, 22:23   #5
k@rdelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 k@rdelen is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

EBUBEKİR SİFİL İLE MÜLAKAT–2 “GÜNCELLENMİŞ BİR EHL-İ SÜNNET KELAMINA İHTİYAÇ VAR”


İLKADIM - Eylül-2005



Geçenlerde dünyanın tanınmış birçok İslam âlimi İstanbul’da bir toplantıya katılmıştı. Bunlardan Yusuf el-Kardavi müslümanların fiziki saldırılar kadar zihni saldırılara da maruz kaldığını söylüyordu. Yusuf el-Kardavi bağlamında modernist dini yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu tespit doğru bir tespit. Yani ılımlı İslam, ılımlılaştırılmış Amerikan İslam’ı, Laik İslam, Modern İslam, bunların hepsi aynı şeyleri ifade ediyor. Çağın hâkim değerlerine itiraz etmeyen, kendi kültürel ve kimliksel kodlarından, iddialarından vazgeçmiş, uyum sağlayan, problem çıkarmayan uslu çocuk aranıyor. Ya da İslam böyle bir kalıba sıkıştırılmak isteniyor. Bunun bir teorisi var, arka planı var, tarihi var. Ama çok özet bir şekilde böyle ifade edebiliriz. İddialarından ve kendisi olmaktan vazgeçmiş, kabul etmeye, onaylamaya hazır bir İslam. Hıristiyanlık da böyle olmuştu zaman içerisinde. Yani ilk hıristiyanların, onlara hıristiyan demeyelim, ilk muvahhid İsevilerin diyelim. Gerek yahudilerde gerek Roma devletinde siyasi baskılar, dini baskılar sonunda Pavlus ve onun öğretisine yakın olan hıristiyanlar bu dini bir devletin resmî dini haline getirdiler. Bunların çabaları sonucu böyle oldu. Her ne kadar bunlar zamanında olmadıysa da bunların ektiği tohumlar sayesinde böyle oldu ve Roma gibi bir devletin resmi dini oldu. Ama o artık Muvahhid İsevilik değil o artık Hıristiyanlıktır. İçinde gnostisizm bulunan, içinde Yahudilik bulunan, içinde putperestlik bulunan bir din, adı Hıristiyanlık. Şimdi İslam da bu şekilde bir adaptasyon süreci ile karşı karşıya. Adapte olabilir mi? Olabilir ama artık o İslam olmaz, başka bir din olur. Muvahhid İslam böyle bir adaptasyona geçit vermez. Böyle bir adaptasyona cevaz vermez. Çünkü muvahhid İslam tarih içerisinde gerek itikadi bakımdan gerek tarihsel tecrübesi bakımından böyle bir şeyi onaylaması bir yana buna alternatif üretebilecek tek din, tek sistemdir. Dolayısıyla bu Büyük Ortadoğu projesi ve sair projeler çerçevesinde öngörülen bu İslam tipleri İslam’ın yegâne alternatif olduğunu bilen çevreler tarafından üretiliyor. Yani bunlar şu anda mevcut global hegemonyanın karşısında durabilecek tek alternatif gücün, potansiyelin İslam olduğunu biliyorlar. Ve bunu bertaraf etmenin de teorik zemini olarak bu İslam tiplerini dayatıyorlar. Ben meseleyi böyle görüyorum.




Yusuf el-Kardavi ve Mezheplere Farklı Bakışı

Fakat burada bir şeyi eklemem lazım izninizle. Yusuf el- Karadavi çok değerli bir İslam âlimi gerçekten. Fransa’daki başörtü yasağını onaylayan Ezher rektörü gibi değil. Kendine mahsus dik bir duruşu var. Omurgalı bir duruşu var. Tutarlı bir söylemi, tarzı var. Fakat beni rahatsız eden bir şey var Yusuf el- Karadavi’nin söylemleri içerisinde. Bu müslümanlar arası, müslümanlar içi bir meseledir. İslam’ı günümüz insanına anlatırken, yaşamaya çalışırken, tarih içerisinde oluşmuş ve bugüne kadar varlığını taşımış, devam ettirmiş İslam mezhepleriyle Yusuf el-Kardavi’nin bir derdi var. Bunu burada mutlaka dile getirmem lazım. Bu konuda gazetede de yazdım.



Bu konuda tavrı mı var?

Evet, yani herhangi bir mezheple bağımlı kalmak, herhangi bir mezhebin mukallidi olmak ki o buna, mezhep taassubu diyor, çağdaş bir müslüman için Yusuf el-Karadavi’nin onaylamadığı bir şey. Bir de şunu söylüyor: “Global bir köy haline gelen, çok küçülmüş olan bir dünyada artık mezheplerle bir yere varamayız. Mezhep taassubunu bırakacağız, İslam’ın kolaylaştırılmış hükümleri nerde varsa onu alacağız.” Hatta daha ileri giderek şunu da söylüyor: “Kur’an ve sünnet aslında bu dini kolaylaştırdığı halde fıkıh zorlaştırmıştır. Fuzûli, gereksiz birtakım hassasiyetlerle birtakım yükler getirmiştir. Şimdi bu yükleri atıp bu fıkhı, bu dini kolaylaştırmamız lazım.”


Dikkat edin bu, Yusuf el-Karadavi’nin "sapıklıktır" dediği modernist İslam söyleminin üstüne oturduğu sacayaklarından biridir. Modernist İslam birkaç sacayağı üzerine oturuyor. Bunlardan birisi akliliktir, rasyonalitedir. Öbürü de kolaylaştırmadır. Yani modern İslam’ın ana karakterleri bunlardır. Evet, farklı yerlerden farklı argümanlardan hareket ediyorsunuz, farklı maksatlarla hareket ediyorsunuz tamam ama sapıklık dediğiniz bir akımla böyle temel bir noktada buluşmanız çok enteresandır. Bunu da bir parantez içi izahat olarak belirteyim.



Yine aynı konuyla ilgili soracağım. Şimdi Yusuf El Karadavi ile ilgili söylediğiniz şeyi de düşününce ilim adamlarına karşı ciddi bir şekilde insan dikkatli olma ihtiyacı duyuyor. Yani zihinlerimiz çok bulanıyor. Türkiye’deki ilim âlemini, ilim âleminin kalitesini nasıl buluyorsunuz? Çünkü insanların itibar ettiği ya da vitrinde en çok görünen ilim adamları söylediğiniz gibi İslam’ı kolaylaştırmak adına en esaslı olan şeyleri bile değiştirmeye, kolaylaştırmaya çalışıyorlar. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi bu, Türkiye’de İslami eğitimin, öğretimin ya da çok özel anlamıyla geleneğin belli bir noktada kesintiye uğratılmış olmasıyla yakından ilgili bir durum. Bizim klasik İslamî eğitim öğretim geleneğimiz kurumsal anlamda Cumhuriyet’le birlikte bitmiştir. Bunun yerine modern eğitim kurumları ikame olmuştur. Dolayısıyla bir yerde bitmiş olan bu geleneğin şimdi yeni yeni el yordamıyla, bireysel faaliyetlerle, temiz gayretlerle yeniden ihya edilmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Elbette eski ihtişamıyla, eski işlevselliği ile eski seviyesiyle değil ama bir damar var ve onu devam ettiriyor. Bunun tabii ki hayatın diğer cephelerini kuşatan kurumsal yapılarla anlayışlarla doğrudan irtibatı vardır.

Tek başına bir eğitim kurumu ya da tek başına bir siyaset kurumu ya da tek başına bir amelî, itikadî mesele Kur’an ve sünnetin öngördüğü biçimde ALLAH’ın rızasına ulaşılabilecek bir Cadde-i Kübra anlamına gelmez. Bunlar bu istikametin birer cüzü olarak isimlendirilebilir. Ama bir bütün olarak asla fonksiyon îfâ edemez. Eğitim de böyledir. Eğer bugün Türkiye’de birtakım siyasî mevzular, bir takım itikadî, ameli mevzular ve global meseleler hâlâ belli bir zemin üzerinde, belli bir seviye tutturulmuş olarak konuşlanmamışsa bu İslami eğitimin zayıflığından, dolayısıyla İslam adına konuşan, başta kendim olmak üzere, insanların temelinin zayıflığından ileri geliyor. Mesela, bu soruyu Pakistan’da sormuş olsaydınız size çok daha farklı bir cevap gelecekti. Çünkü orada gelenek var. O devam ediyor. Yani bir Diobendi geleneği var, mesela o akımdan gelen birisine bunu sorsaydınız çok farklı bir cevap verecekti. Biz geleneği kopmuş bir toplumuz. Bir kesinti yaşamış bir toplumuz. Dolayısıyla şu aşamada henüz el yordamıyla kendimizi, kimliğimizi keşfetmeye, yakalamaya çalışıyoruz. Bir geçiş sürecidir bu, inşALLAH sonu hayırlı olur.

Biz Türkiye’de yaşayan müslümanlar olarak modern zamanın problemleriyle karşılaştığımızda, bu problemleri çözecek esas kaynaklarla irtibatını koparmamış ilim adamlarına ihtiyaç duyuyoruz. Ancak bazen güven bunalımları yaşıyoruz. Kime güveneceğimizi bazen bilemiyoruz. Müslümanlar olarak güvenilir adres arıyoruz.

Bunu benim bir resmi işaret olarak burada size göstermem herhalde çok doğru olmaz. Ama şunu söyleyebiliriz: Kendisini ifade ederken ehlisünnet olduğunu söyleyen insanlar eğer güvenilirlik dediğimiz şeyi iç içe birkaç halka halinde düşünürsek en dıştaki halkayı temsil eder. Yani ehlisünnet çizgiyi kabul etmiş, bu çizgi üzerinde yürüme hassasiyeti taşıyan, kendini böyle ifade eden insanlar en dış halkaya geçmiştir. Onun içindeki halkaya ehlisünnetten ne anladığımız sorusunun cevabını arzu edilir tarzda verenler girebilir. Niye böyle söylüyorum? Çünkü mesela, Türkiye’de veya İslam coğrafyasının başka yerlerinde kendisine selefî diyen insanlar, kardeşlerimiz var. Bunlar da ehlisünnet olduklarını söylüyor ama temel bazı itikadî noktalarda ayrı düşünüyoruz. Bir araya geldiğimizde bu ortaya çıkıyor. Ya da çok ucuz bir mezhep söylemi üzerinden ehlisünnette olduğunu ifade etmeye çalışan kesimler var. Bu da müslüman çağdaş bir insanın çağdaş problemlerine cevap üretme adına bize arzu edileni vermiyor. Ya da herhangi bir grubun, bir ismin etrafında kümelenmiş, kendini dışarıya kapatmış, diğer ehlisünnet olduğunu söyleyen gruplarla bile hiçbir alışverişi olmayan kesimler var. Dolayısıyla bizim bir daha içeri halkaya girebilecek insanlara ihtiyacımız var ki o şudur: Tacuddin es Subki bu meşhur Tabakatu’ş-Şafiiyye yazarı bir eserinde diyor ki: Ehlisünnet dediğimiz çizgi üç ana guruptan oluşur. Bunlardan birincisi kelamcılardır. Ehlisünnet kelamcılarıdır. İkincisi ehl-i hadis dediğimiz ehlisünnet çerçevedir. Üçüncüsü de mutasavvıfadır. Ehlisünneti bu üç grup oluşturur diyor. Doğrudur. Burada belki zikredilmeyen bazı gruplar var fukaha gibi mesela, usulcüler gibi. Ama biz bunları diğer gruplara taksim ederek maksadın ne olduğunu anlayabiliriz.

Şimdi ehlisünnet dediğimiz zaman ne anlaşılması gerektiğini, geçmişte îfâ ettiği fonksiyona paralel olarak bugün ehlisünnet olduğunu söyleyen bizlere bu çizginin ne verdiği, bugünün problemlerini nasıl çözmemiz gerektiği konusunda bize nasıl ölçüler verdiği konusunda bir imal-i fikre ihtiyaç var. Yani ehlisünnet demek; tarihte yaşamış, tarihte ölmüş ve mirası bize kalmış bir anlayışı yaşatmak demek değil; ehlisünnet ölmemiş olan, varlığını devam ettirebilme yetisinde olandır. Şia bunu yapıyor mesela. Basit bir örnek verirsek: Normalde Şii teolojisinde, Şii inancında beklenen mehdi, mehdi-i muntazar gelene kadar Şiiler takiyye yapmakla yükümlüdür. Bu onlara farzdır. Fakat 79’da bir İran Devrimi oldu. Takiyyeyi bıraktı Şiiler ve kendilerini ifade ettiler en üst seviyede, en görünür biçimde. Nasıl oldu bu? Şii itkadiyyatındaki bir ufak rötuşla oldu. Velayet-i fakih dediğimiz bir kurum ihdas edildi. Velayet-i Fakih Kurumu mehdi-i muntazar gelene kadar İslam ahkâmını onun adına yürüten, icra eden insanların varlığını öngördü ve İslam Devrimi oldu.

Şimdi ehlisünnet itikadıyla uğraşan insanlar, ehlisünnet vurgusunu çok sık dile getiren insanlar var. Günümüzde ehlisünnetin mesela, ‘tarih içerisinde daimi surette sultanlarla, saltanatla, güç merkezleriyle irtibat ilişki halinde onlarla barışık olmuştur’ ithamına nasıl bir cevap veriyorlar. Bu bir ithamdır ve tarihsel olduğu kadar bugüne de bakan yönü vardır. Ilımlıdır, muhalif olmaz, muhalefete muhaliftir. Ehlisünnet konusunda böyle bir fotoğraf var. Yani ehlisünnet böyle resmediliyor. Şimdi ehlisünnet olduğunu söyleyen insanlar buna ne diyor. Tarihte ölmüş bir ehlisünnet itikadına sahip olanların buna verebileceği bir cevap yoktur. Ama yaşayan bir ehlisünnet, tarihten kökünü alan, oraya bağlı kalan ama onu yaşayan bir inanç halinde, itikat halinde hayata vaziyet eden bir kabul halinde yaşatmaya hazır insanların ehlisünnet olarak buna bir cevap üretmesi lazım. İşte bunu kastediyorum. Sorunuzun merkezi de bu. Böyle bir âlim tipi böyle bir âlim kadrosu mevcut olacak ki bu bize ehlisünnet hassasiyetini gözeterek bugün yaşayan, yaşama şansı olan ve problem çözen cevaplar üretecek. Mesele bu. Bu geçmişte ortaya konmuş doğruları aynen tekrar etmekle olmuyor. Çünkü bugünün kendine mahsus durumları var. Mesela, bugünün kendine mahsus bidat mezhepleri var. Ehlisünnet kelam âlimleri sürekli "milel-nıhel" kitapları yazmışlar. Niye yazmışlar? Her âlim kendi döneminde mevcut bidat mezhepleri tasnif etmek için, belki tanıtmak için yapmışlardır. Günümüzde kelam işiyle iştigal eden bir insan, bir ehlisünnet bilim adamının yaşayan, canlı yani update edilmiş(güncellenmiş) bir kelam kitabı yazması lazım. Günümüzde mevcut bidat kelam mezheplerini ortaya koymak için. Böyle bir çalışma göremiyoruz. O halde güncelleştirilmiş, bunu kullanırken de biraz tereddüt ederek kullanıyorum doğrusu, çünkü istismara çok açık bir ifade, güncellenmiş bir ehlisünnet kelamına dolayısıyla bunun doğuracağı diğer ilmî faaliyetlere şiddetle ihtiyaç vardır.



Bir de şöyle bir soru sormak istiyorum. Şimdi bir adamın mezhebe bağlılığı ile bir ilim adamının mezhebe bağlılığı aynı mı olmalıdır? Çünkü kendisine fetva sorulan bazı insanlar icabında verdiği cevapla mezhebinin dışında başka bir şey söylemiş olabiliyor aynı zamanda. Yani kendi mezhebinin dışına çıkmaması mı gerekiyor, mezheple irtibatı ne olmalıdır?
Şimdi bu bizim Adab-ı müfti vel müstefti tarzı kitaplarda çok yer bulmuş, çok sorulmuş ve cevabı da verilmiş meselelerden birisidir. Soru sorulan kişi yani müfti müçtehit ise kendisi içtihat eder ve cevap verir. Fakat müçtehit değilse, bir mezhebe mensupsa mensup olduğu mezhebin hükümleri doğrultusunda fetva verir. Eğer kendisine soru soran kişi soru sorduğu konuda araştırma yapabilecek, derine inebilecek kapasitede birisiyse o delilleri serdeder ve hangisinin tercih edilmesi gerektiğini ona izah eder yani ona yol gösterir. Ama soru soran kişi avamsa, delilden falan anlamıyorsa durumuna bakar ve o kişinin durumuna uygun, mensup olduğu mezhepteki muteber kavil neyse onunla fetva verir. Fetva verirken fetva soran insan bakımından göz önünde tutulması gereken kriterler vardır. Bunlardan birincisi o insanın şahsî durumudur. Mesela, maddî durumudur veyahut sağlık, hastalık durumudur soruyla ilgili olarak. Veya ilimdeki kapasitesidir, seviyesidir. Veya ait olduğu mezheptir. Bu kriterler göz önünde tutularak o kişiye cevap verilir. Yani bu sorunun bir tek cevabı yok.

http://www.ebubekirsifil.com/index.p...=soylesi&no=10
__________________
Allah'a emanet olun..

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View k@rdelen'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için k@rdelen kullanıcısına teşekkür edenler:
Vukuf-i Kalbi (20.10.09)
Alt 26.10.09, 09:38   #6
k@rdelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 k@rdelen is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Yeri gelmişken el-Karadavi'nin, İbn Teymiyye'ye ittibaen Cehennem'in kâfir ve müşrikler için de ebedi olmadığı görüşünü benimsediğini bir not olarak eklemiş olalım..

Kaynak: Ebubekir Sifil, Milli Gazete, 13 Haziran 2005

Yusuf el-Karadâvî Mezhebsiz mi?
Yusuf el-Karadâvî: Nisbesi genellikle yanlış (Kardâvî tarzında) zikredilir. Doğrusu –Mısır'daki Karada kasabasına nisbetle– Karadâvî'dir. Eserlerinde herhangi bir mezhebi iltizam etmeme tavrıyla ön plandadır.

Kaynak: Ebubekir Sifil, Milli Gazete, 19 Haziran 2004




Yahudi başbakanı Barak 99% oranda oy kazandığında bunu bir şekilde dile getirmeye çalışan Yusuf el-Karadavî şöyle demiştir:Allâh kendini insanlara sunmuş olsaydı bu oranda oy alamazdı

Bu sözünü bizzat dinlemek isteyen .. ->[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Karadavi hakkında Arapça dilinde yazılmış 368 sayfalık bir reddiye -> [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

el-Karadavi Allâh’tan, Peygamberinden ve insanlardan hiç utunmadan Peygamber Efendimiz hakkında şöyle demiştir:


“Muhammed teşri’(şer’i hükümleri bildirmekte) hususlarında, içtihat ederdi hem doğru içtihat ettiği olurdu hem de hata ettiği de olurdu. İşte ben de içtihat ederim doğruyu da söylerim hata da ederim

Bu söz ise Allâhu Teâlâ’nın şu kavline zıttır : (وَماَيَنْطِقُ عَنِ الهَوَى*إِنْ هُوَ إِلاوَحْيٌ يُوحَى) (En-Necm suresi, 4. ayet) Manası: “Peygamberin Dinle ilgili söyledikleri kendi hevasına (nefsinin arzuladığı şeylere) değil vahyedilen vahye dayanır.”


El-Karadavi bununla da kalmayarak müslüman bayanlar için:

“Müslüman bayanın avrupada ehli kitaptan olan (yahudi veya hristiyan olan) bir erkekle evlenmesi caizdir (sakıncasızdır)”
demiştir.

Halbuki bu söz, müslüman bayanın kafir olan erkekle evlenmesinin haram kılındığı ifade eden Allâh’ın şu kavline zıttır: (لاَهُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلاَهُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ) (El-Mumtehineh suresi, 10. ayet)

Manası: “Ne o (müslüman olan) bayanlar onlara (küfür üzerinde olan kimselere) helaldir ne de onlar (küfür üzerinde olan kimseler) o bayanlara helaldirler”
__________________
Allah'a emanet olun..

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View k@rdelen'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
bazı, eserlerinden, faydalanabilirmiyiz, şahısların

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dua Konusunda Bazı Hadisler DarknessLife HADİS 0 18.04.09 21:47
Bazı tasavvufi kavramlar alirıza TASAVVUF 0 02.04.09 23:35
Islaha Muhtaç Bazı Tv Kanalları Zümra TARTIŞ-YORUM 1 04.12.08 10:31
Bazı Tesbihler ve Faziletleri Ahmed Naina HADİS 1 09.11.08 14:50
bazı bölümlere giremiyorum yusufsunetci İSTİŞARE 1 17.09.08 18:19

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:37 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.