| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,836 | Üyeler: 10,668 | Online: 246 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06.01.10, 20:54   #1
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Allahın Hükümleri,Yani Kanunları İle Hükmetmeyen Kafir Olur mu,Olmaz mı?

Allahın Hükümleri, Yani Kanunları İle Hükmetmeyen Kafir Olur mu, Olmaz mı.?

Ümmetin câhilleri veya dünyâ perestleri bu mes'elede de, iki bâtıl arasında helâk olmaktadırlar. Kimileri toptan bir şekilde her hâlükârda ‘kâfir olur’ demekle ifrât, kimileri de ‘hiçbir şekilde olmaz’ demekle tefrît belâsına mübtelâ olmaktadırlar.

Halbuki Allah celle celâlühû’nun hükümleri, kanunları ile hükmetmemek dört şekilde olur:

Birincisi: Bu işi mübâh kabûl etmeden, günâhını kabûllenerek, hafîfe ve alaya almadan veya Allah celle celâlühû’nun hükmüne zıt ve ya alternatif bir hüküm/kanun vaz’ etmeden. Burada günahkâr olur; kâfir olmaz.

İkincisi:
Bu işi mübâh kabûl ederek, günâhını kabûllenmeyerek, hafîfe ve alaya alarak veya Allah celle celâlühû’nun hükmüne zıt veya alternatif bir hüküm, kanun va’zederek. Burada kâfir olur.

Üçüncüsü: Allah celle celâlü hû’nun hükmünün naslarda açıkça bulunmaması veya bulunan nassların sübûtunda yâhud ma'nâyı göstermesinde kesinlik olmayıp zann olması hâlinde ictihâd seviyesinde ilim sâhibi olmayanın Allah’ın hükümleriyle hükmetmemesi. Burada, yukarıdaki maddenin günahının aşağısında da olsa günâha girilir.

Dördüncüsü: Allah celle celâlühû’nun hükmü/kanunu nasslarda açıkça bulunmaması veya bulunan nassların sübûtunda yâhud ma'nâyı göstermesinde kesinlik olmayıp zann olması hâlinde ictihâd mertebesinde ilim sâhibi olanların ictihâd edip yanılması sûretiyle Allah'ın hükümleriyle hükmetmemesi. Bu takdîrde müctehid ne küfre, ne de günaha girer; aksine sevâb bile alır.

İmam Nesefî, Medârik’inde şöyle demiştir:

[1]İbnu Abbâs radıyellâhu anhumâ, Allah celle celâlühû’nun hükümleriyle, onları inkâr ederek hükmetmeyen kâfir, inkâr etmeden hükmetmeyen de zâlim ve fâsıktır, İbnu Mes’ûd da bu hitâb Yehûdîleri de başkalarını da içine almaktâdır, demişlerdir.

KÜFÜR SİSTEMİNDE İŞE GİRMEK, VAZÎFE ALMAK CÂİZ MİDİR, KÜFÜR MÜ DÜR?


Bu husûsta da yukarıdaki manzaranın aynısı ile karşılaşmaktayız.

Oysa bu da dört çeşit olur:

Birincisi: Girilen iş küfür işi ise; yapılacak işlerde veya konuşulacak sözlerde küfür varsa. Falanca kâfirin küfür ilkelerini övmek, kat’î olarak dînden olan şeyleri yermek gibi. Bu takdîrde, şu küfür sözler veya işler, ya münâkaşasız kat’î küfürdürler, ya da küfür olup olmadıkları müctehidlerce tartışmalıdır. Kat'î küfür iseler, böyle bir işe giren elbette küfre girmiş olur. Tartışmalı ise küfründen korkulur. Böyle bir kimse küfürle suçlanmaz ise de küfre girmek ihtimâliyle korkutulur.

İkincisi: Girilen iş harâm bir iş ise. Bir kadının başını açarak veya açmadan erkeklerin arasında veya bir kişinin şarab fabrikasında, yâhud heykel atölyesinde çalışması gibi. Bu takdîrde şu günah ya tartışmasız kat’î bir günahdır veya değildir. Tartışmasız değilse, kat’î ise böyle bir işe giren onu günah saymazsa kâfir olur; günah sayarak işe girerse sadece günahkâr olur. Tartışmalı bir günah ise, ister günah kabûl ederek, isterse etmeyerek işe girerse, sadece günahkâr olur. Ancak günah saymamasının günâhı, diğerinden daha büyüktür.

Üçüncüsü: Girilen iş mübâh bir iş ise. Odunculuk, demircilik ve kömürcülük gibi.Bu takdîrde o işe girmekle mücâvir başka haramlar işleniyorsa bu işe girmek de harâm dır. Bu harâm kat’î bir harâmsa ve iş mübâh sayılıyorsa yine küfre girilir. Mübâh sayılmıyorsa, sadece günahkâr olunur. İslâmî Şahsiyyete leke gelip gelmediği de mes’elenin hükmünde tesiri olur.

Dördüncüsü: Yapılan iş meşrû bir iş ise ve gayri meşrû’ işlere bulaşılmıyor ise, bu işe girmek ne küfürdür, ne de haramdır. Girip girmemenin hangisinin evlâ olduğu tartışmalıdır. Bu işe girmekte Ümmet’in zararının olup olmaması ve ya maslahatının bulunup bulunmaması her halde mes’elenin hükmü nü değiştirecektir. Başka meşrû’ ol mayan işlere bulaşılıyorsa, mes'ele yukarıdaki maddelere döner.

Allâme Cessâs Ahkâmu’l-Kur’ân’ında, Müslümanlara zâlimlerin, kâfirlerin, fâsıkların ne imâm ne kadı ve ne de bir başka âmir olamayacağını anlattıktan sonra, Kadı Şureyh gibi Tâbiîn’in büyüklerinin “en fâcir”, “en zâlim” ve “en kâfir” kimselerden kadılık gibi vazîfeler almasını câiz görüyor ve şöyle diyor:

Kâdı, tek başına âdil bir kimse ise, ve zâlim bir devlet reîsinden kâdılık aldıysa, hükümleri geçerli ve mahkemeleri sahîhtir.
Onların, yani imâmların -fâsıklar ve zâlimler olmalarına rağmen- arkalarında namaz kılmak câizdir. Bu sahîh bir mezhebdir. Bunda, O’nun (İmam Ebû Hanîfe’nin) mezhebinin, “fâsık olan bir kimsenin devlet reîsi olmasını câiz görmek” demek olduğuna delâlet yoktur. Bu böyledir, çünki kâdı âdil olursa sadece hükümleri yerine getirme imkânı ve zâlim devlet reîsinin zorla dayattığı hükümlerini kabûl etmekten kaçınma kudreti ve gücü sebebiyle kâdı olur. Bu husûsta kâdıyı o vazîfeye getiren kimseye bakılmaz. Çünki onu o vazîfeye getiren, diğer yardımcıları mesâbesindedir. Kâdının yardımcılarının âdil kimseler olması şartı yoktur. Baksana, bir belde ahâlisinin sultânları olmasa, içlerinden âdil bir adamı kâdı ta'yîn etmekte söz birliği etseler ve verdiği hükümleri kabûl etmekten sakınan kimselere karşı onun yardımcıları olsalar, o kâdının her ne kadar imâm yâhud sultân tarafından velâyeti bulunmasa da hükümleri geçerli olur. İşte bu esâsa dayalı olarak, kâdı Şureyh ve Tabiîn’in kâdıları Benû Umeyye tara fından verilen kâdılık vazîfelerini üst lenmişlerdir. Şureyh Haccac günle rinde Kûfe’de kâdı idi. Ne Arablarda, ne de Mervan ailesi içerisinde Abdülmelik’ten daha zâlim, daha kâfir ve daha fâcir hiç kimse yoktu. Onun vâlileri arasında da Haccac’ dan daha kâfir, daha zâlim ve daha fâcir hiç kimse yoktu…[2]

Zafer Ahmed et-Tânevî, İ’lâu’s-Sünen’in bir mü’minin kâfirin işin de çalışması câiz midir, değilmidir? bahsinde şöyle demektedir:

“Bu bâbın hadîsi,[3]bir müslümanın kâfire işçilik yapmasının câizliğini göstermektedir. İmâm Buhârî bunun için Sahîh’inde şu sözüyle bir başlık atmıştır:

“Dâru’l-Harb’de, bir Müslüman, müşrik bir kimseye işçilik yapabilir mi”?

Buhârî, burada, Habbab’ın hadîsini getirmiştir ki, o zaman müşrik olan Âs İbnu Vâil’in işinde çalışan bir müslümandı ve Mekke’de idi. Mekkede o zaman Dâru’l-Harb idi. Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem bu nu gördü ve (i'tirâz etmeden) takrîr buyurdu.


İmâm Buhârî, bununla beraber kesin hüküm vermedi. Çünki bu cevazın zarûret kaydıyla kayıdlanma ihtimâli vardı. Yâhud da bu cevaz müşriklerle harb etmek ve bağları koparmak emrinden evvel olabilirdi veya müslümanların kendilerini zelîl kılmamaları emrinden önceydi.
[Belki de metne koyduğumuz bu bâbın hadîsi, Onun şartına göre olmadığından dolayı, ona göre sahîh değildi; veyâhud, müşriklerle Ehl-İ Kitâb arasındaki bir fark olduğu kanâtin de idi...]

Mühelleb şöyle demiştir:

Ehli ilim bunu mekrûh görmüştür. Ancak iki şarta bağlı olarak zarûretten dolayı yapılması bundan müstesnâdır. Bu iki şarttan birisi, yaptığı işin Müslümanlara helâl olan bir iş olması, diğeri de zararı Müslümanlara dönecek bir şey üzerine ona yardımcı olmamasıdır.

İbnu’l-Münir şöyle demiştir:

Mezheblerin görüşü, sanatkârların kendi dükkanlarında, zımmîlere iş yapmasının câizliği üzerinde karar kılmıştır. Bu, zilletten sayılmamıştır. Ama zımmînin evinde ona hizmet etmesi, veyâhud da ona tabi olma yoluyla çalışması böyle değil dir. Allah celle celâlühû en iyisini bilir. Fethu'l-Bârî’den nakil son bul du. [4](İ’lâ’dan Nakil Bitti.)

Bir zaman önce kimileri tavuktan veya balıktan da kurban kesilebileceğini söyleyerek sirk tabloları çizmiş, ama buna gülünüp geçilmişti. Şimdilerde de bir başkası, iki yaşından küçük olan büyükbaş hayvandan da kurban kesilebileceğini iddiâ edebilmektedir; ancak belli ki kimilerince ciddiye alınmaktâdır. Ön ceki zavallının ictihâd ehliyyeti olma dığından, berikinin ise eski müctehidlerin tamamını çöpe fırlatacak kadar kavî bir “müctehid”(!) olduğundan zâhir ki, birilerince ciddiye alınabilmektedir. İşi gücü dînin altını oymak olan şu densizlere artık “yeteeer… kes şu şaklabanlığı!..” diyebilecek, kâfî miktarda dînî salâbeti ve îmân hamiyyeti olanlar tükenmiş olmalı ki, kimseden ses bile çıkmamaktadır!...

Çok yanıyla fâiz muâmelesi şâibesi taşıyan veya yüzde yüze yakın bir ihtimâl ile başkalarının fâiz muâmelesine yardımcı olmak cinâyeti bulunan kredi kartı ile yapılan alış verişler sanki câizmiş gibi, onunla kurban da alınabileceği saçma fetvâsı verilmekte… Ne yazık ki, sâhibsiz bırakılan şu dîn, çoluk çocuğun oyuncağı hâline getirildi. Konuştukları hezeyân mertebesini bile aşmayan müctehidlerle (!) bu dînin başı iyice dertte…

Kurban kesmek, kişinin, belki en kıymetli varlığı olan çocuğunu Allah’ın emrine fedâ etmenin bir sembolü.. O aslınde zavallı bir hayvanı değil, yavruyu kesmek demektir. Allah celle celâlühû içün en küçük fedâklardan bile uzak duranların böyle bir ulvî ma'nâyı çarçur etmek sahtekârlığını sergilemekten başka ne yaptıklarını zannederler?!.. Bir yanda böylesi hazîn tablo…

Öte yanda da, ehl-i küfrün enderûnlarında beyinleri tahrib edilen ve yürekleri zehirlenen bir nesil… Âlim pozlarında insanları kandırmak ve dinlerini tahrib etmek vazifesi ile vazîfelendirilen kimselerin tehlikesi ne yazık ki müslümanlar tarafından yeterince anlaşılamamıştır. Günbe gün kan kaybeden sahîh İslâm anlayışı, şunların cinayetiyle -Müslümanların çoğuna nisbetle- sona doğru yaklaşmaktadır. Mes’ûliyetsiz bir şekilde İslâm namına söylenen zehirli sözler hiçbir mü'minin umurun da bile değil... İslâm âlimlerine rahat bir şekilde iftirâlar edilebilmekte ve hakâretler yapılabilmektedir. Buna rağmen kimsenin kılı bile kıpırdamamaktadır!..

Dipnotlar.

[1] Tefsîr-i Nesefî, Medârik (1/289), Edâ Neşriyyât.
[2] Ebû Bekir el-Cessâs, Ahkâmu’l-Kur’ân (81-82)
[3] Hazreti Ali radıyellâhu anhu’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Bir defasında şiddetli bir şekilde acıkmıştım. Çıktım Medîne avâlisinde iş arıyordum. Bir kadınla karşı karşıya geldim. Sıkı toprak toplamıştı. Onun su istediğini zannettim. Ona vardım. Her bir kova için bir hurmasına onunla kesin sözleştim. Onaltı büyük kova sarkıttım. Tâ ki ellerim sertleşmişti. Sonra suya vardım ve ondan içtim. Sonra kadına vardım. Ona bana hurma vermesi için iki elimi uzattım. Bana on altı hurma saydı. Nebî sallellâhu aleyhi ve sel lem’e vardım ve ona bundan haber verdim. O da hurmalardan benimle beraber yedi.”
Bunu Ahmed İbnu Hanbel rivâyet etmiş, Hâfız İbnu Hacer’de isnâdının güzel olduğunu söylemiştir.
Bunu, İbnu Seken’in sahîh bulduğu bir senedle İbnu Mâce de rivâyet etmiştir. Neylü’l-Evtâr (5-170) Bunu İbnu Mâce Ebû Hureyre hadîsinden de rivâyet etmiştir, lâkin o Ensâr dan bir adamın kıssası idı ki, Resûlül lah sallellâhu aleyhi ve sellem’in yü zünde açlık eseri görmüştü de arama ya çıkmıştı. Bir de bakmıştı ki Yehû dî’nin birisi hurma sulamaktadır. Her bir kovası bir hurmaya olmak üzere onunla anlaşmıştı. İki sa’ (hurma tuta cak kadar) kadar su çekmişti. Onları Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’e gö türdü. Hadîs(in nakletmeyi murâd ettiği miz kısmı) kısaltılarak son buldu.. Senedinde Abdullah İbnu Saîd İbni Ebî Saîd el-Makbûri vardır ki, o met rûk bir râvîdir. [İ’lâu’s-Sünen:16/198-199]
[4] Et-Tânevî, İ’lâu’s-Sünen (16/198-199)
[5] İ’lâu’s-Sünen (7/247)
[6] İ’lâu’s-Sünen (17/244-253
م
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 8 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (09.01.10), drejj (09.01.10), efna (09.01.10), ERCANLI (06.01.10), MillîGenclik (06.01.10), muallim (06.01.10), Muttaki (09.01.10), sina (06.01.10)
Alt 06.01.10, 21:34   #2
sina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Akademi
Üye No : 794
Üyelik tarihi : 12-10-2008
Konuları : 810
Mesajlar : 2,176
Teşekkürleri: 1,456
1,275 mesajına 2,596 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 sina is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 04.02.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Allah razi olsun ...

İkrime şöyle demektedir:
"Hak Teâlâ'nın, "Kim Allah'ın İndirdiğiyle hükmetmezse..." ifadesi, hem kalbi, hem de lisanıyla inkâr edenleri içine almaktadır.
Kalbiyle onun Allah'ın hükmü olduğunu bilip, sonra da lisanıyla onun Allah'ın hükmü olduğunu ikrar edip de, buna zıt olan şeyleri yapan kimseye gelince, o da Allah'ın indirdiğiyle hükmetmiş; ama onu bilfiil yapmamış olur.
Binaenaleyh, böyle bir kimsenin bu âyetin hükmüne dahil olması gerekmez..."
İşte, sahîh olan cevap budur. Allah en iyi bilendir.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
Allah ihmâl etmez, imhâl eder.


View sina'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için sina kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
efna (09.01.10), muallim (09.01.10), Vukuf-i Kalbi (06.01.10)
Alt 06.01.10, 22:06   #3
Birikim_1453 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Nizam
Üye No : 89
Üyelik tarihi : 11-08-2008
Nereden : İslambol
Konuları : 7
Mesajlar : 371
Teşekkürleri: 85
148 mesajına 276 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4 Birikim_1453 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 17.04.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Şu vaziyette bir soru. Halkbankasında işe başlamak ve çalışmak, faiz işin içine girdiği için haram mıdır?Bu soruya nasıl bir cevab verilebilir?
View Birikim_1453'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 06.01.10, 22:08   #4
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 20.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
Birikim_1453´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
Şu vaziyette bir soru. Halkbankasında işe başlamak ve çalışmak, faiz işin içine girdiği için haram mıdır?Bu soruya nasıl bir cevab verilebilir?


4. Maddede bu işlenmiş.
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 06.01.10, 22:39   #5
ERCANLI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Akademi
Üye No : 348
Üyelik tarihi : 31-08-2008
Mesleği : öğretmen
Nereden : İSTANBUL
Konuları : 95
Mesajlar : 3,078
Teşekkürleri: 1,231
837 mesajına 1,210 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 ERCANLI will become famous soon enough
Son Aktivitesi : 10.04.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Kredi kartıyla kurban hadisesi var gerçekten..

Karmaşıkların içinde doğruyu bulmak, yaşamak zor..
__________________
Ayrıca söylenmez
Biz çetin adamız ha..
ACZ
View ERCANLI'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 09.01.10, 10:20   #6
efna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Azimli Üye
Üye No : 6503
Üyelik tarihi : 29-12-2009
Konuları : 13
Mesajlar : 77
Teşekkürleri: 93
58 mesajına 134 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 efna is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 13.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart


Ruhul Furkan derslerinde bu konuyu detaylı işleyince daha iyi anlamıştım mevzuyu.
Aslında biraz daha açarsak konuyu sanırım daha anlaşılır olucaktır.Çünkü Maide suresi 44.deki "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse,işte onlar kafirlerin ta kendisidir" mealini selefiler,hariciler delil göstererek günah işleyen herkesi kafir saymışlardır.Onları tekfir etmeyende ayrıca kafirdir demişlerdir.Oysaki Ruhul Furkan'da okuduk ve öğrendik ki,bu ayet özellikle yahudiler hakkındadır.Tevrat'ta zinanın cezasının ne olduğunu bildikleri halde,yahudilerin Peygamberimizi hakem tayin ettikten sonra onun verdiği hükmü kabule yanaşmayıp ruhsat aramak için hak olduğuna inandıkları hükümden batıl olduğunu bildikleri hüküme sapmalarına Allah tarafından bir hayrete düşürme vesilesi ile indirilmiş bir ayettir.Tefsirde bildirilen rivayetlere göre bu ayet ve ayetin öncesindeki 3 ayet islam ehli hakkında değildir.Ayetin tamamı kafirler hakkındadır.Çünkü onlar Allah'ın Tevrat'taki açık hükmünü özellikle zina ve recm hakkındaki,inkar edip bunun farz olmadığını söyleyince kafir olmuş böylece ne Musa(as)'a nede hz.Muhammed(sas) iman edenler vasfına müstahak olmamışlardır.
Bu görüş ulemenın görüşüdür ve hadislerle nakledilmiştir tefsir kitabında.Müslim'den rivayetlede bildirilirki, "Bu üç ayeti kerimede kafirler hakkındadır".
Ebu Davud'tan rivayetlede nakledildiğine göre, bu ayeti kerime yahudilerden kureyza ve beni nadır kabileleri hakkındadır.
Yani bu ayeti kerime bütün insanlar hakkında umumi olmayıp sadece yahudi ve kafirlere mahsustur.

Ayrıca
İbn Abbas'ın beyanlarına göre,bu ayette gizli bir kayıt vardırki,
Her kim Kuranı reddederek ve Hz.Peygamber'in(sas) sözünü inkar ederek Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse o kafirdir.
Bu manaya görede,yukarda da geçtiği gibi eğer umama yönelik olsa bile Kuran ve Hadisi kabul ettiği halde,haram işlediğini bilerek Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmeden kişi kafir olmaz.

Fakat tefsirin sonunda konu toparlanırken denilirki,bu ümmetinde yahudilere tıpa tıp uyacağı bir çok hadiste bildirilmiş olduğu için bu meselenin hükmü umumi kabul edilir.

Allah (cc) razı olsun Vukuf-i Kalbi'den
__________________
.


İtikad ile yumuyorum gözlerimi..
Huzurunda güçlü olmama yardım et Rabb'im / ..Affet
View efna'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için efna kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
muallim (09.01.10), Muttaki (09.01.10), Vukuf-i Kalbi (09.01.10)
Cevapla

Etiket
allahın, hükmetmeyen, hükümleri, kafir, kanunları, olmaz, olur, yani, İle

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Dini nikah ve resmi nikahın hükümleri aynımıdır? Ef'al-i Kulub ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ 27 02.12.10 13:17
Miras hükümleri kelimesi ile ilgili ayetler Sükut-u Leyl K,L,M,N 0 28.06.09 23:51
Islam hukuku dinde reform olmaz , dini anlamada reform olur ! ybsakarya54 KURAN-i KERİM 1 16.05.09 21:53
gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur Seida GENEL EDEBİYAT 0 12.05.09 13:35
CHP'li olur da stand-up'çı olmaz mı? akinci_gençlik37 ÜLKEMİZDEN HABERLER 25 30.11.08 15:06

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:54 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.