| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,836 | Üyeler: 10,668 | Online: 246 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15.01.10, 08:09   #1
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart İslamiyetten Kıl Kadar Ayrılmamak Ve Ehl-i Sünnetin Önemi

İslamiyetten Kıl Kadar Ayrılmamak Ve Ehl-i Sünnetin Önemi


İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabında bildirdikleri İslamiyetten kıl kadar ayrılmamak ve Ehl-i Sünnetin önemi hakkındaki mektublarından derlenmiştir:


*59. Mektubdan:

Bu mektûb, yine seyyid Mahmûda yazılmışdır. Ehl-i sünnet vel cemâate (rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) uymıyanların, Cehenneme girmekden kurtulamıyacağı bildirilmekdedir:

Hak teâlâ, hepimize islâmiyyet yolunda yürümek ihsân eylesin. Kendisine esîr eylesin! Kıymetli mektûbunuz ve tatlı yazılarınız, bu fakîrleri çok sevindirdi. Büyüklerimize olan sevginizi ve onlara karşı ihlâsınızı okumakla mesrûr olduk. Allahü teâlâ, bu nimetini dahâ artdırsın! Nasîhat istiyorsunuz. Yavrum! Sonsuz kurtuluşa kavuşabilmek için, üç şey, muhakkak lâzımdır:

İlm, amel, ihlâs. İlm de, iki kısmdır: Birisi yapılacak seyleri öğrenmekdir ki, bunları öğreten ilme (Fıkh ilmi) denir. İkincisi, itikâd edilecek, kalb ile inanılacak şeylerin bilgisidir ki, bunları bildiren ilme (İlm-i kelâm) denir. İlm-i kelâmda Ehl-i sünnet vel cemâat âlimlerinin, Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i serîflerden anladığı bilgiler vardır. Cehennemden kurtulan, yalnız bu âlimlerdir. Bunlara uymıyan, Cehenneme girmekden kurtulamaz. Bu büyüklerin bildirdiği itikâddan kıl ucu kadar ayrılmanın, büyük tehlüke olduğu, Evliyânın keşfi ve kalblerine gelen ilhâm ile de anlasılmakdadır. Yanlışlık ihtimâli yokdur. Ehl-i sünnet âlimlerine uyanlara, onların yolunda bulunanlara müjdeler olsun. Onlara uymıyanlara, yollarından sapanlara, onların bilgilerini beğenmiyenlere ve aralarından ayrılanlara, yazıklar olsun! Ayrıldılar, başkalarını da sapdırdılar. Mü'minlerin Cennetde Allahü teâlâyı göreceklerine inanmıyanlar oldu. Kıyâmet günü, iyilerin, günâhlılara şefâat edeceklerine inanmıyanlar oldu. Eshâb-ı kirâmın (aleyhi-mürrıdvân) kıymetini ve yüksekliğini anlamıyanlar ve Ehl-i beyt-i Resûlü (radıyallahü anhüm) sevmiyenler oldu.

Ehl-i sünnet âlimleri (rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) diyor ki: "Eshâbı kirâm (aleyhimürrıdvân) kendileri arasında, en yükseği, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk oldugunu sözbirliği ile söylemişdir". Ehl-i sünnet âlimlerinden,
Eshâb-ı kirâm üzerindeki bilgisi çok kuvvetli olan, imâm-ı Muhammed bin İdrîs-i Şâfiî (rahmetullahi aleyh), buyuruyor ki: "Fahr-i âlem (sallallahü aleyhi ve sellem) âhıreti şereflendirdigi zemân, Eshâb-ı kirâm, aradı, taradı, yeryüzünde hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîkdan dahâ üstün birini bulamadı. Onu halîfe yapıp emrine girdiler". Bu söz, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîkın, Sahâbenin en üstünü olduğunda, müttefik olduklarını göstermekdedir. Yanî Eshâb-ı kirâmın en yükseği oldugunda icmâ-i ümmet bulunduğunu göstermekdedir. Icmâ-i ümmet ise seneddir, şübhe olamaz. Ehl-i beyt için ise, "Ehl-i beytim, Nûh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Binen kurtulur, binmiyen boğulur" hadîs-i şerîfi yetişir. Büyüklerimizden bazısı buyurdu ki, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Eshâb-ıkirâmı yıldızlara benzetdi. Yıldıza uyan, yolu bulur. Ehl-i beyti de, gemiye benzetdi. Çünki gemide olanın, yıldıza göre yol alması lâzımdır. Yıldızlara göre yürümezse, gemi sâhile kavuşamaz. Görülüyor ki, boğulmamak için, hem gemi, hem yıldız lâzım olduğu gibi, Eshâb-ı kirâmın hepsini ve Ehl-i beytin hepsini sevmek, saymak lâzımdır. Birini sevmemek, hepsini sevmemek olur. Çünki, insanların en iyisinin sohbeti ile şereflenmek fazîleti, hepsinde vardır. Sohbetin fazîleti ise, bütün fazîletlerin üstündedir. İste bunun için, Tâbi'înin en üstünü olan Veysel Karânî, Eshâb-ı kirâmın en aşağısının derecesine yetişememişdir. [Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) îmânı var iken görenlere (Eshâb ) denir. Göremiyen, fekat Eshâbdan birini görenlere (Tâbi'în) denir.]

Hiçbir üstünlük, sohbetin üstünlüğü kadar olamaz. Çünki, sohbete kavuşanların [yanî Eshâb-ı kirâmın] îmânları, sohbetin bereketi ve vahyin bereketi sâyesinde, görmüş gibi kuvvetli îmân olur. Sonra gelenlerden hiçbir kimsenin îmânı, bu kadar yüksek olmamışdır. Ameller, ibâdetler, îmâna bağlıdır ve yükseklikleri, îmânın yüksekliği gibi olur. Eshâb-ı kirâm (aleyhimürrıdvân) arasındaki uygunsuzluklar ve muhârebeler iyi düşünceler ve olgun görüşler ile idi. Nefsin arzûları ile ve cehâlet ile değildi. İlm ile idi. İctihâd ayrılığından idi. Evet bir kısmı ictihâdda hatâ etmişdi. Fekat, Allahü teâlâ, ictihâdda hatâ edene, yanılana da, bir sevâb vermekdedir.

İşte, Eshâb-ı kirâm (aleyhimürrıdvân) için, Ehl-i sünnet âlimlerinin tutduğu yol, bu orta yoldur. Yanî, taşkınlık da, gevşeklik de etmeyip, doğruyu söylemişlerdir. En sâlim ve sağlam yol da budur.


*69. Mektubdan:

Sözün özü sudur ki, kurtulus yolu, ancak Ehl-i sünnet vel-cemâate uymakdır.
Allahü teâlâ, onların sözlerine, işlerine, îmân edenleri ve ibâdetlerdeki bildirdiklerine uyanları çoğaltsın! Çünki, Cehennemden kurtulacağı müjdelenmiş olan bir fırka, bunlardır. Bunlardan başka olan fırkalar, helâk olacak, felâkete sürüklenecekdir.
Bugün bir kimse, böyle olduğunu bilse de, bilmese de, yarın herkes anlayacakdır. Fekat, o zemân fâidesi olmayacakdır. Yâ Rabbî! Ölüm bizi uyandırmadan önce, sen bizi uyandır!


*71. Mektubdan:

Allahü teâlâya şükr etmek için, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiğine uygun bir itikâd edinmek lâzımdır. Çünki, Cehennemden kurtulan, yalnız bu fırkadır. Itikâdı düzeltdikden sonra, islâmiyyete uygun hareket etmelidir. İslâmiyyeti de, bu fırkanın müctehidlerinin kitâblarından öğrenmelidir. [Dinden haberi olmıyan, reformcu müftîden, câhil hâfızdan, dinsizlerin, gençleri aldatmak için gazetelerdeki, dîni medh eden, aldatıcı yazılarından öğrenmemelidir.] Bundan sonra, Ehl-i sünnetden olan, tesavvuf büyüklerinin gösterdigi yolda [Kalbi] tasfiye ve [Nefsi] tezkiyeye sıra gelir.

Şükrün bu üçüncü kısmı, şart değilse de, fâidesi pek büyükdür. Fekat, iki önceki kısm şartdır. Çünki, islâmiyyetin aslı, temeli bu ikisidir. Islâmiyyetin kemâli, olgunlaşması ise, üçüncü kısm ile olur. Bu üç kısm, yanî Ehl-i sünnet itikâdı ve islâmiyyetin emrleri ve tesavvuf büyüklerinin yolu dışında kalan herşey, sıkıntılı riyâzetler ve şiddetli mücâhedeler olsa dahî, hep günâhdır ve itâatsizlikdir ve şükr etmemekdir. Hind Berehmenleri ve eski Yunan felesofları, çok riyâzet ve mücâhede yapdı. Fekat, Peygamberlere (aleyhimüsselâm) uymadıkları için, Allahü teâlâya şükr değil, günâh oldu. Hiçbiri kabûl edilmedi. Kıyâmetde Cehennemden kurtulamıyacaklardır.

O hâlde, seyyidimizin, Efendimizin, kurtarıcımızın ve günâhlarımızın afvı için sefâatcimizin, kalblerimizi, rûhlarımızı tedâvî eden mütehassısımızın, yanî Muhammed Resûlullah (sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve sellem) Efendimizin yoluna ve Onun dört halîfesinin yoluna yapısınız! Onun dört halîfesi (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) hidâyete ulaşdırıcı, seâdete erdiricidir. Allahü teâlâ, bu yolda gidenlerden râzı olur.


*75.Mektubdan:

Allahü teâlâ, size selâmet ve âfiyet versin! Dünyâ ve âhıret seâdetlerine kavuşmak için, dünyâ ve âhıretin Efendisine (aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ) uymak lâzımdır. Ona uymak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak, önce itikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundan sonra, o büyüklerin Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden anlayıp bildirdikleri halâl, harâm, farz, vâcib, sünnet, mendûb, mubâh ve müstebeh [şübheli] bilgilerini öğrenmek ve bütün işlerini bunlara uygun olarak yapmak lâzımdır. Bu iki itikâd ve amel kanadları elde edildikden sonra, eğer ezelde mesûd olmuş ise, mukaddes âleme uçmak nasîb olur. Bu iki kanat olmadan yükselmek olamaz. Bu alçak dünyâ, arkasından koşmağa değmez. Bunun, malının, mevkıinin değeri yokdur ki özenilsin. Değerli, kıymetli şeyleri aramalıdır. Allahü teâlâ, herşeyi bir sebeble yaratdığı, gönderdigi için, kendisine kavuşduran sebebi, o vesîleyi Ondan istemelidir. Fârisî mısra tercemesi:
İş budur, bundan başkası hiçdir.


*80.Mektubdan:

Bu mektûb, mirzâ Fethullah-i Hakîme yazılmışdır. Yetmişüç fırka içinde, kurtulan bir fırkanın, Ehl-i sünnet fırkası olduğunu bildirmekdedir:

Hak teâlâ, Muhammed Mustafânın (alâ sâhibihessalâtü vesselâm) nûrlu caddesinde yürümek nasîb eylesin! Fârisî mısra tercemesi:
İş budur. Bundan başkası hiçdir.

Hadîs-i şerîfde, müslimânların yetmişüç fırkaya ayrılacakları bildirildi. Bu yetmişüç fırkadan herbiri, islâmiyyete uyduğunu iddiâ etmekdedir. Cehennemden kurtulacağı bildirilen bir fırkanın kendi fırkası oldugunu söylemekdedir. Mü'minûn sûresi, ellidördüncü [54] ve Rûm sûresi otuzikinci âyetinde meâlen, (Her fırka, doğru yolda olduğunu sanarak, sevinmekdedir) buyuruldu. Hâlbuki, bu çesidli fırkalar arasında kurtulucu olan birinin alâmetini, işâretini, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle bildirmekdedir: (Bu fırkada olanlar, benim ve Eshâbımın gitdiği yolda bulunanlardır). Islâmiyyetin sâhibi kendini söyledikden sonra, Eshâb-ı kirâmı da (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn), söylemesine lüzûm olmadıgı hâlde, bunları da söylemesi, (Benim yolum, Eshâbımın gitdiği yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshâbımın gitdiği yoldur) demekdir. Nitekim Nisâ sûresi, yetmişdokuzuncu âyetinde meâlen, (Resûlüme itâat eden, elbette Allahü teâlâya itâat etmişdir) buyuruldu. Resûle itâat, Hak teâlâya itâat demekdir. Ona (sallallahü aleyhi ve sellem) uymamak, Allahü teâlâya isyândır.

Allahü teâlâya itâatin, Resûlüne itâtden baska olduğunu sananlar için nâzil olan, Nisâ sûresinin, (Allahü teâlânın yolu ile, Resûlünün yolunu birbirinden ayırmak istiyorlar. Senin söylediklerinin bazısına inanırız, bazısına inanmayız diyorlar. İkisi arasında ayrı bir yol açmak istiyorlar. Bunlar, elbette kâfirdir) meâlindeki yüzkırkdokuzuncu âyeti, bunların kâfir olduklarını bildiriyor. Eshâb-ı kirâmın (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) yolunda gitmeyip de, Peygambere (aleyhissalâtü vesselâm) uyduğunu söyliyen, yanılıyor. Ona (sallallahü aleyhi ve sellem) uymuş değil, isyân etmiş oluyor. Böyle yol tutan, kıyâmetde kurtulamıyacakdır. Mücâdele sûresinin, (Doğru birşey yapdıklarını sanıyorlar. Biliniz ki, onlar yalancıdır, kâfirdir) meâlindeki onsekizinci âyeti bu gibilerin hâlini gösteriyor. Eshâb-ı kirâmın (aleyhimürrıdvân) yolunda giden, hiç şübhe yok ki, Ehl-i sünnet vel cemât fırkasıdır. Allahü teâlâ, bu fırkanın yorulmadan, yılmadan çalısan büyüklerine, bol bol mükâfat versin! Cehennemden kurtulan fırka, yalnız bunlardır. Çünki, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) Eshâbına (aleyhimürrıdvân) dil uzatan, bunlara uymakdan, elbette mahrûmdur.


*107. Mektubdan:

Gözü açmalı, iyi görmeli ki, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri ilmler, marifetler, nisan yağmuru gibi yağmakdadır. O kadar çok oldukları hâlde, hepsi islâmiyyete uygundur. Islâmiyyetden kıl kadar ayrılanı yokdur.
Bu da, hepsinin doğru olduğuna açık bir alâmetdir. Zâten, yüksek hocam Muhammed Bâkîbillah (kuddise sirruh), (Size ilhâm olunan ilmlerin hepsi doğrudur) buyurmuşdur.


*177. Mektubdan:

Bu mektûb, Cemâleddîn Hüseyn-i Bedahsîye yazılmışdır. İtikâdı, Ehl-i sünnet itikâdına göre düzeltmek lâzım olduğu bildirilmekdedir:

Hâce Cemâleddîn-i Hüseyn, gençlik zemânını büyük nimet biliniz! Elden geldiği kadar, bu zemânı, Allahü teâlânın râzı oldugu işleri yapmakla geçiriniz! Bunun için de, herşeyden önce, itikâdı, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine göre düzeltmek lâzımdır. İkinci olarak fıkh bilgisini ögrenmeli ve işleri, bu bilgiye uygun yapmalıdır. Ancak bunlardan sonra, tesavvuf yolunda ilerlemeğe sıra gelir. Bunları yapabilen, felâketlerden kurtulur. Yapmıyanlar kurtulamaz.


*193. Mektubdan:

Bu mektûb, Seyyid Ferîd (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine yazılmışdır. Ehl-i sünnet itikâdına göre inanmak lâzım olduğu, fıkh bilgilerini öğrenmenin ehemmiyyeti bildirilmekdedir:

Allahü teâlâ yardımcınız olsun! İşlerinizi kolaylaşdırsın! Ayb ve çirkin olan şeylerden korusun!

Âkıl ve bâliğ olan erkeğin ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları akâid bilgilerini öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmakdır. Allahü teâlâ, o büyük âlimlerin çalışmalarına bol bol sevâb versin!
Âmîn. Kıyâmetde Cehennem azâbından kurtulmak, onların bildirdiklerine inanmaga bağlıdır. Cehennemden kurtulacak olanlar, yalnız bunların yolunda gidenlerdir. [Onların yolunda gidenlere (Sünnî) denir.] Resûlullahın
(sallallahü aleyhi ve sellem) ve Eshâbının (rıdvânullahi aleyhim ecmaîn) yolunda gidenler, yalnız bunlardır. Kitâbdan, yanî Kur'ân-ı kerîmden ve Sünnetden, yanî hadîs-i şerîflerden çıkarılan bilgiler içinde kıymetli, doğru olan yalnız bu büyük âlimlerin, Kitâbdan ve sünnetden anlayıp bildirdikleri bilgilerdir. Çünki her bidat sâhibi, yanî her reformcu ve her sapık kimse, bozuk düşüncelerini, kısa aklı ile, Kitâbdan ve sünnetden çıkardığını söylüyor. Ehl-i sünnet âlimlerini (rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) gölgelemeğe, küçültmeğe kalkışıyor. Demek ki, Kitâbdan ve sünnetden çıkarıldığı bildirilen her sözü, her yazıyı dogru sanmamalı, yaldızlı propagandalarına aldanmamalıdır.


*217. Mektubdan:

Her ne şeklde olursanız olunuz, doğru yoldan sapmamalısınız. Îmân edilecek şeylerde ve ibâdetlerde ve her işde, islâmiyyetden kıl kadar ayrılmamağa, çok dikkat etmelisiniz. Kalbin nisbetini [bağlılığını] korumak ve büyüklerimizin gösterdiği şeklde temizlenmesine çalışmak da, çok mühimdir.


*271. Mektubdan:

İslâmiyyetin emrlerine uymakda kıl kadar gevşeklik göstermeyiniz. Ehl-i sünnet vel-cemâat âlimlerinin (rahmetullahi teâlâ aleyhim ec-maîn) bildirdiklerine uygun, doğru itikâd ile kalbinizi süsleyiniz.
Fârisî mısra tercemesi:
İş budur. Bundan başkası hiçdir!


*286. Mektubdan:


Bu mektûb, mevlânâ Emânullaha yazılmışdır. Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden çıkarılan doğru itikâdın, Ehl-i sünnet itikâdı olduğu bildirilmekdedir:

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allahü teâlâ, sana doğru yolu göstersin! İyi bil ki, Allah yolunda bulunmak isteyene, önce lâzım olan şey, itikâdını düzeltmekdir. Doğru itikâd, Ehl-i sünnet âlimlerinin, Kur'ân-ı kerîmden ve
hadîs-i şerîflerden ve Eshâb-ı kirâmdan öğrendikleri, anladıkları itikâddır. Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin manâsını doğru anlıyan, doğru yolun âlimleridir. Bunlar da, Ehl-i sünnet vel-cemâat âlimleridir. Bunların anladığı, bildirdiği manâlara uymıyan herşeye, akla, fikre, hayâle iyi gelse de ve tesavvuf yolunda keşf ve ilhâm ile anlaşılsa da, hiç kıymet vermemelidir.
Bu büyüklerin anladığına uymıyan bilgilerden, buluşlardan Allahü teâlâya sığınmalıdır. Meselâ, bazı âyetlerden ve hadîs-i serîflerden (Tevhîd-i vücûdî) anlaşılmakdadır. Bazılarından da, ihâta, sereyân, kurb ve maıyyet manâları çıkmakdadır. Fekat, (Ehl-i sünnet âlimleri), bu âyet-i kerîmelerden ve hadîs-i şerîflerden, böyle manâlar anlamadı. Yanî Allahü teâlânın bu âlem içinde olmasını, mahlûkları kapladığını, bunlarla birleşik olduğunu, kendisinin yakın olduğunu, berâber olduğunu anlamadılar. Böyle olmadığını söylediler. O hâlde, tesavvuf yolunda ilerliyen bir kimseye böyle bilgiler hâsıl olursa, her varlığı, bir varlık olarak görürse, yâhud herşeyi bir varlığın kapladığını, Allahü teâlânın zâtının, mahlûklara yakın olduğunu anlarsa, bu bilginin, görüşün yanlış ve tehlükeli olduğunu anlamalıdır.

Böyle bir yolcu, bu zemânında, serhoş gibi bir hâlde olduğundan, özrlü, suçsuz sayılırsa da, böyle tehlükeli bilgilerden kurtulması için, Allahü teâlâya yalvarmalı, ağlamalı, sızlamalıdır. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği
doğru hâllere, görüşlere kavuşmak için düâ etmelidir. Bu büyüklerin bildirdiği doğru itikâddan kıl kadar ayrı şeylerin gösterilmemesi için Allahü teâlâya sığınmalıdır.
Demek ki, tesavvuf yolcularının keşflerinin, buluşlarının doğru olup olmadıkları, Ehl-i sünnet âlimlerinin (rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) bildirdikleri doğru manâlara uygun olup olmamaları ile anlaşılır. Bu yolculara ilhâm olunan bilgilerin doğruluğu, ancak o doğru manâlara uymaları ile belli olur. Çünki, onların bildirdiği manâlara uymıyan, her manâ, her buluş kıymetsizdir, yanlışdır. Çünki her sapık, her bozuk kimse, Kur'ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uyduğunu sanır ve iddiâ eder.

Yarım aklı, kısa görüşü ile, bu kaynaklardan yanlış manâlar çıkarır. Doğru yoldan kayar. Felâkete gider. Bekara sûresinin yirmialtıncı âyetinde meâlen, (Kur'ân-ı kerîmde bildirilen misâller, örnekler, çoklarını küfre sürükler. Çoklarını da hidâyete ulaşdırır) buyuruldu. Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıkları manâlar doğrudur, kıymetlidir
(rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmaîn). Bunlara uymıyanlar kıymetsizdir. Çünki bu manâları, Eshâb-ı kirâmın ve Selef-i sâlihînin eserlerini inceliyerek elde etmişlerdir. O hidâyet yıldızlarının ışıkları ile parlamışlardır. Bunun
için, ebedî kurtuluş bunlara mahsûs oldu. Sonsuz seâdete bunlar kavuşdu. Allah yolunda giden kâfile bunlar oldu. Kurtuluş, ancak Allah yolunda bulunanlar içindir.

İtikâdı bunlara uygun olan din âlimlerinden biri, ferıyyâtda, yanî islâmiyyete yapışmakda gevşek davranırsa, kusûrlu olursa, buna bakarak, bütün âlimleri kötülemek yersiz olur. İnâdcılık olur. Onların doğru bilgilerini inkâr etmek, kötülemek olur. Çünki, doğru bilgileri bizlere ulasdıran onlardır. Kurtuluş yolunu, bozuklarından, sapıklarından ayıran onlardır. Onların hidâyet ışıkları olmasaydı, bizler doğru yolu bulamazdık. Doğruyu, bozuk olanlardan ayırmasalardı, bizler taşkınlık, azgınlık uçurumlarına düşerdik. İslâmiyyeti bozulmakdan koruyan, her yere yayan onların çalışmasıdır. İnsanları kurtuluş yoluna kavuşduran onlardır. Onlara uyan kurtulur, seâdete kavuşur. Onların yolundan ayrılan sapıtır, herkesi de sapdırır.

İyi biliniz ki, tesavvuf yolunun sonuna, ynî bu yolun konaklarının hepsini geçerek, vilâyet derecelerinin sonuna varanlara hâsıl olan itikâd, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdigine tâm uygun olur. Bu doğru iikâda, Ehl-i sünnet âlimleri, Kur'ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden ve Eshâb-ı kirâmdan alarak, tesavvuf büyükleri ise, keşf veyâ kalblerine ilhâm olunarak kavuşmuslardır. Evet, bazı tesavvuf yolcusuna, yolda iken, tesavvuf serhoşluğu ve hâl kaplaması ile, bu itikâdlara uymıyan bazı şeyler hâsıl olmuşdur. Fekat, bu hâllerin kapladığı makâmları geçip, ilerleyince, nihâyete varınca, bu uygunsuz şeyler yok olur. Eğer ilerlemeyip, yarı yolda kalırlarsa yok olmaz. Bozuk görüşlere saplanıp kalırlar. Fekat, böyle kalanlara kıyâmetde cezâ yapılmaz. Bunlar, yanılan müctehidlere benzer. Müctehid, ictihâd yaparken yanılmışdır. Bu ise, keşfinde yanılmakdadır.
__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür edenler:
Vukuf-i Kalbi (15.01.10)
Cevapla

Etiket
ayrılmamak, ehli, ehlisünnet, kadar, kıl, sünnetin, İslamiyetten, önemi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Çocuk Suçluluğunu Önlemede Sünnetin Rolü Seida ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ 4 11.12.09 22:50
Sünnetin delil oluşu ve yeri sina AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET 1 27.09.09 18:20
“Şeriattan kıl kadar ayrılan, tarikattan dağ kadar ayrılır…” Muhammed YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI 0 14.09.09 18:03
Sünnetin sağlığımıza olan yararları CaN KıRıĞı SAĞLIK 5 09.09.09 11:53
Sünnetin kat’i hüküm bildiren delil oluşu abdulkadir36 AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET 0 15.12.08 12:53

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:54 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.