| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,836 | Üyeler: 10,668 | Online: 243 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19.03.10, 18:47   #1
sina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Akademi
Üye No : 794
Üyelik tarihi : 12-10-2008
Konuları : 810
Mesajlar : 2,176
Teşekkürleri: 1,456
1,275 mesajına 2,596 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 sina is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 04.02.12
Durumu : Status: Offline

Standart Meal okuyarak dini anlamak

Meal okuyarak dini anlamak

Katolik Kilisesi’nin Hıristiyanlık üzerindeki tekelini kırmaya dönük Protestan söylemin en temel unsuru, “İncil’i herkesin kendi dilinde okuması” idi.
Burada bunun Hıristiyanlık’ta ne tür bir dönüşüme yol açtığı sorusunun cevabıyla iştigal etmeyeceğim.
Bu mesele, ayrıca müstakil olarak ele alınmayı hak edecek önemde.
Ama burada bizim için daha önemli bir mesele var:
Protestanlığın muharref İncil’i bireysel yorumların nesnesi haline getiren tutumundan bahis açıldığında, birileri, herkesin Kur’an’ı kendi dilindeki mealinden okumasının sakıncalarına işaret edilmesini, Katolikliğin Protestanlığa tepkisiyle ilişkilendiriyor.
Oysa ortada ne Katolikliğin “yorum tekeli”ni elinde bulunduran resmî kurumsal yapısıyla, ne de onun toplumsal, ekonomik ve siyasî uzanımlarıyla irtibat kurulmasını haklı çıkaracak bir durum var…

Şu sorunun cevabı önemli: “Meal niçin okunmalıdır?”

Buna “Allah Teala’nın bizden ne istediğini öğrenmek için” tarzındaki bildik cevapla mukabele etmenin, ayrı bir soruyu icbar etmekten başka bir faydası yok:
Meal okuyarak öğrendiğimiz gerçekten de Allah Teala’nın muradı mıdır?
Ya da Allah Teala’nın muradını öğrenmenin doğru yöntemi meal okumak mıdır?


Sanıyorum herkes şu noktada ittifak halinde:
Bütün İslâmî ilimler Kur’an’a dayanır.
(Sünnet de temelini Kur’an’dan aldığı için bu cümlenin “Bütün İslâmî ilimler Kur’an ve Sünnet’e dayanır”dan farkı yok.)
Bu şu demektir: Bütün İslâmî ilimler Kur’an’ı Allah Teala’nın muradına uygun tarzda anlama çabasının ürünüdür.
Bu da demektir ki, Kur’an’ı Allah Teala’nın muradına uygun tarzda anlama çabasıyla İslâmî ilimler arasında kopmaz bir ilişki vardır.
Medrese müfredatında niçin “Kur’an dersi” diye bir dersin olmadığını soranlar,
Kur’an bağlamında hakkı verilmiş bir anlama çabasının en azından sağlam bir Ulûmu’l-Kur’an birikimiyle mümkün olduğu vakıasını atladıkları için meseleye şaşı bakıyor.

“Ulûmu’l-Kur’an niçin gereklidir?” sorusu, ancak, “Kur’an neden bahseder” noktasında bulunanların, yani meraklarını gidermek için meal okuyanların soracakları bir sorudur.
Ve itiraf edelim ki, modern zamanlara mahsus işbu “meal okuma furyası”nın en masum pratiklerinin, insanları bundan daha ileri bir noktaya taşıdığını söylemek mümkün değil!

Doğrusu, İslâmî hassasiyetimizi, takvamızı ve teslimiyetimizi artıracak ve bizi müstakim bir itikadî çizgide tutacak olan ne ise onu yapmaktır.
Meal okumanın bu noktada hiç katkı sağlamayacağını iddia ediyor değilim.
Demek istediğim şu:
1) Sadece ve münhasıran meal okuyarak bu hedefe ulaşmak mümkün değildir.
Çünkü İslâm, herhangi bir meal yazarının Kur’an’dan anladığı şeye indirgenemez
.
2) Meal okuyan kimse bunu, “din tasavvuru” inşa etmek için yapmamalı, okuduğu metnin, bütün İslâmî ilimlere kaynaklık eden ilahî kelamın, “meal” imkânlarıyla çerçevelenmiş boyutu olduğunu hatırdan çıkarmamalıdır.

Şu noktayı asla aklınızdan çıkarmayın:
Hiçbir bid’at ehli kendisini “bid’atçi” olarak ifade etmez, etmemiştir.
Kendilerini Kur’an’a dayandırmış olsalar da geçmişte bid’at ehli, ulemanın gayretleri sayesinde bid’at ehli olarak tanınır, anılır ve kendilerinden uzak durulurdu.
Bugünse bid’at ehline artık bid’at ehli denmiyor
.
Onların tamamı aramızda yaşıyor ve “Kur’an’a gelin” çağrısı yapıyor; daha doğrusu bid’atlerini bu çağrıyla kamufle ediyor.
Kur’an’ın “hatalar ihtiva eden beşer mahsulü bir kelam” olduğunu söyleyenler de, “Kur’an gelmese de olurdu” dedirtecek şekilde Yahudi ve Hıristiyanlar’ın ahirette kurtuluşa ereceğini söyleyenler de hep Kur’an metninden hareket ediyor!!
(Milli Gazete-03.05.2008)
__________________
Allah ihmâl etmez, imhâl eder.


View sina'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için sina kullanıcısına teşekkür edenler:
muallim (21.03.10)
Alt 19.03.10, 23:29   #2
smail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 6981
Üyelik tarihi : 12-03-2010
Konuları : 46
Mesajlar : 115
Tecrübe Puanı: 0 smail is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 14.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

Elbette ve kesinlikle, hiçbir meal ve tercüme, asla ve kat'a, Kur'an yerine konulamayacaktır.
Bunların Kur'an diye okunması, ibadet dili yapılması, içtihatlara esas alınması, bunlardan fetva çıkarılması söz konusu olamayacaktır.
Gerçekte hiçbir metnin, ait olduğu bir dilden başka bir dile birebir ve eksiksiz aktarılması imkânsız bir şeydir. Hele bizzat Allah tarafından gönderilen ve her cümlesi, her kelimesi, hatta harfi özenle tertip edilmiş edebî mucize olan Kur'an-ı Kerim, değil Arapçadan başka bir dile, Arapça içinde dahi, eşanlamlı olduğu düşünülen başka kelimelerle aynı güzellikte ifade edilememektedir.
Şu hâlde meal: Kur'an'ın tüm derinliği, güzelliği ve edebî üstünlüğüyle başka bir dile aktarılması demek değildir. Meal, olsa olsa, Kur'an ayetlerinin; orijinal metnin içerdiği edebi güzelliklerin ve hikmetlerin birçoğundan feragat edilerek, bir başka dilde en az mana kaybıyla ifade edilmesi ve ilahi mesajdan istifadeye yönelinmesidir.
Arap dilinin incelikleri ve bu dilde sıklıkla kullanılan edebi sanatlar dikkate alınmadan ve ek açıklamalarla takviye edilmeden hazırlanan bir Türkçe mealin, Türk dilini konuşan insanlar tarafından yadırganması ve aslında birer edebî şaheser olan ifadelerin, mütercimin yetersizliğinden dolayı birbirinden kopuk, tuhaf ve anlamsız ibarelere dönüşmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.
Büyük bir gayret ve ustalık gösterilerek özgün metne en yakın, en isabetli meal verilse bile, ayetlerin indiği ortam ve nüzul sebepleri bilinmeden, Kur'an'ın büyük kısmının doğru ve eksiksiz anlaşılması yine de mümkün değildir" tespitleri elbette yerindedir.
Ancak Arapça bilmeyen mü'min okuyuculara hem Kur'an'ı anlama noktasında ihtiyaç duyabileceği temel bilgileri vermek ve hem de ona zevkle, severek okuyabileceği özlü bir meal/tefsir sunmak amacıyla gayret göstermek mutlaka gereklidir ve dini-ilmi bir vecibedir.
View smail'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için smail kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
muallim (21.03.10), Vukuf-i Kalbi (21.03.10)
Alt 19.03.10, 23:31   #3
smail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 6981
Üyelik tarihi : 12-03-2010
Konuları : 46
Mesajlar : 115
Tecrübe Puanı: 0 smail is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 14.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart Kur'an meali okuyan hikmete ulaşır

Kur'anı Kerim:"Oku!" emriyle başlıyor ve "Yaratan Rabbının adıyla (Hakkın rızası ve halkın yararı amacıyla) oku!.."

"Ki O, kalemle yazmayı (ilmi ve İslami gerçekleri kayıt altına alıp, bunları okuyup anlamayı) öğreten (Allah)dır" (Alak:1-4) ayetleri bize; okumayı, yazmayı ve okuyup yazdıklarımızı anlayıp yaşamayı emir buyurmaktadır.

"Allahtan utanarak ve kötülüklerden sakınarak, (istikamet yoluna koyulduğumuz ve halis bir niyetle Kuran okuduğumuz takdirde bize; doğruyu yanlıştan, Hakkı batıldan, mümini münafıktan ayırma şuuru ve feraset nuru, yani) "Furkan" verileceği duyrulmaktadır.

"Ve Kur'anı okumak (anlamak ve uygulamakla) emrolundum." (Neml:92)

"İnkarcılar (ve mümin kılıklı münafıklar) dediler ki: "Bu Kur'anı (okuyup) dinlemeyin ve (okunup açıklandığında) onun üzerine yaygara edin (ve insanları Kur'anla ilgilenmekten vazgeçirin. Başka kitap ve yayınlara yöneltin)" (Fussilet:26)

Gibi ayetler, şeytanların ve şerli ocakların, her yola başvurarak, bizleri Kur'an meali okumaktan ve ilahi mesajları anlamaktan geri koyacaklarına işaret olunmaktadır.

Sürekli Kur'an meali okuyan ve Kur'an-ı Kerim'le konuşan kadın

Abdullah ibni Mübarek anlatıyor; Bir gün hacca gidiyordum, Irak ve Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selam verdim. Selamımı Yasin Suresi'nin 58. ayetini okuyarak aldı:

"-Çok esirgeyen Rabb'dan, onlara sözlü "selam"!"

"-Buralarda ne yapıyorsun?" diye sordum.

A'raf Suresi'nin 186. ayetini okudu:

"- Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur. Ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakır"

Anladım ki, yolunu kaybetmiş. Nereye gittiği soruma; İsra suresi'nin 1. ayetiyle karşılık verdi:

"-Bir gece kulunu Mescid-i Haramdan alıp Mescid-i Aksaya (Kudus'e) götüren Allah'ı tesbih ederim"

Anladım ki, geçtiğimiz hac mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs'e gidiyor.

"-Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?" dedim.

Meryem Suresi'nin 10. ayetini okudu:

"-Tam üç gece (yani üç gün insanlarla konuşmamandır)"

Yiyecek verme teklifinde bulundum. Bakara Suresi'nin 187. ayetini okudu:

"-Orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın"

"-iyi de Ramazan da değiliz?" dedim.

Bakara Suresi'nin 158. ayetini okuyarak cevap verdi:

"-Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her şeyi hakkıyla bilendir."

"-Yolculukta oruç açılabilir" dedim.

Bakara Suresi'nin 184. ayetini okudu:

"-Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır."

"-Niye benim gibi konuşmadığını?" sordum.

Kaf Suresi'nin 18. ayetini okudu:

"-Ağzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun"

"-Kimlerdensin?"diye sordum.

İsra Suresi'nin 36. ayetiyle cevap verdi:

"-Bu konuda kesin bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de kalp de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiğin her hükümden) sorumludur."

"-Hata ettim, hakkını helal et" dedim

Yusuf Suresi'nin 92. ayetini okudu:

"-Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın."

Deveme bindirip, kafilesine ulaştırma teklifinde bulundum.

Bakara Suresi'nin 215. ayetiyle mukabele etti:

"-Hayır adına ne işlerseniz, Allah onu bilir (ve karşılığını verir)."

Devemi yanına getirdim, binecekken, Nur Suresi'nin 30 ayetini okudu:

"-Mümin erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar"

Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. Şura Suresi'nin 30. ayetini okudu:

"-Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat işleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir."

"-Sabret, deveyi bağlayayım!" dedim.

Enbiya Suresi'nin 79. ayetini okudu:

"-Bu hususta Süleyman'ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık"

Ve devemi yönlendirme konusunda benim daha başarılı olduğumu kasdetti. Deveye bindi ve Zuhruf Suresi'nin 13. -14. ayetlerini okudu:

"-Bunu (bineklerimizi) bize baş eğdiren Allah'ı tesbih ederim; yoksa bunu biz başaramazdık. Ve sonunda şüphesiz Rabbimize döneceğiz!"

"-Haydi!" diye deveyi hızlandırdım. Lokman Suresi'nin 19. ayetini okudu:

"-Yürüyüşünde (ve davranışlarında)vakur ol ve sesini yükseltme. seslerin en çirkini eşeğin sesidir!"

Yürürken şiir okumaya başladım. Müzemmil Suresi'nin 20. ayetini okudu:

"-Kur'an' dan kolayınıza geleni okuyun!"

"-Şiir okumak haram değil ki !" dedim.

Bakara Suresi'nin 269. ayetini okudu:

"-Bu hususu ancak idrak ve basiret sahipleri düşünür, anlar!"

Derken, kafilesine ulaştık ve "Kafile içerisinde kimsen var mı?" dedim. Kehf Suresi'nin 46. ayetini okudu:

"-Mal ve evlat dünya hayatının süsüdür!"

Anladım ki, evladı var. İsimlerini sordum.

Nisa Suresi'nin 125, 164 ve Meryem Suresi'nin 12. ayetlerini okudu:

"-Allah, İbrahim'i dost edindi; Allah, Musa ile konuştu; Ey Yahya, Kitaba kuvvetle tutun!"

"-Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!" diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç "-Buyur!" diye çıkageldi. Kehf Suresi'nin 19. ayetini okudu:

"-Onlara para verip, bununla içinizden birini şehre yollayın! Yemeklerin helal ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!"

Yiyecek gelince, bana Hakka Suresi'nin 24. ayetini okudu :

"Geçmiş günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında şimdi afiyetle yiyip için!"

Çocuklara: "-Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!" dedim. Çocuklar: "-Annemiz, ağzından Cenab-ı Allah'ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla tam 40 yıldır böyle sadece Kur'an'la konuşur."
View smail'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 19.03.10, 23:41   #4
smail - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 6981
Üyelik tarihi : 12-03-2010
Konuları : 46
Mesajlar : 115
Tecrübe Puanı: 0 smail is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 14.08.10
Durumu : Status: Offline

Standart

MEAL OKUMAK ŞARTTIR VE KUR'AN'IN İNİŞ AMACIDIR

Kur'an-ı Kerim kıyamete kadar; sadece İslam'ın değil, bütün insanlığın ilahi huzur programı ve her türlü sorunlardan kurtuluş kaynağıdır. Kur'an-ı Kerim; hem Kitab-ı hidayet, hem de "canlı nübüvvet" (Peygamber ve rehber) makamındadır. Hz. Aişe'nin "Hz. Peygamber Kur'an ahlakındaydı. O canlı bir Kur'an'dı" mealindeki tespiti; "Kur'an-ı Kerim de canlı Peygamber sayılır ve Nübüvvet ihtiyacını da karşılamaktadır" hükmüne haklılık kazandırır.

Ve zaten:

"O (Allah), ümmiler içinde, kendilerinden (biri olan) ve onlara ayetlerini okuyan, onları (Kur'an'la) temizleyip arındıran ve onlara Kitap ve hikmeti öğretip (açıklayan) bir elçi gönderendir...

Ve henüz kendilerine ulaşıp katılmamış (Kıyamete kadar gelecek) olan diğerlerine de (Peygamberler gönderilmiştir..." (Cuma: 2-3)

Ayetleri de, Kur'an-ı Kerim sayesinde Hz. Resulüllahın nübüvvetinin devam ettiğinin kanıtıdır.

Zaten ikaz ve inzar edilip uyarılmadan, yani Kur'ani gerçeklere muhatap olunmadan, "küfür oluşmayacağı" ayetlerle haber buyrulmaktadır.

"İnkâr eden (küfre düşen)ler: uyarıldıkları şey(gerçek)lerden (anlayıp haklılığına akılları yattığı ama nefsani arzularına uygun bulmadıkları için) yüz çevirenlerdir" (Ahkâf: 3) ayeti açıktır.

Kur'an-ı Kerim:

1- Dikkatle ve Allah kelamı bilerek okumak

2- İlahi mesajını anlamak ve mesuliyetlerini kuşanmak

3- Emredileni uygulamak ve hayatımızı Kur'an'a uyarlamak

Üzere gönderilmiş ilahi kitaptır.

Öyle ise;

a) Ne dediği anlaşılmadan ve buna ilgi ve ihtiyaç bile duymadan okunup tekrarlanan

b) Mana ve mesajını anlasa bile, işine gelmediği ve nefsini yenemediği için uygulanmayan..

c) Kur'ani hükümlerin kolayına ve çıkarına uygun gördüklerine sahip çıkıp, dünyalık makam ve menfaatlerine ve şehevi arzularına aykırı emirlerini gereksiz ve geçersiz bulan veya çarpıtıp keyfince yorumlayan kimseler, kendileri Kur'an'a değil, Kur'an-ı kendilerine uydurmuş sayılır.

"Onun (Kur'an'ın) tevilinden (açık ve asıl hükümlerine değil, saptırılmış veya gafletle yanlış yapılmış yorum ve tefsirlerinden) başkasına (Kur'an'ın aslına) bakmazlar mı?" (Araf: 53) ayeti bu durumu anlatmaktadır.

Velhasıl, Kur'an sürekli okunmak, anlamak ve uygulamak üzere, herhalde başvuracağımız, yanımızdan ayırmayacağımız bir hayat-memat (dünya ve ahiret) saadet programıdır.

Peki, acaba bilip anlamayan ve başka dilleri konuşan mü'minler ne yapacaklar, Kur'an'dan nasıl yararlanacaklardır?

İşte bunun için, Kutsal kitabımızın farklı dillere mealen tercüme edilmesi, öyle caiz falan değil, farzdır ve mutlaka lazımdır. Ehil ve emin ilim erbabınca kendi dilimizde meali yazılmayan Kur'an'ın iklimine, hikmetine ve hükümlerine başka türlü nasıl ulaşılacaktır?

Elbette ve kesinlikle, hiçbir meal ve tercüme, asla ve kat'a, Kur'an yerine konulamayacaktır. Bunların Kur'an diye okunması, ibadet dili yapılması, içtihatlara esas alınması, bunlardan fetva çıkarılması söz konusu olamayacaktır.

Kur'an'ın özüne ve hikmetine en yakın ve Türkçemize en yatkın ifadelerle ve çok ilmi bir titizlik ve imani mesuliyetle hazırlanan (Örneğin, ihtiyaç duyulan bazı düzeltmelere ve eksikliklerine rağmen Ali Bulaç, Mahmut Toptaş ve Süleyman Ateş mealleri gibi) meallere oldukça ihtiyaç vardır. Bunlar defalarca ve dikkatli bir duyarlılıkla, baştan sona mutlaka okunmalıdır.

Evet; "Bilgisi, gücü ve akli melekeleri sınırlı olan insanoğlunun, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir yaratıcının yol göstermesine muhtaç olduğu, aklı başında her insanın kabul ve ikrar edeceği açık bir gerçektir. İnsanın hakikati, kainatın yaratılış amacı, Allah'ın vasıfları, ölüm ötesi hayat gibi insanın idrak ve tecrübe sınırlarını aşan konularda isabetli hükümler verebilmek için, elbette ilâhi kaynaklı bilgiye ihtiyaç bir zarurettir. İşte insanın bu ihtiyacından dolayıdır ki, Allah (cc), insanlık tarihinin belli dönemlerinde kitap ve peygamberler göndererek dünya ve ahiret mutluluğuna giden yolu kullarına göstermiştir. Son Elçisi Muhammed (SAV)'e de Kur'an-ı Kerimi inzal buyurmuş ve son kitap olması hasebiyle, onu her türlü tahrifattan korumayı bizzat kendi uhdesine aldığını beyan etmiştir.

Ancak bu kitabın hedeflediği amaçların gerçekleşmesi için, hiç kuşkusuz öncelikle doğru anlaşılması gerekmektedir. Bunun içindir ki, Kur'an-ı Kerimi anlamaya ve Onu diğer dillerde ifade etmeye yönelik çalışmalar, ta ilk nazil olmaya başladığı andan itibaren günümüze kadar süregelmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir. Bu bağlamda Türkçemizde birçok tefsir, tercüme ve meal çalışmaları vücuda getirilmiştir.

Gerçekte hiçbir metnin, ait olduğu bir dilden başka bir dile birebir ve eksiksiz aktarılması imkânsız bir şeydir. Hele bizzat Allah tarafından gönderilen ve her cümlesi, her kelimesi, hatta harfi özenle tertip edilmiş edebî mucize olan Kur'an-ı Kerim, değil Arapçadan başka bir dile, Arapça içinde dahi, eşanlamlı olduğu düşünülen başka kelimelerle aynı güzellikte ifade edilememektedir. Şu hâlde meal: Kur'an'ın tüm derinliği, güzelliği ve edebî üstünlüğüyle başka bir dile aktarılması demek değildir. Meal, olsa olsa, Kur'an ayetlerinin; orijinal metnin içerdiği edebi güzelliklerin ve hikmetlerin bir çoğundan feragat edilerek, bir başka dilde en az mana kaybıyla ifade edilmesi ve ilahi mesajdan istifadeye yönelinmesidir.

Arap dilinin incelikleri ve bu dilde sıklıkla kullanılan edebi sanatlar dikkate alınmadan ve ek açıklamalarla takviye edilmeden hazırlanan bir Türkçe mealin, Türk dilini konuşan insanlar tarafından yadırganması ve aslında birer edebî şaheser olan ifadelerin, mütercimin yetersizliğinden dolayı birbirinden kopuk, tuhaf ve anlamsız ibarelere dönüşmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.

Büyük bir gayret ve ustalık gösterilerek özgün metne en yakın, en isabetli meal verilse bile, ayetlerin indiği ortam ve nüzul sebepleri bilinmeden, Kur'an'ın büyük kısmının doğru ve eksiksiz anlaşılması yine de mümkün değildir" tespitleri elbette yerindedir.

Ancak Arapça bilmeyen mü'min okuyuculara hem Kur'an'ı anlama noktasında ihtiyaç duyabileceği temel bilgileri vermek ve hem de ona zevkle, severek okuyabileceği özlü bir meal/tefsir sunmak amacıyla gayret göstermek mutlaka gereklidir ve dini-ilmi bir vecibedir.

Kur'an-ı Kerim'in tercümesi meselesi:

Kur'an, insanları doğru yola iletmek için indirilmiştir. Kıyamete kadar, var oldukları sürece O, insanlığın yol göstericisidir. Kur'an'ın gösterdiği yolu bulabilmek için onu okuyup, manasını anlamak gerekir. Bu hususu, Yüce Allah defalarca hatırlatır; "Biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki anlayasınız" denilmektedir.

Allah kelamı, Araplar arasından çıkan bir peygamber aracılığı ile ve ilk önce Arap toplumundan oluşan bir çevreye indiğinden, onların anlamaları için Arap diliyle indirilmiştir. Fakat Hz Peygamber, yalnız Araplara değil, bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Kur'an bütün insanlığın hidayet ve saadet rehberidir. Böyle olduğuna göre onu, yalnız Arapların okuyup anlaması yetmez. Diğer insanların da onu okuyup anlamaları gerekir.

O sadece ölülere okunmak için inmiş bir Kitap değildir. O Allah'ın insanlığa mesajı ve müjdesidir. Bu mesajdaki emirlerin yapılması için anlaşılması icap etmektedir. Manasını anlamak için de Arapça bilmek gerekir. Her ferdin Arapça bilmesi ve öğrenmesi ise ne istenebilir, ne de mümkündür. O halde Kur'an-ı Kerim'in anlamının, başka dillere çevrilmesi kaçınılmaz hale gelir. Burada tercümenin zarureti ortaya çıkmaktadır, yani meal ve tefsir bir mecburiyettir.

Tercüme ne demektir?

Tercüme, bir sözü bir dilden başka bir dile nakletmek demektir. Bir metni bir dilden başka bir dile naklederken asıl sözün bütün özelliklerini ifade etmeğe dikkat ve itina göstermek icabeder. Edebi bir sözü, bir şiiri bütün manasıyla, bütün ayrıntı ve özellikleriyle başka bir dile aktarmak mümkün değildir. Hele bu söz, Allah kelamı olursa iş imkânsız denecek duruma gelir.

Kur'an-ı Kerim'in başka bir dile bütün özellikleriyle aynen tercüme edilmesi ve tercümenin Kur'an yerine geçmesi zaten düşünülmemektedir. Zira kuran, yalnız manasıyla değil, kelimeleri yapan harflerin seçilişi, kelimelerin cümledeki dizilişi ve bu dizilişten doğan ahengiyle bütün olarak mucizedir. Motamot tercüme aslın yerini tutan sözlere denir. Oysa, hiçbir tercüme Kur'an'ın aslını tutamaz, Kur'an'ın bütün icaz yönlerini yansıtamaz. Çünkü Kur'an vahiydir.

Kur'an-ı Kerim'in manası da lafzı da Allah'a aittir. Onun kelimeleri, Hz Peygamber'in kendi sözleri değildir. Tercümede Kur'an'ın bütün nüanslarıyla manasının başka dile aktarılacağını farz etsek bile o manaları ancak bizim koyacağımız kalıplar içinde ifade edebiliriz. Bu suretle tercüme, vahiy mahsulü olan esaslı bir unsurdan yoksun kalacağından dolayı Kur'an olmak vasfını kaybedecektir. Kaldı ki Kur'an'ı, bütün edebi üslubu ile başka dile çevirmek de imkansız bir şeydir. Zira Kur'an'ın asıl manaları yanında tali manaları da vardır. Asıl mana, cümlenin terkibinden çıkan ve mesela emir, nehiy, tarihi kıssalar ve adabı ifade eden manalardır. Tali manalar ise belagat ve icaz bakımından kelimelerin ihtiva ettiği gizli manalardır. Kur'an-ı Kerim'in hem asıl, hem de tali manalarını hakkıyla ve bütün belagatıyla ifade edecek yabancı bir dil, İslam bilginlerince bile tasavvur edilememektedir.

Bütün İslam alimleri Kur'an'ın aynen tercümesinin mümkün olmadığı ve tercümeye Kur'an denilemeyeceği hususunda ittifak halindedirler. Cenevre Üniversitesi Profesörü Edouard Montet, yaptığı Fransızca Kur'an tercümesinin önsözünde bu hususu şöyle ifade ediyor: "...Arapça Kur'an'ı bilenlerin hepsi, bu dini kitabın güzelliğini, üslubunun son derecedeki mükemmelliyetini kabulde ittifak edeceklerdir ki, Avrupa dillerinden bütün tercümeler, bunu hissettirip ifade etmek imkanından mahrumdurlar."

Kur'an'ı İngilizce'ye çeviren Marmaduke Pickthall ise, tercümede aslın manalarını ifade edebilmek için çok özen gösterdiğine dikkati çektikten sonra şöyle der: "Kur'an tercüme edilemez. Aslındaki senfoni, insanı gözyaşlarına ve vecde boğan ifadeleri bu tercümelere yansıtılamaz. Bu, sadece Kur'an mealidir. Ne Arapça Kur'an'ın yerini tutar ne de onun geniş manasını ifade edebilir.

Mealen tercümenin gereği:

Bütün güçlüklerine rağmen yine de Kur'an-ı Kerim'in başka dillere çevrilmesi büyük bir ihtiyaçtır. Arapça bilmeyen Müslümanlara Allah kelamının manasını mümkün olduğu kadar anlatmak ve Müslüman olmayan ülkelere İslam'ı doğru bir biçimde tanıtmak için Kur'an'ı Kerim'in tercüme edilmesi şarttır. Esasen bu iş ta baştan beri yapılmıştır. Ancak Kur'an tercümelerine tercüme yerine meal denmesi daha yakışıktır. Çünkü tercüme aslın yerini tutar. Meal ise sözü biraz eksiklikle başka bir dile aktarmaktır. Yapılan tercümenin, aslın yerini tutmayıp eksik kaldığını belirtmek için Kur'an tercümelerine Meal denmesi daha uygun bir tanımdır.

Hiçbir tercüme, Allah kelamını asli belagatiyle ifade edemez ve şimdiye kadar yapılmış hiçbir tercüme, hatadan salim gösterilemez.

1- Bu güne kadar, ihtiyaç ve iştiyak hissederek; "Rabbım benden ne istiyor ve hangi yolu gösteriyor?" diyerek, dikkatle ve anlama gayretiyle, baştan sona kadar, nefsimize hitap ederek bir sefer olsun Kur'an meali okudunuz mu?

2- Yoksa: "Ben zaten ilahiyatçıyım, hocayım, İslamcı yazarım, din adamıyım; yani yeri geldikçe ayet ve hadisleri araştırmaktayım; hem öyle baştan sona kadar Kur'an meali okumak zorunda mıyım?" diye bu soruya bozuldunuz mu?

3- Ahlakınızın, hayat anlayışınızın ve dünyaya bakışınızın; Kur'ani ölçüt ve öğütlere ne derece uygunluğu konusunda hiç kafa yordunuz ve kendinizi düzeltmek ve değiştirmek gereğini duydunuz mu?

4- Hala, Kur'an mealini baştan sona okuyup anlamak, ilahi emirlerini uygulamak ve her halinizi Kur'an'a uydurmak konusunda ciddi bir gayeniz ve gayretiniz yoksa; buna rağmen: "ilim erbabı, dava adamı, takva Müslümanı" bilinip geçinmenizin nedenli ilgisiz ve Allah katında geçersiz olduğunu, vicdan kulağınıza fısıldayan bir ses duydunuz mu?

5- Öyle ise, bütün asılsız mazeretleri ve alakasız bahaneleri bırakıp, okunsun ve uyulsun diye gönderilen Kuır'ani hüküm ve haberlere yönelmeniz; kirlenen ve körlenen basiret gözünüzü açıp gönül aynasındaki görüntünüzle yüzleşmenin zamanı çoktan gelmiştir ve fırsat geçip gitmektedir!.

Evet; "niye geldim, ne haldeyim ve nereye gitmekteyim?" diye, kendinize sordunuz mu?


View smail'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 20.03.10, 23:31   #5
arifan yolcusu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 6735
Üyelik tarihi : 02-02-2010
Mesleği : eğitimci
Nereden : sarıyer anadolu gençlik
Konuları : 727
Mesajlar : 5,136
Teşekkürleri: 2,604
2,694 mesajına 5,296 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8 arifan yolcusu is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

MEAL OKUMAK ŞARTTIR VE KUR'AN'IN İNİŞ AMACIDIR alıntısına yer vermişs,in

meal okumak öncelikle cahillerin işidir...
yani çoluk çocuk işidir...
bu cümleden herkes boy ölçüsü alır umarım...
Arapça ilmi şarttır denilseydi kardeş daha güzel olurdu...
Bizim gibi bilmeyenler en azından arapça ilme niyet beslesinler umulur ki Rahman bir kapı açar...

meal demişken hangi meal...
mealden meala fark var...
Halbuki kitaba nefsinden katan ateşle tehdit edilmekte...
Rabbim adam gibi okuyanlardan okuduktan sonra da gidip tefsire bakanlardan eylesin..
__________________
Her halde maksut sensin,
Her manada anlatılmak istenen sensin

eller ne derse desin,
sen bize en sevgilisin

04/02/2011
unutulmayacak günlerden
View arifan yolcusu'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 21.03.10, 09:35   #6
muallim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 3461
Üyelik tarihi : 29-03-2009
Konuları : 654
Mesajlar : 4,481
Teşekkürleri: 10,380
2,953 mesajına 5,391 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8 muallim is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 06.12.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Hem Kur'an-ı okyacağız,hem de ne mesajlar göndermiş,mealini okuyarak,öğrenerek onu anlamaya çalışacağız.Aynı zamanda tefsirlere de başvuracağız.Yani yalnız mealci olmayacağız.Bol bol Kur'an-ı tilavet etmeye çalışacağız.
Bence bu daha güzel değil mi?Az ve öz...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]




" Kişi Sevdiği ile Beraberdir "

(Hadisi Şerif)

"İlim mü'minin en yakın dostudur.
Akıl onun yol göstericisi;iyi,yararlı amel,işlerini düzene sokucusudur.
Yumuşak huyluluk onun veziri,sabır onun hükümdarı,şefkat ve merhamet onun babası,hazımlı olmak onun kardeşidir."
View muallim'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için muallim kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
suvari4060 (21.03.10), Vukuf-i Kalbi (21.03.10)
Cevapla

Etiket
anlamak, dini, meal, okuyarak

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Meal tartışmaları ve ilk mealciler sina AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET 3 16.02.10 21:20
Meal okumalı mıyız? Muhammed YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI 1 21.11.09 10:06
Dini doğru anlamak, doğru yaşamak Sükut-u Leyl Bize 5 dakikanızı ayırırmısınız? 1 10.11.09 12:00
TEFSİRSiZ MEAL OKUMAYIN Vukuf-i Kalbi AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET 1 16.08.09 08:35
Okuyarak Adam Olmak Vukuf-i Kalbi Ebubekir Sifil 4 29.06.09 21:31

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:07 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.