| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,836 | Üyeler: 10,668 | Online: 227 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10.08.10, 17:14   #1
SaFKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 2321
Üyelik tarihi : 28-01-2009
Konuları : 102
Mesajlar : 2,714
Teşekkürleri: 1,811
926 mesajına 1,348 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 SaFKaN is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart İbni Teymiyye ve Yandaşlarına Uyarılar

İbni Teymiyye ve Yandaşlarına Uyarılar ŞEYH YUSUF NEBHANİNİN ŞEVAHUDÜL HAK İSİMLİ ESERİNDEN ALINMIŞDIR.

Birinci Uyarı

Bu kitabın "Giriş"kısmı ve sekiz kısmından her biri, tek başına İbni Teymiyye ve Vehhâbî taifesinin bid'atını reddetmeye yeterlidir.
En az anlayışı ve insafı bulunan bir müslüman, bunu mütalea etse, Resûlül-lah'ın ve diğer büyüklerin kabirlerini ziyareti ve büyüklerden meded dilemeyi yasaklamakta bu fırkanın açık bir sapıklık içinde bulunduğunu bilir.

Hele bu ziyaret ve istiğâse peygamberlerin efendisi için yapılacak olursa! Girişin ve beş kısmın içindeki birçok naklî ve aklî deliller ve dört mezhebin ilim adamlarından islâm önderlerine âit sözler, bu hususun meşru olduğunu isbatlamaya ve İbni Teymiyye'yi reddetmeye yeterlidir.

Ey benim şu kitabımı okuyan kimse! Şayet sen, dört mezhebden bir kimse değil de, İbni Teymiyye'nin bid'atlerini sızdıran bir kimse isen, bundaki delil ve burhanlar sana bir kanâat veremez. Müslümanların imam*larından ve bu yüce dini himaye için uğraşanlardan yapılan pek çok nakiller, sende bir tesir yapmaz.

Bu takdirde sen, dalâlette olanların en ileride bulunanı ve şerlilerin öncüsü oldun demektir. Bu hâl sende de*vam edecek olursa, ALLAH korusun, bir gün küfre düşmenden korkulur Biz, bu günkü hâline bakarak, her ne kadar senin küfrüne hüküm vermi*yorsak da, bu durumun kalbinin zulmetlerle dolduğuna ve nurlardan bo*şaldığına delâlet eder. Bunda şüphemiz yoktur.

Peygamber (S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar:

Manâsı:

"Günâhlar, küfrün kılavuzudur".

Vehhâbiler de ayrı bir durumdadır. Bu taifenin iyileşmesinden ve felahından ümit kesilmiştir. Şüphe yoktur ki, günâhların en çirkini, dinde bid'at yolunu tutmaktır.


ALLAHü Teâlâ'nın en küçük bir hidâyet takdir etti*ği ve bu kitabı mütâlea için kalp gözünde azıcık bir nûr halk edeceği bir müslümanın; daha sonra İbni Teymiyye'nin bid'atının şeytanın işin*den olduğunda ve iman ehlini hileye düşüreceği vesveselerin en çirkin*lerinden bulunduğunda, bir şüphesi kalacağını sanmıyorum.
View SaFKaN'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için SaFKaN kullanıcısına teşekkür edenler:
arifan yolcusu (12.08.10)
Alt 10.08.10, 17:16   #2
SaFKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 2321
Üyelik tarihi : 28-01-2009
Konuları : 102
Mesajlar : 2,714
Teşekkürleri: 1,811
926 mesajına 1,348 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 SaFKaN is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

ikinci Uyarı

Ben, ehl-i kıbleden hiçbir ferdin, ne Vehhâbîlerin ne de başkalarının tekfir edilmesine inanmış ve bunu söylemiş değilim. Hepsi, müslüman-lardır. Kelime-i tevhîde ve Peygamber Efendimiz (S.A.V.) e iman, onları diğer müslümanlar ile birlikte toplamaktadır.

İmam Şârânî, el-Yevâkît vel-Cevâhîr adlı eserinde şöyle demektedir.
"Şeyhülislâm Mahzûmî demiştir ki:

İmam Şafiî, bir risalesinde, nef-sâni heves ve hevâ ehlinin tekfir edilemiyeceğini kat'iyetle ifade etmiş ve "Hevâ ve heves ehlini, bir günâhı sebebiyle, tekfir etmem.

Ehli kıbleden hiçbir ferdi, bir günâhı yüzünden küfre nisbet etmem" demiştir.
Başka bir rivayette ise şöyle ifade etmektedir: "Ayeti, zahire muhalif düşecek şekilde te'vil edeni, bir suçu sebebiyle tekfir edemem."

Mahzûmî şöyle diyor:

"imam Şafiî "Hevâ ehli" ifadesiyle, mutezile ve mürcie gibi, ihtimâl dahilindeki bir manâ ile tevilde bulunan kimseleri kasd etmiştir. Ehl-i kıbleden de tehvid ehlini murad etmiştir
.
İmam Şârânî, bu hususu açıkladıktan sonra şöyle demiştir:


Kardeşim, sana ifade ettiğimiz bu husustan muhakkak anlamış oldun ki, dindar âlimlerin hepsi, ehl-i kıbleden hiçbir ferde, bir günâhı sebebiyle "Kâfir" dememişlerdir. Siz de ancak onlara uyunuz."

Hatâ, günah ve bid'at irtikâp etmek, küfür derecesine ulaşmıyorsa da, sapkınlıktır.

İbni Teymiyye'nin, ibni Kayyim'in ve İbni Abdil-hâdî'ninkitaplarında Peygamber (S.A.V.) ile, diğer peygamberler ve sâlih kimseler ile medet dileyenleri ve onların kabirlerini ziyaret için yolculuk yapanları şirk irti*kâp etmek ile tabir etmeleri de bu kabildendir.


Nitekim bazı bahislerde riyadan "Şirk" ifadesiyle bahs olunmuştur. Şirkin de dereceleri vardır. Fakat Vehhâbîler, onların küfrüne hükmettiler.

Evet, kim ALLAH'ı bırakıp da bir peygamberi veya velîyi "dileğini yerine getiren" diye kabul edecek olursa o, ittifakla kâfirdir. Fakat müslü-manlardan hiçbiri böyle bir inanç taşımaz. Mü'minler, şöyle itikaad eder*ler:

Bu büyük zâtlar, ALLAH'ın hâs kullarıdır; ALLAHü Teâlâ ise mutlak fe'âldir. Ne onlar için ne de başkaları için, ALLAHü Teâlâ'dan başka hiçbir işte bir yaratacak yoktur. Bu hususun açıklaması, bu kitapta tafsilâtı ile gelecektir.

Ibni Teymiyye'nin ve iki talebesinin, peygamberlerin ve sâlihlerin kabirlerini ziyarete gidenler ve orada meded dileyenler hakkında sû-i zanda bulundukları görülmekte; ihtiyaçlarının verilmesinde ALLAH'tan başka bir tesir olduğuna inandıklarına hüküm verilmektedir. Şüphe yoktur ki, her*kes hakkında böyle bir hükme varılamaz. Şayet halk arasında öylesi bu*lunursa, dinin kokusunu almamış câhil bir kimsedir.

Müslümanlar, ne kadar câhil olsalar, (işlerin hâsıl olmasında) ALLAH'tan gayri hiçbirtesir edici olmadığını bilirler.


İbni Teymiyye ve diğer vehhâbiler ile, İslâmî mesleklerden bunların durumuna uygun bulunanlar, meded dilemeyi ve peygamberleri, sâlihleri ve hattâ Hz.Muhammed (S.A.V.) i ziyaret için yolculuk yapmayı yasaklamış olmaları sebebiyle, bizim onları tekfir etmeniz caiz görülmemiştir.

Bizim için caiz olan, onların bid'at ehli olduğunu söylemektir.

İmam Münâvî , ileride gelecek ifadesinde İbni Teymiyye'nin görüşünü reddederken bunu tasrih etmiştir. Biz, bunların sapkın ve bid'at ehli türedi bir topluluk olduğuna hükmediyoruz.

İbni Hacer Heytemî'nin bir çok ibarelerinde ifade ettiği gibi onların, sapıklıklarını ortaya koyan ibareleri tekfir ibarelerinden ayırt etmek iktiza eder.

İmam Gazâlî, "Faysalüt-tefrika beyne'l-islâmi vez-zendeka" adlı kitabında şöyle ifade etmektedir:

Her fırkanın, delilde hata ettiğini görerek hasmını tekfire kalkması münâsip değildir.

Evet, bunları "Sapıklar ve türedi bidatçiler" diye isimlendirmek caizdir. Sapık denilmesi, doğru yoldan sapmış olmaları cihetiyle; "Türedi" diye isim verilmesi ise, selef-i sâlihîn tarafından ifade edilmeyen sözler uydurmaları itibariyle olmuştur.

Evet, Seyyid Ahmed Dahlân'ın onlara reddiye olarak telif ettiği "ed-Dürrüsseniyye" adlı risalesinde bazı Vehhâbilerden naklen Peygamber (S.A.V.) e noksanlık isnâd eden şenî ifadelerin Vehhâbîler tarafından sarf edildiği doğru ise, bu söz kimden sâdır olursa şek ve şüphesiz kâfir*dir.

Dahlân, bunu naklettikten sonra şöyle demiştir:

"Bu sapıklara reddiye olarak kitap telif edenlerden bir kısmı şöyle demektedir: Bu davranış, dört mezhebde, hattâ ehl-i islâmın tamamı katında küfürdür."
View SaFKaN'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için SaFKaN kullanıcısına teşekkür edenler:
arifan yolcusu (12.08.10)
Alt 10.08.10, 17:16   #3
SaFKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 2321
Üyelik tarihi : 28-01-2009
Konuları : 102
Mesajlar : 2,714
Teşekkürleri: 1,811
926 mesajına 1,348 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 SaFKaN is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Üçüncü Uyarı



İbni Teymiyye ve İmam Sübkî'yi rüyamda gördüm. Bahsi geçen rü'-yâyı Mecmûatü'n-Nebhânîye'de nakl etmiş bulunuyorum. 1319 yılının Ra*mazanının 27. günü Şafiî ulemâsından İmam Tekıyyüddin Sübkî ile Te-kıyyüddin İbni Teymiye el-Hanbelî'yi bir mecliste gördüm.



Sübkî, şişmanca, esmer ve vakarlı bir hâlde oturuyor; İbni Teymiyye ise, üzeri tozlu ve zayıf yüzlü bir hâlde ayakta duruyordu. Üzerinde ilim heybeti vardı. Ba*na Sübkî'den daha yakın bir mesafede idi. Elini öpmek istedim. Öptüğü*mü zannediyorum. Kendisine, kaç yaşında olduğunu sordum. "Altıyüz sene" cevabını verdi. Sonra uyandım ve ölüm tarihine baktım. 728 tari*hinde vefat etmişti. Sübkînin vefatı ise, 576 senesinde olmuştu.



İbni Teymıye'den sâdır olar Peygamber (S.A.V.) i ziyaret ve Pey*gamberlerden meded dilemekle ilgili lâflarından hiç biri hatırıma gelme*di. Sübkî ona karşı reddiyede bulundu.



Maamâfih ben, bu rüyayı gör*mezd en önce, İbni Teymiyye'ye reddiye yazmış ve ulemânın sözlerin*den hoş bulduğum cümleleri oraya aktarmıştım. Daha sonra, avamın fikirlerini deşelememeyi düşünerek, onun bozuk fikirleri istikaametinde halkı uyarmış olmamak için bu kitaptan vaz geçmiştim.

İbni Teymiyye büyük ve meşhur bir âlimdir. Bununla birlikte hatâ*dan İbni Teymiyye büyük ve meşhur bir âlimdir. Bununla birlikte masum da değildir.

Bazı mes'elelerde muhakkak hataya düşmüş*tür. Bahsi geçen iki mes'ele de onlardan iki fahiş hatâdır. Bu mes'eleler*de, selef ve halef imamlarına muhalefette bulunmuştur. Bu âlimlerin en büyüklerinden biri de, "Şifâüs-sikaam fî Ziyareti Kabrin Nebiyyi aley-hisselâm" adlı kitabıyla şöhret yapmış bulunan İmam Sübkî'dir.



İbni Kayyim ve İbni Teymiyye, bâtıl yöndedirler. Sübkî ise hak tarafındadır. ibni Kayyim'e gelince, ne Sübkî ne de başkası onun hakkında bir şey demedi. Fakat o, İbni Teymiyye'nin bid'atine yardımcı olmuştur. Bununla beraber, ben şu vakte kader "es-Sârimü'lmübkî fir-reddi ales-Subkî" adlı kitabı, İbni Kayyim'in "İğâsetü'Mehfân" adlı kitabını ve İb*ni Teymiyye'nin "Minhâc'üs-sünnet" adlı eseri ile "el-Ma'kut vel-menkul" isimli kitabını görmediğim gibi, Subkî'nin "Şifâüs-sikaam" adlı eserini de görmüş değilim. Bunların hepsi daha sonra basılmıştır. Fakat ben bu bahisleri, ibni Teymiyye'ye reddiye olarak yazılan başka eserler*de görüyorum.



O, bu şenî mes'elelerde, İbni Teymiyye'ye karşı reddiye yazdı. İbni Haceri Mekkî, bu hususta yalnız değildir. Dört mezhepten bir çok âlim*lerde, bu hususta İbni Teymiyye'yi kötülediler. ALLAH hepsini esirgesin.



İrtikâp ettiği ve dinî fesadlara yol açan ve bilhassa onun uydusu bulu*nan Vehhâbî taifesinin, ümmeti Muhammede yaptığı ve ALLAH'tan başka*sının hesabını bilemiyeceği zararlardan dolayı onu da yarlığasın Dövüş ve harpten, can ve mal kaybına kadar her şeyi yaptılar.



Onların dört mezhep mensubu müslümanlar üzerine verdikleri hüküm "Şirk ve da-lâl" olmuştur. Zararları şu vakte kadar, maddeten ve manen sirayetde devam etmiştir. Onlar ve bunların durumundan hoşlananlar, dinde nasi*bi bulunmayan kimselerdendir.



Bunlar, şu âna kadar talebeden ve müs-lümanların avam tabakasından bir çok kimsenin inançlarını karıştırıp boz*muşlardır.



Bunlar, içtihada salahiyetli olduklarını iddia ediyorlar ve yer yüzün*de bozgunculuk yapmak istiyorlar. Doğru yol olan ehl-i sünnet vel-cemâat mezheplerine tâbi olmuyorlar. Her geçen gün serlerini artırıyorlar.
View SaFKaN'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için SaFKaN kullanıcısına teşekkür edenler:
arifan yolcusu (12.08.10)
Alt 10.08.10, 17:17   #4
SaFKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 2321
Üyelik tarihi : 28-01-2009
Konuları : 102
Mesajlar : 2,714
Teşekkürleri: 1,811
926 mesajına 1,348 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 SaFKaN is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Dördüncü Uyarı



Müslümanların hepsi itikad etmektedirler ki Peygamber Efendimiz (S.A.V.), ALLAH'ın kullarının efendisidir. Hayatında ALLAHü Teâlâ'ya en ya*kın vesile olmuştur. Vefatından sonra, Berzah âleminde ve kıyamette onun diğer peygamberler ile halkın tamamından üstünlüğü açığa çıka*cak, büyük şefaatin ve yakınlık derecesinin sahibi ve Livâül-hamdin taşı*yıcısı olacak.



Hz. Âdem ve ondan sonrakiler, onun derece itibariyle aşa*ğısında bulunacaklar. Hz. ALLAH, kıyamet günü, öncekilere ve sonrakile*re karşı ona üstünlük bahş edince her peygamber bunu ikrar edecek.



Bu üstünlük, Buhârî ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte açıkça bellidir. Peygamber (S.A.V.) "Ben, kıyamet günü insanların efen-disiyim" buyurmuştur. Bu ifade ile zikredilen şefaat hadisinde görül*mektedir ki insanlar, peygamberlerin büyüklerine varacaklar. Onların her biri bir mazeret gösterip kendisinden sonra gelen bir peygambere hava*le edecek. En nihayet Hz.İsâ da Habib-i Âzam (S.A.V.) e havale edecek. Resûl-i Ekrem, gelenleri kabul edip, "Ben bunun için vazifelendim. Ben buna ehilim" buyuracak ve şefaat edecek. ALLAHü Teâlâ da onlar hakkında şefaati kabul edecek.



Halkın ilk defa ona gelmesi mümkün iken, Cenâb-ı Hak insanlara bir ilham verecek, önce peygamberlerin büyüklerine gidecekler. Tâ ki onun fazileti açığa çıksın ve onun, yaratılmışların efendisi olduğu ve Al*lah'a göre peygamberlerin en sevimlisi bulunduğu bilinsin diye böyle bir sıra takip ettirilecektir.



Bu mânayı, müslümanların avamı, tafsîlâtı ile her ne kadar bilmiyor*sa da, inanıyorlar ki Efendimiz (S.A.V.), dünyâda ve âhirette yaratılmış*ların efendisidir. Her iki âlemde şefaati makbuldür. Dünyâ ve âhirette muradlarına erişmek için onu Aziz ve Celil olan ALLAH'a vesile kılmakta*dırlar.



Bu bilgide erkekler ve kadınlar müsavidir. Yani, hepsinin bunu bil*meleri ve çocuklarını bu sahih inanç üzerine terbiye etmeleri icap eder. Çocuk iyiyi kötüden ayırt edecek çağa ulaştığı zaman, Peygamber (S.A.V.) hakkındaki bu bilgiye sahip kılınmalıdır. Büyüdükçe bu inanç, ALLAH'ın takdiri ve tevfiki nisbetinde kalbinde kökleşip gelişmelidir.



Bu inanç, Resûlüllah (S.A.V.) in asrından bu zamana kadar önceki ve sonraki müslümanların. benimsedikleri bir itikattır. Evet, iman ehlin*den olup şeytanın oyuncağı hâline gelen bir fırka ayrılık yaptı.



Bu taife, peygamberlerde bulunan tevessül ve şefaat dilemeye se*bep teşkil eden her türlü güzel vasfı, vefatlarından sonra onlardan so*yarlar, onları diğer insanlar derecesine koyup, hiçbir üstünlükleri olma*dığını iddia ederler.



Bu fitneye tutulmuş fırka, peygamberleri ziyaret için yolculuk yapacak ve onlardan ALLAH için meded dileyecek olanları alıkoyarlar.



Bu fırkanın önderi, Ebül-Abbâs Tekıyyüd-din Ahmedübnü Teymiyyetil-Hanbelî'dir. Bunun tuttuğu yol, Ahmedübnü Hanbel'in görüşü değildir. Onu bu isnâdtan müstesna tutarız. Hâşâ, sümme hâşa o büyük imam böyle değildi. İbni Teymiyye'nin iddiası, nasıl onun mezhebinde olabilir? O, Resûlüllah'ın sevgisi ile ufak-büyük her işte onun sünnetine uymakta şöhret yapmış bir kimse idi. Hattâ Resûl-i Ekrem'in nasıl karpuz yediği*ne dair bir haber ona ulaşmadığı için ömründe karpuz yememişti.



Bunu duyduktan sonra bu büyük zâtın, "Resûlüllah'ın ALLAH katın*da bir mevkii yoktur" diyebileceğini, onunla ALLAH'a tevessül etmeyi ve kabrini ziyaret için yolculuk yapmayı yasaklayacağını düşünebilir mi*sin? "O, vefatından sonra diğer müslümanlardan bir ferdin aynıdır" di*yebilir mi?



Gavs-i Âzam Abdülkaadir Ceylânı (K.S.) hazretleri Hanbelî mezhe*binden olup, en fasih ibarelerle "Gunye" de Peygamber (S.A.V.) Efen*dimizle tevessülde bulunmayı tecviz ve tasrih etmiştir.



, Hanbelî âlimleri hep böyle ifade ve inanç sahibi idiler. Ancak, Ne-cid'li Muhammedübnü Abdfl-vehhâb'a mensup bulunan Vehhâbî fırkası bu hükmün dışında kalmaktadır.



Bu Necid'li, kendine tâbi olanları, İbni Teymiyye ve onun iki talebesi İbni Kayyim ile İbnü Abdil-hâdî'nin uydur*malarına tabi olmaya sevk etmiştir. Hakıykatte bu bid'at ve uydurmala*rın önderi İbni Teymiyye'dir. İbni Kayyim ile İbnü Abdil-hâdî'ye gelince, bunlar hocalarının uydurmalarına yardımcı olanların başında gelmekte*dir

.

İbnü Abdil-vehhâb, İbni Teymiyye'den beşyüz sene sonra gelmiş ve bu bid'ati yaymaya çalışmıştır. Bu sebeple, yaygın hâle gelen şer ve belâ, ortalığı karıştırmış; sel gibi kanlar akmış, ALLAH'tan başkasının bilemiyeceği kadar çok can heba olup gitmiştir

.

Bu türedilerin hepsi, kendisini müctehid sanmaktadır. Bilginleri, im*kân dâhilinde olan ilmi toplamıştır. Onlar, kitap telifi, basım ve yayımı ile meşgul olurlar; bu uğurda birçok mal sarfederler.

İbni Teymiyye'nin türettiği şeylere yardımcı olmak için, olanca güçlerini sarf ederler, halkı "İctihâd-ı mutlak" iddiasında bulunmaya teşvik ederler.



Kitap ve sün*netten ahkâm çıkarırlar ve fakat ümmeti Muhammedin, üzerinde ittifak ettiği dört mezhepten birini taklit etmeyi terk ederler.



Halbuki insanlar, bu mezheplere tâbi olmakla kitap ve sünnetten harice çıkmış olmazlar. O hükümler, dört mezhep imamının ve mezhep*lerinin kitâb-i ilâhîye ve sünnete mutabık olmasında ömür tüketen bü*yüklerin anladıkları manâ itibariyle kitap ve sünnetin aynidir.



O zâtlar; takva, verâ, velayet ve zühdleriyle birlikte sahili bulunmayan denizleri andırıyorlardı. Bu değerli zatların kelâm-i ilâhîyi ve Resûl-i Ekrem'in hadis-i şeriflerini anlaması nerede, falan Hind'li,feşmekân Necid'linin anlaması nerede?



İşte biz Mısır ve Şam şehirlerini ve ekseri İslâm beldelerini gö*rüyoruz ki, halkının ekserisinin kalbleri dinî ilimlerden yüz çevirmiş, firenk dillerini ve dünyevi ilimleri öğrenmeye yönelmiştir.



Onlardan, dinî ilimlerle meşgul olanların bir çoğu da, İbni Teymiy-ye'nin eserlerini ve Hasan Sıddık Hân'ın kitabını okuyor, câhil oluşları, dinî bilgilerinin kıt ve akıllarının yetersiz olması sebebiyle müctehidlik iddiasına kalkışıyorlar.



Vehhâbîlerden işittikleri, yoldan saptırıcı sözler sebebiyle onların içine bid'at zehiri sirayet edince, mezheplerin ayrılık*larından dolayı, Vehhâbîlerin hâli hoşlarına gitti ve bu yüzden oön ve alçak talebelerden bir çoğu yoldan saptı ve doğru yola aykırı tavır takın*dılar

View SaFKaN'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için SaFKaN kullanıcısına teşekkür edenler:
arifan yolcusu (12.08.10)
Alt 10.08.10, 17:18   #5
SaFKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 2321
Üyelik tarihi : 28-01-2009
Konuları : 102
Mesajlar : 2,714
Teşekkürleri: 1,811
926 mesajına 1,348 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 SaFKaN is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Beşinci Uyarı



İbni Teymiyye, dalgaları kıyıyı döven gürültülü bir deniz gibidir. Bazan (sahile) inci ve mercan bırakır; bâzı zamanlarda da taşları ve midye kabuklarını attığı, pislikleri ve hayvan leşlerini bıraktığı olur.



Onun, iki bariz vasfı vardır.



Biri faydalı ve ilimdeki önderliğidir. Ben onu, ne zaman övdümse, dört mezhep âlimlerinden bir çoğunun medhi gibi, onu bu yönüyle övmüşümdür.



İkinci vasfı, yerilmiş bulunan sıfatıdır. Bu da bilinen türedi fikirlerdeki önderliğidir. Bu yönü ile yergiye lâyık olmuş*tur. Bu cihetle, ey okuyucu, beni İbni Teymiyye'yi kınarken göreceksin. Bu yergi, dört mezhepden onu yeren âlimlere tâbi olmak, müslümanları onun peşine takılmaktan sakındırmak ve süslü kelimelerle hazırladığı tu*zağa basıp onun hatalarına kendisini kaptıracak kimselere acımak fikrin*den doğmuştur.



Onun iki talebesi İbni Kayyim ve İbni Abdil-hâdî hakkındaki kınama*larım da böyle olmuştur. Her ne kadar İbni Kayyım, telif ettiği eserlerin bir çoğunda övülmeyi haketmiş ise de yergiye de maruz kalmıştır.



Ey benim bu kitabımı mütâlea eden! Sözümde benim tenakuza düştüğümü veya dört mezhep âlimlerinin yazdıkları ile benim yazdığım arasında çe*lişki bulunduğunu sanmayasın. Zira övgü, bildiğin üzere,onların iyi taraf*larına râcidir. Yergim de kınanmış taraflarına mahsustur.



ALLAH'a andolsun ki, şayet onların bid'atleri dinin özüne ve peygam*berlerin efendisi Hz.Muhammed (S.A.V.) in ahvâline taalluk etmiş olma*saydı, içinde en az bir yergi bulunan bir kelime ile dahi onlara taarruz etmezdim.



Fakat bahsi geçen mes'elelerde hatâ etmişler ve Muhammed (S.A.V.) in ümmetinin cumhuruna muhalif hareket etmişlerdir.



Hem müslümanların ve hem de kendilerinin üstüne öyle bir belâ çekmişlerdir ki, onu ne ben ne de benden aşağı bir kimse gizleyebilir. Bununla birlikte ben âlim*lerin onlara karşı yazdıkları reddiyeleri aktarmakla beraber, bu bid'atler-den halkı sakındırmada haddi aşmadım.



Biliyorum ki, bu yergim haklı ve doğru olarak yapılmış olmaktadır. Zira bu zem, onların yerilmiş bid'atlerine râcidir. Hakikatte yerilmiş olan onlar değil, bid'atleridir.



Onlar vefat ettikten ve kendilerine uhrevî hakıykatler açıklandıktan sonra Peygamberlerin Efendisini ziyareti ve onun ALLAH'tan meded dile*meyi haram kılmakta hatâ ettiklerini bileceklerinde şüphe etmiyorum

.

Benim gibi bir kimsenin, İbni Teymiyye ve iki talebesi İbni Kayyim ile İbnü Abdil-hâdî'ye karşı cür'etkârlığım büyük bir iştir. Şayet onların bid'atı, Resûlüllah (S.A.V.) e taalluk etmiş olmasaydı, "Şu yaptığımla onu Kınamaya ıayiK oidum aercım. bu sebeble, uzun bir za*man, bu mevzuda çekingenlik gösterdim.



Ayağımı bir ileri atıyor, bir de geri çekiyordum. Bu hâlim, ALLAH'tan istihare yapasıya kadar devam etti. Bu kitapların basılıp neşredilmesi sebebiyle onlara karşı çıkmaklığım ev*lâ oldu.



Ne zaman bu işe cür'et göstermiş isem, Peygamberlerin Efendisi*nin ve diğer enbiyânın haklarını, onları ziyarete varacak ve onlar aracılı*ğı ile ALLAH'tan meded dileyeceklerin dinî durumunu düşünerek cür'et göstermişimdir.



Onların; bu ziyaretler ve meded dilemeler sebebiyle, mü'-minleri müşriklerden saymaları, benim kendilerine karşı gösterdiğim cür'-etten daha büyüktür. İkisi birbirine nisbet ve kıyas kabul etmez. Onlar böyle yapmakla, benden daha cür'etkâr davranmışlardır. Bu sebeble, şiddetli ayıplamaya herkesten daha fazla onlar lâyık olmuşlardır.



Bunların, böyle yapmakla yüce ALLAH'ın tevhidini himaye ettiklerine dâir özürleri, hatası açık bulunan bir mazerettir. Onların bu husustaki benzeri: Sultanların en hâlisini tahkir edip; bu sultâna hakaretlerinde ona saygı gösterdiği, ona tazim etmekle de hakaret göstermiş olacağını sa*nan kimseye benzemektedir. Bir akıllı, bu iddiayı kabul eder mi?



Bununla beraber, ben onları reddetmekte; ilim adamlarından ve ken*dilerinin dengi veya onlardan daha yüksek kimselerin ibarelerinden na*killer yaptım. Bu âlimler, hakıykatte onlara karşı fikir beyân ettiler ve görüşlerini tezyif ettiler.



Böylece, halkı onlardan sakındırmaya çalıştılar. Müslümanları onların hatalarına ve alçaklıklarına karşı uyardılar. Onların gayreti, dini muhafaza için, Peygamberlerin Efendisinin şeriatine yardım maksadı ile olmuştur. O yüce Peygambere sevgilerinden ve hakıykate uygun bir inançtan dolayı bu hareket tarzını ihtiyar etmişlerdir.



Bu âlim*ler, yaptıkları reddiyeler ile âlemlerin Rabbini razı kılmışlardır.Öbür türediler ise, ayrı bir görüşün sahibidirler. Şeytan onları tuza*ğa düşürdüğü gibi, onlar da halka hilekârlık yapıyorlar. Bu hezeyanları sarf ederken, Rahman olan ALLAH'ın tehvidini himaye ettikleri iddiasında*dırlar. Bu iddia, hiç şüphe yok ki, ayak kaydına bâtıl şeylerden ve mer-dût vesveselerdendir.



Ben, onları reddetmekte ancak bu büyüklerin eser*lerine tâbi oldum.Bu tenbihi yazdıktan iki ay sonra, Hanbelî âlimlerinden Şeyh Süleymânübnü Abdilvehhâb'ın "Savaâik-ı ilâhiyye fir-reddi alel vehhâbiye" adlı kitabını gördüm. Bu zât, Vehhâbilerin reisi Necid'li Muhammedübnü Abdilvehhâb'ın kardeşidir.



Bahsi geçen eserde İbni Teymiyye ve İbni Kayyim'den benim bu uyarımdaki sözüme kuvvet kazandıran nakiller var*dır.



Süleymanübnü Abdilvehhâb; Vehhâbî cemâatine, kardeşine ve onun peşine takılanlara şöyle seslenmektedir: "O kadar aşırı hareket edi*yorsunuz ki; küfre bulaşan bir kimseyi, üzerinde İslâm alâmetlerin-den bir şey gördüğünden dolayı, ALLAH'tan korkup tekfirde durakla*ma gösteren kimse bile sizin katınızda "Kâfir" olarak damgalanı*yor."



Hakıykat şudur: "Küfür", ancak İslâm dininin kabulünü zarurî say*dığı; ALLAH Teâlânın var olması, bir olması ve peygamberlik gibi şeyleri inkâr ile veya farz oluşu açık bulunan namaz,oruç vs. gibi işlerden birini inkâr etmekle olur. Peygamber (S.A.V.) e inandığını açıkça söyleyen bir müslüman, bir nevî şüpheye düşmüş olmakla ikfâr olunmaz.



Ehli sünnet vel-cemâat mezhebi, İslâm dinine mensup olan bir kim*seyi küfre nisbet etmekten çekinmiştir. Hattâ onlar, zararını ortadan kal*dırmak için öldürülmesine emir verildiği hâlde, bid'at ehline önderlik ya*panları tekfirde, duraklamış (çekinmiş) bulunmaktadır.



Bir şahısda küfür, iman, nifak ve şirk alâmetleri toplanmış olsa, ta*mamen küfre nisbet olunamaz. İslâmı kabul ettiğini kim ikrar ederse, ondan bu ikrar kabul olunur. Bu beyanında ister doğru ister yalan söyle*miş olsun. Velev ki nifak alâmetlerinden bir kısmı onda açığa çıkmış bulunsun. Mü'minleri gelişigüzel küfre nisbet etmeye kalkışanlar, hevâ ve hevesin peşine takılanlarla bid'atçılardır. Cahillik ve şüpheye düşme hâli. küfür nisbet etmekten sakınmada bir özür sayılmıştır.



biz, kendi kafamıza göre hüküm çıkarmıyoruz. Ancak âlimlerin söz*lerini ve kâmil ictihâd sahiplerinin nakillerini aktarmaya çalışıyoruz. Si*zin, müslümanları küfre nisbet etmekte kanâat olarak yürüttüğünüz şey*lerin delil olarak sahih olmadığı cihetlerine dönmek istiyoruz.



Bir kimse, ALLAH'tan başkasını çağırdığı, ALLAH'tan başkası için adak-da bulunduğu, ALLAH'tan gayrisi için hayvan boğazladığı, bir kabirden bereket umduğu veya ona el sürdüğü zaman, siz o şahsı küfre nispet ediyorsunuz. Hatta, bunları yapanları tekfir etmiyeni bile kâfir sayıyorsu*nuz.



Biz şöyle diyoruz: Sizin bu husustaki ölçünüz, Kur'ân-ı Kerim'den çıkarılmış değildir. Sizin gibilerin Kur'ân-ı Kerim'den ahkâm çıkarması*nın caiz olmadığında icmâ vâkî olmuştur. İslâm imamlarını bir kenara bırakıp da kendi anlayışınıza güvenmeniz helâl değildir.



ALLAH'a ve âhirete iman etmiş bulunan hiçbir ferdin, İslâm büyüklerini bırakıp da sizin peşinize takılması helâl değildir.



Şayet siz, "Bu gibi işleri şirk kabul eden bâzı ilim ehlinin peşinde gidiyoruz" diyecek olursanız, biz bu gibi işlerin şirk olmayacağı hususunda size cevap veri*riz.



Siz, bu davranışın ALLAH'ın Kur'ân-ı Kerim'de bahsettiği şirk-i ekber olacağına dâir ilim ehlinin kelâmını nereden aldınız?



O şirki ekber ki, onu irtikâp edenin malı, ganimet olarak, kanının akıtılması da ceza ola*rak helâldir. Onun hakkında mürtedlerin hükümleri cereyan eder. Böyle bir işi irtikâp edenin küfründe şüphe eden kâfir olur mu?



O hâlde soruyoruz. Söylediğiniz şeyleri müslümanların imamların*dan kim söylemiştir? Onların sözünü bize naklediniz ve kaynaklarını da veriniz.



Ulemâ bunda ittifak mı etmiştir, yoksa ihtilâf mı? Biz, bazı ilim erbabının sözlerini mütâlea ve tetkik ettik. Sizin söylediğinizi orada bula*madık. Bil'akis ona aykırı bulunan hükmü bulduk

.

Küfür; Cenabı Hak'kın varlığı ve birliği gibi, peygamberlik gibi, di*nen kabul edilmesi zaruri olan şeyleri ve beş vakit namaz gibi üzerinde kat'î icmâ bulunan şeyleri inkâr etmekle olur.



Bilmemesi yüzünden inkâr eden kimse, küfre nisbet olunmaz.



Fakat çeşitli şekilde tarif etmek sure*tiyle cehaleti giderildiği hâlde inkâra kalkarsa ALLAH'ı ve Resulünü inkâr etmiş olur.



Ey Vehhâbiler, şu sizin tekfire kalkıştığınız işler, dinimizin zaruri gör*düğü işlerden değildir. Şayet siz, "Bunlar, üzerinde zahiren icmâ bu*lunan şeylerdir.



Bunu hem halk, hem de seçkin kimseler bilmekte*dir" derseniz, biz de diyoruz ki: "Bu hususta âlimlerin sözlerini bize açıklayınız. Bu olmadığı takdirde bin kişinin sözünü, hatta yüz kişi*nin kelâmını veya on kişinin lâfını ve nihayet bir kişinin kelâmını açıklayınız. Namaz (oruç vs.) gibi, üzerinde icma bulunan vazifeleri bir tarafa bırakınız da şöyle sıradan bir söz getiriniz."



İbni Teymiyye'ye nisbet olunan "Kim kendisi ile ALLAH arasına bir vasıta koyacak olursa ilh." sözünden başka bir söz bulamadığınız tak*dirde bu söz, mücmel bir kelâmdır.



Sizden bu sözü, ehl-i ilmin kelâmı ile açıklığa kavuşturmanız istenir. Lâkin siz, çok hayret verici bir iş yapı*yorsunuz. Bu sözü, sahibinin maksadı hilâfına ve kitaplarında naklettiği*ne aykırı olarak delil getiriyorsunuz.



el-İknâ adlı eserin yazarı, kitabında şöyle demektedir:



Kabrin yanın*da gecelemek, onu badana ettirmek, süslemek, elbisesinden yırttığı bir bezi kabre bağlamak ve kabri öpmek, buhurlamak, kabre yazılmış bez (veya kâğıt) koymak, türbelerden hastalığa şifa istemek mekruhtur. Çün*kü sayılanların hepsi, bid'at kabul edilen işlerdendir.



("Savâik-ı ilâhiyye fir-reddi alel vehhâbiye" adlı kitabın ibaresi burada son buldu.)

Anlaşılmaktadır ki, İbni Teymiyye ve İbni Kayyim'in; peygamberlerin ve velilerin kabirlerini ziyaret etmeleri ve meded dileğinde bulunmaları sebebiyle, muhaliflerini şirkle suçlamaları, onları engellemek düşüncesi*ne hami olunmuştur.



Yoksa, maksadı, hakıykî manâda şirk değildir.



Yukarıda ismi geçen "el-İknâ" kitabı, Ahmedübnü Hanbel (rah.) mezhebinde yazılmış bulunan kitapların en büyüklerinden olup İbni Tey*miyye ve İbni Kayyim'in kitaplarından daha fazla güven duyulan bir eserdir.



Zira bu kitap, İmam Allâme Ebün Necâ Şerefüddin Mûsa'bnü Ahmed Hacâvi'l-Hanbelî (H. 968 yılının Rebîul-evvel ayının 17. Perşembe günü vefat etmiştir) tarafından telif edilmiş bulunmaktadır.



İmam Ahmedübnü Hanbel'in mezhebi ile diğer mezheplerin arasın*da bir ayrılık ve aykırılık yoktur. Bu kitabın birinci babının sonunda bahsi geçen eserden nakiller gelecektir.



Kabir ziyaretinde bulunan bazı kimse*lerin, peygamberler ve sâlihlerin kabirlerini teberrüken ziyaret etmek, İbni Teymiyye, İbni Kayyim ve İbnü Abdil-hâdî'nin kitaplarında korkut*tukları ve yasaklamada mübalağa ettikleri derecede men edilmiş değil*dir.



Onlar, mes'eleyi o derecede büyütmektedirler ki, duyan kişi bu işle*rin en büyük yasaklardan olduğunu, hatta en büyük bir küfür olacağını düşünür.



İbni Teymiyye ve iki talebesi, her ne kadar bu işleri yapanları hakıkî manâda ikfâra gitmiyorlarsa da, yasaklanmış bulunan bu şeyleri irti*kâptan alıkoymak için yasaklama işinde aşırılık gösteriyorlar.



Fakat onla*ra bu kadar mübâleğalı lâf etmemeleri lâyık olurdu. Zira bu aşırı ifade*ler, Vehhâbî taifesine bahsi geçen işleri yapmaları sebebiyle, ümmetin tamamını sapkın kâfir kabul etmek inancına kaptırdı.



Bu işler, Ahmedübnü Hanbel'in mezhebine mensup âlimleri vehme sevk etmemiştir, Çünkü onlar, mezhebin hükümlerini biliyor ve "el-İknâ" gibi güvenilir kitapların, fetva verilmiş hükümlerini tutuyorlar.



Fıkhî hükümlerde mezhebine aykırı beyanlarda bulunan İbni Teymiyye, İbni Kayyim ve İbnü Abdil-hâdî'nin sözlerine değer vermiyorlar.



İbni Teymiyye, İmam Ahmedübnü Hanbel'in mezhebini ve diğerleri*ni dinde bir zelle olarak kabul etmişler de çekingen hareket edip müslümanların tamamını ondan sakındırmaya çalışmışlardır.



Bu sebeble, meded dilemeyi, peygamberlerin ve velilerin kabirlerini ziyareti, yasaklama*ya kalkışmışlardır.Hususiyle, Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret et*meye bile engel olmuşlardır

View SaFKaN'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için SaFKaN kullanıcısına teşekkür edenler:
arifan yolcusu (12.08.10)
Alt 10.08.10, 17:18   #6
SaFKaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 2321
Üyelik tarihi : 28-01-2009
Konuları : 102
Mesajlar : 2,714
Teşekkürleri: 1,811
926 mesajına 1,348 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 SaFKaN is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Altıncı Uyarı



Arş üstünde fevkıyet ve istiva, yüz, el, göz gibi kitap ve sünnette' vârid olan şeylerin hakıykatini bilmeyi Hak Teâlâ'ya bırakarak, mahlûkatın hadis olan sıfatlarına benzemeksizin ve tevil edilmeksizin Cenâb-ı Hakk'a isbâtı, selefin mezhebidir.



Halefden ve Sofiyyeden bir çoğu böyle ifade etmektedir. Bu memnu değil, bil'akis meşru ve makbuldür.



Bu gibi lâfızların geçtiği âyetleri te'vil edenler de hatâ etmiş sayıl*mazlar. Çünkü onlarda dini korumaya çalışmakta ve kâfirlerin ve inkarcı*ların şüphelerini cevaplandırmaktadırlar.



Fakat, Cenâb-ı Hakk'a sarih ola*rak bir cihet ve yön nisbet etmek kesinlikle doğru değildir.

Kitap ve sün*neti esas alan âlimler de asla bunu caiz görmemişlerdir. Selefden hiçbir ferdten de böyle bir söz vârid olmamıştır.



İbni Teymiyye'den böyle bir söz sâdır olduğu doğru ise, meded dile*me ve peygamberleri ziyaret hususundaki sözü gibi, merdutdur ve asla makbul değildir.



Bazı âlimler, Cenâb-ı Hakk'a cihet nispet edenlerin kâ*fir olacağına hüküm vermişlerdir. Zira bu, Aziz ve Celil olan ALLAHü Teâ*lâ'ya, cisim sahibi olarak inanmayı gerektirir.



Fakat Ulemâ topluluğu bu iddiada olanların bid'at ehli olacağını la*kin küfre nisbet edilmemesi gerektiğini ifâde etmişlerdir.



Zira bir mezhe*bin lâzımı, mezhep demek değildir. Biz, İbni Teymiyye ve iki tilmizinin ehli sünnete aykırı bu gibi sözlerini atarız. Ehl-i sünnete muhalif olma*yan diğer ilimlerinden faydalanırız.



Fakat bu faydalanma, âlimlerden baş*kasına -hele avama ve kısa akıllı talebelere- mahsus bir iş değildir. Tâ ki onların kitaplarındaki bid'atler, bu kimseleri de zehirlemiş olmasın. Sonra onların kalblerinden bid'atin eserini ayırmak ve arıtmak zor olur.



Nitekim bazı kimselerde bunu açık olarak görmekteyiz.



Benim, bid'ate kaçmayan ve ümmete muhalif düşmeyen mes'ele-lerde, İbni Teymiyye ve İbni Kayyim'in ifadelerinden, kitaplarımdan bazı*sına aktardığım bile olmuştur. ""Huccetüllâhi alel-âlemîn" ve "Saâdetü'd-dâreyn" kitaplarımızda gönüllerin hoşlanacağı sözlerini ak*tarmış bulunmaktayız.



Ebû Davud'un rivayet ettiği meşhur kelâmında Muâzübnü Cebel (R.A.) şöyle demiştir:



"Hakkı, her getirenden alınız. İsterse kâfir -veya fâcir-olsun. Hakimin eğilme ve iğrilmesinden hazer ediniz."



Kendisine "Kâfirin hakkı söylediğini nasıl biliriz?" denince



O: "Hak üzerinde nûr vardır" cevabını verdi.
View SaFKaN'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için SaFKaN kullanıcısına teşekkür edenler:
arifan yolcusu (12.08.10)
Cevapla

Etiket
teymiyye, uyarılar, yandaşlarına, İbni

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Akıl Hezeyanı İbni Teymiyye'ye Dair Ruh-efzâ AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET 1 12.10.09 08:48
İbni Teymiyye'den Vehhabi ve Selefileri Rezil eden Nakiller! el-Kevserî AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET 15 25.01.09 07:51
İbni Teymiyye'den Vehhabîleri Rezil Eden Nakiller furkankole SİYER-İ NEBİ 9 20.10.08 00:07
İbni Teymiyye'nin Bazı Anormal Görüşleri furkankole Ebubekir Sifil 1 17.10.08 12:10
İmam-ı Zehebi'nin İbni Teymiyye'ye Nasihatı Ercan Tekin AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET 0 24.09.08 12:01

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:39 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.