| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,836 | Üyeler: 10,668 | Online: 218 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30.06.11, 18:54   #19
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Sorun da zaten böyle bir işe ehil olmadığı halde Katakulle'nin kendisini müçtehid zannetmesinden kaynaklanıyor...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 02.08.11, 13:41   #20
bülent58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Nizam
Üye No : 9189
Üyelik tarihi : 26-02-2011
Mesleği : adil düzen çalışanı
Nereden : İstanbul-küçükçekmece
Konuları : 212
Mesajlar : 436
Teşekkürleri: 48
38 mesajına 52 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2 bülent58 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-622/30 Temmuz 2011
Maide 44
إِنَّا أَنزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ فَلَا تَخْشَوْا النَّاسَ وَاخْشَوْنِي وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ(44)



hükmedilmelidir.
وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ
(Va MaN LaM YaXKuM)
“Ve kim hükmetmezse.”
Buradaki “Men” men-i umumidir. Yani hükmeden kim olursa olsun, ister Müslim ister gayri Müslim, ister kendisine evliya desin ister zalim desin, fark etmez; böylece hükmeden değil de hükmetme esas alınmış olmaktadır.
Buradaki “Ve” harfi nereye atfedilmektedir?
“Allah’ın âyetlerini semen-i kalile iştira etmeyin” dedikten sonra “Ve” harfi ile genel kural getirmektedir. Biz buna vav-ı beyaniye yani açıklama vavı diyoruz. “Fe” harfi ile getirilirse kural nass ile tesbit edilmiş olur. “Ve” ile getirilmişse kıyas yoluyla diğerine teşmil edilmiş olur.
“Hükmetmek” iki şekilde olur. Bir davalı ve davacı gelir ve sizi hakem yaparlar. Siz de onları muhakeme edersiniz, içtihadınıza göre hükmedersiniz. Burada kastedilen hüküm bu hükümdür. Bunun dışında mesela davalı ve davacısı olmayan yahut kendi işlerinizde verdiğiniz kararlar Allah’ın âyetlerine uygun olmayabilir. O husustaki hüküm küfür hükmü olmayabilir. Günah olur ama küfür olmayabilir. Bu sebeple burada “Fe” değil de “Ve” harfi getirilmiştir.
بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ
(Bi MAv EaNZaLa elLAHu)
“Allah’ın inzâl ettiği ile”
Burada kastedilen Allah’ın insanın beyninde oluşturduğu içtihattır. Delillere dayanarak içtihat yaparken beynine bir kanaat gelir. İşte o kanaat Allah’ın inzâl ettiğidir. Onunla hükmedeceksiniz. Hata etmiş olabilirsiniz. Hatadan sorumlu değilsiniz. Çünkü burada sizin bir kusurunuz yoktur. Herkes delilleri iyi değerlendirmelidir.
Bu deliller nelerdir?
1- Müsbet ilimle sabit olan kanunlar delillerin biridir. Bunları deneyerek siz de tahkik edebilirsiniz.
2- Başkalarından aldığınız haberlerdir. Size göre yalan söylemeyen bir kişinin aktardığı haber de doğrudur. Yola çıktığınızda adresi birisine sorarsınız, o da size gösterir. Siz ona inanmak zorundasınız. O yanlış bilebilir veya sizi kasden yanlış tarafa yönlendirebilir ama yapacağınız başka bir şey yoktur. Onun sözünü dinleyip ilerleyeceksiniz. Söylenenin yanlış olduğunu anladığınız zaman terk edersiniz.
3- İlim adamlarının yani bilenlerin bir konudaki ittifaklarıdır. Genel olarak ilim adamları konularda ihtilaf ederler. Araştırmalara devam eder ve sonunda aynı sonuca varırlar. Buna “icma” diyoruz. İcma da kesin delillerdendir. Buradaki ittifakta araştırmacılar ayrı ayrı çalışarak aynı sonuca varanlardır. On kişiyi görevlendirseniz, şu masanın enini boyunu ölçün deseniz. Her biri ayrı ayrı masanın olduğu yere ölçü almak üzere girip çıksa ve sonuçları bir kâğıda yazsa. Bunları ölçme işi bitmeden onları birbirleriyle görüştürmeseniz. Sonra kâğıtları açsanız ve hepsi aynı ölçüleri verse. İşte o zaman artık o ölçülerden şüpheniz olmaz.
4- Delillerin biri de her olaya bir sebep kabul etmedir. Sebepsiz sonuç olmaz. O halde her sonuca bir sebep aramalıyız. Bunu bulduğunuzda, o sebebin olduğu olaylarda aynı sonuçların olacağına hükmedersiniz. Buna “kıyas” denmektedir, “tümevarım” denmektedir. Biz hayatımızı hep bunlara dayandırmaktayız. Pek çok olayların hükümlerini kıyas yoluyla tesbit ederiz.
Bu dört delili esas alıp içtihat etmeyen, sonra da bu içtihada göre hükmetmeyen kimsenin, daha doğrusu kimselerin hükümlerini vermektedir. Yukarıda “men” kelimesini kullanmış, münferiden de olsa bu şekilde hükmetmeyen denmiş olmaktadır.
فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ(44)
(Fa EuLAvEiKa HuMu eLKAFİRUVNa)
“Onlar kâfirdirler.”
Burada çoğul kullanılmıştır, yani üç hakem demektir. Tek başına hükmetmeyi yeterli görmemektedir. Adaletin sağlanması böyle sağlanacaktır. Hakemlerden birini taraflardan biri atayacak, diğerini de diğer taraf atayacak; başhakemi de hakemler seçeceklerdir.
İnsan beyni tarafsız düşünemez. Bir şeyi doğru kabul ederek onun doğru olup olmadığını araştırır. Her şey ancak 0 veya 1 ile neticelenir. Bunun için ya doğrudur diyorsunuz ya yanlıştır diyorsunuz. Bunu dediğiniz zaman taraf tutmuş oluyorsunuz. Karşı taraf da başka varsayımlara dayanarak ilerler ve sonunda bir yere varılır. Taraflar bir yere zor varırlar. Başhakem ise bunlar arasında denge oluşturur. Sonunda kararları o verir.
İşte burada hakemler tartışırken yukarıda söylediğimiz delilleri ikame etmelidirler, kararlarını kurallara dayandırmalıdırlar, kararlarını tarafların kendi sözleşmelerine ve şeriatlarına dayandırmalıdırlar. Böyle yapmayan hakemler kâfirdirler.
Hakemlerin kâfir olmaları nedir?
Kendi içtihatları ile değil de dışarıdan telkin ve baskı ile karar verenler Allah’ın inzâl ettiği ile hükmetmeyenlerdir.
Bugünkü yargı sistemi öyle oluşmuştur ki adil karar verme imkânı yoktur. Yıllarca süren mahkemeler artık hâkimlerin kararı olmaktan çıkmakta, sosyal bir olay hâline gelmekte, nâs onu nasıl değerlendirirse karar o olmaktadır. Oysa Allah “nâstan haşyet etmeyin benden haşyet edin” demektedir. Halk bu hususlarda hiçbir zaman adil karar vermez. Yalan haberlere inanır. Merhamet hisleri doğar. Yahut nefret uyanır. Bu durumu yenecek olan adil yargılama sistemidir. Demek ki dış baskılarla veya tesirlerle karar verenler kâfirdirler.
Önce soruşturma adil yapılacaktır. Soruşturmacı sanıkların ve tanıkların yanlarına gidecek, onlarla şifahi sohbet ederek bilgi toplayacak ve bunları kaydedecektir. Sonra gerekli gördüğü kimselere mektup göndererek onlardan yazılı cevap isteyecektir. Gerekli gördüğü yerlerde bilirkişilere başvuracaktır. Gerekli gördüğü yerde adli tıp raporları isteyecektir. Bu araştırma sonunda rapor yazıp belgeleri kendisinde saklamak üzere kanaatini hakemlere bildirecektir. Hakemler soruşturma dosyasını inceleyeceklerdir. Gerekli görürlerse belgeleri ve raporları göreceklerdir. Soruşturmayı yeterli görürlerse şahitliklerini kabul edeceklerdir.
Ondan sonra hakemler duruşma yapıp olayı resmen tesbit edeceklerdir. Olayın hükmü üzerinde de hakemler gerekli tartışmayı yapmış ve sonuca varmış olacaklardır. İşte burada yapılanlar sonunda kanaatlerden ibarettir. Burada kanaat dış tesir altında kalmadan ve sokaktaki insanlardan korkmadan, çekinmeden, bir çıkar beklemeden oluşacak ve ona istinaden karar vereceklerdir.
Bu mekanizmayı çalıştırmayan kimseler kâfirdirler. Bunlar kendi bucaklarında istedikleri gibi yaşarlar. Biz müdahale etmeyiz ama adil yargılama sistemi olmayanların kararlarını da biz uygulamayız.
İşte bunun anlamı şudur. Eğer bir bucak başkanı adil yargılama sistemi ile yargılandığına karar vermez de yargılamadan şüphe ederse o kararı icra etmez. İsteyen taraf o bucağı terk eder, başka bucağa giderek oradan bucak başkanı aleyhine dava açabilir.
Devletin görevi hakemlerin kararını infaz etmektir. Ne var ki infaz edenin de hakem kararlarına güveninin olması gerekir. Hakem karar verir ama onu infaz eden bulunmaza hakem kararı boşa gider.
Biz şimdi ayrı ayrı yaşamıyoruz, bir arada yaşıyoruz. Eğer topluluktan itilirsek yaşama şansımız yoktur. Topluluk içinde yaşayabilmemiz için de adil bir yargılama sisteminin olması gerekir. Bunu sağlamak amacıyla insanlık devletlere, devletler illere, iller bucaklara bölünmüştür. İlde ilçeler vardır. Orada hakemler ve soruşturmacılar bulunmaktadır. Ayrıca il halkından oluşan siyasi dayanışma ortaklığı vardır, siyasi güç vardır. Adalet burada oluşmaktadır. Bölgede ihtisas mahkemeleri ve ordu vardır. Kıta merkezlerinde üstün hakemler vardır. Böylece insanlık güven içinde varlığını sürdürecektir.
İşte “Adil Düzen” budur.
İnsanlık er veya geç bu düzene ulaşacaktır.

SÜLEYMAN KARAGÜLLE
Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL
AkevlerSite
View bülent58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08.08.11, 04:01   #21
bülent58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Nizam
Üye No : 9189
Üyelik tarihi : 26-02-2011
Mesleği : adil düzen çalışanı
Nereden : İstanbul-küçükçekmece
Konuları : 212
Mesajlar : 436
Teşekkürleri: 48
38 mesajına 52 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2 bülent58 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-623/ 06 Ağustos 2011



bu işi yapmak da ilim yapmayanlara düşer.
وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ
(Va MaN LaM YaXKuM BiMAv EaNZaLa elLAHu)
“Ve Allah’ın inzâl ettiği ile hükmetmeyenler.”
Bundan önce de benzer âyet geçmiş, o âyet mü’minlere hitap etmişti. Burada ise Tevrat’ta da benzer âyet olduğuna işaret etmektedir.
“Men” ismi umumi isimdir. Fail olarak nekredir. Fiil olarak marifedir. Fiil olarak deliller vardır. İnsan o delillerle içtihat yapar, bir sonuca varır, Allah’ın öyle emrettiğine karar verir. Ama sonra ona göre hükmetmez ise işte bu Allah’ın inzâl ettiği ile hükmetmemektir.
Yahut kendisine birisi gelir, ona hatırlatır; bakınız, Allah böyle diyor denir. Ama o nazarı itibara almaz.
Millî Görüşçülerin ve Ak Partililerin durumu budur. Kendilerine yanlış yaptıklarını hatırlatmak istiyoruz, sesimize kulak vermiyorlar. İşte bunlar Allah’ın inzâl ettiği ile hükmetmiyorlar. Millî Görüş kurulurken Erbakan’la bağımsız adaylığında ben vardım. Sonra parti kurulurken Ege Bölgesi’ni ben kurmuştum. “Adil Düzen”i beraber çalışarak oluşturduk. Onlar siyaset yaparken biz kırk senedir “Adil Düzen” ilmiyle uğraşıyoruz. Onların şimdi televizyonları var, gazeteleri var, gençlik teşkilatları var, ekonomik kuruluşları var. Biz onları arıyoruz. Onlar ise duymamazlıktan ve görmemezlikten gelmektedirler. İşte bu Allah’ın inzâl ettiği ile hükmetmemektir. Her söze kulak verecek, en iyisine uyacaklar.
Evet, bunlar her söze kulak veriyorlar, yalnız bir söze kulak vermiyorlar; Allah’ın sözüne kulak vermiyorlar. 3 * 4 = 81 diyen olursa ona kulak veriyorlar. 16 diyen olursa ona da kulak veriyorlar. Yedi milyar insan 7 milyar çözüm getirse, onların hepsine kulak veriyorlar. Çünkü onlar “semmaune li’l-kezibi”dirler. Ama bir söze kulak vermiyorlar: 3 * 4 = 12 eder. İşte buna kulakları tıkalıdır. Onu duymuyorlar ve duymak istemiyorlar.
Burada “kim Allah’ın inzâl ettiği ile hükmetmezse” demek, kim 3 * 4 = 12’yi kabul etmezse demektir. Onların üniversitelerinde her görüş okutuluyor ama Kur’an’ın görüşü okutulmaz. Yunanlıların tanrı efsaneleri, heykelleri, seksi okutuluyor; bunlar kültürdür ama Kur’an ilkeldir, öğrenmeye değmez!
Diyeceksiniz ki; bakınız, İlâhiyat Fakülteleri var, oralarda okutmuyorlar mı?
Hayır!
Liselerde, üniversitelerde, doktoralarda Kur’an okutulmuyor, Kur’an öğretilmiyor. Bin sene önceki insanların görüşleri anlatılıyor. Ebu Hanife’nin ve Gazali’nin görüşleri aktarılıyor. Onlar profesör mü idi? Onlar Avrupa üniversitelerinden diplomalı mı idi? Onların bin sene önce söyledikleri artık tarih olmuştur, o zamanki sorunları çözseler bile, artık günümüzde uygulanacak tarafı olmayan metinleri ezberleyip anlatıyorlar. Biz de Ebu Hanife gibi, Gazali gibi bir adamız. Bizim görüşlerimiz okutulmuyor, kitaplarımız okunmuyor, üniversiteler bahsetmiyor. Erbakan bu çözümleri dünyaya duyurdu ama kapı komşusu fakülteler neden duymuyor?!! Çünkü bunlar Allah’ın indirdikleri ile hükmetmiyorlar.
Burada “Men”den sonra “Mâ” kullanılmıştır.
“Mâ”da da mef’ul belli değildir ama fiil bellidir.
Fiil nedir?
Usulü fıkıhtır, usul ilmidir. Bu değişmez, kıyamete kadar aynıdır. Gelişir ama değişmez. Matematik ilimleri gibidir. 3 * 4 = 12 eder, Hz. Adem’den beri bu tüm insanlıkta ve uygarlıkta aynıdır. Ama bugün ihtimaliyat hesapları yapılmaktadır. Fıkıh her zaman değişecektir ama usulü fıkıh değişmeyecektir. İşte buradaki “Mâ” bunu ifade eder.
Ellezî, Men ve Mâ, Zalim ve ez-Zalim hep ism-i faildir. Yani işi yapanı ifade eder. Meçhullerde ism-i mef’ulü ifade eder. Bunlar arasında şu fark vardır.
“Zalim”de hem fail hem de mef’ul nekredir.
“Ez-Zalim”de fail marife fiil nekredir.
“Men zaleme”de fail nekre fiil marifedir.
“Ellezî”de hem fail hem de fiil marifedir.
Bu bizim varsayımımızdır. Gramerciler de “Mâ” ve “Men”de marifelik ve nekrelik hususunda ihtilaf etmişler, bizim gibi bu hususu belirtmemişlerdir. Siz başka şekilde farklar ortaya koyabilirsiniz ama fark yok diyemezsiniz.
Madem ki dört şekli vardır, dört ayrı manâsı vardır. Ondan sonra Kur’an’da uygulama yaparız. Hangisi daha çok sorunları çözüyorsa o tercih edilir. Şöyle ki, eğer birinin varsayımı diğerinin varsayımını da içeriyorsa içeren kabul edilir. Farklı yerlerde farklı uygulama doğuruyorsa iki varsayım da geçerli olur ve iki mezhep olur.
فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ(45)
(Fa EuLAvEiKa HuMu elJAvLıMUvNa)
“Onlar zalimdirler.”
Yukarıda “onlar kafirdir” denmişti.
Burada “onlar zalimdir” deniyor.
Demek ki mefhumu muhalefet yoktur.
Bu sûrede bu kalıp üç yerde geçmektedir. Kur’an’da başka sûrede geçmemektedir. Birinde “kafir”, birinde “zalim”, birinde de “fasık” denmektedir. Mü’minlere, Yahudilere, Hıristiyanlara hitap etmektedir. Mü’minler için “kâfirdirler”, Yahudiler için “zalimdirler” denmekte, Hıristiyanlar için “fasıktırlar” denmektedir. “Fe” harfinden sonra geldiği için, “Ve Men” ile ifade edildiği için, önce hükümler geneldir, yani Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyenler hem kâfir hem zalim hem de fasıktırlar. Bununla beraber mü’minler daha çok kâfir, Yahudiler daha çok zalim, Hıristiyanlar da daha çok fasıktırlar. Kur’an’ı uygulamayanlar kâfir, Tevrat’ı uygulamayanlar zalim, İncil’i uygulamayanlar fasıktırlar.
Kur’an’ı uygulamadaki küfür şuradan gelmektedir.
Kur’an’ın diğer kitaplardan farkları vardır.
1- Kur’an son kitaptır.
2- Kur’an sözleri ve diliyle değişmeden bize ulaşmıştır.
3- Kur’an mucize kitaptır. Diğer dinlerde mucize peygamberlere verilmiştir, onlar bugün yaşamıyorlar. O halde bugünkü insanlara mucize değildir Kur’an ehlinde mucize ellerindedir. Kesin delillerle sabit olan ilâhi hükümleri uygulamayanlar kafirdirler.
4- Kur’an’ın hükümleri içtihatla ve icmalarla ortaya çıktığı için her asrın sorunlarını çözmektedir. Kur’an’ın uygulanmaması için herhangi bir mazeret yoktur. Bu sebeple Kur’an’ı uygulamayan ehl-i Kur’an kâfirdir.
“Adil Düzen”i kabul etmeyip Batı düzeni içinde hanımların başlarını örtmekle yetinenler kâfirdir. Kur’an düzenine inanmayanlar kâfirdir.
Bunları ben söylemiyorum, Kur’an söylüyor.
Burada “inanmayanlar” demiyor, “hükmetmeyenler” diyor.
Bize elbette haklı olarak derler ki, sizin dedikleriniz Kur’an değildir ki, sizin heva ve heveslerinizdir. Bu doğru olabilir. Ama kendileri dünyanın bütün düzenlerini öğrenmeye çalışır da Kur’an’ı değil Karl Marks’ı hak bulurlarsa, demek ki Allah’tan onlara nâzil olan odur. O zaman biz kâfir oluruz. Biz demiyoruz ki bizim dediklerimizi kabul edin. Gelin birlikte araştıralım diyoruz. Biz araştırıyoruz diyorlarsa, onlara bir diyeceğimiz yoktur. O zaman sadece, “neden bizimle beraber araştırmıyorsunuz” deriz.
Tevrat ehli için “zalim” sözü kullanılmaktadır. Çünkü onlar sömürmek için, insanlara zulmetmek için Tevrat’ın hükümlerini uygulamıyorlar. Onun için Kur’an ehli kâfirdir, onlar ise zalimdirler. Hıristiyanlara “fasık” denmektedir. Onlar sadece günahkârdırlar. Dünyayı sömürmek için İncil’den uzaklaşmıyorlar. Ellerinde mucize bir kitap da yoktur. Onların yapması gereken Tevrat yerine Kur’an’ı kabul ederek bizim “Adil Düzen” çalışmalarına katılmalarıdır. Onlar sadece fasıktırlar.
Burada yine şunu hatırlatmak isterim. Bu “kâfir” sözü CHP’lileri içermiyor, çünkü onlar kendilerini ehl-i Kur’an görmüyorlar. MHP’lileri de içermiyor, onlar da kendilerini ehl-i Kur’an sahibi görmüyorlar. Yani onlar olsa olsa Hıristiyanlar gibi fasıktırlar.
Kim kâfirdir? Saadetçi olup şeriatçı olmayan, AK Partili olup Kur’an hükümlerini reddedenler kâfirdir.
Bana AK Partililer ve Saadet Partililer çok kızacaklar, küsecekler ama onları uyarmam için bunları yazmam gerekiyor.
Kâfir değiliz diyorlarsa, buyursunlar, Kur’an hükümlerini uygulayalım.
Evet, siz ehl-i tarik de, “Adil Düzen”e yani şeriata cephe alan siz namaz kılanlar da, size söylüyorum; kâfir olmak istemiyorsanız, tevbe edin, istiğfar edin. Gelin Kur’an’ı beraber inceleyelim. Bizim hatamızı ve eksiğimizi siz düzeltin, bize de hidayet etmiş olursunuz.
Sorumluluk İslâmiyet’le ilgilenmeyenlerde değildir. Onlar müslimdirler. Onlar “Adil Düzen” geldiği zaman ona uyarlar. Ama onlar “Adil Düzen”i getirmekle ne yükümlü ne de mezundurlar. “Adil Düzen”i getirmekle yükümlü olanlar şunlardır:
1- Başta İstanbul Adil Düzen çalışanları Kur’an’a göre hükmetmiyorlarsa kâfirdirler; yani biz kâfir oluruz.
2- Sonra İzmir Akevler çalışanları Kur’an’a göre hükmetmiyorlarsa kâfirdirler.
3- Sonra Saadet Partisi mensupları Kur’an’a göre hükmetmek için çalışmıyorlarsa kâfirdirler.
4- Sonunda da AK Partililer Kur’an’a göre hükmetmiyorlarsa kâfirdirler.
Bunları kendi çıkarları için yapmayan tüm insanlar zalimdir.
Gaflet içinde uygulamıyorlarsa fasıktırlar.

SÜLEYMAN KARAGÜLLE
Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL
AkevlerSite
View bülent58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08.08.11, 16:19   #22
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Katakulle'ye göre meclistekilerin hepsi kafir mi? Mecliste Allah'ın hükmü ile hükmedildiğinden bahsedilebilir mi?
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 20.08.11, 13:55   #23
bülent58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Nizam
Üye No : 9189
Üyelik tarihi : 26-02-2011
Mesleği : adil düzen çalışanı
Nereden : İstanbul-küçükçekmece
Konuları : 212
Mesajlar : 436
Teşekkürleri: 48
38 mesajına 52 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2 bülent58 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
el-Kevserî´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
Katakulle'ye göre meclistekilerin hepsi kafir mi? Mecliste Allah'ın hükmü ile hükmedildiğinden bahsedilebilir mi?
hayır değildir.
"
*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 622. SEMİNER 30temmuz2011
"hükmedilmelidir.

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ
(Va MaN LaM YaXKuM)
“Ve kim hükmetmezse.”
Buradaki “Men” men-i umumidir. Yani hükmeden kim olursa olsun, ister Müslim ister gayri Müslim, ister kendisine evliya desin ister zalim desin, fark etmez; böylece hükmeden değil de hükmetme esas alınmış olmaktadır.
Buradaki “Ve” harfi nereye atfedilmektedir?
“Allah’ın âyetlerini semen-i kalile iştira etmeyin” dedikten sonra “Ve” harfi ile genel kural getirmektedir. Biz buna vav-ı beyaniye yani açıklama vavı diyoruz. “Fe” harfi ile getirilirse kural nass ile tesbit edilmiş olur. “Ve” ile getirilmişse kıyas yoluyla diğerine teşmil edilmiş olur.
“Hükmetmek” iki şekilde olur. Bir davalı ve davacı gelir ve sizi hakem yaparlar. Siz de onları muhakeme edersiniz, içtihadınıza göre hükmedersiniz. Burada kastedilen hüküm bu hükümdür. Bunun dışında mesela davalı ve davacısı olmayan yahut kendi işlerinizde verdiğiniz kararlar Allah’ın âyetlerine uygun olmayabilir. O husustaki hüküm küfür hükmü olmayabilir. Günah olur ama küfür olmayabilir. Bu sebeple burada “Fe” değil de “Ve” harfi getirilmiştir.
بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ
(Bi MAv EaNZaLa elLAHu)
“Allah’ın inzâl ettiği ile”
Burada kastedilen Allah’ın insanın beyninde oluşturduğu içtihattır. Delillere dayanarak içtihat yaparken beynine bir kanaat gelir. İşte o kanaat Allah’ın inzâl ettiğidir. Onunla hükmedeceksiniz. Hata etmiş olabilirsiniz. Hatadan sorumlu değilsiniz. Çünkü burada sizin bir kusurunuz yoktur. Herkes delilleri iyi değerlendirmelidir.
Bu deliller nelerdir?
1- Müsbet ilimle sabit olan kanunlar delillerin biridir. Bunları deneyerek siz de tahkik edebilirsiniz.
2- Başkalarından aldığınız haberlerdir. Size göre yalan söylemeyen bir kişinin aktardığı haber de doğrudur. Yola çıktığınızda adresi birisine sorarsınız, o da size gösterir. Siz ona inanmak zorundasınız. O yanlış bilebilir veya sizi kasden yanlış tarafa yönlendirebilir ama yapacağınız başka bir şey yoktur. Onun sözünü dinleyip ilerleyeceksiniz. Söylenenin yanlış olduğunu anladığınız zaman terk edersiniz.
3- İlim adamlarının yani bilenlerin bir konudaki ittifaklarıdır. Genel olarak ilim adamları konularda ihtilaf ederler. Araştırmalara devan eder ve sonunda aynı sonuca varırlar. Buna “icma” diyoruz. İcma da kesin delillerdendir. Buradaki ittifakta araştırmacılar ayrı ayrı çalışarak aynı sonuca varanlardır. On kişiyi görevlendirseniz, şu masanın enini boyunu ölçün deseniz. Her biri ayrı ayrı masanın olduğu yere ölçü almak üzere girip çıksa ve sonuçları bir kâğıda yazsa. Bunları ölçme işi bitmeden onları birbirleriyle görüştürmeseniz. Sonra kâğıtları açsanız ve hepsi aynı ölçüleri verse. İşte o zaman artık o ölçülerden şüpheniz olmaz.
4- Delillerin biri de her olaya bir sebep kabul etmedir. Sebepsiz sonuç olmaz. O halde her sonuca bir sebep aramalıyız. Bunu bulduğunuzda, o sebebin olduğu olaylarda aynı sonuçların olacağına hükmedersiniz. Buna “kıyas” denmektedir, “tümevarım” denmektedir. Biz hayatımızı hep bunlara dayandırmaktayız. Pek çok olayların hükümlerini kıyas yoluyla tesbit ederiz.
Bu dört delili esas alıp içtihat etmeyen, sonra da bu içtihada göre hükmetmeyen kimsenin, daha doğrusu kimselerin hükümlerini vermektedir. Yukarıda “men” kelimesini kullanmış, münferiden de olsa bu şekilde hükmetmeyen denmiş olmaktadır.
فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ(44)
(Fa EuLAvEiKa HuMu eLKAFİRUVNa)
“Onlar kâfirdirler.”
Burada çoğul kullanılmıştır, yani üç hakem demektir. Tek başına hükmetmeyi yeterli görmemektedir. Adaletin sağlanması böyle sağlanacaktır. Hakemlerden birini taraflardan biri atayacak, diğerini de diğer taraf atayacak; başhakemi de hakemler seçeceklerdir.
İnsan beyni tarafsız düşünemez. Bir şeyi doğru kabul ederek onun doğru olup olmadığını araştırır. Her şey ancak 0 veya 1 ile neticelenir. Bunun için ya doğrudur diyorsunuz ya yanlıştır diyorsunuz. Bunu dediğiniz zaman taraf tutmuş oluyorsunuz. Karşı taraf da başka varsayımlara dayanarak ilerler ve sonunda bir yere varılır. Taraflar bir yere zor varırlar. Başhakem ise bunlar arasında denge oluşturur. Sonunda kararları o verir.
İşte burada hakemler tartışırken yukarıda söylediğimiz delilleri ikame etmelidirler, kararlarını kurallara dayandırmalıdırlar, kararlarını tarafların kendi sözleşmelerine ve şeriatlarına dayandırmalıdırlar. Böyle yapmayan hakemler kâfirdirler.
Hakemlerin kâfir olmaları nedir?
Kendi içtihatları ile değil de dışarıdan telkin ve baskı ile karar verenler Allah’ın inzâl ettiği ile hükmetmeyenlerdir.
Bugünkü yargı sistemi öyle oluşmuştur ki adil karar verme imkânı yoktur. Yıllarca süren mahkemeler artık hâkimlerin kararı olmaktan çıkmakta, sosyal bir olay hâline gelmekte, nâs onu nasıl değerlendirirse karar o olmaktadır. Oysa Allah “nâstan haşyet etmeyin benden haşyet edin” demektedir. Halk bu hususlarda hiçbir zaman adil karar vermez. Yalan haberlere inanır. Merhamet hisleri doğar. Yahut nefret uyanır. Bu durumu yenecek olan adil yargılama sistemidir. Demek ki dış baskılarla veya tesirlerle karar verenler kâfirdirler.
Önce soruşturma adil yapılacaktır. Soruşturmacı sanıkların ve tanıkların yanlarına gidecek, onlarla şifahi sohbet ederek bilgi toplayacak ve bunları kaydedecektir. Sonra gerekli gördüğü kimselere mektup göndererek onlardan yazılı cevap isteyecektir. Gerekli gördüğü yerlerde bilirkişilere başvuracaktır. Gerekli gördüğü yerde adli tıp raporları isteyecektir. Bu araştırma sonunda rapor yazıp belgeleri kendisinde saklamak üzere kanaatini hakemlere bildirecektir. Hakemler soruşturma dosyasını inceleyeceklerdir. Gerekli görürlerse belgeleri ve raporları göreceklerdir. Soruşturmayı yeterli görürlerse şahitliklerini kabul edeceklerdir.
Ondan sonra hakemler duruşma yapıp olayı resmen tesbit edeceklerdir. Olayın hükmü üzerinde de hakemler gerekli tartışmayı yapmış ve sonuca varmış olacaklardır. İşte burada yapılanlar sonunda kanaatlerden ibarettir. Burada kanaat dış tesir altında kalmadan ve sokaktaki insanlardan korkmadan, çekinmeden, bir çıkar beklemeden oluşacak ve ona istinaden karar vereceklerdir.
Bu mekanizmayı çalıştırmayan kimseler kâfirdirler. Bunlar kendi bucaklarında istedikleri gibi yaşarlar. Biz müdahale etmeyiz ama adil yargılama sistemi olmayanların kararlarını da biz uygulamayız.
İşte bunun anlamı şudur. Eğer bir bucak başkanı adil yargılama sistemi ile yargılandığına karar vermez de yargılamadan şüphe ederse o kararı icra etmez. İsteyen taraf o bucağı terk eder, başka bucağa giderek oradan bucak başkanı aleyhine dava açabilir.
Devletin görevi hakemlerin kararını infaz etmektir. Ne var ki infaz edenin de hakem kararlarına güveninin olması gerekir. Hakem karar verir ama onu infaz eden bulunmaza hakem kararı boşa gider.
Biz şimdi ayrı ayrı yaşamıyoruz, bir arada yaşıyoruz. Eğer topluluktan itilirsek yaşama şansımız yoktur. Topluluk içinde yaşayabilmemiz için de adil bir yargılama sisteminin olması gerekir. Bunu sağlamak amacıyla insanlık devletlere, devletler illere, iller bucaklara bölünmüştür. İlde ilçeler vardır. Orada hakemler ve soruşturmacılar bulunmaktadır. Ayrıca il halkından oluşan siyasi dayanışma ortaklığı vardır, siyasi güç vardır. Adalet burada oluşmaktadır. Bölgede ihtisas mahkemeleri ve ordu vardır. Kıta merkezlerinde üstün hakemler vardır. Böylece insanlık güven içinde varlığını sürdürecektir.
İşte “Adil Düzen” budur.
İnsanlık er veya geç bu düzene ulaşacaktır.

SÜLEYMAN KARAGÜLLE
Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL
AkevlerSite
View bülent58'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
görüşleri, karagüllenin, sapkın, süleyman

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Süleyman Karagülle bülent58 BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI 3 02.09.11 15:55
Bid'ati hasene ile alakalı müçtehitlerin görüşleri... Peykan- DUA VE İBADET 21 31.08.11 23:22
Kilci’nin görüşleri! Adige Abzakh Zeki Ceyhan 2 21.01.10 09:08
Vatan'dan sapkın promosyon! Cihad Yıldızı TEBRİKLER-PROTESTOLAR 1 29.10.09 08:18

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:03 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.