| Konular: 50,300 | Mesajlar: 311,838 | Üyeler: 10,668 | Online: 221 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum İSLAM-İ İLİMLER » AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET »

AKAİD-İ EHL-İ SÜNNET Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in Akidesini Anlatan Kaynaklar...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.11.08, 13:04   #1
Yahya-EbuHafs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Refah
Üye No : 540
Üyelik tarihi : 18-09-2008
Konuları : 441
Mesajlar : 945
Teşekkürleri: 294
326 mesajına 661 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4 Yahya-EbuHafs is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 22.09.10
Durumu : Status: Offline

Standart Islam’da harici zihniyet

İSLAM’DA HARİCİ ZİHNİYET

Ve aşırı olan her şeyden korkun.
Peygamberi aşan, sahabeyi aşan, Ali’yi aşan, her şeyden ama her şeyden, korkun.

Kendilerini davaları için kolayca feda ettiklerinden Haruriye” Kendini Allah’a satanlar, yâ da Çok ibadet ettikleri için “Ubbad” gibi isimleri aldılar. İsmiyle, unvanıyla böbürlenen herkesten korkun.

Haricîlik düşüncesi peygamber devrinde de bağnazlık şeklinde bedevî Müslümanlarda vardı. Bunlar Hz Ali yanlıları idiler. Sıffın’da ilk önce Hz. Ali’yi barışa mecbur ettiler. Hakem olayında (Onlara göre bu küfürdü) ise “biz tövbe ettik ve hüküm Allah’ındır” deyip 12 bin kişi ile Hz Âli den ayrıldılar. Topluluğunuzdaki, cemaatinizdeki sığ ve dar fikirlilerden de korkun.



Aslında insanın içinde bir Harici kafa daima vardır. Onlar ise, sadece Hakem Olayı ile sistemli bir şekilde doğdularsa da peygamber devrinde dahi vardılar. Ama bu olay, onların çıkışına bir zemin oldu. Onlar peygambere itiraz edecek kadar kaba, kuru sert ve vahşiydiler. Yaşadıkları çölün tabiatı onları etkilemişti. Daha sonraları Harici lideri olacak olan Temim Kabilesinden Zü’l Hüveysara, Peygamber ganimet mallarını paylaştırırken kalbi İslam’a ısındırılacaklara karşı fazlaca mal ve servet verince o; “Ya Muhammed adil ol” deyince Peygamber; “Yazıklar olsun, ben de adil değilsem kim adildir. Bende adaletten başka ne bulabilirsin” diye kızmış ve sonra; “Bunlar dinden çıkacak olan bir gruptur. O zaman onlarla savaşın” demişti. Oysa bu adam eşitlik ile adaleti karıştırmıştı. (Ki siz karıştıranlardan da korkun) Kavramlar karışınca hakikat de karışır denemezdi. Kendince dakik, titiz ve adildiler. Sözde takvalı, güya bu takvalarının gereğini yerine getirirken anlayışsız ve derinliksiz kişilerdi bunlar. Kuran’a da bu sözde titizlikleriyle yaklaşıyorlardı. Hem kabına zarar veren keskin sirke gibilerden korkun. Hariciler, kendi kaplarına yani İslam’a zarar veriyorlardı.

Kur’an, onlar için sanki propaganda argümanıydı. Kur’an dersleri toplantıları yapıyorlardı. Kur’an’dan daima tartışmak için malzeme topluyorlardı. Hazır cevap ve profesyonel tartışmacı olmuşlardı. Sohbet değil, tartışma hastasıydılar. Tüm aşırı tartışanlardan korkun. Bu ümmeti ve cahil Müslüman halkı, tartışmalarla boğmaya çalışanlardan da korkun.


Bir sohbet dinleseler, tüm güzel yönleri bir iki hataya kurban eder ve kendi ana argümanlarını, fikirlerini görmedikleri an, bu sohbeti hiçe indirebilirlerdi. Kılıçlarının üstünde Kur’an ayetleri asılıydı. Kendilerini doğrulamak, fikirlerini tasdik ettirmek için Kuran’ı kullanıyorlardı. Onlar Kur’an’ı birer siyasi savaş aracı olarak ele almışlardı sanki. “Hüküm ancak Allah’ındır.”ayeti onların baş silahıydı. Hz Ali doğru demişti; “söz doğru ama murad batıldı.” Kuran, silah olarak ele alınınca onunla yani Kur’an ayetleriyle diğer fikir sahiplerini avlamaya kalkışıyorlardı. Yani ayetler birer oktu, sanki.



Mezhepleri dinleri olmuştu. Mezheplerinden olmayanlar, dinlerinden de olmuyorlardı. Onlar; “Bize göre kabir azabı yok, bize göre Yasin okumak yok, ‘iyilerin hatırına bizi bağışla’ demek yok yok yok,,,” diyeceklerine; “Bunlar İslam’da yok” diyorlardı. Mezhebini dini yapanlardan da korkun, fikirlerini dinleri olarak görenlerden korkun.
Aşırı titizdiler. Hakikat onlarca sanki taştı, demir değil çelikti. Hakikat daima tekti. İki değildi. Sebepler ve sonuçlar önemli değildi ve su daima şifaydı, zehir olamazdı. Aslında su; bazen farz, bazen sünnet, bazen haram da olabilirdi. İhlâs ve fikirde delice ve “bundan başka doğru olmaz ve olamaz” şeklindeki bir samimîlik!
Bir su, 5 ayrı hastanın durumuna göre hükmü de beş olur:
Birine su ilâçtır ve bu tıbben farz hükmündedir. Diğerine su zehir gibidir bu haramdır. Diğerine az zarar verir bu mekruhtur. Bir diğerine faydalıdır bu sünnettir. Başkasına ne fayda ne zarar verir bu mubahtır, afiyet olsun işte hak burada çoğaldı. Su yalnız vaciptir denilmez. İlâhî hükümlerde..” bazen konumlara göre böyle değişir. (Bedüzzaman’dan):


Fikren fakirdiler, zahirciydiler, ehli kabuktular, onlar o kadar nettiler ki Kur’an’ın teşbih ve mecazı, temsilleri dahi aslıyla alınmalıydı.
Sözün zahirine sarılmak, nasları sebep ve sonuçlarla beraber değerlendirmemek, nüzul sebeplerini hesaba katmamak…


Kur’an denizini ve derinliğini kendi fikirlerince kurutuyorlardı. “Lamı cimi yok, bu böyledir” diyen her peşinciden korkun.
O kadar titizdiler ki büyük günah işleyenleri tekfir ederlerdi. Kur’an, kişilere karşı kâfir olup olmadıkları konusunda sanki bir siyah beyaz ayırımı sunardı. Hacca gitmeyen kişi dahi kâfirdi. Herkese kâfir derken Peygamberin; “Tekfir ettiğiniz kişi kâfir değilse söz size döner” sözüne hiç kulak asmıyorlardı.
Tekfir hastalığı onlarla başladı ve hala da devam ediyordu. Her ne kadar aşırı tekfirci görseniz onların şahsında Haricileri tanıyınız. Her ne kadar; “Şu kâfirdir, şu mürtettir…” deyip kesin konuşanlardan korkun, çabuk kalem kıranlardan korkun.



İsyankâr gençler ve genç ruhlulardı. İsyan, ölüm, macera tutkunuydular. Heyecanlı olmak, fikir uğruna ölmeyi hiçe saymak, harcanmak ve kolayca harcamak… Devrilen devrimcilerden korkun.
Haksızlığa karşıydılar ama bir hatayı düzeltmek için yüz hata yaparlar. Hakkı hak ile değil haksızlıkla almaya kalkışanlardan da korkun.


Kitapsızlıktan değil Peygambersizlikten(Sünneti/uygulamayı pek hesaba katmadılar) çekenlerdi. Kur’an teoriydi ve tüm teoriler pratiğe muhtaçtı. O pratik yaşam Peygamber’de vardı. Ama onlar Peygamberin, Kur’anın en büyük şarihi, müfessiri olduğunu unuttular. Hz Ali, elçilerine; “Onlarla konuşurken ayet ile delil göstermeyin çünkü ayetlerin çok manaları vardır. Ama peygamberin yaptıklarını söyleyin” derken salt teorinin (dar kafalarca) büyük zarara neden olabileceğini beyan etmişti. Kur’an’ı peygamberden koparanlardan korkun.


Kur’an-ı Kerim, onlara tartışma argümanı sunuyordu. Fikre tahammülsüzlük/yobazlık, zorla fikrini icbar etmek vardı onlarda. Herkes onlar gibi düşünmeliydi. Ortak bir paydada buluşmak onlarda yoktu. Oysa Kur’an-ı Kerim, Hıristiyanları dahi ortak bir paydaya (Tek bir ilah’a) çağırabiliyorken bunu Müslümanlara asla uygulamazlardı. Bin tane birimizi unutup, birkaç tane bire kafa taktılar. “Git Firavun’a yumuşak konuş olur ki düzelir” ve benzeri ayetleri hiç mi hiç okumazlardı ki diğer Müslümanlara karşı bu kadar sert ve çetindiler. Hem Müslümanlara karşı sert ve çetin olan herkesten korkun.


Kuran’a aşırı bakanlar, aşırı davranırlar, aşırı davrananlar elbet yoldan çıkarlardı. Zaten en çok kaza yapanlar; hız tutkunuydular. Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olduğunu, okyanus olduğunu, derinliğinin binler metre olduğunu unutmayın. Kur’an-ı Kerim, sizin dar kabınıza sığmayacak kadar büyüktür bunu da unutmayın. Yalnız derinlere dalarken; sahillerini de zahirini de unutmayın tabi.



Amelleri hakkında bilgi veriniz?
Tüm parçacı zihniyet sahipleri, bir yönde çok ifrat ise muhakkak diğer bir yönde de tefrit sahibidirler. Bir ibadeti çok aşırı yapıyorlarsa bilin ki bazılarını çok yüzeysel yapıyorlardır. Çünkü aşırılık; orta yoldan sapmaktır.
—Geceleri uzunca secde etmek: Öyle ki alınlar yara ve bere içinde kalır, eller nasırlaşırdı. Bu yüzden de kimse bunlarla savaşmaya cesaret etmez bunların karşısında kendi İslamlarını hor ve hakir görürdü. Bu yüzden olsa gerek, Hz Ali bunlarla savaştığı için bir bakıma övünürdü ki haklıydı çünkü o kuru softalığa ve dindarlığa inanmayacak kadar derin, savaşacak kadar da haklıydı. Eğer amel her şey olsaydı; onlar her şeydiler.
—Abdeste aşırı titizlik ve zahitlik. İyi niyetliydiler, ihlasta samimiydiler. Ama ihlas adlı büyük duyguyu hakikate değil onun başka versiyonuna uyguluyorlardı. Hem cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşeliydi. Hz Ali onlar için; “Onlar hakkı arayıp şaşanlardır onlar…”diyordu.
—Tartışmayı sevmek (Savaşta dahi düşman derse ki, “falan konuda fikriniz nedir?” silahı bırakır ve “Haydi tartışalım” deyip ne kadar delili varsa ortaya dökerlerdi.) ve iyi konuşmak …(İyi konuşurlardı çünkü ikna, edebiyat, söz manevraları saldırıda ses tonajı ve daha her şey onlardaydı yok yoktu sanki) İkna usullerini bilmek… Oysa her tartışmada benler/ eneler dövüşü vardır, her tartışma, yenmek ve yenilmek üstüne kurulu sert bir savaştır, ikna yoktur. Ve her tartışma yüzdeki ilahi nuru söndürür azaltırdı. Asıl olan tartışma değil sohbetti. Sohbet de onlarda yoktu. Zaten toplum için de en hafif konu dahi olsa bunu tartışmaya çekenler az olmasa gerek.


—Savaşta; “Haydi cennete” diyerek ölüme gitmek.
Ve her ne parçada bireylerine çarçabuk ve ölçüsüzce cennet vadeden bir topluluk görseniz çekinin onlardan çünkü onlar peşincidirler, seçkincidirler ve avutucudurlar. Ve peşin fikirden korkun.

—Yaz sıcağında oruç tutmak. Çok ağladıklarından gözleri kızarıktı. Az olsalar da savaşmaktan vazgeçmemek… Sert insanlar, sert koşullar ve sert bir bakış, en nihayet sert bir ibadet. Ama bunlar aynı zamanda güzel hasletlerdi tabi. Üstelik eğer karşıtlarınızın iyiliklerini görmüyorsanız kendinizden de korkun.

—Cihadlarını hep Müslümanlara karşı yaptılar. Çarşı pazarda İslâm’ı (Kendi İslamlarını) anlattılar ama onların İslâm’ını kabul etmeyenleri de öldürdüler. Tevazu ile hoş görü ve tedricilikle ve ikna ile insanları fikirlerine çekeceklerine tartışma ile cebir ile çekmeye çalışırlardı. Halbuki İslam’a insanlar nasıl çekilir, insanlar nasıl ıslah edilir, bunu hayatında öğretmiş bir yüce peygamber vardı. İslam’ı peygamberce tebliğ etmeyen herkesten korkun.

—Fıkıhları; sert akidenin, sarp ve taş patikanın, sert fıkhıydı. Misal: “El bilekten kesilmez, omuzdan kesilir, büyük günah işleyen kâfirdir, amel ve dış görünüş her şeydir…”
Onlardan ne kaldı? İbadiyye adında 200 bin kişilik en mutedil yumuşak belki bir nevi hak fırkaları kaldı. Onlar da içe kapanıp bu güne kadar kendilerini korudular. Zaten uç aşınmaya mahkûmdur. Ve ısrarlı mutedil olan daima var olabilir. Var olmak isteyen her hareket, orta yolda kalsın, sınırlarda mayınlı tarlalarda gezinmesin.
Selahaddin Çelik
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View Yahya-EbuHafs'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
harici, islam’da, zihniyet

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:42 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.