| Konular: 50,303 | Mesajlar: 311,863 | Üyeler: 10,668 | Online: 203 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » ASRIN MÜCAHİDLERİ »

ASRIN MÜCAHİDLERİ Davaları ve Dinleri Uğruna Ömürlerini Harcayan,Ahirete Göçmüş veya Küfre Karşı Hala Savaşan Mücahid(e)ler...!

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.09.08, 15:27   #1
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (KS)


Hacı Hasan Efendi (k.s) 1914 yılında Kayseri'nin Yahyalı ilçesinin Kavacık mahellesinde dünyaya geldi. Büyük dedeleri, seyyitlerden Hacı Osmanzade, dedesi H. Ahmet Efendi, babaannesi de Halime hanımdır. Babaları Erbili Muhammed Esat Efendi Hazretlerinin halifesi Mustafa Hulusi Efendi'dir, anneleri Baba Hocalardan Hacı Mehmet Hoca'nın kızı Aişe Hanım'dır.

Her iki yönden peygamberimizin (s.a.v.) nur nesline dayanan asil bir ailedendir. Böyle bir ana babanın evlatları olan Hacı Hasan Efendi, daha çocuk yaşlarda, gelecekte insanlara büyük bir örnek olacağına işaret eden tavır ve hareketleri ile herkesin dikkatini çekiyordu.

Ondördünde vurdular manevi aşı
Durmadı akardı gözümün yaşı

dizeleriyle başlayan şiirlerinden anlaşıldığına göre ondört yaşında, babalarından vazife alarak fiilen tasavvuf yoluna girerler. Giyim-kuşam ve temizlik konusunda sonderece dikkatlidirler. Dışlarındad da, içlerindeki gibi bir düzen ve tertip hakimdi. Zamanın hakimlerinden Mustafa Hoca Efendi'nin fıkıh derselrine katıldılar. Dini eğitimin yasak olduğu dönemdir ve pederleri Mustafa Hulusi Efendi endişelidirler. Anneleri Aişe hanım: "Telaş etmeyin efendi, ben evladımı rüyamda Efendimiz (s.a.v.)'in dizinin dibinde okurken gördüm" buyurmuştur. Zaman hızla akıp gitmektedir. Bu ara Hacı Hasan Efendi, babaları Mustafa Hulusi efendi'nin medreseden arkadaşı, Adana yöresinden Ali Hoca'nın kızı Meryem Hanım ile izdivaç ederler. Çeyiz eşyası olarak bir yorgan, halı, heybe, yastık ve birkaç parça kab...

1939'da askerlik münasebetiyle Adana Dörtyol'a giderler ve sonrasında İstanbul Yalova'ya geçerler; bu arada da manevi hizmetlere devam ederler.

Sami Ramazanoğlu (k.s.)'nun Kayseri'nin Yeşilhisar ilçesindeki içmeye teşriflerinde, Babaları Mustafa hulusi Efendi, kayın pederleri ve Kılavuz Hafız ile ziyaretlerine giderler. Orada Sami Efendi Hazretleri, Mustafa Hulusi Efendiye hitaben: "Hasan Efendi'ye icabet veriyorum, bundan sonra ihvanın derslerini sormaya, vazife vermeye kendisini tayin ediyorum." der. Kadiri icazetinide yine aynı yerde 1965 yılında alırlar. Hacı Hasan efendi Adana Şeyhoğlu camii, sonraları da Ceyhan, Kozan, Niğde, Develi gibi çevre yerleşim yerlerinde vaazlarına devam etti.

1976 yılında çok ciddi bir şekilde şeker hastalığına yakalanırlar. Şekeri 450'ye çıkmış olmasına rağmen ihvana sohbete devam ederler. 1982'de gözlerinden katarak amaliyatı olurlar. 1987 yılında kalp rahatsızlığı sebebiyle, Kayseri Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yoğun bakıma alındılar. 27 ocak 1987 akşamı bir ihvanın evinde, elleri semaya açık iken dünya hayatına veda ettiler. Ertesi gün yurdun dört bucağından gelen gönüldaşların eşliğinde kendi yaptırdığı Yahyalı Kavacık mahellesindeki, Kalemdar camiine defnedildiler. Cenab-ı Hak şefaatlarına mazhar kılsın.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.09.08, 15:29   #2
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart


Seni görme bahtiyarlığına erişenlerdenim. Görür görmez sevmiştim hem de. “Yavrularım”, “kuzularım” diyordun etrafında halkalanmış olan sevenlerine. Ne kadar içten, ne denli sıcak bir hitaptı bu… Hatta hitap ötesi bir şeydi. İçimizi ısıtan, yüreğimizi hoplatan, sarıp sarmalayan, sımsıkı tutan bir şey… Hâlâ kulaklarımda yankılanmaktadır. Seslendiğini duyar gibiyim. “Kuzularım nasılsınız? Ne haldesiniz?” Kalbim, özlem dolu; o ipeksi, lâtif, müşfik sesine. Biliyorum birçok kardeşim var bu özlemle, buruk bir yürekle, hasretini rüyalarına taşıyan.
Neredesin efendim? Seni çok özledim!
Bir vesîle ile gelmiştim huzuruna. Çocukça, çocuksu duygularla... Konuşmakta zorlanıyordun. Hasta olmana rağmen, ruhumu şekillendirecek öğütler vermek için gösterdiğin çabaya hayran kalmıştım. “Evladım!” diyordun, “Şikâyetçi değilim. Allah’tan gelen bazı hastalıklar sebebiyle muzdaribim. Ancak sizlere bir ikramda bulunmadıkça rahat edemem. Asıl ızdırab o zaman başlar. Oturun, biraz olsun sohbet edelim…” Dinliyordum. Her şeyi anlayamıyordum belki. Ama anlamasam da dinliyordum. Hissedebiliyordum. Ben anlamasam bile kalbim anlıyordu. Ruhumu ferahlatan sözlerinle kendimden geçmiştim. Yüzündeki nur, gönül dünyamı aydınlatıyordu. Bakışların, kalbimin derinliklerine nüfûz ediyordu. Sözlerin, nefsimi uyutuyor, rûhuma inşirah veriyor, kalbimi parlatıyordu. Ben, az önce kapıdan giren ben değildim. Senin huzurunda değişmişti her şey. Hayatın anlamı, dünyanın alımlı figüranları, insanlığımın aldatan yanları...
Ne kadar latîf bir duruşun vardı. Gözlerim, sana bakarken hiç yorulmuyordu. Yüzündeki tebessüm, cemâl sıfatının tecellîsinin işâretiydi sanki. Bakışlarının, aksayan yanlarımı onardığına, küllenen kalbimi alevlendirdiğine, ihtirasa varan duygularımı körelttiğine şahit oldum. Her sözün gönül tellerimi okşuyor, ruhumun derinliklerine kazınıyordu. Allah (c.c.) derken sarsılıyordun. Sarsıyordun hem de. İlâhî bir neşe ile doluyordu kalbimiz. Korku ile ürperiyor, ümit ile serinliyorduk. Allah (c.c.)’ı tanımanın önemine işaret etmiştin.

Ve şunları söylemiştin: “Sevmek, ‘Ben Allah’ı seviyorum.’ demekle olmaz. Gerçekten Allah (c.c.)’ı sevmek için tanımak (ma’rifet) gerek… Tanıdıkça sevginiz artar, sevdikçe de ma’rifetiniz. Ama her şeyden önce istikamet sahibi olmalıyız. Dosdoğru yolda… Şeriat caddesinde yürümeliyiz. Kur’an ve sünnet çizgilerini takip etmeliyiz. Sakın kerâmet levhaları sizi aldatmasın. Önemli olan istikamettir. Ancak bu yol sizi Allah’a ulaştırır. Ma’rifet ancak bu güzergâhta elde edilebilir…”
Öyle çok istiyordum ki Allah (c.c.)’ı sevmeyi. Her şeyden çok O (c.c.)’nu sevmeyi. Bir tek O (c.c.)’na yönelmeyi. Hatta O (c.c.)’nun da beni sevmesini… Sendeki Allah (c.c.) sevgisi öylesine âşikârdı ki. “Allah!” deyişin bir âşığın sevgilisine hitabından daha yanıktı. Hasret kokuyordu. Aşk kokuyordu. Samimiyet kokuyordu. Ülfet kokuyordu. Hepsinden önemlisi ma’rifet kokuyordu. Dedin ki, “Allah (c.c.) onları sever, onlar da Allah (c.c.)’ı.” (Mâide, 5/54) “Ne güzel!” dedim kendi kendime. “Onlar” dan olmak ne güzel. Özendim. Gıpta ettim. İçimi çektim. Keşke, keşke ben de “Onlar”dan olabilseydim. Soramadım sana, kim bunlar diye. Ama sen cevabını ben sormadan vermiştin. “Onlar; ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah (c.c.)’ı anarlar.” (Âl-i İmran, 3/191) Anmak! Ne derin mânâlar içeriyordu. Bunu en çok, sen, Allah’ın ismini andığında fark etmiştim. Bütün zerrelerin ilâhî şevk ile dile geliyor ve sen bir kez Allah derken sanki milyonlarca kere O (c.c.)’nun ismi zikrediliyordu. Kâinat korosunun yek âhenk “Allah!” demesi gibi. “Yerde ve gökte her ne varsa Allah’ı zikrettiği halde insanoğlu neden gaflet etmektedir?” diye sordun bize. Sorunun içinde cevabı da vardı. Allah’ı anmaktan gâfil olmayalım diyordun. Acaba O (c.c.) da bizi anar mı? “Allah!” desem, “Allah’ım!” desem… Ben bunları düşünürken sen bir âyet okuyordun. Âyetin meali şöyleydi: “Siz beni anın, zikredin ki ben de sizi katımda zikredeyim.” (Bakara, 2/152) Bu ne müthiş müjde idi.

Allah katında bir kulun isminin anılması. Eğer benim ismim O Yüce Yaratıcı (c.c.)’nın katında anılırsa bu beni sevdiğine işarettir, diye düşündüm. O halde Allah (c.c.)’ı çokça anmalıydım. Ama nasıl? Gelişigüzel bir çaba ile bu mümkün müydü? “Hayır!” dedin Yunusca… “Bu yol uzundur menzili çoktur/ Geçidi yoktur derin sular var.” Bu derin sulardan geçebilmek için iyi bir rehbere, deneyimli bir kılavuza ihtiyaç vardır. Yine soramadım. Ama sen cevap verdin. Bu aşılması güç menzillerden de söz ettin. Bunların her biri birer muhabbet basamağıdır ki, birlikte yola çıktığın aşk ehli zevâtı sevmekten geçer. Hem nasıl sevmek… Kendi nefsine onları tercih edecek kadar sevmek. Seni sana unutturacak kadar güçlü bir muhabbetle sevmek. Bir adım ötede rehberin bekliyor. Mürşidin, yol göstericin, kılavuzun, vesîlen… Bu basamakta muhabbet daha da yoğun… Sevmek yetmiyor. O’na benzemeye çalışmalısın. Hatta onun rengine bürünmelisin. O’nun yaşadığı gibi yaşamaya, duygularını yakalamaya, Kur’ân ve Sünnet çizgisinde bıraktığı izleri tek tek takip etmeye çalışmalısın. İstikamette olduğu sürece hep onun işaretlerine yönelmelisin. Yanlış levhalara itibar etmemelisin. Bil ki kullukta temel düstur; “Allah (c.c.)’a isyanda mahlûka itaat yoktur.” (Müslim, İmâre, 39; Ebû Davûd, Cihad, 87) Keşke, demiştin. Keşke bunlar anlatıldığı kadar kolay olsaydı. “Kulluk zaten bir imtihan değil mi?” diye ekledin. Üslûbun ne kadar güzeldi. Müjdeler veriyor, ümitlendiriyor ve yeri geldiğinde korkutuyordun. Bu, usta bir eğiticinin tarzıydı. Bir kâmil mürşidin donanımlarıydı. İçimde fırtınalar kopmaya başladı. Bir sonraki adımı, gelecek menzili bekliyordum. Heyecanım artmış, kalbim biraz daha hızlı atmaya başlamıştı. Ben bunları düşünürken sen yine bir âyet okuyordun… “De ki; Eğer Allah (c.c.)’ı seviyorsanız bana tâbî olun ki Allah (c.c.) da sizi sevsin!” (Âl-i İmran, 3/31)

Kâinatın Efendisi Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’den bahsediyordun. “Yavrularım! Kuzularım! Bu menzillerin Allah (c.c.)’a açılan kapısı Rasûlullah (s.a.v.)’tır. O (s.a.v.)’nu sevmeden, O (s.a.v.)’nu hoşnut etmeden içeri giremezsiniz. Daha doğrusu Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gerçek mânâda ümmet olmadan Allah (c.c.)’ı râzı edemezsiniz. Çünkü O (s.a.v.), bütün âlemlerin kendisi hürmetine yaratıldığı iki cihan güneşidir. Sevgililer sevgilisidir. Özelde bütün velîler, sâlihler, sâdıklar, âşıklar ve genelde bütün insanlık O’nun nûru ile aydınlanır. Bütün peygamberlerin peygamberi, nebîlerin serveri, insanlığın yegâne önderi, eşsiz modeli Muhammed Mustafâ (s.a.v)’dır…” Anladım. O (s.a.v.)’nu ne kadar övsek yetersiz kalıyor… O (s.a.v.)’nu ne kadar sevsek doyumsuz oluyor… Sahâbe’nin sevgisinden örnekler verdin. Sanki onlarla birlikte yaşamış, o muhabbeti kana kana içmiş gibi tasvir ettin. Öyle ki; Saadet Asrı’na gittim bir an. Rasûlullâh (s.a.v.)’ın muhabbet sofrasında oturan güzîde insanlarla birlikte oturdum sanki… Allah’ım diyordum. Hiç bitmese bu zevk. Bu ilâhî neşe, bu ilâhî muhabbet hep benimle olsa. Kalbimde başka hiçbir şeye yer kalmasa… Bu sevgi ile yaşayıp, bu muhabbet ile sana kavuşsam… Ben bu duygularla dopdolu gözyaşları dökerken seninle göz göze geldiğimi fark ettim. Utandım. Başımı önüme eğdim. Daha fazla bakamadım. Daha doğrusu kendimde bakacak cesareti bulamadım. Kendimi nurdan bir heykelin karşısında hissettim. Bakışların bana çok şey anlatıyordu.
Meğerse bir vesîle ile “BİR VESÎLE”ye gelmişim. Bunu sonradan fark ettim. Öyle demiyor muydu yüce Allah (c.c.), “O (c.c.)’na ulaşmaya vesîleye arayın.” (Mâide, 5/35) İşte tutundum himmet eteğine… Tut elimden kaldır beni…


Mustafa Demirci
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.09.08, 15:31   #3
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart


Yakma Ya Rabbi!!!

Seherde acilan guller hurmetine,
Rukuda bukulen beller hurmetine,
Zikrinle donen diller hurmetine
Cehennem narina yakma Ya Rabbi!!! (amin)

Yakma Ya Rabbi, yakma Ya Rabbi!
Cehennem narina yakma Ya Rabbi!
Yakma Ya Rabbi, yakma Ya Rabbi!
Muhammed askina yakma Ya Rabbi!!!! (amin)

Secdeye kapanan baslar hurmetine,
Askinla sizlayan kalpler hurmetine,
Gecelerde dokulen yaslar hurmetine,
Gazabinla bize bakma Ya Rabbi!!!(amin)

Yakma Ya Rabbi, yakma Ya Rabbi!
Cehennem narina yakma Ya Rabbi!
Yakma Ya Rabbi, yakma Ya Rabbi!
Muhammed askina yakma Ya Rabbi!!!! (amin)

Yolunda kalim kullara bagisla ...(amin)
Rizana giden yollara bagisla ....(amin)
Arsina acilan ellere bagisla....(amin)
Cahilin icine sokma Ya Rabbi ...!!!....(amin)

Muhammed Mustafa nin ozune bagisla ...(amin)
Fatima’tuz- Zehra adli kizina bagisla ...(amin)
Yetim yetemanin yuzune bagisla ....(amin)
Huzurunda boynumuz bukme Ya Rabbi ...(amin)

Cemii peygamberlerin cani hurmetine,
Cihar-i yar-i guzinin dini hurmetine,
Uhud sehitlerinin kani hurmetine,
SUCLARIMIZI BASA KAKMA Ya Rabbi!!! ...(amiiiiiiiiiiiiiiiiinnnnn)
SUALDE BIZLERI FAZLA SIKMA Ya Rabbi!!! ....(amiinn)

Yakma yarabbi!!!! (amin)
Muhammed askina yakma Ya Rabbi!!!... (Amin)
Kabe askina yakma Ya Rabbi!!! ...(amin)
Kur’an askina yakma Ya Rabbi!!!! ... (amin)
Yakma Ya Rabbi!!!!!
AMIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIINNNN!!!!!


Yahyalılı Hacı Hasan Efendi
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür edenler:
erva (27.09.08)
Alt 27.09.08, 15:33   #4
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart


Mânevî Vazifesi Aldıktan Sonraki Günleri

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) mânevi vazife tevdî olduktan sonra bambaşka bir hâle dönmüştür; yokluk sırrı (mahfiyyet) kendisini iyice bürümüştür. ”Suyu suya, toprağı toprağa, ateşi ateşe, havayı havaya, kendinizi de Allah’a verin.” buyurmuşlardır. “Hatıralarımı bir bilseniz kapının önünden geçemezsiniz.” buyururlardı. Kutbiyyet makamının vermiş olduğu manevi hal ile sohbetler dayanılmaz olurdu. İhvanları tahammül edemezlerdi. Daha sohbet meclisine adım atar atmaz bir sükut hali peyda olur, lisanlar susar, gönüller konuşmaya başlar, füyuzat-ı ilahiyye gönülleri pür nur eder, herkes cezbeyle ağlamaya başlar bu hal beş on dakika devam ederdi.
Sohbetleri esnasında dayanamayıp cezbeye gelerek feryad u figan edenler, manevi hâlin ağırlığından bayılanlar çok olurdu, daha sohbetin başlarında iken ihvanlar halden hale girerler, bulundukları meclis Hacı Hasan Efendi (ks) Hazretleri’nin hane-i saadetleri mi yoksa cennetü’l-baki mi farkedemezlerdi. Bu halin bitmesini hiç istemezlerdi. “Allah’ım ruhumu şu an kabzet.” diye dua edenler çok olurdu.
Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks)’nin kutbiyyet makamında olduğu artık alenen belli olmaya başlamıştı. Kendisi ne kadar gizlese de keramet göstermekten ne kadar çekinse de Allah’ın lütfudur ki hâlini artık gizleyemez olmuştu. Her şey gayri ihtiyari olarak südur etmeye başlamıştı. Yolda yürürlerken birisine “Nasılsın?” diye sorsalar sordukları kişi gönlünü dolduran büyük bir aşk ve muhabbetle ağlamaya başlardı.

Hediyeleşmesi


Hacı Hasan Efendi Hazretleri (k.s.) Türkiye’nin her tarafındaki ihvanlarını görüp gözetirdi. Gelen gidenlerle nakdi,ayni hediyesini gönderirdi. Fırsat buldukça kendisi bizzat ziyaret eder hediyelerini eliyle verirdi. Ziyaretine gelenlere hediye olarak, Yahyalı’nın bir özelliği olan Yahyalı halısını verirdi. Cebinde ne varsa hediye etmekten çekinmezdi.
Hacı Hasan Efendi Hazretleri (k.s.)’nin hiç bir zaman saklı bir parası bulunmamıştır. İki kuruşu üst üste koymazdı. İnancı bozuk insanlara da hediye olarak itikadi bilgiler verirdi. Her kesim insanla görüşürdü. Bir İngilize de imanı tarif etmiş, Müslüman olmasına vesile olmuştur. Ziyaretine kimseyi hediyesiz uğurlamamak en güzel hasletlerinden birisiydi.

Mektuplaşması ve Tebrikleşmesi

Hacı Hasan Efendi Hazretlerinin maktuplaşması ve tebrikleşmesi çok olurdu. Bu güzel hasleti hiç ihmal etmezlerdi. Gönderecek oldukları mektuplarında veya tebriklerinde şiir yazmaya özen gösterirler, mümkün oldukça da yazarlardı. Özellikle Üstadı Mahmud Sami Efendi Hazretleriyle mektuplaşmaları çok olurdu.
Mahdumları Ali Ramazan Dinç Hocaefendi Erciyes Ünv. Yüksek İslam Enstitüsü’nde okuduğu sıralarda da evlatlarına mektup göndermeyi ihmal etmemiştir. Hacı Hasan Efendi Hazretleri birtakım mevzularda alimlerle istişare ettiği gibi görüşülmesi gereken hususlar olduğu zaman devrin Diyanet Reisi Ömer Nasuhi Bilmen ile de mektuplaşır, o konu hakkındaki fikrini öğrenirdi.

Çocuklara Karşı Davranışları

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) çocukları çok severdi. Onlara kuzularım diye hitab ederdi. Onları sevindirmeyi hiç ihmal etmezdi. Bir çocuk gördüğü zaman cebinden bir miktar para çıkarır ona haçlık verirdi. Sanki cebinde para kaynardı. Para, bitmek-tükenmek bilmezdi. Bir bayram namazı sonrasında elini öpen çocuklara harçlık veriyordu. Cebindeki para hiç bitmiyordu. Sanki cebi para kaynağı idi. Duruma vakıf olanlar taaccübler içerisinde durumu izliyorlardı. Çocuklara karşı çok merhametli idi. Onların devamlı gönüllerini alırdı. Ağlamalarına dayanamazdı.

Kendi Çocuklarıyla Olan Münasebetleri

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) çocuklarına karşı gayet yumuşak idi. Hilm ve rıfk ile muamele ederlerdi. Kesinlikle onları şımartmazlardı. Onların eğitimiyle özellikle ilgilenirler ve mânevî bir atmosfer içerisinde yetişmelerine dikkat ederler. Çocuklarına çok ölçülü davranırlardı. Onları dövdüğü hiç görülmemiştir. Edeb olsun diye onları te’dib etmiştir.
Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) ne yer ise yediğinden mutlaka çocuklarına ve diğer aile fertlerine de ikram ederlerdi. Çocuklarının hafız olmasının çok isterlerdi. Büyük iki mahdumlarını hafız etmişlerdi. Küçük mahdumlarını ise dini eğitimin yapıldığı okullarda okutmuşlardır. Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) miras taksimlerinde erkeğe iki kıza bir derler, bu şekilde miras taksiminin yapılmasını isterlerdi. Evladlarının ayrı ayrı evlerini temin etmiş, maddî ve mânevî yardımlarını onların üzerinden hiç eksik etmemiştir.

Torunlarıyla Olan İlişkisi

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) torunlarına daha bir yumuşak, daha bir şefkatli davranırlardı. Onların gönüllerinin kırılmamasına çok dikkat eder, devamlı gönüllerini yapmaya çalışırlardı. Torunlarının eğitimiyle de yakından ilgilenir; İslami ve tasavvufi eğitimi almaları için gayret sarfederlerdi. Bir seferinde çok sevdiği torunlarından birisinin yemeğe karşı saygısızlığından ötürü terbiye olması için onu te’dib etmiştir.
Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) torunları için hem bir dede hem de bir Efendi idi. Bu ölçüyü onlara iyi belletmişti. Torunları yanında edebe muhalif söz ve davranışlar sergileyemezlerdi. Çok küçük yaşlardaki torunları dahi yanlarında oturmalarından kalkmalarına kadar bütün hareketlerine çok dikkat ederlerdi. Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) de torunlarına karşı sevgi ve muhabbetlerini devamlı izhar ederlerdi.

Fakirlik Hakkındaki Görüşleri

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) fakiri fakirliğinden dolayı hor görmezdi. Fakat cimri fakirlere çok üzülürdü. Insanlara İslamlığı çerçevesinde değer verirdi. Insanların gelir düzeyi onun için önemli değildi. Fakirlerle devamlı yoldaş olmuşlardı. Canı gibi bağrına bastığı çok fakir olmuştur. Yağ yağın, bulgur bulgurun kaynağı derlerdi. İhvanı içerisinde Mecet Hasan (Gürbüz) adında birisi vardı. Fakirce bir kişi idi. Sadece birkaç şinik buğdayı vardı. Birgün Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) Mecet Hasan’a sorar: “Hasan evladım ne yapıyorsun? Buğdayı değirmene götürüp öğüttün mü? “ Mecet Hasan da, “Efendim öğütmeye gidiyorum; eve gelip bakıyorum ki buğday da hiç eksilme yok.” Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks)’nin himmetleri ve Allah’ın lütfuyla Mecet Hasan’ın buğdayı hiç eksilmemişti. Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks)’nin ihvanında hemen hemen hiç fakir yoktu. Geliri az olanlara ise Allah (cc) bereket hasıl ediyordu.

Zenginlerle Münasebeti

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks)’nin zenginlerle münasabeti genellikle irşad için olurdu. Yemeklerini pek yemezdi. Zengine zenginliğinden dolayı iltifat etmezlerdi. Insanlara İslamlıkları çerçevesinde değer verirlerdi. Kâle almadıkları pek çok zengin, canı gibi bağrına bastıkları pek çok fakir olmuştur. Cimrileri hiç sevmezlerdi. Cimri zenginlerden de hiç hoşlanmazlardı.
Bir seferinde Konya’ya seyahatleri olur. Konya’da davet edildikleri ev bir zenginin evidir. Çok ihtişamlı, şatafatlıdır. Israrla Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks)’nin bu evde konaklamaları istenilir. Fakat Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) ihtişamlı ve şatafatlı olan bu eve nazaran eski ve virane sayılabilecek bir fakirin evine misafir olurlar.
Üstadımız (k.s.), Mahmud Sami Hazretleri (k.s.)’ni ziyaret için İstanbul’a gider. Istanbul’a vardıklarında Nevşehirli bir seveni zorla evinde misafir etmek ister. Gönlü kırılır diye sadece yemek davetini kabul eder. Gittikleri ev deniz kıyısında bir yalıdır. Evin teras katına çıkıldığı zaman deniz manzarası çok hoş bir görünüm arzetmektedir. Yemekler yendikten sonra Üstadımız, şöförlüğünü yapan ve hizmetini gören Lütfi Bey’e: ”Evladım artık sıkıldık, üsulünce söylesen de ayrılsak” der. Lütfi Bey, Kutb-u Cihan’ın isteğini usûlüyle ev sahibine arz eder. Ev sahibi o gece kendi evlerinde konaklanmasını çok arzu etmektedir. Fakat Üstadımız (k.s.) kalmaz. Develi’li fakir bir İhvanının evine misafir olur ve orada geceler. Buna benzer bir durum da Kendilerinin Adana seyahatlerinde vuku bulmuştur.

Yetimler Olan İlgisi

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) yetimlere çok üzülürlerdi, onları gördükleri zaman ağlamaya başlarlardı. Allah Rasulü akıllarına gelirdi. Çevresindeki zekat ve sadaka dağıtacak zenginlere yetimleri işaret buyururlardı.

Tedbir ve İhtiyata Verdiği Önem

Üstadımız (k.s.) vakti gözeten bir insandı. Tedbir ve ihtiyatı hiçbir zaman elden bırakmamıştır. Tasavvuf ehline baskı yapıldığı dönemlerde dahi sohbetleri bitirmemiş, kesmemiş fakat bir kişi ile, üç kişi ile, beş kişi ile, sayıyı çoğaltarak kontrollü bir şekilde sohbetlerini devam ettirmiştir. Diğer taraftan O çok ölçülü bir insandı. Bütün hayatı Ku’an ve sünnete göre ölçülenmişti. Harcamalarında dahi bir ihtiyat göze çarpardı. Iktisada çok riayet ederlerdi. Fakat kendileri çok cömertlerdi.

Abdest ve Namazı

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks)’nin abdestte ençok ilgi çeken davranışı suyu çok az kullanmaları idi. Abdest alırken suyu gayet az dökerler, israf olmamasına çok dikkat ederlerdi. Uzuvlarını yıkarlarken abdest dualarını okumayı ihmal etmezlerdi. Uzuvlarını yıkamanın her bir seferinde nefsin bir mertebesinin geçildiğini farzederlerdi.
Namazda ençok ilgi çeken davranışı ise namazı gayet huşulu, huzurlu bir şekilde ağır ağır kılmaları idi. Cumalarda cuma namazının son sünnetinden sonra zühr-i ahir-i kılmayı ihmal etmezlerdi. Namazlarının ardından tesbihatı mutlaka çekerler ve Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber dualarını çok ağır ağır okurlardı.

Kabir Ziyaretleri

Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks) kabir ziyaretlerine giderlerdi. Ziyaret ettikleri bir beldede bir Allah dostunun kabri varsa mutlaka ziyaretine giderler, bir fatiha on bir ihlas bir Ayetel-Kürsî okuyup ruh-u şeriflerine gönderirlerdi. Bir hac ziyaretleri esnasında Şam’da Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri (ks)’nin kabrini ziyarete giderken, kabre 500 metre kala Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri, Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks)’ni karşılamaya gelir.

Zemzem İçmesi

Zemzemi içerken yüzünü Kabe-i Muazzama’ya döner, bir yavru ceylanın anasını emdiği gibi ağır ağır tadına vara vara boğazından aşağı doğru kaydırarak içerlerdi.

Yediği Yemekler ve Öğün Sayısı

Bir Allah Dostu’nun yemek ayırt etmesi, seçmesi veya yemeklerden bir kısmını yememesi gibi bir durum mümkün değildir. O bütün yemekleri yemekle birlikte iyi yapılmış haşlama ve su böreğinden çok hoşlanırlardı. Yemekten ziyade meyve yemeyi tercih ederlerdi.
Hacı Hasan Efendi (ks) Hazretleri şeker hastası oldukları ve çeşitli hastalıklara da düçar oldukları için az ama mükerreren yemek yerlerdi.

Üzerinde Para Taşıması

Hacı Hasan Efendi (ks) Hazretleri bir miktar da olsa üzerlerinde para taşırlardı. Namazdan sonra cami çıkışlarında caminin avlusunda veya önünde bekleyen dilencilere az da olsa para vermeden geçmezlerdi. Görenler bu paranın nereden geldiğine akıl-fikir erdiremezlerdi. Böyle zamanlarda Hacı Hasan Efendi Hazretleri (ks)’nin cebi para kaynağı olurdu. Parayı üzerinde genellikle tasadduk etmek amacıyla taşırlardı.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.09.08, 15:36   #5
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart


Bir Bilge'nin İzinde

Hayatı algılamada iki temel bakış açısı bulunmaktadır. Bunlar: Hayata bir daha mı geleceğiz, bu dünyadan başka dünya yok, deyip, gününü gün etme hevesiyle yaşayanlar ile yine hayata bir daha mı geleceğiz deyip; Allah’ı kullarına, kulları da Allah’a sevdirme azmi ve gayreti içinde olanlardır. Peygamberler ve onların varisleri; alimler, veliler, zâhidler, mücahidler ile onların karşısında yer almış olan Nemrutlar, Firavunlar, Ebû Cehiller bu iki dünya görüşünün somutlaşmış şahsiyetleridir.

Dünyaya bir daha gelmeyeceğiz deyip, bu dünyayı bir ekim yeri olarak değerlendirip kendisini her şeyiyle Allah’a adamış olan Hacı Hasan Efendi (k.s.), hayatı; öğrenilmesi, örnek alınması gereken bir mücadele insanı.

1914 yılında Kayseri’nin Yahyalı ilçesinde dünyaya gelen Hacı Hasan Efendi, hem anne, hem baba tarafından Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelmektedir. Küçük yaşlardan itibaren dini ilimlerde yetiştirildiği gibi mânevi bir atmosferi de sürekli teneffüs etmiştir. Babası Şeyh Mustafa Hulusi Efendi, devrin mürşitlerinden, Es’ad-ı Erbili’ye bağlı ve onun halifesi idi. Es’ad Erbili’den sonra irşat görevini yürüten Sami Ramazanoğlu ile görüşen ve onun halifesi olan Hacı Hasan Efendi, Sami Ramazanoğlu’nun ifadesi ile, “Doğuştan veli.” bir zattır. Bu sebeple çocukluğunda ve gençliğinde akranları arasında hemen fark edilebilen güzel hasletlere sahipti. 1935 yılında evlenen Hacı Hasan Efendi, 1939 yılında askere gitmiştir. 1947 yılında ilk hac görevini yerine getirmek üzere Hicaz’da bulunmuştur. 1965 yılında Sami Ramazanoğlu’nun elinden Kadiri İcazetnamesi’ni alan Hacı Hasan Efendi, 12 Şubat 1984’te vefat eden Sami Ramazanoğlu’nun vefatına kadar ve kendisinin Hakk’a yürüdüğü 27 Ocak 1987 yılına kadar irşat görevini sürdürmüş ve dâr-ı bekaya irtihal eylemiştir.

73 yıllık çileli ömrünü; insanları iyiliğe, güzelliğe, Hakk’a çağırmak için geçiren Hacı Hasan Efendi; sohbetleri, sosyal ilişkileri ve örnek davranışları ile kendinden sonra gelen nesil üzerinde silinmez izler bırakmıştır.

Bu kıymetli insanın hayatının daha geniş kesimlerce bilinmesi gereğini hisseden, bu eksiklikten dolayı ızdırap duyan sevenlerinin gayretleri ile ortaya çıkan film çekimi, Hacı Hasan Efendi’nin tanınmasına büyük katkılar sağlayacak.

Kısaca misyonundan bahsettiğimiz, gönül dünyamızın ‘kandillerinden’ Yahyalılı Hacı Hasan Efendi’nin hayatı filme alınmaya başladı. 1914–1987 yılları arasında yaşamış olan ve bütün bir ömrünü, insanların irşadı, ıslahına vakfeden Hacı Hasan Efendinin hayatı, usta yönetmen Mesut Uçakan yönetiminde başlayan çalışmalarla belgesele uyarlanıyor.

Kayseri’nin Yahyalı ilçesinde başlayan çalışmalarda bugüne kadar, Hacı Hasan Efendi’nin çocukluk, gençlik ve olgunluk çağlarının çekimleri tamamlandı. Senaryosunu Mehmet Uyar ve Mesut Uçakan’ın yazdığı belgeselde Hacı Hasan Efendi’nin çocukluk yıllarını torunu Ahmet Salih Dinç, gençlik yıllarını Abdurrahman Bayraktar ve olgunluk çağını Yakup Taşçı canlandırdı.

Figüran kadrosu ile birlikte yaklaşık 300 kişilik oyuncunun rol aldığı filmin kamera arkasında 20 kişilik ekip görev yaptı. Minyeli Abdullah filminin usta yönetmeni Yücel Çakmaklı ve Mesut Uçakan’ın da bazı küçük sahnelerde rol aldığı filmin yapımcılığını Safa Vakfı adına Mesut Özen, müziklerini Mustafa Demirci-Mehmet Emin Ay ikilisi üstlendi.

Reis Bey ve Kavanozdaki Adam filmlerinin yönetmeni Mesut Uçakan’ın uzun bir zaman sonra yeniden kamera arkasına geçtiği belgesel filmin çekimleri, Hacı Hasan Efendi’nin yaşadığı Yahyalı ve Derebağ’da gerçekleştirildi. İç mekan çekimlerinin yanısıra Yahyalı’nın ihtişamlı Kapuzbaşı Şelaleleri ve ünlü Suna yaylaları gibi dış mekan çalışmalarının da gerçekleştirildiği belgesel filmin 60 dakika uzunluğunda olması düşünülüyor. Video formatında çekilen ve bugüne kadar otuz betacam kasetinin kullanıldığı belgesel, İstanbul’da yapılacak montajının ardından VCD formatında piyasaya sunulacak.
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.09.08, 15:37   #6
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart


Hayat hikayeleri, bir diğer ifadeyle biyografiler, insan eğitimi açısından önemli kaynaklardan biridir. Çünkü her biri ayrı bir dünya olan insanoğlunun başından geçen olaylar, ibret almasını bilenler için değerli tecrübe kaynaklarıdır. Hele bu hayat hikayeleri vahyin gözetimindeki peygamberlerin ve kendilerini her an Allah’ın murakabesinde hissedebilen, ihsan mertebesinin burçlarında gezinen Allah dostlarının yaşadıklarını ihtiva ediyorsa o zaman çok daha değerlidirler.
Yazımızın ilerleyen bölümlerinde, fani dünya hayatını salih amellerle, faydalı işlerle ve güzel davranışlarla tamamlayıp beka alemine göçen bir mürşid-i kamil’den, Allah’ın sevgili dostlarından biri olduğunu bütün özellikleriyle yansıtan Yahyalı’lı merhum Hacı Hasan Efendi Hz.lerinin irşad faaliyetlerini yürütürken gösterdiği nezaket ve incelik örneklerinden bahsetmeye çalışacağız. Daha sözün başında tespit ve ifade etmeliyiz ki, böylesi sevgili kulların, bir elmas gibi hangi yönden bakılırsa farklı renk ve güzellikte ışıltılarla parladıkları bir gerçektir. Bu sebeple, anlatacaklarımızın sadece bir tek bakış açısından görülebilenler olduğunu peşinen ifade etmeliyiz.
Merhum Hacı Hasan Efendi Hz.leri 72 yıllık hayatının tamamını insanların manevi eğitimlerine adamış ve bu uğurda adeta fedây-ı can etmişti. Mütevazı evlerinin kapısı, yılın her günü ziyaretçilerine ve sevenlerine açıktı. Çeşitli hastalıklarına rağmen aldığı manevi vazifeyi hakkıyla yerine getirebilmek için nefesinin en son soluğuna dek bu hizmet sevdasını hakkıyla yaşamıştı. Şöyle dua ederdi zaman zaman:
“Yâ Rabbi! Eğer bana ömür verip yaşatacaksan, beni kardeşlerim için yaşat, ihvanıma hizmet edeyim. Yoksa hemen canımı al ki, sana kavuşayım. Yoksa Sen’den dünyanın hiçbir metaını istemiyorum Yâ Rabbi!..”
Değerli okuyucular,
Tasavvuf tarihini inceleyen araştırmacılar, tasavvuf erbabının üzerinde ittifak ettikleri mürşid-i kamil’in özellikleri konusunda şunları zikrederler.
Mürşid-i Kâmil, güzel ahlak sahibidir. Makam ve mevki hırsından uzaktır. Müridlerini miskinliğe ve tenbelliğe sevk etmez. Her türlü elem ve kederi teselli etmek için her ân hazırdır. Her haliyle itidali, ölçülü olmayı tercih ve tavsiye eder. Faydasız ve boş şeylerle vakit geçirmez, bütün zamanını insanların güzel ahlak sahibi olmalarını temin etmeye sarf eder. Yüzü nurani, sözü rabbanidir. Sohbeti, dinleyenleri adeta büyüler. Bulunduğu mahalde aşk, tevhid, sevgi ve kardeşlik hüküm sürer. Şüpheli olan şeylere yaklaşmadığı gibi, takvanın gerektirdiği bütün özelliklere sahiptir. Düşmanlık, kin, garaz vs. kötü huylardan temizlenmiştir. Zarif ve latiftir. İnsanların ayıplarını yüzlerine vurmaz.
İşte bu tarifteki özelliklerin işaret ettiği üzere, Hacı Hasan Efendi Hz.leri de etrafındaki herkese Allah için sevme-sevilme, O’nun yolunda gayret ve çaba sarf etme ve İslam’ın güzellikleriyle süslenmiş bir hayat yaşama arzusu zerk ederdi. Bir bakıma, şahsında irşad vazifesini bihakkın yerine getirebilmenin en müstesna örneğini verirken, manevi evlatlarından ve Hak yolunun yolcularından da bu konuda teslimiyet beklerdi. Şu anlamlı uyarısına kulak verelim:
“Yabani ağaçlar nasıl aşılanmadan güzel meyve vermezlerse, insanlar da bir terbiyecinin, bir mürşidin eline düşmeden olgunlaşamazlar.”
Ayrıca, insanın safiyet kazanabilmesi için üzümü örnek verir, çekirdekli üzümün pekmez haline gelebilmesi için birçok merhaleye sabretmesi gerektiğine dikkat çekerdi.
Merhum Hacı Hasan Efendi Hz.lerinin sohbetlerini tahlil ettiğimizde, üzerinde en çok durduğu konulardan birinin kalb tasfiyesi olduğunu görmekteyiz. “O gün mal da evlatlar da fayda vermez. Fayda verecek olan sadece kalb-i selim’dir” ayetine konu olan kalb-i selim’i, “günah işleme arzusundan ve kötü huylardan arınmış, Allah’ı zikirle hayat bulmuş bir kalb” olarak niteler, böylesi bir kalbe sahip olmanın yollarını ise şu kayıtlara bağlardı:
1. Salih kimselerle birlikte oturup kalkmak.
2. Seher vakitlerinde Allah Teala’ya tevbe ve istiğfar ile yakarmak.
3. Namazları gereği gibi kılmak.
4. Az yemek-az içmek ve mideyi fazla doldurmamak
5. Kur’an okumaya devam etmek.
Tasavvufta en önemli konulardan biri olan “Duyguların Eğitimi” hususunda önemli yeri olan, Kur’an kıraati, şiir, musıki ve güzel sanatlarla meşguliyet konularında dikkat çekici hususiyetlere sahip olan Hacı Hasan Efendi Hz.Ieri, evlatlarının manevi eğitimleri hususunda bu unsurlardan istifade etmiştir. Kendisi de bir müddet hat sanatıyla meşgul olmuş, şiirler yazmış, sohbetlerinde bunları aşkla okumuş ve huzurunda okunan ilahilere bizzat eşlik ederek, dinin duygu boyutuna gereken değeri vermiştir.
Kalb eğitimini konu alan ve kendilerinin de zaman zaman okuduğu bir beyti buraya aktarmak istiyorum.
Sür çıkar ağyarı dilden tâ tecelli ede Hak
Padişah konmaz saraya, hâne ma’mur olmadan
Değerli okuyucular.
Tasavvufî Eğitimde önemli bir yer tutan “Muhataba Göre Eğitim” özelliğini Hacı Hasan Efendi Hz.lerinin irşad anlayışında da gözlemek mümkündür. Özellikle O’nun, kendisini ziyarete gelenlerin halet-i ruhiyelerini çok iyi bir şekilde tahlil ederek, bu doğrultuda sohbet etmesi dikkati çeken bir husustur. “İnsanlara bulundukları duruma göre muamele ediniz” ve “İnsanlara anlayabilecekleri ölçüde konuşunuz” hadislerini kendisine rehber edinen Hacı Hasan Efendi Hz.leri, misafirlerinden alim olanlara, ilimlerinden dolayı ilgi ve alaka gösterirdi. Hayır hasenat sahibi varlıklı insanlara, hem gıyabında dua eder, hem de ölçülü bir şekilde iltifat ederek teşviklerde bulunurdu. Aşk ve muhabbetten başka varlığı bulunmayanlara ise, malını, vaktini, emeğini kısacası her şeyini feda ederdi. Onun ilme hürmeti, zengin insanlar karşısındaki vakur, fakat onların ihtiyacı olan manevi destek sağlayan hali ve diğer tüm sevenlerine karşı bir muhabbet ırmağı halini alan ilgi ve alakası, kısa zamanda insanların topluca O’na karşı hürmet ve muhabbetine vesile olmuştu.
Hacı Hasan Efendi Hz.lerinin, muhataba göre eğitim metoduna verdiği ehemmiyetin örneğini askere gidecek olan evlatlarına karşı tutumunda görmek mümkündür. Şöyle ki, askerlik şartlarında günlük evrad ve ezkar yapılması, evlatları için bir sıkıntı meydana getirmesin düşüncesiyle Hacı Hasan Efendi Hz.leri, askerlik döneminde evlatlarının dersini belirgin bir şekilde azaltarak hem ona kolaylık sağlar, hem de dersi tamamen terk etme gibi büyük bir eksikliğin önüne geçmiş olurdu. “Amellerin en makbulü az da olsa devamlı olanıdır” hadisini, Hacı Hasan Efendi Hz.lerinin bu davranışıyla birlikte ele aldığımızda, O’nun “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz” hadisinin canlı bir örneği olduğu tüllenirdi gözlerimizde...
Hanımların manevi eğitimlerinde de aynı yolu takib eden Hacı Hasan Efendi Hz.leri, günlük ev meşguliyetleri, çocukların bakımı gibi önemli mesuliyetleri bulunan hanımların derslerini tayinde de son derece hassasiyet gösterirdi. Onlara, sayı olarak daha az miktarda zikir ve evrad telkin ettiği müşahede edilmiştir. Bu davranışıyla Hacı Hasan Efendi Hz.leri, insanlara tatbiki mümkün olan telkinlerde bulunmakta ve evlatlarını bulundukları şartlar içinde yetiştirmekteydi.
Allah dostlarından nice farklı yansımaların olduğundan bahsetmiştik hatırlarsanız. Onların sadece dışa güzelliğine bile hayran kalmamak ne mümkün! Biz sadece bir yönlerine, irşad ederken gösterdikleri inceliklere temas etmeye çalıştık Sözlerimi, sık sık okudukları,
Bu gülistan bahçesinde gerçi yüz bin gül biter
Bu gülistandan haber vermeye bir tek gül yeter.
Beytiyle tamamlarken bir gönül dostunun şu tespitini de siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum:
“Sanma ki, Ehl-i dil olanlar gitti, aşk şehri sahipsiz kaldı. Şems-i Tebrizî gibi mürşidler her zaman vardır. Ama Mevlana gibi müridi bulmak mes’ele!”


Mehmed Emin AY
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
efendi, hacı, hasan, yahyalılı

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:04 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.