| Konular: 50,303 | Mesajlar: 311,863 | Üyeler: 10,668 | Online: 201 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MÜCADELE » ASRIN MÜCAHİDLERİ »

ASRIN MÜCAHİDLERİ Davaları ve Dinleri Uğruna Ömürlerini Harcayan,Ahirete Göçmüş veya Küfre Karşı Hala Savaşan Mücahid(e)ler...!

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.09.08, 19:50   #1
واويلا - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 209
Üyelik tarihi : 24-08-2008
Mesleği : Qari
Nereden : İSTersem :)
Konuları : 177
Mesajlar : 2,625
Teşekkürleri: 1,270
763 mesajına 1,253 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 واويلا is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.08.11
Durumu : Status: Offline

Standart Molla Fenârî (K.s)


MOLLA FENÂRÎ
M. 1350 - 1431 Bursa

Bursa'nın Fener köyünde milâdi 1351'de (hicri 751 ) dünyaya gelen ilk Osmanlı Şeyhülislâmı Mehmed Şemseddin Fenâri, Osmanlıların o günkü meşhur âlimleri Cemaleddin-i Aksarayi ile Alâeddin'i Esved gibi büyük âlimlerden yüksek tahsilini tamamlamış, daha sonra Muhiddin-i Arabi gibi zâtların yaydığı Vahdetü'l-vücud cereyanını inceleme imkânı bulmuştur.
Rivâyete bakılırsa, Anadolu'ya Vahdetü'1-Vücud felsefesini yayanların başında yer aldığı zamanları da olmuştur.
Devrindeki dini ilimleri bütünüyle zabtetmekle kalmayıp, akli ilimlere de alâka duyan Şemseddin-i Fenâri, matematik, coğrafya, astronomi gibi ilimlerde bir hayli ilerlemiş, matbaanın yokluğuna rağmen kütüphanesini on bin ciltlik kitapla dolduracak kadar ilmi ihata ve fıkhi inkişafa ulaşmıştır.
Molla Fenâri'nin talebelik devresinde gösterdiği fevkalâde başarı, zamanın devlet ricalinin de dikkatini çekmiştir. Nitekim hac dönüşünde Mısır'a da uğramış. Mısır Sultanının ısrarı ile orada bir müddet kalmayı düşünürken Bursa'dan gönderilen dâvetle Osmanlının hizmetine ısrarla çağrılmıştır.
Gelince, ilk olarak Bursa başkadılığına, sonra da ilk Osmanlı şeyhülislâmlığına tayin edilmiştir.
Kadılık makamında iken cereyan eden bazı hâdiseler ondaki mânevî mes'uliyet hissine ışık tutmaktadır. Anlaşıldığına göre Molla Fenârî kadılık makamından çok korkmaktadır. Zira bilmektedir ki, makam yükseldikçe mes'uliyeti de çoğalmaktadır. Nitekim şu hâdise Onun taşıdığı bu mes'uliyet hissinin delili olarak dikkati çekmektedir.
Pazardan satın aldığı atın hasta olduğunu aynı gün içinde anlayan fakir bir köylü, kadıya müracaat ederek hasta atı sağlam diye satan sahibine hemen iâde etmek ister. Ne var ki, Molla Fenâri'yi makamında bulamayınca şikâyetini ertesi sabaha bırakır. Halbuki, gece at ölür, yeniden at alacak parası bulunmayan fakir köylü böylece perişan olur.
Durumu gelip Molla Fenâri'ye anlatınca da, Ondan şu karşılığı alır:
-Hiç üzülme. elinde ölen atı ben ödeyeceğim. Cezaya ben müstehakım.
-Estağfurullah, siz neden ödeyeceksiniz efendim?
-Evet, ben ödeyeceğim. Çünkü senin mahkemeye geldiğin günü ben makamımda olsaydım, dâvaya bakar, hasta atı sana sağlam diye satan adama hemen iâde ettirirdim. Böylece at o adamın elinde ölür, sen ziyana maruz kalmazdın. Senin ziyana uğramana benim makamımda bulunmayışım sebep olduğundan, zararı ben ödemek zorundayım. Kusur benim.
Ve Osmanlının ilk Şeyhülislâmı, atın parasını bizzat kendi cebinden öder; Şeyhülislâm ve kadıların nasıl bir İslâmi mes'uliyet anlayışı içinde olmaları gerektiğini de böylece fiilen göstermiş olur.
On bin cildlik kitabı inceleyerek hem ilim, hem de amelde tam bir örnek hayat yaşayan Osmanlı kadısı, sadece bu fakir köylüye karşı değil. aynı zamanda nüfuzlu insanlara, hattâ Sultanlara karşı da adâletin hükmünü tam icra eder, muhatabın içtimai mevkiine, sosyal durumuna bakarak hüküm vermekten şiddetle kaçınır.
Nitekim huzuruna gelen bir dâvada taraflar anlaşamazlar, mes'ele çıkmaza girince bir taraf Sultan Yıldırım Beyazıt'ı şahit gösterir. Molla, Sultanın şahitliğini kabul etmek istemez. Zira Yıldırım'ın üzerinde bir de Sultanlık sıfatı vardır. Onu şahit gösteren taraf bu sıfattan istifadeyi düşünüp, mahkeme üzerinde te'sir icra etmek isteğindedir. Molla ise şahitliğe mâni bulduğu gerekçeyi açıklamaktan çekinmez:
-Sultanımıza hürmetimiz şüphesizdir. Ancak, şehâdetini kabul etmemize mâni hâl vardır. Zira haklarında müskirat içme söylentileri dolaşmaktadır. Ayrıca cemaat namazına iştirak etmedikleri de müşahede olunmaktadır!
Bu hâdiseyi eserinde bahis mevzuu eden Ord. Prof. Vasfi Raşid Sevfi der ki:
"Orta Çağ hükümdarı olan Yıldırım zamanında bir kadının mahkemede hükümdara karşı böyle hitap etmesi, adalet organının ne kadar mükemmel çalıştığının ve kadının hak ve hukukunu ne kadar titiz gözettiğinin bir delilidir."
Yıldırım Beyazıt tamamen samimiyet ve ihlâs neticesi yapılan bu ikazdan müteessir olursa da, nefsiyle mücadele eder ve Şeyhülislâmın sözünü hazmederek rahatsızlık esert göstermez. Ancak ileri gelenlerden İvaz Paşa, bu gözünü budaktan. sözünü dudaktan esirgemeyen âlimi çekemez. fırsatını bulup ayağını kaydırma çareleri araştırır. Nitekim bir ara Molla Fenâri'nin gözleri hastalanıp perde inince, bu perdenin kendi bedduasıyla indiğini bile iddia eder.
Alâkalı eserlerin kaydına göre bu hâdise şöyle cereyan eder:
Bir gün Molla Fenâri, rastladığı bir hadiste: "İlmiyle amel eden ihlâslı âlimlerin cesedini toprak yemez!" mânâsında bir hüküm okur. Bunu düşünmeye başlayan Molla'nın zihninde sualler meydana gelir. Kendi kendine söylenir:
Benim Üstadım da ilmiyle amel eden ihlâslı bir din âlimiydi, acaba cesedini toprak yemedi mi?
Bu merak kendisini günlerce meşgul eder. nihayet merakını yenemeyerek Ûstadının mezarını açmaya karar verir. Gidip hocası Kara Alâeddin'in mezarını açtırır, cesedine bakmak ister. Ne yazık ki, mezarın üzerindeki tahta perdeler çekilir çekilmez gözüne görünen cesedin taptaze olduğunu müşahede ettiği anda Molla'nın gözleri karanlığa bürünür, görmez olur.
Teessür içinde dönüp evine gelen Molla, daha sonraları kendi kendini ikaz ederken şöyle der:
-Dışa bakan gözlerim kapanınca içime döndüm, iç âlemime bakma imkânı buldum. Bu yüzden kazancım büyük, istifadem fazladır. Ancak, kütüphanemdeki kitaplarımı okumâ imkânımın kayboluşundan üzgünüm. On bin cild, tozlu raflarda beklemektedir. Teessürüm bundandır."
İvaz Paşa ise bu hâdiseyi kendi kerameti saymış, "Daha beklesin. Onun cenaze namazını dahi ben kıldıracağım" diye acı sözler sarfetmiştir.
Bunu duyan Molla çok üzülmüş; "O merak etmesin, cenaze namazını benim kadar bilemez. Asıl Onun cenazesini ben kıldıracağım" diyerek beddua etmiş, gözlerinin açılması için gönülden ilticada bulunmuştur.
Bu duadan sonradır ki, bir gece rü'yasında Resûlüllah'ı gören Molla, Hazret-i Resülûllah'dan şu teklifi dinler:
-Şemseddin, Fâtiha sûresinin bir tefsirini yap da dinleyelim!
Utancından kızaran Şeyhülislâm:
-Yâ Resûlüllah, sûre size nazil olacak da tefsirini huzurunuzda ben mi yapacağım? Bu bir cür'et olmaz mı? Hem görüyorsunuz ki, gözlerim de görmüyor. İkisine de perde indi.
Bunun üzerine bir mendil uzatan Resûlüllah:
-Bunu al ve gözlerinin üzerine koy, iyi olacaksın inşaallah der.
Nefes nefese uyanan Molla Fenari, bir de eliyle yoklar ki, gözlerinin üzerinde Resûlüllah'ın uzattığı güzel kokulu mendil!.. Hemen mendili kaldırır, o andan itibaren çevrenin aydınlanıp gözlerinin pırıl pırıl gördüğünü anlar, sevinç gözyaşlarıyla şükür secdelerine kapanmaktan kendini alamaz.
Tarihler Molla'nın gözünü açan bu mendili sakladığını, vefat edince yine gözleri üzerine konmasını mirasçılarına vasiyet ettiğini yazarlar.
Gariptir ki, Molla'dan sonra perde İvaz Paşa'nın gözüne iner. Kısa zamanda yatağa düşen Paşa, ruhunu Rahmân'a teslim eder. Cenazesini de Molla Fenâri, Allah'tan af niyaz ederek kıldırır.
***
İlk Osmanlı Şeyhülislâmının yalnız dini ilimlerde değil, aynı zamanda maddî bilgilerde de bir hayli mesafe kat'ettiği, eserlerinin kaybolmayan değerinden anlaşılmaktadır.
Nitekim maddî ilimlere olan bu merakından olacak ki, üstadının cesedini maddî gözle inceleme arzusuna da kapılmış, ancak buna müsaade edilmeyeceğini bakan gözlerinin kapanmasıyla anlamıştır.
Molla Fenâri'nin yazdığı hukuk ilminin nihai noktasındaki eserlerinden bazıları hâlen elimizdedir. Bunlardan biri İslâm Hukukunun temel delillerini inceleyip açıklayan Usül-i Fıkh'a dair "Fususu'1-Bedâyi"dir. Mantığa dair "İsaguci Şerhi", "Fâtiha Tefsiri" ve daha birçok kıymetli eserleri vardır.
Cuma namazına gireceği saatte yola dökülen halk, Şeyhülislâm'ı görmek için saatlerce bekler, izdiham meydana getirirmiş.
Karaman'daki müderrisliği sırasında meşhur Sarı Yakup'la, Kara Yakub'u da kendisi yetiştirmiştir.
1402'de Ankara Savaşı'nda esir düşen Yıldırım'dan sonra Timur'la karşılaşıp esir olduğu halde cesurane cevaplar veren Molla Fenâri 1431'de (hicri 834) Bursa'da yaptırdığı medresesine ilâve camiindeki makberine defnedilmiştir. Türbesi ziyaretgâhdır.

__________________
View واويلا'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
واوىل, fenârî, molla, vaveyla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:05 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.