|
| Konular: 50,305 | Mesajlar: 311,871 | Üyeler: 10,668 | Online: 205 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
| ASRIN MÜCAHİDLERİ Davaları ve Dinleri Uğruna Ömürlerini Harcayan,Ahirete Göçmüş veya Küfre Karşı Hala Savaşan Mücahid(e)ler...! |
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Refah
Üye No : 540
Üyelik tarihi : 18-09-2008
Konuları : 441
Mesajlar : 945
Teşekkürleri: 294
326 mesajına 661 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 22.09.10
Durumu : Status: Offline
|
![]() Tekiner Tayfur 10 Ocak 1988 Host-Afganistan ‘ Şişli İmam Hatip Lisesi sıralarında, öğretmenleri ve öğrenci arkadaşları arasında da, seçkin bir çehre Tekiner Tayfur. Tekiner, orta sona kadar bu adla tanınan, çağrılan, yaşını aşmak ve en handikaplı hedeflere ulaşmak isteyen, hayat dolu, bulunduğu ortamı kendi lehinde değiştirebilen, küçük yaştan beri, Kur’ani ahlakı yaşamak için çırpınan bir çehre... Ortaokuldan liseye geçişte, bambaşka bir dinamizm kazanmıştı. Arkadaşları ve çevresi tarafından ‘Muhammed Taha’ olarak tanınıyordu. Bu mahlas, O’nun içindeki mucahidane duygu ve kararlılığın isim haline gelmiş şekliydi. Daha 18 yaşın kendisine verdiği yenilmez, altedilmez bir cesaret ve aksiyondu bütün bunlar. İnandığı gibi yaşamaya azmetmiş ve asla düşündüğü ve ınandığının aksine bir hayat seyri takip etmemiştir. Takva, cehd, ihlas ve samimiyetle dolu bir edası vardı. Bütün bu özellikler bir araya gelmiş, güzelliklerin kendisinde toplandığı bir çehreyi oluşturmuşlardı. Henüz 14 yaşında olduğu bir dönemde, kendisinden beklenmeyen çalışmaların içinde bulunuyordu. Çalışmalarından ötürü, henüz çocuk denecek yaşında zindana düşmüştü. Müslümanların yaptıkları çalışmaları, O kesinlikle yeterli bulmuyor, yapılması gerekenin çok altında bir çalışma ile günlerimizi geçirip yitirdiğimizi söylüyordu. Müslümanların içinde bulundukları zor şartların tek sebebinin, cihadı terk etmelerinden kaynaklandığını söylüyor, her defasında Hz. Ebubekir’in şu sözünü tekrar edip duruyordu: ‘Cihadı terkeden hiç bir millet yoktur ki, Allah onların üzerine zilleti yazmasın.’ Tekiner kardeşimiz cihaddan aynen şöyle bahsediyordu, not defterinin arasında: ‘Müslümanların uzun zamandan beri, unutup, hatta ilmihal kitaplarından bile çıkardıkları İslam’ın en mühim farzlarındandır, cihad...’ ‘Bizim cihadımız , iki yönlüdür. Biri düşmana diğeri nefse karşı. Silahımızın en keskin yönü ise, nefsimize dönük olmalıdır. Nefsini yenemeyen, onu terbiye edemeyen, dış düşmana karşı zafer elde edemez.’ Afgan cihadı karşısında, gerek dünya ve gerekse Türkiye müslümanlarının suskunluğu, O’nu çok derinden etkiler, bunu bir türlü kabullenemezdi. O, şehadeti arzuluyordu. Şehid olup dünyada ve ahirette izzet ve şeref bulmak istiyordu. Devamlı olarak: ‘Ya Rabbi kanımı, günahlarım için temizleyici kıl...’ diye dua ve niyazda bulunuyordu. 1983’te Şişli İmam Hatip Lisesi’nden mezun olan Tekiner Tayfur, aynı yıl İ.Ü. İşletme Fakültesi’ni kazanır. Fakülteye bir kaç ay devam eder ve bırakır. Gönlünde liseden beri depreşen ve sevda olan bir şey vardır. 1984 yılbaşında, Taha kardeşimiz düğüne gidercesine bir haletle, Afgan Mücahidleri’nin safına karışmış bulunuyordu. Bu arada Pakistan’da üniversite öğrenimini de devam ettirmeyi ihmal etmemiş, kendini ilmi yönden de mücehhez kılmıştı. Pakistan’a gittikten sonra, bilgi kültür ve anlayışı da gelişmişti. Bunun yanı sıra bir çok kötü hasletlere karşı kendisini korumuş, ruhunu Rabbi’ne sunabilecek kıvama gelmişti. Fırsat buldukça cepheye gidiyor, Allah’a vermiş olduğu zösü yerine getirmeye çalışıyordu. Bilgi yüklü ama ameli olmayan bir müslüman olmak istemiyor, özellikle böyle müslümanlara karşı iyi nazarla bakmıyordu. O şöyle diyordu: ‘...Ya Rabbi tuğlasında teri ve kanı bu mubarek şehidlerin yolundan benimde yürümemi nasib et...’ 1986 yılında, bir kez gazi olmuştu. Bu gaziliği, sanki sonradan kendisini bulacak şehidliğe, bir hazırlık gibiydi. İlk gaziliğini Molla Kali bölgesinde, Ağustos ayında sağ bacağından yaralanarak almıştı... Bu yarası, O’nun şehadete olan azmini bileyerek, hatırlanmasını sağlamış, adeta şehadet için itici bir unsur olmuştu. Tekiner Tayfur da Allah’a söz veren müminlerden. Ve, vediği sözün eylemini tutmanın eylemini gerçekleştirdi. Allah yolunda ölümlerin en şereflisini kucakladı, şehidlerin kervanının bir üyesi olarak... Hayatının kirleri için, kanının Allah yolunda akmasını, bunun kendisinin geçmiş günahlarına kefferet olmasını istemişti Ve yüce Mevlamız da O’nun bu niyetini kabul buyurmuş, kanını kendi yolunda akıtarak, şehadetle şereflendirmişti. Babası Muzaffer Tayfur, oğlunu anlatırken, hem gözyaşı döküyor ve hem de ‘Bu Allah’ın bize büyük bir lutfudur’ diyor ve oğlunu bize şöyle anlatıyordu: ‘Bir gün oğlum Taha’yı rüyamda üzeri örtülü bir şekilde yatıyor olarak gördüm. Rüyamda üzerini açtım, bir de ne göreyim Taha’nın yüzü güleç bir şekilde vefat etmiş. O günün ertesinde tanımadığım biri yanıma geldi. Ben bu tanımadığım adama ‘Oğlumun şehadet haberini mi getirdiniz?’ dedim. İlk önce söylemek istemedi. Ben dedim ki ‘Ne olur söyleyin de, annesini teskin edeyim, değilse sizin söylemenizle teskin olmaz’ ve bana şehid olduğunu söylediler. Ben hanıma söyledim. Gözyaşları içinde kendimizi tutamadık. Ben hanıma dedim ‘Böyle müjdeli haber herkese nasib olmaz.Üzülme, O’nu bize Allah verdi ve yine Allah uğruna şehid oldu.’ (Mehmet Ali Tekin’in Şehitlerimiz kıtabından ) -Tekiner Tayfur’un aziz hatırasına – I Kirli bir adamın nurdan kelimeleri avuçlayıp sana ikram etmesini komik buluyorsun biliyorum. Yüzüme öfke-şefkat karışımı bir bakış fırlattığının da ayrımındayım. Hani ahitleştiğim adam/lar? Nerede beraberce dağladığımız diller? Sözlerimiz hani ki; kahraman dağların bağrında katıksız zamanlar içre adamıştık? Soruların Muhammed Taha çığ gibi büyüyerek geliyor üzerime. Seni yazmak bir dönemin avlusunda terk ettiğim kendimin öfkeli bakışlarıyla yüzleşmek demek benim için aynı zamanda. Arjantinli bir müslümanla karşılaşmıştık bir gün hatırlarsın. Onu samimiyetle kucaklayışın, konuşurken elini sürekli tutuşun, ihtiyacı olup olmadığını soruşun şu an gibi gözümün önünde. Ondan ayrıldıktan sonra söylediğin şu sözleri hep hatırlarım “İngilizceyi öğrenişimin en büyük nedeni işte bu Müslümanlarla hasbıhal edebilmek…” II Sözcüklerini yitirmiş bir adamın imitasyon cümlelerle sana methiyeler dizmeye çalışmasını traji-komik buluyorsun biliyorum. Elinin tersiyle verdiğin mesajın sensiz zamanlarda ürettiğim pratiğin tamda hak ettiği bir cevap olduğuna inanıyorum. Ama her şeye rağmen hatıranın önünde ürkek bir kalp, fersiz bakışlar, kekeme sözcüklerle duruşum hepten de anlamsız değil. Soğuk bir aralık akşamıydı hatırlarsın muhakkak. Dışarı çıkmamız gerekiyordu ve benim üzerime alacak bir şeyim yoktu. Bir mont getirmiştin. Yeşil renkli hiç unutmam. Kendi ellerinle giydirmiştin üzerime. Dışarı çıktığımızda bakışlarını bana giydirdiğin monttan hiç ayırmaman ve adeta başka hiçbir şeye bakmaman dikkatimi çekmişti. Açıkçası biraz rahatsız olmuştum bu tavırdan. “Bu üzerindeki mont kimin biliyor musun?” diye sormuştun. Ben de merakla “Hayır. Kimin acaba?” diye sorunca gözlerin dolarak “Şehit Bilal’in” demiştin… O mont üzerimde değil ve üşüyorum şu an… III Meddahlardan hoşlanmadığını biliyorum. Riyakarlığın/riyakarların ümmetin sırtındaki yüklerden en büyüğü olduğunu da biliyorum. Şehitler meclisinin kutlu fertlerinin nakısların övgüsüne ihtiyaçları da yok zaten. Ama bilinmelisin ey Taha ki, seni konuşmak kaybolan yanlarımızı da konuşmaktır aynı zamanda. Seni övmek geçmiş zamanlarda zayi ettiğimiz değerlere hasret duymaktır aynı zamanda. Seni övmüyorum ey kutlu şehit, yitik yanlarımı arıyorum gecenin zifiri sessizliğinde. Şahadetinden sonra İslamabad’da okuduğun İslam Üniversitesinde arkadaşlarının düzenlediği programda hocalarının arkandan döktükleri gözyaşları unutulur gibi değil. İslam dünyasının her yanından orada bulunan öğrenciler de gözyaşlarını hocalarının gözyaşlarına dualarını hocalarının dualarına eklemişlerdi senin için. Hele Afganlı Mutiullah’ın bir gece gelip senin yatağına yatıp hüngür, hüngür ağlaması unutulur bir manzara değildi asla. Hayır, ben kendime ağlıyorum… IV Hilafet diyarının şehidi diye manşet atmıştı senin için bir Arapça dergi. Cabir Gumeyha (Tekinerin Hocası ve şair, Mısırlı) en güzel şiirlerinden birini senin için yazmıştı. Ve şiirini sunarken gözyaşlarını kelimelerine katık yapmıştı. V Bana güldüğünü biliyorum. VI Tek tesellim yokluğunu zaman, zaman da olsa hissediyor olmam. Ve bir yanımın çürüdüğünü hissediyorum seni hatırladığım zamanlar. Yitik yanlarımı hatırlıyorum sen yâdıma düşende. Ne olur çok görme… Davet org
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
|
|
| Bu mesaj için Yahya-EbuHafs kullanıcısına teşekkür edenler: | gazikentli (24.10.08) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Azimli Üye
Üye No : 1543
Üyelik tarihi : 03-12-2008
Mesleği : Cihad etmek
Nereden : İSTANBUL /BİTLİS
Konuları : 8
Mesajlar : 60
Teşekkürleri: 90
16 mesajına 26 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 16.05.12
Durumu : Status: Offline
|
RABBİM şehadetini kabul etsin kuzenimin dayısı kendisi
|
|
|
![]() |
| Etiket |
| afganistan, tayfur, tekiner, Şehidimiz |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|