| Konular: 50,305 | Mesajlar: 311,871 | Üyeler: 10,668 | Online: 177 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum YAŞAM » BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI »

BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI Kim Kimdir ? Ne Nedir?

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18.09.08, 20:20   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,297
Teşekkürleri: 24,266
9,021 mesajına 19,441 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Thumbs up İHSAN EFENDİ - Nam'ı Diyâr SULTAN BABA

Sultan Baba......

--------------------------------------------------------------------------------

İHSAN
TAMGÜNEY
SULTAN BABA
1904 Arvin'Arhavi doğumlu olup iki yaşındayken babaları, 6 ya-
şındayken anneleri vefat ediyor. Hem yetim, hem öksüz kalıyor.
Ömrü gurbetlerde geçiyor. 1954'de İstanbul'a geliyor. 54'ten
bu yana Zeytinburnu'nda ikamet ediyor. 63 yaşına kadar
Dağıstanlı Şeyh Şerafeddin-i Veli (R.A.) hazretlerinin manevi
tasarrufunda yoğrulup, tezkiye-i nefs döneminden sonra da
mürşitlik postuna oturup irşad vazifesine başlamışlardır.

Bu dönemle Allaha kavuştuğu süre arasında yüzlerce
binlerce talebe yetiştirmiştir. Millete karşı çok merhamet-
li, o kadar müşfik idi. Herkesin derdini dinler, hasta
olanları okur, manevi ve dini öğütler verirdi. Halk arasında
çok sevildiği için ona "Baba" dediler. Manevi kudretinden
dolayı da "Sultan" ismi verilmiştir. Her halinde tevazu,
şefkat, hassasiyet ve fevkalâdelik olan Sultan Baba'nın çok
geniş çapta millete hizmetleri vardır.

Sultan baba her şeyden önce halkla temas edip onların dertle-
rini dinlemek, deva olup yol göstermek, hastaların şifa bulması
için çalışmasından başka Kuran kursları ve okulları gibi
müesseseler tesis etmiştir. Birçok yerde cami ve ibadet
haneler yaptırmıştır. Memleket meseleleriyle yakından
ilgilenir, iktisadi ve manevi bozukluklara çok üzülürdü.

VİRD VE TESBİHAT
Onun bütün hayatı Kur'an'dı. Sünneti seniyye hayatının
her noktasına ve zerresine nüfuz etmiştir. Yatsı na-
mazından sonra hemen yatarlar; 12'de kalkarlardı. Gece vird
ve tesbihatlarını yapıp, sahur yemeğini yerlerdi. Sabah
namazına kadar 5 cüz Kuran-ı Kerim okurlardı. Sabah na-
mazı ve sabah tesbihatından sonra işrak vaktine kadar
cemaatle beraber sesli olarak dua yaparlardı. Bu duadan
ziyade bir münacat ve iltica idi. Katıla katıla ağlarlardı.
Her Cuma bir hatim ümmet-i Muhammed için bağışlardı.
Haram olan günlerin dışında bütün ömrünü oruçlu geçirmiştir.
Sultan Baba'nın sık sık dile getirdiği bir söz vardı.
Derlerdi ki; "Bu kapı Allah'ın kapısıdır. Biz bir vasıtayız.
Bizim Allah'a verdigimiz bir sözümüz var, kim gelirse
gelsin geri çevirmeyeceğiz ve reddetmeyeceğiz." En rahatsız
olduğu zamanlarda bile, gelenlerin derdini dinler, rahatsız-
lıklarını sorar, eğer tıbbi müdahale gerekiyorsa doktora
gönderir, eğer buna gerek yoksa hastaların durumuna göre,
bir ay belki daha fazla bir zaman dergâha gelmelerini isterlerdi.
Bu süre zarfında o kimseye her gün istigfar ve salavat-ı
şerifeyi önerir. İstiğfarla Allah'a (c.c.), salavat-ı
şerifeyle Rasulullah Efendimize yaklaşan o kişi
manevi bir besıenmeye başladığında bir de bakardınız gelen
şahıs şayet İslâm'ın emirlerine duyarsızsa, farzlarını
yerine getirmeye başlamış, maddi-manevi şifaya kavuş-
muş ve cephedeki yerini almış bile.

CİHADA ÖNEM
Sultan Baba'nın en çok dikkat ettiği konulardan biri
cihaddı. Memleketin iktisadi durumu olsun, sosyal ve içti-
mai durumları olsun her konuda bilgi verirlerdi.
Memleketin Müslümanların mı yoksa Yahudilerin mi elinde
olduğu konularını çok anlatırlardı. Resulullah Efendimiz
Mekke'den Medine'ye hicret ettiğinde, Yahudileri toplayıp
ekonomik ve iktisadî yönlerini araştırıp ona göre hare-
ketin siyasi yönlerini anlatırdı. Yahudilerin gerçek mas-
kelerini gerçek kimliklerin bize açıklardı.

"İslâm'da milliyetçilik olsaydı, Kuran-ı Kerim Arapça
indiğine göre Arapları methetmesi gerekirdi. Oysa
'Cahil Araplar yeryüzünde fesat çıkarırlar diyor
Cenab-ı AÎlah.
İkincisi renk ayrımı yapmayın, siyah, beyaz, sarı diye.
Üçüncüsü mezhep ayrımı yapmayın, Şafi, Hanefi,
Maliki. Mezhepler amelidir, herkes kendi amelinden sorum-
ludur. Bunu bir dava haline getirmeyin.
Dördüncüsü, tarikatlarda da tefrikaya şiddetle karşıydı.
Nakşiymiş, Kadiriymiş... Benim şeyhim, senin şeyhin,
gibi ayırımlar ümmeti parçalayan unsurlardır. Çizgisi Hakk'a
dayanan ve Hak nizamın devlet nizamı olmasını arzulayan
her tarikat sağlayanın temel şartı bu dört unsura riayet
etmektir' derdi, İHSAN EFENDİ.
Bu konuları devamlı müritlerine hatırlatırdı.

ÜMMET İÇİN HARCANAN OMÜR
Sultan Baba, gece gündüz herkesin müşkilini halletmeye
çalışır, herkese çare olmaya, her nefesini ümmet için
harcamaya önem verirdi. Sultan Baba, Hz. Muhammed
ümmetinin tevhid sancağı altında toplanmasını, Allah
yoluna dönmesi, Ümmet i Muhammed'in başına adil, imanlı,
Hakk'a riayet eden amirlerin, hükümetlerin başa gelmesi
için gayret etmişlerdi. O Sultan, her tarafa gece gündüz
bütün gücüyle koşar, herkesin imdadına yetişir, herkese
çare olmaya çalışır, çok önem verirdi. Bir nefesini
Ümmet-i Muhammed'den ayrı geçirmedi, bir nefesini Rabbimiz
den ayrı geçirmedi.

ALLAH VE PEYGAMBER AŞKI
Allah Rasulünün aşkı gönüllerde öylesine çağlardı ki;
onun ümmetinin affı için canı tenden edercesine, AIlah'a
yalvarırdı. Dünyada ki Müslümanların üzerindeki
maddi-manevi zulmün Yahudi kaynaklı olduğuna dikkat
çekerlerdi. Dünyadaki siyonist ve haçlı ittifakıyla
kurulan sömürü düzeninin ancak Müslümanların maddi manevi
cihadıyla yıkılacağını bunun içinde Müslümanların devlete
talib olmalarını, Osmanlı ruhunun canlanması gerektiğini
her fırsatta dile getirirlerdi. Peygamber Efendimiz'in
siyasi görüşünü çarpıtarak örnek gösterip "Din siyasete
girmemeli" inancında olan efendilere karşı "siyaseti
dinin emrine vermeliyiz' görüşünü savunurlardı.

Allah Rasülünün sadece takva ve ibadet yönünü rehber
edinmeyip, o'nun aynı zamanda ordusunun başında bir
kumandan, devletin başında bir idareci, camide bir imam olu-
şunu dile getirir, böylece topyekûn olarak örnek alınma-
sının gerekliliği vurgularlardı. Cihadın sonu şehadettir,
buyururlardı. Daima yapıcı ve toparlayıcı olmayı tavsiye
eder, en güzel ve tatlı bir üslupla konuşulmasını ister-
lerdi. Ümmeti parçalamak için basın, yayın organlarını
birer menfi propaganda aracı olarak kullanıldığını onun
için önce bu organların sahiplenmek gerektigini söylerlerdi.

Sultan Baba keramete katiyyen kıymet vermezlerdi. Hatta en
büyük kerametin İslâm ve Kuran üzerine kurulu bir hayatın
son nefese kadar davam etmesi olduğunu söylerlerdi. Fa-
kat birçok keramet ve fevkalâdeliğini müritleri yaşamıştır.
İ'la-i Kelimetullah için ervahtan beri yolda olan erdemli,
onurlu, arif bir insan. Hak, halk dostu olan Sultan Ba-
ba 24 Kasım 1991'de sevenlerini gözyaşları ile geride
bıraktı. Allah'ın rahmeti üzerine olsun.
Ruhuna El-Fatiha (AMİN)

Konu Alemdâr-ı İslâm tarafından (18.09.08 Saat 20:48 ) değiştirilmiştir..
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Minhac (14.09.11), ümmüseleme (09.12.11), yusufsunetci (19.09.08), Şems (24.11.11)
Alt 18.09.08, 20:21   #2
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,297
Teşekkürleri: 24,266
9,021 mesajına 19,441 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Thumbs up

Bir insanın kalbini kırmak

Sultan Baba, insanların kalbini kırmamaya dikkat ederdi. Talebelerine de kimsenin kalbini kırmamalarını tavsiye ederdi. Sultan Baba bu konu üzerinde çok dururdu. Bir insanın kalbini kırmanın ne kadar büyük bir günah olduğunu ise şöyle açıklardı: "Gerekirse Kâbe’yi yık, ama bir insanın kalbini yıkma. Çünkü Kâbe’nin mimarı, insan. O’nu yıkarsan yine yapılır. Fakat bir insanın kalbini yıkarsan o yapılamaz. Çünkü ustası yok.”

View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Minhac (14.09.11), Şems (24.11.11)
Alt 18.09.08, 20:24   #3
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,297
Teşekkürleri: 24,266
9,021 mesajına 19,441 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Thumbs up

İslam Birliği’ni savunurdu

Sultan Baba hayatı boyunca İslam Birliği’ni savunur, bu birliğin kurulması için elinden gelen çabayı harcardı. Müslümanlar arasında nifak çıkaranları kınar, ihanet edenlerin çok büyük bir azaba düçar olacaklarını söylerdi.

Sultan Baba’nın talebelerinden Hüseyin Hoca (Sarıyer) “Sultan Baba, uzlet nedir? Faydaları ve zararları nelerdir?” diye sorar.

Sultan Baba, Hüseyin Hoca’nın sorusuna şu cevabı verir: “Uzlet halkın arasından süresiz uzaklaşıp yalnızlık ve inzivâyı tercihtir. İnsanın maddî varlığı ile halktan uzaklaşmasıdır. Böyle bir uzlet ve yalnızlık genelde kabûl gören bir davranış değildir.

Bu yüzden İmam Gazzâlî, uzletin fayda ve zararlarını değişik açılardan ele almıştır. Onun tesbitine göre uzletin faydaları şöyle özetlenebilir:

Uzletin faydaları ve zararları

1- Huzûr içinde ibâdet ve tefekkür, kâinâttaki sırları araştırma imkânı, 2- İnsanlar arasında bulunmaktan doğacak gıybet, riyâ ve nemîme gibi âfetlerden, emr bi’l-ma’rûf yapamama gibi günahlardan kurtulmak, 3- Toplumun fitnelerinden ve onlarla mücâdele ile insanların şerrinden kurtulmak, 4- Kişinin insanlardan, insanların da kendisinden ümid kesmesi.

Gazzâlî uzletin insana vereceği zararları da şöyle sıralar: 1- Okumak ve ilim öğrenmekten mahrûmiyet, 2- Çalışmak ve kazanç elde etmekten mahrum kalmak, 3- Terbiye ve edeb öğrenmekten mahrûm olmak, 4- İnsanlarla sevişmekten mahrum kalmak, 5- Sevap kazanmak ve kazandırmaktan mahrûmiyet, 6- Tevâzu sâhibi olmayı öğrenememek, 7- Tecrübe sâhibi olamamak.

Görüldüğü gibi, uzletin zararları faydalarından daha çoktur. Bu yüzden dervişler devamlı inzivâ anlamına gelecek uzlet yerine halvet, çile veya erbaîn denilen süreli yalnızlığı tercih ederler.”

Üzerine güneş doğmamıştı

Sultan Baba, devrinin Mevlana’sı ve Yunus’u gibiydi. Çünkü O’nun da Hak’tan gayrısından korkusu yoktu. İnsanları incitmemeye çalışır, ayıplarını örter, kusurlarını görmemezlikten gelirdi. Talebelerine de “Settar’ıl Uyup olun” derdi. Çünkü o bir rehberdi. Yani narı nur edenlerdendi.

Sultan Baba’nın hayatı boyunca, üzerine gün doğmamış, güneş onu yatakta bulamamış. Kerem sahibi Efendimizin “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış” Hadisi Şerif’ini Sultan Baba hayatında düstur edinmişti.

Kerem sahibi Efendimizin iradesi, ifadesini bulunca ortaya maddi ve manevî gayretleri, talebelerinin de katkıları ile meydana gelen “Sultan Baba Külliyesi” kıyamete kadar hizmete açıktı. Adres: İstanbul, Yalova, Ankara Yozgat. “Bugün Allah için ne yaptın?” prensibine inanan ve bu inançla hizmet eden Sultan Baba, dünya ve Türkiye gündemini yakından takip eder, Millî Gazete okur ve okuturdu. Ziyarete gelene bir gazete bir sabun, hikmetini siz bulun...

Mücahid şeyh

Doğuştan mücahid Sultan Baba,”Müslüman nerde darda, nerde narda ise biz oradayız. Orada olmaya mecburuz. Bizi olur olmazla meşgul etmeyin”derdi.

Sultan Baba’nın büyük oğlu Ahmet abi (Tamgüney) anlatıyor: “Bir Afgan mücahidi. Hindikuş Dağları’ndan kalkmış, Sultan Babamın Zeytinburnu’ndaki dükkânını aramış bulmuş. İçeri girer girmez, Sultan Baba’mın ayaklarına kapandı ve şöyle dedi: “Sizi verdiğiniz adresten buldum Ey Allah dostu. Ve Size mücahidlerden çok selam getirdim. Aç susuz yiğitlere su veren, sepetinden simit dağıtan sizdiniz? Buldum sizi.” Afganlı mücahit, masadaki zemzem tasını görünce, O’nu tanıdı. O da biz de şok olmuştuk.”

Yine Sultan Baba’nın oğlu Hüseyin abi anlatıyor: “Arafat’ta bulunuyorduk. Bir anda Afgan mücahidleri Sultan Baba’mın etrafını sarıp ellerine sarılıp öpmeye başladılar. ‘Mücahid Şeyh!.. Mücahid Şeyh!.. Hindikuş Dağları’nda bizimle savaştın. Sen O’sun’ dediler. Ben de ‘Dergahından hiç ayrılmayan gözleri görmeyen babam nasıl olur?’ dedim ve hayretler içinde kaldım. Sultan Babam sanki bir ayıp işlemiş gibi, ‘Yapmayın, etmeyin, gençler. Açık vermeyin’ diyordu. Sultan Baba da diğer Allah Dostları gibi; tayyi mekân tayyi zaman sırrına sahip çağlar üstü insanlardan biriydi. Güzide insan Muhammet ümmetinin Hadimi idi.

Şafak sökene kadar, makamı Hüda’da bazan kıyamda, bazan secdede yalvarır, ağlar dua yapardı. O yaralı kalplerin tercümanı idi. Geceleri sessiz sesiz ağlardı. Mübarek göz yaşları sakalını tel tel ıslatırdı.

O bir Kur’an Aşığıydı

O mübarek insan sihir yapanların dinden çıktığını ve kafir olduğunu söylerdi. Kendisi devamlı Kur’an okurdu. Çünkü O Kur’an aşığıydı. Hz. Osman gibi her sohbetine Rahman ve Rahim olan Allah’ın Kur’anı ile başlar, sohbetini yine Fatiha ile bitirirdi.

Zikir sohbetlerinden önce 3 defa “Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illallahu vallahu ekber” diye tekbir getirilir, tekbirin Türkçesi olan “Ya yücelerin yücesi Allahım, Sen’den başka ilah yoktur. Vallahi Sen Ekbersin. Bütün Hamdü Senalar Sana aittir” cümlesi yine üç defa tekrar edilirdi. Sonra yine üç defa “Eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu” denilerek kelime-i şehadet getirilirdi. Bunun Türkçesi olan “Şehadet ederim ki Allah’dan başka ilah yoktur. Yine Şehadet ederim ki Muhammed (a.s.) Allah’ın kulu ve elçisidir” cümlesi üç defa tüekrar edilirdi. Sonra 500 defa “Estağfirullah el azim” diye istiğfar edilirdi. Bir Fatiha-i şerif, 11 İhlas-ı şerif okunurdu. Felak ve Nas surelerinden sonra yine Fatiha-i Şerif okunur, bu surelerden sonra 500 kere “Allahümme salli Ala Seyyidina Muhammedinin ve ala alihi ve sahbihi vesellim” selavat-ı şerif okunurdu. Sultan Baba “Faelemennehu” dedikten sonra 1000 defa Lailahe İllallah=Yoktur İlah Allah’dan başka” denirdi. Bin defa da “Allah” denirdi. Sonra 100 defa Cenab-ı Allah’ın güzel isimlerinden (Bütün güzel isimler Allah’ındır) “Ya Tabib”, 100 defa “Ya Müsebbibel Esbab” 100 defa “Ya Hay”, 100 defa “Ya Kayyum” denir. Tekrar 100 defa “Allahümme salli Ala Seyyidina Muhammedinin ve ala alihi ve sahbihi vesellim” denir. Tekbir ve şehadet getirilir. Fatiha okunduktan sonra Sultan Baba’nın “Amin” demesiyle duaya başlanırdı.

Okunan Kur’an-ı Kerim, tevhid, şehadet ve selavat-ı şeriften hasıl olan sevaplar Evvela bizzat,. Hace-i Kainat, sebeb-i mevcudat, Hz. Muhammed Mustafa (S.a.v.) Efendimize, ondan hasıl olan sevap Hz. Adem’den (as) Hz. Muhammed’e (a.sv.) kadar gelmiş geçmiş ne kadar Nebi, Resul Peygamber-i Zişan Efendimiz varsa cümlesinin ruhlarına bağışlanır. Ondan hasıl olan sevap, müctehid imamlarımızın, alimlerin, zahidlerin, meşayih-i kiram’ın, bütün akraba ve taallukat ve bütün Ümmet-i Muhammed’in ruhlarına bağışlanır, Allah Rızası için okunan Fatiha ile ders sona ererdi. Dersten sonra mutlaka çay ikram edilirdi.





View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler:
Minhac (14.09.11)
Alt 18.09.08, 20:33   #4
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,297
Teşekkürleri: 24,266
9,021 mesajına 19,441 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Thumbs up

Kime oy verelim?

20 Ekim 1991 seçimleri yapılacak. Üç tane üniversite öğrencisi Sultan Baba’ya “Kime oy verelim?” diye sormuş. Sultan Baba da: “Evladım benim kıyafetimi görünce tavsiye edeceğim partiyi veya şahsı da tahmin etmişsinizdir. Siz en iyisi bir tane Papaz ve bir Haham’a sorun. Onlar kime oy vermeyin derse O’na verirsiniz” karşılığını verir. Gençler giderler, bir Papaz ve bir de Haham bulup sorarlar. Cevap, malumunuz: “Erbakan ve partisine (Refah’a) oy vermeyin de kime verirseniz verin” Bu cevaptan sonra Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a ve partisi Refah’a oy veren gençler, siyaset gerçeğini de öğrenmiş olurlar.

Malkaralı zeytinci Ömer abi anlatıyor: “Sultan Baba, Zeytinburnu’ndaki dükkânına gidenleri boş çıkarmazdı. Adam hiçbir şey almadan çıkacak olsa, Sultan Baba, “Evladım bir Millî Gazete ile bir de sabun alır mısın” derdi. Adam, itiraz etmeden alırdı ama, parayı öderken içinde bir ukde kalmış gibi Sultan Baba’ya bakardı. Sultan Baba o insanın içinden geçenleri okurcasına: “Bak evladım, bu gördüğün sabun insanın bedenindeki maddi pislikleri temizler. Milli Gazete ise insanın kalbini ve ruhunu manevi pisliklerden temizler.”
Sultan Baba diyordu ki; "En büyük kahraman, çavuşu (nefisi) esir alandır. Sen ona emret, o sana emretmesin. Onun ifadesi ile nefsin ismi çavuş. Öldür onu, Rabbine kavuş. Hak tokmağı ile vur, beynini patlat. Bu en büyük cihad. Bütün azalar kalbe, kalp teslim olmuş Rabbe. Gece feryat, gündüz cihad, Tam bir ömür hey hat!.. Ne muhteşem bir manzara. Yaratanla yaratılanın muhabbet tablosu. (Elhamdülillah) Onlar din, iman, mümin. Onlar peygamberimin sağ kolu. Sultan Baba, yurt içinde ve yurt dışında ikamet eden yüzlerce talebeye sahip. Talebelerine eğitimlerinde sadece kurtulmayı değil, başkalarını kurtarma iradesini empoze ediyor. Ashab-ı Kiram’ı, o gökteki yıldızları örnek gösteriyordu.
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler:
Minhac (14.09.11)
Alt 18.09.08, 20:35   #5
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,297
Teşekkürleri: 24,266
9,021 mesajına 19,441 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Thumbs up

Ümmetin kurtuluşu için

Sultan Baba’nın talebeleri, Allah Dostu’nun en büyük özelliklerinden birisinin de Allah’a niyazda bulunurken asla kendi nefsi için dua etmediğini belirtiyorlar. Sultan Baba, dualarında, Ümmet-i Muhammed’in esaretten, sıkıntılardan ve baskılardan kurtuluşu için yalvarır, kuşlar gibi çırpınırdı.

Etrafında bulunanlara, çocuklarına ve sevenlerine Allah yolu’nda yürüyen, Müslümanların birliği için çalışan, yürekli ve dürüst olan siyasi lidere yardımcı olmalarını öğütlerdi.

Çaresizlerin çaresi, yoksulların ve yetimlerin manevi babası, gönül saraylarımızın sultanı, en zor şartlarda yaşama mücadelesi verdi .

Terazisi şaşmaz

Bir yanda dava, bir yanda yuva, ancak o hiç vermedi mola... Sultan Baba, Arhavi, Bilecik, Zeytinburnu adreslerinde ikamet etmiş dört erkek, biri kız, toplam beş çocuk babası idi. Helal lokma için çalışan Zeytinburnu esnaflarındandı. 2 Bayramın dışında sürekli oruç tutardı. Az konuşur öz konuşur idi. (ya sus, ya hakkı söyle, imana düşmesin gölge.) Tartısı şaşmaz, yaratılandan korkmazdı.

Dik ve sert yürür, hikmetli bakar, ağzından bal akardı. Uzun boylu olmadığı halde çok heybetli gözükürdü. İslamın emirlerine göre yaşayan cefakâr ve vefakâr bir insandı. Bazen bir komutan. Sanki hükmeder. Bazen öyle yumuşak, gören melek der. Evet böyle celal cemal özelliğine, güzelliğine sahip efendi hazretleri Gaye İnsan ve Ufuk Peygamberinden, O yaratılanın en güzelinden örnek almış, güzel mi güzel bir insandı.

Sultan Baba’nın Yolu

O’nu okşar esen yel, O mürşidi mükemmel, O peygamberî bir model idi. İcazeti 12 imam lehçesinden, rahleyi tedrisinden olup, fazıl bir medrese talebesiydi. Allah’a yakınlaşma yolunda salihler makamından şeyhliğe yükselmiş, tevazuda çok ileri gitmiş üçlerdendi.

Büyük imamlardan Şerafeddini Veli hazretlerinin müntesibi olan Sultan Baba, Yalova’nın Güney köyünde, Cennet Tepesi’nde medfundur. Asude görünümlü selvi ağaçlarının altında şeyhinin makamının yanında. Sultan Baba, "Şeyh Şerafettin Hazretleri’ni ziyaret etmeden, kimse bize gelmesin" buyurmuşlardır. Sultan Baba tam bir gizli ilimler hazinesiydi. Gayb insanı denecek kadar gayb ilmine sahipti. Peygamberi ahlaka sahip olan Sultan Baba’nın himmeti ve hikmeti sayılamıyacak kadar çoktu.

Gerçek dervişler ve sahteleri

Bir gün genç bir üniversite talebesi Sultan Baba’yı ziyarete gider. Elini tazimle öper ve Sultan Baba’ya sorar:

“Sultan Baba, sahte dervişleri gerçek dervişlerden nasıl ayırabiliriz. Yani ölçü nedir?”

Sultan Baba, O’na şefkat nazariyle bakarak şu cevabı verir: “Bak evladım, sana üç tane temel ölçü söyleyeceğim. Bunlara uyanlar gerçek, diğerleri sahte derviştir:

1- Gerçek dervişler, haramlardan kaçınırlar, 2- Gerçek dervişler, farz olan ibadetleri mutlaka yerine getirirler. Sünnetleri de terk etmezler. 3- Gerçek dervişler, dünya işleriyle de ilgilenir ancak, hiç bir zaman ahireti unutmazlar.”

View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler:
Minhac (14.09.11)
Alt 18.09.08, 20:36   #6
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,297
Teşekkürleri: 24,266
9,021 mesajına 19,441 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Thumbs up

Yanlışta ısrar eden şeytanın oyuncağı olur

Sultan Baba’nın kızı Fatma abla Babasına sormuş. “Sultan Babam, ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’ sözünden maksad nedir?”

Sultan Baba, orada bulunanlara da hitap ederek “Kulaklarınızı açın ve beni iyi dinleyin” demiş ve şu cevabı vermiş: “Bâyezid-i Bestâmî’ye atfedilen bu söz, eski tasavvuf kitaplarımızdan itibaren hemen bütün kaynaklarda yer alır. Buradaki "şeyh" kelimesi mutlak manada mürşid demektir. Bütün uygulamalı ilimlerde o ilmin öğrenilmesi, bir üstad aracılığı ile olur. O konuya dair eserleri okumak, o ilmi öğrenmek için yetmez. Meselâ İslâmî ilimlerden "Kırâat" uygulamalı bir ilim olduğundan fem–i muhsin"den (yetkili ağız) öğrenilir. Tecvid ve kıraat kitapları okunarak kurrâ olunamaz. Marangozluk, kaportacılık gibi çağdaş işler, futbol gibi oyunlar bile mutlaka bir ustadan öğrenilir. Futbol kitabı yazan biri, iyi bir futbolcu olmayabilir. Marangozluğun kitabını yazan da öyle. Hatta Tıp Fakültesini bitiren kimse nasıl bir uzmanın yanında ihtisas görmeden uzman doktor olamaz ve olmaya kalkıştığında insanları canından ederse, aynı şekilde bir üstadın yanında tasavvufi eğitim görmeden kendi kendine şeyhlik etmeye kalkışan bir kimse mutlaka yanılır ve şeytanın oyuncağı haline gelir. Bu sözde şeyhsizlikten maksad da tasavvuf ilminin şeyhsiz öğrenilip uygulanamayacağıdır. Yoksa herkesin mutlaka bir şeyhe bağlanması anlamına gelmez.”

Sultan Baba’nın sadık talebelerinden Rahmi amca sormuş: “Sultan Baba, Osmanlı padişahları tasavvuf a nasıl bakıyordu?”

Sultan Baba, Rahmi amcanın bu sorusuna şöyle cevap vermiş: “Osmanlı sultanları genelde iyi bir devlet adamı olmanın yanısıra gönül dünyası zengin deryâ-dil insanlardı. Amaçları kuru bir cihangirlik kavgası değildi. Dışa yansıyan atak ve savaşçı kişiliklerinin derinliğinde içli bir ruh dünyaları vardı. Bu özellikleri onların tasavvuf, edebiyat ve şiirle de ilgilenmelerinde etkili olmuştu. Devlete adını veren Osman Gazi'den itibaren son padişaha kadar genelinde bu özellikleri görmek mümkündür. Osman Gazi'nin bir ahî şeyhi olan Şeyh Edebâlî’nin kızı ile evlenmiş olması belki bu yakınlığın en bâriz ve ilk örneğidir. Osmanlı, altıyüz yıl yaşayacak olan muhteşem imparatorluğun temellerini ordu, medrese ve tekke üzerine binâ etmiştir.

Sultan Baba’nın tasavvuf tarifi: Mürşidden alınan hâl ilimdir

Talebeleri bir gün Sultan Baba’ya sordular: “Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır?”

Sultan Baba, talebelerinin sorularına şu cevabı verdi: “Bugün tasavvuf konusunda sapla saman birbirine karıştığı, şeyhlerin sahtesi ile gerçeği yaygın bir biçimde her yanda bulunduğu için bunları birbirinden tefrik etmek zordur. Bunların doğrularını tanımak için şu ölçülere ihtiyaç vardır.

1- Ehl-i sünnet ve ve'l-cemaat çizgisinde sağlam bir inanç,

2- Kitap ve sünnete uygun derin bir ibâdet hayatı (sâlih amel),

3- Düzgün bir muâmelât ,

4- Muhammedî bir ahlâk.”

Sultan Baba, Tasavvuf’un ölçüleri içinde taşıdığı özellikleri talebelerine ve sevenlerine anlatırken şöyle sıralardı:

a- Tasavvuf manevi tecrübe ile anlaşılan hal ilmidir,

b- Tasavvufi bilginin konusu ma'rifetullah'tır,

c- Tasavvuf tatbiki bir ilim olduğundan mürşid vasıtasıyla öğrenilir,

d- Tasavvuf kitaptan okuyarak öğrenilebilecek bir ilim değildir, çünkü tecrübe ilmidir.

e- Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelâm gibi akılla sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı olarak kabul edilir.

f- Tasavvufi eğitim, “tarikat” denilen özel yollarla kat’edilir.


Şifa ayetleriyle tedavi

Kendisine tabiplik icazeti verilen Sultan Baba, devrinin insanlarına Kur’an-ı Kerim’den şifa ayetlerini okuyarak Allah’ın izniyle tedavi ederdi.

Sultan Baba’nın sadık talebelerinden rahmetlik Harun abi bir gün: “Sultan Baba, dervişlik nedir?” diye sormuş.

Sultan Baba, Harun abinin bu sorusuna Yunus Emre’nin dilinden ve yine O’nun mısralarıyla cevap vermiş: “Beni iyi dinle Harun evladım. Burada bulunanlar da iyi dinlesinler. Çünkü dervişlik, pirimiz Yunus Emre’nin dediği gibidir. Yani: ‘Dervişlik olaydı tâc ile hırka/ Biz dahi alırdık otuza kırka’ Yine Yunus Emre diyor ki: ‘İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsin/ Bu nice okumaktır’ Kısaca, tasavvuf; insanlara önce kendini sonra Rabbini tanıtma (ma'rifet) yolunu gösterir. Yolun kenarındaki trafik işaretleri gibidir.”

Şifa pınarı Sultan

Sultan Baba’nın, cihadı keramet, kerameti cihaddı. Küçük dükkânının etrafına kasıtlı olarak iki defa gaz döküp kibrit çaktıkları halde tutuşmamış, yanmamış. "Kul, Cenab-ı Allah ile, O’nun yolunda olunca, yol boyunca kimse zarar veremez " diyordu.

Kendisine tabiplik icazeti verilen Sultan Baba, devrinin insanlarına Kur’an-ı Kerim’den şifa ayetlerini okuyarak Allah’ın izniyle tedavi ederdi.

Şahin abi naklediyor: “Hakikaten Sultan Baba kendisine okunmaya gelenleri hiç kırmaz, hemen okumaya başlardı. Okurken, Meşrep, Mezhep ayrımı yapmazdı. Hastalar, O Kur’an okuyunca huzur bulurlardı. Yarım saat önce inleyerek okunmaya gelen hasta insanların inlemeleri durur, yüzleri gülerdi. Sultan Baba’nın ılık nefesi, sanki Medine rüzgârıydı. Allah’ın izni ile okunan herkesi iyi ederdi.”

Ermeniye abdest aldırdı

Sultan Baba’nın talebelerinden olan Malkaralı Ahmet abi, enterasan bir olayı anlatmadan geçemiyor: “Bir Ermeni vatandaş, herkes gibi, Sultan Baba’nın şifa pınarı olduğunu duymuş, ‘Ben de nasipleneyim’ diye okunmak için dükkanına gelmiş. Sultan Baba, Ermeni vatandaşı tebessümle karşılamış, talebelerine: ‘Efendiye abdest yerini gösterin" demiş. Abdesthaneyi gösteren kardeşimiz, Ermeni vatandaşa abdest almasını da öğretmiş. Aynı onun gibi besmele çekerek abdestini alan Ermeni vatandaş, Sultan Baba’ya okunmuş ve iyi olmuş.”
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Minhac (14.09.11), yusufsunetci (24.11.11)
Cevapla

Etiket
baba, diyâr, efendİ, görüş, milli, mücahid, namı, sultan, İhsan, Şeyh

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:55 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.