| Konular: 50,305 | Mesajlar: 311,871 | Üyeler: 10,668 | Online: 179 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum YAŞAM » BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI »

BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI Kim Kimdir ? Ne Nedir?

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20.09.11, 17:44   #1
hakkıarayan2023 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Akıncı
Üye No : 9284
Üyelik tarihi : 02-03-2011
Mesleği : serbest
Nereden : edirne
Konuları : 233
Mesajlar : 223
Teşekkürleri: 62
40 mesajına 46 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 2 hakkıarayan2023 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 29.02.12
Durumu : Status: Offline

Standart Seyyid Bey (1873-1925)fıkıh usulü metni yazanlardan

1. 1. 10. Seyyid Bey (1873-1925)

1. 1. 10. 1. Hayatı ve eserleri
İzmir Mebusu Seyyid Bey diye şöhret bulan Mehmed Seyyid, 1873 yılında İzmir’de doğmuştur. Burada medrese tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul’a gidip orada Dârülfünûn Hukuk Mektebi’ni bitirerek aynı okulda uzun yıllar usûl-i fıkıh müderrisliği yapmıştır. İttihat ve Terakki Fırkasında reis ve reis yardımcılığı gibi çeşitli görevlerde bulunarak Meclis-i Meb’ûsân ve Meclis-i A’yan üyeliğinde de bulunmuştur. Sürgün olarak gönderildiği Malta dönüşünden sonra Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’ya hukuki konularda danışmanlık yapmış ve Cumhuriyetin ilanına dair olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunun hazırlanmasında görev almıştır. Böylece T.C’nin adlı, hukuki temelinin altında Seyyid Bey’in imzası vardır . TBMM’ne II. dönem mebus olarak seçilmiştir. Ağustos 1923’ten Mart 1924 yılına kadar Adliye vekilliğinde bulunan Seyyid Bey, 3 Mart 1924 günü Meclis oturumunda yaptığı ve daha sonra “Hilafetin Mahiyet-i Şer’iyyesi” ismiyle bir kitapçık olarak yayımlanan konuşmasından sonra kabineden tasfiye edilmiştir. Seyyid Bey bu konuşmasında özetle, hilafetin kaldırılmasının şeriat açısından bir mahzur taşımadığını savunmuş ve meclisteki muhalefeti de büyük ölçüde kırmıştır .
Hem mebus hem de Hukuk Fakültesi müderrisi olan Seyyid Bey mebusluktan ayrılarak müderrisliğe döndü. İstanbul’da yeni kurulan İlahiyat Fakültesi’nin reisliğini de yapan Seyyid Bey 8 Mart 1925 yılında vefat etmiştir . Seyyid Bey’in tespit edilen eserleri şunlardır:
1. Usûl-i Fıkh Dersleri (Muhteviyatı farklı, birbirlerinin devamı olan üç ayrı cüzdür.)
2. Usûl-i Fıkh'a Medhal (Kısaca Medhal diye bilinir.)
3. Hilâfetin Mâhiyet-i Şer'iyyesi Bu eser “Şeriat Açısından Halifeliğin İç Yüzü” adıyla sadeleştirilerek 1970 yılında yayımlanmıştır.
4. Hilâfet ve Hakimiyet-i Milliye.
5. Hak Mefhumu ve Kuvve-i Müeyyidesinin Suret-i Telakkısı Hakkında İslâm Felsefe-i Hukuku ile Avrupa Felsefe-i Hukuk Arasında Bir Mukayese . Bu eser konferans metninin kitaplaşmış şeklidir.
6. Fıkıh Tarihi .

1. 1. 10. 2. 1. Usûl-i Fıkh Dersleri
Seyyid Bey’in, genelde muhteva bakımından birbirlerinin devamı olmakla birlikte farklı kişilere kitabının basılması iznini vermiş olduğu Usûl-i Fıkıh Dersleri adındaki eser üç cüz olarak değerlendirilebilecek durumdadır ve aşağıdaki şekilde ele alınabilir:
Giriş ve ilmin tanımının içinde bulunması bakımından birinci cüz denilebilecek, Hukuk üçüncü sene talebelerinden Ahmed Talat ve Hacı Mehmet Tahir’e basmaları için izin verdiği ve 1328 yılında bastırdıkları ‘Usûl-i Fıkh Dersleri’ adlı kitap şunları içermektedir:
Mukaddime: Fıkıh usûlü ilminin tanımı, konusu ve gayesi yer almaktadır.
Birinci Kısım: Şer’î Deliller hakkında olup dört baba ayrılmıştır.
Birinci Bab: Kitap beyanındadır, diyerek, Kitab’ın tanımını, özel ve diğerleri ile ortak konular.
Birinci taksimde Hâss, Amm, Müşterek ve Cem’i Münker. Yalnız bu başlık içerisinde Hâss konusu ile beraber Emir ve Nehiy anlatıldıktan sonra kitap sona eriyor. Amm, Müşterek ve Cem’i Münker kısmı bu cüzde yer almaz.
İkinci cüz denilebilecek diğer kitap Seyyid Bey’in Hukuk Matbaası sahibi Eşref Hudarî’ye basması için izin verdiği ve 1330 yılında basılan ‘Usûl-i Fıkh Dersleri’ adlı kitap da şunları içermekte olup konular bakımından birincisinin devamı mahiyetindedir:
Hüsün ve kubuh bahsi ile başlamaktadır ve detaylı bir şekilde işlenmektedir.
Amm ve tahsis konusu. Müşterek ve Cem’i Münker bahisleri.
İkinci taksim açıklık ve kapalılık bakımından Zâhir, Nass, Müfessser ve Muhkem.
Açıklık bakımından olan lafızların tearuzu.
Kapalılık bakımından Hafî, Müşkil, Mücmel ve Müteşabih.
Böylece ikinci kitap da bitiyor fakat, görüldüğü gibi konular bitmiyor. Üçüncü cüz denilebilecek 1338 yılında doktora talebeleri tarafından bastırılan ‘Usûl-i Fıkh Dersleri’ kitap da şunları içermektedir:
İslâmda İrâde. Bu alanda ortaya çıkan Cebriye, Mutezile, Müşebbihe, Mürcie, Hâriciyye ve Şi’â fırkalarını kısaca tanıtır.
Birinci Kısım:
Aslî Deliller (Kitap, sünnet, İcma ve Kıyas).
Tâlî Deliller (İstihsân, Maslahat, İstishâb, Örf, Adet, Teamul).
İkinci Kısım: Hükümler beyanındadır.
İslâmî Fırkalar:
Ehl-i Sünnet,
Ehl-i Bd’at: Mutezile, Cebriye, Şi’â, Hâriciye, Müşebbihe ve Mürcie fırkalarını detaylı bir şekilde anlatır.
İrâde, Kaza ve Kader.
Hüküm: Teklîfî ve Vaz’î hüküm .
Hâkim: Hüsün ve Kubuh.
Hikmet-i Teşrî’ ve Mekâsıd-ı Şâri’: Maslahat-ı Diniye.
Maslahat-ı Dünyeviye: Zarûriyyat, Hâciyyat, Tahsîniyyât.
Maslahat-ı Mu’tebere, Maslahat-ı Merdûde, Maslahat-ı Mürsele.
Kudret konusu ile kitabını bitirmiştir .
Seyyid Bey’in yazmış olduğu fıkıh usûlü ile ilgili yukarıda belirtilen eserler ve Fıkıh Usûlü Medhal adlı eseri devrin hukuk mekteblerinde okutulan fıkıh usûlü dersleri için hazırlanmış kitaplardır.
Fıkıh Usûlü Dersleri adlı eserin birinci cüzü diyebileceğimiz kitaba bir mukaddime ile başlayan Seyyid Bey, ilmin tanımını şer'î fer'î hükümlerin muayyen ve müşahhas tafsîli delillerden istinbata kendileriyle ulaşılan kaideleri bildiren ilimdir şeklinde yapmıştır. Konusunun, Sadruşşeri’a ve Molla Hüsrev tarafından deliller ve hükümler olarak tanımlandığını belirttikten sonra, kendisinin de tercihinin bu yönde olduğunu bizzat ifade etmiştir.
Büyük Haydar Efendi'nin izah ettiği ilmin zati ve garip arazlarını farklı olarak anlatmıştır: "İlimde kendisinin durumlar ve zati arazlarından bahis olunan şey o ilmin konusudur." dedikten sonra şöyle devam etmiştir: "Bir ilimde kendi konusunun zatından, mahiyet ve hakikatinden bahsedilmez. Bu cihet o ilimde müsellemüssübüt sayılır. Ondan başka bir ilimde bahis olunur. Mesela "Kur'an semavî kitap mıdır? Hz. Peygamberin mücizesi midir?" gibi bahisler fıkıh usûlünün dışında kalan bahislerdir. Bunlar fıkıh usûlünde müsellemüssübüt sayılır. Bu gibi bahislerin yeri Kelam ilmidir. Fıkıh usûlünde ise Kur'anın hükümleri ispata yönelik olan arazlarından, mesela "Amm mıdır? Hakikat midir? Mecaz mıdır?" gibi şer'î hükümleri ispata medar olan durumlardan bahis olunur .”
Seyyid Bey şer'î delilleri aslî ve fer'î diye bir ayırıma tabi tutmadan dört tanedir diyerek, klasik anlatım ve sıralaması olan Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas-ı Fukaha şeklinde sıralamıştır. Fer'î deliller hakkında da şunları ifade etmiştir. Bunlardan başka şerâi'-i salife, taharri, örf ve teamül, istishab, ahzbilihtiyat, sahabi ve tabi'i büyüklerinin görüşü, istihsan, ve umumu belva gibi fukaha indinde kendisiyle ihticac olunan bir takım deliller daha varsa da bunlar başlı başına müstakil birer delil olmayıp her biri zikr olunan dört delilden birine raci'dir .
Bazı ilim adamlarının Fer'î deliller diye sıraladıkları deliller, bazılarınca dört delilin içinden sayılmasına rağmen, fer’î delillerden hangisinin hangi aslî delilin içinde olduğuna dair bir belirlemeye işaret etmekle yetinmişler, çoğu kez, Seyyid Bey’in bu eserinde olduğu gibi bunu da yapmamışlardır .
Delillerin dört tane olmasını şu şekilde izah etmiştir:

DDELİL Ya vahiydir Okunan ve İndirilen-KİTAP
Okunmayan ve İndirilmeyen-SÜNNET
Ya vahiy değildir Bir asırdaki her müçtehidin sözü ise-İCMA
Bir asırdaki her müçtehidin sözü değilse-KIYAS

İlmen delillerin dört adette toplanmasını bu şekilde yapmışlarsa da bu toplama, aklî olmayıp istikrâidir . Fer'î delilleri aslî delillerin içine yerleştirdikten sonra meşhur dörtleme ile yetinmeyerek bir adım daha ileri gitmiş ve bu dört delilin ilk üçü yani kitap, sünnet ve icma her ne kadar rütbe ve kuvvet bakımından farklı iseler de üçü de her yönüyle asıl ve ispat edici deliller olarak almaktadır. Yani bunların her biri müstakil olarak şer'î hükümleri ispat etmektedirler. Dördüncüleri olan kıyasa gelince, hükmün kendisine bina edilmiş olması itibarıyla bir yönüyle asıl ve delil ise de kendisi de kitap, sünnet veya icma'dan alınmış olan illete dayanmış olması yönüyle de asıl değildir. Bunun içindir ki kıyas ile sabit olan hüküm, hakikatte anılan üç delilden birisine dayanmıştır. Yine bunun içindir ki kıyas, ortaya çıkaran delildir, ispat eden değildir , demiştir.
Hanefilerin kullandığı istihsanın, yapılmış tanımlarını verdikten sonra onun, kıyasın bir bölümü olan Kıyas-ı Hafi’liğine vurgu yapan tanımını önceleyerek, yöneltilen eleştirileri bertaraf etmeye çalışmıştır .
Delillerden her birini ayrı bir kısımda anlattığı ve ilk konuyu Kitab’a tahsis ettiği birinci kısma Kitab’ın tanımı ile başlamıştır.
Fıkıh usûlcülere göre Kitap Kur'an- ı Kerim’in tümüne dendiği gibi manaya delalet eden bir cüzüne de Kitap ve Kur'an denildiğini belirtmiştir . Çünkü bir harfin bile delil olarak alınması söz konusudur .
Kitap ile sünnet arasında ortak olan konuları klasikleşmiş dörtlü taksimle vermiştir.
Lafzın manaya konuluş itibarıyla olan sıralamada bazı usûlcülerin dördüncü sıraya müevveli koyduklarını, bunun ise diğer üçüne uygun düşmediğini, aksine onun sadece müşterekten tercih edileni ifade ettiğini beyan etmiş ve onun yerine, Molla Hüsrev gibi, cem'i münkeri yerleştirdiğini ifade etmiştir .
Hass'ın anlatımında geçen nev' ve cins kavramlarının tanımını verirken mantıkçılara göre değil, usûlcülere göre diyerek belirlemede bulunmuştur.
Usûl farklılığının hükümlere nasıl yansıdığını ifade etmek üzere menfaatlerin mali mutakavvim ile Hanefilere göre tazmin olmayışı, Şafiilere göre ise tazmin edilir olmasını anlatmıştır. Sonuçta Hanefi mezhebinin görüşünün re'y ve kıyasa, Şafii mezhebinin görüşünün ise insanların ihtiyacına daha uygun olduğunu ifade etmiştir .
Mukaddime ile başlamış olduğu kitabına me'muru bih konusunu anlatarak son vermiştir.
İkinci cüz diyebileceğimiz diğer kitabına ise, Meclis konuşmasında da atıfta bulunduğu Hüsün ve Kubuh konusu ile başlamıştır . Kelam ilminin özel konusu olmakla birlikte fıkıh usûlü ilminin önemli bir bölümünü de işgal eden bu konu bütün özellikleriyle ve önemli izahlarla yaklaşık yüz yirmi sayfaya yakın bir hacimde anlatılmıştır. Hilafetin Mahiyeti Şer'iyyesi adıyla yayımlanan mecliste yaptığı konuşmasında, konuşmayı Hüsün ve Kubuh meselesine getirerek, "Bunu izah ederek zaman almayacağım, isteyenlerin bu konuda kaleme almış olduğum uzunca bir eserim var. O eserime bakabilirler ." diyerek konuşmasını bitirmiştir. Seyyid Bey’in fıkıh usûlü eserinde bu konuyu önemine binaen uzun bir şekilde anlatmasının esas sebebi şudur: Molla Hüsrev ve İbni Kemal’ın Mutezile tarafından husun ve kubuh konusunda aklın hakim kılındığına dair maksadının ne olduğunu anlamamış olmalarına dayandırmaktadır . Bu nedenle her fırsatta ciddi bir şekilde ele alarak anlatmıştır. Böylece Husun ve Kubh’un doğru tanınması ve seçilmesi ile Fıkıh ilminde helalılık ve haramlık için göz önünde bulundurulan temiz/iyi ve pis/kötü’nün zamana göre anlaşılmasını sağlayacaktır. Kısaca, hikmetlerin kavranıp tanınarak illetleri belirleme yoluna gittiği söylenebilir.
Seyyit Bey bu kısımda amm, müşterek, cem'i münkeri anlattıktan sonra açıklık ve kapalılık bakımından lafızları da anlatarak (ikinci cüz) kitabı bitirmiştir. Fakat, yukarıda da belirtildiği gibi usûl konuları bitmemiştir. Devamı üçüncü cüz dediğimiz 1338 yılında basılan kitaptadır.
Seyyid Bey üç yüz otuz dört sayfa olan bu cüze İslâmda İrade konusu ile başlayarak, bu alanda ortaya konan görüşlerin etrafında oluşan Cebriye, Mutezile, Müşebbihe, Mürcie, Hâriciyye ve Şi’â fırkaları kısaca tanıtır. Bundan sonra Birinci Kısım başlığında Aslî Deliller olarak Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas’ı anlatan Seyyid Bey Tâlî Deliller başlığında da İstihsân, Maslahat, İstishâb, Örf, Adet, Teamul gibi farklı mezhepler tarafından kabul edilip kullanılan delilleri anlatır.
Seyyid Bey Hanefilerin kullandığı ve önemli itirazların bulunduğu İstihsan’ın fıkıhçılara ve usulcülere göre tanımının farklı olduğuna dikkat çekmiştir . Yapılan itirazların çoğunda bu ayırımı göz önünde bulundurmadıkları sanılmaktadır.
Hükümler başlığı altında irade konusunda olduğu gibi, bu alanda ortaya çıkan Ehl-i Sünnet ve Mutezile, Cebriye, Şi’â, Hâriciye, Müşebbihe ve Mürcie gibi Ehl-i Bid’at kabul edilen İslâmî Fırkaları konu ile ilgili görüşleriyle detaylı bir şekilde anlatır. Hüküm konusunu Teklîfî ve Vaz’î hüküm olarak ikiye ayırarak anlatan Seyyid Bey, Hâkim konusunda yine Hüsün ve Kubuh konularına tekrar dönerek anlatır.
Devrin diğer usûl kitaplarında görülmeyen Hikmet-i Teşrî’ ile Mekâsıd-ı Şâri’ konularını da, başta biri maslahat-ı diniye diğeri zarûriyyat, hâciyyat, tahsîniyyât kısımlarına ayrılan maslahat-ı dünyeviye olmak üzere ikiye ayırarak anlatır.
Seyyid Bey, maslahatı; Maslahat-ı Mu’tebere, Maslahat-ı Merdûde, Maslahat-ı Mürsele diye kısımlara ayırarak işledikten sonra Kudret konusu ile kitabını bitirmiştir.
Kitaplarda içtihat ve tercihi savunmuş olması Seyyid Bey’in özelliğini ortaya koymaktadır.

1. 1. 10. 2. 2. Usûl-i Fıkıh Medhal
Seyyid Bey’in bu eseri, birinci faslında fıkıh usûlünün tarihi ve oluşumu, ikinci faslında fıkıh usûlünün mahiyeti, konusu ve gayesini, üçüncü fasılda öncelikle bilinmesi gereken ve devrinde pek büyük ehemmiyeti bulunduğuna inandığı bazı şer’î ve fıkhî esaslardan bahseden Medhal’ın dışında esas üç kısımdan oluşmaktadır.
Birinci kısım şer’î deliller ve tearuzları durumunda tercih metotlarını, ikinci kısım hükümleri, üçüncü kısım ise hükümlerin delillerden ve kastedilen mananın lafız ve ibarelerden nasıl istinbat edildiğine dair konuları içermektedir . Seyyid Bey anılan konuları işlemesinin yanında büyük ölçüde İslâm hukuk ilminin felsefesini yapmıştır. Diğer usûl kitaplarında görülmeyen Hilafet ile ilgili konuları velayet ve kanun yapma açısından detaylı bir şekilde işlemiştir. Böylece devlet başkanı ve hukuk uygulamalarını felsefi bağlamda izah etmeye çalışan Seyyid Bey, kişiler hakkında bile bağlayıcı olmayan bir mezhebe bağlı bulunma konusunu, tek mezhebe bağlı kalınarak üretilen kanunlar mecmuasını devletin dayatması nasıl uygun olabilir, diyerek, Mecelle’nin çözüm getiremeyişini eleştirmiştir .
Seyyid Bey asrın özelliklerini ciddi bir şekilde kavrayarak yapılacaklar hakkında önemli çıkışlar sunan bir ilim adamıdır. Fıkıh usûlü alanında vermiş olduğu yukarıda sunulan eserler ve ileride sunulacak olan makaleler onu diğerlerinden ayıran özellikleri yeteri kadar ortaya koymaktadır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View hakkıarayan2023'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Seydişehrî (1857-1917)fıkıh usulü metni yazanlardan hakkıarayan2023 BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI 0 20.09.11 17:41

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:04 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.