| Konular: 50,305 | Mesajlar: 311,871 | Üyeler: 10,668 | Online: 180 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ » Bize 5 dakikanızı ayırırmısınız? »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12.07.11, 08:02   #1
ZafeR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MGVideo
Üye No : 3293
Üyelik tarihi : 20-03-2009
Nereden : Kutlu Dava
Konuları : 2339
Mesajlar : 3,135
Teşekkürleri: 1,533
2,257 mesajına 7,245 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 ZafeR is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.05.12
Durumu : Status: Offline

Arrow Masal gibi dinlediğimiz nasihatlar


Bizler çocuklarımızı eğitirken, onlara her zaman kendileri olmayı öğretsek de, bir yere kadar çevreden gelen kontrol ve yönlendirmeler de tesirli oluyor. İtiraf etmeliyiz ki, her birimiz yaptığımız her şeyi biraz kendimiz için biraz ötekiler için yaparız.

Masal gibi dinlediğimiz nasihatlar

Küçüklüğümüzde hep nasihat dinledik. "Sakın şöyle yapma, başkaları ayıplar, komşu bizi kınar, el alem ne der" diyerek bize insanların hayatımızdaki etkilerini gösterdiler. O günlerde, çevremizdeki insanları bir ayna gibi izledik ve davranışlarımızı kontrol ederek onların tepkilerini çekmemeye gayret ettik. Yani daha hayatın başında anladık başkalarının bizimle ilgili düşüncelerinin önemli olduğunu.

Çevremizdeki insanlar bazen canımızı sıksalar da çoğu zaman uyarılarıyla kendimizi görmemizi sağlıyorlardı. Zaaflarımızla işbirliği yapıp bir asker gibi bekliyordu başımızda insanlar. Onlardan çekindiğimiz için, sigara içmez, küfürlü söz söylemez, büyüklere karşı gelmez, insanların sözünü kesmez, çalmaz, yalan konuşmazdık... Bu menfi eylemlere meylettiğimiz takdirde dışlanacağımızı bilirdik. Geçmişte, bir çok kere çevremizdeki insanların tepkilerinden çekinerek hatalardan geri dönmüşüzdür. Çevre bir yerde bizi korumuş ve toplumun genel kurallarına uyum sağlamaya zorlamıştır... Buna ister mahalle baskısı deyin, ister grup etkisi ya da dış etkenler deyin, insanlar başkalarının kendileriyle ilgili ne düşündüğüne, ne deyip ne demediğine bir yere kadar önem veriyorlar. Bu süreç aile, sosyal çevre ve okul etkisiyle devam ediyor ve bizler aslında yaşadığımız topluma bu şekilde uyum sağlıyoruz.
Takdir edilmek isteriz

Çevrenin birey üzerindeki etkileri, toplumsal yaşamla uyumlu olma, onay ve takdir ihtiyacını karşılama, kendini bir yere ait hissetme açısından da önemlidir. Bizler yaşadığımız toplumda dışlanmaktansa, kabul görmek, sevilmek ve değerli olduğumuzu hissetmek isteriz ve bunun için gerekirse heveslerimizden, bizi yönlendiren düşüncelerimizden dahi vazgeçeriz.

Peki dış dünyadan gelen bu yönlendirmeler bizim için ne ifade eder? Ya da başkalarının ne dediği neden bu kadar önemlidir? Her şeyden önce, kişi, toplumun örf, gelenek ve kültürüne bağlı kalarak, yaşadığı toplumda, kendini kontrol etmeye, toplumun kurallarına uyum sağlamaya ve insanları rahatsız edecek tutum ve davranışlardan uzak kalmaya gayret ediyor. Her ne kadar, günümüz insanı, dışarıdan gelen bu denetim mekanizmalarını, mahalle baskı, sosyal çevrenin tutuculuğu olarak lanse etseler de bir çok genç, insanların tepkilerinden çekindiği için yapmak istediği ya da meylettiği hatalardan vazgeçmiştir. Çünkü aksini yaparsa, yaşadığı ortamda kabul görmeyecek ve aşağılanacak, dışlanacaktır. Bunu göze alamayan kişiler davranışlarını kontrol etmeye ve toplumun kurallarına uyum sağlamaya çalışırlar.

Kişi, hayat tarzı ve insani benzerlikleriyle yaşadığı toplumun bir parçasıdır. Bu biraz da, toplumda yaşayan bireylerin benzer tutum ve davranışlara sahip olmasıyla alakalıdır. Sosyal psikoloji bunu, sosyal etki olarak tanımlar ve burada uyma davranışının etkin olduğunu savunur. Kişi sosyal etkinin neticesinde, yaşadığı topluma uymaya gayret eder ve burada sosyal etkileşim bir şekilde vuku bulur. Yani birey dış dünyadan dışlanacağı endişesiyle ortama uyum sağlar ve kendisiyle aynı güzergahta yürüyen kimselerle ortak benzerlikleri yakalar. Aksi durumda kişi yaşadığı gruptan dışlanacak ve kendini ait hissedebileceği bir ortamdan mahrum kalacak ve yalnızlaşacaktır.

Bizler çocuklarımızı eğitirken, onlara her zaman kendileri olmayı öğretsek de, bir yere kadar çevreden gelen kontrol ve yönlendirmeler de tesirli oluyor. İtiraf etmeliyiz ki, her birimiz yaptığımız her şeyi biraz kendimiz için biraz ötekiler için yaparız.

Ancak, burada bir ayrıştırmaya, damıtmaya da yer vermeliyiz. Eğer uymamız gereken kurallar, örf, kültür ya da gelenekler rengini İslam'dan almıyor ve bizi ahlaki ve insani olmayan bir karanlığa ve bataklığa sürüklüyorsa, Müslümanlar hiç tereddüt etmeden Allah'a teslim olurlar. Tıpkı, bütün tepki ve aşağılamalara rağmen örtüsünden, ibadetinden ödün vermeyen hanımların; her türlü zorbalığa karşı inancından ödün vermeyen beylerin yaptığı gibi inandıkları değerlere sahip çıkarlar. Onlar bunu çevreden dışlanma pahasına da olsa yaparlar. Çünkü biz müminler, dünyaya yalnız Allah'a kul olmaya geldik. Kula kulluğa veya köleliğe değil.
İki ailenin hikayesi

Büyük annem anlatmıştı: Vakti zamanında onların köyünde birbirlerini seven ve çok iyi anlaşan iki komşu varmış. Öyle ki, iki ailenin aralarından su sızmaz, hatta yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. Bazen köyde kuraklık olur ve hiç hasılat alamazlarmış. Böyle zamanlarda bile bir ekmeği bölüşür, birbirlerini gözetirlermiş. Köy halkı onların bu dostluğuna imrenir ve onlardan övgüyle bahsederlermiş. Bir yaz günü, komşulardan birinin çocuğu avluda oynarken, komşunun tavuğunun yuvasına basmış ve buradaki yumurtayı kırmış. Bunun üzerine evdeki gelin çocuğu azarlamış. Çocuğunun ağladığını gören annesi öfkeyle ev halkının üzerine yürümüş. Derken büyük bir kavga başlamış ve araya aile büyükleri girmiş fakat kavga gittikçe alevlenmiş iki aile birbirine düşmüşler. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen iki ailenin kavgaları aylarca sürmüş, sonunda ailelerden birinin oğlu öldürülmüş, buna karşılık olarak karşı aile de aile büyüklerinden birini öldürmüş... Bu anlaşmazlığın devam edeceğine inanan köylü araya girmiş ve ailelerden birinin uzak bir köye taşınması için teşvik etmişler. Zor da olsa ikna olan aile, eşyalarını toplamış ve uzak bir köye taşınmış. İki dost aile bundan sonra birbirlerini ebedi düşman ilan etmişler ve ölünceye kadar konuşmayacaklarına dair yemin içmişler.

İnsan bir yönüyle, meleklerden daha üstün olabilirken, diğer yönüyle dünyanın en sefil varlığı olabiliyor. Bir büyüğümüz, "hayvanların vahşeti, ihtiyacına binaendir, bir kurt eğer açsa saldırır ve ihtiyacı kadarını yer, oysa haris insan ihtiyacı olsun olmasın malı uğruna nice gönüller yıkar, adam öldürür, tahribatlar yapar..." der. Yani insan, kontrolü kaybettiğinde, bencilliğinin, öfkesinin, ihtiraslarının, kindarlığının, hasedinin, doyumsuzluğunun açgözlülüğünün esiri olabiliyor. Bu nedenle, yaptığımız işlerin sonuçlarını hesaba katmalı ve Allah'ın rızasına uygun olanı tercih etmeliyiz.

Hikayede de olduğu gibi öfke kontrolsüz bir şekilde kullanıldığında geri dönülmez hatalara, pişmanlıklara sebep olabiliyor. Biranlık öfkeyle yapılan hatalar, uzun yıllar bedel ödemeyi gerektirebilir. Bu nedenle Efendimiz, "Pehlivan rakibinin sırtını yere getiren değil, öfke anında nefsine hakim olabilendir" sözüyle bizleri uyarıyor. Büyüklerimiz insan asıl yüzünü öfkelendiğinde gösterir derler. Gerçekten de, yaşadığımız olaylar karşısında nasıl bir tavır içinde olduğumuz bizim bir insan olarak nasıllığımızı, niteliğimizi de gösteriyor. Bunun için kendimize şu soruları sormalıyız: Öfkemizin esiri mi olduk, yoksa öfkeyi mi esir aldık? Öfkeyle hareket ederek karşımızdaki insanları kırıp döktük mü yoksa sorunun çözümü noktasında onlara yol mu gösterdik?

Bazı okurlarımız bizlere ulaşarak, öfkesini kontrol edemediğini ve bu noktada çözüm yolu aradığını ifade ediyorlar. Burada ne yazık ki öğrenilmiş bilgilerin de tesiri var. Eğer kızını dövmeyen dizini döver, erkek adam karısını döver, vurdu ve yere serdi... gibi teşvik edici söylemlerin insanlara büyük zararı dokunuyor. Bu sözlerle bir yerde öfke anında etrafındaki insanlara bedensel ve ruhsal darp uygulayan kimseleri güçlü kişiler olarak lanse ediliyor. Oysa şiddete başvuran kişi zayıflığından bu yolu seçmiştir...

Aileler çocuklarının istikbalini düşünürken onlara öfkelerini kontrol etmeyi de öğretmeliler ve öfkelerini yanlış kullandıklarında neler yaşayabileceklerini izah etmelidirler. Çünkü, öfkemizi kontrol edemediğimiz takdirde, maddi ve manevi kayıplarımız olacaktır. Tıpkı bir yumurtadan çıkan kavganın iki dost aileyi parçaladığı gibi, verdiğimiz tahribatlar bizi bölebilir ve geri dönülmez hatalara sürükleyebilir. Atalarımız öfkeyle kalkan zararla oturur sözünü boşuna dememişler. Artık bizim için çok geç demeyin, zararın neresinden dönerseniz kardır. Bunun için, öncelikle, gücün, para, kariyer, fiziksel kuvvet ve diğer dünyevi imtiyazlarda olmadığını, aksine öfkesini yönetebilen ve sorunlarına farklı çözümler getirebilen insanların bağrında olduğunu bilmelisiniz.
__________________
Üç şey başarı getirir ; Aşk,Azim ve Kararlılık
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View ZafeR'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için ZafeR kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Adige Abzakh (05.01.12), Alemdâr-ı İslâm (06.02.12), Durr-û Meknûn (20.12.11), Minhac (24.01.12)
Alt 20.12.11, 14:06   #2
Durr-û Meknûn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 4675
Üyelik tarihi : 30-06-2009
Mesleği : Merkez Efendi Nöbetçisi..
Nereden : Mars'ta..
Konuları : 231
Mesajlar : 4,229
Teşekkürleri: 7,587
2,108 mesajına 4,121 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7 Durr-û Meknûn is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
MG HABER´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster

Bizler çocuklarımızı eğitirken, onlara her zaman kendileri olmayı öğretsek de, bir yere kadar çevreden gelen kontrol ve yönlendirmeler de tesirli oluyor. İtiraf etmeliyiz ki, her birimiz yaptığımız her şeyi biraz kendimiz için biraz ötekiler için yaparız.

Masal gibi dinlediğimiz nasihatlar

Küçüklüğümüzde hep nasihat dinledik. "Sakın şöyle yapma, başkaları ayıplar, komşu bizi kınar, el alem ne der" diyerek bize insanların hayatımızdaki etkilerini gösterdiler. O günlerde, çevremizdeki insanları bir ayna gibi izledik ve davranışlarımızı kontrol ederek onların tepkilerini çekmemeye gayret ettik. Yani daha hayatın başında anladık başkalarının bizimle ilgili düşüncelerinin önemli olduğunu.

Çevremizdeki insanlar bazen canımızı sıksalar da çoğu zaman uyarılarıyla kendimizi görmemizi sağlıyorlardı. Zaaflarımızla işbirliği yapıp bir asker gibi bekliyordu başımızda insanlar. Onlardan çekindiğimiz için, sigara içmez, küfürlü söz söylemez, büyüklere karşı gelmez, insanların sözünü kesmez, çalmaz, yalan konuşmazdık... Bu menfi eylemlere meylettiğimiz takdirde dışlanacağımızı bilirdik. Geçmişte, bir çok kere çevremizdeki insanların tepkilerinden çekinerek hatalardan geri dönmüşüzdür. Çevre bir yerde bizi korumuş ve toplumun genel kurallarına uyum sağlamaya zorlamıştır... Buna ister mahalle baskısı deyin, ister grup etkisi ya da dış etkenler deyin, insanlar başkalarının kendileriyle ilgili ne düşündüğüne, ne deyip ne demediğine bir yere kadar önem veriyorlar. Bu süreç aile, sosyal çevre ve okul etkisiyle devam ediyor ve bizler aslında yaşadığımız topluma bu şekilde uyum sağlıyoruz.
Takdir edilmek isteriz

Çevrenin birey üzerindeki etkileri, toplumsal yaşamla uyumlu olma, onay ve takdir ihtiyacını karşılama, kendini bir yere ait hissetme açısından da önemlidir. Bizler yaşadığımız toplumda dışlanmaktansa, kabul görmek, sevilmek ve değerli olduğumuzu hissetmek isteriz ve bunun için gerekirse heveslerimizden, bizi yönlendiren düşüncelerimizden dahi vazgeçeriz.

Peki dış dünyadan gelen bu yönlendirmeler bizim için ne ifade eder? Ya da başkalarının ne dediği neden bu kadar önemlidir? Her şeyden önce, kişi, toplumun örf, gelenek ve kültürüne bağlı kalarak, yaşadığı toplumda, kendini kontrol etmeye, toplumun kurallarına uyum sağlamaya ve insanları rahatsız edecek tutum ve davranışlardan uzak kalmaya gayret ediyor. Her ne kadar, günümüz insanı, dışarıdan gelen bu denetim mekanizmalarını, mahalle baskı, sosyal çevrenin tutuculuğu olarak lanse etseler de bir çok genç, insanların tepkilerinden çekindiği için yapmak istediği ya da meylettiği hatalardan vazgeçmiştir. Çünkü aksini yaparsa, yaşadığı ortamda kabul görmeyecek ve aşağılanacak, dışlanacaktır. Bunu göze alamayan kişiler davranışlarını kontrol etmeye ve toplumun kurallarına uyum sağlamaya çalışırlar.

Kişi, hayat tarzı ve insani benzerlikleriyle yaşadığı toplumun bir parçasıdır. Bu biraz da, toplumda yaşayan bireylerin benzer tutum ve davranışlara sahip olmasıyla alakalıdır. Sosyal psikoloji bunu, sosyal etki olarak tanımlar ve burada uyma davranışının etkin olduğunu savunur. Kişi sosyal etkinin neticesinde, yaşadığı topluma uymaya gayret eder ve burada sosyal etkileşim bir şekilde vuku bulur. Yani birey dış dünyadan dışlanacağı endişesiyle ortama uyum sağlar ve kendisiyle aynı güzergahta yürüyen kimselerle ortak benzerlikleri yakalar. Aksi durumda kişi yaşadığı gruptan dışlanacak ve kendini ait hissedebileceği bir ortamdan mahrum kalacak ve yalnızlaşacaktır.

Bizler çocuklarımızı eğitirken, onlara her zaman kendileri olmayı öğretsek de, bir yere kadar çevreden gelen kontrol ve yönlendirmeler de tesirli oluyor. İtiraf etmeliyiz ki, her birimiz yaptığımız her şeyi biraz kendimiz için biraz ötekiler için yaparız.

Ancak, burada bir ayrıştırmaya, damıtmaya da yer vermeliyiz. Eğer uymamız gereken kurallar, örf, kültür ya da gelenekler rengini İslam'dan almıyor ve bizi ahlaki ve insani olmayan bir karanlığa ve bataklığa sürüklüyorsa, Müslümanlar hiç tereddüt etmeden Allah'a teslim olurlar. Tıpkı, bütün tepki ve aşağılamalara rağmen örtüsünden, ibadetinden ödün vermeyen hanımların; her türlü zorbalığa karşı inancından ödün vermeyen beylerin yaptığı gibi inandıkları değerlere sahip çıkarlar. Onlar bunu çevreden dışlanma pahasına da olsa yaparlar. Çünkü biz müminler, dünyaya yalnız Allah'a kul olmaya geldik. Kula kulluğa veya köleliğe değil.
İki ailenin hikayesi

Büyük annem anlatmıştı: Vakti zamanında onların köyünde birbirlerini seven ve çok iyi anlaşan iki komşu varmış. Öyle ki, iki ailenin aralarından su sızmaz, hatta yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. Bazen köyde kuraklık olur ve hiç hasılat alamazlarmış. Böyle zamanlarda bile bir ekmeği bölüşür, birbirlerini gözetirlermiş. Köy halkı onların bu dostluğuna imrenir ve onlardan övgüyle bahsederlermiş. Bir yaz günü, komşulardan birinin çocuğu avluda oynarken, komşunun tavuğunun yuvasına basmış ve buradaki yumurtayı kırmış. Bunun üzerine evdeki gelin çocuğu azarlamış. Çocuğunun ağladığını gören annesi öfkeyle ev halkının üzerine yürümüş. Derken büyük bir kavga başlamış ve araya aile büyükleri girmiş fakat kavga gittikçe alevlenmiş iki aile birbirine düşmüşler. Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen iki ailenin kavgaları aylarca sürmüş, sonunda ailelerden birinin oğlu öldürülmüş, buna karşılık olarak karşı aile de aile büyüklerinden birini öldürmüş... Bu anlaşmazlığın devam edeceğine inanan köylü araya girmiş ve ailelerden birinin uzak bir köye taşınması için teşvik etmişler. Zor da olsa ikna olan aile, eşyalarını toplamış ve uzak bir köye taşınmış. İki dost aile bundan sonra birbirlerini ebedi düşman ilan etmişler ve ölünceye kadar konuşmayacaklarına dair yemin içmişler.

İnsan bir yönüyle, meleklerden daha üstün olabilirken, diğer yönüyle dünyanın en sefil varlığı olabiliyor. Bir büyüğümüz, "hayvanların vahşeti, ihtiyacına binaendir, bir kurt eğer açsa saldırır ve ihtiyacı kadarını yer, oysa haris insan ihtiyacı olsun olmasın malı uğruna nice gönüller yıkar, adam öldürür, tahribatlar yapar..." der. Yani insan, kontrolü kaybettiğinde, bencilliğinin, öfkesinin, ihtiraslarının, kindarlığının, hasedinin, doyumsuzluğunun açgözlülüğünün esiri olabiliyor. Bu nedenle, yaptığımız işlerin sonuçlarını hesaba katmalı ve Allah'ın rızasına uygun olanı tercih etmeliyiz.

Hikayede de olduğu gibi öfke kontrolsüz bir şekilde kullanıldığında geri dönülmez hatalara, pişmanlıklara sebep olabiliyor. Biranlık öfkeyle yapılan hatalar, uzun yıllar bedel ödemeyi gerektirebilir. Bu nedenle Efendimiz, "Pehlivan rakibinin sırtını yere getiren değil, öfke anında nefsine hakim olabilendir" sözüyle bizleri uyarıyor. Büyüklerimiz insan asıl yüzünü öfkelendiğinde gösterir derler. Gerçekten de, yaşadığımız olaylar karşısında nasıl bir tavır içinde olduğumuz bizim bir insan olarak nasıllığımızı, niteliğimizi de gösteriyor. Bunun için kendimize şu soruları sormalıyız: Öfkemizin esiri mi olduk, yoksa öfkeyi mi esir aldık? Öfkeyle hareket ederek karşımızdaki insanları kırıp döktük mü yoksa sorunun çözümü noktasında onlara yol mu gösterdik?

Bazı okurlarımız bizlere ulaşarak, öfkesini kontrol edemediğini ve bu noktada çözüm yolu aradığını ifade ediyorlar. Burada ne yazık ki öğrenilmiş bilgilerin de tesiri var. Eğer kızını dövmeyen dizini döver, erkek adam karısını döver, vurdu ve yere serdi... gibi teşvik edici söylemlerin insanlara büyük zararı dokunuyor. Bu sözlerle bir yerde öfke anında etrafındaki insanlara bedensel ve ruhsal darp uygulayan kimseleri güçlü kişiler olarak lanse ediliyor. Oysa şiddete başvuran kişi zayıflığından bu yolu seçmiştir...

Aileler çocuklarının istikbalini düşünürken onlara öfkelerini kontrol etmeyi de öğretmeliler ve öfkelerini yanlış kullandıklarında neler yaşayabileceklerini izah etmelidirler. Çünkü, öfkemizi kontrol edemediğimiz takdirde, maddi ve manevi kayıplarımız olacaktır. Tıpkı bir yumurtadan çıkan kavganın iki dost aileyi parçaladığı gibi, verdiğimiz tahribatlar bizi bölebilir ve geri dönülmez hatalara sürükleyebilir. Atalarımız öfkeyle kalkan zararla oturur sözünü boşuna dememişler. Artık bizim için çok geç demeyin, zararın neresinden dönerseniz kardır. Bunun için, öncelikle, gücün, para, kariyer, fiziksel kuvvet ve diğer dünyevi imtiyazlarda olmadığını, aksine öfkesini yönetebilen ve sorunlarına farklı çözümler getirebilen insanların bağrında olduğunu bilmelisiniz.

__________________
Bütün sorumluluklarıma
Cumaya gittim gelicem demek istiyorum..



Hezarfen Misali benimkisi..



Aslında amerika Gibi
ama güneyde..
Birgün Nerede Yaşayacağım Biliyor Musun,

Cennet Şelalelerinde..





Hamuş'unun Parende'si.(:



CtLk İkili

EliF
View Durr-û Meknûn'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
dinlediğimiz, gibi, masal, nasihatlar

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İbrahim Sadri - Masal Alemdâr-ı İslâm VİDEO - FLASH PAYLAŞIMLARI 0 11.02.11 15:53
Bir masal . . . intifada-AGD SERBEST KÜRSÜ 1 01.12.10 13:27
Masal Anne leyya SERBEST KÜRSÜ 1 10.11.10 19:21
Sen gittin, masal bitti, Cihad Yıldızı GENEL EDEBİYAT 0 29.07.09 10:53

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:36 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.