|
| Konular: 50,305 | Mesajlar: 311,871 | Üyeler: 10,668 | Online: 177 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Bu başlık kanunen yasak olan hiçbir yazıyı içermemektedir.Alıntı yaptığımız kaynaklar yazıların altlarında belirtilmiş,scan yaptığımız bazı sayfalar ise CHPnin geçmişte yayınladığın CUMHURİYETİN ŞEREF KİTABI adlı yayınından alıntıdır.
Konuya gösterdiğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederiz. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Halit Paşa İstiklal Savaşının kahraman komutanlarındandı. Savaşlara girmiş, birliklere kumandanlık etmiş sözünü dudaktan gözünü budaktan esirgemeyen yiğit bir Osmanlı Paşasıydı. Yiğit insanların bir yanı da saf oluyor. Biz şimdi ona saflık diyoruz da işin aslı yiğit adam kahpelikten anlamıyor. Aynen Kâzım Karabekir Paşanın, Ali Fuat Cebesoyun anlamadığı gibi... Halit Paşanın bu tür cesur çıkışları birilerinin canını çok sıkmıştı. Ona kahpe bir tuzak kurdular. Halit Paşa gibi bir milletvekili vurulmuş, ancak Mecliste ne bir polis, ne bir zabıta bulunamamış, bir masanın üzerine yatırılan Halit Paşa kan kaybından hayatını kaybetmiştir. Ermenistan Fatihi, Karsı kurtaran kahraman Halit Paşa, Cumhuriyetin üç Alisinden biri olan Kel Ali tarafından ortadan kaldırılmıştır! Geçmişte de aralarında bir gerginlik yaşanan Kel Ali, Halit Paşadan intikamını onun asabi bir zamanında Elaziz Mebusu Deveci Hüseyin Beyle kavgaları sırasında onu sırtından vurmuştur. Öyle ki Halit Paşa yaralı halinde, Hüseyini altıma aldım, ama Rauf beni vurdu demek suretiyle ilk zamanlarda kendini vuranın Rize Mebusu Rauf Bey olduğunu düşünmüştür. Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey de yine böyle bir tertibe kurban gitmemiş miydi? Cumhuriyet tarihinin en demokratik Meclisi olan 1. Mecliste muhalefet de ki 2. grubun önde gelen isimlerindendi Ali Şükrü Bey. Mustafa Kemalin muhafızlarından Topal Osman Ağa tarafından koluna girilerek kahve içme bahanesi ile götürülüp, Papazın Bağında boğularak öldürülmüştü. Ne zaman birinci Meclise gitsem, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni beyin, Ey kâbe-i millet!.. Sana da mı bu taarruz diye feryat eden sesini işitirim kürsüden. (yeniasya) Konu Vukuf-i Kalbi tarafından (10.02.09 Saat 13:00 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 8 üyemiz: | !.biRha.! (14.09.08), Agd_İntifada (23.10.08), Ahmed Naina (10.11.08), ERCANLI (10.02.09), Isti'sam (13.05.09), muallim (30.04.10), ubudiyet (13.05.09), yusufsunetci (15.05.09) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Soldaki Kılıç Alidir..
|
|
|
| Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Yine soldaki,Kel Ali(Ali Çetinkaya) Ve Necip Ali.. |
|
|
| Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | !.biRha.! (14.09.08), Agd_İntifada (23.10.08), Ahmed Naina (10.11.08), ERCANLI (10.02.09), muallim (30.04.10) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Ölüsü Mezarından Çıkartılıp,Asılan Mevlevi Şeyhi !
![]() İstiklal Mahkemesi ve idam kararı Şark İstiklal Mahkemeleri, 1924 yılı sonlarına doğru hakkında gıyabî olarak idam karan verir. Ancak o bu kararın verildiği sıralarda hayata gözlerini kapar. Vefat haberi İstiklal Mahkemesine intikal ettirilir, mahkemenin gönderdiği bir heyet, durumu yerinde tespit eder ve bir rapor halinde Ankara'ya bildirir.İstiklal Mahkemesi bu büyük İslâm âliminin gıyabında verdiği idam kararının infazına fırsat bulamaz. Çünkü kendisi bu karardan önce 14 Ekim 1924 (15 Rebiü'l-evvel 1343) tarihinde Pazartesi günü vefat etmiştir. Kabri elan Erzincan Terzi Baba Kabristanındadır. Konu Vukuf-i Kalbi tarafından (10.11.08 Saat 21:43 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz: | !.biRha.! (14.09.08), Agd_İntifada (23.10.08), Ahmed Naina (10.11.08), ERCANLI (10.02.09), muallim (30.04.10), mümine sultan (12.07.10) |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Kaynak: Son Devrin Din Mazlumları Müellif: Necip Fazıl Kısakurek ![]() - sahife: 80-84 ... "Türkiye büyük millet meclisi üyeleri ile genel, özel ve bölgesel idarelere ve bütün kuruluşlara bağlı memurlar ve müstahdemler Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek zorundadır. Turkiye halkının da genel başlığı şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın sürdürülmesini hükümet yasaklar." Halkın bizzat giydiği ve hükümeti arkasından çektiği gibi 'havsalasuz - akıl yakıcı' ve hayal çatlatıcı bir yalana alet edilen şapka bir anda ve yer yer Anadolu'nun vicdanına kapkara rengiyle oturuveriyor ve Erzurum, Rize, Giresun, Maraş, Kayseri, Konya ve daha bazı merkezlerde mahzun müslümanların acıklı direnmeleri başlıyor. Kısa kısa noktalayalım. İlki Erzurum : Çarşıda kapatılan dükkanların kepenk sesleri... Heyecanlı bir kalabalık... Kalabalık Vilayet binası önünde... Sesler: - Şapkayı istemiyoruz! Gavur kılığına girmeyiz! Kalabalık süngülü jandarma zoruyle dağıtılıyor. Erzurum'da Sıkı Yönetim... İstiklal Mahkemesi... Başta Gavur İmam lakaplı bir hoca ile Hoca Osman isimli bir din adamı, aralarında da bir kadın, sehpada 33 ceset... Rize : Güneysu nahiyesi... Sabit Tarakcıoğlu adında gayet itibarlı, kafası ilim ve kalbi vecd dolu bir vaiz halka hitap ve şapkanın din gözünde mahiyetini izah etmekte... Heyecan... Camiden çıkan yığın soluğu karakolda alıyor: Karakoldaki onbaşı halka "Ben de sizdenim!" diyor ve başındaki şapkayı yere çalıyor. Ne hazindir ki, İstiklal Mahkemesi gelince direnişcileri tek tek haber veren ve kimi gösterdiyse asılmasına sebep olan ve mahkemece lutuflandırılan bu alçaktır. Güneysu ahalisi Rize istikametine yürümeye koyuluyor. Yolda bazı nasihatcıların tesiriyle kalabalık zayıflıyorsa da civar köylerden bazı katılmalarla yine dolgunca çapta il merkezine varıyor. Vali Hurşit telgraf başında: - Rize ayaklanmıştır! Süratle tedbir!.. Halbuki bütün suçu "şapka giymeyiz!" demekten ibaret ve her türlü fiili isyan davranışından çekingen kalabalık, çoğu seyirci ve körü körüne katılmış 80-100 kişi... Ankara telaşta... Bir zamanların kahraman HAMİDİYE'si şimdi Rize önünde ve kahramanlık toplarını havaya ateş etmekle göstermekte... İstiklal Mahkemesi de tezgahını kurmuş, dirhem kefesi yere mıhlı adalet terazisini dengelemekle meşgul... 8 idam kararı... Vaiz Sabit Tarakcıoglu, Mehmed Peçe, Arslan Peçe, köy muhtarı Yakup Peçe, köy bekcisi Kadir Koliva, Hafız Şaban Koliva, Hasan Kulunkoğlu, Mahmut Kamburoğlu... Sabit Hoca o akşam mahkumları uyandırmış: - Kalkınız, abdest alınız, namaza duralım! Birkaç saat sonra Rabbimize kavuşacağız! Diye haykırmıştır. Bir kaç saat sonra Allah 'a kavuşacaklarını bilenlerin bir müjde saadeti içinde kıldıkları namaz... Asılanları deniz kenarında, rasgele atıldıkları çukurlar içinde kumluğa gömüyorlar... Yakınları tarafından cesetleri çalınmasın diye de başlarında süngülü nöbetci bekletiliyor. 3-4 ay sonra gece çıkartılmak şartıyle, ailelerine, cesetleri almak müsaadesi çıkıyor. Çukurlar açılınca meydana çıkan muthiş manzara: Hiçbir ceset çürümemiş ve hepsinin gözü Kıbleye doğru... Cesetleri kilimlere sarıyor, sırıklara takıyor ve köylerine getürüp gömüyorlar... Arka arkaya, kilimlere sarılı ve sırıklara takılı 8 cesedi, gece karanlığında, destanlık hayaletler gibi öz topraklarına taşıyan köylüler... Hakikati bilselerdi, nur mayasından yuğrulu bu cesetleri kilimlere sarıp taşıyacakları yerde, o kilimlerin içinde olmayı tercih ederlerdi. Maraş'ta, Konya'da, surada, burada da buna benzer vak'alar... Bunlara ait bazı küçük tafsilat "İskilipli Atıf Hoca" bahsinde... Bunların hikayesini anlatmak ve dinlemek bile bana giran geliyor, azap veriyor. Zulüm gölünün neresinden bir bardak veya bir yüksük su alınsa tahlilleri birbirinin aynı çıkar. Sivas'ta duvarlara yapıştırılan beyannameler... Bunları "hazırlayan, yapıştıran veya onlarla düşünce birliğinde olan"lardan 32 kişi mahkum... Maraş'ta bir ihtiyar Maraşlının bana çizdiği şu tablo her şeyi göstermeye yeter: - Hepsi de "Hamdolsun şapka giymeden ölüyoruz!" diye boyunlarını ilmiğe uzattılar. Şafak sökerken dikkat ettim, çıkan rüzgardan, hepsinin de sakalı aynı istikamette uçuşuyordu. Aynı istikamette uçuşan sakallar değil, ruhlar... Kıydıklari da işte bu ruh... Maraş'ta, ilgi çekiciliği, çarpıcılığı ve vicdan yakıcılığı bakımından ayrıca gösterilmeye değer levhalar vardır: Şapkaya karşı malum yerlerdeki direnişlere benzer karşı duruşlardan sonra tam 63 kişi tevkif ediliyor. Bunlar, boyunlarına zincir takılarak birbirlerine bağlanıyor ve Adana'ya getürülüyor. Aralarından biri itilip kakılınca hepsinin birden boynunda aynı cendere acısı... Adana'da tutukluları öyle bir yere tıkıyorlar ki - bir Maraş'lının tabiriyle - köpekler bile barınamaz. Pislik, kazurat ve teffurun yuvası bir yer... Maraşlılar milli müdafaları zamanında memleketlerine geldiği vakit kendisine yapmadık ikram bırakmadıkları Kılıç Ali'ye baş vurup şöyle diyorlar: - Biz memleketin ballibaşlı insanları olarak sizi Maraş'a geldiğiniz zaman başımıza tac ettik. Şimdi bizi bu pislik kuyusuna atmayı nasıl reva görüyorsunuz? Cevap geliyor: - Sizi yakında kurtaracağım! Sabırlı olunuz! "Yakında ipte sallandırılıp kurtulacaksınız!" manasına, sinsilik ve alçaklıkta son haddi tutan bir cevap... MaşaAllah Ali Efendi (lakabı MaşaAllah - daima inşaAllah ve maşaAllah diye konuşurmuş), Abdulkadir ve Pekmezci Hacı Hüseyin idamlık... Bunlara hükümden önce soruyorlar: - Son ihtar! şapka giyecek misiniz, giymeyecek misiniz? Cevap, üçlü bir koro halindedir: - Giymeyeceğiz! Üçü de sıcak bir yaz günü buzlu bir şerbet içercesine şehitlik şerbetini zevkle, saadetle içiyor. MaşaAllah Ali Efendi'nin sehpada, boynunda ilmik, muazzam sözü: - Benim adım MaşaAllah, şapka giymem inşaAllah... Eşhedü en laa ilahe ............... Şapka kurbanları, mazlumluk ve şehitliğin en üst mertebesindedir... Şimdi sıra bu mertebenin fert planında en üst örneğine gelmiştir: İskilipli Atıf Hoca... Konu Vukuf-i Kalbi tarafından (11.11.08 Saat 14:03 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Kaynak: 'İnönü Dönemi' Müellif: Abdurrahman Dilipak - Sahife 59-60 : İskilipli Atıf Hoca Olayı 25 Kasım 1925'de Şapka Kanunu çıkartıldı. Şapka giymek mecburdur. Giymeyenleri Kel Ali, Kılıç Ali ve Necip Ali üçlüsü beklemektedir. 30 Ocak 1926'da ise İskilipli Atıf Hoca, şapka kanunundan önce yazdığı bir risale yüzünden hayatından olacaktır. Cumhuriyetin belki de ilk fikir suçlusu İskilipli Atıf Hoca idi.. (Açıklama: yazarın burdaki yorumu doğru değildir. Çünkü bu bir fikir suçu değildir; İskilipli Atıf Hoca HAKKI savunmuştur, şapka'ya muhalefet içeren kitap kendi görüşleri değil, bilakis İslam'ın hükümleridir...) Henüz şapka olayı tüm yönleriyle tartışılmıs değil. Şapka yasasından bugüne fazla bir şey kalmadı. Belki de bu yasanın en büyük hatırası Vakko'dur. Bu ünlü yahudi ilk servetini o zaman şapka kanunu ile yapmıştı. Şapkayı o zamanlar genellikle yahudiler giydiği, ithal ve imal ettiği için şapka yasası çıkınca talihleri yaver gitmişti. Memurlar için şapka mecburiyeti vardı. Memurlara üç kuruşluk şapkalar 10 liradan satılıyor, maaşlarından taksitle kesiliyordu. Özellikle İtalya ve Fransa'dan bol miktarda eski şapka ithal edilerek bunlar temizlenip iç piyasaya verildi. Çünkü yerli için hiçbir hazırlık yoktu bu konuda. Avrupa'da iki-üç franka satılan demode şapkalar Türkiye'de 10 liraya (120 franka) satıldı. 4 Mart 1925'te takriri sükun yasası ile iki yeni mahkeme kurulmuştu. Biri gezici nitelikte çalışacaktı, verdiği idam cezalarını meclisin onaylaması gerekiyordu. Ötekisi ise isyan bölgelerinde görev yapacak olan infaz yetkisine sahip mahkemelerdi. Ankara'daki gezici mahkeme daha çok sıkıyönetim sahası dışında kalan davalarla ilgilenecekti. Kuruluşundan 1.5 ay sonra Ankara'daki mahkemenin de verdiği idam kararlarının meclis onayı kaldırıldı. ..... Atıf Hoca daha önce resmi makamlardan izin alınarak yayınlanan bir kitap yüzünden, üstelik şapka kanunu çıktıktan sonra Trabzon'da mahkeme edilip beraat ettirilmesine rağmen, ikinci kez yargılanarak hiçbir sebep gösterilmeksizin idama mahkûm edildi. İşin garip yanı, idam kararını veren mahkeme üyelerinden biri, şapka kanunundan önce şapka giyen bir gazeteciyi küfrederek mahkemeden "Bu ne kepazelik, bu şapka da ne oluyor.. Baban da mı şapka giyerdi, anandan şapkalı mı doğdun" diye kovmuştu. Bu genç gazetecinin adı Hikmet Şevki idi. Bu hakimin Kılıç Ali olduğu ileri sürülüyor. Bir başka üye Ali Çetinkaya da takvim yasasından önce bir sanığın miladi tarih söylemesi üzerine "Bu ne demek, bizim tarihimize ne olmuş, babalarımız da mı bu tarihi kullanırdı, bunları nereden çıkartıyorsunuz" diye azarlamıştı. ...... 2 Şubat'ta karar verilir. Düzmece bir iddia, düzmece bir mahkeme ve sonuç idam. 3 Şubat'ı 4 Şubat'a bağlayan gece hüküm infaz edilir. Olay akabinde gazetelerde küçük bir haber: "İrtica kitapları müellifi olup, İstiklal mahkemesince idama mahkûm olan İskilipli Atıf Hoca ile Babaeski müftüsü Ali Rıza Hoca hakkındaki idam kararı bu sabah infaz edilmiştir." İnnâ lillâh ve innâ ileyhi raciun.................................... Konu Vukuf-i Kalbi tarafından (11.11.08 Saat 14:03 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | !.biRha.! (14.09.08), Agd_İntifada (23.10.08), Ahmed Naina (10.11.08), ERCANLI (10.02.09), nuveyba (31.08.08) |
![]() |
| Etiket |
| bertaraf, cumhuriyetin, devrin, etti, kasapları, kemal, lâik, muhalefeti, mustafa, nasıl, son, tarihi, Şeref |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|