02.04.09, 08:35
|
#1
|
Derecesi : 
Grubu : Administrator
Üye No : 31
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Mesleği : Seyyâh
Nereden : FuâD
Konuları : 632
Mesajlar : 3,532
Teşekkürleri: 4,170
1,919 mesajına 4,969 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 
Son Aktivitesi : 22.05.12
Durumu : Status: Offline
|
2009 Mahalli Seçimlerinin Düşündürdükleri
2009 Mahalli Seçimlerinin
Düşündürdükleri
Doc. Dr. Oya Akgönenç
araştırmacı yazar
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Şeçime hazırlanılırken bazı tespitler yapmakta yarar vardır:
*Seçim kanunu veya Siyasi Parti Kanunu değişmiş midir? Hayır. O halde ortam, üslup ve sonuçların da büyük ölçüde bir önceki seçim gibi olmasına şaşmamak lazımdır.
*Seçimden birinci çıkan ve büyük bir çoğunlukla meclise giren parti bu konularda herhangi bir hukuksal çalışma yapmış mıdır? Hayır. Hazır kendisi kazanmışken neden başkaları için bir şey yapsın ki?
*O halde ülkede "hakikaten demokratik bir gelişme" mevcut mudur? Hayır. Herkes kanunları kendi işlerine geldiği sürece devam ettirip kendi canı yandığı zaman protesto ederse, o ülkede demokrasi ve hukukun üstünlüğü olamaz.
*"Herkesin hakkı, karşılıklı haklar ve başkasının hakkına da saygı" gibi mevhumlar öğretilmez ve uygulanmazsa, üstünden yüz sene bile geçse ülke ve toplum aynı noktada durmaya devam edecektir.
*Hukuk yaşayan bir bilimdir. Toplumun ihtiyaçlarına cevap veren, ışık tutan bir vasfı vardır. Toplum değiştikçe, ihtiyaçlar kendini yeniledikçe, buna uygun hukuk formasyonunun gelişmesi gerekmektedir. Bu olay maalesef Türkiye'de layıkı ile gerçekleşmemektedir.
* Seçim felsefesi bilinmezse ortaya ne olduğu anlaşılamayan bir şey çıkar, aynen Türkiye'de olduğu gibi: Mahalli seçimlerde genel seçim gibi davranılır ve herşey çığrından çıkartılırsa, ortaya garip manzaralar çıkabilir. Nitekim de öyle olmuştur.
Seçim felsefesi ve uygulaması:
Her seçimin bir gayesi vardır ve ona göre yapılmalıdır. Ama bu bile bir eğitim ve doğru anlayış işidir. Mahalli seçimler bir hizmet yarışıdır. İnsanların yaşadıkları yerlerde, daha kaliteli ve daha insanca yaşamalarını sağlayacak hizmetlerin verilmesi ile ilgili bir seçimdir. Bu 2009 mahalli seçimi böyle mi olmuştur? Büyük ölçüde hayır!
Bazı yerlerde hizmet adına, mallar, beyaz eşyalar dağıtılmıştır. Yanlıştır. Hediye vererek oy istemek başka bir kategoriye girebilir. Sonuç da son derece enteresan ve eğitici olmuştur. Malı alan, alıp gitmiş ama sonra gidip tamamen "ideolojik" veya "ırkçı" bir tutumla oy vermiştir. Bu tehlikeli bir gelişim.
Kıyı şeridinde büyük ölçüde muhalefet kazanmıştır. Burada yine konu kimin daha iyi bir şekilde halka hizmet verdiği hususu olmamıştır. Oylar ideolojik veya "inadına" verilmiş oylar gibi belli bir şekilde yığılmıştır. Seçmenlerle konuşulduğunda büyük çoğunluğu "yaşam tarzını koruma isteğini" dile getirmiştir. Mahalle baskısından bahsedilmiştir. İşin en enteresan yönü de bu sahil kısımlarının genellikle dış etkilere, turistlere en açık olan ve en az baskı hissedilen yörelere olmuş olmasıdır. "Biz rahat insanlarız, kimsenin bizim içkimize, giyimimize, yaşam tarzımıza karışmasını arzu etmiyoruz. Herkesin hayatı kendine" gibisinden anlatımlarda bulunmuşlardır. Gelen baskının ne olduğu da bir türlü anlatılamamıştır.
Diğer taraftan bazı araştırma şirketlerinin yaptığı araştırmalarda Türkiye'nin büyük bir kısmının tahminlerin üstünde "daha muhafazakar bir eğilimde" oldukları görülmüştür. Küresel akım, trendler de aynı istikamettedir. O zaman ortaya şöyle bir durum çıkmaktadır: Türkiye'de adeta bir "kıyı şehirli" ve "kara şehirli" ayırımına gidilmektedir. Bu büyük ölçüde 50 yıl öncesinin "şehirli" ve "köylü" ayırım ve mücadelesini hatırlatmaktadır. Yine Belediye hizmetleri ile daha kaliteli bir yaşam elde etmekle hiçbir ilgisi olmayan bir yaklaşımdır. Elli yılda kafalarda hiçbirşey değişmemiş midir? 2009 için tehlikeli bir gelişim.
Türkiye'nin Güney Doğusu ile Kuzey Batısında da garip bir kümelenme görülmektedir. Her ikisi de ırk veya etnik yapıya dayalı politik bir yapılanma. Ortada halka hizmeti konuşan yok. Daha iyi ve günümüzün teknolojik gelişimlerinden yararlanan ve daha iyi bir standart sağlayan bir belediyecilik isteği de yok. Bunun yerine "seninkiler" veya "bizimkiler" çekişmesi, mücadelesi var. Çok tehlikeli bir gelişim.
Acaba, halka tam olarak bunun ne seçimi olduğu mu anlatılamadı?
Yoksa, acaba sırf "seçim kazanabilmek için" kasıtlı olarak her şey birbirine mi karıştırıldı?
Yoksa, bilinmeyen dış etkiler ülke içinde tahminlerin üstünde etkili mi olmaya başladı?
Yahut da, toplum o kadar değişti ki artık doğru ile yanlışı ayıramaz hale mi geldi?
Bu denklemin bir parçası olan medya da ayrı olarak ele alınmalıdır. Medya halkın sözü, sesi ve gözü ise neden iyi ve güzel olanı görmedi? Mesela Saadet Partisi'ni?
Neden doğru ve hakiki olanı duymadı?
Neden herkese eşit hak tanımadı ve sadece kendi kazancına ve ideolojik eğilimine baktı?
Bütün aydın ve düşünürlerin bu soru ve konularda fikir yürütmeleri ve araştırma yapmalarının zamanı gelmiştir. Türkiye ancak doğru kararlarla ileriye gidebilecektir. Bu da hepimize düşen bir vazifedir.
02 NİSAN 2009
__________________
.
|
|
|