|
| Konular: 50,305 | Mesajlar: 311,871 | Üyeler: 10,668 | Online: 176 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,297
Teşekkürleri: 24,266
9,021 mesajına 19,441 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Gerçekleşmeyen devrimler Ortadoğu'daki son gelişmelerin şu günlerde ulaştığı durumu anlatabilmek için kullanılabilecek cümleler, "adeta ölü doğan bir çocuk" veya "bitirilemeyen bir senfoni" gibi sözler olabilir. Kısacası bunlara "bir türlü hedefine ulaşamayan devrimler", yarım kalmış veya "akim bırakılmış halk ayaklanmaları" da denebilir. Mısır protestoları ve halkın isyanı ikinci haftasına girmiş bulunuyor. Uzun süre inat edip direnen Hüsnü Mübarek, sonunda tam 30 yıldır boş bulunan başkan yardımcılığına Mısır istihbarat servisi başkanı ve eski hava generali Ömer Süleyman'ı getirmiş bulunmaktadır. Ömer Süleyman hemen bütün muhalif grupları konuşmalar ve müzakereler için davet etmiş ve onların dertlerini, taleplerini dinlemeye başlamıştır. Buna ilaveten 34 kişilik bir "Akil Adamlar" kurulu ihdas edilmiş ve onlar da çalışmaya başlamışlardır. Mübarek, kendisi ifade ettiği gibi Ağustos sonu, Eylül başı görevinden tamamen ayrılmayı düşünmektedir. Ordu, uzun süre sessiz kalmış ama Mübarek'i yalnız bırakmamıştır ve sonunda halka "artık dağılın, talepleriniz anlaşılmıştır" şeklinde mesaj vermişlerdir. Dolayısı ile protesto edenler büyük bir güvence grubundan yoksun hale gelmişlerdir. Bu durumda ayaklanan Mısır halkı ne kazanmıştır? Bunca protesto ve acı, bunca ölü ve yaralı onlara hangi kazancı sağlamıştır? Maalesef son derece cılız, kısıtlı kazançlar elde edilmiştir. Bunların bile gerçekleşeceği garanti edilmiş değildir. Kısacası, dağ fare doğurmuştur denebilir. Tavırlar ve sebepler: Gerek Mısır'da ve gerekse Tunus'ta ve Cezayir'de vukuu bulan ayaklanmalar son derece haklı sebeplere dayanmaktadır. Bunlar esasta sosyo-ekonomik protestolar olup açlık, işsizlik, enflasyon, gıda alamamak, iş bulamamak, sesini duyuramamak gibi halkın yaşamını gün be gün etkileyen etkenlere dayanmaktadır. Bu baş kaldırma ideolojik değildir. Müslüman Kardeşlerin veya herhangi bir dini grubun desteklediği veya organize ettiği olaylar değildir. Bunlar rüşvetin, ahbap-dost eli ile zengin olmuş, iş bulmanın ve herkes sıkıntı çekerken küçük bir "mutlu azınlığın" ülkede keyif sürmesine karşı ayaklanan kitlelerin ızdırabını yansıtmaktadır. Mesela, El Tahrir'de insanlar ölürken, Kahire'nin zengin kesimi Nil nehrinin öte yanındaki lüks kafelerde kahve içip gazete ve televizyonlardan olayları izleyecek kadar rahat olabiliyorlardı. Mısır'da statükoyu bozmamak için Hüsnü Mübarek ve yakın iş arkadaşları ellerinden geleni yaptılar. Ordu, Mübarek'in yanında durdu ve (şu anda gelen son haberlere göre) hakiki sert yüzlerini göstermeye başladılar. Yakaladıkları protestocuları insafsızca dövmeye başladılar. Polis ve gizli polis zaten sürekli hükümetin kontrolu altındaydı ve onlar da protestocuları ezmek ve dağıtmak için ellerinden geleni yapmaktaydılar. Mübarek tarafının beklentisi halkın sonunda yorulması, bitap düşmesi ve hayat kaygısına düşerek evlerine dönmeye başlamasıydı. Nitekim, iki hafta sonra birçok kişi eve ve işine dönmeye zorlandı. Bu arada verilen sözler ve göstermelik değişiklikler de halkın bir kısmını tatmin etti veya iradelerini zayıflattı. Lakin protestocular hâlâ pes etmediler ve hâlâ El Tahrir Meydanı'nda gösterilerine devam etmektedirler. Yazılan pankartlar olayı özetlemektedir. " Mübarek, sen bu kadar inatçıysan, biz senden çok inatçıyız. Sen gidene kadar buradayız." Yani, her ne kadar kasırga hız kestiyse de henüz bitmedi ve gücünü yitirmedi. Dış dünyadan tepkiler ve sonuç: Bu olayları en yakından izleyenlerin başında ABD, Avrupa devletleri, bölge devletleri ve İsrail gelmektedir. Bunların tutumları şöyledir: ABD'nin tutumu: ABD Başkanı Obama başından beri Mübarek'e itidal tavsiye etmekte ve halkı dinlemesini telkin etmektedir. Yalnız ısrarla "düzenli ve istikrarlı bir geçiş dönemi"nin önemini vurgulamaktadır. ABD için Mısır önemlidir. Arap ülkeleri açısından; Süveyş kanalının korunması ve petrol geçişinin devamlılığı açısından; ve İsrail'le 1979'da yapılan barışın devamı ve İsrail'in korunması açısından ve "Müslüman Kardeşleri" çok sıkı baskı altında tutması açısından önemlidir. AB devletlerinin tutumu: Yukarıdaki sebepler ve Avrupa'nın en büyük ticaret merkezleri ve pazarları olan bu bölgelerin sükunet ve istikrarı, Avrupa'nın kazançlarını etkilemesi açısından önemlidir. İsrail açısından: Kendi güvenliği açısından, Mısır'daki statükonun ve idarenin devamı önemlidir. *Mısır sınırlarda İsrail için hem güvenlik sağlamaktadır hem de Müslüman kardeşleri baskı altında sımsıkı tutarak onların Gazze'deki Hamas ve Lübnan'daki Hizbullah gibi gruplara yardım ve destek olmalarının önüne geçmektedir. * İsrail'in arzusu ile Gazze'den açılan tüneller kapatılmakta, bombalanmakta, böylece, Gazze'ye hiçbir gıda ve ilaç girememekte ve gelen yardım konvoyları da Refah kapısında bekletilmektedir. Bunu Mısırlılar eli ile yaptıran İsrail için Mübarek'in başta kalması son derece önemlidir. İsrail için 30 yıl boş kalan makama tayin edilen gizli servis şefi Ömer Süleyman* çok makbul bir kişidir. İsrail ve CIA ile ilişkileri son derece iyi olup, Batı ile Mısır milli çıkarlarını aynı paralelde gören bir dünya görüşüne sahiptir. Mısır'daki Müslüman Kardeşler teşkilatından ve Gazze'deki Hamas'tan nefret ettiği ve o kimseleri çok tehlikeli bulduğu bilinmektedir. Onların hepsine karşı sadece güç ve eziciliğin para ettiğine inanan bir kişidir. Hüsnü Mübarek'in sağ kolu olan bu kişiyi İsrail tümü ile desteklemektedir. Bu elleri kanlı işkenceci adamın gerçek yüzü Mısırlılar tarafından bilinmekte olup protesto kitleleri sonuna kadar her şey ile mücadele etmeye kararlı ve azimli görünmektedirler. Dolayısı ile bu kişiden çözüm yolu bulması beklenemez. Arap devletleri: Tunus, Cezayir ve Mısır gelişmelerini büyük bir dikkat ve endişe ile izlemektedirler. Buralarda yayılma ihtimali çok yüksek olup zaten olaylar başlamış durumdadır. Hemen hepsi yeni reformlar söz vermeye, halkın refahını arttıracak adımlar atmaya ve tedbirleri eyleme koymaya başlamışlardır. Ama değişikliklerin çok daha köklü olması gerekmektedir. Türkiye : Türkiye, gelişmeleri dikkatle izlemektedir. Bu arada Türk halkının ezilmiş Arap halklarının yanında olduğu, onların ızdıraplarını anladıkları ve onların haklı mücadelelerini destekledikleri de birçok kere, açıkça ve birçok kişi tarafından dile getirilmiş bulunmaktadır. Bu arada Başbakan da Hüsnü Mübarek'e hitaben "Halkın sesine kulak vermenin gerektiği ve halkın ihtiyaçlarına cevap veren idarelerin başarılı olacağı"nı dile getirmiştir. Türk hükümetinin tavrı doğru bir yöndedir. İşin en ilginç yanı, Mısır'ın ister ABD olsun, ister AB devletleri veya Türkiye olsun bu ve buna benzer sözler söyleyen tüm devletlere sert bir cevap verdiği ve kimsenin "Mısır'ın iç işlerine karışmaya hakkı olmadığı" yolunda bir açıklama yaptığı da bilinmektedir. Halbuki bunlar bir karışma değildir. Yangın olan bir eve su getirme arzusudur. Mısır, bununla yetinmeyip ayrıca Türkiye devletine bir de nota göndererek başbakan Erdoğan'ın sözlerini protesto etmiştir. Türkiye'nin cevabı da "herşeyin ve her gelişmenin farkındayız ve dikkatle izleniyorsunuz. Bizim yaptığımız komşumuza yardımcı olmaya çalışmaktır" şeklinde olmuştur. Her ne kadar Tunus'ta ve Mısır'da kasırga biraz hız kesti ve karşı rüzgarlar biraz toz kopardıysa da bu kasırganın pek öyle durulacağı veya zararsız geçeceği düşünülemez. Mübarek sertleştikçe kitlelerin azmi ve kararlılığı da artacaktır. Bıçak kemiğe dayandıktan sonra kolay bir dönüş yoktur ve bu tek adam rejimleri kafa kırarak ve "dış tavsiyelere" kanarak işleri yürütemezler. Kendi ülkelerini kendi değerleri içinde idare etmek ve adalete gelmek zorundadırlar. Mısırlıların çoğu günde 3 tl ile geçinirken kendisi ve ailesinin serveti 50-70 milyar dolar arasında olan ve sayısız mülkü bulunan Mübarek'in Firavunluğu daha çok süremez*. * Wikileaks haberlerinden, El Cezire kanalı ile "Kahire'de CIA'nin yeni adamı" raporu. * VOA (Amerika'nın Sesi) raporundan alınan sayılar ve miktarlar. |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Adige Abzakh (16.02.11), hatipli_mücahit (10.02.11) |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yeni Dönemde Yeni Devrimler İçin Yol Haritası-M.Hasan Öz-22.10.2010 | besyildiz | SAADET PARTİSİ | 0 | 22.10.10 13:15 |
| devrimler | debus | MGFORUM YAZARLARIMIZ | 0 | 10.05.09 11:13 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|