|
| Konular: 50,305 | Mesajlar: 311,871 | Üyeler: 10,668 | Online: 173 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,630
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Günün tespitleri: Ortadoğuda cereyan eden gelişmelere bakıldığında birçok şaşırtıcı olayın birlikte geçekleştiği görülmektedir. Batı ve NATO müteffik güçleri (Libya gibi) bağımsız bir devleti, savaş durumu olmadığı halde bombalamaya devam etmektedirler. Ortadoğu bölgesinin genelinde bariz bir idari ve politik beceriksizlik durumu görülmekte ve bir eziklik psikolojisi izlenmektedir. Bunca zenginliğine ve iddialı modernlik çabalarına rağmen, Ortadoğu ülkelerinin bazıları fevkalade önemli siyasi gelişmeler karşısında acz ve sessizlik içinde seyirci kalmaktadırlar. Bazı Arap ülkeleri petrol zengini olmalarına rağmen, güvenlik ve askeri güçlenmelerini belli seviyelere getirememişlerdir. Güçlenmek için demokratik metodları seçeceklerine, dış güçlere dayanır hale gelmişlerdir. Batı devletleri karşısında "bağımsız karar vermeyi" başaramamaktadırlar. Türkiye, güçlü olmasına rağmen, NATO içinde istediği kadar sözünü geçirememiş ve hakkı olan "veto" yetkisini kullanamamıştır. Birleşmiş Milletler'e gelince, onlar da "güvenilir ve adil bir platform" görevini yapamamıştır. Libya için hazırlanan 1973 sayılı karar, o kadar geniş şekilde kaleme alınmıştır ki, isteyen devlet, saldırıya geçme konusunda kendinde hak görmüştür. Batı devletleri, hızla 19. ve 20. yüzyılların "güçlü olanın kazandığı 'orman' diplomasisine" dönmeye başlamıştır. Batı "yeni bir sömürgeciliği" uygulamaya koymuştur. Kaybeden taraf Ortadoğu ülkeleri ve Müslüman ülkeler olmak üzeredir. Göze çarpan zaaflar: 1- "Batının adamı" sendromu: Demokrasi anlayışı, Batı ülkeleri tarafından tam bir çifte standart içinde uygulanmaktadır. "demokrasi ve demokratik haklar" dünyanın başka bölgelerine pek layık görülmemektedir. "Sözde olan ama özde olmayan" bir demokrasi durumu mevcuttur. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ve yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu bölgesinin her yerinde devam eden diktatörlüklere ve "tek adam" yönetimlerine Batı hiç ses çıkartmamakta ve "bu ülkelerde demokrasiden" bahsetmemektedir. Hatta bu rejimlere sürekli destek bile verilmektedir. Sebepler: (a) Batı ülkelerinin, kendi ekonomik çıkar ve kazançlarını en yüksek seviyede koruyabilme gayretleri ile , (b) Ortadoğu ülkelerinin her alanında, Batı'nın etkisini "dolaylı bile olsa" devam ettirerek "sessiz ve gizli bir sömürgecilik" geliştirmek arzusu ile çalışmaktırlar. Batı ülkeleri, bu konularda kendilerine çıkar sağlayabilen liderlerle, rejimlerinin adı ve şekli ne olursa olsun, daima iyi çalışmışlardır. Bu tip liderlere, "Batı'nın adamları" veya "Batı'nın beğenilen delikanlıları" tanımı yapılır. * Bu "Batı'nın delikanlıları" da iktidarda kalabilmek için kendi milletlerinden ziyade yabancıların çıkarlarını korumaktan ve bu şekilde de kendi "ikballerini" sağlamakta bir sakınca görmemekte ve çeşitli yorumlarla kendilerini haklı bulmaktadırlar. 2- Gözden çıkartılanlar: * Hangi mahalli lider, Batı'nın çıkarlarını tatmin edemiyor veya engelliyorsa, o lider kolayca gözden çıkartılabilmektedir. Bazı çarpıcı örnekler vermek gerekirse: (1) Irak'ın Saddam Hüseyin'i. Ne zaman ABD'nin arzularına karşı gelmeye başlamıştır, o zaman eski müteffikleri onu terk etmiştir. Hatta ABD, Irak'ı işgal ederek olayı bizzat gerçekleştirmiştir. (2) Libya'nın Kaddafi'si. Burada Fransa, İngiltere, İtalya ve NATO bütün güçleri ile saldırıya geçmişlerdir. Libya kimseye "savaş" ilan etmemiş veya onların vatandaşlarına zarar vermemiştir. Buna rağmen saldırılar yapılmıştır. Avrupa devletleri "Libyalı sivilleri korumak ve hayatlarını garantiye almak" bahanesi ile saldırmışlardır. Batı'nın koruduğu bu "hakları korunan Libyalı siviller", aslında Libya'nın petrol bölgelerinde (Bingazi) yaşayan isyancı gruplardan bazılarıdır. Bunlar, hem Batı ile işbirliğine ve Fransa, İngiltere gibi ülkelerle daha kazançlı anlaşmalar yapmaya razı olan gruplardır. (İngiliz casusu Lawrence'in de bazı aşiretlere vaatler vererek Osmanlı'ya karşı ayaklandırmasını hatırlatan bir durum.) Bu isyancı gruplar, petrol gelirinin kontrol ve satışının kendilerine verilmesini ve hatta Libya'nın dış ülkelerde dondurulmuş olan fonlarının kendilerine teslim edilmesini istemektedirler. İşte Fransa, İngiltere, İtalya ve NATO yolu ile ABD bu "siviller"e yardım etmektedir. Bu İsyancı siviller, Libya'yı gerekirse doğu ve batı olarak bölmeyi göze almışlar ve Avrupa devletleri ile çalışmaya başlamışlardır. Bu isyancılar, Avrupa'nın "yeni delikanlıları" olmaya namzet kişilerdir. Kendi zaferlerini ve kazançlarını ancak böyle gerçekleştireceklerdir. Böyle bir davranış ve düşünce tarzı da Avrupa'da artmaya başlayan yeni "kolonici tutum" ve "güç politikasına dayanan saldırgan yaklaşıma" çok uygun düşmektedir. Kısacası, Fransa, İngiltere ve ABD'nin de işine gelmektedir. 3- Terk edilenler: * Bir de "bıkılan liderler" vardır ve bunların durumu daha da perişandır. "Eski sadıklar" Batı güçleri tarafından acımasızca bir kenara atılmışlardır. Mısır'ın, Hüsnü Mübarek'i veya Tunus'un Zeynelabidin Ben Ali'si gibi. Bütün bu gelişmelere rağmen, Ortadoğu liderleri arasında olayların ne yöne gittiğini anlayamayan liderler hâlâ mevcuttur. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi "bağımsız ülkeler"in Libya saldırılarına katılmak üzere Avrupa güçlerinin emrine uçak vermeleri pek izah edilebilecek bir durum değildir. Acaba, Kaddafi'nin sistem ve yaşam tarzı konusundaki tutumlarını kendileri için bir "meydan okuma" olarak mı kabul ettiler? Zihinsel Esaret: Bu anlatılan durumları ortaya çıkaran en sinsi ve en az konuşulan faktör, Ortadoğu'nun çoğu yerinde hâlâ "sömürge psikolojisinin" hakim olmuş olmasıdır. Osmanlı'nın çöküş yıllarından beri Ortadoğu'nun birçok yerinde gizli gizli çalışan, Fransız, İngiliz, Amerikan ve Rus ajanlar yeterince "nifak tohumları"nı bölgeye ekmiş ve böylece imparatorluğu içten çökertmeyi hedeflemişlerdi. "Şark Sorunu" olarak bilinen, meşhur entrikalar yumağının esası ve özü budur. Bu çalışmalar sonucunda, Ortadoğu'nun Arap toprakları, 1918 yani Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra tamamen İngiltere ve Fransa'nın sömürgesi haline gelmiş ve ançak II. Dünya savaşı sonrasında fiziken bu esaretten kurtularak, bağımsız devletler oluşturmuşlardır. Fiziken bağımsız olsalar bile birçoğu zihinsel olarak aynı "sömürge kafası ve etkisi" altında kalmışlardır. Birçoğu hâlâ "zihinsel esaretin" etkisi altında bulunmaktadır. İşte bu durum, hakiki egemenliğe ve demokrasiye karşı, Ortadoğu'da mevcut olan en büyük engellerden birisidir. Liderler ve halk bu "esir adam zihniyetinden" kurtulmadığı müddetçe kendileri üstünde oynanan oyunları fark edemezler. İsteyerek veya bilmeden yine Batı'nın isteklerine oyuncak olurlar. Buna karşılık da Batı, (Fransa, İngiltere, ABD ve diğerleri) gördükleri bu zayıflık karşısında insanları büyük ölçüde "hor görerek ve aşağılama hisleriyle" değerlendirme yoluna giderler. Sonuç olarak, bu şartlar altında, bu ülkelerin modern metodlarla sömürülmesi işten bile değildir. Çünkü onların "akıllarını" esir almış durumdadır. Ortadoğu'da liderlik durumunda olanlar, kendilerine yeterince "özgüven" duymamakta ve Batı karşısında kendilerini zayıf ve çaresiz görmektedirler. Ürdün'den başlayarak, Batı eğitimi ile yetiştirilmiş olan bütün liderler, Batı'nın teknolojik üstünlüğüne ve metodlarına inanarak yetiştirilmişlerdir. Bu duruma "koloni mentalitesi" yani "esareti kabullenme zihniyeti" de denebilir. Bu liderlerin hakiki anlamda halk demokrasisine ve onun gücüne inançları yoktur. Durum böyle olmasa, Arap Birliği ve İslam Örgütü, Arap dünyasındaki gelişmelere ve Avrupa'nın ve Batı'nın agresif saldırılarına karşı bu kadar sessiz ve hareketsiz kalabilirler miydi? Ortada son derece tehlikeli gelişmeler mevcutken, birçok Ortadoğu ülkesinin lideri sadece "Kaddafi'yi sevmedikleri için" -yani sadece kendi öfke ve heyecanlara yenik düşerek- Batı'nın haksız müdahalelerine göz yummakta ve olayları desteklemektedirler. Gidişat fevkalade vahim ve tehlikeli bir yoldadır. Güçlü olup gücünü kullanamamak: Bu da ne yazık ki Türkiye'nin durumu. NATO üyesi olan Türkiye diğer NATO üyeleri tarafından adeta "kandırılmış" bulunmaktadır. Türkiye, "tamamen insani endişelerle" diğer üye devletler tarafından (Libya'nın bombalanmasına) ikna edilmiştir. Daha önce de (İslam karşıtı olarak tanınan Rasmussen'in) Nato Genel Sekreterliği'ne seçilmesine olan itirazlarını geri çekmeleri gibi. Türkiye'nin başta NATO ile hareket ederek, Fransa'ya ve İngiltere'ye karşı etkin olmak ve onların yapacakları zararı önlemek gayesini gütmüş ve bu sebeplerle NATO'nun olaya karışmasına razı olmuştur. Ne yazık ki, hiçbir etkin rol oynayamadı. Fransa ve İngiltere saldırılarına hâlâ pervasızca devam etmektedirler. Üstelik NATO saldırıları da Libya'da büyük tahribat yapmakta ve siviller öldürülmektedir. NATO kararları müşterek sayıldığı için, kim yaparsa yapsın, sonuçtan herkes yani Türkiye de mes'uldür. Türkiye'nin tek yapabildiği etkin çalışma, 25.000 Türk'ün ve yüzlerce yabancının başarılı ve hızlı bir şekilde Libya'dan tahliye edilmesi olmuştur. Bu da muhakkak ki umulan "siyasi etkinlik" değildir. Türkiye, Bingazi yöresinde görev alırken, Mısır üstünden gelen dış yardım ve silahları durdurmak ve böylece savaşı yavaşlatmayı ummaktaydı. Ama, bu duruma kızan ve Avrupalılardan sürekli yardım ve kışkırtma alan Bingazililer, Cuma günleri ülkelerine saldıran Sarkozy adına Cuma hutbelerinde "hayır duaları" okutacak kadar işi çığrından çıkartmışlardır. Çünkü Sarkozy onların gayelerine hizmet etmektedir. Bu isyancılar grubu, kendi ülkeleri olan Libya'nın amansızca bombalanmasına destek olmuşlardır. Sadece kendilerini düşünen isyancılar için Sarkozy adeta bir kahramandır. İşte bu durum "sömürge mentalitesi"nin çok çarpıcı bir örneğidir. Türkiye, NATO içinde rolünü iyi oynayamamıştır. Avrupa devletleri "oyunların" yine iyi oynamışlardır. "Şark sorunu" hâlâdevam etmektedir. MİLLİ GAZETE |
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Haksızlığın Resmi | Adige Abzakh | SERBEST KÜRSÜ | 58 | 02.05.09 13:57 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 www.milligorusforum.biz Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|