| Konular: 50,305 | Mesajlar: 311,871 | Üyeler: 10,668 | Online: 173 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum YAŞAM » AKADEMYA - KİTAP » Diğer Kitaplar »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08.07.10, 10:37   #1
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart Mâbetsiz Şehir




Osman Yüksel Serdengeçti
Türk Edebiyatı Vakfı


'Batı'ya uşaklık etmeyin! Emperyalistlerin oyununa gelmeyin! Avrupa'dan dost olmaz! ' dediği için Tek Parti diktatörlüğü sırasında zulüm gören, tabutluklarda yatırılan, bayılıncaya kadar dövülen bir Yiğit adam'ın dünden bugüne uzanan çığlıkları...

'Mabetsiz Şehir yaparsanız, insanları Allah'a kul değil de kulları kullara kul edersiniz ve onları kendinize taptırırsınız! ' diyen 'mangal yürekli' yazarı haklı çıkaran görüşler... Doyumsuz bir zevk ve öfkeyle okuyacağınız bir kitap...

...

'Serdengeçti' dergisinde bu imzayla çıkan yazılarından dolayı, 'Serdengeçti' soyadıyla tanınmış olan Osman Zeki Yüksel, tek parti döneminin İslâmiyet ve müslümanlar üzerindeki ağır baskılarını protesto eden aydınların önde gelenlerindendir..

'Mabetsiz Şehir' kitabında da, tek parti döneminde müslümanlar üzerinde uygulanan tahakküm, sert bir üslupla ele alınmıştır..

"Dünyanın başka yerinde var mıdır bilmem ! Türkiye'de mabetsiz bir şehir var.. Ankara'nın Yenişehir'i.." sözleriyle kitabına başlayan Serdengeçti, tüm yazılarında/ve savunmalarında olduğu gibi, Allah razı olsun kendisinden, burdaki yazılarında da sözünü esirgememiş : )

Kitapta yer alan, DTC Fakültesi'ni anlattığı 'Bir Fakültenin İç Yüzü' başlıklı yazısından dolayı, önce fakülte tarafından uzaklaştırılmış, sonra da mahkemeye verilmiştir..Eserde, mahkemedeki müdaafasına da yer veriyor..

__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08.07.10, 10:43   #2
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Bir Garplı Gözüyle Müslümanlık

Bizimkilerin lâiklik perdesi altında kökünü kazıya kazıya bitiremedikleri, söve söve tüketemedikleri İslâm dini hakkında Laura Veglieri adında bir garplı, hem de papaz, bakın ne diyor:

"Cimri, yanık, medeniyet yollarından ve insan fikrinden uzak bir memlekette, vahşî her türlü zapt ve iradeye karşı serkeş kabileler arasında saf ve hayat verici bir pınar fışkırmıştır. Bu pınar İslâmiyet'tir. Kaynak o kadar coşkun idi ki, önce bir çay, sonra bir nehir hâlini aldı, muhtelif kollara ayrılarak bütün dünyayı dolaştı. Bu hârikalı meşrup nerede tadılmış ise orada, tefrikaya düşmüş milletler birleşirler, ihtilâflar sükûnet bulur. İntikam hakkının hüküm sürdüğü aynı menşeden gelen kabileleri müttehit tutan, kan rabıtasından başka hiçbir içtimaî bağın tanınmadığı yerlerde, yeni bir his, aynı ahlâk ve aynı din mefkûresiyle birleşmiş olan insanlar arasında kardeşlik hissi hâkim olur. Bu ilâhî pınar, önünde durulmaz bir sel hâlini alınca eski medeniyetlerin mağrur devletleri üzerine de görülmemiş bir kuvvetle atılmış ve hatta bu beldeler ahalisi hâdisenin büyüklüğü hakkında bir fikir edinmeden, memleketleri teshir ederek, setleri yıkarak, kopardığı gürültü ile uyuşmuş ruhları sarsarak, muhtelif ırklardan tek bir millet yaratarak, o devletleri sarsmış, altüst etmiştir.

Böyle bir hâdise, tarihte asla görülmemiştir. İslâmiyetin, fütuhatında gösterdiği sür'at, ancak bazı heyecanlı kimselerin akidesi olduktan sonra, milyonlarca insanın dini hâline gelmesi şayan-ı hayrettir.

Medeniyetçe, servetçe, tecrübe ve askerî hazırlık bakımından pek üstün olan milletleri mağlûp etmeye ve bu ülkelerde yaşayan insanların ruhlarında sağlam kökler salmaya, müessisinin Ölümünden on üç asır sonra, diğer dinlerin hiçbirinde görülmeyen kuvvetli bir haysiyet muhafaza etmeye, ilk iman edenlerden ırk ve kültür itibarıyla farklı olan yeni müntesiplerinde herhangi bir fedakârlığa müstenit bir sıcaklık bulmayan, o haşin askerleriyle ne gibi gizli kuvvetler, ruhî saikler sayesinde muvaffak olabilmiştir?

İşte beşer fikrini hayrette bırakan bu muammadır.

Peygamber'den sonra İslâm devletini idare eden ve onun maksadını güden halifeler, Peygamber'in çizdiği yolda sebat ederek İslâm bayrağını bir yandan Asya ortalarına, diğer yandan Atlantik kıyılarına kadar götürmüşlerdir.
Ordular gittikçe sıklaşıyor, kafileler büyüyor, muharebeler birbirini kovalıyor, baş döndürücü muvaffakiyetler, galiplerin ayaklarına sanki kanat takıyor. Ebubekir, Ömer, Osman'ın hilâfetleri hayretler verici muvaffakıyetleriyle velveleleriyle çınlıyor ve bunları daha az mühim olmayan bir teşkilât ve takviye eseri takip ediyor. İki medeniyetin ve iki dinin yıkılıp mahvolmasından sonra mağlûp milletlerin damarlarında yeni ve kuvvetli bir hayat seyyalesi koşuyor; sade, kolay, hem fikre, hem kalbe hitap eden yeni bir din yayılıyor. Ahlâkî prensipleriyle o devirde câri hükümet usullerine çok üstün yeni bir hükümet tarzı tatbik mevkiine giriyor. Gayet zengin kimselerin kasalarında saklı duran paralar, fukaraların ellerine geçerek, tekrar tedavüle başlıyor. Sağlam, demokratik telakkilere göre sevk ve idare olunan bir hükümet içinde, kültürlü, tecrübeli ve zeki birtakım adamlar kıymet ve itibar kazanıyor, devletin en yüksek mevkilerine çıkıyor.

Böylece Asya'da asırlardan beri misli görülmemiş bir saadet ve servet devresi başlıyor. Mağlûpların hakları, balları ve hayatları tıpkı Müslümanların mazhar oldukları himaye şeklinde himaye ve muhafaza olunuyor."

Yine aynı papaz diyor ki:

"İslâm dininin düşmanları Hazreti Muhammedi birkaç kere evlenmesi hâdisesinde peygamberlikle pek az telifi kabil bir seciye zayıflığı bularak, şehvetine düşkün bir kimse gibi göstermektedirler. Onlar cinsiyetin tabiî olarak, çok kuvvetli olduğu yaşlarda Arap muhiti gibi evlenmenin kolay olduğu kadar gevşek bulunduğu, taaddüdü zevcatın bir kaide teşkil ettiği ve talâkın fevkalâde kolay olduğu bir muhitte yaşamasına rağmen, kendisinden büyük dul bir kadınla evlenip tam yirmi beş yıl, gençliğinin en hararetli devrelerinde 25 yaşından 50 yaşına kadar yalnız Hatice ile iktifa ettiği hakikatini görmemezlikten geliyorlar. Peygamber bundan sonra siyasî ve içtimaî sebeplerle birçok evlenmeler akdetti. Çünkü Hazreti Muhammed o vasıta ile mutekit birtakım kadınlara şeref bahşetmek ve kabilelerle hısımlık münasebetleri tesis eylemek istiyordu. O bazen hiç de güzel olmayan kadınlarla da evlenmişti.

İnsanlar arasında ırk ve renk farkı gözetmeyen, şehirlisini, köylüsünü, idare edenle idare edileni bir tutan, bunu sade nazarî olarak değil, bilfiil ispat eden yine bu İslâm dinidir.

İslâm dininin bu müsavatını, demokratik esaslarını şu hâdise ne güzel anlatır:
Bir gün Sasani hükümdarlarından "Giobala" adındaki zat Müslüman olduktan sonra büyük bir debdebe ile Mekke'ye gelir. Kabe'yi tavaf ederken omuzlarındaki ehramı istemeyerek çeken bir bedevinin burnuna bir yumruk indirir. Halife Ömer'in bedeviye, "Sen de bir yumruk indireceksin" emrini işitince sabık imparator bunu kibrine yediremez ve maiyeti bulunan beş yüz atlı ile firar ederek Bizans'a iltica eyler.

Sırası gelmişken biz de burada şu hâdiseyi zikredelim:

Peygamberimiz buyuruyor ki: "Geçmiş milletlerin inkırazına sebep, büyüklerinin işledikleri suçlardan dolayı tecziye edilmemeleri, cezaların yalnız küçükler hakkında tatbik edilmesidir. Sizin böyle bir hâle düşmenizden korkarım." (Tam şimdiki hâl).

"İslâmiyet hem din, hem kanundur. İnsanlara Allah'ı haber verdikten sonra şahsî hürriyet için birtakım sınırlar çizmiş ve ifası bir kudrete vabeste bazı hak ve vazifeler koymuştur. Fakat İslâmlar indinde halife dinî bir şeftir, diktatör değildir. Lâhutî hiç değil... Hak yolunu takip ettikçe kendisine itaat olunur, hak ve adalet yolundan ayrılırsa halk onu vazifeye davet eder, ona ihtarda bulunur, bu takdirde halkın sözüne kıymet vermezse yerine başka bir halife getirmek hakkını haizdirler."

Meşhur bir hadîste deniliyor ki:

"İnsan, halika karşı yapılan bir isyan fiiline itaate mecbur değildir." Binaenaleyh halife her noktainazardan, bir medenî hakemdir. Yoksa kuvvetini Allah'tan alan ve tâbilerinin sâlik oldukları dinin mukaddes bir neticesi olarak, kendisine itaat olunmak hakkını haiz bulunan bir ruhanî reis değildir. İslâmiyette yalnız bir kuvvet vardır. O da, Allah tarafından Müslümanlara en zengininden en fakirine kadar hepsine, kardeşlerini iyiliğe teşvik etmek ve kötülükten çekinmek hususunda ihsan edilen kuvvettir. Kadı, müftü, hatta şeyhülislâm ancak ilmî bir kudrete sahiptir.

"Hiçbiri dindaşlarının imanına tahakküm edemez, aforoz edemez."

Bu insaflı papaz, Müslümanların fenne hizmetleri hakkında da şunları söylüyor:

"Ortaçağın karanlıkları içinde boğulmuş olan Avrupa için, medreseleri ve darülfünunları birer sahil feneri vazifesini gören bu din, nasıl olur da ilmin terakkisine engel olur?! İslâm feylesoflarının fikir ve sânihası garp hâkimleri için bir nûr gibi yükseldiği zamanlarda Harune'r-Re-Şit her caminin yanında muhtelif ilimleri tedris için bir medrese yapılmasını emrettiği devirde binlerce ve binlerce cilt kitapları muhtevi kütüphaneleri bütün İslâm âleminde mütetebbi adamların hepsine açık bulunduran bir dine nasıl olur da gerilik isnat olunabilir? Bacon (Beykın okunur) tecrübenin lüzumunu ilân etmeden evvel Müslümanlar tecrübî usulü tatbik etmemişler miydi? Kimyanın Ve astronominin terakkisi, Yunan ilminin intişarı, tıp ilimin devamı ve bazı fizik kanunlarının keşfi... Bunları Müslümanlara medyun değil miyiz?"

Yazan: Lauro Veccio Veglieri Fransızca'dan çeviren: A.K.
__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 08.07.10, 10:47   #3
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Özlediğimiz Âlem

Bir âlem özlüyorum; Asrı saadet gibi ebedi faziletlerin, kavi İmanların, temiz vicdanların hüküm sürdüğü bir alem !.. Bu alemin sakinleri, kelimenin tam hakkı ve hakiki manasıyla insan olsun! İçleri huzur, dışları nur ile dolsun!.. Geceden başka karanlık, gök gürlemesinden başka gürültü görmesinler, duymasınlar...

Bir âlem özlüyorum ki; Orada kadınlar dıştan kızarmasın, boyanmasınlar. Yüzlerine bakınca kızlık ve gerçek kadınlığın kendine has o güzel edepli utancıyla içten kızarsınlar. Kadın sokakta yırtık yırtık dolaşmasın, erkeklerle dalaşmasın. Özlediğim âlemde kadın, sözde inkılâpçıların, sokakta kafeslemek için kafes arkasından kurtardıkları kadın, hayvani ihtirasların dindirildiği bir zevk aleti haline getirilmesin. Dairelerde kadın, zani bakışların, şehevi akışların istilasına uğramasın. Kadın evinin dairesinden çıkmasın. Yuvasının ışığı, evinin aşığı olsun. "CENNET ANALARIN AYAKLARI ALTINDADIR .'' Sözünün sırrına erişsin; ana olsun!...

Bir âlem özlüyorum ki;
Orada erkekler evinden başka hane bilmesin. Aileyi bir gaile, çocuklarını çekilmez bir dert gibi görmesin., bu hale getirmesin. ‚''EVLAT KOKUSU, CENNET KOKUSUDUR.'' Hadisi ile duygulansın. İçi cennet, dışı cennet olsun; cinnet olmasın. Erkek kendi karısından başka kadın, kadın kendi kocasından başka erkek tanımasın, sevmesin. Ailenin reisi olan erkek; ayarlı, kararlı, kavi, metin, vakarlı ve çalışkan olsun. Yuvanın kurucusu kadın; temiz, cefakâr, vefakâr, sabırlı, saygılı, sevimli olsun.

Bir âlem özlüyorum ki; Orda gençler, orda delikanlılar deli denizler gibi dalgalanıp coşanlar, Mukaddes bir davanın ardında, peşinde koşanlar olsunlar. Âlemlerin Rabbine inansınlar. Küçük dalgaları, dalga geçmeyi, kaldırım sevdasını bıraksınlar. İman cephelerinin sesi susturulmuş, gençlik korkunç bir boşluğa atılmış!.. Kimi kahvelerde zamanı öldürüyor, kimi hayatı rakı şişesinde görüyor, meyhanelerde varlığını kadeh kadeh içip, kendinden geçip, tükeniyor. Kimi sinema ve Tiyatroya düşkün!.. Kiminin aklı ayakta, ayak takımında yer almış. Heyecanı, kanaati bir topun arkasında yuvarlanıyor, bir ağa takılıyor... Böyle gençlik yok benim özlediğim alemde!.. Bet beniz sararmış, gözlerinin altı morarmış, sarsak, çarpık, titrek, başlamadan bitmiş, bitmeden tükenmiş gençler... Ağızları rakı, ayakları ter, donları pislik kokan gençler... Böyle gençler yok bizim alemimizde!..

Öyle bir âlem özlüyorum ki;
Bu âlemde analar –KOCAKARI- babalar, MORUK, çocuklar, ZAMANE, olmasınlar. Nesiller birbirini tanısın, anlasın, sevsin ve saysınlar... Memurlar, amirler asliyetlerini maaşı aslilerine göre ayarlamasınlar. Hiç kimse aslını saklamasın. Bir santim yükselmek için bir metre eğilen başlar, baş olmaktan çıksın. Baş, yerini ayağa terk etmesin. Söz ayağa düşmesin. Dalkavukluğa, riyaya, putlaştırmaya giden bütün yollar kapansın. İsdimlerden, resimlerden, şekillerden el hazer (sakın,sakınınız)... Özlediğim alem, işte böyle bir alem!..

Öyle bir âlem istiyorum ki; Orada adalet, orada demokrasi, Hazreti Ömer’de tecelli ettiği gibi etsin. Kanunlar az fakat öz olsun. Yabacı memleketlerden roman terceme edilir gibi edilmesin. Yabancı ve yalancı yollardan gidilmesin. Halkın dininden, Halkın vicdanından, Halkın içinden çıksın. Kanunlar hak nizamına uygun olsun. Mahkemelerden ‚''Bu gün git yarın gel'' levhası kalksın!..

Öyle bir âlem özlüyorum ki;
Orada serveti hiç kimse, hiç bir vesile ile şerre alet etmesin, edemesin. Paraya ve paralıya tanınan sonsuz imtiyaz kaldırılsın. Herkes alnının terini, elinin emeğini yesin. Sefaat ve sefalet yan yana yürümesin. Kimse mala mülke ebedi imiş gibi sarılmasın. Onun Allahın bir nimeti olduğunu bilsin, emaneti bu yolda sarf etsin...

Öyle bir âlem özlüyorum ki; Orada insanlar fani olduklarını bilsinler. Yolcular gibi olsunlar. Her türlü kötü ihtirasını bıraksınlar.'' Mal sahibi mülk sahibi/ Hani bunun ilk sahibi'' hakikatini anlasınlar. Her şeyin ilkini ve sonunu düşünsünler...

Öyle bir âlem özlüyorum ki; Orada maarif, orada mektepler, terbiye ve telkin müesseseleri olarak cemiyete insan yetiştirsinler. Diplomalı, vesikalı cahiller değil!.. Hocalar gerçek mürşit olsunlar‚'' Beşikten mezara kadar ilim, ilim senin kaybolmuş malındır, bana bir kelime öğretenin kırk yıl kölesi olurum.'' Sözlerinin kudsiyetini takdir etsinler...

Öyle bir âlem özlüyorum ki; Orada sudan, ayrandan başka bir şey içilmesin, kafa çekilmesin esrar çekilmesin, bıçak çekilmesin. Nutuk çekilmesin...

Öyle bir âlem özlüyorum ki; Orada neşriyat, Matbuat, kitap, hitap hakka, hakikate uygun olsun. Fertler değil, dertler konuşsun, yazılanlar, neşredilenler milletin alın yazısı, yürek sızısı olsun! Ağızlar ceplere bağlı olmasın. Cepler açılınca açılmasın! * HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR.* Hadisinin yükü altında kimse kalmasın. Yazanlar, basanlar, yazanlar şeytan değil, insan olsunlar. Kâr hırsı, politika hırsıyla hareket etmesinler. Aşağılık duyguları gıcıklayıp, mideleri karıştırmasınlar. Hakka, halka dayansınlar. Baldır-bacak ticareti yapmasınlar, İkiyüzlü paraya tapmasınlar. Ruha ve kalbe hitap etsinler...

Öyle bir alem özlüyorum ki;
Orada insanlar topraktan ayrılmasınlar, küçük ,temiz, mütevazi evlerde barınsınlar. Beton ve çelik kesafetinden, Bina ve zina medeniyetinden kurtulsunlar. Yiyecekleri sade, , giyecekleri sade olsun. Teferruat, merasim ve cali (uydurma) hareketlerle insan tabiatını bozmasınlar. Her şey kendiliğinden gelsin. Her şey kendiliğinden olsun...

Öyle bir âlem özlüyorum ki; O âlemde milletler, devletler gökteki yıldızlar gibi kendi mahreklerinde seyretsinler. Çatışmasın, çarpışmasın, dövüşmesinler. Ayrı ayrı milletler, renk renk ırklar, tıpkı güneşin ziyaları gibi, bir mihver, bir aşk, bir hakikat etrafında, Halikın (yaratanın) etrafında kendilerinden geçercesine dönsünler...(Newton çarkı gibi) Renkler, ırklar, milletler kaynaşsın. Devletler anlaşsınlar. Bir Allah, bir âlem ve bütün insanlar... Büyük ahenk, büyük din, büyük nizam!..

ÖZLEDİGİM ÂLEM BUDUR...
__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
mâbetsiz, Şehir

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Acz'i Libâs_ı Şehir... Muhammed GENEL EDEBİYAT 2 10.06.09 19:12
Şehir ve Medeniyet Alemdâr-ı İslâm Abdülkadir Özkan 0 05.06.09 10:09
şehir resimleri Cihad Yıldızı RESİMLER 1 27.05.09 00:52
Ey Şehir! Muhammed GENEL EDEBİYAT 3 14.05.09 14:54
Rüya Şehir el-Kevserî SİZDEN GELENLER 0 27.11.08 22:07

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:06 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.