| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 219 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI » Ebubekir Sifil »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10.05.10, 19:03   #1
Adige Abzakh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,630
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Adige Abzakh is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Thumbs up ‘Apolejetik’

‘Apolejetik’-1


Mucize" ile "mitoloji" arasında nasıl bir ilişki olabilir? Müslüman bilincinde muciz/e, hasmı aciz bırakan, karşı konulması mümkün olmayan ve reddedilemeyen hakikattir. "İsbat-ı Nübüvvet" (peygamberliğin hak ve hakikat olduğunun isbatı) bahsinin üzerine oturduğu en önemli alan burasıdır. Bunun için Mustafa Sabri Efendi merhum, "asrın Kelam kitabı" olarak nitelendirilen Mevkıfu'l-Akl'da "mucize" meselesi üzerinde hayli geniş bir şekilde durmuş ve mucizenin inkârının nübüvvet kurumunu inkâr anlamına geleceği gerçeğinin altını kalın çizgilerle çizmiştir. O biliyordu ki, mucizeyi inkâr tavrında ısrar eden Ferid Vecdi, Hüseyin Heykel gibi isimlerin söylemleri, Efendimiz (s.a.v)'in Müslümanlığımızda tuttuğu yerin azaltılmasına, bu da adı var kendisi yok bir Müslümanlık tarzına müncer olacaktır!..
Tabiatında "tabiat üstülük" bulunması dolayısıyla mitolojinin mucize ile kesiştiği bir alan vardır elbette. Ancak biri "masal", diğeri "hakikat" olmak haysiyetiyle bu ikili arasında yer ile gökler arasındakinden daha büyük bir boşluk vardır. Mitolojinin ontolojik bir hakikati elbette yoktur. Prometeus'un, ateşi, insanlardan bencilce esirgeyen tanrılardan çalması bir mitolojidir. Zira gerek buradaki "insan"ın, gerekse "tanrı/lar"ın gerçekle uzaktan yakından bağlantısı kurulamaz. Mitolojiye gerçeklik değeri atfetmek hakikate yapılabilecek en büyük hakarettir!
Buna mukabil, Kur'an'da haber verilen mucizevî peygamber kıssaları ve bu cümleden olarak Son Nebi (s.a.v) elinde zuhur eden mucizelerse mahza hakikattir. O peygamberler ne kadar hakikat ise onlar eliyle zuhur eden mucizeler de o kadar hakikattir! Hristiyanlığın oluşturduğu alaca karanlık ortamda hakikat ile hurafeyi birbirine karıştıran bazı zihinlerin "İsa diye tarihsel bir şahsiyet hiç var olmamıştır" demesinden güç ve "meşruiyet" alarak günümüzde aklını peynir-ekmekle yemiş bazı kimselerin Efendimiz (s.a.v)'in tarihsel şahsiyetini inkâra kadar varan cinnetini bir kenara bırakarak konuşursak, peygamberler ne kadar hakikat ise, mucize de o kadar hakikattir. Mitolojiyi mucizeye eşitlerseniz, dini, ilkel algılara hitap seviyesine indirgemiş olursunuz. İşte bu, tam da modern aklın çalışma ilkelerine uygun bir hareket tarzı olur.
"Vakıf" nedir?

Toplumun zengin kesiminin, "biraz daha aç kalırlarsa servetimize musallat olurlar" düşüncesiyle fakir kesimin gözünü kan bürümesine engel olma mekanizması mı?
Böyle bakarsak vakfın ruhuna ihanet etmiş, onu tam tersi bir anlama bürüyerek zenginler lehine işleyen bir kuruma dönüştürmüş oluruz. Zira bu bakış açısına göre zenginler mallarını "Allah yolunda infak" etmiş olmuyor; toplumda bizzat kendilerinin bozduğu dengeyi, yine kendi menfaatlerini muhafaza adına düzeltme yolunda küçük adımlar atmış oluyorlar.
Oysa vakıf müessesesine hayat veren tek hakikat, "Allah yolunda infak"ın rıza-yı ilahîye götüren bir emr-i ilahî olduğudur. Yani Müslüman zengin, malını, "Allah rızası"nı tahsil için ve hiçbir menfaat gözetmeden ümmetin emrine amade kılar. İnanır ki mal bir emanettir ve onun gerçek sahibi, nerede ve nasıl kullanılmasını murad etmişse, orada öyle kullanılmazsa emahete ihanet edilmiş olur!
Vakıf, geri dönüşü olmayan bir uygulamadır. Vakıflar satılamaz, hibe edilemez, amaçları dışında kullanılamaz. Bu, bizzat vakfeden (vâkıf) için dahi böyledir. Dolayısıyla onun herhangi toplumsal dengeyi sağlayan herhangi bir sosyal kuruma indirgenmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
"Apolojetik" mi?
Pazartesiye inşaallah...
__________________

HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA !

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez...

Konu Adige Abzakh tarafından (10.05.10 Saat 19:06 ) değiştirilmiştir..
View Adige Abzakh'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 10.05.10, 19:05   #2
Adige Abzakh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,630
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Adige Abzakh is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Thumbs up ‘Apolojetik’ 2


‘Apolojetik’ 2
Albert Einstein şöyle der: "İnsan hakları içinde, pek sözü edilmese bile, büyük önem kazanması kaçınılmaz olan bir hak daha var: Bireyin yanlış ya da zararlı saydığı eylemlere katılmama hakkı ve ödevi. Bunun en önemli örneği de askerlik hizmetine katılmayı reddetmektir. Öyle durumlar biliyorum ki, bu yüzden ahlâk anlayışı sağlam bir takım bireylerin devlet makamları ile aralarında anlaşmazlıklar çıkmıştır..."
Kavramların zihniyet oluşturduğunu, zihniyetin de inançla kopmaz bir ilişkisinin bulunduğunu akılda tutarak yukarıdaki pasaj üzerinde bir miktar duralım. Dış dünyayla iletişim kurarken bize sağladığı pratiklik, kavramların dilimize / dünyamıza girmesini sağlayan kapıyı oluşturuyor. "İnsan hakları", bu açık kapıdan girerek dilimize/dünyamıza yerleşen en önemli kavramlardan biri. "En üstün insan hakları İslam'dadır..." diye başlayıp Kur'an'dan ayetlerle, Efendimiz (s.a.v)'den hadislerle ve bilhassa Veda Hutbesi'yle tahkim edilmeye çalışılan tehlikeli söylem, sadece anakronik yapısı dolayısıyla aykırı durmuyor. Ayrıca ve daha önemli olarak İslam'ı yabancı inanç, düşünce ve kanaatlerin oluşturduğu zeminde açıklama arızasına vücut verdiği için hafife alınamayacak bir kırılmayı ifade ediyor. Buna göre evrensel, genel geçer ve sorgulanamaz olan "insan hakları" kavramıdır. İslam da onu içerdiği için kale alınmayı hak etmektedir!!
İslam'la ilişkisini "insan hakları" kavramı esasında kurgulayan birey, yeri geldiğinde en temel mükellefiyetlerinden kaçınmakta bir mahzur görmeyecek, bu alanda kendisine yönelecek "emr-i ma'ruf/nehy-i münker" amaçlı her tavrı "insan hakları ihlali" olarak değerlendirecektir. Bunun, temel bireysel mükellefiyetlerden, yurt savunması, cihad... gibi toplumsal mükellefiyetlere kadar uzanan geniş bir alanda yol açacağı travmalar üzerinde iyi düşünmek durumundayız.
Kavramların önemini vurgulama amaçlı bir yazıda Hristiyan dünyaya ait bir kavramın bahse konu edilmesinde bir çelişki bulunduğunu düşünenler çıkabileceği ihtimaline binaen bu kavramı (Apolojetik) niçin başlığa çıkarmaya değer bulduğumu da belirteyim:
Savunmacı, özür dileyici ve meşruiyetini ispat güdüsüyle hareket eden zihin durumu, Hristiyanlığın savunulması bağlamında kullanılan "apoloji" kelimesinin çağrışım alanıyla ilgi çekici biçimde örtüşüyor. Sözlük anlamı "savunma" olan apoloji, kavram olarak belli bir saldırı karşısında Hristiyanlığı savunma tavrını anlatıyor. Aynı kökten gelen "Apolojetik" ise, Hristiyanlığa muhtemel saldırı noktalarını tesbit ederek oraları tahkim etmeyi hedefleyen bilim dalını ifade ediyor. Kimi zaman da "apolojetik" kelimesi "savunma amaçlı (söz/yazı)" anlamında sıfat olarak da kullanılıyor.
İslam'ı yanlış bir zeminde ve yanlış bir şekilde savunma karakteriyle öne çıkan, İslam'ın değerini modernite kaynaklı kavramların etki gücüne sığınarak ifade etmeye çalışma yanlışı, pek çok türüyle apolojetik/savunmacı tutumların Hristiyanlığa sağladığından daha fazlasını sağlayacak değildir. Tam aksine, bu tavrın varacağı nihai nokta şu olacaktır: Herhangi bir şey, bu arada İslam, çağdaş kavram ve değer yargılarıyla uyumu ölçüsünde kıymet ifade eder. Apolojilerin bilhassa günümüzde Hristiyanlığa sözünü etmeye değer bir fayda sağladığını söylemek çok kolay değil. Batı'da cemaatsizlikten her gün bir yenisi kapanan kiliseler bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Apolojetik tavrın Müslümanlarda yol açtığı zihin erozyonu dışında İslam'a ne kazandırdığı sorusu üzerinde ciddiyetle düşünmek durumundayız.
Papa XVI. Benedikt, bundan birkaç yıl önce yaptığı bir konuşmada Hristiyanlıkla akıl arasında güçlü bir bağ olduğunu, İslam'da ise tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ bulunmadığını söylemişti hatırlarsanız. İslam dünyasında bu sözler hemen hemen aynı tepki tarzıyla karşılandı: "Asıl Hristiyanlık akılla bağdaşmaz. Baba-Oğul-Ruhul Kudüs" üçlemesinin akılla izah edilecek yanı yoktur..."
Oysa bu bir tuzaktı. İslam'ın rasyonel akılla bağdaşmazlık arz eden yanı bulunmadığını ispatlamak için sarf edilen çabaların, doğrudan doğruya "irrasyonel" başlığı altına giren hususların İslam'la ilişkisinin kesilmesi neticesini doğurması kaçınılmazdır. Geldiğimiz noktada muhtelif ağızların İslam'ın, kaynaklarıyla ve hükümleriyle evrensel olmadığı tezini koro halinde dillendiriyor oluşu başka neyin işaretidir?..
__________________

HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA !

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez...
View Adige Abzakh'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 10.05.10, 19:09   #3
fotoberk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 3276
Üyelik tarihi : 19-03-2009
Konuları : 16
Mesajlar : 158
Tecrübe Puanı: 0 fotoberk is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 28.02.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
adige-abzakh´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster

‘Apolojetik’ 2
Albert Einstein şöyle der: "İnsan hakları içinde, pek sözü edilmese bile, büyük önem kazanması kaçınılmaz olan bir hak daha var: Bireyin yanlış ya da zararlı saydığı eylemlere katılmama hakkı ve ödevi. Bunun en önemli örneği de askerlik hizmetine katılmayı reddetmektir. Öyle durumlar biliyorum ki, bu yüzden ahlâk anlayışı sağlam bir takım bireylerin devlet makamları ile aralarında anlaşmazlıklar çıkmıştır..."
Kavramların zihniyet oluşturduğunu, zihniyetin de inançla kopmaz bir ilişkisinin bulunduğunu akılda tutarak yukarıdaki pasaj üzerinde bir miktar duralım. Dış dünyayla iletişim kurarken bize sağladığı pratiklik, kavramların dilimize / dünyamıza girmesini sağlayan kapıyı oluşturuyor. "İnsan hakları", bu açık kapıdan girerek dilimize/dünyamıza yerleşen en önemli kavramlardan biri. "En üstün insan hakları İslam'dadır..." diye başlayıp Kur'an'dan ayetlerle, Efendimiz (s.a.v)'den hadislerle ve bilhassa Veda Hutbesi'yle tahkim edilmeye çalışılan tehlikeli söylem, sadece anakronik yapısı dolayısıyla aykırı durmuyor. Ayrıca ve daha önemli olarak İslam'ı yabancı inanç, düşünce ve kanaatlerin oluşturduğu zeminde açıklama arızasına vücut verdiği için hafife alınamayacak bir kırılmayı ifade ediyor. Buna göre evrensel, genel geçer ve sorgulanamaz olan "insan hakları" kavramıdır. İslam da onu içerdiği için kale alınmayı hak etmektedir!!
İslam'la ilişkisini "insan hakları" kavramı esasında kurgulayan birey, yeri geldiğinde en temel mükellefiyetlerinden kaçınmakta bir mahzur görmeyecek, bu alanda kendisine yönelecek "emr-i ma'ruf/nehy-i münker" amaçlı her tavrı "insan hakları ihlali" olarak değerlendirecektir. Bunun, temel bireysel mükellefiyetlerden, yurt savunması, cihad... gibi toplumsal mükellefiyetlere kadar uzanan geniş bir alanda yol açacağı travmalar üzerinde iyi düşünmek durumundayız.
Kavramların önemini vurgulama amaçlı bir yazıda Hristiyan dünyaya ait bir kavramın bahse konu edilmesinde bir çelişki bulunduğunu düşünenler çıkabileceği ihtimaline binaen bu kavramı (Apolojetik) niçin başlığa çıkarmaya değer bulduğumu da belirteyim:
Savunmacı, özür dileyici ve meşruiyetini ispat güdüsüyle hareket eden zihin durumu, Hristiyanlığın savunulması bağlamında kullanılan "apoloji" kelimesinin çağrışım alanıyla ilgi çekici biçimde örtüşüyor. Sözlük anlamı "savunma" olan apoloji, kavram olarak belli bir saldırı karşısında Hristiyanlığı savunma tavrını anlatıyor. Aynı kökten gelen "Apolojetik" ise, Hristiyanlığa muhtemel saldırı noktalarını tesbit ederek oraları tahkim etmeyi hedefleyen bilim dalını ifade ediyor. Kimi zaman da "apolojetik" kelimesi "savunma amaçlı (söz/yazı)" anlamında sıfat olarak da kullanılıyor.
İslam'ı yanlış bir zeminde ve yanlış bir şekilde savunma karakteriyle öne çıkan, İslam'ın değerini modernite kaynaklı kavramların etki gücüne sığınarak ifade etmeye çalışma yanlışı, pek çok türüyle apolojetik/savunmacı tutumların Hristiyanlığa sağladığından daha fazlasını sağlayacak değildir. Tam aksine, bu tavrın varacağı nihai nokta şu olacaktır: Herhangi bir şey, bu arada İslam, çağdaş kavram ve değer yargılarıyla uyumu ölçüsünde kıymet ifade eder. Apolojilerin bilhassa günümüzde Hristiyanlığa sözünü etmeye değer bir fayda sağladığını söylemek çok kolay değil. Batı'da cemaatsizlikten her gün bir yenisi kapanan kiliseler bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Apolojetik tavrın Müslümanlarda yol açtığı zihin erozyonu dışında İslam'a ne kazandırdığı sorusu üzerinde ciddiyetle düşünmek durumundayız.
Papa XVI. Benedikt, bundan birkaç yıl önce yaptığı bir konuşmada Hristiyanlıkla akıl arasında güçlü bir bağ olduğunu, İslam'da ise tanrı ile akıl arasında ayrılmaz bir bağ bulunmadığını söylemişti hatırlarsanız. İslam dünyasında bu sözler hemen hemen aynı tepki tarzıyla karşılandı: "Asıl Hristiyanlık akılla bağdaşmaz. Baba-Oğul-Ruhul Kudüs" üçlemesinin akılla izah edilecek yanı yoktur..."
Oysa bu bir tuzaktı. İslam'ın rasyonel akılla bağdaşmazlık arz eden yanı bulunmadığını ispatlamak için sarf edilen çabaların, doğrudan doğruya "irrasyonel" başlığı altına giren hususların İslam'la ilişkisinin kesilmesi neticesini doğurması kaçınılmazdır. Geldiğimiz noktada muhtelif ağızların İslam'ın, kaynaklarıyla ve hükümleriyle evrensel olmadığı tezini koro halinde dillendiriyor oluşu başka neyin işaretidir?..
View fotoberk'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
‘apolejetik’

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
‘Aynam paslı’ diyeceğine, ‘Gözüm hasta’ de!… Sükut-u Leyl Bize 5 dakikanızı ayırırmısınız? 0 10.05.10 12:12
SP, Mahmutpaşa’da nabız tuttu ‘Numan Kardeş’ Erdoğan’ı uyardı Cihad Yıldızı MGFORUM ARŞİV 0 04.03.10 10:31
Çocuğunuza ‘Evet’ veya ‘Hayır’ Demeden Önce İyi Düşünün! Alemdâr-ı İslâm ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ 0 12.02.10 20:42
‘İslamî Devlet’ Anlayışını ‘İran’ Uygulamasıyla Tartışmak.. Vukuf-i Kalbi YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI 6 26.06.09 10:51
Cansuyu’ndan ‘Yetim’ ve ‘Kardeş Aile’ Projesi Zirve58 Cansuyu - İHH 0 07.03.09 08:58

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:11 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.