|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 228 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 6735
Üyelik tarihi : 02-02-2010
Mesleği : eğitimci
Nereden : sarıyer anadolu gençlik
Konuları : 727
Mesajlar : 5,140
Teşekkürleri: 2,607
2,696 mesajına 5,299 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Karaman Hocanin "Var"lari ve "Yok"lari-1 esifil@yahoo.com "Modern dönemde Müslümanların karşı karşıya bulunduğu "en sinsi" problem nedir?" sorusuna değişik cevaplar verilebilir. Kanaat-i acizeme göre bu sorunun en doğru cevabı, "İslam hakkında konuşurken, hâkim/modern/gayri fıtrî değer yargılarının, değerlendirme tarzlarının ve kavramların esas alınması" olmalı. Zira bu durumda İslam, "önceden verilmiş kararlar" ve "tartışma dışı ilan edilen doğrular ve yanlışlar" üzerinden değerlendirmeye alınıyor kaçınılmaz olarak. Bu meselenin ne kadar önemli olduğunu bu köşede değişik vesilelerle ve sık denebilecek aralıklarla vurgulamaya çalışıyoruz. Yazık ki gelişmeler haklılığımızı teyit edip duruyor. Bu bahsi gündem etmemin sebebi Prof. Dr. Hayrettin Karaman hocanın Yeni Şafak'taki son yazıları. "İslam'da Ne Var Ne Yok" sorusunu başlığa çekerek başladığı seri yazıda şimdiye kadar Hoca, kadının dövülmesi ve kızların sünnet ettirilmesi meseleleri üzerinde durdu. Son yazısı recm hakkındaydı. Anlaşıldığı kadarıyla "eleme" işlemine kadının mirastan aldığı pay, el kesme, kölelik… gibi "netameli" mevzularla (kendisi 9 konu olacağını söylüyor) devam edecek hoca.[1] "Eleme işlemi" demeyi tercih ettiğim tavrı benimsemesinin gerekçesini Hoca, ilk yazısında şöyle bir örnek üzerinden açıklıyor: "Geçen günlerde İngiltere'de, çeşitli etnik gruplara mensup kadın ve erkek Müslümanlar ile laik veya kilise mensubu bazı şahısların katıldıkları bir tartışmayı tv.den izledim. İslam'da şiddet konusu tartışılıyordu; Müslümanlar "şiddet yok", Hristiyan din adamları ile laikler ise "şiddet var" diyorlardı. Konu recim meselesine geldi, karşı taraf ısrarla "İslam'da recim var mı, yok mu" diye soruyor, bir kelime ile net cevap istiyorlardı, Müslüman taraf ise sözü dolaştırıyor, konuyu geçiştirmeye çalışıyorlardı, sonunda hoca durumunda olan birisi "İslam'ın uygulandığı bir ülkede recim vardır" dedi, karşı taraf da amacına ulaşmış olmanın rahatlığını yaşadılar." Yüzeysel bakıldığında hocanın yaklaşımı, "İslam hakkındaki yanlış düşünce ve imajların ortadan kaldırılması"na yönelik olduğu için son derece isabetli ve hatta "gerekli"dir. İslam'da "recm" diye bir uygulamanın olmadığını söylediğinizde, gayrimüslimlerde İslam hakkında yerleşmiş bulunan bir yanlış kanaati bertaraf etmiş olacaksınız. Bundan "kazanan" taraf şüphesiz Müslümanlar olacak. Mesele bu kadar basit mi gerçekten? Gayrimüslimlerin hoşuna gitmeyen, hatta onları "rahatsız eden" her hükmün üstünü çizdiğinizde bunun sizi, sizin müslümanlığınızı nereye götüreceği konusunda gerçekten "ciddi" bir değerlendirme yaptınız mı? Hoca kendince bu noktaya da bir sınır getiriyor: "Üzerinde ittifak edilmiş inanç, ibadet ve hayat kuralları "İslam'da vardır", bunlar için bir mümin "Bu İslam'da yok" diyemez. Müctehidler, müfessirler, kelamcılar, sûfîler (ehliyet sahibi İslam âlimleri) bir konuda farklı görüş, yorum, ictihad ileri sürmüş olurlarsa "göreceli olarak; yani filan âlime, mezhebe, yoruma göre İslam'da var, filana göre yok veya farklı" denir. Muteber İslam âlimleri ittifakla bir hüküm, kural veya uygulamanın İslam'a aykırı olduğunu, İslam'da böyle bir şeyin olmadığını açıklamış olurlarsa "bu da İslam'da yoktur" kısmına girer. İslam âlimlerinin hüküm ve kararları, beşer üstü bir bilgi kaynağına değil, çalışan herkesin elde edebileceği "İslam ilmine" dayanır. İslam ilminin kaynağı vahiy ve -duyu organlarının verileri de dâhil olmak üzere- akıldır. İman esaslarının mümin olmak için şart; namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadetlerin -ehliyet şartlarına göre- farz olması, alkollü içki kullanmanın, zinanın, faizin, yalanın, iftiranın, haksızlığın (zulmün)... haram olması İslam'da vardır; detayları tartışılabilir, ama asılları tartışma dışıdır. "İslam'da var mı, yok mu" diye tartışılan bazı konular müminleri kuşatan bazı durum ve şartlar sebebiyle "önceleri yok iken sonra ortaya çıkabiliyor veya çıkarılabiliyor. Muteber İslam âlimleri ittifakla bir hüküm, kural veya uygulamanın İslam'a aykırı olduğunu, İslam'da böyle bir şeyin olmadığını açıklamış olurlarsa "bu da İslam'da yoktur" kısmına girer." Hoca'nın bu "usul" üzerine bina ettiği "füru"u –kaçınılmaz olarak "bir seri yazı halinde"– mercek altına almaya çalışacağım. darülhikme
__________________
Her halde maksut sensin, Her manada anlatılmak istenen sensin eller ne derse desin, sen bize en sevgilisin 04/02/2011
unutulmayacak günlerden |
|
|
| Bu mesaj için arifan yolcusu kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (17.10.10), evlad-ı fatihan (07.11.10), Fâris (16.10.10), GOD LOVE (17.10.10), suvari4060 (17.10.10) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 25
Üyelik tarihi : 08-08-2008
Konuları : 93
Mesajlar : 657
Teşekkürleri: 966
401 mesajına 784 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 29.08.11
Durumu : Status: Offline
|
Yazi dizisinin 12. sayisina geldi Ebubekir hoca. Kolay gelsin
__________________
suskun |
|
|
| Bu mesaj için Fâris kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (17.10.10), arifan yolcusu (16.10.10) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 6735
Üyelik tarihi : 02-02-2010
Mesleği : eğitimci
Nereden : sarıyer anadolu gençlik
Konuları : 727
Mesajlar : 5,140
Teşekkürleri: 2,607
2,696 mesajına 5,299 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Hayrettin Karaman Hocanın Varları Yokları II- Ebubekir Sifil Karaman hocanın, kadının dövülmesi meselesinde Atâ b. Ebî Rabâh´ın görüşünün tesbiti ve bu görüş hakkında söylenenler konusundaki tutumu iki noktada ciddi biçimde problem arz ediyor: 1. Atâ b. Ebî Rabâh´ın görüşünün, "Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta bulunmayan, yalnızca nâşize olan karısını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koyabilir" tarzında kesin bir "adem-i cevaz" olarak takdimi doğru değildir. Bir önceki yazıda da gördüğümüz gibi burada ancak "kerahatli cevaz"dan bahsedilebilir. Hanımına 100 sopa vuracağı konusunda yemin etmiş olan Hz. Eyyûb (a.s)´a hitaben, eline bir demet sap alıp onunla vurmasını ve böylece yeminini yerine getirmiş olacağını bildiren 38/Sâd, 44. ayetinin hükmünün Hz. Eyyûb (a.s)´a has olup olmadığı şeklindeki bir soruya, "Kur´an ancak kendisiyle amel edilsin ve uyulsun diye inzal edilmiştir" diyen[1] Atâ b. Ebî Rabâh´ın, bahsimizin konusunu teşkil eden ayetle amel etmenin hiçbir şekilde caiz olmadığını söylediğini düşünmek mümkün değildir. el-Mehdevî´nin nakline göre de Atâ, Hz. Eyyûb (a.s) hakkındaki bu hükmün baki olduğunu söylemiştir.[2] Evet Ebû Bekr b. el-Arabî, yukarıdaki nakillerin aksine, Atâ´nın, 38/Sâd, 44. ayetinin hükmünün Hz. Eyyûb (a.s)´a has olduğunu söylediğini nakletmiştir.[3] Ancak bu naklin konumuza tesiri yoktur. İki sebepten: A) Bu nakil ("ruviye: rivayet edildiğine göre" şeklinde) temriz sigasıyla nakledilmiştir. Bu tarzda yapılan nakiller, nakledene göre dahi tam anlamıyla itimada şayan değildir. B) Hz. Eyyûb (a.s)´a indirilen bu hükmün ona mahsus olması, Kur´an´da Ümmet-i Muhammed´e hitaben inzal buyurulmuş oylan bir hükmün tahsisini veya neshini gerektirmez. Umum-husus bahsinin kadının dövülmesi meselesine taalluku bulunduğu kabul edilse bile, en fazla İbn Âşûr´un �aşağıda üzerinde duracağım� yorumu geçerli kabul edilebilir. Dolayısıyla her iki durumda da Atâ b. Ebî Rabâh´ın adem-i cevaz görüşünü benimsediğini söylemek mümkün değildir. 2. Atâ b. Ebî Rabâh´ın görüşü konusunda Ebû Bekr b. el-Arabî´nin ve et-Tâhir b. Âşûr´un yaptığı yorumun takdimi de problemli. Ebû Bekr b. el-Arabî´nin yaklaşımını daha önce görmüştük. İbn Âşûr´a gelince, onun söylediği özetle şudur: Erkek, eşiyle arasındaki muaşereti ikame amacıyla karısını dövebilir. Haddin aşıldığı belli durumlarda ise ululemr konuya müdahil olur. Esasen hoca da bunu şöyle ifade etmiştir: "İbn Aşûr´a göre Atâ, âyet ve hadislerin farklı durumlara göre farklı hükümler getirdiği yorumunu yapmış; öğüt ve küsmenin kocaya, tecavüzün şiddetine göre sopa vurma vb. müeyyide uygulamanın ise kısmen kocaya, genel olarak da yönetim ve yargıya (ülü´l-emre) ait bulunduğu sonucuna varmıştır. Koca iyi niyetle (ıslah etmek ve aileyi korumak maksadıyla) ve sınırı aşmadan, kadına zarar vermeden �nâşize olan eşine� birkaç sopa vurursa buna izin verilecektir, sınır aşılır, bu izin kötüye kullanılırsa ülü´l-emr kocaların eşlerini sopalamasını kesin olarak yasaklayabilecektir." Esas problem şurada: Meseleyi bu şekilde ortaya koyan hoca, nasıl olmuştur da "Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu�" şeklinde bir cümle kurabilmiştir? Ve yine nasıl olmuştur da dövme hükmünün kimi durumlarda kocaya, kimi durumlarda da kamu otoritesine tanınmış bir yetki olduğunu söyleyen[4] et-Tâhir b. Âşûr´un bu yaklaşımını "tarihîlik" olarak yorumlayabilmiştir? Açıktır ki. İbn Âşûr´un bu yaklaşımı olsa olsa "umum-husus" bahsinin konusu olabilir. Bu meseleyi işlediği yerde "Bu hüküm geçmişte kalmıştır; günümüzde hiçbir yerde ve şekilde uygulanamaz" anlamına gelecek herhangi bir ifadesi bulunmadığı halde İbn Âşur´un konuyla ilgili yaklaşımını "tarihsellik"le ifade etmek hoca bakımından gerçekten izahı mümkün olmayan bir problemdir. Devam edecek. [1] el-Kurtubî, el-Câmi´, XVIII, 219. [2] el-Kurtubî, XVIII, 218. [3] Ahkâmu´l-Kur´ân, IV, 1652. [4] İbn Âşûr, konuyla ilgili görüşünü birebir bu kelimelerle ifade etmiş olmasa da, söylediklerinin sonucu budur. Yerden tasarruf amacıyla onun söylediklerini buraya birebir almadım. Kadının dövülmesi meselesine noktayı koymadan önce hemen başa dönelim ve çarpıcı bir noktayı dikkatlere sunalım: Hoca, okumakta olduğunuz bu yazı serisinin hedeflediği yazılarının ilkinde "İslam´da bu vardır, şu yoktur" demenin usulü hakkında şunları söylüyor: "Üzerinde ittifak edilmiş inanç, ibadet ve hayat kuralları "İslam´da vardır", bunlar için bir mümin "Bu İslam´da yok" diyemez. "Müctehidler, müfessirler, kelamcılar, sûfîler (ehliyet sahibi İslam alimleri) bir konuda farklı görüş, yorum, ictihad ileri sürmüş olurlarsa "göreceli olarak; yani filan alime, mezhebe, yoruma göre İslam´da var, filana göre yok veya farklı" denir. "Muteber İslam alimleri ittifakla bir hüküm, kural veya uygulamanın İslam´a aykırı olduğunu, İslam´da böyle bir şeyin olmadığını açıklamış olurlarsa "bu da İslam´da yoktur" kısmına girer." Bu satırları yazan bir İslam Hukuku hocasının, kadının dövülmesi meselesinde Selef ulemasından sadece 1 kişiye (Atâ b. Ebî Rabâh), iki farklı görüşünden birisi olarak ve dahi "senedden yoksun biçimde" izafe edilen bir görüşten, daha doğrusu o görüşün başkalarına ait yorumundan başka hiçbir dayanağa sahip olmadan "İslam´da kadın dövmek yoktur" demesi ve üstelik bunu da başlığa çekerek yapması gerçekten şayan-ı hayret ve ibret bir durumdur. Burada hemen bir noktayı tebarüz ettirelim: Mesele erkeklere eşlerini dövmenin kapısını açma, kadının dövülmesini teşvik etme ya da İslam´ın ve Müslümanların imajını zedeleme noktasına indirgenmemelidir. İlgili ayetin hükmünün bizzat Efendimiz (s.a.v) tarafından nasıl tefsir edildiğini görmüş bulunuyoruz. Mahiyeti kimi kaynaklarda en fazla diş fırçası büyüklüğünde olabilen "sivâk" (misvak), kimi kaynaklarda ise "nalinleri ayağa tutturmada kullanılan kayış" anlamındaki "şirâk" ile vurmak, iz bırakmayacak ve azalara zarar vermeyecek şekilde (gayri müberrih) vurmak şeklinde açıklanmış olan işbu "dövme"nin günümüzde genel olarak rastlandığı biçimde erkeklerin kadınlara zulmetmesi ile eşdeğer görülmesi/gösterilmesi hiçbir istismarın ve suistimalin gerekçesi olamaz. Modern zamanlarda yaşadıklarımız bize şunu öğretmiş olmalıdır artık: "Çağın anlayışına uymuyor" gibi gerekçelerle İslam ahkâmını budayarak varılabilecek bir nokta varsa, Protestanlıktan başkası değildir. Bu noktada ele alınması gereken bir diğer husus da Efendimiz (s.a.v)´in kadınların dövülmesi meselesindeki tutumudur. Efendimiz (s.a.v), bir yandan ilgili ayeti "gayri müberrih" tarzda vurma olarak tefsir ederken diğer yandan kadının dövülmesini kesin bir tarzda yasaklamış olabilir mi? Ya da tersinden söyleyelim: Kadının herhangi bir şekilde dövülmesini yasaklamış olan Efendimiz (s.a.v), ilgili ayeti "gayri müberrih tarzda dövme" olarak tefsir etmiş olabilir mi? Bu iki durum arasında bir tezat yok mudur? Karaman hoca şöyle diyor: "Peygamberimiz kadınların dövülmesini menetmekte, eşlerini dövenlere "hayırsız" demekte, bu davranışla aynı yuvayı ve yatağı paylaşmanın bağdaşmazlığına, insanî ve ahlâkî olmadığına dikkat çekmektedir (Buhârî, "Nikâh", 93). Bu âyetin geliş sebebi olarak zikredilen bir olay da, esasen Araplar´da âdet haline gelmiş bulunan kadın dövme eylemine Hz. Peygamber´in olumsuz bakışını ve bunu ortadan kaldırma iradesini yansıtmaktadır." Doğrusu şu ki, Efendimiz (s.a.v)´in "hayırsız" diye nitelendirdiği kimseler, eşlerini "gayri müberrih" sınırının ötesine geçerek dövenlerdir. "Kadın dövme" ya da genel olarak "insan dövme" dendiğinde ilk akla gelen, dövme fiilinin, karşı tarafa güç uygulayarak onu ezme, şahsiyetini rencide etmenin ötesinde azalarına zarar verecek tarzda fiili kuvvet uygulama gibi şeyler anlaşılır. Oysa ilgili ayetin tefsirinde Efendimiz (s.a.v) tarafından çizilen sınıra iyi dikkat edildiğinde esasen Kur´an´ın hükmünün, genel geçer "dövme" ile irtibatlandırılamayacağı rahatlıkla anlaşılacaktır. Dolayısıyla bu meselenin slogan haline getirilmiş "kadına karşı şiddet" vs. gibi kalıp yargılarla ilişkilendirilmesi mümkün ve doğru değildir. Bu noktadan sonra "misvakla vurulması dahi şiddet kapsamına girer" diyenlerin gül hatırı için Kur´an´ın bir hükmünü "İslam´da yok" ilan etmektense dikene katlanmayı tercih ederiz!.. haznevi.net
__________________
Her halde maksut sensin, Her manada anlatılmak istenen sensin eller ne derse desin, sen bize en sevgilisin 04/02/2011
unutulmayacak günlerden |
|
|
| Bu mesaj için arifan yolcusu kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 6735
Üyelik tarihi : 02-02-2010
Mesleği : eğitimci
Nereden : sarıyer anadolu gençlik
Konuları : 727
Mesajlar : 5,140
Teşekkürleri: 2,607
2,696 mesajına 5,299 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
KARAMAN HOCANIN "VAR"LARI VE "YOK"LARI-3 * Dr. Ebubekir Sifil Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocanın, çağımızda tartışma korusu haline getirilmiş birtakım hükümler hakkındaki tavrının büyük ölçüde mevcut modern anlayışın belirleyiciliğinde şekillendiği dikkat çekiyor. Modernizm karşıtı bir konumda bulunduğunu sıklıkla dile getiriyor olsa da, ele aldığı konulara yaklaşım biçiminde kendisini açıkça ele veren nokta, hocanın da modern çağın ağır psikolojik baskısını hissediyor oluşu. Bu söylediklerimin gerçeği yansıtmadığını düşünenlere, hocanın ilk yazıda zikrettiği, İngiltere'de çeşitli grupların katıldığı tartışma programı konusundaki değerlendirmeyi tekrar okumasını tavsiye edeceğim. O tartışmada -ki benzeri ortamlarda hemen hepimiz bir şekilde bulunmuşuzdur- anahtar kavram "şiddet"tir. Siz meselelerinizi bu kavramın belirleyiciliğinde konuşmayı kabul ettiğiniz anda başkalarının algı ve düşünme tarzını kabul etmiş oluyorsunuz. Bu da sizi getirip, bu algı ve düşünme tarzıyla çatışma teşkil eden İslamî hükümlerin gerçekten "İslamî" olup olmadığını tartışma noktasına bırakıyor. Ele aldığınız hükümleri uygularsınız ya da uygulamazsınız, yahut onları bu çağda uygulanabilir bulursunuz ya da bulmazsız, bu ayrı bir mesele. Ama onları, İslam'dan tard etmeye, "bugün uygulanamaz, öyleyse İslam'da olmamalıdır" gibi bir anlayışın dışa vurumu olarak eleme/ayıklama işlemine tabi tutmaya da hakkınız olmamalıdır. Bunu yapan Muhammed Ebu Zehra da, Yusuf el-Karadâvî de, ez-Zerkâ da olsa fark etmez. (Neticede onların da modern çağın ağır baskısı altında hüreket ettiğini tesbit etmek zor değil.) Söz konusu tartışma bağlamında hocanın söylemesi gereken şuydu: O programda Müslüman katılımcılara "İslam'da şiddet var mıdır" sorusunu soran gayrimüslimlerin tuzağına düşmemek gerekir. Öncelikle yapılması gereken şey, işbu "şiddet" kavramının kendisini tartışmaktır. Bir davranışın, hükmün, uygulamanın "kime ve neye göre şiddet" olduğuna kim karar verecektir? ABD dahil pek çok "çağdaş" ülkede halen yürürlükte olan idam cezası "şiddet" kavramının kapsama alanı içinde midir? Kur'an'ın "bizim için hayat içerdiğini" belirttiği "kısas" hükmünü, "Sahabe ya da daha sonraki nesiller için onda hayat olabilir, ama biz onda "şiddet" buluyoruz" diyerek redd mi edeceğiz? Esasen sizin "şiddet" kelimesiyle olumsuz bir anlam yüklediğiniz şeylerin, kaynağı, gerekçeleri, felsefesi ve sonuçları bakımından gerçekten negatif bir durum arz ettiğini söyleyebilir miyiz? Savaşa gönderilecekler arasında yer alabilmek için boyu uzun görünsün diye ayaklarının ucuna basarak yükselen çocuk yaştaki sahabîleri anlatırken gözlerimiz dolar da, bunun "çağdaş" anlayışta "çocuk istismarı" ya da "çocukların şiddete maruz bırakılması" denen şeye tekabül ettiği söylendiğinde duvara toslamış hissederiz. Yeri geldiğinde göreceğimiz gibi, recm uygulamasını hadislerle sabit olduğu için reddeder, ya da "ta'zir" kapsamında görürsünüz. Ama iş Kur'an nassıyla sabit "hadd-i sirkat"e geldiğinde ne yapacaksınız? "Çağdaş" anlayış hiç tereddüt etmeden bu cezanın da "insan onuruyla bağdaşmadığını", "şiddet içerdiğini" dolayısıyla "insanlık dışı" olduğunu söylemekte tereddüt etmeyecektir. Bu durumda ne yapacaksınız? "Hadd-i sirkat" hükmünün "tarihsel" olduğunu mu söyleyeceksiniz, yoksa esasen bunun da "hadd" değil, "ta'zir" olduğunu söyleyerek ondan kurtulmayı mı tercih edeceksiniz? Bu durumda "çarpılma" dediğiniz modernizmi besleyen/tahkim eden bir duruş sergilemiş olmayacak mısınız? Bu gidişin sonu nereye varacak?.. Bir sonraki yazıdan itibaren hocanın ele aldığı somut meselelere geçelim. zehirli.org
__________________
Her halde maksut sensin, Her manada anlatılmak istenen sensin eller ne derse desin, sen bize en sevgilisin 04/02/2011
unutulmayacak günlerden |
|
|
| Bu mesaj için arifan yolcusu kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 6735
Üyelik tarihi : 02-02-2010
Mesleği : eğitimci
Nereden : sarıyer anadolu gençlik
Konuları : 727
Mesajlar : 5,140
Teşekkürleri: 2,607
2,696 mesajına 5,299 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Karaman Hocanın ‘Var’ları ‘Yok’ları 4 Karaman hoca, "ayıklama" dediğim işleme "kadının dövülmesi" meselesiyle başlıyor ve konuya 4/en-Nisâ suresinin 34-35. ayetlerinin meallerini zikrederek giriyor: "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah'a itaatkârdır. Allah'ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. (Evlilik hukukuna) baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır." Evvela bu mealle ilgili bir noktaya değinelim: Ayette "saliha kadınlar"ın vasfı olarak zikredilen "itaatkârlık", mealde "Allah'a itaatkârlık" olarak tasrih edilmiş. Oysa rivayet tefsirlerinden edindiğimiz bilgi, burada geçen "kaanitât" kelimesinin Sahabe kuşağından beri ya mutlak olarak "itaat", ya da "Allah'a ve kocaya itaat" olarak tefsir edildiğini gösteriyor. Hatta İbn Abbâs (r.a) olmak üzere Katâde, Süfyân (es-Sevrî?) gibi otoriteler, bu kelimeyi "kocalarına itaat" olarak tefsir etmiştir. (İbn Ebî Hâtim, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, IV, 941; et-Taberî, Câmi'u'l-Beyân, VI, 692; İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, IV, 22.) Nitekim ayetin devamındaki, "fein eta'nekum" ifadesi, buradaki "kaanitât"tın "kocalarına ma'rufta itaat eden kadınlar"ı anlattığını göstermektedir. Denebilir ki: "Allah'a itaat, kocaya itaatten daha önceliklidir. Hatta kocaya itaatin sınırlarını da Allah'a itaat tayin eder. Dolayısıyla bu kelimeyi "Allah'a itaat" şeklinde anlamak da yanlış olmamalıdır." Bu yaklaşım ilk bakışta doğrudur; ama bu öncelik, bu ayetteki "kunût"un anlamını daraltmayı gerektirmez. Hatta ma'rufla çerçeveli sınırlar içinde kocaya itaat Allah Teala'ya itaati de mutazammın olduğundan, evlilikte kocaya itaat Allah Teala'ya itaate götüren, onu intaç eden, onun gereği olarak ortaya çıkan bir unsur olarak tebellür edecektir. Dolayısıyla bu bağlamda ayet bize, Allah'a itaatin kocaya itaatten geçtiğini ihtar etmektedir. Ayetteki bu espriyi kaçırmamak gerekir. Fahruddîn er-Râzî merhumun bu husustaki izahatı anılmaya değerdir. (Bkz. et-Tefsîru'l-Kebîr, X, 92.) Nitekim Efendimiz (s.a.v), "Kadınların en hayırlısı, (kocası olarak) yüzüne baktığın zaman seni mesrur eden, bir şey yapmasını emrettiğinde sana itaat eden ve senin yokluğunda kendisini ve senin malını muhafaza eden kadındır" buyurmuş ve bu ayeti okumuştur. (Ebû Dâvud et-Tayâlisî, el-Müsned, 306; el-Hâkim, el-Müstedrek, II, 175.) Ayetin gereği gibi anlaşılmasında bu Nebevî tefsir behemehal göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim Karaman hoca da ilerleyen satırlarda, "Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir: Sâliha ve nâşize. Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zâhirde) hem de onların bulunmadıkları yerlerde (gayb) vazifelerini hakkıyla yerine getirir; Allah'ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler" demek suretiyle buradaki "itaatkâr kadın"dan kastedilenin ne olduğunu açıkça belirtmektedir. Bu noktada sözü biraz uzun tutmamın sebebi, Kur'an'ı anlama konusunda mealle yetinme yanlışına düşenlerin neleri kırıp-dökebileceğine dikkat çekmektir. Ayet baştan aşağıya, Allah'a itaatin yolunun ma'ruf çerçevede kocaya itaatten geçtiğini ihsas ederken, bu vurguyu tersine çevirdiğimizde, ayetin "nüşûz" dediği tavrı da "Allah'a itaat" çerçevesinde tabii/normal bir tavır olarak göreceğimiz aşamalar gelecektir. Bu bağlamda Elmalılı merhumun konuyla ilgili açıklamalarının mutlaka mütalaa edilmesi gereken tesbitler olduğunu belirtelim. (Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, II, 1348 vd.) Devam edecek. Karaman Hocanın ?Var?ları ?Yok?ları (4) - Milli Gazete
__________________
Her halde maksut sensin, Her manada anlatılmak istenen sensin eller ne derse desin, sen bize en sevgilisin 04/02/2011
unutulmayacak günlerden |
|
|
| Bu mesaj için arifan yolcusu kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (17.10.10), evlad-ı fatihan (07.11.10) |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 6735
Üyelik tarihi : 02-02-2010
Mesleği : eğitimci
Nereden : sarıyer anadolu gençlik
Konuları : 727
Mesajlar : 5,140
Teşekkürleri: 2,607
2,696 mesajına 5,299 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : Bugün
Durumu :
Status: Online
|
Karaman Hocanın “Var”ları ve “Yok”ları 5 Karaman hoca sözü kadının dövülmesi meselesine getirdiği yerde şöyle diyor: "Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yapılacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır? Bu noktada Kur'ân-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa sıra hakemlere gelecektir. Ayette hukuka baş kaldıran, meşrû aile düzenini bozmaya kalkışan (nâşize) kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek şeklinde sıralanmıştır. Öğüt vermek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yönlerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur. Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir." Bu satırları okuyan birisi, normal olarak hocanın son söylediği hususa ilişkin açık nakiller yapmasını bekleyecektir. Ancak hoca, 20 Ağustos 2010 tarihli yazısını bu satırlarla bitirdikten sonra, hemen arkasından yazdığı 22 Ağustos tarihli yazıda bu meseleyi "farklı yorumlayanların, bunun caiz olmadığını ileri sürenlerin" kimler olduğunu belirtmekten ilgi çekici biçimde sarf-ı nazar ediyor! Bu ikinci yazıda, hemen yukarıda tırnak içinde alıntıladığım ifadelerine delil olarak sadece Atâ'dan bir nakil zikretmiştir ki, buna göre erkek, sözünü dinlemeyen ve itaatsizlik eden eşini dövmez, sadece ona kızar, öfkesini ortaya koyar. Ancak hocanın, bu nakilden hemen önce yine Atâ'dan, ilgili ayetteki "dövme"nin "gayri müberrih", yani iz bırakmayacak ve herhangi bir yerine zarar vermeyecek şekilde olması gerektiğini, bunun da mesela bir misvakla yapılabileceğini söylediğini naklettiğini görüyoruz. Bu durumda, konu hakkında Atâ'dan yapılan iki farklı nakil bulunduğu görülüyor. Bunlardan ilki, dövmenin cevazından hiçbir şekilde bahsetmezken, diğerinde "gayri müberrih" olması şartıyla caiz olduğunu anlatmaktadır. Buradaki Atâ, Atâ b. Ebî Rabâh'tır; İbn Abbâs (r.a)'ın talebesidir. İlgili ayetteki "darb"ın mahiyetini hocasına sormuş ve "misvak ve benzeri bir şeyle vurmak" cevabını almıştır. (1) Nitekim öğrencisi İbn Cüreyc de kendisine -tıpkı kendisinin İbn Abbâs (r.a)'a sorduğu gibi- buradaki "dövme"nin mahiyetini sorduğunda söylediği bundan farklı değildir. (2) Dolayısıyla Atâ'dan bu çerçevede nakledilen ve "gayri müberrih" vurmaya cevaz veren görüş, hemen bütün ehl-i ilmin ortak kanaatini yansıtmaktadır. Normal olan da budur; zira bu ifade bizzat Efendimiz (s.a.v)'den nakledilmiştir. (3) İmam et-Taberî, konuyla ilgili nakilleri, bir rivayet tefsirinde olması gerektiği gibi senedleriyle zikrettiği halde buradaki "dövme" konusunda ne Atâ'dan ne de bir başkasından farklı bir görüş nakletmiştir. Bu ilgi çekici bir durumdur. Ebû Bekr b. el-Arabî'nin, Atâ'dan bunun aksini nakletmesine gelince, her şeyden önce bu naklin senedi zikredilmemiştir. Dolayısıyla rivayet tefsirlerinde senediyle zikredilen nakillerin bırakılması ve bu senedsiz görüşün Atâ'ya -onun tek görüşü olarak- izafe edilmesi doğru değildir. Öte yandan Ebû Bekr b. el-Arabî, bu görüş hakkında, Atâ'nın, ayetteki dövme emrinin ibaha (mübahlık) anlattığı, Hz. Peygamber (s.a.v)'in hadisinde ise dövmenin kerahetine delalet bulunduğu görüşünde olduğu şeklinde bir yorum yapmıştır. Bu yorum esas alınacak olursa, buradan çıkacak netice şudur: Atâ b. Ebî Rabâh'a göre ayetteki dövme hükmü/ruhsatı, Sünnet kaynaklı -nesh, tahsis vb.- bir tasarrufun konusu olmuştur. Dolayısıyla Karaman hoca, "sonuç olarak "Koca, karısını dövemez" demiştir" dese de, ayetle sabit dövme hükmü Atâ b. Ebî Rabâh'a göre de ortadan kalkmamış, sadece -tabir yerindeyse- "kerahatli bir cevaz"a dönüşmüştür. Şu halde, "Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu..." dedikten sonra naklettiği bu tek görüş dahi Karaman hocanın davasına delil teşkil etmekten uzak bulunmaktadır. Devam edecek. 1) el-Kurtubî, el-Câmi', VI, 287. 2) et-Taberî, Câmi'u'l-Beyân, VI, 711 3) Tefsirlerde 4/en-Nisâ, 34 ayetinin tefsiri esnasında bu babdaki rivayetler zikredilmektedir. Karaman Hocanın ?Var?ları ve ?Yok?ları (5) - Milli Gazete
__________________
Her halde maksut sensin, Her manada anlatılmak istenen sensin eller ne derse desin, sen bize en sevgilisin 04/02/2011
unutulmayacak günlerden |
|
|
| Bu mesaj için arifan yolcusu kullanıcısına teşekkür edenler: | evlad-ı fatihan (07.11.10) |
![]() |
| Etiket |
| hocanin, karaman, varlari, yoklari1 |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bir "Elif" yazar, "Vav" vuslatıyla yürür, yüreği "HU" okur... | Alemdâr-ı İslâm | Bize 5 dakikanızı ayırırmısınız? | 1 | 07.09.10 15:54 |
| """""""""""" Utanıyorum......Allah'ım"""""""""""" | Adige Abzakh | AKADEMİ GRUBU | 1 | 07.09.10 15:50 |
| "Ya Rabbi" dememizin altında, Allah'ın "buyur" demesi vardır... | el Büğdüzi | Hekimoğlu İsmail | 4 | 02.06.09 16:49 |
| Nasrallah'tan Lübnanlılara "Birlik", İsrail'e "Tehdit" Dolu Mesajlar | whamzaw | DÜNYADAN HABERLER | 0 | 25.05.09 23:04 |
| "Müslim" Kardeşim Erciyes'in Kalbine Saplanan "Haç" ve İsyanı… | Vukuf-i Kalbi | Yusuf Kaplan | 0 | 16.03.09 12:13 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|