| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 230 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI » Ebubekir Sifil »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 19.02.11, 12:35   #1
Adige Abzakh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,630
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Adige Abzakh is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Thumbs up Tavzihat-1



Tavzihat-1

Mu'âviye (r.a)'ı sevmediğini deklare eden yazıları üzerine kaleme aldığım iki yazıya cevabında Prof. Dr. Hayreddin Karaman hoca birkaç hususu dermeyan etti. Hocaya göre,
1. Kendisine yönelik yazılarıma hakim olan üslup, beni "kurtarıcı" gibi gören bazı kimselerin kendisine aşırı tepki göstermesine sebep olmuştur.
2. "Zâhir"in delaleti konusunda söylediklerim yanlıştır.
3. et-Teftâzânî'nin Mu'âviye (r.a) konusunda nötr olduğunu söylemişim. Oysa o nötr değildir, tam aksine, onun tavrı hocanın tavrından daha keskindir.
Bu hususlar hakkında, aynı sırayla ve kısaca şunları söyleyeceğim:
1. Kendimi hiçbir zaman "kurtarıcı" mevkiinde görmedim, böyle görülmeye asla ve kat'a rızam yoktur. Haddimi bilirim. Yazdıklarımı okunmaya değer bulan insanlardan hususi istirhamım, bende böyle bir hava, böyle bir eda görürlerse uyarmaları, böyle görenlere rastlarlarsa onları da ikaz etmeleridir.
İslamî ilimlerin sadık bir talebesi olabilirsem kendimi bahtiyar sayarım. Birilerinin beni "kurtarıcı" olarak görmesi veya hocanın beni öyle gördükleri sonucunu çıkarmasına sebebiyet veren davranışlarda bulunması benim iradem, rızam ve bilgim dahilinde olan bir husus değil. Birileri hocanın bazı düşüncelerini yanlış buluyor ve bu konudaki hissiyatlarını benim yazdıklarım üzerinden dile getiriyorsa bunun benimle ve hele de üslubumla bu tarzda ilişkilendirilmesini kabul edemem.
Hoca, bu ülkede Yahudi ve Hristiyanların belli şartları yerine getirerek ve fakat Kur'an'a ve Efendimiz (s.a.v)'e iman etmeden cennete gidebileceği görüşünde olanlar bulunduğunu belirtmekten ibaret olduğunu söylediği ifadeleri sebebiyle birilerinin Yahudi ve Hristiyanların cennete gideceğine inanmasına yol açmakla sorumlu tutulmaya ne der?..
Bir noktayı göz ardı etmeyelim: Bu ülkede benimle başlamadığı açık olan -öyle ya da böyle- bir Ehl-i Sünnet hassasiyeti var. Sahabe'den herhangi birisi hakkında "Ben onu sevmiyorum" denmesine -ben bir şeyler yazmasam da- tepki gösterilecektir; bunu normal karşılamak gerekir. Aksi, "Ben diyeceklerimi diyeyim, kimse tepki göstermesin" demeye gelir ki, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Üslubuma gelince, yanlış bulduğum bir şeyi, niçin yanlış bulduğumu da belirterek açık yüreklilikle ifade etmem dışında üslubumda bir problem olduğunu düşünmüyorum. Tahrik, ajitasyon, karalama, jurnal, hakaret... vb. içeren bir ifadem gösterilirse özür ve helallık dilemeye hazırım.
2. et-Teftâzânî'nin hoca tarafından, "Sahabe arasında geçen kavgalar ve tartışmalar açıkça gösteriyor ki, onların bir kısmı haktan sapmış, zulüm ve günah sınırına ulaşmıştır" şeklinde çevirdiği cümlesinde geçen "yedullu bi zâhirihî" ifadesi üzerine şöyle demiştim: "Oysa "zâhir"in delaleti her zaman "açık" olmaz. Hatta zahirin delaletinin uygun şekillerde tevil edilmesini gerekli kılan durumlar vardır. Kelamın zahiri her zaman kasd-ı mütekellimi vermez.
Hoca benim o ifadelerimin Usul-i Fıkıh'a gönderme olduğu zannıyla, "Zahirin delaleti her zaman açık olur, ancak tevile ve neshe de açık bulunur. Açık olmayana hafî derler. Zahirin özelliği manasında biri kuvvetli, diğeri zayıf iki ihtimalin bulunmasıdır. Kuvvetli olan mana açıktır, bunu bırakıp da zayıf olana gitmek için mucib sebepler bulunmalıdır" diyerek Usul-i Fıkıh diliyle mukabele ediyor.
Bir sonraki yazıda Usul-i Fıkıh'taki "zâhir" terimi üzerinde duracağım. O sözlerimin bu terimle bir bağlantısı yoktu. Orada tırnak içinde verdiğim "açık" sözcüğü, hocanın "açıkça gösteriyor" ifadesinde geçen "açık"a göndermeydi. Şunu demek istemiştim: et-Teftâzânî'nin "yedullu bi zâhirihî" ifadesinin, hakkında kullanıldığı hususları "açıkça gösterdiğini" söylemek, ifadeyi bu şekilde çevirmek isabetli değil. Zira "zahir" kelimesi her kullanıldığı yerde anlattığı hususu "açıkça" göstermez. Oysa biz Türkçe'de bir şeyin bir şeyi "açıkça gösterdiğini" söylediğimizde onun, anlattığı durumu herhangi bir yoruma, fluluğa, karışıklığa meydan vermeden, net ve kesin biçimde anlattığını, o şeyin başka türlü anlaşılmasının mümkün olmadığını ifade ederiz.
Söz gelimi, "Küfredenler resullerine, "Andolsun ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da dinimize döneceksiniz..." (14/İbrâhîm, 13) ayetindeki "dinimize döneceksiniz" (le te'ûdunne fî milletinâ) ifadesinin zahiri, bahsi geçen resullerin daha önce kâfir kavmin dininde olduğunu, bilahare o dini terk edip Hak Din'e girdiğini anlatmaktadır. Oysa herhangi bir peygamber hakkında böyle bir şey tasavvur etmek mümkün değildir.
Bir diğer örnek, "Onlar Rabblerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini zannederler" (2/el-Bakara, 46) ayetinde huşu sahibi mü'minler hakkında geçen "yezunnûne" kelimesidir. Bu kelimenin zahiri, ayette anlatılan kimselerin, Rabblerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini "zannettiklerini" ifade etmektedir. Oysa zikredilen hususlar hakkında sadece "zan" sahibi olanların "huşu sahibi mü'minler" olması mümkün değildir...
Örnekleri çoğaltabiliriz. İmdi, bu ayetlerin zahir ifadesinden hareketle, peygamberlerin daha önce kavimlerinin küfür dininde olduğunu ve huşu sahiplerinin Rabblerine kavuşacaklarını sadece zannettiğini "açıkça gösterdiğini" söyleyebilir miyiz? "Kelamın zahiri her zaman kasd-ı mütekellimi vermez" derken kasdettiğim bu gibi durumlardır.
Pazartesi devam edelim.
__________________

HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA !

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez...
View Adige Abzakh'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür edenler:
Minhac (19.02.11)
Alt 21.02.11, 18:19   #2
Adige Abzakh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : İnadına ERBAKAN.....
Üye No : 2406
Üyelik tarihi : 05-02-2009
Nereden : kafkasya
Konuları : 3010
Mesajlar : 10,206
Teşekkürleri: 8,630
5,430 mesajına 10,723 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Adige Abzakh is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 01.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Tavzihat-2

Tavzihat-2



Daha evvelki bir seri yazıda, ele aldığı birtakım meselelerde Usul zemininde hareket etmediğini söylediğimden olsa gerek, son tartışmada hoca, "kelamın zahiri" hakkında söylediklerimi Usul-i Fıkıh'taki "zâhir" terimine çekerek bu vadide bazı açıklamalarda bulundu. Oysa et-Teftâzânî'nin "yedullu bi zâhirihî" şeklindeki sözü doğrudan Usul-i Fıkıh'taki "zâhir" anlamında olmayıp, günlük dildeki kullanımı yansıtmaktadır. Bir başka deyişle orada geçen "zâhir"den kasıt, "sözün ilk akla gelen anlamı", okuyanda/dinleyende ilk anda çağrıştırdığı anlam"dır ve Usul-i Fıkıh'taki "zâhir"le doğrudan bir ilgisi yoktur.
Bir an için oradaki "yedullu bi zâhirihî" ifadesinin Usul-i Fıkıh'taki "zâhir"in delaletini kasdettiğini düşünsek bile, mesele yine hocanın mutlak ifadelerle yansıttığı gibi değildir. Bizzat et-Teftâzânî, bunun böyle olduğunu söylememizi gerektiren bir tavırdadır. O, Sadruşşerî'a'nın et-Tavdîh'te "zâhir" terimine ilişkin olarak söyledikleri hakkında et-Telvîh'te şöyle der: "Müellifin sözünün zahiri, "zâhir" teriminin, kendisiyle neyin murad edildiğini açıkça anlattığı (...) görüşünün itibara alınacağını iş'ar etmektedir. Şu kadar var ki, müteahhirun arasında meşhur olan görüşe göre, (...) "zâhir" teriminin, zahir (açık/belirgin) ifade olarak yer aldığı mana için sevk edilmemiş olması şarttır..."1
Bu kısa alıntı sadece "zâhir" terimi hakkında et-Teftâzânî'nin, hocanın yaptığından farklı bir izah yaptığını anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda "zâhir" kelimesinin her geçtiği yerde aynı anlamı yüklenmediğini de dikkatimize sunuyor. Burada çeviriyi zor anlaşılacak şekle soktuğunu bile bile, iki farklı anlamda kullanıldığı yerler dikkat çeksin diye "zâhir" kelimesini olduğu gibi bırakmayı tercih ettim. Açıkça görüldüğü gibi, kelimelerinden birisi "sözlük anlamı, sözün ilk akla getirdiği anlam, ..." diye ifade edebileceğimiz bir mana taşırken, diğeri bir Usul-i Fıkıh terimi olarak yer almaktadır ve dakik teknik ayrıntılarla incelenmiştir.
Hiç şüphesiz bir terim olarak "zâhir"in ne ifade ettiği konusundaki bu izah sadece et-Teftâzânî'ye mahsus bir tesbiti yansıtmıyor. Konunun Usul kitaplarından tahkiki kolay olduğu için bu noktada yazıyı alıntılara boğarak uzatmayı gereksiz görüyorum.
Hocanın, "Zahirin delaleti her zaman açık olur, ancak tevile ve neshe de açık bulunur. Açık olmayana hafî derler..." şeklindeki tesbitine gelince; Usul kitabı yazmış birisinden beklenen titizliği yansıtmadığını söylememiz gerekiyor. Zira;
A. Benim sözümde geçen "zâhir"in "açıklık" noktasında mukabili "hafâ" değil, "vuzûh"tur.2
B. Terim olarak "zâhir", delaleti her zaman açık olmadığı için tevile açık olur.
C. "Hafî"nin "zâhir"in karşıtı olmasına gelince, hafâsı (kapalılığı) bizzat lafzın kendisinde mevcutsa bu türlü hafî, zâhirin karşıtı değildir. Hafî'nin, zâhirin karşıtı olduğunu söyleyebilmek için hafânın (kapalılığın) lafzın bizzat kendisinden değil, arızî bir durumdan (dış bir etkenden) kaynaklanması gerekir.3 Çünkü nasıl açıklık bakımından "zâhir", aynı kategoride yer alan lafızların en zayıfı ise kapalılık bakımından da hafâsı arızî bir etkenden kaynaklanan hafî de aynı kategoride yer alan lafızların hafası en zayıf olanıdır...
Hocanın bir ifadesi/ithamı ile bitireyim: "Dini ve Ehl-i sünneti istismar ederek gönüllerimize hakim olmak isteyen, sevmeye mecbur olmadıklarımızı sevmeye zorlayanların şerrinden Allah bu ümmeti korusun! Allah zalimleri sevmiyor, zalimleri sevenler, Allah'ın sevmediklerini sevmiş oluyorlar" diyor hoca.
İşte bu olmadı hocam! Gerçekten olmadı! Ehl-i Sünnet'i istismar, gerçekten ağır bir itham. Buna mukabele ederek meseleyi farklı alanlara çekmeyi hem gereksiz, hem de yakışıksız buluyorum.
Not: Bazı internet sitelerinde benim "Kola haramdır" dediğim söylenmiş. Ben böyle bir şey söylemedim. Sadece belli bir kola markasının, gelirini Ümmet'in imhası amacı doğrultusunda kullandığı için tüketilmesinin haram olduğunu söyledim. Bu sözüm bütün kola markaları için genelleştirilmemelidir.
1 et-Teftâzânî, et-Telvîh, I, 232. Aynı ifade müteahhar pek çok Usul kitabında aynen yer almaktadır.
2 "Zuhûr" ile "vuzûh" arasındaki fark için bkz. et-Telvîh, I, 233.
3 Molla Hüsrev, el-Mir'ât, 106.
__________________

HAKKA HİZMET YOLUNDA İNANÇLI KADROLAR OMUZ OMUZA !

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu attıkça sineler, onu top sindiremez...
View Adige Abzakh'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Adige Abzakh kullanıcısına teşekkür edenler:
Minhac (21.02.11)
Cevapla

Etiket
tavzihat1

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:33 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.