| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,904 | Üyeler: 10,668 | Online: 237 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum GÜNCEL » YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI » Ebubekir Sifil »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 30.11.08, 09:09   #1
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Bazı Cemaatler ve Metotlar Üzerine

Ebubekir Sifil - Milli Gazete

2008-11-30


Bazı cemaatler ve metotlar üzerine (1)

Soru: 1. Hizmetler ne kadar büyük olursa olsun fikirde bizi hak çizgiden ayıran yaklaşımlara karşı tavrımız ne olmalı hocam? Hizmete destek mi verelim, fikirleri eleştirip o kardeşleri uyarmaya mı çalışalım, bir doktorun hastaya sen hastasın demesi gibi?


2. Said Nursi eserlerinde cifiri çokca kullanıyor ve Kur’an’ın tamamının cifir yoluyla bir tefsirinin yapılmasını istiyor. Cifirlede kendi ismine kadar Kur’an’da 40-50 işaret buluyor eserlerine ve kendisine. Hatta kıyametin zamanını bile söyleme cesareti gösteriyor. Bu Kur’an ve hadislerde açıkça reddedilmiyor mu? Cifir yöntemi şiada olan bir yol değil mi? Ehl-i sünnet bunu reddetmiyor mu? Cevşen duasını vahy olarak tevatürle nakledilmiş diyor. Ehli sünnet o zaman neden nakletmemiş? Neden sahih zikirler varken şia kaynaklı bir rivayeti esas almış olabilir? Bir de okuduğum bir yazıda Abdulhamid han döneminde bazı kürt aşiretlerinde mehdilik iddia eden birisinin çıktığı yazıyor. Bu hareketlerin Said Nursi’nin şuur altını bilemeyiz ama düşüncelerine kendisinin de o beklenen zat olduğu ve buna Kur’an’dan destek aramaya kalktığını düşünebilir miyiz?

4. Buhari’de cifire dair bir rivayet var deniyor doğru mu?

5. Mustafa İslamoğlu isimli hemşerimin de fikirlerinin modern mutezile olduğunu tesbit ettim. Bu konuda sizin görüşlerinizi öğrenebilir miyim?

Cevap
Ülkemizde cemaat yapılarından ve şahısların fikirlerinden isim vererek bahsetmek pek rastlanılır bir şey olmadığı halde, bu soruyu burada açıklıkla zikretmekte ve açık yüreklilikle cevaplandırmakta bir beis görmüyorum. Daha önce de benzeri meselelerin bu köşede gündelik olduğunu okuyanlar biliyor. Günlük hayatın içinde herkesin konuştuğu, homojen (!) sohbet ortamlarında açık seçik dile getirilip tartışılan bu meselelerin buraya taşınmasında –meşru ölçülere riayet edildiği sürece– bir sakınca teşkil etmeyeceğini, hatta dürüstlük gereği bunların birer “deklarasyon” olarak açıkça ifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Soruların cevaplarına –aynı sırayla– gelecek olursak;

1. İnsanımızın kafasını kurcalayan en önemli meselelerden birisidir bu. Dünya üzerinde şu kadar ülkede okul açmak, uluslar arası faaliyetlere imza atmak, şu kadar insana hitap etmek… Bütün bunlar, hareketin ve istikametin “meşruiyet”ine, hatta yapılan işlere destek vermenin “farziyet”ine gerekçe kılınıyor. “Yapılan işler yanlış olsaydı bu kadar büyük başarılar elde edilebilir miydi” diye düşünülüyor.
Oysa maddi planda başarı ya da başarısızlık diye görülen şeyler, hiçbir zaman “meşruiyet”e gösterge olamaz, olmamıştır. Aslolan tamamen maddi araçlarla ölçülebilen “başarı” değil, maddi araçlarla değil, rıza-i İlahi’ye uygunluk ile ölçülen “muvaffakiyet”tir. Bunların arasındaki en büyük fark, “muvaffakiyet”in, Allah Teala’nın rızasına uygun, hayır ve taat anlamına gelen işleri/amelleri yapabilmeyi ifade ederken, diğerinde bu anlamların söz konusu olmamasıdır. (1) Arapça’da şerli/gayrı meşru bir iş yapıp sonuç alan kimse hakkında “muvaffakiyet/tevfik” kelimesi kullanılmaz.

Şu halde küresel dünyanın değer yargıları ve değerlendirme kriterleriyle örtüşen ve bu sebeple küresel güçlerden teşvik gören “büyük” ve “başarılı” faaliyetlerin “muvaffakiyet” olarak takdim ve ifade edilmesi doğru değildir. Cemaatin, çağdaş küresel değer yargıları ve değerlendirme kriterleriyle örtüşmeyen İslam ahkâmını “yenileme/değiştirme” yolunda emin adımlarla ilerlemekte olduğu artık herkesin malumudur. Dolayısıyla yapılması gereken, “madem ki büyük işler yapıyorlar, öyleyse doğru yapıyorlar ve her yaptıklarında desteklenmeliler” demek değil, yapılan işlerin son tahlilde kimin işine yaradığına, İslam’a ve Müslümanlara ne getirip ne götürdüğüne dikkat etmektir.

Cemaatin, fakir doyurmak, kimsesize el uzatmak, gençlerin süfli hayat içinde kaybolup gitmesine mani olan çalışmalar yapmak gibi faydalı hizmetlerin altına imza attığı inkâr edilmemeli, ancak bu hizmetlerin, Dinlerarası diyalog gibi, ahkâm-ı İslamiye’nin tebdil-tağyir edilmesi gibi zararlı faaliyetlerin meşrulaştırılması sonucuna götürmemesi gerektiğine de dikkat çekilmelidir.

Devam edecek.


1) Bkz. ez-Zemahşerî, Esâsu’l-Belâğa, 684, İbn Sîde, el-Muhkem, VI, 362.
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 8 üyemiz:
!.biRha.! (04.12.08), abdulkadir36 (30.11.08), erva (07.12.08), hadid (07.12.08), mujaheed_1453 (19.01.09), nuveyba (30.11.08), tosba (05.12.08), Visal (30.11.08)
Alt 30.11.08, 10:05   #2
abdulkadir36 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : abi
Üye No : 82
Üyelik tarihi : 10-08-2008
Konuları : 210
Mesajlar : 1,471
Teşekkürleri: 887
585 mesajına 1,422 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 abdulkadir36 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 04.08.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Hocamizdan Allah razi olsun....
Gercekten faydalanmayi umdugum bir yazi daha...
selam ve dua ile
View abdulkadir36'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için abdulkadir36 kullanıcısına teşekkür edenler:
Vukuf-i Kalbi (30.11.08)
Alt 07.12.08, 17:49   #3
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

Ebubekir Sifil - Milli Gazete
mail@ebubekirsifil.com

2008-12-07


Bazı cemaatler ve metotlar üzerine (2)

2. Said Nursi eserlerinde cifiri çokca kullanıyor ve Kur’an’ın tamamının cifir yoluyla bir tefsirinin yapılmasını istiyor. Cifirle de kendi ismine kadar Kur’an’da 40-50 işaret buluyor eserlerine ve kendisine. Hatta kıyametin zamanını bile söyleme cesareti gösteriyor. Bu Kur’an ve hadislerde açıkça reddedilmiyor mu? Cifir yöntemi şiada olan bir yol değil mi? Ehl-i sünnet bunu reddetmiyor mu? Cevşen duasını vahy olarak tevatürle nakledilmiş diyor. Ehli sünnet o zaman neden nakletmemiş? Neden sahih zikirler varken şia kaynaklı bir rivayeti esas almış olabilir?

Bediüzzaman’ın cifir ve ebced hesabını çokça kullandığı doğrudur. Ancak onun, cifri, Kur’an’ın tamamının tefsiri için kullanılacak bir araç olarak gördüğünü ya da cifre böyle bir ehemmiyet atfettiğini gösteren bir ifadesini bilmiyorum.

Cifir hakkında 9. Lem’a’da şöyle demiştir:

İlm-i cifir, meraklı ve zevkli bir meşgale olduğundan, vazife-i hakikiyeden alıkoyup meşgul ediyor. Hattâ, kaç defadır esrâr-ı Kur’âniyeye karşı o anahtar ile bazı sırlar açılıyordu; kemâl-i iştiyak ve zevk ile müteveccih olduğum vakit kapanıyordu. Bunda iki hikmet buldum:

Birisi, “Gaybı Allah’tan başkası bilmez” yasağına karşı hilâf-ı edepte bulunmak ihtimâli var. “İkincisi, hakâik-ı esâsiye-i imâniye ve Kur’âniyenin berâhîn-i kat’iye ile ümmete ders vermek hizmeti ise ilm-i cifir gibi ulûm-u hafiyenin yüz derece daha fevkinde bir meziyet ve kıymeti vardır. O vazife-i kudsiyede kat’î hüccetler ve muhkem deliller sûiistimâle meydan vermiyorlar. Fakat cifir gibi, muhkem kaidelere merbut olmayan ulûm-u hafiyede sûiistimâl girip şarlatanların istifade etmeleri ihtimâlidir. Zaten hakikatlerin hizmetine ne vakit ihtiyaç görülse, ihtiyâca göre bir nebze ihsân edilir. (…)

“Ezcümle, tevâfuk birkaç cihette birşeyi gösterse, delâlet derecesinde bir işarettir. Bazan bir tek tevâfuk, bazı karâinle delâlet hükmüne geçer…”

Ancak Birinci Şua’da Risale-i Nur’a cifir hesabıyla işaret ettiğini söylediği ayetler üzerinde dururken bu temkinli yaklaşımının, yerini daha bir sarih ve kuvvetli bir kanaate bıraktığını görüyoruz. (Yer tutmaması için iktibas etmiyorum. Aslından okunmalıdır.)

Cifir ve ebced hesabının meşru olup olmadığı meselesine gelince, Bediüzzaman merhumun bu babda sıklıkla zikrettiği bir rivayet vardır. Buna göre Yahudiler, bazı surelerin başında bulunan “huruf-u mukataa”nın ebced hesabıyla değeri üzerinden Ümmet-i Muhammed’e ömür biçmeye kalkmıştır. Sayısal değeri 71 olan Elif-Lâm-Mîm”i öne sürerek, “Ümmetinin ömrü 71 seneden ibaret olan bu peygamberin dinine mi gireceksiniz?” demişler, sonra Efendimiz (s.a.v)’e dönerek “Daha var mı?” diye sormuşlar, O (s.a.v), “Elif-Lâm-Mîm-Sâd var” buyurmuş; bu defa onun sayısal değerini hesaplamışlar, 131 etmiş Bu minval üzere devam eden rivayetin sonunda huruf-u mukataalar devam ettikçe sayısal değer de yükselmiş ve Yahudiler “Bu iş içinden çıkılmaz bir hal aldı” diyerek huruf-u mukattaa’nın sayısal değerleri üzerinden Ümmet-i Muhammed’in ömrünü tayin davasından vaz geçmişler. 1

Ancak Bediüzzaman merhum, görebildiğim kadarıyla Resale-i Nur’da birkaç yerde bu rivayetin sadece baş kısmını zikretmekle yetinmiş, sonunu vermemiştir. Zikrettiği kısım şöyledir: “ Bir zaman Benî İsrail âlimlerinden bir kısmı, huzur-u Peygamberîde, sûrelerin başlarındaki “Elif-Lâm-Mîm”, “Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd” gibi mukattaat-ı hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifrî ile dediler:

“Ya Muhammed, senin ümmetinin müddeti azdır.”

Onlara mukabil dedi: “Az değil.” Sâir sûrelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti: “Daha var.” Onlar sustular...”

Bu rivayeti, Kur’an ayetlerinden cifir hesabıyla farklı delalet boyutları elde etmenin meşruiyetine mesnet kılan Bediüzzaman merhum, rivayetin sıhhati konusunda herhangi bir şey söylememektedir. Oysa bu rivayetin senedinde yalancılığıyla meşhur Muhammed b. es-Sâib el-Kelbî isimli zat vardır. Bu zat hakkında Hadis tenkitçilerinin kullandığı ve yer tutmaması için buraya almadığım ağır ifadeler için Cer-Ta’dil kitaplarına bakılmalıdır. Dolayısıyla söz konusu rivayet cifrin bir bilgi elde etme yöntemi olarak kullanılmasının meşruiyetine delil kılınması uygun değildir.

Cevşen’e gelince, Bediüzzaman merhumun bu duanın tevatüren nakledildiğini söylediğine rastlamadım.
Evet o bu duayı bir vird gibi hem kendisi okumuş, hem de okunmasını tavsiye etmiştir. Ancak tevatür iddiasına –dediğim gibi– muttali değilim. Bu duanın özellikle Ahmed Ziyauddîn Gümüşhânevî hazretleri tarafından Mecmû’atu’l-Ahzâb isimli evrad ve ezkâr mecmuasına alınmasından sonra ülkemizde yaygınlık kazandığını söyleyebiliriz. Sadece Ehl-i Sünnet’e ait Hadis kaynaklarında değil, Şia’nın rivayet konusundaki temel kaynağı olan Kütüb-i Erba’a’da da zikrine rastlanmaması, Cevşe’in mevsukiyetini ciddi biçimde tartışmalı kılmaktadır.

Bediüzzaman merhumun Cevşen’e atfettiği önem, sadece rivayet tarikinden mevsukiyetine itimat ettiğinden değil, aynı zamanda muhtevasının güzelliğinden, ifadelerinin çarpıcılığından da kaynaklanmış olmalıdır. Onu Efendimiz (s.a.v)’den sabit bir rivayet olarak değil, sadece “güzel bir dua” olarak okumakta herhangi bir mahzur yoktur.

Devam edecek.

Not: Alem-i İslam’a hayırlar getirmesi niyazıyla Kurban bayramınızı tebrik ederim.


1- Bkz. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, I, 61.
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Vukuf-i Kalbi kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
erva (08.12.08), günahkar (11.12.08), hadid (07.12.08)
Alt 08.12.08, 00:19   #4
erva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 71
Üyelik tarihi : 10-08-2008
Konuları : 84
Mesajlar : 1,389
Teşekkürleri: 1,755
546 mesajına 789 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 erva is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

bütünüyle faydası kesin bir yazıydı
Allah razı olsn
dünyanın birçok ülkesnde okullar açmak gibi
durumlar nazikçe baskı yöntemiyle uygulanmakta
ve yapılan iş
zoraki kapsamına girmektedr
böyle bir işten hoşnut olanlar ise
yok denecek kadar az
bilgiler gördüğümz doğrultuda maalesef
View erva'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için erva kullanıcısına teşekkür edenler:
günahkar (11.12.08)
Alt 11.12.08, 10:35   #5
günahkar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Milli Nizam
Üye No : 1487
Üyelik tarihi : 21-08-2008
Konuları : 30
Mesajlar : 355
Teşekkürleri: 87
114 mesajına 159 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4 günahkar is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 30.04.09
Durumu : Status: Offline

Standart

güzel bi makale,hocamizdan rahman razi olsun..
View günahkar'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.12.08, 11:45   #6
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Administrator
Üye No : 2
Üyelik tarihi : 28-07-2008
Nereden : İstanbul
Konuları : 2171
Mesajlar : 13,859
Teşekkürleri: 7,795
5,707 mesajına 12,423 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Vukuf-i Kalbi is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

Ebubekir Sifil - Milli Gazete
mail@ebubekirsifil.com

2008-12-14


Bazı cemaatler ve metotlar üzerine (3)

Bir de okuduğum bir yazıda Abdulhamid han döneminde bazı kürt aşiretlerinde mehdilik iddia eden birisinin çıktığı yazıyor. Bu hareketlerin Said Nursinin şuur altını bilemeyiz ama düşüncelerine kendisinin de o beklenen zat olduğu ve buna Kur’an’dan destek aramaya kalktığını düşünebilir miyiz?


Bediüzzaman merhumun, henüz hayattayken mehdilik davası güttüğü –gerek bazı muarızları, gerekse bizzat kimi nur talebeleri tarafından– iddia edilmiştir. Ancak Risale-i Nur’un birçok yerinde kendisi bu iddiayı açık biçimde reddetmiş, böyle bir davasının bulunmadığını alabildiğine açık ifadelerle vurgulamıştır. Aşağıya örnek olarak Risale-i Nur’dan konuyla ilgili birkaç nakil alıyorum:

Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkikî bir surette umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak vazifesi ise, mânen ve hakikaten hidayet edici, irşad edici mânâsının tam sarahatini ifade ettiği için, Nur şakirtleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur’da gördüklerinden, ikinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecedir diye, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini haklı olarak bir nevi Mehdî telâkki ediyorlar. O şahs-ı mânevînin de bir mümessili, Nur şakirtlerinin tesanüdünden gelen bir şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîde bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazan o ismi ona da veriyorlar. Gerçi bu, bir iltibas ve bir sehivdir, fakat onlar onda mes’ul değiller. Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskiden beri cereyan ediyor ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve bir temenni ve Nur talebelerinin kemâl-i itikatlarının bir tereşşuhu gördüğümden, onlara çok ilişmezdim. Hattâ eski evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinde Risale-i Nur’u aynı o âhir zamanın hidayet edicisi olduğu diye keşifleri, bu tahkikat ile tevili anlaşılır. Demek iki noktada bir iltibas var; tevil lâzımdır.” (1)

Burada ona bizzat bazı Nur talebelerinin mehdilik izafe ettiği açıkça anlaşılmaktadır.

Bazı emarelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız, Nurların kıymetini düşürmek fikriyle, siyaset mânâsını hatırlatan Mehdilik dâvâsını tevehhüm ile, güya Nurlar buna bir âlettir diye, çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben, o gizli zâlim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere derim: Hâşâ, sümme hâşâ! Hiçbir vakit böyle haddimden tecavüz edip iman hakikatlarını şahsiyetime bir makam-ı şan ü şeref kazandırmaya âlet etmediğime bu yetmiş beş, hususan otuz senelik hayatım ve yüz otuz Nur Risaleleri ve benim ile tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehadet ederler.”(2)

Bu alıntı da ona düşmanları tarafından isnad edilen Mehdilik davasını reddettiğinin açık belgesidir. Konuyla ilgili diğer ifadeleri için dipnotta belirttiğim yerlere bakılabilir.(3)

4. “Buhari’de cifire dair bir rivayet var deniyor doğru mu?”


Böyle bir rivayet bilmiyorum.

5. “Mustafa İslamoğlu isimli hemşerimin de fikirlerinin modern mutezile olduğunu tesbit ettim. Bu konuda sizin görüşlerinizi öğrenebilir miyim?”


Şu kadarını söyleyeyim: Mu’tezile’nin Usul-i Din’de ve Usul-i Fıkıh’ta izlediği metot/sistem bellidir. Özellikle geçtiğimiz yüzyılda Mu’tezile’nin bu alanlarda ortaya koyduğu çalışmalardan, görüşlerini bizzat kendi kaynaklarından öğrenme imkânı sağlayacak bir yekün neşredildi. Bu alanlarda Mu’tezilî alimler tarafından tesbit ve sistematize edilmiş bulunan ilkeler/hükümler iyi bilinirse, adı geçenin “Mu’tezilî” olarak tavsif edilmesinin Mu’tezile’ye mi, ona mı haksızlık olacağını ortaya koymak kolay olacaktır.

1) Bu husustaki açık ifadeleri için bkz. Emirdağ Lâhikası, (1), Mektup No: 207, s. 1794.

2) Tarihçe-i Hayat, Afyon Hayatı, 2196.

3) On Dördüncü Şua, 1110, 1040, 1041, 1064.
__________________




View Vukuf-i Kalbi'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
bazı, cemaatler, metotlar, üzerine

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:53 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.