| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 196 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum HİCRETİN KUTLU OLSUN ERBAKAN » PRF.DR. NECMETTİN ERBAKAN » Erbakan Hakkında Yazılanlar »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 21.09.11, 17:15   #1
merve. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Üye
Üye No : 9102
Üyelik tarihi : 06-02-2011
Mesleği : öğrenci
Konuları : 38
Mesajlar : 39
Teşekkürleri: 1
7 mesajına 10 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 0 merve. is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 06.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Köksal alaettin, alaettin köksal’a soruyor.

KÖKSAL ALAETTİN, ALAETTİN KÖKSAL’A SORUYOR.

Bilmiyorum, belki de bugüne kadar kendi kedine soru sorup cevap veren bir röportaj okumadınız. Yapılmış ise de şahsen duymadığım için, böyle bir röportajı ilk olarak benim yaptığımı sanıyorum. Her neyse, bu röportajın ana gayesi yaşayarak tecrübe ettiğim bazı meselelerin çözüm yollarını genç siyasilere aktarmak için böyle bir yola başvurdum.
Bizler kulluk görevimizi yerine getirirken sadece Allah’ın rızasını gözetmeye çalışırız. Bu röportajı, yayınlanması için Yeni Vakit ve Milli Gazete’ye gönderiyorum. Ayrıca bazı internet sitelerine de koymaya çalışacağım. İsteyen faydalanır, isteyenlerde faydalandırır. Gayret bizden, Tevfik Yüce Allah’tan, iyilik yap denize at balık bilmezse HALİK bilir.
Yıllardır emek verdiği, içinde bulunduğu bir siyasetçinin dilinden Türkiye’nin, İslam dünyasının ve dünya siyasetinin dününü, bugününü ve geleceğini özlü bir şekilde konuşmak istiyorum.
Bilindiği gibi bazı madenler yerin derinliklerinde ve taşlıklar arasında, bazı madenlerde toprak üstünde alıcısını ve kullanıcısını bekler. Röportaj yaptığım siyasetçi yerüstünde bulunan, tecrübelerinden istifade edilmesi gereken bir siyasetçi olduğuna inandığım için kendisiyle röportaj yapmak istedim.
Farklı özelikleri ve geniş bir siyasi birikimi olan bu kişi, bildiklerini başkalarına anlatmayan, cimri konumuna düşmekten korktuğundan, nefsini bir muhabir olarak karşısına alıp, böyle bir röportajın faydalı olacağına karar vermiştir.
MESELEYİ ŞAHSİLEŞTİRMEDEN, BÜTÜN SAMİMİYETİMLE SORULARIMI SORMAK İSTİYORUM
+ Kısaca kendinizi topluma nasıl tanıtmak istersiniz?
Himmete muhtaç, Anasını, babasını seçme, doğum yerini, doğum ve ölüm tarihini tayin etme özgürlüğü olmayan, Yüce Allah’ın rızasına uygun kulluk yapmaya gayret etmeye çalışan, topraktan yaratılan aciz ve fakir bir kul.
+ Dünya hayatı içinde, kendinizi nasıl tanıtırsınız?
Bendeniz 1954 yılında Trabzon ilinin, Çaykara kazasına bağlı Yeşil alan köyünde doğdum. 9 kardeşin beşincisi olarak dünyaya gönderildim. İlkokulu köyümde, ortaokulu Çaykara ilçesin de, lise tahsilimi Trabzon ticaret lisesinde tamamladım. Yüksek tahsilimi ön lisans olarak iş idaresi bölümünü, lisans olarak işletme fakültesini bitirerek tamamladım.
1977 tarihinde Bayındırlık Bakanlığında işçi olarak göreve başladım. 1978 tarihinde Kocaeli Bayındırlık il müdürlüğüne naklen tayin edildim. 502 sayılı Kanun hükmündeki kararnameyle personel müdürü olarak göreve devam ettim ve emekliye ayrıldım.


İşçi olmam hasebiyle aktif olarak siyasetin içinde oldum. MSP gençlik kolları başkanlığı, RP döneminde il hatipliği, il başöğretmenliği, il başkanlığı görevlerinde bulundum,
FP döneminde GİK üyeliği, il müfettişliği, SP döneminde Genel merkez
Kurucular kurulu üyeliği ve GİK üyeliği, ayrıca RP-FP ve SP dönemlerinde 6 kez milletvekili adayı, bir sefer belediye başkan adayı olarak seçimlere girdim.
Yerel basında, ayrıca Vakit, Yeni Akit ve Milli gazete de makaleler yazdım ve yazmaktayım. Kocaeli vilayetinde ikamet etmekteyim evli ve dört çocuk babasıyım.
Dünya hayatımdaki kimliğimi uzunca anlatmamın sebebi kesinlikle iftihar vesilesi değildir. Zira dünya hayatındaki maddi kazanımların hepsi fanidir. Maddi kazanımları hayır yönde kullanmadığımız surece aleyhimizde delil olacağını düşünerek günahlarımıza tövbe etmeliyiz.
+Siyasette kendinizi usta görürmüsünüz. Size göre usta siyasetçiler kimlerdir.?
Kendimi siyaset ustası görmem. Lakin siyasi çıraklığı bitirmiş, kalfalığa terfi etmiş bir siyasetçi olduğumu söyleyebilirim. Siyaset ustalarını, çok partili sisteme geçmeden öncekiler ve sonrakiler olarak iki bölümde değerlendirmeliyiz.
Öncekileri sıralamaya kalkarsak yerimiz ve vaktimiz yetmez. Sonrakileri konuşursak, Merkez sağda Merhum Adnan Menderes, Turgut Özal, Milli görüşten ayrılıp Merkez sağda kendilerini Muhafazakâr Demokrat olarak tanımlayanlardan Sayın Abdullah Gül, Sayın R.Tayyıp Erdoğan ve Bülent Arınç bey’i, Sol kesimde merhum Bülent Ecevit’i Milliyetçi cephede merhum Alparslan Türkeş’i usta siyasetçi diyebilirim.
+Merhum İsmet İnönü’yü, Merhum Erbakan Hoca’yı ve Sayın Süleyman Demirel’i unutunuz mu? Onları hangi sınıfa koyuyorsunuz.?
Hayır, hiç kimseyi unutmuş değilim. Merhum Baba İnönü ve Sayın Süleyman Demirel kendilerine has siyaset ustalarıdır. Toplumun tüm kesimleri tarafından kabul edilen siyaset ustaları değildir. Yukarıda sıraladığım siyaset ustalarına halkın bir kısmı destek vermezse de halkın genelinde kabul görmüş siyasetçilerdir.
Merhum Prof Erbakan Haca’ya gelince; Hoca sıradan bir siyasetçi değildi. Onu anlamadan anlatmak zaman, kalem ve kâğıt israfı olur. Onu anlamak için önce onun tutunduğu kulp’un ne olduğunu anlamalıyız. O fikir, düşünce ve inancıyla, sağ ve solda, milli görüşte, milliyetçi ve muhafazakâr cephedeki siyasi çırakların, kalfaların ve siyasi ustaların, ustabaşı sı olan bir siyasetçiydi.
Siyasilerin büyük ekseriyeti, Erbakan Hoca’yı bir parti başkanı değil, Milli görüş lideri olarak görüyorlardı. O siyaseti bir ibadet aşkıyla yaptığı için, herkese örnek olmaya çalışan bir liderdi
Erbakan Hoca her asırda yetişen ender bir liderdi. Onun fikirlerinden sadece Türk milleti değil, İslam âlemi ve bütün dünya istifade etmiştir ve edecektir. İslam âlemini, yeniden İslam dinini anlamaya teşvik etmiş ve bu uğurda birçok projeler üretmiş, bir kısmını hayata geçirmiş, vatanı ve milleti için çok ağır bedeller ödemiştir.
Kıbrıs Barış harekâtında en büyük çabayı göstererek, bütün dünyaya Türk milletinin manevi gücünü göstermiştir. D-8 projesini devletin mili projesi haline getirerek, yeni bir dünyanın kurulmasında söz sahibi olduğumuzu dünyaya ilan etmiştir. Millete önce ahlak ve maneviyat yönünden kalkınmasının şart olduğunu anlatarak, yaşanabilir bir Türkiye’nin temellerini atmıştır.
Maddi kalkınmanın, ancak ağır sanayinin ve milli harp sanayinin kurulması ile olacağını söyleyerek gereğini yapmıştır. İslam barış gücünün kurulmasını, İslam ortak pazarına ve ortak para birimine geçilmesini isteyerek, bunların yapılmasının ne kadar önemli olduğunu, en ince teferruatına kadar anlatarak, Yeniden Büyük Türkiye’nin kurulmasının zor olmadığını da anlatmıştır.
Bütün bu siyası olayları anlatırken, ırkçı Siyonizmin nasıl bir fitne ateşi yaktığını bütün dünyaya anlatarak tüm insanlığa en büyük hizmeti yapmıştır. Bugün maddi ve manevi olarak geldiğimiz ve geleceğimizin tüm hedeflerinde onun alın teri olduğunu unutmamalıyız.
Merhum Erbakan Hocayı; Merhum Menderes, Turgut Özal, Alparslan Türkeş, Erdal İnönü, Muhsin Yazıcıoğlu, Bülent Ecevit ile ayrıca Sayın Demirel, Abdullah GÜL, R.TayyıpErdoğan, Bülent Arınç, Devlet Bahçeli, Deniz Baykal, Kemal Kılıçtaroğlu ile kıyaslarsanız fark olarak neler diyebilirsiniz.
Çok uzun bir soru sordunuz, Bu sorunuza cevap vermek için ilgili kişileri yakinen tanımak lazım. Buda yetmez meseleye çok nazik yaklaşılmalı.
Öncelikle şunu arz edeyim; adı gecen geçmeyen tüm liderlerin ortak Paydası vatanın kalkınmasında milletin refahı hususunda fikir birliği içindedirler.
Fikir ve düşünce olarak, hepsinde az çok milliyetçilik, maneviyatçılık, sosyal adaletçilik, demokratlık, muhafazakârlık ruhu da vardır. Cumhuriyetçi ve antiemperyalisttirler. Liderler den kimi milliyetçiliği, kimi maneviyatçılığı, kimi sosyal adaletçiliği kimi muhafazakârlığı, kimi demokratlığı, kimileride laikliği öne çıkarmaktadırlar.
Bu hususlarda ki görüşlerini ile sürerlerken iç ve dış ve dış siyasi gelişmelere ve statükoya göre hareket ettiklerinden, siyasi anlayış ve stratejilerin de farklılık olabilmektedir.
Erbakan Hoca; bütün bu fikir ve düşünceleri bir araya cem etmesini bilen, bir alt düşünce olarak red etmeyen, üst kimlik olarak ahlak ve maneviyata önem veren bir liderdi. Maddi ve manevi kalkınmayı birlikte ele alan siyasi stratejisini iç ve dış gelişmelere göre değil, hakka dayalı olarak yapan bir liderdi.
Merhum Erbakan Hoca; Maddi ve manevi yönden bilgili, bilgisini herkesle paylaşan tavizsiz cömert bir liderdi. Vatanı ve milleti için hayatı boyunca çok ağır bedeller ödediği halde, hiç şikâyetçi olup küsmemiştir. Ömrünün sonuna kadar büyük bir azim ve gayretle milletinin ve İslam âleminin uyanması için çalışmıştır. Bugün ülkemizin yönetiminde söz sahibi olan Cumhurbaşkanından başbakanına ve hükümet yetkilerinin birçoğunun üzerine fiili emeği olan bir lider olarak ta hatırlanacaktır. İlim alanında, sosyal ve siyasal sahada, ülke içinden ve dışından da birçok insanın yetişmesine vesile olan ve örnek alınan bir lider olarak tarihe geçmiştir.
Bugün devletimizin her bir yönetim kademesinde görev yapan bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok insanın fikir ve düşünce hocası olduğu gibi, İslam dünyasından da birçok insanın yetişmesine vesile olan, bir insan olarak anılmaktadır. Bu yönüyle Erbakan Hoca diğer liderlerden farklıdır. Kıyas kabul etmez.
+Milli görüş zihniyetini ve Erbakan hoca’nın yüklendiği misyonu bugünkü Saadet partisinin teşkilat kadrolarının taşıyabildiğini veya taşıyabileceğine inanıyormuşsunuz.?
Öncelikle şunu belirtmeliyim asla umutsuz değilim. Milli görüş zihniyeti ilahi kaynaklı bir düşünceden esinlendiği için geleceği parlaktır. Saadet partililer, milli görüş zihniyetini beşerileştirirlerse, daha açık bir ifadeyle dünyevileştirirlerse kendileri kaybeder.
Dava hak davadır. Sahibi de Yüce Allah’tır. Allah (CC) nurunu tamamlamak hususunda, hiçbir mahlûka ihtiyacı yoktur. İhtiyaç sahibi olan insandır. Müslümanlar kayıtsız ve şartsız olarak Allah’a teslim olup, Kur’an ve Sünnete sarılırlarsa önlerine çıkan hiçbir engel kendilerini yıldırmayacaktır.
Yapılacak iş hiçbir şart altında değişmeyen manevi inançları, toplumun belleğine ve kalbine iktidar etmeye gayret etmektir.. Tersi bir çalışma yapılırsa, yani her ne olursa olsun önce şuursuz maddi iktidar, sonra manevi çalışma gibi bir anlayışın kapısı açılırsa, bilinsin ki halk Saadet partisine yol vermeyecektir, Yüce Allah (cc) da yardımcıları olmayacaktır.
İmar ve ıslah edilmemiş dünyevilikler dünden parsellenmiştir. Herkes parseline sahip çıkmaktadır. Kimse kendi parseline başkasına gecekondu yaptırmaz. Boş olan saha manevi sahadır ve bu sahada herkese yer vardır. Kim bu sahaya sahip çıkarsa, Yüce Allah yardımcısıdır. Millette er veya geç kendisine destek verecektir.
+ Milli görüşün iktidar olacağına inanıyormusunuz?
Milli görüş beşerin uydurduğu bir görüş değildir. Maddi ve manevi cephesi helal ve haramlarla sınırlanmış bir görüştür. İlahi kaynaklıdır. Bu yönüyle bakıldığında milli görüş Âdem (AS) dan günümüze kadar ve kıyamette kadar iktidar mücadelesi vermiştir. Zaman- zaman iktidar olmuş, zaman- zaman muhalefete kalmıştır.

İmtihan gereği insanlar kendi arasında, cinler taifesi de kendi aralarında Hak- batıl mücadelesinde sapmalar yaparlarken, diğer bütün mahlûkat Yüce Allah’ın emirleri istikametinde en ufak bir sapma yapmıyorlar. Meseleye bir de böyle bakarsak milli görüş hep iktidardadır diyebiliriz. Bu hususu topluma anlatabilirsek insanlar Allah’ın izniyle fevç-fevç İslam’a gireceklerdir.
Bilelim ki, Müslümanların, gayri Müslimlerle yaptıkları iktidar mücadelesini, Hak’a dayandırmıyorlarsa, Müslümanlar iktidar olamayacaktır. Ancak “Zalimler istese de istemezse de Yüce Allah nurunu tamamlayacaktır.” Bu zaferi bizim neslimiz görebilirde görmeye bilirde. Kul’un görevi hak yolda emredildiği şekilde yürürse zaferi kazanmıştır. İktidar nimeti Yüce Allah’ın Takdirindedir.
+Dünden bugüne ülkemizde ve İslam ülkelerinde gelip gecen iktidarlar Müslümanların iktidarları değilmidir.?
Ülkemizdeki ve İslam dünyasında gelip gecen iktidarları üç kısma ayırmalıyız. Birincisi İslam dinine dayalı Asr’ı saadet dönemidir. İkincisi bazı yanlış ve hatalarıyla birlikte, İslam dinine dayalı olan, Asr’ı saadet döneminden sonra başlayıp, Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla son bulan uzunca bir dönemdir. Üçüncüsü de halkı ve yöneticileri Müslüman olduğu halde, yönetim ilkelerinin çoğunluğu batılı değerlere göre dizayn edilmiş günümüze kadar uzanan 300 yılı aşmış bir dönemdir. Tarihi değerlendirmelere göre nöbet sırası yeniden Müslümanlara geçerek altın çağ dönemine girmiş olacağız
İslam ülkelerinde ki iktidarların hepsine Müslümanların iktidarı denilse de, birinci ve ikinci kısmın dışında kalan, günümüzdeki Müslümanların iktidarlarına, İslam’ın iktidarı olduklarını söyleyemeyiz.
Son üç asrın geneline bakarsak, batının bütün değerleri İslam dünyasının her alanına ( siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel, hukuk, askeri) hâkim olarak girdiğini görürüz. İslam dininin haram kıldığı bütün çirkinlikler, dün gizli yapılırken, bugün aleniyette dökülmüştür. Müslümanların ar damarı çatlamıştır. Hayâ, edep, saygı, merhamet ve adalet, gün ortasında mumla aranır hale gelmiştir.
+Belki de konumuzun dışında olacaktır. Lakin kamuoyunda konuşulduğu için soruyorum. İslam dini sistem emredermi?
İslam dini Yüce Allah tarafından tamamlanarak kemale erdirilmiş son ilahi dindir.
İslam dini beşerin ortaya koyduğu herhangi bir sistemi emretmez ve işarette etmez. Zira eksiği, kusuru, fazlalığı olmayan, insanlığı huzura erdiren ilahi bir sistemdir.
Demokrasiyle ve diğer beşeri sistemlerle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Çoğunluğu, imtiyazı, kuvveti, çıkarı asla üstün tutmaz. Hakkı ve haklının hakkını üstün tutar. Çoğunluk ineğe tapmamız lazım derse insanlık ineğe mi tapacaktır. İslam bu gibi cehaleti çağrıştıran beşeri sistemleri red eder. İslam, demokrasiye uygundur gibi saçmalıkları ileri süren sözde din adamlarına cidden üzülüyorum.
Çokbilmiş söz konusu ilahiyatçılar, “Demokrasi İslam dinine biraz yakındır” ifadesini kullansalardı bir nebze kabul görebilirdi. Nitekim yeryüzünde kurulan her sistem ilahi kaynaklardan istifade etmiştir.
Özetlersek, Kur’an bir sistem ismi zikretmez. Herhangi bir sistem İslam dininin emirleriyle dolu değilse, adı Veli olmuş Ali olmuş hiçbir faydası yoktur. Eğer sistem İslam’ın emirleriyle şekilleniyorsa, adına ister demokrasi ister padişahlık deyin hiç önemi yoktur. Asıl olan Kur’an ve sünnete dayalı olmaktır.
+ İslam dininin yeryüzüne yeniden hâkim olması, sizce zor mu, kolay mıdır?
Yüce Allah için zor diye bir şey yoktur. O bir şeyin olmasını veya yok olmasını murat ederse, “ol der her şey olur, yok der her şey yok olur.” zorluk inanmayan, inancında şüpheli olan insanlar içindir. Yüce Allah’a kayıtsız şartsız iman ederek teslim olan insanlar için zorluklar rahmete dönüşür.
İslam dininin yeryüzüne hâkim olması için bütün insanların Müslüman olmalarını beklemekte doğru değildir. İslam’ın iktidarı çok kolaydır. Müslim, gayri Müslim olarak yönetimde bulunanlar, Yüce Allah’ın haram kıldıklarını yasaklayarak, helal kıldıklarının önünü açacak bir karar aldıklarında yeryüzünde İslam iktidar olur. Bu işin oluşmasında, Yüce Allah İçin hiçbir zorluk yoktur.
İnsanların beyinlerine ve kalplerine İslam dininin iktidarını yerleştirmek için hiçbir yönetici baskı yapamaz. Yöneticiler ve insanlar birbirlerine hakkı tavsiye etme görevleri vardır. Ayrıca yöneticilerin bir diğer önemli görevi de insanların ifsat edilmemeleri için gerekli olan yasal koruma tedbirlerini almaktır Her bir insan, hür iradesiyle inanmak istediği şeyi seçme hakkına sahiptir. İnandığını başkasına dayatamaz, aleni olarak ahlaksız eylemlerde bulunamaz. Kendi içinde ve evinde yaptığı yanlışlıkları başkaları araştıramaz.
+ “Dinde zorlama yoktur” ayetine göre dileyen dilediği gibi hareket edemez mi? Bu ayet demokratik özgürlüğe ışık tutmuyor mu?
Demokratik özgürlüğün sınırı var mıdır? Yoksa sınırsız bir özgürlük müdür. Bunlar konuşulmadan bazı ayetleri zorlayarak delil göstermeye çalışmak abesle iştigaldir. Bu ayet Müslümanlara şunu emrediyor. İslam’dan haberi olmayan insanlara İslam dinini tebliğ ederken insanları zorlayamazsınız. Hidayet Allah’a aittir. İnsanoğlu hür iradesiyle ister beşeri ister semavi bir dini seçme hakkına sahiptir. Hesabını da sadece yüce Allah’a verecektir.
Ancak, İslam dinini kabul ettiği halde, İslam dininin emirlerini hafife alarak alay etmeye kalkışanları, haram olan çirkinlikleri aleni olarak toplumun önünde yapmaya kalkışanları zorlamakta Yüce Allah’ın emridir. İnsanların ifsat edilmemesi için caydırıcı cezalar emredilmiştir. Gayri Müslimlere niçin Müslüman olmuyorsun diyerek zorlamak zulüm ise, Müslümanların haram işlemelerine engel olmamakta zulümdür. Gayri Müslimler de Müslüman mahallesine istedikleri çirkinlikleri yapamazlar. Özetle Allah’ın kullarına tanıdığı özgürlük budur. Bu özgürlüğü beğenmeyerek demokratik özgürlük gibi bir kavramla öne çıkmaya çalışanlar, cahiliye dönemindeki güçlülerin sınırsız özgürlüklerinin özentisi içindedirler.
+Ülkemizi her alanda rahatsız eden temel meseleler nelerdir sorusuna, her kesimin kolayca anlayacağı bir cevap vermeniz gerekirse kısaca nasıl cevap verebilirsiniz?
Konuşmamızın başında söylediğimiz gibi biz usta bir siyasetçi değiliz. Edebiyat sahasında derinliği olan bir insan olmadığımdan, sorduğunuz soruya herkesin anlayacağı ve her şeyi kapsayıcı özlü bir cümle kurmak üstatların işidir. İnancıma ve tecrübelerime dayanarak, ülkemin ve İslam dünyasının onlarcasını sıralayacağımız sorunlarının çözümü için, problem olan iki meselemiz vardır. Birincisi manevi ikincisi maddi sorundur.
Manevi sorunu temelden ele alarak, ahlaki değerlerimizi öne çıkartırsak, İslam kardeşliğini pekiştirirsek, ülkemizde ve İslam dünyasında oynanan ve oynatılan tüm olumsuzlukların önüne geçmiş oluruz.
Beşeri münasebetlerimizi tahrip eden, Terör belasından, bölücülükten gasptan, soygundan, eroin, esrar ve silah kaçakçılığından, kadın ticaretinden, rüşvetten, faizden, adaletsizlikten ve diğer bütün çirkinliklerden kurtulmanın yegâne yolu manevi kalkınmadan geçtiğini milletçe idrak etmeliyiz.
İkinci meselemiz maddi kalkınmaya önem vermeliyiz. Milletçe bu hususta seferber olmalıyız. Çok çalışmalıyız ve üretmeliyiz. Ürettiğimiz kadar tüketmeliyiz, lakin israf etmemeliyiz. Dışa bağımlılıktan mutlaka kurtulmalıyız. Düşmanın himmetine güvenmemeliyiz. Düşmanın gücünden korkarak kalkınma hamlesi yapmaktan çekinmemeliyiz.
Maddi yönden güçlü olmak için güçlü bir ekonomiye, yerli ve milli harp sanayiye sahip caydırıcı bir askere güce, bölgesinde, İslam dünyasında güvenilir şahsiyetli bir dış politikaya sahip olarak dünya siyasetinde söz sahibi olmaktan geçtiğini bilmeliyiz. Bu söylediklerim aranıp bulunamayan zor şeyler değildir. Alt yapısı hazır olan sahibini bekleyen değerlerdir. Söylemek gerekirse bugünkü AK Partisi iktidarı zaman- zaman bu hamleleri yapmaktadır. Lakin yeterli değildir. Maddi ve manevi kalkınma birlikte ele alınarak gerekli çalışmalar yapılırsa ülkemiz ve İslam dünyası aradığı huzura, dünyanın beklediği barışa kavuşmuş olacaktır.
+ İslam dünyasının huzuru ve dünya barışının Türkiye’den geçtiğini mi söylemeye çalışıyorsunuz.?
Evet, Türkiye; Osmanlı imparatorluğunun özü ve bakiyesi olduğu için böyle diyorum. Türkiye öncülüğünde, İslam dünyası İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatını acilen kurmalıdır. Böyle bir güç İslam dünyasına huzur getirdiği gibi dünya barışına da büyük katkısı olacaktır. Yeri geldiği için söylüyorum. Merhum Erbakan Hoca İslam dünyasının huzuru ve dünya barışı için yıllar önce şu projeleri dünya kamuoyuna ilan ediyordu.
a- İslam birleşmiş milletler teşkilatı kurulmalı
b- İslam para birimine geçilmeli
c- İslam ortak pazarı kurulmalı
d- İslam kültür işbirliğine geçilmeli
e- İslam savunma paktı kurulmalı
Bu önemli projelerinin yanında her ülke kendi ağır sanayisini, milli harp sanayisini kurmalıdır. Yetmedi, İslam dünyasını harekete geçiren D–8 projesini de hayata geçirmesini becererek, rahmeti rahmana kavuşmuştur. Allah Rahmet etsin. Merhum hocanın projelerine Müslümanlardan bir kısmı gerdan bükerken batılılar ve ırkçı Siyonist emperyalistler akıl almaz tedbirler alarak Erbakan Hocayı, siyasi entrikalarla engelliyorlardı. Üzülerek ifade edelim ki bir takım Müslümanlar bu sinsi plana alet oluyorlardı.
+Dünya siyasetini kimler nasıl şekillendiriyor?
Bu sorunuza en kapsamlı cevabı veren, milletimizin ve dünya insanlığının uyanması için hayatı boyunca çalışan Merhum Erbakan Hocamızı bir sefer daha rahmetle anıyorum.
Erbakan Hoca şöyle diyordu; dünya var oluşundan günümüze ve kıyamette kadar imtihan gereği Müslümanlarla, gayrimüslimler arasında Hak – Batıl mücadelesi süre gelmiştir. Bu manada dünya siyasetine söz sahibi olan güçlerden biri Hakka dayalı, diğeri şeytana dayalı siyası batıl güçtür.
Önce şu hususu ifade edelim. Siyaset, insanlığın yaradılışıyla birlikte tarih sahnesinde yer almıştır. Siyasetin ne anlama geldiğini kısaca tarif etmek gerekirse, insanların dünya hayatlarının her alanını tanzim eden sevk ve idare etme sanatıdır diyebiliriz. Tarih boyunca insanların sevk ve idaresini, ya ilahi vahye dayalı siyasi güçler veya batıla dayalı zalim güçler yapmıştır.
Günümüz dünyasının siyasi hâkimiyetini elinde tutmaya çalışan zalim güçler, üç aşamalı bir siyaseti uygulamaya çalışmaktadırlar.
a- Kısa vadeli siyasi planlar
b- Orta vadeli siyası planlar
c- Uzun vadeli siyası planlar. Bu üç planın içinde sosyal, kültürel, ekonomik ve hukuki ve daha birçok ifsat edici planlarda vardır.
Kısa vadeli siyasi planlarla, ülkeler içinde karışıklıklar çıkarmak için etnik milliyetçiliği, bölgeler arasında dengesiz kalkınmayı, İslam inancından uzak sağ ve sol fikir ayrılıkları, mezhep kavgaları, terör ve benzeri işlerle o ülkenin ekonomik ve siyasi kalkınmasına engel olurlar.

Orta vadeli siyasi planlarıyla, İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve siyasi işbirliğini engellemek için, birbirlerinin aleyhinde fitne tohumları ekerek bir devleti diğer devletin aleyhine ekonomik ve siyasi destek vererek rakip düşmanlar haline getirmeye çalışırlar.
Merhum Erbakan Hocamızın İslam ülkelerinde yaşanan olayları değerlendirirken; Usta siyasetçi ve bilge bir insan olarak meseleyi herkesin anlayacağı şu veciz ifadesiyle açıklamışlardır “ Siyonizm İslam dünyasında kadro değişikliğine gidiyor” yani kendilerine bağlı olarak çalışan eskimiş kadroları, yeni kadrolarla değiştirerek Müslümanların uyanışına engel olmaya çalışmak. Mesela orta doğuda güç birliği yapmalarından korkulan Türkiye, İran ve Mısır’ın bir araya gelmemeleri için her türlü hileyi ve tuzağı kurmaktan çekinmezler.
Uzun vadeli projelerinde İslam dünyasının tüm zenginliklerini tedrici olarak ele geçirerek, ekonomik kalkınmalarını engellemek, kültür emperyalizmi yoluyla dinlerinden uzaklaştırmak suretiyle bir nevi düşman etmeye çalışmak, en nihayetinde İslam dünyasıyla Hıristiyan dünyasını savaştırarak, dünya hâkimiyetini ele geçirmektir. Bu ırkçı Siyonistlerin unuttuğu bir şey vardır.O’da Yüce Allah’ın gücüdür. O dilerse bir nesli yok eder, dilerse ıslah eder veya başka bir kavmi hidayete erdirir. Zalimler istese de istemezse de Allah nurunu tamamlayacaktır.
Zalim siyasi güçler; insanlığın sevk ve idaresini zorbalıkla ve ahlaka uygun olmayan çirkin siyasi entrikalarla yapmaya çalışmaktadırlar. Günümüzde bunlara süper güçler denilmektedir.
Bu zalim güçler, dünya siyasetini istedikleri gibi şekillendirebilmeleri için, halkın bilmediği, lakin hissettiği ve adını derin devlet dedikleri bir güçle insanların inançlarına, sosyal yaşantılarına, kültürlerine, ekonomik varlıklarına, hukuk anlayışlarına doğrudan ve dolaylı bir şekilde müdahale ederek insanları özellikle Müslümanları köleleştirmeye çalışıyorlar.
Bu çirkin işleri yaparlarken, maşa olarak kullandıkları insanları çeşitli ırklardan, cemaat, tarikat, parti, dernek mensuplarından, devletin yönetim kademelerinden seçmeye özen gösterirler.
Bu zulüm siyasetini uygulayan sözde süper devlet denilen güçlerin arkasında ırkçı Siyonist emperyalist gücün olduğu unutulmamalıdır. Tarih boyunca dünya insanlığını ifsat etmeye çalışan ırkçı Siyonistler bu işleri, ellerinde tutmaya çalıştıkları medya, istihbarat ve finansal güçle yapmışlar ve yapmaktadırlar. Zülüm ve fitneleri zirveye çıktığında her defasında mağlup olmuşlardır, yinede olacaklardır.
Hakka dayalı siyasi güçler insanların mal, can, akıl, ilim, nesil, namus, inançlarına asla müdahale etmemişlerdir, edemezler. Hakka dayalı siyasi gücün, batıla dayalı güçlerin kurduğu gibi, derin yapılanmaları yoktur. Onların derin gücü imanları ve Yüce Allah’ın emirlerini uygulamama korkusudur. Güçlerini insanlığı ifsat eden toplumlara karşı kullanmışlar ve kullanacaklardır. Dünya insanlığını huzura ve barışa kavuşturacak asil güç İslam gücüdür.
Bu güce sarılmayan Müslümanlar zayıf duruma düşünce, zalim güçler meydanı boş bularak, şimdilik istediği gibi at koşturmaktadırlar.
Dünyada cereyan eden savaşların arkasındaki birinci sebep ekonomik olmadığını, birinci sebebin ırkçı Siyonizmin dini dayatması olduğunu artık idrak etmeliyiz. Irkçı Siyonistler din savaşını kazanmak için, İslam dinini ılımlaştırmaya, Müslümanları şuursuz bir inançla uyuşturmaya, Hıristiyanları İslam âlemi üzerinde baskı yaptırarak hatta savaştırmaya kadar her türlü hileye başvurmaktadırlar. Ayrıca mesnetsiz hayalî ve uydurma dini telkinlerle Hıristiyanları da aldatarak, dünya hâkimiyetini ellerine geçirerek insanları kendi hizmetleri için köle yapmaya çalışmaktadırlar.

Bu ve daha birçok ahlak dışı işleri batıl inançları gereğince yapanlar dünyaya hâkim olmaya çalışırlarken, ne garip ve acıdır ki, şuursuz Müslümanlar değişmeyen ve kıyamette kadar Yüce Allah tarafından koruma altında olan İslam dinine sarılacaklarına, utanmadan sıkılmadan birbirlerinin boğazını sıkmakta, dinlerine sırtlarını dönmeyi marifet saymaktadırlar.
+ ülkemizdeki siyasetin kalitesini ve seviyesini nasıl görüyorsunuz. Ayrıca mevcut siyasilerimiz yeterlimidir, kabiliyetli siyasetçilerimiz varmıdır?
Ülkemizdeki siyasetin kalitesi bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde düşürülmektedir. Siyasetin kalitesi düşünce doğal alarak seviyesi de düşmüş oluyor.
Siyasetin kalitesizliğini ve seviyesinin düşürülmesine sebep bir kısım medyamızla birlikte bazı şer güçlerin olduğunu bilmeliyiz ve ona göre tedbirlerimizi almalıyız. Demokrasiye inanmalıyız diyenler halkın ekseriyetle iktidara getirdiği partinin liderini idam ettirmek, partinin gücünü darbelerle muhtıralarla önlemeye çalışmak, partilerini kapatmak, liderlerini siyasi yasaklı konuma getirmek, parti kapatma davalarıyla tehdit etmek, bu ve benzeri icraatlarla ülkemiz de siyasetin kalitesini ve seviyesini düşürmektedirler.
Mevcut siyasetçilerimiz için toptancılık yapmak doğru değildir. Aralarında yeterli ve kabiliyetli olanlar olduğu gibi, iyi niyetli oldukları halde siyasi kabiliyetleri olmadığı için yetersiz olanlarda vardır. Kanaatimce yetersizlik çok daha fazladır.
Siyasetin kalitesini yükseltmek, yeterli ve kabiliyetli siyasetçileri öne çıkarmakta ayrıca bir görevdir. Bu görevi il bazında tarafsız bir şekilde yerel medya ve bölge halkı yapmalıdır. Yani kabiliyetli ve yeterli siyasi şahsiyetleri bulup öne çıkarma yükümlülüğünü yerine getirmelidirler. Bu husustaki çok önemli bir görevi de parti teşkilatları ve parti liderleri yapmalıdır. Uydum kalabalığa veya uyun kalabalığa diye siyaset yapılmamalıdır, millet adına seçici olmasını bilmeliyiz.
+AK Partisi iktidarının icraatlarını, CHP-MHP nin muhalefetini, BDP nin duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Güç odaklarının, ülkemizde ve dünyada estirdikleri siyasi rüzgârlar vasıtasıyla, gelişen ve değişen siyası olayların arka ve ön yüzüne göre kendilerini şekillendiren partilerin, iktidar ve muhalefetlerini değerlendirmek farklı olacaktır. Siyasetin görünen yüzüyle AK partisinin iktidarını ne iyi ne de kötüdür diyebilirim.
AK partililer iyi niyetle olumlu ve ciddi hamleler yaptıkları halde, siyasetin görünmeyen arka yüzündeki engellere takıldıklarını görerek değerlendirirsek çok daha objektif olacağımızı düşünüyorum.
MHP ve CHP nin muhalefeti, siyasetin arka ve ön yüzünden çok halkın AK Partisine olan sevgisini ve teveccühünü kırma yönünde olduğu için, yaptıkları muhalefet halkın belleğinde iz bırakmıyor. Dolayısıyla başarısız bir muhalefet sergiliyorlar.

BDP dış güçlere güvenerek bir duruş sergiledikleri için yakın bir zamanda güvendikleri dağlarda kar yağacak, pabuçları dama atılarak yol üstünde kalacaklardır. Pişmanlıkları da kendilerine faydası olmayacaktır. Ayrıca, verdikleri beyanatlarla, yaptıkları yanlış eylemlerle, Türklerin ve Kürtlerin nefretine vesile oldukları için, siyasi duruşları yanlıştır.
Siyasetçiler yüksek engelleri aşmak için ellerine aldıkları atlama çubuklarını kendileri imal etmelidirler. Çubuk yapancıların imalatı ise üzerine ister Milliyetçi, ister Muhafazakâr demokrat, ister halkçı, ister başka yerli isimle isimlendirsinler, böyle bir siyasi atlama çubukla engellerin aşılamayacağını bilmelidirler. Engelleri aşmak için şuurlu bir Müslüman olarak siyasi atlama çubuğunuz İslami olmalıdır. İslami anlayışla alınan tedbirler sayesinde, önünüze hangi engelleri koyarlarsa koysunlar, Allah’ın izniyle aşar geçeriz.
+ Yıllarca siyasetin içinde olmanıza rağmen, bildiğim kadarıyla 6 dönem millet vekili adayı, bir dönem belediye Başkan adayı olarak seçime girdiğiniz halde neden seçilemediniz.?
Öncelikle her şeyin bir takdir ve bir nasip işi olduğuna inanmalıyız. Kulun sorumluluğu doğru tedbirdir. Şahsen ve teşkilatlar benim için doğru tedbir aldıklarına inanıyorum. Zira siyasi hayatım boyunca bilerek bir hata yapmadım. Tedbiri karşı tedbirle bozanlar kul hakkına girmiş olurlar ki, bu hak bölge halkını ilgilendirir.
Teşkilat ve kamuoyu yoklamalarında çok farklı bir şekilde öne çıkmamıza rağmen, arka sıralarda konulmamızın hayır mı, şer mi olduğunu benim bilmem mümkün değildir. Hâşâ benim takdire itirazım yoktur. Lakin iyi niyetle değil de kötü niyetle bizlere engel olanlara kırgın olduğumu söyleye bilirim.
Bizlerin önüne koydukları arkadaşlar partiden ayrılınca kıyamet koparanların feryadı, bana hiç inandırıcı gelmedi, gelmiyor.
Yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için, şuracıkta bir parantez açarak şunu söylemekte boynumun borcudur. Benim siyasette yer almama ve yetişmeme vesile olan çok sevdiğim merhum Erbakan Hocadır. O bana hiçbir zaman engel olmadı. Engel olanlar belki de iyi niyetle engel oldular.
+Uzun yıllar Erbakan hocanın yanında siyaset yaptınız, onunla alakalı bazı hatıralarınızı kamuoyu ile paylaşmak isterseniz neler söylersiniz.
Evet, ailemden almadığım birçok bilgiyi ve beceriyi ondan öğrendim. 40 yıl siyaset yaptığım Erbakan Hocamla alakalı birçok maddi ve manevi hatıram vardır. Maddi hatıralarımızı kamuoyu ile paylaştım. Maddi hatıraları zaten halkımız görmüştür.
Manevi hatıralarımı kamuoyu ili paylaşmamız doğru değildir. Bu hususta İnananlar olduğu gibi inanmayanlar da olur. Dolayısıyla iyi niyetle insanları gıybet ettirerek günaha ve merhum hocamızın manevi şahsiyetini incitmiş oluruz. Müsaade ederseniz bu konular üzerine durmayalım. Özel sohbetlerimizde dost meclislerimizde bu gibi meseleleri konuşuyoruz.
Âcizane bir tespitimi kamuoyu ile paylaşmak gerekirse, Hocamız için şunu söylerim. Hocamız hayatı boyunca kendini maddi ve manevi ilimlerle yetiştirmeye çalışan gayretli, azimli, cesur bir insandı. İman derinliğine göre feraseti geniş ve o derecede nazik ve merhametliydi. Herkesi dinler, lakin bildiği doğrudan asla taviz vermezdi. Şahsen karşısında oturmaktan yanında su içmekten hayâ eden birisi olarak kendi penceremden gördüğüm siyasi hataları, teşkilat kusurlarını ve eksikliklerini edep ve usul dairesi içinde çok rahat bir şekilde sözlü ve yazılı olarak huzurlarında ifade edebilme yeteneğini bizlere öğretmiştir.
+ Eleştirmeyi ve eleştirilmeyi severmisiniz?
Bu sorunuza severim veya sevmem diye kestirme bir cevap vermem doğru olmaz. Eleştirinin ve eleştirmenin bir ölçüsü olmalı, ölçü aşılırsa sevmem aşılmadığı surece eleştirmeyi ve eleştirilmeyi severim. Eleştirinin ana karakteri ilgili kişilere yardımcı olmaktır.
Eleştiriyi yıkıcı ve yapıcı olarak ikiye ayırmakta sağlıklı değildir. Hataları görmeden ilgili kişileri yapıcı olarak eleştirmek dalkavukluğa yol açabilir. İlgili kişilerin doğrularını görmezlikten gelerek sadece hatalarıyla eleştirmek kıskançlığa meydan verebilir.
Eleştiriler genel ve özel olarak yapılmalıdır. Özelde ve genelde yapılan eleştirilerin faydalı olabilmesi için, yapılan doğrular ve hatalar birlikte ele alınarak gerekli olan uyarılar ve çözüm önerileri ilgililere takdim edilmelidir.
Ayrıca eleştirilecek insanlar sadece yöneticiler olmamalıdır. Onları tayin edenler, seçimle iş başına getirenlerde eleştirilmelidir. Ayrıca eleştirenlerde eleştiriye açık olmalıdırlar. Hatta topluma örnek olmaları için kendi kendilerini eleştirmelidirler.
+ Sosyal ve siyasi hayatınızda beşeri ilişkilerinizde kendinizi eleştirdiğiniz zamanlar oldu mu?
Elbette olmuştur, hayatta olduğum surece de olacaktır. İnsan olarak hele de Müslüman olup kendini eleştirmemek olur mu? Yüce Allah’ın emrettiği şekilde amel etmeyen Müslüman’ın pişmanlık duyarak tövbe etmesi öz eleştiridir.
Ailesine karşı sorumluluğunu yerine getirmeyenlerin pişmanlık duyarak gerekli ihtimamı göstermeye başlamaları, yaptığı hatadan dolayı özür dilemeleri de eleştiridir.
Siyasi hayatımda aileme ve çevreme karşı bariz hatalarım olmadığı için bu konularda kendimi ciddi manada eleştirmedim. Lakin yüce Allah’ın verdiği nimetlere karşı yaptığım amel ve şükürlerimin azlığını ve şuursuzluğumu hep eleştirdim.
Tövbe yaparken utandım sıkıldım. Başka sığınacak yer olmadığı için yine utanarak yüce Allah’a sığındım. O’nun engin merhamet denizine kendimi bırakırken kendime çok ağır eleştiriler yaptım. Siyasette yapmadığım hataları Yüce Allah’a karşı yaptığım eksik ve kusurlu amellerimden dolayı kendimi eleştirdim, eleştiriyorum.
+Son soru olarak kurtuluşun İslam’da olduğunu Türk ve İslam dünyasının siyasetçileri göremiyorlar mı?
Geniş ve kapsamlı sorunuza özet olarak cevap vermeye çalışacağım. İslam’ın barış ve huzur dini olduğunu, insanlığın kurtuluşu bu dinle olacağını Müslümanlardan daha çok gayri Müslimler bilmektedir. Bunun böyle olduğunu bildikleri halde İslam’a ve Müslümanlara saldırmalarının yegâne sebebi “Ebu Cehil varı kıskançlıklarından dolayıdır.
Müslümanlara gelince; bir kısım Müslümanlar tembelliklerinden dolayı Yüce Allah’ın takdir ettiği vakti bekledikleri için, o vakte kadar huzur ve barışı İslami mücadelede görmüyorlar.
Diğer bir kısım Müslümanlar seküler bir dini anlayış içinde olduklarından kurtuluşun İslam’la olamayacağını düşünüyorlar.
Bir diğer kesimin de kurtuluşun İslam’da olduğunu bildikleri halde batılıların acımasız saldırıları karşısında sessiz durmayı fincancı katırlarını ürkütmeme anlayışıyla hareket ediyorlar.
Bir başka grupta, Kurtuluşun kayıtsız şartsız İslam’da olduğunu söyledikleri halde, maalesef kendilerini tam olarak ifade edemiyorlar. Bu dağılmışlık ve korkaklıktan kurtulmadıkça üzerimizi düşmanın zulüm soğukluğundan kendimizi korumak için üzerimize örttüğümüz tembellik ve miskinlik yorganını atmadıkça batılın zulüm yağmurları üzerimizden eksik olmayacaktır.
Bizlere böyle bir röportaj yapma imkânı verdiğiniz için teşekkür ederim. Bende sizlere teşekkür ederken Yüce Allah’ın her ikimize böyle bir fırsatı ikram ettiği için Yüce Allah’a sonsuz hamd ediyorum.
7-Ağustos 20011
KÖKSAL Alaettin
View merve.'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hz. Muhammed (S.A.V) ve İslâmiyet (İslam Tarihi) M. Asım Köksal el-Kevserî Din 0 01.02.11 10:53
Seven, sevilen ve özlenen Erbakan..Alaattin Köksal Adige Abzakh Erbakan Hakkında Yazılanlar 1 28.01.11 12:55
Büyük İslam Alimi:M.ASIM KÖKSAL Alemdâr-ı İslâm BİYOGRAFİ VE BİLGİ DAĞARCIĞI 0 27.12.10 10:01
Torunu, Hz. Peygamber’i soruyor Seida SİYER-İ NEBİ 0 02.02.10 10:46
Köksal Toptan:'Gün Dünyanın Gazze İçin Ayağa Kalkma Günü' Vukuf-i Kalbi ÜLKEMİZDEN HABERLER 0 13.01.09 21:50

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:13 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.