| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 187 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum HİCRETİN KUTLU OLSUN ERBAKAN » PRF.DR. NECMETTİN ERBAKAN » Erbakan'ın Kitap ve Makaleleri »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15.05.10, 12:46   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Çocukların Kalbine Ne Koyacaksınız?

Milli Eğitim neden şuursuzdur? Çünkü batı taklitçisidir. Neden şuursuzdur? Çünkü bu sene ne yaptın, dediğin zaman, “Şu kadar derslik yaptım, şu kadar okul açtım, şu kadar öğretmen tayin ettim.” diyorlar. Peki, bu açtığın okul ve dersliklerde çocukların kalbine ne koydunuz, sorusu karşısında susuyor, konuşmuyor, konuşamıyorlar.

Çocukların Kalbine Ne Koyacaksınız?

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Milli Şuur Dergisi


Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdü Lillahi Rabbil Alemin, Vessalatü Vesselamü Ala Muhammedin Ve Ala Alihi Ve Eshabihi Ecmain.
Esselamü Aleyküm
Türkiye’nin ve bütün insanlığın kurtarıcıları olarak, inançlı kardeşlerim olarak, hepinize saygılarımı, hürmetlerimi sunuyorum. Cenabı Allah’tan ÖĞ-DER’in tertiplediği bu güzel toplantının, bütün insanlığın saadetine, en büyük ecirlere ve en büyük zaferlere vesile olmasını niyaz ediyorum. Allah’ın rahmetini, yardımını, bereketini ve cennetini diliyorum.
Her zaman söylediğimiz gibi, bir milletin gücü, ne parasıdır, ne tankıdır, ne topudur. Asıl gücü imanlı evlatlardır. Bu sebepten dolayıdır ki bu gerçeğin en açık ispatı baştan sona kadar bizim tarihimizdir.
Biz Malazgirt’i tankla topla değil, imanla kazandık.
Biz İstiklal Savaşı’nı tankla topla değil, imanla yaptık.
Çanakkale’yi imanla koruduk.
Bugüne kadar, bütün tarihimizin altın sayfalarını, hep imanla yazdık. Bu sebepten dolayı iman bir ülkenin en kıymetli varlığıdır.
İmanlı nesillerin yetiştirilmesi görevi, bu sebepten dolayıdır ki en şerefli görevdir. Öğretmenlik görevi görevlerin en şereflisidir.
Hz. Ali Efendimiz “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” diyor.
Bu söz, öğretmenlik mesleğinin ne kadar şerefli bir meslek olduğunu anlayana anlatır. Öğretmenlik mesleği mesleklerin en şereflisidir. Çünkü “Rütbelerin en büyüğü ilim rütbesidir.” vecizesi de, bu gerçeği açık bir şekilde göstermektedir
Şuurlu Öğretmenler!
Bu isim durup dururken alınmamıştır.
Bir ihtiyaçtan dolayı alınmıştır. Çünkü ülkemizde Milli Eğitim sistemimiz yanlıştır, sakattır, noksandır. Bu boşluğu doldurmak, telafi etmek bir görevdir.
Bu şuursuz Milli Eğitim çalışmaları karşısında “Şuurlu Öğretmenler Derneği”ne şiddetle ihtiyacımız var idi.
Bu milli ihtiyaç böylece karşılanmış olmaktadır. Milli Eğitim neden şuursuzdur? Çünkü batı taklitçisidir.
Neden şuursuzdur? Çünkü bu sene ne yaptın, dediğin zaman, “Şu kadar derslik yaptım, şu kadar okul açtım, şu kadar öğretmen tayin ettim.” diyorlar. Peki, bu açtığın okul ve dersliklerde çocukların kalbine ne koydunuz, sorusu karşısında susuyor, konuşmuyor, konuşamıyorlar.
Çünkü bir şey koyamıyorlar. Böyle bir ülkede elbette bu boşluğun doldurulması bir görevdi. Şuurlu Öğretmenler Derneği bu görevi yapmak üzere kurulmuş ülkemizin en kıymetli kuruluşudur.
İşte bu sebepten dolayı bu akşam ülkemizin en kıymetli kuruluşunun toplantısında bulunmuş olmanın şerefini, huzurunu ve iftiharını taşıyoruz.
Öğretmenlik mesleği ne kadar büyük şerefe sahip ise, o derecede de mesuliyetli bir meslektir. Çünkü, çocukları yanlış yola sevk ediyorsak hayır yerine şer işliyoruz demektir. Bendeniz bu hususta adeta titredim!
Başbakan olarak Kahramanmaraş’ın kurtuluş gününe gittim. Çünkü 20 yıldır hep bu kurtuluş gününe gitmişimdir. Bu milli olayı orada yaşamak herkese nasip olsun isterim. Bu kutlamalara 60 bin kişi gelir. Maraşlı kardeşlerim bilirler. Burada İmam Hatip Okulu talebeleri, Fransızları nasıl kovduk, temsili olarak bunu gösterirler. Sütçü İmam, Fransız subayını nasıl vurdu? Rıdvan Hoca nasıl hutbe okudu? Fransızlar taşlarla sopalarla nasıl kovuldu? Treylerin üzerinde, bu olaylar canlı olarak gösterilir.
Bütün bunlar 60 bin kişiyle beraber burada canlı olarak yaşanır. 20 yıldır devamlı bu kutlamalara katıldığımız için, Başbakan olarak da gitmek şerefine nail olduk. Toplantı mahalline gittik. Toplantıda İmam Hatip Okulu talebeleri, her zaman olduğu gibi bu gösterilerini yaptılar. Arkasından belediye başkanı, garnizon komutanı ve vali birlikte, bir araç üstünde gösteriyi izlemek üzere yol boyunca toplanmış olan 60 bin kişiyi selamladılar. Bendeniz de Başbakan olarak tribünde oturuyor idim.
Belediye başkanı halkı selamladıktan sonra yanımıza geldi, tekrar bizim teşrifimizden dolayı teşekkürlerini bildirdi. Başkan o gün smokin giymişti. Başkana; “Bana bak başkan, iyi güzel de senin giydiğin şu smokin, biraz önce kovduğumuz Fransız’ın giydiği smokin. Az önce biz onu kapıdan kovduk. Sen onların elbisesini giyerek geldin yanımıza oturdun. Biz Maraş’ı boşuna mı kurtardık? Bu ne taklitçiliktir? Niçin sen de herkes gibi milli bir kıyafet giyerek gelmedin?” demek suretiyle vazifemizi yaptık.
Dediler ki; “İlimizi ziyaretiniz münasebetiyle bir büyük bölge okulumuzun açılışını sizin için hazırladık. İlköğretim çağındaki 1000 çocuğun okuyacağı bu okulun açılış kurdelesini kesmenizi rica ediyoruz.”
“Peki” dedik. Okulun bulunduğu bölgeye gittik. Okulun önünde 1000 küçücük yavrumuz toplanmış. Emin olunuz bu esnada yüreğim titredi. Şimdi ben bu kurdeleyi keseceğim ama arkadan bu çocuklara ne öğretecekler? Bu okulda çocuklar için, acaba dünya ve ahiret saadeti için mi öğrenim yapılacak, yoksa çocukların dünya ve ahiretini perişan edecek batı taklitçisi bir öğretim mi yapılacak? Bu okulda, çocukların dünya ve ahiretini perişan edecek bir öğretim yapılacaksa, okulu açmakta fayda yok, mahsur var demektir. O zaman da hayırlı bir iş yapmamış oluruz. Onun için, kurdelenin başına geçtikten sonra okulun müdürünü yanıma çağırdım ve kendisine “Bakınız, şimdi bu makası elime verdiniz. Ben besmele çekip bu kurdeleyi, bu okulda çocukları bizim istediğimiz gibi yetiştirmeniz şartıyla keseceğim” dedim. Müdür “Tamam efendim, söz veriyorum, ne kastettiğinizi anlıyorum, çocukları istediğiniz gibi yetiştireceğim” dedikten sora kurdeleyi kestik. Sonra okulun içini dolaştık. Bir de baktık ki spor ve yemek salonunun duvarlarına ırkçı bir takım sloganlar asılmış. Müdüre “Bunlar nedir, biz gidip şimdi kestiğimiz kurdeleyi yeniden düğümleyeceğiz.” deyince müdür: “Efendim bunların hepsini değiştireceğim, size söz verdim.”demiştir. İnşallah değiştirmiştir.
Ne anlatıyorum ben şimdi. Kalbim titredi. Binlerce çocuğun sadece dünyası değil, ahiretini de ilgilendiren bir eylem yapıyoruz. Okul demek, öğretmen demek bu sorumluluğu hissetmek demektir. Onun için öğretmenlik mesleği ne kadar şerefli bir meslek ise, o derecede de büyük mesuliyeti olan bir meslektir. Çocuklarımıza ne öğreteceğiz, kalbine ne koyacağız?
İşte Şuurlu Öğretmenler Derneği bu sualin müspet şekilde cevaplanması için kurulmuş ve elinden gelen bütün gayretle Türkiye genelinde çalışan bir dernektir.
Hemen belirteyim ki maariften şikâyetçiyiz. Çünkü bu maarif batı taklitçisidir. Batı'yı bizden üstün görüyor. Hayır, bizim medeniyetimizden üstün hiçbir medeniyet yoktur ve olamaz! Batın’ın nesini taklit edeceksiniz. Batı temizlik nedir bilmez ki. Duesseldorf’taki müzeye gittiğinizde, müzede ev eşyaları salonuna girdiğiniz zaman, temizlik bölümünde bir levha ve bir tane de küvet görürsünüz. Levhada “Goethe bir gün yıkanırken ‘Gözüm takvime ilişti. Baktım bundan evvelki en son yıkanmam tam bir sene evvelmiş.” yazısını okursunuz. Neden? Çünkü inanışlarına göre papazın vaftizinden sonra, kutsallığı geçmesin, kaybolmasın diye yıkanmamak lazımdır da ondan. Bu inanıştan insanlığa saadet gelir mi?
Papaza Allah kaçtır dediğinde “Allah üçtür diyor,” hâşâ! Papaza Allah üç olur mu, sende akıl yok mu? dediğinde de, burası kilise, aklını kapının önüne bırakacaksın, aklınla yürümeyeceksin demektedir.
Aklı ve ilmi yasaklayan bir temelden hayır gelir mi? Batılılar tuvalete girdikleri gibi çıkarlar. Taharet yani temizlik nedir bilmezler. Batılıları taklit edeceksiniz de, elinize ne geçecektir? Bizim mübarek tarihimiz, medeniyetimiz, abdestli muhterem insanımızın tertemiz nur yüzüne bir bakınız, bir de batılıların haline bakınız. İnsan hiç bizim medeniyetimizi bırakır da, batının arkasından gider mi? Onun için, maarifimiz batı taklitçiliği üzerine kurulduğu için yanlış yoldadır. Hatta İmam Hatip Okullarımız, İlahiyat Fakültelerimiz bile bunun etkisi altındadır.
Bir gün Hasan Aksay Bey hastalanmış idi. Kendisine geçmiş olsun ziyaretine gittim. O tarihte İlahiyat Fakültesinin dekanı olan arkadaşımız da oradaydı. “Siz ne dersi okutuyorsunuz?” dediğimde, “Felsefe” okuttuğunu söyledi. Ben kendisine “İslam’ın ilimler tasnifinde felsefe diye bir ders yoktur, olsa olsa İlmi Kelam okutmanız lazım.” dediğimde, o “Efendim, malumunuz üzere ilimler tatbikî ilimler, nazarî ilimler diye ikiye ayrılır.” dedi. Bu ilim tasnifi Yunan tasnifi idi. Kendisine “Sen ilahiyat fakültesinin dekanısın. Yunan tasnifine göre öğretim yapılır mı? O zaman yapılan şey Telaviv tiyatrosunda İslam piyesi oynamaya benzemez mi.” dedim.
Neden Şuurlu Öğretmenler Derneğine İhtiyaç Var?
Bunu anlatmaya çalışıyorum. Her şeyin temelini konuşuyoruz. Bundan başka bugünkü öğretimde gerçekler tamamen batının safsataları ve ifsatları üzerine bina edilmeye çalışılmaktadır. Ve gerçekler de milletten saklanmaktadır.
Yani Emperyalizm bugün, dünyanın sömürülmesinden bahsedilmesini, Faizci Kapitalist Nizam’ın tenkit edilmesini istemiyor. Onun için bu gerçekler okutulmamaktadır. Taleplerine aynen uyulmakta ve onlar taklit edilmektedir.
Öğrenim baştan sona kadar Hakk’a dayanmalıdır. Öğrenimin temeli, evlatlarımıza mutlaka, tarihimizi, imanımızı, kimliğimizi, ruh kökümüzü tanıtmaya dayanmalıdır.
Bizim çocuklarımız, tarihimizi bilmedikleri için bu yanlış maarif yüzünden bugünkü hallere düşmüştür. Sözü uzatmamak için sadece üç tane kısacık misal vereceğim.
Birinci Olay
Biliyorsunuz bendeniz başbakan olur olmaz ilk işim “İslam Birliği”ni kurmak oldu. Bunun için, bu güne kadar bizden bir devlet adamının gitmediği Nijerya’ya gittim. Devlet başkanı bendenizi havaalanında karşıladı. Şehre geldiğimiz zaman yürüyemez olduk. Çünkü halk, dükkânlarını terk ederek kendilerini arabamızın önüne atıyor, izdihamdan camını, çamurluğunu kırıyordu. Devlet başkanına “Sayın Başkan, nedir bu hal? Ben bu halkın Türk Bayrağını tanıdığına bile şaşıyorum. Çünkü bugüne kadar buraya hiçbir Türk devlet adamı gelmemiştir. Bu ne sevgidir, ne coşkudur Allah aşkına?” dedim. Başkan gülerek dedi ki “Efendim, bu gördüğünüz hiçbir şey değildir. Siz bizim tarihimizi bilirseniz, bunların hiçbir şey olmadığını idrak edersiniz. İki yüz sene evvel İspanya ve Portekizliler ülkemizi işgal etmek için büyük donanmalarıyla yola çıktılar. Kömürümüzü, elmasımızı alacaklar ve insanımızı Amerika’ya zenci diye satacaklardı. Bunlara karşı kendimizi koruyacak bir gücümüz de yoktu. Ne yapacağız? O gün, dünyanın efendisi Osmanlı idi. Osmanlıya sığındık, Padişaha elçiler gönderdik ve bizi İspanya ve Portekiz saldırısından kurtarması ricasında bulunduk. Osmanlı, İstanbul’dan olursa uzun sürer diye, Mısır ve Tunus’tan görevlendirdiği birer donanmayı yola çıkardı. İspanya ve Portekiz donanmalarından önce Nijerya’ya ulaştırdı.
İspanya ve Portekizliler Nijerya’ya geldiklerinde, karşılarında Osmanlı donanmasını buldular. İspanya ve Portekizliler önce savaşmayarak, geri dönmek istediler. Çünkü o zamanlar bütün dünya, Osmanlı ile savaşılmaz inancı içinde idiler. Ancak savaşmadan ülkelerine dönmeleri halinde karşılaşacakları tepkiden çekindikleri için savaşmayı tercih ettiler. Savaştılar ve Osmanlı donanması karşısında yenildiler, hepsi denize döküldüler.
Osmanlı donanma kumandanı Nijerya’yı kurtardıktan sonra, Nijerya’nın o günkü devlet başkanının, sırtını okşayarak ona dedi ki, “Elhamdülillah biz vazifemizi yaptık. Size yapılan bir zulmü ortadan kaldırdık, şimdi sizlerle vedalaşırken, Allah’a ısmarladık derken, temenni ediyorum ki güzel vatanınızda ağız tadıyla, huzur içinde yaşayın” diyerek ayrıldı. “Osmanlı dünyanın öbür ucundan ülkemize geldi, ne elmasımıza, ne kömürümüze, ne de insanımıza, hiçbirisine dokunmadı. Sırf buradaki zulmü önlemek için geldi, zulmü önledi ve gitti.” dedi.
İşte tarihten bir yaprak. Ecdadımız böyleydi. Emri bil maruf nehyi anil münker yapmayı, zulüm, dünyanın neresinde olursa olsun ortadan kaldırmayı vazife biliyordu. Allah rızası ve bütün insanların saadeti için çalışıyorlardı.
İkinci Bir Olay
Almanyada Manheim şehrinin karşısında, 200 sene evvel Fransızlar yaşıyordu. Manheim’lılar üzüm yetiştiriyorlardı. Hasat mevsimi geldiğinde, üzümler kesime müsait olduğu zaman, Fransızlar geliyorlar, üzümleri alıp götürüyorlardı. Almanlar, Fıransızlar emeklerini çalıp götürdüğü, kendilerine bir şey bırakılmadığı için, aç kalıyorlardı. Bu durum bir sene, beş sene, on sene devam edip gitti. Güçlü Fransızlar karşısında çaresiz kalan Almanlar, kendilerini bu beladan kurtarması için, Osmanlı padişahından yardım talebinde bulundular. Başbakanlık arşivinden aldığımız belge, kendi arşivimizdedir. Arzu edenler gelip görebilir. Bu belge, padişahın Almanların isteklerine mukabil cevaben yazılmış bir yazısıdır. Bu yazıda padişah Almanlara soruyor; “Fransızların sizi aç bıraktıklarından bahsediyor, bizi bu beladan kurtarınız diyorsunuz. Peki, bizden ne istiyorsunuz?” Almanlar, “Bize asker gönderin, Fransızların hücumundan, talanından bizi korusun.” diyorlar. Padişahın Almanlara verdiği cevap nedir, biliyor musunuz? Padişah diyor ki; “Bu iş için asker göndermeye lüzum yoktur, benim size birkaç çuval Osmanlı askeri elbisesi göndermem kâfidir.” Hikâye konuşmuyoruz. Osmanlı bu elbiseleri Almanlara gönderiyor. Almanlar bu asker elbiselerini giyiyorlar ve Fransızlar, talan için geldiklerinde Osmanlı asker elbisesini giymiş insanları karşılarında görünce “Aaa buraya Osmanlılar gelmiş.” diyorlar. Korkularından Ren Nehri’nin sadece batısına kaçmakla kalmıyorlar, tam 20 mil içeriye kaçıyorlar. Bir daha Fransızlar bu bölgeye gelemiyorlar ve Almanlar rahata kavuşuyorlar.
Bu elbiseler bugün, Manheim Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. Hala Almanlar her sene bu olayın yıldönümü münasebetiyle bu elbiseleri çıkartıp, festival yapıyorlar.
Üçüncü Olay
Fransa’da dans 16. asırda icat edildi. Kanuni Sultan Süleyman bunu duyar duymaz, “Bu dans insanları ifsat edici bir olaydır. Bunu oynamayacaksınız.” diyerek Fransa Kralı’na bir mektup yazdı. Fransızlar dört asır dansı oynayamadılar.
Bunlar çocuklarımıza okutulmuyor. Eğer çocuklarımıza bunlar okutulursa, bugün AB’ye gireceğiz, AB’nin kapısına boynumuzdan zincirle bağlanacağız gayesine kesinlikle taraftar olmazlar ve böyle bir gayeyi desteklemezler.
Nereden Nereye?
Onun için, evlatlarımıza tarihimizi öğretmemiz gerekir. Biz nasıl bir milletiz? Nasıl bir ecdadın evladıyız? Böyle bir tarihiniz olacak, bu tarihinize rağmen, Avrupa’ya gidip, illa da biz size üye olmak istiyoruz, her emrinizi kabul edeceğiz, 15 sene müzakere edelim, bizi kapınıza bağlayın diyeceksiniz. Dünyada bundan daha acı bir şey olur mu? Bu neden oluyor? Eğitim hatası. Çocuklarımıza milletimizi, inancımızı, tarihimizi tanıtmıyoruz. Çocuklarımız batı taklitçisi olarak yetişiyor. Onlara hayran olarak yetişiyor. Bunun için, son bir senenin içerisinde hapishanelerdeki uyuşturucudan mahkûm olan çocukların sayısı 10 binden 23 bine çıkıyor. Eğitiminiz böyle olursa, böyle sonuç alırsınız.
Neden Şuurlu Öğretmenler Derneğine İhtiyacımız Var?
Çünkü vatanın ve milletin selameti, Yeniden Büyük Türkiye’nin, Yeni Bir Dünyanın kurulması, ancak şuurlu öğretmenlerle mümkündür. Mekteplerimizde gerçekler öğretilmiyor. Bilinmesi gereken gerçek şudur; Asr-ı Saadet’ten itibaren Hulefa-i Raşidin, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde ecdadımız, dünyaya hâkim idi. Yeryüzünde bir saadet dünyası vardı. Kimse bugün yapılan zulümleri, o gün yapamıyordu. Çünkü ecdadımız geçmişte, zulüm dünyası kurmak için yola çıkan 19 haçlı seferini püskürtmüştü. Ne zaman ki II. Viyana kuşatmasında hedefe ulaşamadık, o tarihten itibaren dünyanın maddi gücü ecdadımızın elinden çıktı. Irkçı Emperyalizmin, Siyonizm’in eline geçti. Üç yüz elli sene de bugünkü dünyayı kurdular. Hileli kurulmuş bir dünyadayız. Bugünkü Dünya Bankası zenginler için çalışıyor. IMF zenginlere çalışıyor. UNESCO ifsat için çalışıyor. UNICEF sözde çocukları koruyor, ancak o da ifsat için çalışıyor. Yanlış kurulmuş bir zulüm dünyasındayız. Onun için işte Filistin, işte Keşmir, işte Afganistan, işte Pakistan, işte çeşitli İslam Ülkelerindeki durum. Sudan’dan tutunuz Kafkasya’sına, Çeçenistan’a kadar, bütün bir coğrafya, bunların elinde ne hale gelmiştir. Dünya bunların eline kaldığı zaman kan ve gözyaşından başka bir şey olmayacağını görüyoruz.
Her şey eğitime bağlıdır. Kurtuluş mutlaka yeni bir dünyanın kurulmasındadır. Bu dünyanın Milli Görüş’e dayanması şarttır. Adil Düzen’e dayanması şarttır. Başka türlü saadet olmaz. Böyle bir noktada milletimizi uyandırmak, tam tersine İslam Birliği’ni kurup, tarihteki şerefli yerimizi almak fikriyatını bütün milletimize benimsetecek olan Şuurlu Öğretmenlerimizdir. Bu görevi bir an evvel yapmalarını kendilerinden bekliyoruz. Böyle büyük bir dönüm noktasında millet olarak çok büyük bir gayretle çalışmaya mecburuz. Onun için, üç görevi aşkla, şevkle, heyecanla, azimle yapmaya mecburuz.
1. Şuurlanma
2. Çelikleşme
3. Üretim
Çelikleşme ne demektir: Şuurlu Öğretmenler Derneği olarak bütün teşkilatımızın her ilde ve ilçede kurulması ve bütün öğretmenlerin üye yapılması, bu öğretmenlerimizin eğitilmesi, haftalık toplantı yapmaları, raporlarını vermeleri ve hedeflerini gerçekleştirmeleridir. Aynı zamanda bütün öğretmenlerimizi üye yapacağız. Bu öğretmenlerimizi bu davaya katkıda bulunmaya çağıracağız. Öğretmenlerimizi, Milli Görüş’ü anlatan, milletimizi şuurlandıran basını desteklemeye davet edeceğiz. Böylece Milli Görüş’ü destekleyen basın, öğretmenler, gençliğimiz, 40 tane Milli Görüşçü kuruluşumuz, hep beraber, tarihin bu dönüm noktasında, en gayretli çalışmayı yapmaya mecburuz. Bundan dolayı öğretmenlerimizin bu güzel toplantısında, emeği geçen kardeşlerimizin hepsini alınlarından öpüp bağrımıza basarken, her zaman insanlığın saadeti için canla başla çalışmaya mecbur olduğumuzu unutmamalıyız. Çünkü, çok mühim bir dönüm noktasındayız. Bütün televizyonların ve basının menfi faaliyetlerine rağmen, 75 milyonluk milleti şuurlandıracağız. Bu en şerefli bir hizmettir. En büyük ecri olan bir hizmettir. En büyük cihaddır.
Cenabı Allah’tan, Mefkureci Öğretmenler Derneği’nin, Öğretmenler Vakfı’nın ve Şuurlu Öğretmenler Derneği’nin hizmetini yapan kardeşlerimize zaferler vermesini, içinde hayatını kaybedenler varsa rahmetini diliyoruz. Bugün çalışan kardeşlerimize en büyük zaferleri temenni ediyoruz. Her zamanki inancımızı tekrar ediyoruz.
Zafer inanlarındır, Zafer yakındır.
Vel akıbetü lil-müttekın.


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!

Konu Alemdâr-ı İslâm tarafından (15.05.10 Saat 12:50 ) değiştirilmiştir..
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz:
---(EbRaR)--- (16.05.10), Abdülhamit (15.05.10), Adige Abzakh (15.10.10), EliF (15.05.10), Minhac (07.02.12)
Alt 14.10.10, 23:01   #2
berkman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Azimli Üye
Üye No : 6894
Üyelik tarihi : 24-02-2010
Konuları : 1
Mesajlar : 62
Teşekkürleri: 46
35 mesajına 54 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 berkman is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 21.11.11
Durumu : Status: Offline

Standart

ilk defa akp iktidarında ,din kül.dersi kaldırılması gündeme geldi.eski bakan hüseyin bey seçmeli olabilir demişti.aleviler çizmeyi aştı ama hükümet taviz üzerine taviz veriyor.
View berkman'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
Çocukların, kalbine, koyacaksınız

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kalbine iyi bak e mi! Seida SERBEST KÜRSÜ 0 10.03.10 19:07
Kalbimİn kalbine Değişidir ... Sükut-u Leyl Bize 5 dakikanızı ayırırmısınız? 0 08.10.09 19:57
Kalbine bir ana bakışıdır namaz CaN KıRıĞı Senai Demirci 0 08.09.09 19:52
kalbin kalbine emanet yar ben ruhuna talibim.... duasiz_usur_yürek GENEL EDEBİYAT 1 15.08.09 20:29
Kalbine Mukabil Bir Kalp Bulmak... EliF ÂİLE VE ÇOCUK EĞİTİMİ 1 19.06.09 00:16

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:26 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.