| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 191 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum HİCRETİN KUTLU OLSUN ERBAKAN » PRF.DR. NECMETTİN ERBAKAN » Erbakan'ın Kitap ve Makaleleri »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16.08.11, 21:45   #7
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

İŞTE REFAH İCRAATLARINDAN BAZILARI



" İktidarı devraldığımızda sürekli büyümekte olan bütçe açıkları ve iç borç sarmalı ülkemizi felç etmiş bir durumdaydı.
" 1996 yılı sonunda 20 milyar dolar olması beklenen bütçe açığı 15 milyar dolara, 30 milyar dolar olması beklenen iç borç ise 22 milyar dolara düşürülmüştür.
" Haziran 1997 sonu itibariyle bütçe açığı dolar bazında 5.5 milyar dolar olmuştur. Bu rakam geçen yılın aynı döneminde yani Haziran 1996 sonunda 15.2 milyar dolar idi. Yani Mesut Yılmazın başkanlığında kurulan 53.Hükümet geçen sene hükümetimize 15.2 milyar dolarlık, TL olarak bugünkü rakamlarla 1.9 katrilyon TL bütçe açığı bırakmış idi. Bu durum 55. Hükümet kurulur kurulmaz yapılmaya başlanılan enkaz edebiyatının haksızlığının en açık kanıtıdır.
" Hükümeti devraldığımızda yüzde 76lar seviyesinde olan repo oranı Şubat 97de yüzde 50ler seviyesine kadar çekilebilmiştir. Benzer durum mevduat ve İnterbank faizlerinde de yaşanmıştır.
" Yüzde 170 seviyesinde devralınan hazine borçlanma faizi Şubat 97 tarihinde yüzde 83ler seviyesine kadar düşürülmüştür.
" Devralındığında sadece 155 gün olan ortalama hazine borçlanma vadesi Şubat 97de 400 güne, suni gündemler neticesinde yaşanan olumsuzluklara rağmen Nisan 97de 730 güne kadar çıkarılmıştır.
" Hükümetimiz döneminde enflasyonla mücadelede de başarı sağlanmıştır. Emekliler, işçiler, memurlar ve köylümüz dahil toplumun tüm gelir gruplarına enflasyonun çok üzerinde, 40-50 puanlık bir reel gelir artışı sağlanmış olmasına karşın, bu reel gelir artışının finansmanında natif gelir kaynakları devreye alınarak enflasyonun azmasına meydan verilmemiş, suni gündemlere rağmen enflasyon sabit tutulmuştur.
" Hükümeti devraldığımızda 550 puan olan borsa endeksi Şubat 97de 1700 puana kadar yükselerek yeni rekorlar kırmıştır.
" Enkaz edebiyatı icraatçısı olacağını şimdiden belli eden mevcut hükümetin kamuoyunu yanıltmaya yönelik beyanlarının aksine, Kaynak Paketlerinden Ocak 97 itibariyle 11.78 milyar dolar, Nisan 97 itibariyle ise 13.33 milyar dolarlık bir gelir sağlanmıştır.
" Hükümetimiz döneminde döviz rezervlerimizde de Şubat 97 itibariyle yaklaşık 1 milyar dolarlık bir artış kaydedilmiştir.
" 1995 yılında bütçeden tarımsal desteklemeye ayrılan pay sadece 19 trilyon, 1996 yılı içinse önceki hükümet tarafından öngörülen destekleme fonu sadece 38 trilyon TL. idi. Hükümetimiz 1996 yılı ikinci yarısında yaptığı hamle ile 1996daki desteklemeyi 60 trilyon TL.ye çıkarttığı gibi, 1997 yılı için de 95 trilyon TL.yi tarımsal desteklemeye ayırmıştır.
" Köylümüzün emeği olan zirai ürünler karşılığı köylümüze geçen yıl sadece 43,5 trilyon toplam ödeme yapıldığı halde, hükümetimiz döneminde 136 trilyon TL. ödeme yapılmış ve böylece bir yılda yüzde 312 oranında büyük bir artış sağlanarak köylümüz azami derecede desteklenmiştir.
" TMO 1995 yılında 48 milyon dolarlık hububat alımı yaptığı halde, hükümetimiz döneminde 329 milyon dolarlık alım yapılarak köylüye 7 misli fazla para ödenmiştir.
" Hükümetimiz, köylümüze yüzde 50 gübre sübvansiyonunun alımda derhal ödenmesi esasını getirmiştir. Ayrıca gübre alımlarında formaliteler azaltılmıştır.
" Gübre desteği için 1997 yılında 85 trilyon TL ayrılmıştır. 1995 yılında gübre desteği için 366 milyon dolar ödendiği halde 1996da biz bu miktarı 47,5 trilyon TLye yani 586 milyon dolara çıkarttık. 1997de ise 85 trilyon TL, yani 629 milyon dolar olacak şekilde bütçemizi hazırladık.
" Et ithalatındaki fon ise, önce yüzde 3ten yüzde 30a çıkartılmış; daha sonra da canlı hayvan ve et ithalatı yasaklanmıştır.
" Hayvancılığın ihyası için büyük önem taşıyan çayır ve mera alanlarının ıslahı ve artırılması hususunda 1996 yılında 8.000 hektar saha artırılması yapılmıştır. 1997 yılında ise 22.000 hektar alanın ıslah ve artırılması programlanmıştır. Artış yüzde 175 olmuştur.
" Yem bitkileri alanlarının artırılmasına da çok büyük önem verilmiştir. 1996da 7.650 hektar yeni yem bitki alanı geliştirilmiştir. 1997de ise 22.000 hektar yeni bitki alanı geliştirilmesi programlanmıştır. Artış yüzde 187 olmuştur.
" Amerikan buğdayının dünya fiyatı 21.000 TL iken bunun muadili kırmızı sert buğdaya dört ayın ortalaması dikkate alındığında 36.000 TL fiyat verilmiştir.
" 1997 dünya yaş çay alım fiyatının 30.000 TL olduğu dikkate alınacak olursa, çay üreticisine 1997 yılında dünya fiyatlarının çok üstünde bir fiyat verilmiştir. (Birinci sürgün için 50.000 TL, ikinci sürgün için 52.500 TL, üçüncü sürgün için 55.000 TL) Bu fiyat dolar bazında son 15 yılın en yüksek fiyatı olmuştur.
" Bağ-Kur emeklilerinin maaşları yüzde 300e kadar arttırılmıştır.
" Esnafa verilen krediler 1996nın 2. yarısında 57 trilyondan 80 trilyon TLye çıkartılmıştır.
" Fon Kredisi imkânı tanınan Teşvik Belgesi verilmesine başlanmıştır. Böylece Fon Kredisinden yararlanmak üzere 8036 KOBİ sahibi müracaatta bulunmuş ve 2.5 trilyon TL tutarında kredi kullanıma açılmıştır.
" Böylece; esnafımıza, sanatkarımıza, küçük ve orta boy işletmelerimize, genç ve kadın girişimcilerimize 7 aylık kısa bir dönemde çok uygun şartlarla 150 trilyon TL kredi imkânı sağlanmıştır.
" Asgari ücrette yüzde 100den fazla artış sağlanmıştır.
" Hükümetimiz döneminde ortalama memur maaş artışı yüzde 230.1, buna mukabil enflasyon yüzde 165, dolayısıyla reel artış takriben, yüzde 65 olmuştur.
" Son yıllardaki memur maaşlarındaki reel değişime bir göz attığımız zaman açıkça görürüz ki, hükümetimizden önceki dönemde genellikle memur maaşlarındaki reel değişim enflasyonun altında kalmıştır. 1993de reel değişim +yüzde 2.2 iken, 1994de -yüzde 22,1995de -yüzde 4.8 olmuştur. Buna mukabil hükümetimiz döneminde memur maaşlarının enflasyon üzerindeki reel artışı + 65 olmuştur.
" Hükümetimiz 1996 yılında asgari ücreti 210 dolar olarak tespit etmekle bugüne kadar işçilerimize reel olarak verilen en yüksek asgari ücreti vermiştir.
" Kamu toplu iş sözleşmelerinde ilk defa bu yıl Hükümetimiz üç ay gibi çok kısa bir zama anlaşma sağlamıştır. Kamu kesimi ortalama giydirilmiş aylık ücretlerinde rekor düzeyde bir artış sağlanarak ücretler 53 milyon TLden 107 milyon TLye, dolar olarak da 655 dolardan 993 dolara çıkmıştır.
" Bütçeden Bağ-Kur emeklilerine 866 milyar TL., memur emeklilerine 985 milyar ve işçi emeklilerine 2,074 milyar TL. destek sağlanmıştır.
" Memur emeklilerimizin maaşlarında enflasyonun üstünde yüzde 51 reel artış sağlamıştır.
" Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF)nun bütün geliri, kanuni maksadına uygun şekilde, tamamen yoksullarımıza tahsis edilmiştir. Hükümetimizden önce 1996 yılına ait toplam 40 trilyonluk SYDTFnun yüzde 78i bütçenin açıklarına, yüzde 11i Fiyat istikrar Fonuna aktarılıyor ve yoksullara fonun sadece yüzde 11i tahsis ediliyordu. Hükümetimiz bu fonun tamamının yoksullara kullanılması prensibini yürürlüğe koymuştur. Böylece 1997 yılı için bu fondan yoksullarımıza 60 trilyonluk yardım planlanmıştır.
" SYDTF ihtiyaç sahibi öğrencilerimize de geniş bir program halinde hibe yoluyla karşılıksız destekte bulunmuştur. 1994-95 yılında kişi başına burs 750 bin TL, burs verilen öğrenci sayısı 78.815, verilen toplam burs 710 milyar TL iken, 1995-96da aylık burs miktarı 1 milyon TL, burs verilen öğrenci sayısı 100 bin 525, verilen toplam burs 1 trilyon TLye çıkarılmış, 1996-97de ise aylık burs 4 milyon TL, burs verilen öğrenci sayısı 200 bin, verilen toplam burs 6 trilyon TL olmuştur.
" Hükümetimiz, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimiz başta olmak üzere ihtiyaç içinde bulunan illerimize Acil Destek Programı (ADP) çerçevesinde toplam 3 trilyon 947 milyar 559 milyon TL. tahsis etmiştir. Bu programdan toplam 57 ilimiz, 96 ilçemiz, 52 beldemiz ve 90 köyümüz yararlanmıştır. Yine bu program kapsamında Doğu Anadolu Bölgemize 1 trilyon 13 milyar 500 milyon TL., Güneydoğu Anadolu Bölgemize ise 1 trilyon 120 milyar 559 milyon TL. tahsis etmiştir.
" Hükümetimiz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin ekonomik ve sosyal göstergelerini dikkate alarak sorunlarını tespit etmiş, bu sorunların çözümüne yönelik olarak bir icra programı* hazırlamış ve bunun uygulamasını başlatmıştır.
" Hükümetimiz, terör ve Bölge halkımızın güvenliği için klasik uygulamalardan farklı olarak ciddi adımlar atmıştır. Bu bağlamda, göç eden vataşlarımızdan güvenliğin sağlanması sonucu yeniden köylerine geri dönüş yapabilecek olanların, evlerinin onarımı ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla bölgemiz illerine toplam 490 milyar TL. ödenek sağlanmıştır. Böylece 108 köy ve 90 mezradaki 3 bin 475 haneye 19 bin 879 nüfusun geri dönüşü sağlanmıştır.
" Yine yapılan çalışmalar sonucu 168 köy ve 124 mezra, 4 bin 821 ve 31 bin 737 nüfusun geri dönüş yapabileceği tespit edilmiştir.
" Yıllardan beri Bölgedeki terör sorununun kaynaklarından biri olduğu gözlenen Çekiç Güç, Hükümetimizin kararlılığı sonucu geri gönderilmiştir.
" Açıkça görülmektedir ki; 55.Hükümet kurulur kurulmaz, Sayın Ecevitin dile getirdiği "Doğu ve Güneydoğuya ne yaptınız?" eleştirisi haksız ve yerinde değildir.
" Körfez Savaşından bu yana Iraka uygulanan ambargo sonucu kapalı tutulan ve ülkemize milyarlarca dolar zarara yol açan Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı, Hükümetimizin kararlılığı sonucunda açılarak ülke ekonomimize katkısı sağlanmıştır.
" Basının promosyon pervasızlığı bastırılmıştır.
" Çekiç Güç önce pazarlık masasına yatırılmış ve 12 önemli taviz koparılmış ve sonunda bölgemizden atılmıştır.
" Erbakan ilk ziyaretini çok anlamlı bir jestle, Kıbrısa yapmıştır.
" Amerikanın İranı yeniden vurmak için bahane aradığı bir ortamda, yine çok haysiyetli ve cesaretli bir tavırla, ilk resmi Yurtdışı seyahatini İrana oradan Pakistan ve Endonezya gibi İslam ülkelerine programlamıştır.
" İsrail Savunma Bakanının Türkiyeye yapacağı ziyareti kaale almamıştır.
" İsraile yapılan askeri anlaşmayı ülkemiz lehine şartlara bağlamıştır.
" Milli harp sanayinin canlırılması amacıyla öncelikle savaş helikopterlerinin yapımı için derhal girişimler başlatılmıştır.
" PKKnın gelir kaynakları ve kan damarları koparılmıştır.
" Terör sorununun temelinden çözümüne yönelik sivil ve seviyeli diyalog yolu seçilmiş ve hapishanedeki açlık grevlerinde ilk sevindirici sonuçları alınmıştır...
" Türkiyeyi bölgesinde güçlü, Avrupanın karşısında dirayetli kılacak, yeni bir dünyayı şekillendirecek D-8 projesini hayata geçirilmiş ve devletin milli politikası haline getirilmiştir.
Bu kadar kısa zama, bu denli olumlu kararları, hem de ılımlı yollarla başarabilen bir hükümet, samimiyetle tebrik ve takdir edilmez mi?...
Başbakan veya Bakan olduklarında, umre için Avrupaya, Hac için Amerikaya koşan ve Siyonistlere bağlılık secdesi yapan eski mason siyasilere karşılık, ilk dış ziyaretini Kıbrıs ve İran başlayarak, komşu ve kardeş İslam ülkelerine yapan Erbakanın bu onurlu tavrının, kalpleri kararmış, kafaları karıncalanmış bulunan bazı Medya moruklarını kızdırmış ve bu yüzden Hocanın kınanmış olmasını olağan karşılıyoruz...
Peki, ya İslamcı geçinen ve çevresinde dava adamı bilinen bazı tiplere ne oluyordu?
Tek başına iktidar olduklarında yapmayı temenni ve taahhüt ettiği "değişim" leri "Haydi, niçin hala yapmıyorsunuz? diye daha o günden ve o şartlarda istemek...
Devleti iflasa sürükleyen çok yüksek faizli iç borçlanmadan kurtarmaya, ve yurt dışındaki döviz kaynaklarını Türkiyeye aktarmaya yönelik, yeni teşvik ve tedbirleri "Hoca da faizci çıktı" diye hücuma yeltenmek. Ve "Katı pisliği önce kirli sıvıyla yıkayıp, sonra duru su ile temizlemek" fetvasının hikmetine uygun bu girişimi idrak etmemek
Dış basının ve olaya aklı yatanların "Erbakan 12-1 galip" diye yorumladıkları çekiç gücün 5 ay daha uzatılması kararını "Amerikaya teslimiyetçilik" diye tersinden değerlendirmek. (Ki daha sonra çekiç güç tamamen gönderilmiştir).
Ve yukarıda saydığımız tarihi ve talihli başarılara sevinmemek ve gömemezlikten gelmek, acaba İslamcı bilinen ve Entel geçinen bazı yazar çizer takımının feraset körlüğünden midir? Yoksa fıtratlarındaki nankörlükten midir?
Bu adamların Erbakanın icraatları karşısında, en azından bizim dışımızdaki ve karşımızdaki yazarlar ve yorumcular kadar insaflı ve tutarlı olmalarını beklememiz, kendilerinden çok şey istemek midir?
Bu denli anlayış kıtlığına ve feraset fakirliğine düçar olunması acaba nedendir?
"Ey iman edenler Eğer Allahtan korkar (her türlü kötülükten sakınır) sanız O (c.c.) size Furkan (olayların ve insanların içyüzünü fark etme feraseti) verir". [1] ayetinin mefhum-u muhalifinden anlaşılacağı gibi, acaba Allaha karşı takvasızlığımızın ve Kalbi günahlarımızın bir cezası olarak mı, izan ve insaf terazimizin ayarı bozulmuş ve kalp gözlerimiz kör edilmiştir?
Evet Üstad Bediüzzamanın buyurduğu gibi :
"Fehim, ifhamdan esheldir" [2]
Yani bir gerçeği idrak edip anlamak, onu başkasına izah ve ispat edip açıklamaktan çok daha kolaydır. Belki bizim, anladıklarımızı başkasına anlatma kabiliyetimiz noksır... Ama idraksizliğin ve anlayış fakirliğinin bu kadarı da fazladır..
Herhangi bir sözü veya hareketi eleştirirken "O sözü kim söylemiş, kime söylemiş, hangi şartlar içinde söylemiş, ne maksatla ve ne için söylemiş [3] olduğuna mutlaka dikkat etmek ve değerlendirmek lazımdır.
Çünkü "İnsanın kıymet ve mahiyeti, Onun himmeti nispetindedir. Himmetinin derecesi ise, maksadının ve meşguliyetinin yüksekliği ölçüsündedir" [4] Ve "ameller niyetlere göredir" (Hadisi şerif).
Bazen "Fikrin evveli amelin ahiri", bazen de "Amelin evveli, fikrin ahiri" [5] demektir. Öyle ise biraz sabırlı olmalı, Erbakan"ın icraatlarının sonunu gözlemelidir.
Evet insanı herhangi bir düşünce ve davranışa sevk eden ya akıldır ya hissiyattır Ya kalbi inançtır, ya nefsani ihtiyaçtır. Ya "Hak"tır, ya kuvvettir. Ya Hudadır, ya hevadır... Velhasıl bir düşünce ve davranış, ya Rahmanidir veya şeytanidir..
Öyle ise herhangi bir kimsenin, herhangi bir konudaki söylemini ve eylemini değerlendirmek ve derecelendirmek isteyenler, önce o kişinin nefsani hesaplı mı, yoksa İslami ve insani amaçlı mı olduğuna doğru karar vermek mecburiyetindedir.
İyi niyetinden ve İslami istikametinden şüphe etmediğimiz şahsiyetlerin, ilk bakışta bize göre yersiz ve yararsız görülen davranışları, hüsnü zanla yorumlanmalı, onun mutlaka bir hikmet ve mazerete dayığı kabul edilmelidir.
Yok eğer Onun İslamiyetinden ve samimiyetinden şüphe ediyorsak veya Onun siyaset ve stratejisini beğenmiyorsak, bu takdirde Onun cemaat ve teşkilatından ayrılmak ve kendi doğru bildiğimiz yol ve yöntemlerle uğraşmak daha uygun düşecektir.
Aksi halde, hem Erbakanın siyaset ve hizmetleri sonucu oluşan cemaat ve teşkilat içinde, şöhret, ve etiket gibi ganimetlere ulaşmak için, Milli Görüşçü gibi davranmak, ama gerçekte onların haklı ve hayırlı yolda olduklarına inanmamak, hem de fırsat buldukça da ikaz ve tenkit perdesi altında, tahribe ve tahrike çalışmak ise mürailiğin ve münafıklığın ta kendisidir...
Peki aynı davanın ve aynı teşkilatın mensupları, amirlerini ve liderlerini hiç tenkit edemezler mi?
Elbette ederler. Bu sadece bir hak değil, aynı zama bir vazifedir. Ancak bu konuda samimi ve yapıcı olduğumuzu ispatlamak için:
a) O teşkilatta görev ve sorumluluk yüklenmek ve gayretini çekmek,
b) Cemaatine ve liderine sadakat ve hüsnü zan göstermek
c) Fitne çıkarmaya ve teşkilatı karıştırmaya müsait tenkit ve teklifleri, herkesin okuyup duyacağı gazete ve dergilerde uluorta yaymayıp, ilgili ve yetkili şahsiyetlere bizzat iletmek,
d) Basın ve yayın organlarında yazılacak ve konuşulacak temenni ve tavsiyelerde ise, edep ve hürmet ölçülerine mutlaka rivayet etmek.
e) Trafik polisi kafasıyla, sadece kusur aramak yerine, hayırlı ve yararlı hizmet ve hareketleri de takdir ve tebrik etmek gerekir.
Velhasıl "İslam Edeptir. Edep ise haddini bilmektir"

________________________________________
* Bu bölümün hazırlanmasında "İktidarda Bir Yıl" kitabından faydalanılmıştır.

[1] Enfal: 29
[2] Bediüzzaman Muhakemet: sh. 101
[3] Muhakemat sh. 100
[4] Muhakemat: 114
[5] Muhakemat: 122




__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.11, 21:47   #8
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

DEĞİŞMEZ KANUNLARIMIZ :

1. “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”

(Al-i İmran Suresi, 139)

2. “Ey iman edenler, eğer siz Allah’a yardım ederseniz (Hakkın hakimiyeti için çalışırsanız), O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlam kılar.”

(Muhammed Suresi, 7)

3. “Eğer Allah size yardım ederse, kimse size galip gelemez. Fakat sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah’a tevekkül etmelidirler.”

(Al-i İmran Suresi, 160)

4. “Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden, cennete girivereceğinizi mi sınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı gelip çattı, öyle sarsıldılar ki Peygamber ve beraberindeki iman edenler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?’ diyorlardı. Dikkat edin Allah’ın yardımı muhakkak yakındır”

(Bakara Suresi, 214)
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.11, 21:48   #9
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

SON SÖZ

Evet, ülkemiz ve dünyamız büyük değişime gebedir ve tabi hiç bir doğum sancısız gerçekleşmeyecektir. Bütün tarihi değişimler ise genellikle önemli çalkantıların ardından meydana gelmektedir. Her asırdaki mevcut dünya düzeni ve dengeleri, mutlaka büyük olayların ve sarsıntıların sonunda yerini, yenilerine terk etmektedir.
Ancak unutulmasın ki, tarihin seyrini değiştirecek bu çok önemli sarsıntılar, uzun ve planlı bir geçiş ve hazırlık sürecinin tabii sonucu olarak patlak vermektedir. Yani zahirde bu sancı ve sarsıntılar büyük değişimlere bir sebep ve başlangıç gibi görünse de, aslında bir sonuç mahiyetindedir.
Her büyük inkılâp-değişim için de, mutlaka büyük bir lider gerekmektedir. Yüksek bir beynin güdümünde, az seviyede de olsa, seçkin ve seviyeli bireylerden oluşan organize bir hareket, artık mutlu sona doğru gitmektedir. Değişimdeki lider, İnsan vücudundaki ruh ve beyin gibidir.
Bozuk bir dönem ve devir içersinde, kasıtlı ve sistemli bir şekilde, basiretleri köreltilmiş ve beyinleri kirletilmiş kalabalıklara gerçekleri göstermek, liderlerin fazlasıyla zorlığı ve çok zaman harcamak durumunda kaldığı, en önemli ve öncelikli görevidir.
Halkı uyırmadan ve yeterli bir şuur seviyesi kazırmadan, öyle tepeden inme yöntemlerle yapılacak hükümet değişiklikleri, istenen neticeyi vermeyecektir. Bu durum "yara iyileşmeden kabuğu kaldırmak" gibidir. Bilindiği üzere her hangi bir yaranın iyileşmesini sabırla beklemeden, sadece üzerindeki kabuğu kaldırırsanız, yara mikrop kapacak ve sağlığına kavuşması gecikecektir. Halbuki yarayı iyileştirebilirsek, o takdirde kabuğu kendiliğinden düşecektir. Bunun gibi çürümeye başlamış bir sistemdeki tıkanıklıkları ve toplumsal çıbanları da, içten içe tedavi ve terbiye edecek çarelere baş vurmadan, halk ayaklanması veya askeri darbe cinsinden metotlarla, "kabuk" mahiyetindeki yönetimleri değiştirmek de, sosyal yapının iyileşmesini geciktirmekten ve sorunları biriktirmekten başka netice vermeyecektir.
Erbakan Hocamız bir keresinde şöyle anlatmışlardı;
"Osmanlıyı bir ceylana benzetirsek, Sultan Abdülhamit Han hazretleri bu ceylanın beyni ve kalbi konumundaydı. Siyonist dünya hakimiyetini gerçekleştirmede, önlerindeki en büyük engel gördükleri Osmanlı devletini yıkmak isteyen Siyonistler, önce Abdülhamit Han’ı halletmekle ceylanı kalbinden vurdular ve yaraladılar. Sonra iktidara getirdikleri İttihat ve Terakki masonları marifetiyle Osmanlıyı 1. Dünya savaşına soktular, yıktılar ve ceylanı boğazladılar. Arkasından bu ceylanı önce büyük parçalara ayırdılar. Osmanlıdan onlarca küçük devletçikler çıkardılar. En büyük parçası olan Türkiye’deki Müslümanları ise, bir cadı kazanında yıllarca kaynattılar, devrimbazlık adına tüm manevi değerlerden ve insani düşüncelerden koparmaya çalıştılar. Ve artık iyice "pelteşen, ruhi dirilik ve dinamizmini kaybeden bu kaynatılmış kazan, 1950de dışarı döküldü ve sözde demokrasiye geçildi. Zira artık doğruyu-yanlışı seçecek, haksızlık ve ahlaksızlık karşısında direnecek, inancı ve ideali uğrunda fedakarlık gösterecek bir kitle kalmadı sanılmıştı. 1950 den, 70’lere kadar bu kültür kökleri dumura uğratılmış kitle içinde, bazı damarları kısmen de olsa hala sağ kalmış bir takım insanlar üzerinde, yeniden diriltme ve düzeltme faaliyetleri yapıldı.
Biz ise, 1970-75 arası 5 yıllık dönemde ( hiç değilse) her ilde bir tane tam şuurlu insan yetiştirmeye çalıştık. 1970-80 arası ikinci 5 yıllık dönemde ise, (en azından) her ilçede bir tane şuurlu ve yetişmiş eleman hazırlamayı amaçladık. Üçüncü bir 5 yılda ise, bu sefer her köyde bir tane samimi ve gayretli bir dava adamı yetiştirmeyi planladık.
Yani 70 milyonu diriltmek ve disiplinize etmek üzere, önce yediler, sonra yetmişlerle başlayan ve giderek yedi yüzlere ulaşan bir çekirdek kadro, sabır ve sükunetle halka halka genişleyecek ve 29 sene sonra iktidara yürüyecektir.
Bu bir yıllık kısa iktidar süreci de, tarihi hesaplaşmanın son hazırlıklarının tamamlanacağı dönemdir. Şeytanın şaheseri sayılabilecek despotizm ve Siyonizm saltanatı temelinden çökecektir. Bu ise ancak önemli bir sınavın ve sarsıntının sonunda gerçekleşecektir.
Balkanlarda, Ortadoğuda, Kafkaslarda, Asyada, Afrikada ve tüm dünyada dengeler değişecek, zulüm yerine adaleti, sömürü yerine işbirliğini esas alan evrensel kurum ve kurallar getirilecektir. Her dinden her kavimden, bütün insanların barış ve bereket içinde yaşayacağı, adil bir düzen yerleştirilecek ve yürütülecektir
Böylece vaad edilen ve özlemi çekilen İslam’ın büyük zaferi mutlaka gerçekleşecek, Milli Görüş medeniyeti beklenen saadet ve selamet dönemini getirecektir.
Muhyiddin-i Arabi ve Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi hikmet kutuplarının "Medine-i Muhayyere" dedikleri, yani ikinci tercih beldesi ve müjde ve mutluluk kenti olarak nitelendirdikleri Konya’dan başlayan bir insanlık sevdası, nihayet Anadolu Mekkesindeki tabuların ve tağutların yıkılması ve İsrail kabadayısının hizaya sokulması ile mutlu sona erişecek ve böylece Fethi Mübin gerçekleşecektir. Ve artık Türkiye, evrensel hukuk kurallarının ve temel insan haklarının bütünüyle sağlığı... Milli iradeye dayalı ve halkın tercihine saygılı gerçek demokrasinin ve farklı din ve görüşlerin karşılıklı hoşgörü ve özgürlük esasına bağlı laikliğin uygulığı, yüksek ve örnek bir medeniyet merkezine dönüşecektir."
“(İslâma ve insanlığa) zulmeden (çağdaş zalimler) nasıl bir inkılâpla yıkılacaklarını, yakında görecek ve bileceklerdir.” (Şuara Suresi 27)
“(İnkarcı zalimler ve münafık kesimler) kendilerine gökten melekelerin gelmesini ya da bizzat Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı alamet (ve felaketleri) nin gelmesini mi bekliyorlar? Oysa Rabbinin bazı ayetleri geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanları kendilerine bir hayır kazırmamış (yani sözde iman etmiş ama, imanın ve İslamın gereğini yapmamış) olan kimselere o vakit (gerçeği görmeleri ve imana gelmeleri) bir fayda sağlamayacaktır... De ki, şimdilik başınıza gelecekleri bekleyin Şüphesiz biz de zaten beklemekteyiz...”(En’am Suresi 158)
“(Münkirler ve Münafıklar, Mücahit Müminlere) Eğer (gerçekten inanıyor) ve doğru söylüyorsanız, hani bu beklediğiniz ve müjdelediğiniz fetih ne zaman (gelecek?) diye (soruyor ve bir nevi alay ediyorlar).”
De ki, (mutlaka ve pek yakında gerçekleşecek olan) o fetih gününde (şimdi) inkar edenlerin (gerçeği görüp) iman etmeleri de, artık fayda etmeyecek ve kendilerine mühlet de verilmeyecektir.
Artık sen onları (şeytanlıkları ve şımarıklıkları ile baş başa ) bırak ve bekle... Zaten onlar da (sonlarını sezmiş telaş ve tedirginlikle) beklemektedir. (Secde Suresi 28-30)

Toplumlar bozuldukları vakit Cenab-ı Hak o toplumları karanlıklardan aydınlığa hidayet etsinler diye tarih boyunca peygamberler göndermiştir. Ancak Efendimizin son peygamber olmaları nedeniyle başka peygamber gelmeyeceğinden acaba insanlığın şu an içerisinde bulunduğu buhranlı durum nasıl atlatılacaktır.
Hem efendimiz kendilerinden sonra 5 devre yaşanacağını, bunların:
“Hilafet (Raşit Halifeler) dönemi,
Saltanat dönemi,
Selasin dönemi, *
Zulüm ve kötülüğün zirveye tırmığı, Deccalizm dönemi ve
Sonradan sünnetine uygun bir İslam’ın yaşanacağı bir saadet asrı”
dönemleri olduğunu ifade buyurmuşlardır. Bu tür Hadis-i Şeriflerinde gösterdiği gibi şu an yeryüzünde büyük bir kötülük ve buhran dönemi yaşanmaktadır. 20. yüzyılda sadece resmi kayıtlara göre katledilen insan sayısı 180 milyonun üzerindedir. Bu karanlık “deccalizm” dönemini “Global Siyonizm” temsil etmektedir. Peki efendimiz son peygamber olduğuna göre bu korkunç süreç nasıl atlatılacaktır?
Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde: “Benden sonra Allah her yüzyılda bir müceddit gönderir, dini onlar kanalıyla tecdit eder. (İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarır)” buyurarak, insanlığın bu felaketlerden kurtuluşunun hidayet önderi müceddit şahsiyetler kanalıyla gerçekleşeceğini beyan buyurmuşlardır.
Her müceddit asırlarında toplumlar hangi sahalarda dejenere olmuşlarsa o sahada bir tecdit hareketi geliştirmişlerdir. Bu asırda ise dejenerasyon tüm sahalarda gerçekleşmektedir. (Dini anlama, yaşama, ekonomi, siyaset, sosyal ve kültürel hayat, dış politika...vb.)
Bediüzzaman Said Nursi Hz.lerinin buyurdukları gibi ‘Daha evvelki nesillerin helakına vesile olan günah ve kötülükler bugün defalarca, bir günde işlenmektedir. Öyleyse tüm bu buhran ve felaketlerden insanlığın kurtuluşuna vesile olacak umumi bir müceddit ve tecdit hareketine ihtiyaç vardır.’ Bu ihtiyaç hem aklın hem vicdanın hem de naklin ortaya koyduğu bir gerçektir. İşte bu beklenen hareket inşaallah “Milli Görüş” hareketidir.
Dolayısıyla “Milli Görüş” davasının hakimiyeti için çalışmak yeryüzünde tüm mazlum ve mağdur insanların kurtuluşu için çalışmak anlamına gelmektedir. Bu husustaki duyarsızlık ise Allah korusun tüm insanlığın felaketine seyirci kalmak anlamını taşımaktadır.
Öyleyse insanlığın bu büyük yeniden kurtuluş davası için çalışmayı cana minnet sayarak tüm gücümüzle gayret etmek en büyük bir talihlilik olacaktır.


* Bazı kaynaklarda 4 dönem olarak açıklanmış, bu dönem zikredilmemiştir.
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
görüşkitapçık, milli

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kim Milli Görüş'çü, kim Milli Görüş'çü değil? Adige Abzakh Zeki Ceyhan 1 08.06.11 15:02
Erbakan: Keramet Milli Görüş'tedir."Milli Görüş"süz olmaz! ZafeR Erbakan'ın Mücadelesi 16 08.11.10 22:09
Milli Görüş Gençliği Milli Görüş Lideri Prof.Dr.Necmettin Erbakan'ı konutunda ziyaret Adige Abzakh MGFORUM ARŞİV 7 09.08.10 16:34
Kaddafi BM sekreterine kitapçık fırlattı sina DÜNYADAN HABERLER 9 26.09.09 16:08
[ milli gorus ] milli görüş milli eğitim sevgiliye sevdalı MİLLî GÖRÜŞ 1 13.11.08 15:04

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:31 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.