|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 191 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Önsöz LİDER VE DEVRİMLiderlik, talihli bir sanat ve tabii bir ihtiyaçtır. Bir vücut için beyin ne ise, bir toplum için lider de aynı konumdadır. Farklı amaç ve ihtiyaçlar için bir araya gelmiş, küçük büyük her toplum kesiminin ve her insan kümesinin, değişik yetki ve yeteneklerde bir başı mutlaka vardır. Çünkü başsızlık veya başıbozukluk, dağınıklığı ve başarısızlığı doğuracaktır. Dini, askeri, ticari ve siyasi sahalardaki liderlik olgusu nasıl vazgeçilmez bir unsur ise, tarihi değişimlere öncülük edecek büyük liderlerin önemi ve gereği de tartışılmazdır. Lider, her işi tek başına yapan bir süpermen değil, başarı için gerekli her türlü organizeyi yapan, bunların arasındaki koordineyi kuran ve otoriteyi sağlayan insır. Özellikle, askeri işgallerin, ekonomik ve siyasi krizlerin ve ahlaki çöküntülerin yaşığı ortamlar, toplumları kurtarıcı aramaya ve dolayısıyla liderlik kabiliyeti ve karakteri taşıyan kimseleri meydana çıkarmaya müsait fırsatlardır. Sadece olanları gören değil, olacakları da hesap edebilen... Yalnız bugünleri kurtarabilen değil, yarınları da kurgulayabilen... Geçmişi değiştiremeyeceğini, ama geleceği şekillendirebileceğini düşünen... Yapılan haksızlık ve yanlışlıkların perde arkasını ve çözüm yollarını topluma gösterebilen... Doğuştan taşıdığı üstün yetenekleri, ciddi ve disiplinli bir eğitim, deneyim ve birikim süreciyle geliştirilebilen liderlere ihtiyaç duyulan durumlar, tarihi değişim ve dönüşüm noktalarıdır. Ancak bu fırsatları istismar eden kimselerin, sahte kahraman rolüyle ortaya çıktıkları ve bu suni liderlerin “toplumsal uyku hapları” gibi kafaları ve kalabalıkları uyuşturdukları da unutulmamalıdır. Oysa toplumu uyutan değil uyıran, oyalayan değil olgunlaştıran, suskunlaştıran değil sorgulayan ve sorumluluk taşıyan, dejenere olmuş dünya nizamına ve devlet hukukuna razı olmayıp, hukuk devletini ve adalet medeniyetini amaçlayan, kısaca “kuvvetin hukukuna değil, hukukun kuvvetine” inanan kimseler olmasını sağlayan liderlere sahip çıkılmalıdır. Ama maalesef dünyamız hep yanlış rolleri oynayan insanların dolaştığı bir sahne görünümündedir. Kendi kabiliyet ve kapasitesinin çok ötesinde işlere girişen ve karanlık merkezlerin güdümlü kuklası haline gelen zavallı kimselerin liderlik hevesleri, toplumsal birikim ve beklentileri istismara yöneliktir. Evet, günümüzün en büyük problemi, mantıkların makineleştirilmesi, düşünme, değerlendirme ve doğru karar verme yeteneğinin körleşmesi ve insanların bilgisayar donanımlı bir robot haline dönüştürülmesidir. Böylece, medya marifetiyle, kalabalıkların uzaktan kuma ile yönlendirilmesi daha kolay hale gelmektedir. Öyle ise kendisi bazı merkezlerce güdülen, yani kendi kendisini bile yönetemeyen ve kendi nefsini yenemeyen zavallı kimseler, başkalarını nasıl yönetecekler? Liderlik, herşeyden önce hürriyet, haysiyet ve hamiyyet ister... (Yani, maddi ve manevi bağımsızlık, onur ve saygınlık, gayret ve kararlılık gerektirir.) Liderlik ciddiyet ve cesaret işidir. İnanç ve ideallerine değil, ihtiraslarına ve masonik mihraklara bağımlı, kiralanmaya ve kullanılmaya yatkın, riskli ama şerefli girişimler yerine, garantili ve geçici heyecanlara alışık tiplerle kurtuluşa erişmek mümkün değildir. Elbette lider, hiç korkmayan ve kuşku duymayan değil, ama korkuları ve kuşkuları yenebilen kimsedir. Bazıları makam ve yetki gücüyle bir teşkilatı yönetebilir, ama yönlendiremez... Yani, hayırlı ve başarılı hedeflere doğru, toplumu ve teşkilatı manipüle edemez. Bazıları bilgi ve becerisiyle insanları etkileyip yönlendirebilir, ama yönetemez... Gerçek liderler ise, hem yönlendirmesini, hem de yönetmesini iyi bilen şahsiyetlerdir. Liderlik, bir bakıma, farklı katmanları, kendi başkanları vasıtasıyla yönetmek ve yönlendirmektir. Bunun için de organizasyondaki birim ve ekip başkanlarının kabiliyet ve karakterini iyi tespit edip onlardan olduğunca yararlanabilmelidir. Ekip başlarının ve hizmet elemanlarının adlarını, soyadlarını, genel durumlarını, özel sorunlarını, zaafiyet noktalarını, bilgi ve beceri sahalarını iyi bilmeyen liderlerin, onlardan verimli yararlanma şansı düşecektir. Bunun için de, uzun bir geçiş süreci ve deneme dönemi gerekmektedir. Ekip çalışmalarına önem vermeyen, çevresine güven telkin etmeyen, duyarsız ve tutarsız kimseleri münasip şekilde değiştirmeyen, zararlı urları ve unsurları devre dışına itmeyen, başarılı ve hayırlı hizmetleri ödüllendirmeyen, asli değerlere ve prensiplere sadık kalarak kendini yenilemeyen, değişimci ve girişimci bir tavır sergileyemeyen liderler, zamanla saygınlığını ve ağırlığını yitirecektir. Problemleri ve projeleri önem ve öncelik sırasına göre ele almayan, zamanla özelliğini ve güncelliğini yitiren konuları ve kararları bırakamayan, girişim ve gayretlerindeki eksiklik ve eğrilikleri fark edip bunlardan uzaklaşmayan, kısaca özünü koruyarak değişim ve gelişime uğramayan ve şartlara göre manevra kabiliyeti olmayan kimseler, beklenen başarıya eremeyecek, toplumun kem talihini yenemeyecek ve tarihi dönüşümleri gerçekleştiremeyecektir. Çünkü tarih, kazananlar tarafından yazılan bir ibret belgesidir. Ve bir sayfa tarih, bir cilt mantığa bedeldir. Ve bu anlamda başarı bir sonuç değil, mücadele dolu bir süreçtir. Düşüp kalkmalarla devam eden uzun bir yolculuk gibidir. Herkes hata yapabilir, bu normaldir. Anormal olan hatasını görmemek ve düzeltme gayreti göstermemektir. Kendi hatasını hoş görmek ve kılıf geçirmek basitlik alametidir. İnsanın en kolay aldatacağı kimse maalesef yine kendisidir. Başkalarını affetmek fazilet, ama kendi nefsimizi affetmek acziyettir. Asıl marifet, hiç düşmemek değil, düştükten sonra kalkmasını ve yeniden hedefe doğru koşmasını bilmektir. Kendi hatasını “tecrübe” diye geçiştiren, ama aynı hatayı sürekli tekrar eden kimseler, nefislerinin kölesidir. Evet büyük adamların ve büyük adım atanların düşme riski de büyüktür. Ama bunlardan sadece ders almasını bilenler hedefe yürüyecektir. Büyük liderler, gerektiğinde kendi boşluğunu dolduracak ve yokluğunu unutturacak çapta, “çekirdek kadroları ve lider adayları” da yetiştirirler. Asırları aydınlatan büyük liderler, güneş gibidir. Onun ışığını her tarafa yansıtan, ay misali uyduları olagelmiştir. Bu seçkin ve seviyeli elemanların yetiştirilmesi, ayrı bir özellik ve gizlilik gerektirebilir. Bunlar uzun bir zaman resmi görevlerden ve gözlerden uzak tutulabilir. Ve tabii asıl önemli ve gerekli olan şuurlu ve sorumlu bir teşkilat kurabilmektir. Yoksa, ancak süper beyinler tarafından idare edilebilecek pejmürde bir kurum veya toplum, her an çökmeye hazır vaziyettedir. Sonuç olarak, başarmak ve kazanmak, eldeki imkanları, elemanları ve fırsatları çok iyi değerlendirmeyi gerektirir. Çünkü senin kaçırdığın fırsatları mutlaka bir başkası ele geçirecektir. İşte liderlik uygun kararı uygun zama verebilmektir. Unutmayın başarılı bir takımın veya teşkilatın pek çok elleri olabilir, ama beyni tektir. Ve bir çok lider, kabiliyetsizliğin değil, imkan ve fırsatları israf etmenin cezasını çekmiştir. Lider şahsiyetlerin zamanı iyi kullanması kadar, zamanlaması da mükemmeldir. Nerde susup nerde konuşacağını, hangi durumda hangi adımı atacağını bilmeyenler, erken açan çiçek konumuna düşecektir. Her başarılı kimse, sürekli boğuşmakla ve bir çok başarısızlıkla dolu nice yıllar geçirmiştir. Uzun zaman seni görmezlikten gelen, hatta engelleyen kötü ve kıskanç kimselerin, başarılı olunca sana iltifatlar yağdırması da, yine hayatın ayrı bir cilvesidir. Oysa yenilgiler bir sonuç ve tükeniş olmadığı gibi, başarılar da bir hedef değildir... Bütün bu gayretlerin gayesi, kulluk imtihanını kazanabilmek ve sonsuz mutluluğu yakalayabilmektir. İşte günümüzde gerçek ve örnek bir lider tanımak isteyenler, Erbakan Hoca’yı ve mücadele dolu hayatını takip etmelidir. Ve elinizdeki kitap asıl bu amaca yöneliktir. |
|
|
| Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür edenler: | GOD LOVE (17.08.11) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
HAK-BATIL MÜCADELESİNİN TARİHÇESİ İnsanlık tarihinin bugüne kadar geçirdiği medeniyet dönemlerine de bir bakış yapıldığında görülmektedir ki insanlık tarihi boyunca hep "Hakkı Üstün Tutan" bir medeniyet kurulmuş bu medeniyet insanlığa saadet getirmiş yeryüzünü etkilemiştir. Ancak bir müddet sonra "Hakkı Üstün Tutan" medeniyetin etkisinde kalan bölgelerin birisinde bu medeniyet dejenere edilmiş ve "Kuvveti Üstün Tutan" bir medeniyet haline dönüştürülmüştür. Bunun sonucu olarak hakkı üstün tutan medeniyetin yerine kuvveti üstün tutan bir medeniyet yeryüzüne hakim olmaya başlamıştır. Ancak bu da devam edememiş arkadan yeniden hakkı üstün tutan bir medeniyet kurulmuş ve yeryüzünde hakim olmuştur. Medeniyetler tarihindeki bu gelişme Tablo IIde özet bir grafik hafinde ortaya konmuştur. Medeniyetler tarihine bir bakış yapıldığı zaman görülüyor ki Mezapotamyada ilk yazının keşfiyle başlayan tarihi dönemlerin başlangıcında önce İbrahim (a.s.) öncülüğünde hakkı üstün tutan bir medeniyet kurulmuş. Bu medeniyet Mısır’ı etkilemiş ne var ki Mısırda firavunlar bu medeniyeti dejenere etmişler ve yerine kuvveti üstün tutan Mısır medeniyetini kurmuşlardır. Mısırdaki bu medeniyetin karşısında bu sefer Musa (a.s.) öncülüğünde yeniden Hakkı Üstün Tutan bir medeniyetin kurulduğunu görüyoruz. Bu medeniyet Yunanistanı etkiledi ve fakat Yunanlılar bu medeniyeti dejenere ettiler ve yerine "Kuvveti Üstün Tutan" bir medeniyet kurarak yeryüzüne hakim oldular. Bu medeniyetin karşısında ise bir müddet sonra İsa (a.s.) öncülüğünde yeniden Hakkı Üstün Tutan bir medeniyet kuruldu. Bu medeniyet de Roma’yı etkiledi. Romalılar hatta biz de Hıristiyan olduk dedikleri halde İsa (a.s.)ın öncülüğünü yaptığı medeniyeti dejenere ettiler. Yeniden "Kuvveti Üstün Tutan" Roma Medeniyetini kurdular. Roma Medeniyeti asırlarca insanlığa zulmetti. Bu zulmün karşısında Hz. Muhammed (s.a.v.)’in öncülüğünü yaptığı Hakkı Üstün Tutan "İslam Medeniyeti" kuruldu. Bu medeniyet en az 1000 yıl yeryüzüne hakim oldu ve insanlığa saadet getirdi. Batı, Avrupa bu medeniyetin etkisi altında kaldı. Bir yan Endülüsteki büyük İslam medeniyetinden ve diğer yan denizcilikte ilerlemiş Venedik Cenevizlerin Müslüman ülkelerden getirdikleri kitaplar ve haberler vasıtasıyla Müslümanlardan bir çok şey öğrendiler. Bu etkilerin sebebiyle Rönesans başladı. Batı Avrupa Müslümanlığın etkisiyle Ortaçağın karanlık Engizisyon döneminde bugünkü batı medeniyetine geçen değişimi yaşadı. Ancak ne var ki batılılar Müslümanlıktan öğrendiklerini dejenere ettiler. Tıpkı eski Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerinde olduğu gibi “Kuvveti Üstün Tutan” batı medeniyetini kurdular. Hak kelimesinin lügat manası "Değişmez" demektir. Istılah manası ise "Her şart altında doğru olan şey" demektir. Mesela iki kere ikinin dört ettiği gibi. Batıl kelimesinin lügat manası "isabetsiz, yanlış" demektir. Istılah manası ise "Her şart altında yanlış olan şey" demektir. Mesela iki kere iki üç eder iddiası gibi. Bugünkü batı medeniyeti, kendilerinin de her zaman belirttikleri gibi eski Roma medeniyetine, eski Roma medeniyeti eski Yunan medeniyetine, eski Yunan medeniyeti de eski Mısır medeniyetine yani Firavunlara dayanmaktadır. Firavunlar insanlara zulüm yaparken, bu yaptıkları zulümleri biz size zulüm yapıyoruz diye yapmazlardı. Yaptıkları zulümleri bu bizim hakkımız diye yaparlardı. Hataları onların hak anlayışlarının yanlış olmasında, batıl olmasındaydı. Batılın hak anlayışına göre hak 4 sebepten doğmaktadır: 1- Kuvvet 2- Çoğunluk 3- İmtiyaz, ayrıcalık 4- Menfaat, çıkar Hiç şüphesiz gerçekte bu sebeplerin hiçbirisi hak sebebi olamaz. Fakat batıl inanış bunları hak sebebi saymaktadır. Hakiki hak anlayışına göre hak 4 sebepten doğar bu sebepler şunlardır: 1- Cenab-ı Hakkın bütün insanlara eşit olarak verdiği temel insan hakları. Bu haklar şu 5 temel haktır: 1) Yaşama hakkı 2) Neslin korunması, ırz ve namusun korunması hakkı 3) Mülkiyet hakkı 4) Aklın korunması hakkı 5) İnancın korunması hakkı 2- Emek 3- Karşılıklı rıza ile yapılan mukavele 4- Adalet gereği doğan haklar. Hakiki hak anlayışına göre hak yalnız bu 4 sebepten dolayı doğar. Bunun dışında hiçbir sebepten dolayı hak doğmaz. Ne kuvvet, ne çoğunluk, ne imtiyaz ne de çıkar hak sebebi olamaz. İşte insanlık tarihi boyunca hak ve batıl birbiriyle mücadele etmiştir. Bu mücadelenin temelinde hak anlayışı ve kabulündeki farklılık yatmaktadır. Batıla dayanan medeniyetlerin temelinde "Kuvveti üstün tutan zihniyet" yatmaktadır. Hakka dayanan medeniyetlerin temeli ise "Hakkı üstün tutan zihniyete" dayanmaktadır. Takriben 300 yıldan beri yeryüzünde kaba kuvvete dayanarak üstünlük tesis etmiş bulunan "Batı medeniyeti" gerçekte "Kuvveti üstün tutan bir zihniyetin" medeniyetidir, insanlığa saadet getirmesi mümkün değildir. Sadece zulüm yapmaktadır. Nitekim bu medeniyet insanlığı iki ikiz kardeşle ezmektedir. Bunlardan birisi "Komünizm" diğeri de "Kapitalizmdir. Her iki sistemde temelde birbirinin aynıdır. Çünkü her ikisi de “Kuvveti üstün tutan bir zihniyet”e dayanmaktadır. Bundan dolayı netice itibariyle bir "Ezen-ezilen" sistemidirler. Aralarındaki tek fark komünizmde ezen güç siyasi güçtür, kapitalizmde ezen güç ekonomik güçtür, sermayeyi elinde bulunduran mutlu azınlığın gücüdür. Komünizm 70 sene insanlığa zulmettikten sonra yıkılmıştır. Kapitalizm de sadece zulmetmektedir, bunun da yıkılıp gitmesi mukadderdir. Şimdilik ayakta durmasının tek sebebi kapitalizmin, emperyalizm ve siyonizmin bir sömürü aracı olması yüzünden suni olarak korunması ve yaşatılmaya çalışılması yüzündendir. Her iki nizamın da temeli batıldır ve insanlığa saadet getirmesi mümkün değildir. İnsanlık şimdi kendisine "Mutluluk=Saadet" getirecek yeni bir nizam aramaktadır. Bu nizam ancak "Hakkı üstün tutan" "ADİL DÜZEN" nizamıdır. Ekonomik düzen medeniyetin etkisi altındadır. Onun için batıda gelişen ekonomik düzen, medeniyetinin etkisiyle “Adil Bir Düzen” olarak değil bir "Ezen-Ezilen" düzeni olarak gelişmiştir. Yukarıda da açıklığı gibi bu medeniyet üç asırdan fazla bir zamır İnsanlığa iki ikiz kardeşle zulmetmektedir. Bunlardan birisi "Kapitalizm" diğeri ise "Komünizm" dir. İnsanlık tarihinde ekonomik dönem olarak “Emek Mübadelesi” dönemine geçilince batıda kapitalizm hakim oldu. Bu kapitalizm aşağıda daha açık ve berrak olarak belirtilmiş olan özellikleriyle belirli sermaye sahipleri tarafından bütün çalışanların ve insanlığın sömürülmesine yol açtı. Büyük halk kitlelerini ezdi. Emperyalizm ve Siyonizm’in yürütücüsü ufak bir sermayedar zümreyi gittikçe zenginleştirdi. Tekeller, karteller oluştu. Bu grup siyasi düzeni ve bütün toplum düzenini etkileri altına aldılar. İnsanlık tam bir haksızlık, sömürü, zulüm dönemine girdi. u kapitalizmin zulmü karşısında bir yan sosyal patlamalar ve harpler çıktı. Diğer yan da kapitalizme karşı yeni bir düzen ortaya konmaya çalışıldı. Böylece "Komünizm" ortaya çıktı. Yine yukarıda açıklığı gibi Komünizm de temelde kuvveti üstün tutan medeniyetinin bir ekonomik düzeni olduğu için temelde kapitalizmin aynıdır ve bir "Ezen-Ezilen" düzenidir. Böylece batıda yapılan iş bir arabanın düz yolda giderken yolun sağına yuvarlığı görülünce direksiyonu hızla ve fazlaca kırıp bu sefer de arabayı yolun solunu yuvarlamak oldu. Komünizm kapitalizmin zulmünü ortaya koydu. Fakat tedavisini yapamadı. Bir hastalık yerine diğer bir hastalığı ortaya getirdi. Halbuki ekonominin bir de sağlam, sıhhatli, saadet getiren, haklı düzeni vardır. Bunun adı ise Adil Düzendir. Adil Düzen temel ilkeleri itibariyle asırlar boyu insanlık tarihinde zaman zaman o günün şartlarına göre uygulanmıştır. Ancak bugünün şartlarına göre maalesef henüz hiçbir ülkede bütün bir, düzen olarak mevcut değildir. Ancak ne var ki bütün insanlık bugün bu düzene muhtaçtır ve bu düzeni beklemektedir. İşte yukarıdaki tarihçe tablosunda düşey iki çizgiyle gösterilen, insanlığın bugünkü bulunduğu noktada durum budur. Nasıl insanlık bugüne kadar adeta gündüz ve gecenin birbirini takip ettiği gibi hep "Hakkı Üstün Tutan" bir Aydınlık Saadet Dönemi’nden sonra, "Kuvveti Üstün Tutan" bir "Karanlık Zulüm Dönemi" yaşamışsa takriben 3 asırdan beri insanlığa zulmeden karanlık batı medeniyetinin arkasından şimdi İnşallah en kısa zama "Hakkı Üstün Tutan Aydınlık Saadet Dönemine" geçecektir. |
|
|
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Özgeçmişi MİLLİ GÖRÜŞ LİDERİ PROF. DR. NECMETTİN ERBAKANIN ÖZGEÇMİŞİ 29 Ekim 1926 yılında Sinopta doğdu. Babası Adananın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde uzun zaman hüküm sürmüş bulunan Selçuklu soyu Kozanoğullarından, Mehmet Sabri Erbakır. Ağır caza reisi çocukluğu çeşitli yerlerde olan babasının görev yerlerinin değişmesi nedeniyle Sinopun tanınmış ailelerinden birinin kızı olan geçen ERBAKANın Annesi de Kamer Hanımdır. Erbakan hocanın ağabeyleri Nizamettin Erbakan cilt ve deri hastalıkları profesörü, Selahattin Erbakan, göz hastalıkları profesörüdür. Küçük kardeşleri Kemalettin Bey, diş doktoru, Atifet Hanım eczacı, Rahmetli Akgün Erbakan ise mühendislik eğitimi almış ama ticarete atılmıştır. Kayseri Cumhuriyet İlkokulunda Necmettin ERBAKAN ilkokula ilkokul öğrenimini babasının tayin olup Trabzona gitmesi üzerine başlamış burada ve okul birincisi olarak tamamlamıştır. Erbakan Hocanın ilk manevi etkilenişi daha 3 yaşındayken, Kayseride kaldıkları evin karşısındaki tarihi Laleli Camiinde okunan ezanlar ve kılınan cemaat namazlarıyla başlamıştır. Ve çocukluk dönemi bu camiinin avlusunda geçmiştir. Özellikle 1928in sonlarında bu camiide kılınan bir cenaze namazından oldukça etkilenmiştir. Çok küçük yaşlarda namaza ve oruca başlayan Erbakan, daha sonraları yine babası M. Sabri Beyin emekli olup yerleştiği İstanbul Fatihteki İskenderpaşa Camii imamı M. Zahit Kotku Hz.leri gibi devrin önemli ilim ve irfan ehlinden istifade edecek ve manevi olgunlaşma sürecinde bu büyük Zatların terbiyesinde yetiştirecektir. aynı yıl İstanbul Erkek Lisesinde 1937 yılında ilkokulu bitirdikten sonra okuldaki çalışkanlığı nedeniyle arkadaşları tarafından orta tahsiline başlamış kendisine "DERYA NECMETTİN" diye isim takılmıştır. "Sıfırcı Avni" olarak bilinen ilk defa 10 alan öğrenci ERBAKır. Fizik hocasından Orta ve lise de bütün İstanbul Erkek Lisesini 1943 sınıfları iftiharla geçen Necmettin ERBAKAN Üniversitelere yılında birincilikle bitirdi. O tarihlerde lise birincileri bu imtiyazı kabul etmeyerek imtihansız alınıyordu. Fakat Necmettin ERBAKAN İstanbul Teknik Üniversitesinin girdiği imtiha büyük başarı gösterince üniversiteye de İkinci sınıfından yüksek öğrenimine başladı. İlkokula 6 yaşında kendisinden iki yaş büyük olanlarla aynı ikinci sınıftan başlaması dolayısıyla sınıfta öğrenim gördü. Bu arkadaşlarından biri de sayın Süleyman DEMİRELdir. Trabzonda henüz ilkokul yıllarında iken bile, Temsili devlet kurmak, buna uygun mesai saatleri ayarlamak, arkadaşları arasında, hak ölçüsü olduğu için değeri değişmeyen ve enflasyonla erimeyen "özel paralar" çıkarıp kullanmak gibi olağan üstü oyunlar sergileyen Erbakan Hoca, Üniversite yıllarında da okuldaki talebelerin namaz kılmaları için mescit açılması konusunda büyük gayret hem de ilmi ve dini göstermiş veaçılan mescitte hem ibadetlerini yapmışlar sohbetler başlatarak manevi bir halka oluşturmuşlardır. 1948 yılı yaz aynı İTÜ Makine Fakültesinden üstün başarı ile mezun olan ERBAKAN döneminde yılın 1 Temmuzunda Makine Fakültesi Motorlar Kürsüsünde asistan olarak göreve o başladı. 1948 - 1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde zaman doktora tezi karşılığındaki yeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda asistan ders vermek sadece, Doçent ve Profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen ders anlatmasına ve hocalık yapmasına özel izin çıktı. Yeterlilik olduğu halde Üniversite tarafından 1951 yılında Aachen tezindeki yüksek başarısından dolayı bilgi ve becerisini arttırmak Teknik Üniversitesinde ilmi araştırmalar yapmak Alman ordusu için teknolojik araştırma üzere Almanyaya gönderilen ERBAKAN yapan DVL araştırma merkezinde, profesör Schimit ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı. Aachen Teknik Üniversitesinde çalıştığı 1.5 yıl süre Alman bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN içersinde Üniversitelerinde geçerli olan ve çok zor kazanılan "DOKTOR" unvanını aldı. Alman Ekonomi Bakanlığı için "motorların daha az yakıt yakmaları" konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da Doçentlik tezini hazırlayan ERBAKANın "Dizel Motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu?" Alman ilim çevrelerinde büyük yankı matematiksel olarak izah eden bu tezi O tarihte Almanyanın uyırdı. Tezin önemli dergilerde yayınlanması üzerine Prof. Dr. FLATS en büyük motor fabrikası olan DEUTZ firmasının genel müdürü tarafından LEOPAR tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere fabrikaya davet edildi. RUHR sahasındaki Alman Ekonomi Bakanlığının özellikle fabrikalar üzerinde araştırma yapmak amacıyla görevlendirilen ekipte 15 gün süreyle RUHR sahasındaki ERBAKANın da yer almasının istenmesi üzerine bunları inceleme fırsatını bütün Ağır sanayi fabrikalarını gezip yakaladı. Alman Üniversitelerinde ilk Türk bilim 2. Dünya Harbinden sonra 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbula adamı olan ERBAKAN 27 yaşında Türkiyenin en genç doçenti olma döndü. İmtihan sonucunda araştırmalar yapmak üzere tekrar başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN Almanyanın DEUTZ fabrikalarına çağrıldı. Burada 6 ay süreyle "motor Alman ordusu için yapılan araştırma araştırmaları baş mühendisi" olarak çalışmalarına katıldı. 1953ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesine Mayıs 1954/ Ekim -1955 yılları arasında askerlik görevini dönen ERBAKAN tamamladı. İstanbul Kağıthanedeki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra 6 ay da teğmen olarak Halıcıoğlundaki İstihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen makinaların bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı. Bu görev esnasında, her yıl Türkiyenin Amerikadan istediği teçhizatların listesini hazırladı. Amerikan yardım heyetinin dikkatini çekmiş ve bir Hazırladığı bu liste okul komutanı Amerikalı albay bu listeyi hazırlayan kişiyle görüşmek istediğini Şeref ÖZDİLEKe bildirmiştir. ÖZDİLEK Paşa bu Albayı alıp ERBAKANın yanına sadece " Siz bu güne kadar Amerikadan yardım olarak getirmiş ve Albay bu sene bakım vs." gibi şeyler isterken kazma kürek sapı "gizleme ağı bölüğündeki iş makinalarının tamiri için gereken çeşitli parçaları üretmek üzere tezgahlar istemişsiniz. Bunları ne yapacaksınız ve nasıl kullanacaksınız? ERBAKAN Amerikan ordusunun kuruluş tüzüğünü açarak: " Bizim tarzında konuşunca biz de yaptığımız görevi yapan Amerikadaki birliklerde bu tezgahlar var da Amerikalı Albay söyleyecek bir şey niçin olmasın? Diye karşılık verince bulamamış ve bu tezgahlar Erbakanın girişim ve gayretleriyle Türkiyeye getirilmiştir. Askerlik görevinden sonra, tekrar Üniversiteye dönen Necmettin 200 ortaklı 1956 yılında Türkiyede ilk yerli motoru imal edecek olan ERBAKAN Gümüş Motor AŞyi kurup faaliyete geçirmiştir. ERBAKa böyle bir fabrika Türkiye Zirai Donatım Kurumunun Almanyadaki çalışmaları esnasında kurma fikri sipariş verdiği motorları gördüğünde uyanmış ve planlarını ta o zaman tasarlamıştır. Yurda dönünce hemen hazırlıklara girişmiş ve bugün pancar motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956da atmıştır. Gümüş Motor fabrikası 1 Mart 1960 tarihinde seri üretime başlamıştır. Dönemin 1960 yılı başlarında fabrikayı gezerken: " Başbakanı rahmetli Adnan MENDERES bu motorları kendim kullım. Bunun ne kadar büyük bir adım Ben de çiftçiyim olduğunu çok iyi biliyorum. Türkiye de bunların yapılabileceğini görmek, beni 1950de son derece memnun etmiştir. Keşke ben bu fabrikayı 1960da değil görseydim. O takdirde Sümerbankın bir çok fabrikalarını özel sektöre satar oradan aldığım para ile Türkiye de Ağır Sanayi fabrikalarını kurardım" diyerek duygularını dile getirmiş ve Erbakana tebrik ve takdirlerini iletmiştir. fabrikanın ihtiyacı olan 1.300.000 Dolarlık dövizi de hiç MENDERES ayrıca bekletmeden, bir gün içinde tahsis ettirmiştir. 1960 yılında Ankara da Gümüş Motorun ürettiği makineleri ve parçaları yapılan sanayi kongresinde Türkiyemizde artık yerli otomobillerin de "Yeni hedefimiz tanıtan ERBAKAN o zaman yönetimde olan askerlerce kabul yapılmasıdır." fikrini dile getirmiş Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde "DEVRİM gören bu fikir üzerine OTOMOBİLİ" adıyla ilk yerli otomobilimiz ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. büyük hayranlık ve Askeri yönetim ekibi, Gümüş Motor fabrikasını gezmişler heyecanlarını ifade etmişlerdir. Bunun üzerine 200e yakın general ve üst ERBAKAN tarafından bir Sanayi Konferansı verilmiştir. rütbeli subaya "Türkiyenin kalkınma ve savunma sorunlarını ve çözüm yollarını" dikkatle oldukça etkilenmişlerdir. dinleyen Generaller 1965 yılında Profesör olan şubat 1966 da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığını üstlenmiş ERBAKAN Mayıs 1969da 1968 Mayısında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyeliğine getirilmiş Odalar Birliği Genel Başkanlığına seçilmiştir. O zamanki Demirel hükümeti ise her türlü kanuni hükümleri hiçe sayarak ERBAKANı polis zoruyla görevinden uzaklaştırma yoluna gitmiştir. Necmettin ERBAKAN bunun üzerine siyasete atılmaya karar vermiş ve Milletvekili adayı olmak için Adalet Partisine müracaat 1969 seçimlerinde Konyadan bağımsız etmiştir. Buradan veto edilen ERBAKAN olarak adaylığını koyup seçilerek meclise girmiştir. Hoca, Türkiye Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanı iken tanıştığı, aynı kurumda görevli olan, İktisat mezunu, iyi İngilizce, yeterince Almanca ve Fransızca bilen... Ülke ve dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen olgun ahlaklı, anlayışlı, ağırbaşlı ve alımlı bir hanımefendi olan Nermin Erbakanla 10 Ocak 1967de evlendi. 1967nin sonlarında büyük kızları Zeynep, 1974 ekiminde küçük kızları Elif Hanımlar, 1979da ise biricik oğulları Muhammet Fatih Bey dünyaya geldi. Hoca, Odalar Birliğinde bulunduğu dönem de, Ankarada bir arkadaşının Selanik Caddesi 9 nolu evini karargah haline getirmiş, rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, Arif Hikmet Güner, Aslan Topçuoğlu, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu ve Hasan Aksay gibi gönüldaşlarıyla gece yarılarına kadar "Türkiyenin geleceği ve sorunlarının çözülmesi" konularını görüşüp plan ve projeler üretmişlerdir. Milli Görüşün ilk partisi olan Milli Nizam 24 Ocak 1970 tarihinde 1971 Nisanında ihtilal yönetiminin de baskısıyla Partisini kuran ERBAKAN tatil ve tedavi için Milli Nizam Partisi antidemokratik bir biçimde kapatılınca kısa bir süre İsviçre ye gitmiştir. 11 Ekim 1972 yılında kurulan Daha sonra Erbakan hocanın ise S. Arif Emrenin resmi riyasetinde Milli Selamet Partisi 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 tabii Liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde grup kurdu. Senatörlük kazanarak 51 parlamenter ile meclise girip 1974 Başbakan yardımcılığı ve Ekonomik Kurul yılında kurulan MSP - CHP Koalisyonunda böylece Türkiyenin maddi ve Başkanlığı görevlerini üstlenen Necmettin ERBAKAN manevi kalkınması yolundaki çalışmalarını da fiilen başlatmış oldu. 9 Aylık bir hükümet döneminin ardından MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra MSP genel Başkanı Necmettin ERBAKAN, oluşturulan 4lü koalisyonda da yer alan yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerinde bulundu. 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3lü koalisyonda da bu böylece toplam 4 yıl süreyle görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP hükümet ortağı oldu. 12 Eylül 1980e kadar muhalefette 1978 yılı başından 12 Eylül ihtilalinin kalan MSPnin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN getirdiği antidemokratik uygulamalar ve yasaklarla, Eylül 1987 yılına kadar politikadan resmen uzak tutuldu. Eylül 1987deki referumla yeniden siyasi 19 Temmuz 1983 yılında kurulmuş olan Refah haklarını elde eden ERBAKAN oy birliği ile tekrar 11 Ekim 1987de yapılan tarihi kongresinde Partisinin Genel Başkanlık makamına oturdu. 20 Ekim 1991 seçimlerinde yeniden Milletvekili daha sonra Belediyeler devrimini gerçekleştirmiş ve nihayet seçilen ERBAKAN 1995 Genel seçimlerinde büyük bir başarı kazanarak Refahı birinci parti konumuna getirmiştir. 29 Haziran 1996da ise kurulan Refah -Yol hükümetinde malum Başbakanlığı üstlenen ve 1 yıl da çok önemli hizmetler gören ERBAKAN merkezlerin hıyanetleri sonucu oluşturulan suni krizler yüzünden ve hile ile hükümetten uzaklaştırılmış, haksız ve dayanıksız gerekçelerle partisi kapatılmış, ama O büyük sık ihtilalini ve tarihi demokratik değişimini gerçekleştirmek üzere şimdi son hazırlıklarına girişmiştir. |
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
ERBAKAN’I ANLAMAK İnsan anlarmış, insanların halinden...Yakın tarihimizin önemli ilim ve fikir adamlarından rahmetli Eşref Edip Bey, bir özel sohbetinde, İslam büyüklerinden örnekler vererek, “bugün kitlelerin peşinden gidebileceği bir liderin nasıl olması” gerektiğini sıralıyor ve bir ara durup soruyordu: "Bu saydığım sıfatlara aramızda en uygun zat kimdir, biliyor musunuz.? Suskunluğu yine kendisi bozuyor ve cevap veriyordu: "Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Beyefendi... Zira çok güzel bir siması var. Başını dimdik tutuyor. Kibirli değil, ama vakur, asık suratlı değil, güler yüzlü... Safiyetle inığı, samimiyetle bağlığı ve sadakatle emirlerini yerine getirmeğe çalıştığı İslamiyet’in, bütün özelliği ve temizliği yüzünde billurlaşmış.. Yavaş sesle ve çok düzgün bir Türkçe’yle konuşuyor. Kolay kızmıyor ve icabında en saçma şeyleri bile dinlenme nezaketi gösteriyor. Konuşunca çok mukni (ikna edici) oluyor. dediklerinin doğruluğuna en aksi insanı, en ters fikirli olanı bile inırıyor. Çünkü söylediklerine, önce kendisi inanıyor. Bilgi ve tecrübe sahibi, ilim ve edep erbabı bir halk çocuğu. Bizde bazı çevrelerin pek önem verdiği Garbı (Batıyı) da çok iyi biliyor. Oranın en ileri mekteplerinde okumuş, Alman fabrikalarında tank mühendisi olarak çalışmış... Çok muhtaç olduğumuz teknik mevzuun profesörüdür. Yaşı genç ve enerji doludur. Memleketine hizmet etmek istiyor. Manevi tarafının çok kuvvetli olduğu biliniyor. Azimli, sabırlı ve sinirlenmiyor. Halkını çok iyi tanıyor. Onların içinden yetişti, tekrar içlerine döndü ve hep onların yanında kalmaya kararlı görülüyor." Evet en az 3-4 yabancı dil bilen, o dillerindeki basın ve yayını dikkatle takip ve tetkik eden, bilgisi, birikimi ve olayları tespit ve tahlildeki beceresi ile, yerli yabancı herkesi hayret ve hayranlığa sevk eden bu ender şahsiyetin, yaklaşık 25 sene evvel, 5 Haziran 1977 genel seçimleri öncesi MSP milletvekilleri aday adaylarına, Çankaya’da yaptığı konuşmadan bazı cümleler aktaralım: "... Recai Kutan Beyden rica ediyorum, şimdi davamızın mücahitlerini ve kahramanlarını, yani aday adaylarını milletimize müjdelesin. Burada ismi okunan, yani şu a görünen tankları takdim edeceğiz... Ama bu BÜYÜK DAVANIN şu a ortada GÖRÜLMEYEN DAHA BÜYÜK TANKLARI DA VARDIR" ".... 21. Asrı, 4 bölümde mütalaa ettiğimizi bilmektesiniz. Bunun 1900-1925teki ilk 25 yıllık devresi, milletimize karşı birleşik düşmanların yaptığı harplerdir. Milletimiz bu yüzden Çanakkale’de, yarım milyon evladını şehit vermiştir: 1925-1950 arası ikinci 25 yıllık devre ise, bu harplerin yaralarının sarılması devresidir. 1950-1975 arası, üçüncü 25 yıllık devrede ise milletimiz yeniden kendini bulmaya ve şuurlanmaya gayret etmiştir. "Kuvvet ve kudret sahibi yalnız Cenab-ı Haktır. kimse kendisini bir şey yapıyor sanmamalıdır. Asıl amaç, Cenab-ı Hakkın rızasıdır." "...Muhterem kardeşlerim. Herkese Refah, Milli Selametçilerin davasıdır.." "... Bakınız bir gün bayraklar tepeye dikildiği zaman, bu Millet meclisinde en az 150 Milletvekili demektir. MİLLİ SELAMET, 150 MİLLETVEKİLİ ÇIKARDIĞI ZAMAN İSE, HER İŞ BİTMİŞTİR.." "Cenab-ı Hakkın bir kula olan en büyük nasiplerinden birisi de, ona inanç vermesi ve o inığı yolda çalışmayı nasip etmesidir. Evet; a) Milli Selametin REFAHa dönüşeceğini, b) Refahın 150 den fazla milletvekili ile meclise gireceğini, c) Ve ondan sonra zulüm ve sömürü döneminin tarihe gömüleceğini, tam 20 yıl öncesinden sezip söyleyebilen, d)Yaptığı bir duada, Nizam, Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet isimlerini birlikte ve sırası ile zikredip, basiret ve ferasetiyle yıllar sonrasını görebilen, e) Sadece parti bazında ve ülke sathında değil, tüm dünya çapında plan ve projeler üretip, onları adım adım uygulayabilen bir kutlu komutana sahip olmak.. Bir dava eri için, bundan daha büyük bir müjde ve mutluluk düşünülür mü.? "O GÖRÜNMEYEN BAŞKA BÜYÜK TANKLARIN DA" [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Cepheye sürüleceği ve Allahın vaad ettiği kesin zafere gidileceği günlerin çok yakın olduğunu hissedip heyecanlanmamak mümkün mü? Bazen bir insanı en iyi tanıtan onun için yazılan saf ve sade satırlardır. İstanbul Teknik Üniversitesinin "arı" amblemli albümünde yer alan ve sınıf arkadaşlarının şaka ile karışık bir samimiyetle, Erbakan hakkındaki görüşlerini yansıtan şu cümleler. Hocayı ne kadar güzel ve ne kadar mükemmel anlatmaktadır: "Necmettin Erbakan... Sofudur, dindardır, çalışkır. Proje ve raporları geniş izahlıdır. Herkesin bir sahife de bitirdiği mevzuyu, o kırk sahifede hülasa eder (özetler). Kendisine "civata nedir?" diye sorarsanız, bunun izahına demir filizlerinin (maden ocaklarından çelik fabrikalarına) naklinden başlar..." Evet, cıvatanın izahına "demir filizlerinden" başlamak... Yani, sorunların temeline ve kökenine inmeye çalışmak. Yüzeysel çözümlerle ve pansuman tedbirlerle, toplumu oyalamamak Sıkıntıların sürüncemede kalmasına razı olmamak... Sosyal, ekonomik, siyasi ve ahlaki bütün hastalıkların, önce gerçek mikroplarını üreten bataklık düzenini kurutmaya çalışmak... İnsanlık bünyesine kanser uru gibi yerleşen Siyonist unsurundan, mazlumlar dünyasını temize çıkarmayı amaçlamak... Dıştaki şer güçlere... İçteki şeytani çevrelere ve daha içteki münafık kahpelere karşı, tek başına başlattığı haysiyet ve hürriyet mücadelesini başarıyla sonuçlırmak... İşte Erbakan budur.. Onunla vuruşan kaybedecek, Onunla yarışan yenilecektir... Zira, aslanların sırtlanlara yenildiği nerede görülmüştür. SENİ ÖZLÜYORUZ Sizin gölgeniz bile masonların gövdelerinden çok ağırdır şüphesiz... Ama yine de, hiçbir şeyin tadı tuzu olmuyor Sen’siz... Sen’siz Meclis monoton ve renksiz... Sen’siz siyaset alımsız ve ahenksiz... Sen’siz sohbetler ve seminerler zevksiz... Seninle uğraşanlar hem sorumsuz, hem seviyesiz... Velhasıl sensiz her şey yavan ve sevimsiz...Çok özletme, hasretle yollarını gözletme, gel artık... Milletin, memleketin başına geç artık... Masonlara inat, Medyaya inat, Münafıklara inat... Yeniden başlasın seferlere ve zaferlere göç artık... Gel ki, aslanın istirahata çekildiği ortamda, yaban arıları, kendilerini sultan Süleyman zannetmesinler.. Gel ki, baş pehlivanın boş bıraktığı siyaset minderinde boğuşan masoncuklar, kendilerini şampiyon ilan etmesinler.. Gel ki, Mahalle köprüsüne taş taşıyan kalfalar, kendilerini Selimiye mimarı Koca Sinan görmesinler.. Sen, barış ve bereket toplumuna ve gönül yolcularına “Pir” gibisin...Sen milyonların başındaki “bir” gibisin... Sen, gözlendikçe gizlenen “sır” gibisin... Senin projelerine başkalarının akılları değil, hayalleri bile yetişemiyor. Senin çözdüğün problemlerin, başkaları denklemini dahi bilemiyor. Senin, Siyonizmi sindirecek ve tüm insanlığın huzura ve hürriyete erdirecek siyaset ve stratejilerini uygulamaya değil, anlamaya bile başkalarının beyinleri kafi gelmiyor.. Niye tüm şeytanlar Sana karşı birleşmiştir?... Niye tüm düşmanlar sana karşı kenetlenmiştir?.. Niye tüm Firavunlar, Nemrutlar sana karşı savaş ilan etmiştir?.. İşte bunun için... Niye tüm mazlumlar Senin yanındadır... Niye mü’min milyonlar Senin safındadır... Niye iz’an ve insaf ehli insanlar sana hayrır. İşte bunun için... Adetullah asla değişmeyecek... Adalet-i İlahi mutlaka yerine gelecektir. İşte buna dayanarak diyoruz ki, Senin düşmanların yenilecek, dostların sevinecektir. Nankörlerin ve hainlerin dökülecek, sadıkların seçilecektir. Zira, yegane kuvvet ve kudret sahibi, müminlere olan sözünü mutlaka yerine getirecektir. Bu sevgi ve samimiyetimizde bizi hayalcilikle ve aşırı gitmekle suçlayanlara bir dörtlükle cevap verelim. Başkaları "sıradanı" sultan ederler. Biz sultanı sevdik, hep tan ederler. Bakla ile büyüyen, baklavadan anlamaz “Kuru hamur yedi” diye bühtan ederler. BAHAR GELDİ Karakış gibi Kara bir devir, dondurdu yüreklerimizi Tufana tutulmuştuk Gözlerimiz dondu, kulaklarımız dondu Gayrı göremez, duyamaz, bilemez olmuştuk Kendi gerçeklerimizi Neylersin, başımıza baykuşlar konmuştu Karakış gibi Kara bir devir geçti üzerimizden Dalındaki gül dondu Yuvada bülbül dondu Damarlarımızdaki kan dondu Ruhlarımızdaki can dondu Yaş dondu gözlerimizde Ve derken dayanamamıştı Bu karakışın kara yellerine şuur donmuştu... Ve iman donmuştu gönüllerimizde Ve artık şeytanlar Saltanat kurmuştu yeryüzünde Hainler kurtarıcı Zalimler baş tacı Çağdaş münafıklar Mehdi olmuştu Dengesizlik düzeninde Metreler kısaltılmıştı Teraziler bozulmuştu Ama bir gün Bir Yiğit çıktı karşımıza Avuçlarıyla ısıttı Buz bağlamış bağırlarımızı ve bir türkü başladı Karanlık devirden ışık gibi gelecek Aldırma bu küfrün bakışına Yakındır, Zeynebim bahar gelecek Yine bülbüller şenlendirecek Viran olmuş bağlarımızı Ve özlenen yiğit Can çekişen vicdanlara yöneldi Nefesiyle eritti, donmuş yüreklerimizi Sesiyle, sohbetiyle diriltti Bir bir beyinlerimizi Yeniden can geldi Anadoluya, kan geldi Kırklar, üçler, yediler geldi Bu çağı dirilten çağrıya Melekler, şehitler geldi Sen hala uyur musun, yoksa gavur musun ey nefis Haydi uyansana Ve uyırsana artık Bak bahar geldi Ve selam dursana ERBAKAN geldi... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...][Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]ısmı çok daha büyüktür.) Siyası sahada mücadele veren Saadet Partisi, basında onurlu kimliğiyle Milli Gazete, gençlik bazında MGV-Anadolu Gençlik Dergisi, hukukçular için Huder, esnaflar için Esder, bilim adamları için Esam, memurlar için Memur-Sen, mazlumlar için İHH...vb ulusal platformda elli, uluslar arası arenada on dört tane bilinen, Hakkın hakimiyeti için organize olmuş Milli Görüş kurumları vardır... Konu Alemdâr-ı İslâm tarafından (16.08.11 Saat 21:44 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
MİLLİ GÖRÜŞ NEDİR? Sultan Alparslan bu toprakları bizim vatanımız olması için Malazgirtte büyük zaferini yaparken kalbinde bir görüş vardı. O görüşün adına bugün bildiğiniz gibi Millî Görüş diyoruz. Sultan Fatih İstanbulu fethederken kalbinde bir görüş vardı, ona Millî Görüş diyoruz. İstiklâl Harbini yapan Mehmetçik Sakaryada siperde iken bir görüş vardı kalbinde, buna Millî Görüş diyoruz. Biz bin yıl Millî Görüş zihniyetiyle dünyaya Hakkı, adaleti tanıtmış şerefli bir milletin evlatlarıyız. Ancak, yine hepimiz çok iyi biliyoruz ki iki asırdan beri Dünya Siyonizmi bu asil, bu necip milleti bu haklı yoldan saptırmak için elinden gelen her türlü gayreti esirgememiştir. Radyolarla, televizyonlarla, kitaplarla, beyanatlarla bu aziz milletin üzerine iki asırdan beri öyle menfî propagalar yapılmıştır ki bugün maalesef bu milletin evladı olduğu halde Türkiye meselelerinin çözümünü solculukla hallolacak zanneden memleket evlatları var. Avrupanın faizci kapitalist zihniyetiyle hallolacak zanneden memleket evlatları var. Siyonizm iki asır uğraşa uğraşa kültür emperyalizmi yoluyla bin yıl Millî Görüşe sahip olan milletimizin içinde bazı evlatlarımızı maalesef yanıltmış ve bugün bir vakıa olarak üç görüş orta yere çıkmıştır: Bu görüşlerden birisi solcu görüş, öbürü faizci kapitalist görüş, asıl milletin kendisi ve gövdesi ise Millî Görüştür. Şimdi bu tasnifi yapmamın sebebi şudur: Millî Görüş Türkiyenin meselelerinin çözümüdür. Millî Görüş, bugünkü mevcut anayasadaki temel esasları ciddiye alan görüştür. Bugünkü anayasa bağımsız devlet istiyor. Solcular, faizciler, memurun maaşını bile IMF denen Siyonist kökenli heyetlere tayin ettiriyorlar. Bu nasıl bağımsızlık? Öbür taraftan bugünkü anayasanın içerisinde "demokrasi" diyor. Demokrasi ne demek? Milletin istediğine razı olacaksın. Halbuki bu solcu ve faizci zihniyetler "Hayır biz bu milleti istediğimiz şekle sokacağız" diyor. Yani solcu ve faizci zihniyetler anayasadaki temel esaslara uymuyor. Millî Görüş ise bunları ciddiye alıyor. Anayasa da "Angarya yasaktır" diyor, öbür taraftan solcusu da, faizcisi de faizleri 100e çıkartmış. Fakir fukarayı sömürüp duruyor. Anayasada "Ekonomi adil olacaktır" diyor. Bunlar hep anayasanın içerisindeki prensipler... Halbuki solcular ve faizciler vergiyi fakirden alıyor, krediyi zengine götürüyor. Bu nasıl adalet? Ne yazıyorsa Anayasada tatbikatta hepsinin tersi oluyor. Hatta şu çok dillerine doladıkları "Laiklik" prensibi dahi… Laiklik ne demek? Kimse kendi inancını başkasına zorla kabul ettirmeyecek, herkes kendi inancında hür ve serbest olacak. Şu tatbikata bakın... İlahiyat Fakültesine giden kız çocuğunun bile başı zorla açılıyor. Bu nasıl Laiklik?.. Bir insan kendi dini inancına uygun konuşma yapıyor, bu insanı alıp mahkemeye veriyorlar. Bu nasıl Laiklik?.. Yani solcu ve faizci zihniyetler Anayasada yazan prensiplerin hepsinin aksini tatbik etmektedirler. Millî Görüş Anayasada yazan prensipleri ciddiye alan görüştür ve bunun temel ilkeleri şunlardır: Birincisi biz, 75 milyon memleket evladı birbirimizin kardeşiyiz. Birinci prensip kardeşlik prensibidir. İkinci prensip devlet millete zulüm için, tahakküm için değil, millete hizmet için vardır. Devlet-millet kaynaşması istiyoruz. Ne demek bunun manası? Öyle bir devlet olmalı ki, Karstaki kardeşimizle, Muğladaki kardeşimiz iş olsun diye değil, bayram nutuklarında konuşurken değil, kendi kendine düşünürken "Benim ne güzel devletim var" diyebilsin. Bundan başka, Millî Görüş manevi kalkınmayı esas alır. Bugünkü Anayasanın 4. maddesinde "Millet fertlerinin manevi kalkınmasını temin etmek devletin vazifesidir" diyor. Yine bugünkü Anayasanın 12. maddesinde "Memleket fertlerinin hepsi kendi manevi varlığını geliştirme hakkına sahiptir" diyor. Ama tatbikata gelin bakalım: Nerede bu milletin manevi gelişmesinin programı, plânı?.. Nerede bu milletin manevi gelişmesini temin etmek hususundaki hürriyeti?.. Onlar hep Anayasada lafta kalıyor. Tatbikata geldiği zaman bunları ortadan kaldırıyorlar. İşte bunun için Millî Görüş, "Biz manevi kalkınmayı esas alıyoruz" diyen görüştür. Yine Millî Görüş, aynı zama millî, güçlü, süratli, yaygın kalkınma istiyor; yani bütün yurdumuz her tarafıyla kalkınacak. Yine Millî Görüşün bir diğer temel prensibi bildiğiniz gibi Ağır Sanayidir. Niçin Ağır Sanayi?.. Çünkü biz tarihin en şerefli milletiyiz. Savunma Sanayi dahil bir takım ihtiyaçlarımız için başkasına esir, köle olacak bir millet değiliz. Avrupanın, Amerikanın nesi varsa bizde de o olacak. Çünkü bu millet, lider bir ülkenin milletidir, başkasına uydu olacak, uşak olacak bir millet değildir. İşte Millî Görüş buna inanmak, bu görüşte olmak demektir. Ve yine Sıhhatli Ekonomiye geçiş Millî Görüşün temel prensibidir. Sıhhatli Ekonomi ne demek? Sıhhatli Ekonomi demek, adalete dayanan, vergiyi fakirden değil -bunların yaptığı gibi-, malî gücü olan alan; krediyi zengine değil, faydalı iş yapacak insana veren, her yönüyle Hakkı üstün tutan, kuvveti, fırsatçılığı değil, adil bir ekonomik sistemi ülkemizde tesis etmek, Millî Görüşün bir diğer prensibidir. Ve Millî Görüşün bir diğer prensibi de herkese refah... 75 milyonun hepsi bu memleketin evladıdır. Herkese refah olacak, üç tane holdinge değil... 75 milyon insanın hepsine refah getirmek Millî Görüşün prensibidir. Dış politikada da şahsiyetli dış politika, lider ülke Türkiye politikası ve kardeş Müslüman ülkelerle en ileri derecede işbirliğini kurmak Milli Görüşün bir diğer prensibidir. * (Bu bölüm Necmettin Erbakanın, 1987 yılında Elazığda düzenlediği "Avrupa Birliği" konferansından alınmıştır.) MİLLİ GÖRÜŞ NEDİR? * -2- Milli Görüş demek Hakkı yani haklılığı üstün tutan, kaba kuvveti değil, hakkı ve haklılığı üstün tutan zihniyet demektir. Bu manada aldığımız zaman elbette Milli Görüşün tarihi Adem (as)la başlar. Çünkü O hakkı üstün tutan, adaleti üstün tutan en güzel insanlardan, örneklerden birisiydi. Tarih boyunca hep Hakkı üstün tutanlar, haklılığı üstün tutanlar, adaleti üstün tutanlar etkili oldukları dönemce insanlar saadet yaşadılar. Kaba kuvveti üstün tutanlar etkili olduğu dönemlerce de hep zulüm gördüler. Anadolumuza Milli Görüş, Hakkı üstün tutma zihniyeti, 1071 Malazgirt Zaferiyle geldi. Onun arkasından bin yıldan beri Anadolumuzda milletimizin kendi görüşü olan Milli Görüş sayısız zaferler kazı. İstanbul solculukla, liberalcilikle, şuculukla-buculukla değil, ya, Milli Görüşle fetholundu ve aynı şekilde Çanakkale Savaşı Milli Görüşle yapıldı. İstiklal Savaşımız Milli Görüşle yapıldı. Onun için Milli Görüşün tarihi Adem (as)la başlar. Türkiyede çok partili hayata 1946 yılında girildi. 1946 yılından, 1969 yılına kadar çeşitli görüşler ülkenin siyasetinde rol oynadılar. Anca bunlar milletimizin beklediği, özlediği hizmetleri yapamadılar. Bu sebepten dolayıdır ki yıl 1969a gelince bu milletimizin bağrından Milli Görüş fışkırdı. Ve böylece 14 Ekim 1969da Milli Görüş ilk defa TBMMde temsil edildi. Çok partili hayata girdikten sonra, bu sebepten dolayı, 14 Ekim 1969 Milli Görüşün tarihinde önemli bir yer işgal eder. Bu seçimlerde, yani ekim 1969 seçimlerinde bağımsız aday olarak 18 tane kardeşimiz yurdun muhtelif yerlerinde Milli Görüşü temsil ettiler, canla başla çalıştılar. Rahmetlik Eşref Edip Bey, parti merkezimizde yapmış olduğu tarihi konuşmasında şunları söyledi: "Ben doksan küsür yaşındayım. Yetmiş yıldan beri bu milletin aslına döneceğine inım, yazdım ve bunun mücadelesini yaptım. Şimdi madem ki bu günü yaşadım, artık bundan sonra ölebilirim. Çünkü yetmiş yıldan beri inığım ve ileri sürdüğüm davayı bugün gerçekleşmiş olarak yaşadım. MNPnin kurulması bu milletin aslına dönmesidir. Bu sebepten dolayıdır ki artık bundan sonra ölsem de gam yemem" diyerek bu olayı tarif etmiştir. İşte Milli Görüş bu sebepten dolayı bu milletin kendisidir, aslıdır, tarihidir, inancıdır. Daha ilk kurulduğu günde bu tespitler yapılmıştır. MSP 1972 yılında kuruldu, 11 Ekim 1972. Bir yıl sonra seçimlere girdi. O bir yıl esnasında bütün Türkiyede teşkilatlı ve seçime hazırlı. Seçimlerde 12 oy alarak Türk siyasetinin en önemli unsurlarından birisi haline geldi. Ve TBMMde bir anahtar parti olarak milletimize çok büyük hizmetler yaptı. 1974den 1978e kadar dört yıl üç koalisyon hükümetinde büyük hizmetler yapan MSP döneminde büyük başarı diplomaları elde edildi. Bu dönemde Kıbrıs Barış Harekatı başarıldı. Bu harekatın baştan sona kadar yürümesinde Milli Görüşün nasıl tarihi bir rol oynadığı herkesçe bilinmektedir. Bu dönemde büyük Ağır Sanayi Hamlesi yapıldı. Anadolunun her tarafına büyük tesisler kuruldu ve Milli Görüş bir numaralı diplomasını aldı. Bundan başka bu hareketi önlemek için seçimler öne alınınca ortaya, meydana getirilen popülist tatbikatlar yüzünden meydana gelen ekonomik çöküntüler seçimin arkasından kısa sürede yeniden tamir edildi, Milli Görüş ikinci diplomasını aldı ve ağır sanayi hamlesini hızla yürütmeye başladı. Bu sefer bunu engellemek için "Güneş Motel" metodlarına başvuruldu. Milli Selamet dönemi baştan sona kadar milletimize yapılan büyük hizmetlerle doludur. Bu saydıklarıma ilaveten Türkiyenin İslam Konferansına tam üye yapılması o dönemde Milli Selametin gayretleriyle olmuştur. Ve o dönemde Anadolunun her köşesine büyük tesisler yapılmış, Anadolumuzun bir ucundan bir ucuna daha o zaman otoyollarla donatılması için gereken hazırlıklar hatta anlaşmalar bile yapılmıştır. 1980 ihtilalinde bütün partiler kapatıldığı zaman bütün partiler bu meya kapatılmış oldu. 1983de yeniden partiler kurulduğu zaman 19 Temmuz 1983de Refah Partisi kuruldu. RP hepinizin çok yakın bir tarih olarak yaşadığı gibi, kurulduğu tarihten itibaren hızla bütün milletin gönlünü fethetti. Sırasıyla 14 sene esnasında girdiği seçimlerde 4, 7, 10, 17, 22, 34 oy aldı. Ve bildiğimiz 54. Hükümetin başarılı icraatlarını yaptı. Böylece yeni zaferler kazı yeni diplomalar aldı. Ocak 1997de bazı çevrelerin hazırlattıkları kitaplar ve konferanslarla da sabit olduğu gibi RP ortaya atılan suni bahanelerden değil, halkın parasını halka verdiği için, 6 ayda 35 milyar dolar devlete yeni imkanı milli kaynaklardan temin ettiği için, rantiyeye giden faizlerden 10 milyar doları kurtardığı için, Türkiyenin Yeniden Büyük Türkiye olması için projeler hazırladığı için, bir yan dış güçlerin hoşuna gitmediğinden, öbür yan da içerdeki rantiyeciler bu faizleri kendi kayıpları gibi saydıkları için çeşitli etkilere, yollara başvurmak suretiyle RPnin millete yaptığı büyük hizmetleri engellediler. Böylece RP de yine bizim inancımıza göre tamamen yasalara aykırı olarak, yasalar iptal edilmek suretiyle, hukukun arka taraflarından dolaşılarak maalesef kapatıldı. Bunun arkasından hepinizin bildiği gibi 17 Aralık 1998 tarihinde Fazilet Partisi kuruldu ve Fazilet Partisi hızla yurt sathında teşkilatlı. 14 Mayıs 1998 tarihinde RPli milletvekillerinin Fazilet Partisine girmesiyle FP, Milli Görüşü temsil eden ülkenin en büyük partilerinden biri oldu. Bütün engellemelere rağmen, aleyhteki propagalara rağmen, yapılmış olan 18 Nisan 1999 seçimlerinde, mahalli seçimlerde 24 oy alarak en büyük parti oldu ve siyasi seçimlerde de yapılan propagalar yüzünden 16 oy alarak yine ülkenin en büyük partilerinde birisi olduğunu ortaya koydu. FP döneminde milletimize çok önemli, çok başarılı hizmetler yapıldı. FP, insan haklarını korumak için yapmış olduğu mücadele bahane edilerek, hızla gelişmeye namzet olduğundan dolayı kapatıldı. Bunun arkasından Saadet Partisi tam 20 Temmuz günü, Kıbrıs Barış Harekatı günü kuruldu ve şimdi Milli Görüş, Saadet Partisi dönemini yaşamaktadır. Kurtuluş ve Saadet Ancak Milli Görüş İle Mümkündür Matematik İspat İnsanın saadete ulaşabilmesi için şu beş şartın olması gerekir: ? Huzur ve Barış ? Hürriyet ? Adalet ? Refah ? İzzet, onur, saygınlık. Bu beş şart, insanların ve toplumların saadetleri için hem gerekli hem de yeterlidir. Bunlar varsa insan mutludur, bunların bir tanesi eksikse saadet gerçekleşmez. Tablo Ide insanın saadetinin gerçekleşmesinin ancak Milli Görüşle mümkün olabileceği, taklitçi zihniyetlerle saadetin sağlanamayacağı matematik olarak gösterilmektedir. (Bu bölüm 8 Eylül 2002 tarihli Milli Görüş Şurasında Necmettin Erbakanın yaptığı konuşmadan alınmıştır. |
|
|
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
ADİL DÜZEN VE MİLLİ GÖRÜŞ MEDENİYETİ Herhangi bir düzenin veya düşüncenin hayırlı ve tutarlı sayılması için onun "kesin doğrulara dayanması ve mutlak yanlışlardan sakınılarak hazırlanması gerekir. "Kesin doğrularla "mutlak yanlışları tayin ve tesbit edebilmek için de: 1- Akıl selim, 2- Müsbet ilim, 3- Vicdani tatmin, 4- Tarihi birikim, 5- Ve İlahî din ölçü kabul edilmelidir. Yani hem aklı selimin, hem müsbet ilmin, hem vicdanî kanaatin, hem tarihî tecrübelerin hem de bozulmamış dinlerin ittifakla "hayırlı, yararlı ve güzel" bulduğu şeyler "kesin doğru"dur. Ve yine bütün bunların ittifakla "kötü, zararlı ve çirkin" bulduğu şeyler de "mutlak yanlış"tır. Şimdi "Her dinden, her kavimden ve her düşünceden bütün insanların can, mal ve namus emniyeti din ve düşünce hürriyeti kutsaldır ve korunmalıdır" fikrini ele alalım. a-Bu görüş akıl ve mantık acısından güzeldir ve gereklidir. b-Bu fikir, ilim ve medeniyet açısından da değerlidir. c-Bu görüş vicdan ve adalet açısından da makbul ve mübarektir. d-Bu görüş tarihi tecrübeler ve geçirilen merhaleler bakımından da yerindedir ve gerçekçidir. e- Bu fikir ilahi dinlere göre de güzeldir ve geçerlidir. Öyle ise "herkesin can, mal ve namus emniyetini, din ve düşünce hürriyetini korumak ve saygı duymak" fikri "kesin doğru" dur. Ve bu "kesin doğruyu esas alan ve uygulayan düzen HAKtır. HAYIRLIdır ve ADİLdir. Ve yine en mukaddes hak olan yaşama garantisini ve can emniyetini ortadan kaldıran kürtaj, katliam, anarşi ve sömürüyü amaçlayan savaş, zulümdür ve haksızlıktır. Alın terini ve emeği sömüren faiz, kumar, rüşvet, vurgun gibi kazanç yolları haramdır ve hırsızlıktır. Aile saadetini ve nesil emniyetini mahveden fuhuş ve zinayı meşrulaştırmak ve yaygınlaştırmak apaçık bir ahlaksızlıktır. Düşünce hürriyetini, beyin ve ruh sağlığını ve akıl emniyetini tehdit eden içki ve uyuşturucular kötüdür ve zararlıdır. İnsanların inancını yaşama ve dinini uygulama hakkını engellemek, din ve vicdan hürriyetine müsamaha göstermemek saygısızlıktır ve çağ dışıdır. Öyle ise hem aklı selimin, hem müsbet ilmin, hem vicdani kanaatlerin, hem tarihi tecrübelerin hem de İslâm dininin ittifakla "kötü, zararlı ve çirkin gördüğü bu durumlar "mutlak yanlış tır. İşte bu "mutlak yanlışları" terk eden bunlara müsade ve müsamaha etmeyen bir düzen elbette Haktır ve ADİLdir. Tam tersine bu "mutlak yanlışları" mubah ve medeniyet sayan, cinayetleri, içkileri, faizleri, fuhşu ve din düşmanlığını yaygınlaştıran ve böylece "can, mal ve namus emniyetini, din ve düşünce hürriyetini" ortadan kaldıran her türlü düşünce ve düzen ise elbette BATILdır, ZALİMdir ve ÇAĞDIŞI dır. Ve işte ADİL DÜZEN kesin doğruları esas alarak ve mutlak yanlışlardan uzaklaşarak hazırlanmış yepyeni ve yeterli bir barış ve denge düzenidir. Ekonomide faizi ve haksız kazancı yasaklayıp üretimi ve ticareti teşvik ve tanzim eden... Siyasette hile rejimini ve dayatmacılığı yasaklayıp konsensüsü ve katılımcılığı tertip ve tasvip eden... Ahlaki sahada hem yozlaşmayı hem de yobazlaşmayı önleyip gerçek din hürriyetini ve manevi kalkınmayı hedefleyen... İlimde ise ezberciliği ve taklitçiliği bırakıp toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak ve gerçek medeniyetler kuracak bir anlayış ve araştırmaya yönelen ve Siyonizmin hazır zulüm ve sömürü sistemine natif olarak üretilen yegane ilmî ve insanî bir düzendir. ADİL DÜZEN maddî ve manevî hayatı bir bütün olarak ele alan Kâmil bir düzendir. ADİL DÜZEN her türlü ifrat ve tefritten (aşırılıklardan ve sivriliklerden) uzak olarak hazırlanan mutedil bir düzendir. ADİL DÜZEN tüm insanlığı kuşatacak ve kurtaracak olan İSLÂMİ bir düzendir. Zaten İslâm; barış ve bereket demektir. İslâm; Hakka teslimiyettir. Buna karşılık ülkedeki ve yeryüzündeki sömürü ve sefaletin, her türlü ekonomik dengesizliğin temel sebebi olan faizi gerekli sayan ve birlikte savunan... Hastanelerde, hapishanelerde ve tımarhanelerde yatanların pek çoğunun zehiri ve sebebi olan içkinin fabrikasını kuran ve reklamını yapan ve de her akşam kadeh tokuşturan... Fuhşun ve cinsi sapıklığın sosyete ve sanat adına yaygınlaşmasına birlikte göz yuman... Laiklik ve ilericilik perdesi altında, birlikte İslama saldıran ve ülkedeki dini gelişmeler karşısında birlikte salyasını akıtan... Ülkeyi ve milleti birlikte soyan ve milli menfaatleri birlikte satan partiler ise: Hükümette de bulunsalar, muhalefette de kalsalar... Sağcı da olsalar, solcu da olsalar... Horoz dövüşü de yapsalar birlikte koalisyon da kursalar, değil mi ki haksızlığı ve ahlaksızlığı savunuyorlar ve değil mi ki bu zulüm ve zillet düzenini birlikte sahipleniyorlar öyle ise MİLLİ GÖRÜŞün dışında hepsi de BATILdır, hepsi de BATICIdır, hepsi de BATIRICIdır. Sanayi ve ekonomiyi batıran sosyal hayatı ve ahlakı berbatlaştıran, gençlerimizi anarşiye iten ve barbarlaştıran, milletimizi İslama ve İslâm alemine yabancılaştıran bunlardır. ADİL DÜZENe düşmanlıkları ise zulüm ve haksızlıklarının son bulacağı korkusundır. Şimdi Adil Düzenin özelliklerini ve üstünlüklerini maddeler halinde belirtelim: 1-ADİL DÜZEN herkese ve her zaman hayırlı ve yararlı olan "KESİN DOĞRUları esas almıştır. 2-ADİL DÜZEN herkese ve her zaman zararlı ve kötü olan "MUTLAK YANLIŞlardan uzak kalmıştır. 3-Farklı din ve görüşlerden bütün insanların birlikte barış içinde yaşama şartlarını hazırlamıştır. 4-Tarihte yaşanmış İslâmi devlet düzenlerinden veya beşeri sistemlerden hiç birisinin aynısı veya kopyası değildir. Çünkü taklitçiliğe karşıdır. 5-Ancak kendi çağı ve şartları içinde en ideal devlet ve medeniyet örnekleri gösteren HAKKa dayalı düzenlerin temel dayanaklarını kendisine esas yapmıştır. 6-İslâmda itikat konuları (inanç esasları) kesindir, bellidir ve Hz. Ademden beri değişmemiştir. İbadet ve ahlak konularında ise yeterli ve gerekli içtihatlar zaten yapılagelmiştir. Ancak muamelat (ekonomi, hukuk, siyaset ve sosyal hayat) konularında değişen ve gelişen şartlara ve startlara uygun yeni ve yeterli içtihatlara ihtiyaç duyulmaktadır. 7-ADİL DÜZENin ilmi projeleri anlaşılacak ve asıl devlet ve hükümet programı olarak tatbikata koyulduğunda önemi anlaşılacak ve olgunlaşacaktır. 8-İSLÂMın iman ve ibadet kısımları ancak inananları, bağlar ve onlara hastır. Ancak ADİL DÜZEN kısmı evrenseldir ve insanlığın ortak malıdır. 9-Adil Düzen, Milli Görüş, yerli uyanış ve manevi dirilişle birlikte anlam kazanacak ve amacına ulaşacaktır. 10-HAKKa dayanan, adalet ve saadeti sağlayan tüm sistemlerde olduğu gibi MİLLİ GÖRÜŞ MEDENİYETİ de iki önemli temele dayanır: a- CİHAT b- İÇTİHAT CİHAT: İyinin, doğrunun, adaletin, faydalının ve güzelin hakim kılınıp yürütülmesi için bütün gücümüzle çalışmak demektir.(İnancımızı iktidara taşıyacak ve kötülükleri engelleyecek tüm hizmet ve hazırlıkları içine alır). İÇTİHAT: İnsanlığın sürekli değişen problemlerine, Kuranın ve sünnetin değişmeyen temel esaslarından yola çıkarak çözüm üretmek demektir. (Hakkı üstün tutan medeniyeti devamlı ve başarılı kılmak için şart olan Adil Düzen projelerinin geliştirilip olgunlaştırılması için yapılan ilmi ve fikri faaliyetlerin tamamı.) MİLLİ GÖRÜŞE SAHİP ÇIKMAYANLAR Tarihte de acı bir şekilde tespit edildiği gibi, Hz. Musanın şeriatını ihya ve icra etmek için geldiği halde Hz. İsaya (a.s.) ilk düşmanlığı malesef Yahudiler yapmışlardı. Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin geleceğini ve hatta ismini ve işaretlerini bildikleri halde ehli kitap ona haset ve hıyanette bulunmuşlardı. İslâm tarihindeki müceddidlerin durumu da aynıdır. Bir imam-ı Azam Hz.lerine en büyük sıkıntıyı taklitçi ve taassupçu alimler açmışlardır. Zalim idareciler tarafından dövülerek şehit edilmesi karşısında bile malesef suskun kalmışlardır. Ve asrımızda bir Bediüzzaman Hazretlerine ilk sahip çıkması gereken medrese ve tekke ehli, malesef "nurlardan" yararlanmaya ilgi ve ihtiyaç duymamışlar ve Hz. Üstadı şanlı mücadelesinde yalnız bırakmışlardır. Ve yine Risale-i Nur pek çok yerde Milli Görüşü işaret ettiği ve açıkça müjdelediği halde nur talebesi kardeşler bu davaya gerektiği gibi sahip çıkamamışlardır... İşte "taassup inadı ve haset damarı psikolojisini" izah ve ifade eden ayeti kerime: "Kitap ehlinden çoğu, "Hak" (Hakikat) kendilerine apaçık bir şekilde belli olduktan sonra, sırf nefislerini (kuşatan içlerindeki) kıskançlıktan dolayı, sizi imanınızdan (ve inığınız davadan) döndürmeye çalışırlar." (Bakara: 109) Evet, şahsen Milli Görüş Hareketinin ve muhterem liderinin haklı ve hayırlı bir yolda olduklarına kanaat getirmemiz ve bu sahada çalışmaya karar vermemiz hususunda Risale-i Nurun işaret ve beşeratları en büyük dayanağımız ve fikir kaynağımız olmuştur. Çünkü Üstat Hz.lerinin "Batı (alemi) Fen ve sanayi silahı ile bizi istibdad-ı manevi (baskı ve esaret) altında eziyor. Onlara karşı maddi terakki ve sanayileşmek şarttır." (Hutbe-i Şamiye) "İlayı kelimetullah şu zama maddeten terakkiye mütevakkıftır. (Ekonomik yönden kalkınmaya bağlıdır) (Münazarat: 30)" diye haber verdiği ağır sanayi ve ekonomik kalkınma hamlesini başlatan Milli Görüştür. Risale-i Nurlarda "Nevi beşeri (insanlık alemini) umumi felaketlere sürükleyen ve bolşevikliğe (komünistliğe, anarşistliğe) sevkedip terakkiyatı ve asayişi (çok yönden gelişmeyi ve genel huzuru) mahveden (her türlü haksızlık ve ahlaksızlığın) kökünü kesecek iki şeydir: l- Vücub-u Zekat, 2- Hurmet-i Riba" diye anlatılan gerçeği: 1-Sermaye ve üretimden alınacak tek cins vergi (zekat) uygulaması. 2-Ve faizin her türlüsünün kaldırılacağı Adil ekonomik düzen programları ile ortaya çıkan Milli Görüştür... (İşaratül İcaz sh. 48) Bediüzzamanın (r.a.) "İnşallah ileride Cemahir-i Müttefika-i Amerika gibi Cemahir-i Müttefika-i İslâmiye de meydana gelecektir." (Hutbe-i Şamiye) diye işaret ve beşaret ettiği İslâm Birleşmiş Milletleri, İslâm Ortak Pazarı gibi vahdet ve kuvvet unsurlarını savunan İslâmın ittihat ve ittifak şartlarını hazırlayan Milli Görüştür. İşte bunun gibi hüccet derecesine ulaşan pek çok işaret gösteriyor ki Üstat Bediüzzaman Hz.lerinin "İleride geniş dairede ve siyaset aleminde gelecek mesudane vaziyetler..." diye müjdelediği ve O mutlu ve mesut gelişmelere zemin hazırlamakla görevli olduklarını söylediği hareket Milli Görüştür... (Kastamonu Lahikası sh. 201) Evet tarih boyunca ehli kitabın ve dindar grupların yakasını bırakmayan "haset, inat ve taassub" damarı terk edilip izan ve insaf ölçüleriyle dikkat edilse bizim söylediklerimizin ne kadar haklı olduğu görülecektir. Bu konuyu Üstadımızın çok önemli bir tesbit ve teşhisiyle kapatalım: "Hiç bir fasık (günahkar) yoktur ki salih olmasını (kötülükten kurtulmasını) temenni etmesin. Ve amirini ve reisini (yöneticilerini ve hükümet yetkililerini) mütedeyyin (dindar ve dürüst) görmek istemesin. (Kalbinde imanı bulundukça fasık bile olsa bunları mutlaka arzu eder) İlla ki, eliyazübillah, irtidat ile vicdanı tefessüh edip yani (ancak Allah korusun, gizli bir dinsizlikle vicdanı bozulmuş olup) yılan gibi başkalarını zehirlemekten zevk alan (birileri ancak içkiyi, kumarı faizi ve fuhşu yaygınlaştıran ibadetsiz ve istikametsiz zihniyet ve şahsiyetleri idareci seçip milyonlarca insanımızın ekonomik ve ahlaki yönden sefalete sürüklenmelerine razı) olabilir." (Lemalar: 122) |
|
|
![]() |
| Etiket |
| görüşkitapçık, milli |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kim Milli Görüş'çü, kim Milli Görüş'çü değil? | Adige Abzakh | Zeki Ceyhan | 1 | 08.06.11 15:02 |
| Erbakan: Keramet Milli Görüş'tedir."Milli Görüş"süz olmaz! | ZafeR | Erbakan'ın Mücadelesi | 16 | 08.11.10 22:09 |
| Milli Görüş Gençliği Milli Görüş Lideri Prof.Dr.Necmettin Erbakan'ı konutunda ziyaret | Adige Abzakh | MGFORUM ARŞİV | 7 | 09.08.10 16:34 |
| Kaddafi BM sekreterine kitapçık fırlattı | sina | DÜNYADAN HABERLER | 9 | 26.09.09 16:08 |
| [ milli gorus ] milli görüş milli eğitim | sevgiliye sevdalı | MİLLî GÖRÜŞ | 1 | 13.11.08 15:04 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|