| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 189 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum HİCRETİN KUTLU OLSUN ERBAKAN » PRF.DR. NECMETTİN ERBAKAN » Erbakan'ın Kitap ve Makaleleri »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06.02.12, 20:44   #1
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart Sanayi Davamız

SANAYİ DAVAMIZ 1


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Esselamü aleyküm, muhterem İstanbullu kardeşlerim! Sözlerime başlarken, her şeyden önce, böyle güzel, nezih bir akşamı hazırlamış olmasından dolayı <<Milli Gazete>> ve onun yöneticilerine huzurunuzda teşekkür etmeyi bir vazife sayıyorum. Bu hareketlerinde hiç şüphesiz, memleketimizde örnek bir adım atmış oluyorlar. Bütün güçleriyle memleketimizin her sahada kalkınması için çalışan, çırpınan, milletimize ahlak ve maneviyat vermek gayretini gösteren, memleket meselelerinde, memleketini, vatanını seven insanların nasıl düşünmesi lazım geldiği hususunda örnekler veren ve binlerce, on binlerce memleket evlatlarını her gün yetiştiren, vatana ve millete hizmet için şuurlandıran <<Milli Gazete>> nin bugüne kadarki büyük ve çok kıymetli hizmetlerine, bu akşam da bir gazete olarak, böyle örnek bir adımı atmasından dolayı, huzurunuzda tekrar teşekkür etmeyi ve kendilerini tebrik etmeyi vazife sayıyorum. Bu akşam,bu müstesna akşam,bendeniz için de ayrıca bir saadet kaynağı oluyor. Şu bakımdan,bakınız bugün memleketimizdeki büyük Milli Selamet Davası hususundaki çalışmalarımızda,çok defa milletimize umumi meselelerimizi arz etmek mecburiyetinde kaldığımız için,bu meseleler içerisinde çok mühimlerinin dahi detayına ve teferruatına inmeye konuşmalarımızda fırsat bulamıyorum. Halbuki <<Milli Gazete>> şimdi,bu akşam,bütün bu meselelerin her tarafını,hepsini bir kenara koyarak,bunların içerisinde en hayati mevzulardan birisi olan, Türkiye’nin Sanayileşmesi mevzuunu başlı başına alıp ortaya koymuş olduğu için,inşallah bu akşamki konuşmamızla böylece çok büyük bir memleket meselesini,sadece o meselenin içinde kalmak üzere,zamanın müsaadesi nispetinde derinliğine inmeye çalışacağız.

GÜMÜŞ MOTOR FİLMİ

Aziz kardeşlerim, Türkiye’nin sanayileşmesi mevzuunu aramızda incelerken, Türkiye’nin sanayileşme davasında hakikaten çok mühim bir adımını teşkil eden <<Gümüş Motor>> mevzuunu ayrıca bir film ile takdim etmek düşünülmüştür. Ondan dolayı bendeniz, konuşmalarımızın bu noktasında, yüksek müsaadelerinizle her şeyden önce, şu filmi seyredelim arzusu ile konuşmama burada bir miktar ara vermek istiyorum. Hep beraber filmi seyrettikten sonra asıl konuşmamızın mevzuuna gireceğiz inşallah.
Aziz İstanbullu kardeşlerim, biraz önce sizlere konuşmamızın arasında Gümüş Motor Fabrikasına ait bir film gösterildi. Bu filmi dikkatle takip buyurdunuz. Hiç şüphesiz film hepinizi heyecanlandırdı. Yüzlerinizden ve gözlerinizden bu heyecanınızı okumak mümkün. Aziz kardeşlerim, bu görmüş olduğunuz filmin hangi manaya delalet ettiğini daha iyi açıklayabilmemiz için, şimdi sizlere, bu konuşmamda bazı hususları bir bir ele alarak arz etmek mecburiyeti duyuyorum. Bakınız her şeyden önce Türkiye sanayileşmeye niçin mecburdur? Bu noktada üzerinde durmamız, bizim bugüne kadarki, milletimizin sanayileşme hareketine bir bakış yapmamız, hâlihazır sanayileşme yolundaki çalışmalara bir bakış yapmamız ve bütün bu bakışlar arasında da Gümüş Motor’un ne olduğunu, onun yerini belirmemiz, zannediyorum ki, mevzumuzun açıklanması için hem faydalı ve hem de zaruridir.

SANAYİLEŞMEYE NİÇİN MECBURUZ? 

Aziz kardeşlerim, biraz önce arz ettiğim plan üzerinde, sizlere çok kısa olarak Türkiye’miz niçin sanayileşmek mecburiyetindedir? Bu hususu birkaç cümle ile belirtmeye çalışmak istiyorum. Bakınız bugün yurt sahasında birçok yerlerde yaptığımız konuşmalarda, her zaman bu 40 milyona varmış milletimizin, maalesef bir milyon evladının dış memleketlere işçi gittiğini, 50 bin hanımımızın ecnebi memleketlerde hizmetçi olduğunu, iki milyon vatan evladının bugün İşçi Bulma Kurumunda işsizlik içerisinde beklediğini, ekmek parası için <<biz de dış memlekete gideceğiz>> diye beklediklerini konuşuyoruz. Bu durumda memleketimiz nasıl kurtulabilir? Ayrıca bugün tarihin bin yıllık en zengin milleti, dünyanın adeta en fakir milletleri arasına düşmüştür. Çünkü yeryüzündeki 120 müstakil memleket içerisinde şahıs başına milli gelirimiz halen yukardan aşağı, 100’üncü sıraya inmiştir. Bugün memleketimizde korkunç bir pahalılık var. Bu halde memleketimiz nasıl kurtulabilir? Bundan kurtulmak için, bir memleketin zengin olması için, o memleketin bütün iktisadi kalkınmasına ait her sahasında çalışılmak zarureti vardır. Yani o memleketin ziraatçılığında, o memleketin ticaretinde hizmetler sektöründe çalışılmak mecburiyeti vardır. Ve bilhassa bunların hepsinden mühim olarak, o memleketin sanayileşme sahasında çalışılmak mecburiyeti vardır, bir memleketin fakirlikten kurtulabilmesi için. Bizim memleketimizde ise bu çalışma, bilhassa sanayileşme sahasındaki çalışma başka memleketlerden kat kat daha zaruri bulunmaktadır. Sanayileşme bizim memleketimiz için <<böyle olsa daha iyi olur>> diye telakki edeceğimiz bir mesele değil, ya bu olacak veya bu diyardan gidilecek ehemmiyette bir meseledir. Bizim, sanayileşmeden hayatımızı idame ettirmemiz mümkün değil. Niçin derseniz, kısaca arz edeyim: Bakınız bu gün, Allah’a şükür, dünyanın en çok nüfusu artan milletlerinden biriyiz. Senede %3 nispetinde nüfusumuz artıyor. Bu artış dünyanın en hızlı nüfus artışı olan memleketlerden birisi olduğumuzu gösteriyor. Artan nüfusa iş yeri hazırlamak için, bugün %18’e çıkmış olan işsizliği, orta yerden kaldırabilmek için en mühim saha, sanayi sahasıdır. Ziraat sahasında da insanlar elbette istihdam edilmek mecburiyetindedir. Fakat bugün bizim Türkiye’mizin durumu öyle ki, zaten ziraat sahasında da fazla insan kullanıyoruz. Türkiye’nin %70’i ziraatla meşgul oluyor. Köylüdür, ancak, bizim %70 köylümüzün; bugün tarlalarda çalışma durumu öyle ki, Avrupa memleketlerinde ortalama olarak bizim 10 köylümüzün yaptığını bir kişi yapıyor. Amerika’da 100 köylümüzün yaptığı işi bir kişi yapıyor. Çünkü bizim köylerimizdeki ziraatımız bugün, ne makineli ziraattır, ne de sulu ziraattır. Teknik tabiriyle söyleyeyim, intansif ziraat değildir. Sulu ve makineli ziraat içerisinde bulunmadığımız için, çok eski devirlerden kalma iptidai metotlarla çalıştığımız için, çok insan kullanıyoruz. Az mahsul alıyoruz. Ziraatımızı iktişaf ettirirsek ki inkişaf ettirmeye mecburuz, ziraat sahasına yeniden insan koyacak değiliz. Bilakis, ziraat sahasında çalışan insanları biz ziraatta ilerledikçe ziraat sahasından dışarı çekeceğiz. Bugün 10 kişinin yaptığı işi bir kişi yapacak,9 kişi zirai sahadan dışarı çıkacak, ondan dolayı bir yandan artan nüfusa iş bulmak, öbür taraftan ziraatı inkişaf ettirirken, oradan boşalan insanlara iş bulmak, ancak sanayi ile mümkündür.
Ondan dolayı, Türkiye’de zaten Avrupa gazeteleri %13 işsizlik var diyor. Türkiye’nin önümüzdeki 8 yılda en büyük tehlikesi bir işsizlik infilakının olmasıdır, diye tavsif ediliyor. Bu korkunç işsizliği orta yerden kaldırabilmek için, biz dışarıya eleman gönderecek değiliz. Dışarıdaki işçilerimizi de Türkiye’de kendi köyünün kenarındaki, çoluğunun çocuğunun başında oturarak kurulacak atölyeli fabrikalarda çalıştırmamız lazımdır. Ondan dolayı sanayileşmek bizim için hayati ehemmiyeti haiz bir husus bulunuyor. Buna ilaveten, her akıllı milletin zaten sanayileşmesi lazım gelir. Çünkü bugün yeryüzündeki alışverişleri inceleyecek olursak, zirai sahalarda çalışan milletlerin sattıkları mallar arasındaki mübadelenin iç yüzü şudur: Sen diyor ilerlemiş bir devlet geri kalmış devlete, bir tarlada 24 saat çalışacaksın veya 10 saat çalışacaksın. Senin on saat çalışarak istihsal etmiş olduğun buğdayı, pamuğu, tütünü ben bir makinenin başında iki dakika çalışarak istihsal ettiğim makineyle değiştireceğim. Zirai sahada bugün yapılmakta olan çalışmalar ile sanayi sahasındaki çalışmaları mukayese edecek olursak, sanayide çalışan insanlar ortalama bir şekilde en aşağı değişik memleketlerde bire beş ile bire on arasında mübadele ediyorlar.

REFAH SEVİYESİ ON MİSLİ YÜKSEK

Avrupa’da sanayi sahasında çalışan bir insanın, bir saati bizim beş saatlik mesaimizle değiştiriliyor. Amerika’da sanayi sahasında çalışan bir şahsın bir saatlik mesaisi bizim tarlada çalışan bir şahsın on saatlik mesaisi ile değiştiriliyor. Böylece sanayi, kendi milletine on misli daha yüksek refah seviyesi temin etmiş oluyor. O itibarla akıllı milletlerin süratle sanayileşmeleri zaten bir zarurettir. Bu arz ettiklerimize ilaveten, bugün sanayileşmek ayrıca büyük bir zarurettir. Zira zirai sahada kalkınacağız desek dahi, ne yapacağız? Bize traktör lazım, bize sulama pompaları lazım, bize gübre lazım, o gübreleri istihsal edecek fabrika lazım. Onun için ziraatla kalkınmak istiyorsak, yine sanayileşmek mecburiyetindeyiz. Bütün bunlara rağmen diğer bir husus da düşmanın silahlarından daha üstününe sahip olabilmek, ancak kuvvetli ve kudretli bir sanayiye sahip olabilmekle mümkündür. Bir millet kendi harp sanayini geliştirmedikçe kuvvetli ve kudretli bir millet olamaz. Buna ilaveten asıl sınai mamulleri bizzat kendi yapamadıkça, her hususta başka milletlere bağlı kaldıkça hiçbir zaman kudretli ve kuvvetli bir memleket olamaz. Onun için Türkiye’nin kuvvetli ve kudretli bir millet, bir memleket olabilmesi için, aynı zamanda en kuvvetli sanayi memleketlerinden birisi olması zaruridir.

SANAYİLEŞME TARİHİMİZ

Muhterem kardeşlerim. Niçin sanayileşmemiz zaruridir, hususunda mühim noktaları belirtikten sonra çok mühim bir noktaya daha temas etmek istiyorum. O da şudur: Bakınız, yıllardan beri bizim memleketimizde öyle menfi bir propaganda yapılmıştır ki, bu memleketin evlatları, Allah’a şükür, gün geçtikçe, bu aşağılık düşüncesi veya telkini kayboluyor. Ama bilesiniz ki uzun yıllar bu millet, efendim biz sanayileşemeyiz, sanayi ecnebi memleketlere mahsustur, bu bizim işimiz değildir, zihniyetinin telkinatı altında bırakılmıştır. Ondan dolayı, adeta sanayileşmek Avrupalılara has bir şeymiş, bizim yapabileceğimiz bir şey değilmiş gibi tesir altında bırakılmışız.
Sanki sanayileşmek, bizim milletimizin başarabileceği bir iş değilmiş gibi, yıllarca üzerimizde bir yanlış telkinat yapılmış. Her şeyden önce bu telkinattan silkinip kendimizin, aslımızın ne olduğunu görmemiz, bilmemiz lazımdır. Bakınız, bu itibarla çok kısa olmak üzere bizim sanayileşme tarihimiz hakkında birkaç hususu arz etmek istiyorum. Daha başlangıçta arz edeyim ki, sanayileşmek bizim nemize gerek, biz böyle şey yapamayız, zihniyetinin yerine tam tersini getirip koymaya mecburuz. Biz milletimizin tarihinde sanayileşmenin, bütün dünyaya örneklerini vermiş bir milletiz aslında. Ama biz kendi kendimize nasıl olduğumuz öğretilmediği için, bilakis ters telkinatlar altında bırakıldığımız için, uzun zamandan beri yanlış düşünür hale getirilmişizdir. Bakınız, tarihi vesikaların noksan olduğu eski devirleri bir kenara bırakalım, bundan 1000 sene öncesini ele alalım. Bugün Avrupa’da sanayi var, biz de yok deniyor değil mi? Bir defa 1000 sene önce dünyanın hali neydi? Bir defa 1000 seneden öncesini konuşuyorsak, biliyorsunuz, hepiniz tarihte Harun Reşid’in Avrupa’ya hediye etmiş olduğu saatin ne olduğunu Avrupalılar bir türlü anlayamadılar. Çalar bir saat hediye etmiş idi. O devirde daha bunun içerisinde, periler var, şeytanlar var, herhalde onlar bu işi yapıyor, diye Avrupalılar uzun yıllar Harun Reşid’in hediye olarak gönderdiği çalar saatin ne olduğunu anlayamamışlardı.
 
İNCE TÜL’Ü İKİYE BÖLEN KILIÇ

1000 sene önce Haçlı Orduları zamanında Avrupa neydi, biz neydik? Bu husustaki bir filmin sahnesini çoğunuz hatırlarsınız. Arslan Yürekli Rişar geliyor, iki mesnedin üzerine bir kalın demir tuğ koyuyor ve kılıç ile bir darbede bunu ikiye bölüyor. Buna karşılık da Selahaddin-i Eyyubi, bir incecik tül’ü havaya atıyor. O tül kendi ağırlığı ile aşağı düşerken iki parça oluyor ve yere iniyor. Bugün teknolojik bakımdan açıklamak, isbat etmek mümkündür ki, Selahaddini Eyyubi onu orada teknik bakımdan mağlup etmiş bulunuyordu. Öbürü kaba kuvvet. Bu iş içinde aynı zamanda çok latif bir ruh ve mana gösteriyor. Fakat teknolojik bakımdan da çok üstün bir san’ata sahip olduğunu gösteriyor aslında. Bakınız Almanya’da bugün en büyük çelik merkezlerinden birinin adı <<Solingen>> şehri. Bu şehrin menkıbesini araştırırsanız, göreceğiniz hakikat şudur: Solingen bir ustanın adı. Haçlı ordularına iştirak etmiş bir köylü bu. Gelmiş bizde çeliğe su nasıl verilir, bunu öğrenmiş, seferden dönmüş, Avrupa’da ilk defa çeliğe su vermenin tatbikatını yapmış, demirci olmuş. O köyde 30 kilometre trenle gitseniz, bugün ucu bucağı bulunmayan bir çelik sanayisinin doğduğunu görürsünüz. Ama bizden öğrenmiş, hocaları biziz.
Gel yakın tarihe kadar, 500 sene öncesine bak. Sultan Fatih’in döktürdüğü toplara. Aslında o kadar kısa zamanda dökülebilmesi dahi büyük bir sanayi harikasıdır. Anlayanlar, inceleyenler için ve size şunu söyleyeyim: Bugün Türkiye’de aynı topları aynı şartnamelerle ihaleye çıkartınız, bugün o topları dökemeyiz. 400 sene önce bizim ordumuz Viyana’ya yürürken, iman kuvvetlerinin yanında, o devrin en büyük teçhizatına sahip idi. Her türlü askeri silah ve vasıtalarla donatılmış idi. Bütün bu askeri silah ve vasıtaları biz kendimiz imal ediyorduk. Başka milletler her harbe girişte, bizden yeni yeni şeyler öğreniyorlardı.

BİR KIŞ ESNASINDA

Yine sık sık verdiğimiz çok mühim bir misal var: Bundan 200 sene önce Ruslar gelip, İnebahtı’da 200 parça gemimizi yaktıkları zaman biz, bir kış esnasında, tekrar 200 parça, o devrin harp zırhlılarını ikmal etmiş ve bütün Akdeniz’e hâkim olmuştuk. Bu 200 parça geminin bir kışta inşası büyük bir hadisedir. Sadece teknik bilgi değil, disiplin ve organizasyon harikasıdır. Daha ileriye geliniz, bakınız yakın tarihimizde son vakitlere doğru, biz bundan 70 sene öncesine kadar, daima Avrupa’nın önünde bulunmuşuz. 70 sene öncesine kadar onlardan bir karış geri kalmamışız. Şu tenkit daima yapılmaktadır: Yanlış ve haksız olarak, evet efendim tarihinizde böyle büyük harikalar var, top dökülmüş, kılıç imal edilmiş, çeliğe su verilmiş ama, sizin tarihinizdeki diyor ecnebiler, bilhassa bu harikalar, birer sanat harikasıdır, sanayi ise başka şey, sanayide organizasyon ve disiplin mühimdir, kütle halinde imalat mühimdir. Sizde bunun numuneleri tarihinizde yoktur demek istiyorlar. Halbuki bu sözlerinin aslı yoktur. Asıl sanayi diye bugünkü fabrikaları kastediyorsak, buyurun fabrikalar bakımından tarihimizi mukayese edelim:

DÖRT MİSLİ BÜYÜK

Bir defa bizde kurulmuş olan <<Defterdar Fabrikası>> nı ele alınız. Defterdar Fabrikası, tam 150 sene önce kurulmuştur. Tekstil sanayiinin komple bir fabrikasıdır. Bugün ise, Türkiye’nin en büyük fabrikalarından birisidir. 150 sene öncesini düşününüz. O tarihte, bugün tekstil sanayinin merkezi neresidir? İngiltere’de o devirde kurulan tekstil fabrikalarının dört misli büyüklüğündedir. En büyüğünün 4 misli büyüğündedir. Niye, Osmanlı İmparatorluğu fabrika kurarsa elbette İngiltere’nin 4 misli büyüğünde kurar da onun için. Niye olacak, <<Hereke Fabrikası>> nı al bakalım. Bugün de en iyi kumaşı dokuyan Hereke Fabrikasıdır. 90 sene önce kurulmuş bir fabrika bu. Ve o devirde en iyi kumaşları dokuyan fabrikadır. Ve bir de kuruluş maksadını inceleyiniz. Sultan Hamid Cennetmekân zamanında kurulmuş bir fabrikadır. Sultan Hamid Cennetmekân kendi sırtında giydiği palto ve sarayındaki mefruşat dâhil, bütün bunları, yerli malı olarak kullanmaya son derece dikkat etmiş bir insandı. Bütün askerin her türlü teçhizatı yurdumuzda yapılmıştır. Hereke Fabrikası o devrin teknik bakımdan ne kadar ileri bir fabrikasıdır ki düşünün, bugün dahi aynı fabrika, en iyi kumaşları dokuyan fabrikadır.
İleriye geçiniz bakalım: Bizde, bütün dünyada elektrik fabrikası, Paris’te, Londra’da kurulduktan sonra, birkaç ay farkla İstanbul’da kurulmuştur. Silahtarağa’daki fabrikanın kuruluşu, dünyadaki ilk elektrik fabrikalarının kurulduğu yerlerden, tarihlerden ancak bir kaç ay farklı... Galata Köprüsü yapılmış. Bilhassa Sultan Hamid Cennetmekân zamanında bütün sanayi hareketlerinin hepsi, en önde giderek takip edilmiştir. Şu yukarıda, Balmumcu Çiftliği’nin orada basılan Hamidiye Suyu, dünyada ilk defa basıldığı tarihte basılmıştı.

MOTOPOMP İSTASYONU

Ve Kağıthane’ye kurulmuş olan, motopomp istasyonundan basılan su ile, su Hamidiye Çeşmesi’ne çıkarılmıştı. Galata Köprüsü aynı tarihte yapılmış, dünyada ilk tünellerin kurulduğu sırada, Beyoğlu’nun şu, bugün dahi kullandığımız tüneli yapılmıştır. Ve bundan 80 sene önce, biz gemi inşa etmede dünyanın en ileri memleketiydik. Hamidiye tipi kruvazörler, bizde yapılmaktaydı, makina aksamı dahil olarak. Abidin Daver şilebi gövdesi bittikten sonra 7 sene Haliç’te beklemiyordu. 80 sene önce yapılan gemiler, bir yandan gövdesi yapılırken, öbür yandan da makinesi yapılmış oluyor ve böylece bütün dünyada yeniden büyük hâkimiyetimizi gösteriyor idik. Bizim tarihimiz aslında böyle geliyor. Biz bugünkü fabrikalar başladığı zaman da, dünyanın en ilerisinde ve en önünde yürüyorduk. O zamanki zırhlılarımızın zırhları, o çelikleri suları bizde veriliyordu.

FORD FABRİKALARI VE ABDÜLHAMİD

Size çok mühim bir mevzuu anlatmaya mecburum; mazimizdeki sanayi anlayışını açıklamak bakımdan: Sene 1905, Amerika’da Ford Fabrikaları ilk defa imal ediliyor ve bu ilk otomobilleri, dünyanın o zamanki en büyük krallarına hediye edeyim de, onların fikirlerini tespit ederek otomobil satışının reklamını yapmış olayım, diyor. Dünyanın en büyük kralı kim? Başta Sultan Hamid Cennetmekân. Bir numaralı otomobil ona gönderilecek diyor, Ford fabrikaları kralı. Arkasından Alman İmparatoru, İngiltere Kralı, öbürlerine de birer tane otomobil hediye ediliyor. Ford otomobili İstanbul’a geliyor. Sultan Hamid Cennetmekan, bu gelen otomobili bir müddet bekletiyor, Amerikalı heyetle beraber.. İkide bir müracaatta bulunuyorlar: Efendim bi deneseniz de, bi deneseniz de... Vakti gelince deneriz diyor. Bizim programımızı siz çizecek değilsiniz. Sırası geliyor, bir cuma günü, o otomobile biniyor. Ve Cuma’da Yıldız’daki camiye çıkıyor. Camiden çıktıktan sonra heyet orada ayakta duruyor. Hemen arkasında: Efendim bu otomobili nasıl buldunuz? Fikrini sormak için, önünü kesiyorlar. Cuma selamlığı bittikten sonra, Sultan Hamid Cennetmekân kendilerine diyor ki, onlar nasıl buldunuz sualini sorarken: <<Bu otomobili buraya ne ile getirdiniz?>> diyor. Efendim şu aşağıdaki gemiyle getirdik, diyorlar. <<Bunu hemen içine koyun, geri götürün>> diyor. Neden efendim sizi rahatsız mı etti, bizim bilmediğimiz bir şey mi oldu? diye telaşa koyuldukları vakit, onlara diyor ki: <<Bunun bir parçası kırılırsa ne olacak?>> Efendimiz emrederseniz, derhal getiririz. Nereden?, ta Amerika’dan... Sultan Hamid Cennetmekân’ın söylediği söz şu: <<Bu arabaların parçaları benim yurdumda yapılıncaya kadar, ben bunları Türkiye’ye sokmam >> diyor. Ama arkadan ne yapıyor? Sultan Hamid Cennetmekân bu sözü söyledikten sonra saraya geliyor ve Maarif Nezaretine bizzat kendisi emir yazdırıyor: <<Bu sanayinin bütün şubesi en kısa zamanda Türkiye’de öğretilip kurulsun>> ...
Sultan Abdülhamid Cennetmekân bilhassa Galvone Plastiği, yani nikelaj kaplaması üzerine, ihtisasa gidecek insanların emirnamesini de hassaten eliyle yazıyor. Bu sanayi ilerde çok büyük ehemmiyet kazanacağa benzemektedir. İmparatorluğun, Varna, Şam, Bağdat.. Bütün buralardaki sanat mekteplerinden kabiliyetli çocukları toplayınız ve bu çocuklar bir an evvel, gitsin bu sanatı öğrensinler.

HİCAZ DEMİR YOLU

Sultan Hamid Cennetmekân, 5 senede bütün Anadolu’nun demiryolunu yaptırmış bir insan.
Ondan dolayı o devirdeki sanayileşme ve tabii bildiğiniz gibi Hicaz demiryolunu da, Türk mühendisleri inşa etmişlerdi. O devirdeki sanayileşme zihniyeti bugüne kadar devam etmiş olsaydı, bugün biz, dünyanın en büyük uçaklarını yapan ve hepsini yüzde yüz kendisi imal eden bir memleket olacaktık. Zerre kadar şüpheniz olmasın, o devirdeki inkişafı nazarı itibara alırsak... Ama ne oldu, maalesef 15 senelik bir harp devresi girdi araya. Bu harp devresinin arkasından koskocaman imparatorluğumuzun parçaları elimizden alındı. Yakılmış, yıkılmış bugünkü Anadolu’muzun içinde kaldık. Kaldık da ne oldu? Yeniden çalışmalar başladı. Cumhuriyet’ten sonraki sanayileşme çalışmalarını, birkaç devre içerisinde mütalaa etmek mümkündür. 1923’den İkinci Cihan Harbi’nin başına kadar memlekette sanayileşmek için bazı gayretler olmuştur.

ECNEBİ MÜTEHASSISLARA İTİBAR

Bu devirde birtakım sanayi müesseseleri de kurulmuştur. Ve milli bir sanayinin kurulması gayreti ve şuuru mevcut idi. Ancak o devrin en büyük hatalarından biri, ecnebi mütehassıslara fazla itibar etmek oldu. Bir misalle arz edeyim: Mesela, demir-çelik fabrikasının kurulmasının tarihini inceleyiniz. Sene 1925, Büyük Millet Meclisi Türkiye’de bir demir-çelik sanayisinin kurulmasını, bütçe müzakerelerinde Meclis olarak karar altına alıyor. Hükümete de emir veriyor. Bak diyor, yanıp yıkılan Almanya hemen demir-çelik sanayileşmeye başlıyor. Biz onlardan geri kalmayalım, bizde de bu sanayi kurulsun deniyor. Millet Meclisi bu kararı alıyor. Hükümet bir demir çelik sanayisinin nasıl kurulacağı hususunu bir Belçikalı uzmana havale ediyor. Belçikalı uzman geliyor 1925 senesinde. Bir kaç sene Türkiye’yi inceledikten sonra bir rapor veriyor: Siz diyor, demir çelik fabrikasını kuramazsanız, siz bu sevdadan vazgeçin <<şeftali yetiştirmeye bakın>> deniyor.

SİZ ZİRAATE BAKIN

Bundan sonra 8 sene memleket vakit kaybediyor. Sene geliyor 1933’e, tekrar bütçe müzakereleri esnasında, bakınız Almanya büyük adımlar atmaya başlıyor. Aman biz de demir çelik sanayisini kuralım diye, yine Millet Meclisi karar alıyor. Bu karar üzerine de, bu sefer bir Avusturyalı uzmana aynı mevzu havale ediliyor. Onun verdiği rapor da öbür kardeşininkinden farklı değil. O da yıllarca buraya geliyor, etrafı gezdikten sonra, siz demir çelik sanayisi kuramazsınız, <<siz ziraata bakın>>, zihniyetini telkin etmeye çalışıyor. Ya ne zamanki İkinci Cihan Harbi patlıyor. Harp patladığı zaman, aman bu işler demir çeliksiz olmayacak. Artık katiyetle ne yapıp yapalım, bunun temelini atalım deniyor. Bugünkü Karabük’te bu temel atılıyor. Tasavvur buyurunuz ki, 1923 nere 1938-39 nere, ara yerde tam 15-16 senelik vakit geçmiş. Bu ara yerde geçen vakitleri, 1925’ten sonra hesaplasak dahi 13 senelik bir zaman kaybediyoruz.

SANAYİDE ZAMAN MEFHUMU

Hâlbuki bu 13 senelik zaman sanayide çok mühimdir. Sanayileşmenin en büyük avantajlı tarafı, çok kısa zamanda çok büyük netice orta yere koyabilmesidir. Sanayileşme davasında 13 sene büyük zamandır. Maalesef ecnebi mütehassısların zihniyetlerine kapılacak bir durum içerisinde bulunulduğu için, bu memlekete demir çelik sanayi 1925’de değil, ancak ta 13 sene sonra temeli atılabilmiştir. Böylece birçok kıymetli yıllar, asıl sanayileşmede çok mühim müesseseler yapılamadan gelmiş geçmiştir. Hâlbuki dünya üzerindeki diğer milletler, bu yılları son derece isabetli şekilde kullanmışlar, 80 sene aramızdaki fark, bütün bugüne kadar geçen yıllar arasındaki, aradaki zihniyet ve tutumdan dolayı aleyhimize işlemiştir.


BİLGİ MESAJI :
Bu konferans 1973 yılında Milli Gazete'nin davetlisi olarak Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN tarafından İstanbul'da verilmiştir.

__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Minhac (07.02.12), suvari4060 (08.02.12)
Alt 06.02.12, 20:45   #2
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

UÇAK BİLE İMAL EDİLDİ


Sene 1939, harp ilan edilmiş, dışarıdan bir şey ithal etmek imkânı yok. İşte ilk defa o zaman, yeniden bize makine imalatı mecburen başlamıştır. Makinelerin parçaları yavaş yavaş milli mal olarak imal edilmiştir. Bu arada hatırlatayım ki, bu devrede Türkiye’de uçak bile imal edilmiştir.
Ankara’da bir uçak fabrikası kurulmuştur. Bugün traktör imal eden fabrika, aslında uçak fabrikası olarak kurulmuştur. Makinelerini yapmak üzere uçak motorları imal ediyordu. Bugün de Ankara’daki THK’nin uçak gövdesi için kurulan fabrika da uçak imal etmek üzere kurulmuş idi. O devirde uçaklar da yapıldı. Ve bu yapılmış olan uçaklardan 4 tanesi de Danimarka’ya bile satıldı. Fakat maalesef o harp içerisindeki zihniyet öyleydi ki, bizim kendi ordumuzun talim uçakları bile kendi fabrikamıza sipariş verilmedi. Bir takım komisyoncuların tesiriyle, onlar dahi dış memlekete sipariş verildi. UÇAK YAPMIŞ OLAN BU FABRİKA BUGÜN MOBİLYA FABRİKASI OLARAK ÇALIŞIYOR. MASA, SANDALYE YAPIYOR. HÂLBUKİ O FABRİKA 30 SENE ÖNCE UÇAK İMAL ETMİŞ İDİ. Eğer o zihniyet üzerinde yürünmüş olsaydı, bugün, şimdi yıllardan beri başlayacağız denilen sanayi, çoktan kurulmuş olacaktı. Buna rağmen İkinci Cihan Harbi’nden esnasında faydalı çalışmalar olduğu inkâr götürmez. Ama ne vakit ki, İkinci Cihan Harbinden sonra dış yardımlar gelmeye başladı, bizdeki imalatçı sanayi yine durdu. Çünkü dış yardımları o zamanki idareciler, asıl makine sanayisinin kurulmasına değil, mamul maddelerinin üzerine harcadılar.

 
OTOBÜS İMAL EDECEK FABRİKA


Bir misalle arz edeyim; Sene 1951, İstanbul’a otobüs alınacak. 60 firma müracaat ediyor. Çünkü dışarıdan yardım var. Dolar olarak bedeli ödenecek. Dünyanın 60 tane imalatçı otobüs firması teklif veriyor. Biz de Teknik Üniversite’de motor hocasıyız. İstanbul Belediyesi, bu otobüslerden hangisini alalım diye bize müracaat ediyor. Biz de arkadaşlarla beraber Teknik Üniversite Motorlar Kürsüsü olarak, bu mevzuu inceledikten sonra bir rapor verdik. Bu raporda belirttiğimiz temel fikir şu oldu: Dedik ki siz bu kadar otobüsü bir defada dışarıdan alacağınıza, bu otobüsleri imal edecek fabrikayı kursanız, o fabrikada, alacağınız kadar otobüsün hepsini aynı parayla Türkiye’de imal etmemiz mümkündür, dedik. 1951 senesinde... Buna rağmen, bir takım ithalatçıların tazyikiyle o sanayi o gün kurulamamıştır. <<Efendim, nasıl olur da Türkiye’de otobüs fabrikası kurulabilir? Bu hayaldir, böyle şey mümkün değildir>> mütalaalarıyla bu paralar dışarıya döviz olarak vermiştir. Ama bakınız yıllar geçti, şimdi otobüsler, motoru hariç burada yapılıyor. Hâlbuki o zaman bu iş yapılabilirdi. 20 sene vakit kaybedilmiştir. Aynı mesele otobüslerin motoru için de varittir. Bu otobüslerin motoru hala yapılmıyor. 20 sene önce başlansaydı, bugün de bu motorlar, otobüslerle beraber ihracat yapacak noktaya gelinebilirdi. Sanayide bazı mühim şeyleri, vaktinde görüp o adımları atmak şarttır.



DÜNYA YOL KONGRESİ

Size bu konuşmayla İkinci Cihan Harbi’ndeki halimizi de arz edeyim: Sene 1956, İstanbul’da <<Dünya Yol Kongresi>> yapılıyor. Bu kongrede, ismi şimdi lazım değil, halen de karayollarımızın en mühim mevkiinde bulunan kıymetli bir kardeşimiz, Karayolları Kongresi olduğu için, ev sahipliği yapıyor. Bu kardeşimiz Yugoslav Heyetini, bir akşam yemekte ev sahibi olarak ağırlamak mecburiyetinde kalıyor. Akşamleyin konuşmada, aralarında geçen hususu aynı yıl, aynı akşam gelmiş idi ve bendenize nakletmiş idi.
Yugoslav heyeti diyor ki: <<Biz yol kongresine geldik, Türkiye’de yol nasıl yapılır? Bunu öğreneceğiz sizden. Fakat sizden yolun nasıl yapılacağını öğrenmek için, buraya gelmiş olmamızda hiçbir küçüklük duymuyoruz>>. Neden derseniz açıklayalım diyor, Yugoslav mühendisleri: <<İkinci Cihan Harbinden sonra, siz de dış yardım almaya başladınız, biz de... Siz aldığınız dış yardımlarla traktörleri, iş makinelerini dışarıdan getirdiniz. Parayı oraya harcadınız. Bu makinelerle yol yapmaya başladınız. Sizin bir miktar yolunuz var. Ama bize gelince, biz dışarıdan aldığımız yardımı traktöre, greydere, buldozere vermedik. Bu yardımı onları imal edecek olan makine fabrikasına verdik. Ama şimdi biz kendi traktörümüzü, kendi greyderimizi, kendimiz imal ediyoruz. Kendi makinemizle yollarımızı yapmaya başlayacağız. Yol nasıl yapılır, onu öğrenmek için size geldik. Siz paranızı mamul maddeye verdiniz. Şimdi elinizde bir hurdalık var.>>



MEMLEKETİN ELİNDE MAŞATLIKLAR KALDI

Hatta bizim tabirimizle, makine mühendisleri arkadaşlarımız arasındaki tabirimizle, o dışarıdan getirilen makinelerin hurdalıklarına bizler, hurdalık demiyoruz. Latife olsun diye <<MAŞATLIK>> diyoruz. Çünkü ecnebi mamulâtıdır da ondan. Memleketin elinde maşatlıklar kaldı. Öbür memleketler ise o paralar ile onları imal eden fabrikalara sahip oldular. Ara yerde bir zihniyet farkı var. Bu zihniyet farkı bizim aleyhimize işledi. Biz dış yardımları makine imal edecek sanayi değil, o sanayinin imal ettiği mamul makinelere tahsis etmekten, aslında büyük kayıplara uğradık.



MAKİNELERİ İMAL EDEN MAKİNELER

Dış yardımların bir kısmını hiç değilse, makineler imal eden makineler sanayisine yatırmamız lazım gelir idi. Büyük hata işlenmiştir. Bu devrin ikinci mühim bir yanlışlığı da, asıl imalatçı sanayisinin kurulmuş olmasıdır. <<Dışarıdan parça getirilsin, biz bu parçaları monte edelim>> zihniyetiyle hareket edilmiştir. Bakınız, bu zihniyet, bu yanlış zihniyet, bilesiniz ki bugüne kadar geliyor. İkinci Cihan Harbi 1944’te 45’te bitti. 1946-47’de dış yardım başladı. O günden bugüne kadar zihniyet değişmemiştir. 1947’den 1973’e geldik. Ardan tam 25-26 senelik, çeyrek asırlık bir zaman geçmiştir.



AYNI ZİHNİYET DEVAM EDİYOR

Bizim kanaatimizce aynı yanlış zihniyet bugün de devam ediliyor. Hatalar nedir? Biraz sonra inşallah bir bir açıklayacağım. Hatta sözün sırası buraya gelmişken, çok mühim bir noktaya işaret etmek mecburiyetindeyim: Bakınız bu devrenin içerisinde, Türkiye’de bir mühim hadise olmuştur: <<GÜMÜŞ MOTOR>>. Dışarıdan gelen yardımlar ile makine imal edecek fabrika değil, mamul maddeler satın alınırken, dışarıdan gelen paralar sonra hurdalığa dönecek mallara yatırılırken ve fabrika kurulsun tazyikleri karşısında da, asıl imalatçı fabrikalar kurulacağı yerde, montaj fabrikaları kurulmaya başlamışken, Türkiye’de bir büyük hadise olmuştur.



GÜMÜŞ MOTOR

Bütün bu gidişatın ortasında bir ada var: GÜMÜŞ MOTOR, o adanın adıdır. GÜMÜŞ MOTOR bu zihniyetin tam tersine bir adım, mühim bir çividir. GÜMÜŞ MOTOR bu memlekette, doğrudan doğruya makineyi yüzde yüz Türkiye’de imal etmek için atılmış bir adım. Herkes dışarıdan motor ithal ederken, GÜMÜŞ MOTOR bu motorları ithal etmeyelim. Bu motorları yapacak fabrikayı getirip onları kendimiz yapalım diyen zihniyet olduğu için, o devrin içerisinde müstesna bir mevki işgal ediyor. Ayrıca GÜMÜŞ MOTOR bu hareketi yapmış olmakla, bundan sonraki devirde yeni bir çığır açmış bulunuyor. Bizler, 1950-55-60-61 senelerindeki sanayi kongrelerine gittiğimiz zaman, emin olasınız ki, <<Türkiye’de motor yapılır, buna bir an önce başlayalım>> dediğimiz zaman, kendi talebelerimiz olan mühendislerimiz içinde dahi buna inananı çok az görüyorduk. Hâlbuki diğer memleket evlatlarına bu hakikati anlatmak asla ve kat’a mümkün değil.



MONTAJ SANAYİNİN CİROLARINI TOPLAYAN KİM?
1961 senesinin 4. Sanayi kongresinin zabıtlarını alıp inceleyiniz. Bir hafta sürmüş bir kongredir. Bu bir haftada bizler bu sanayiyi mutlaka Türkiye’de kurulmalıdır. İşte Gümüş Motor kurulmuştur. Bu kurulduğu gibi otomobil, traktör, kamyon sanayisi de Türkiye’de kurulabilir. BÜTÜN BU MÜCADELEYİ YAPARKEN, MAALESEF O GÜNKÜ ZABITLARI AÇIN BAKIN, BİR KİŞİ DE ÇIKMIŞTIR, İSMİ LAZIM DEĞİL. <<BU MEMLEKETTE ASLA AĞIR SANAYİ KURULAMAZ. BUNDAN VAZ GEÇİNİZ, ANCAK ŞEFTALİ BAHÇESİ YETİŞTİRİLEBİLİR>> DİYOR İDİ. ŞİMDİ BUGÜN EN BÜYÜK MONTAJ SANAYİSİNİN CİROLARINI BU MEŞHUR KİŞİ TOPLUYOR. NE KASTETTİĞİMİ BİLENLER BİLMEYENLERE ÖĞRETSİNLER. ÇOK MÜHİM BİR ŞEY SÖYLÜYORUM. ANLAYANLARA, BİLENLERE…
Aziz kardeşlerim, bakınız, GÜMÜŞ MOTOR bu devrin içerisinde bir büyük hadisedir. Ama memleket olarak, hala bugüne kadar, 25 seneden beri, çeyrek asırdan beri ciddi sanayileşme hareketi başlamadı. Niçin başlamadı?



SANAYİLEŞME VE AP

Bakınız, memlekette birçok şeyler yapılıyor. Efendim bu kadar çimento fabrikası kuruldu. Bu kadar tekstil fabrikası kuruldu. Bu kadar şu kuruldu, bu kadar bu kuruldu. 3 sene önce Adalet Partisi’nin Sanayi Vekili sözde CHP’lilere cevap veriyor. Çıktı, bakınız dedi, 1961 senesinde çimento istihsali bu, sanayi bütçesinde konuşuluyor. O zabıtları alıp inceleyin. Hüseyin Abbas Bey kardeşim şahit. O da toplantıyı adım adım takip etmiş idi. 1961’de çimento şu kadar. 1965 senesine kadar. Hâlbuki bakın, biz Adalet Partisini iktidara getirdik, 1965’ten 70’e kadar bu kadar, 5 senede siz bu kadar yaptınız, biz bu kadar yaptık, diye diye sayıyor idi. Vekillerden birisi, önünü boş bulmuş konuşuyor. Ne dedik, şuradan buraya, buradan şuraya… Tabii bu Halk Partili milletvekillerinin de sanayileşme davasından haberleri yok… O, daha büyük rakam söyledikçe vay canına bunlar bizi geçti diyorlar. Orada öyle büzülmüş oturuyorlar. Tabii böyle mühim bir meselede susamazdık. Ondan sonra, o Meclis konuşmasının bandı elimizde var. Alıp dinlemenizi rica ederim. İçinde çok ibret alınacak husus var, önce şu meseleyi açıkladık: Önünüzü boş bulmuşsunuz konuşuyorsunuz. Bu söylediğiniz rakamlar neyi ifade eder? Çimento sanayisi şuradan buraya, buradan şuraya, benim rakamım daha büyük diyorsunuz. Bakınız, sanayileşme hareketlerinde ve bütün üretimde, esasen üretimin yıldan yıla artması, bu işle alakalı kardeşlerim için söylüyorum, lineer değildir, üstel bir fonksiyondur. Yani 1960’da 1 idi, 1969’da 10 olmuşsa arada fark 5 diyor. Konuşmaların manası bu idi. Hâlbuki sanayileşmenin kendine has bir kanunu var. O zaten, ondan büyük olmaya mecbur. Böyle olması maharet değil, kabahat aslında. Çünkü sanayileşmede, bakınız, diyor ki, biz bir misli arttırdık diyor. O da öyle susuyor yerinde… Bendeniz, kendisine, ne susuyorsun? Dedim. Kendi sana rakamlar söyledi, sen de kalk şuna söyle bakayım. Halk Partiliye soruyorum, 1961’de 1 idi, 65’de 5 olduk, ben de 5 misli artırdım desene şuna. Ama neyi ifade eder? Bir sanayide başlanıp yürürken, bunlar çok tabiidir. 1 ile başlar, ondan sonra 5 olur. Ondan sonra…



ASIL SANAYİLEŞME NEDİR?

25 seneden beri yapılan iş ve asıl sanayileşme nedir? Onu bilmeyen insanların yaptığı iştir. Neler derseniz, çimento fabrikası kurduk, dokuma fabrikası kurduk, kurduk, kurduk... Hâlbuki bakın, şimdi Antalya’da en büyük dokuma fabrikası kurulacak bugün. Sene gelmiş 1973’e, hala o fabrikanın tezgâhı İsviçre’de, İngiltere’de yapılacak. Neden, o dokuma fabrikasının tezgâhını yapan fabrikayı kurmadık. Hâlbuki Türkiye dünyanın en büyük pamuk memleketlerinden biri. Yün memleketi, aynı zamanda, Tekstil makinelerinin en mükemmelini Türkiye’nin imal edip dünyaya satması tabiidir. Eğer biz aklımızı başımıza alsak, çünkü şartlar onu gerektiriyor. Biz, Makineler imal eden fabrikaya her sene milyarları gönderiyoruz. Onları zengin ediyoruz. Bizim ayağımızda ayakkabı sırtımızda palto yok. Her zaman bir sözümüz var ya: Milletin bu hale düşmesinin kabahati idarecilerindir. Çünkü idareciler asıl memleketi kalkındıracak noktalara dikkat etmemişlerdir. Bir memleketin kalkınması, bir takım makineleri imal edecek makine sanayisini kurmaktır asıl kıymetli olan. Onun içinde de kıymetli olan var amma, onlar dahi asıl ehemmiyete haiz değil. Neden dersiniz, makine sanayisinde mühim olan, mesela şimdi, bugün biz otomobil yapamıyoruz. Niçin yapamıyoruz?
Efendim, bakınız %70-80 bu senin söylediğin, pırasa tartıyorsun sen. Yani efendim, motorun %80’ini yapıyorum. Kilo ile tartıyorsun. Motor, asıl o senin yaptığın kısım değil, o senin yapamadığın krank miline, taşlama, krank miline haruri muamele, o senin yapamadığın. Ayna ve mahruti dişlilerini hatasız olarak yapmak. Ve onun üzerine gereken, haruri muamele yapmak var ya, o yükte hafif fakat pahada çok ağır bir iş, asıl işin püf noktası o. Bugün bizde kurulan sanayi, hani o meşhur hikâyeyi düşünün, çırak da usta oldum zannediyor, yapıyor, yapıyor, yaptığı bardaklar çatlıyor. Niye? Püf noktasını bilmiyor. Bilmediklerinin kıymeti yok. Asıl kıymet o püf noktasında. Sanayileşmenin püf noktasına sahip olmak gerek. Onu bilmezsen senin yaptığının, hiç kıymeti yok. Bir otomobil yap, o otomobili 900 kilosunu ben yaptım de, 100 kilosunu dışarıdan al. Ama o 100 kilonun sanayi bakımından kıymeti çok büyük. Sen kendini aldatıyorsun. Asıl mühim olan o. Bir ayna mahruti dişli yapamazsan, geriye kalanın hiç kıymeti yok. Onu paldır küldür nasıl yapsan olur. Ama o ince nokta asıl mühim. Onu yapamayan memleket sanayileşmemiştir. Sanayide de mühim olan teknolojidir.



AYNA MAHRUTİ DİŞLİLER

Türkiye’yi sanayileştirmek ne demek biliyor musunuz? O otomobillerde bugün halen yapılmayan ayna mahruti dişlinin, asıl makine tekniği bakımından hakikisini imal edebildiğin gün, sen sanayiye adım atmış olursun. Yoksa onun yaptığı dokuma tezgâhını koy şuraya, ondan sonra makine çalışsın, sen de sanayileştim de. Hiç alakası yok. Sanayileşmek teknolojiye sahip olmak, ucuz olarak o teknolojiyi tatbik edebilecek fabrikalara sahip olabilmek demektir. Ama teknolojiyi tatbik edebilecek fabrikaya haruri muamele yapabilecek, krank milini taşlayabilecek, pistonun üzerinin haruri muamelelerini yapabilecek, ayna mahruti dişlilerinin haruri muamelatını yapabilecek, hâlbuki bu sanatın kurucusu biziz. Demin söyledim, Selahaddini Eyyübi’nin kılıcı neyi gösteriyor biliyor musunuz? Bugün yapamadığımızı, bütün dünyaya öğretenin biz olduğumuzu gösteriyor. Çünkü ayna mahruti dişliyi bugün, Selahaddini Eyyubi’nin kılıcını yapan ustasının tecrübesi bizde olmadığı için yapamıyoruz. O usta bizde olsaydı, biz çoktan onu yapacaktık. O çeliğe su vermeyi de bütün dünyaya biz öğrettiğimiz halde, bugün habersiz haldeyiz. MUHTEREM KARDEŞLERİM SANAYİLEŞMEK İŞTE ASIL BU CEVHERE SAHİP OLMAK DEMEKTİR. Bakınız 25 senelik sanayileşmede büyük hata, bu asıl cevherlere dikkat edilmemiş olmasıdır. Bugün bile Türkiye’nin motor imal edememesi büyük kabahat. Bundan başka ara yerde kurulan sanayiler, mühim sanayiler hep ecnebi memleketlerde projeleri hazırlanmış, ecnebi mütehassıslar getirilip buradaki işletmeye konulmuştur. Bizim sanayileşmede erkân-ı harplerimiz tecrübesizdir. Asıl tecrübe kazanacak işler ecnebi mühendislere yaptırılmıştır.



EN BÜYÜK SERMAYE ERKAN-I HARBTİR

Hâlbuki sanayileşmede bir memleketin en büyük sermayesi, bu erkân-ı harplerdir. Bakınız, ikinci cihan harbinden sonra Almanya’da hiçbir şey yok idi. Fakat erkânı harpler vardı. Kısa zamanda tekrar her şey başlatıldı. Bir memlekete sanayi memleketidir demek, orada sanayiye ait yetişmiş, tecrübeli erkân-ı harpler vardır manasına gelir. Kendi milletinden yetişmiş insanlar var demektir. 25 senedir bu noktaya dikkat edilmiyor. Maalesef bizim bugün kurulan sanayimiz dışarıya bağlıdır. Neyle?, kendi makinesiyle, ara maddeleriyle kuran mühendisiyle ham maddesiyle.. Mesela; şurada, Adapazarı’nda bir çelik halat fabrikası vardır. Dışarıdan bakarsanız, muazzam bir fabrika. Aman ne güzel halat yapıyor dersiniz. Hâlbuki bu fabrikanın yaptığı ne? Dışarıdan, hazırlanmış, her türlü muamelesi yapılmış teli getiriyor, o teli büküyor, halat yaptım diyor. Neresi muazzam fabrika? Bunun teknik bakımdan ne kıymeti var? Hiçbir kıymeti yok. Bunlar ile övünüyor bunlar. Asıl yapılacak işten haberleri yok.
Daha sen istediğin malzemeyi yapamıyorsun. Sanayileşiyoruz diye radyolarda, gazetelerde ağızlarını doldura doldura milyarlık reklamlardan bahsettiklerinde çok mühim bir iş yapmış olduklarını zannediyorlar. Pırasacılık metodu dediğimiz bu metotla, pazarda kantar ile tartarmış gibi tartıyor. Bazı şeyler var, o kantara gelmez ama manen çok ağırdır. Asıl cevher ondadır. Onu idrak etmek mecburiyeti vardır sanayileşmede. Ondan dolayı 25 seneden beri sanayileşemiyoruz, pırasa doğruyoruz. Asıl sanayileşme o teknolojinin Türkiye’ye gelmesidir. Bundan başka tabii Elektronik sanayine mutlaka girilmek mecburiyeti vardır. Metalürji sanayine mutlaka girilmek mecburiyeti vardır. Yine 25 senelik çok mühim hatalarımızdan birisi, bütün filizlerimizi, madenlerimizi toprak fiyatına satmamızdır. Hâlbuki en ufak tesislerle onların fiyatını bire on artırmak mümkün.



ORTAK PAZARDA NEYİ VERMİYORLARSA O İYİDİR

Biz nasıl sanayileşeceğiz, bunu öğrenmek istiyor musunuz? Size ben bir tarifle söyleyeyim: Eski bizim Osmanlı İmparatorluğumuzun sadrazamlarından birisi, bir şey söylemiş, demiş ki: Ben Ruslara sorarım bir iş oldu mu, ne diyorlarsa tersini yaparım. O en isabetli harekettir. İşin kolayı var dedik ya. Bak, ben de size bir söz söyleyeyim: Hani bunlar gittiler, bir Ortak Pazar antlaşması yaptılar ya, o Ortak Pazar antlaşmasında neyi Türkiye’ye vermiyorlarsa biliniz ki; bizim asıl onu yapmamız lazımdır. Tıpkı Rus elçisinin aynı. Neden? Çünkü o teknolojik metalürji fabrikalarını bize yasak ediyor. Onların gümrüklerini hemen düşüreceksiniz diyor. O gümrük kaideler ile topraktan çıkan cevheri biz işlemeyelim diye yapıyor adam onu. Yani, bitmiş kurşunun gümrüğünü düşüreceksin diyor. Biz topraktan çıkan filizi kurşun haline kendimiz getirebiliriz. Biz kendimiz getirirsek, onu bizim piyasamıza getirdiği kurşun çok ucuz olur, o sanayiyi biz kurmayalım diye hep önümüze tertibat aldılar. Bu büyük hadiseyi biliyorsunuz. Üç sene önce Millet Meclisinde üç saat dört saat iki defa gensoru verip konuştuk. Falan dediler, filan dediler, hiçbir şey bilmeden gürültü kopardılar. Şimdi bizim o günkü cümlelerimiz bunların ağzında. Ne yapalım, bu anlaşmayla sanayileşmek mümkün değil diyor, şimdi kendileri. Üç sene önce bu anlaşmayı yaparken, size bunları biz söylemiştik, o zaman aklınız neredeydi? Şimdi atın imzayı. Aylardan beri, senelerden beri, kıvır kıvır kıvranıyorlar, görüyorsunuz. Yanlış atmışız imzayı, hata etmişiz, kendilerinin bildiğini, kapı kapı dolaşıp aman bunu düzeltin, ne olur diyorlar.



TÜRKİYE’DE HAKİKİ MANADA PLAN YOKTUR

25 senedir asıl sanayileşmede faydalı kuruluşlar maalesef yapılmamıştır. Bir takım daha ziyade kar getirecek, hemen el çabukluğu ile piyasadan kâr getirecek tesislere bu iş kaymıştır. Biliyorsunuz, çok mühim bir hususu arz edeyim size:
Efendim, plan yapıyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz diyorlar ya, aslında plan yok ha, Türkiye’de hakiki manada hiçbir plan yok. Niye, bakınız tatbikat nasıl yürüyor: Kim kıymetli proje getirirse ona kolaylık vereceğim diyor. Bunun manası ne demektir? Türkiye’nin sanayileşmesinde, LOKOMOTİF olan DEVLET DEĞİL üç buçuk mutlu azınlıktır. O ne görürse projeyi getiriyor. Türkiye de o istikamete doğru gidiyor. Kendisinin, yapılması icap edeni araştırıp, tespit ettiği yok. Şu üç buçuk azınlık lokomotif oluyor. Türkiye’de onun için, asıl memleketi kalkındıracak tesisler kurulamıyor. Daha kârlı olan, hemen el çabukluğu ile piyasadan fazla kâr getiren, tesislere kayıyoruz. Bu hiçbir zaman sanayileşmek demek değildir. İşte halat fabrikası açık misal: Bükecek, para alacak, o büktüğü telleri kim yapacak sonra? O taraf düşünülmüyor.
Muhterem kardeşlerim işte bugün memleket olarak maalesef, hala motorumuzu yapamıyoruz. Hala traktörümüzü yapamıyoruz. Hala kamyonumuzu yapamıyoruz. Hala iş makinalarımızı yapamıyoruz. Yıllardan beri bunun mücadelesini yaptığımız halde, <<Gümüş Motor>> un kurulduğu günden bugüne kadar, bu mücadeleyi yapmaktayız. Fakat maalesef, hani her demir su almayacağı gibi birçok idarecilerimizin de zihinleri bu işi kavrayamıyor.
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Minhac (07.02.12), suvari4060 (08.02.12)
Alt 06.02.12, 20:50   #3
Alemdâr-ı İslâm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Genel Yönetici
Üye No : 311
Üyelik tarihi : 28-08-2008
Mesleği : Kul
Nereden : Kâinat
Konuları : 5084
Mesajlar : 16,304
Teşekkürleri: 24,279
9,025 mesajına 19,445 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10 Alemdâr-ı İslâm is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

DEVLETİN YAPAMADIĞINI BİR GRUP İNSAN YAPTI


Aziz Kardeşlerim, biraz önce Gümüş Motor fabrikasına ait bir film gördük. Şimdi sanayileşmeye ait bazı açıklamalarımızın arkasından, Gümüş Motor mevzusuna bir nebzecik tekrar dönelim: Muhterem Kardeşlerim, bu gördüğünüz fabrikanın 1956 senesinde temeli atıldı. Ve 300 tane şu İstanbul’un memleketini, vatanını seven tertemiz insanları, bir bir seçilerek bir şirket kuruldu. 1956 senesinde altı milyon lira para toplandı. Bugünkü değeriyle bu, takriben 50 milyon lira bir paradır. Ara yerden tam 17 sene geçmiştir. Bu para o zaman bir sene gibi kısa bir müddetin içerisinde toplandı. Memlekette bir motor fabrikası yapılsın diye. Devletlerin, hükümetlerin yapamadığı işi, İstanbul’da vatana, memlekete hizmet aşkıyla yanan bir grup insan, biz bunu yapacağız dedi, yola çıktı. Ve bugün gördüğünüz gibi memleketin en büyük makine imalat fabrikasını kurdu. O gördüğünüz fabrikanın içerisinde 300’e yakın imalat tezgâhı var. Türkiye’nin imalat sanayisinde, en büyük makine imalat fabrikası hala Gümüş Motor’dur. Ondan daha büyük imalat kapasiteli, makine imalatı kapasiteli, bir fabrika kurulamamıştır halen. O gördüğünüz motorların %95’i fabrikanın içerisinde imal edilerek montaj yapılıyor.
Niçin %95’te %100 değil derseniz, motorun üzerinde enjektör pompa var, manometre var. Bunlar, motor sanayi ile alakalı hususlar değil. Ayrıca, diğer bir fabrika içerisinde yapılmak mecburiyetinde. Onun için Gümüş Motor’un içerisinde yapılması imkânsız ve lüzumsuz olduğundan dolayı, %5 başka fabrikalarda yapılmak üzere, hariç kalmıştır. %95 piston, sekman, yatak, gömlek, bütün bunların hepsi, o vakit, bunları başka imal edecek fabrika olmadığı için Gümüş Motor Fabrikasının içerisinde yapılmıştır. Ve Gümüş Motor Fabrikası dört sene sonra bunları seri halinde imal etmiştir.

İKİ BÜYÜK HADİSE

Gümüş Motor Fabrikası kurulurken iki büyük hadise olmuştur: Bir tanesi, 1958 de çıkan bir karar olmuş, %40 tazminini istemek olmuştur. Ve 6 milyon liraya çıkması gereken fabrika, 25 milyon liraya çıkmak mecburiyeti ile karşı karşıya kalmıştır. Arkasında bir banka, bu aradaki farkları kapatacak mali bir kaynak olmadığı için, yalnız kendi gayret ve ortaklarına dayandığı için, bu mali imkânın temini bir takım müşkülat arz etmiştir. O yılların zaruretinden dolayı. Ama bu akıl havsala almaz müşkülatı dahi, o fabrika içinde çalışan insanlar gece yarılarına kadar çalışarak üç ay, hatta hiç aylık almadan çalışarak, ancak kendi gayretleriyle, kendi göğüsleriyle karşılamışlardır. Şu anda da huzurlarınızda, o büyük gayretleri beraberce yaşadığımız kardeşlerimiz var. Huzurlarınızda bakınız, hani iyilik yap denize at derler ya, 17 sene sonra görüyorsunuz, insana teşekkür ediyorlar. EŞREF. Başta sen olmak üzere. İbrahim.. (Alkışlar) sen olmak üzere, Eşref’i demin makine ressamı olarak gördünüz filmde, motor gözelerinin filmini çiziyordu. Arkada, İbrahim; ayağa kalk İbrahim!. Gümüş Motor’un elektrik Mühendisi, (Alkışlar) Şeref orda mı? Şeref Usta! İşte Gümüş Motor’un en kıymetli elemanlarından biri Ahmet Usta (Alkışlar). Bunlar bu memleketin sanayileşmesinin en büyük kahramanlarıdır. Üç ay hiç aylık almadan her gece saat bire kadar, fabrikada sabahlayan insan bunlar (Alkışlar). Gümüş Motor bu milletin sanayileşme davasında büyük bir hamledir. Tam 17 sene sonra şimdi kıymetinin ne olduğunu yeni görüyoruz. Bilesiniz ki, zaman ilerledikçe bunun kıymeti daha çok anlaşılacak. Ne olmuş? Memleketin en büyük fabrikası kurulmuş. Türkiye’de motor imal edilmiş ve bütün diğer sanayinin de kurulabileceğine herkes inandırılmış. Asıl büyük kaynak bu <<Biz şeftaliden başka bir şey yapamayız>> diyordu herkes kongrede. Ama <<İşte motor yapıldı>> deyince hepsinin sesleri kesildi. Ve bugün motor da yapılır, otomobil de yapılır, hepsi de yapılır, diyorlar. Ancak yine de yapılamıyor. Çünkü ithalat, çünkü montaj daha tatlı geliyor da ondan. Bu motorlar yabancı sermayeye yaptırılmak istendi. Onlar da Türkiye’de motor yapılmasını dolayısıyla geciktirdiler.

ISIRGAN OTLARI BİTMİŞ

Bakınız, geçen seçimden önce, İstanbul’da CHY montaj fabrikasının yanında, sözde motor fabrikasının temeli atıldı. Dört sene önce, şimdi gidin, bakın neler var orada; ısırgan otları bitmiş.. Neden? Çünkü yabancı sermayeye havale edilmişti. <<Kurmayacağız>> diye İsviçre’de toplantı yapıp ilan ettiler.
Muhterem Kardeşlerim, arz edeceğim husus şudur: Gümüş Motor gördüğünüz gibi bu memlekette bir çığır açmış fabrikadır. Oraya emeği geçen kardeşlerimiz ne kadar iftihar etseler azdır. Gümüş Motor birçok bakımlardan enteresan bir teşebbüstür. Düşününüz ki, bugün aynen savunduğumuz fikirlerin bir tatbikatıdır. <<Yaygın özel sektör>> diyoruz. Yani, fabrikalar bir kişinin malı olmasın. Bir tek mutlu azınlığın malı olmasın. Büyük halk kütlelerinin malı olsun, diyoruz. O vakit de bunun tatbikatını yapmıştık. Gümüş Motor ; 300 tane ortak toplanarak yapıldı ve hiç birinin hissesi %5’ten yukarı olmamak üzere tespit edildi. Gümüş Motor, filmde gördüğünüz gibi derin kuyu tulumbalarını da Türkiye’de yapmıştır.

BÜTÜN BU ZORLUKLARA RAĞMEN

Motor ve tulumba ile Anadolu’nun sulanması gibi, hem sanayiye, hem de ziraata hizmet edelim diye, memleketin en mühim davasını ele almıştır. Bütün müşküllere rağmen 6 milyonluk fabrikanın, 20 milyona çıkması gibi bir müşkülat, 1961 senesinde, 14 milyon liralık döviz ithaline ait mukavelenin, ihtilalden sonra bir takım cahiller tarafından feshedilmesine rağmen.. Bunlardan her bir tanesi, bir fabrikanın iflasına yeter de artar bile aslında. Bütün bu zorluklara göğüs germiş, inancıyla bunların hepsini başarmış ve bugün memlekete en büyük fabrikayı kazandırmıştır. Bugün Gümüş Motor dışarıya motor ihraç ediyor. Aynı motorlar, bundan 17 sene önce bizim yaptığımız motorlar, bugün yapılıyor, ihraç ediliyor ve bu ihracattan da memlekete döviz getiriliyor. Gümüş Motorda en mühim husus. Fabrikanın mamulleri bittiği zaman, bunların memlekete satabilmek içim yapılan mücadele olmuştur. O vakte kadar bütün motor ithalatçılarını davet ettik: <<Geliniz, fabrikanın satışlarını siz yapınız. Bizim maksadımız bu işi istismar ederek kar etmek değil. Bu memlekette motor imal edilsin. Bu davayı ispat için yola çıktık. Biz imal edelim, siz de satın dedik. Heyetler geldiler, gezdiler, sonra arkadan haber aldık: <<BİZ GÜMÜŞ MOTORUN MOTORLARINI SATMAYACAĞIZ. BİLAKİS BU FABRİKANIN YÜRÜMEMESİ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ>> DİYE KARAR ALMIŞLAR. ÇÜNKÜ 67 TANE MOTOR İTHALATÇISININ İÇERİSİNDE İSMİ TÜRK OLAN 3 KİŞİ VARDI. Yıllarca kotalardan çıkartılmadı. Fabrika motor imal ediyor, dışarıdan getiriyorlar.



KONFERANSIN SONU..
BU HALDEN NASIL KURTULABİLİRİZ


Şimdi bakınız, bugünkü Türkiye’nin kalkınması için ne lazım ve inşallah 4 ay sonra MSP iktidara geldiği zaman ne yapacak, ne olacak da bu halden kurtulacağız? Çok kimse Milli Selamet’in ne olduğunun farkında değil. Hele bazı kimseler çok büyük şeyleri bilmedikleri gibi onun her sahadaki en büyük manasını idrakten de aciz. Bir de üstelik bu aczin içerisinde onu şeref göstermenin gayretine giriyor. MSP iktidara gelirse ne yapacak, arz edeyim, madde 1: Önce bakınız, bugün Türkiye’de perişan haldeyiz. Fabrikalar birkaç merkezde toplanmış. Anadolu’nun hiçbir yerinde fabrika yok. Birkaç tane devlet fabrikası, başka hiçbir şey yok.. Yüz bin nüfuslu, mesela Konya’yı ele alalım. Ki yüz bin nüfuslu bir köydür bugün Konya. Bir çimento, bir de şeker fabrikası. İki tane devlet fabrikası kurulmuş, bu kadar zamandan beri. Hâlbuki 200 bin nüfuslu bir Stuttgart şehrini ele alın, iki bin tane bunun gibi fabrika vardır. Zannetmeyin ki onlar asırlardan beri bunu kurdular. Asla ve kat’a. Sanayileşme öyle uzun zaman istemez. Bütün Ruhr sahası otuz senede kurulmuştur. 1870’le 1900 arasında.
Başka bir husus daha arz edeyim: Almanya, 1933 senesinde Hitler iktidara geldiği zaman bir kilo ekmek almak için bir milyon mark bir çuval dolusu para ile fırına girecek kadar iflas etmiş idi. Bu kadar sıfıra düşmüştü. Beş senenin içerisinde biliyorsunuz bütün dünyaya meydan okudu. Uçaklarıyla kendi imal ettiği tanklarıyla, denizaltılarıyla bütün dünyaya meydan okudu 5 senenin içinde. Bir millet sanayileşmeye azmedecek olursa, 5 senede çok büyük hamleler yapar.

TÜRKİYE’NİN İKTİSADİ ETÜDÜ

Muhterem Kardeşlerim, bakınız, önce bütün Türkiye’nin, her yerinin İktisadi etütlerinin yapılması lazım. Bugün Almanya’da işçi kardeşlerimiz para topluyor, 50 milyon, 100 milyon. Kendi memleketlerine fabrika kuracak, amcasının oğluna yazıyor, Konya’ya hangi fabrikayı kurayım, diye.
Dünya’da bu kadar gülünç bir şey olmaz. Bir yere bu asırda bir fabrikanın kurulması, mütehassısların incelemelerine bağlı olan bir iştir. Bakınız, bugünkü Devlet Planlama Teşkilatı kadar muazzam, Türkiye’nin her tarafında iktisadi etütleri yapacak, bir etüde ve proje teşkilatının kurulması lazım. Bütün vilayetler ve kazalarda iktisadi bakımdan hangi fabrikalar kurulması lazım? Bunu mütehassıslar, hem de devlet parasıyla inceleyecek. Bunları şahıslar incelettiremez. Çünkü büyük masraf ister. Sen Konya’ya bir fabrika kurduracaksın, 500 bin lira etüde ve proje masrafı yapman lazım. Bunu harcadıktan sonra bin bir tane müşkülat var.

ANADOLU KÖY HALİNDEDİR

Bugün kim 400 bin lirayı sokağa atabilir? Atmıyor, atmadığı için de bütün Anadolu köy halindedir. Hiçbir sanayi şehri yoktur. Anadolu’da bugün. Onun için Anadolu’nun Avrupa’daki sanayi memleketleri gibi, her yanında büyük ve ciddi fabrikaların fışkırabilmesi için, bütün Türkiye’nin iktisadi etütleri mutlaka yapılmalıdır bir. Vilayetlerde ve kazalarda organize sanayi bölgeleri yapılmalıdır iki. Yani herkes kendi fabrikası için yeniden elektrik, yeniden su, getirmeli. Sanayi bölgesi toptan, bizzat olduğu gibi planlanmalı, yüz fabrikanın yapılacağı saha bir defada, hepsi ucuz olarak yapılmalıdır. Hepsinin telefonu beraber verilmeli, hepsinin elektriği beraber verilmeli, hepsinin yolu beraber yapılmalı ki, sonunda her birinin mamulâtı ucuz olsun. Organize sanayi bölgeleri, bütün yurt sathında hızla yapılmalıdır. Ne acı durum ki, iki sene önce yine bütçe müzakeresinde, Hüseyin Abbas ve Hüsameddin Akmumcu kardeşlerimizle birlikte saatlerce çarpıştık. Organize sanayi bölgelerine bir lira koymuşlar, bir lira. Yani hiçbir yerde organize sanayi bölgesi yapılmasın diye. Hâlbuki bir milyar teklif etmiştik. İşin iç yüzü de bu. Ve bu paranın da nereden toplanacağını söyleyelim dedik. Şu futbola verdiğin, şu tiyatroya verdiğin, şu musluğundan şarap aksın diye yaptırdığın otellere verdiğin paralar var ya, şu üç tane turistin İznik’te bir Bizanslının ölüsünü görmesi için, 30 kilometrelik bir yola 100 milyon ayırıyorsunuz ya, bu paraları toplayıp, er geç organize sanayi bölgeleri yapın. Bunların üzerine de fabrikalar bir an önce kurulsun.

KURULANLARA FABRİKA DİYEMEZSİNİZ

Bunlardan başka aziz kardeşlerim, bundan da önemli bir husus var. Bakınız, bugün Türkiye’de sanayi müessesesi kurmak, aslında dünyanın en zor işi. Hatta mümkün değil. Bu kurulanları kurulmuş zannetmeyin ha. Hiç biri dışarıya mal satamaz. Mümkün değil. Neden mümkün değil, Türkiye’de sanayinin kurulmasının en büyük mânii ne biliyor musunuz: Mevcut Mevzuat: Amerikalının meşhur sözünü unutmayın: <<Siz büyük devlet olacaksınız ama mevzuatınız müsait değil>> diyor. Aslında böyle. Bizim bugün büyük bir sanayi memleketi olmamız şöyle dursun, bir fabrikayı bile ciddi olarak kurmamız mümkün değil. – Niye efendim, bu kadar fabrika kuruluyor – Onlar kuruluyor ama onların hiçbirisine fabrika diyemezsiniz. Çünkü hiç biri dünya fiyatlarıyla rekabet edemez.
Bu işi kökünden halledilmeye mecburdur.

BÜTÜN SANAYİ KANUNLARI MÜLGADIR

Bakınız, MSP’nin ilk kanunu hazırlanmış:
<<Bütün sanayi ile alakalı ne kadar kanun var ise, hepsi mülgadır.>> Bizim hazırladığımız, Türkiye’de sanayi geliştirme ve teşvik kanununun ilk birinci maddesi bu. Bu maddeyi koymadan Türkiye sanayileşemez. Bu kanunlar kalkmadan Türkiye sanayileşemez. Neden? Arz edeyim; bugün sanayi ile ilgili sayısız kanun var. Önce size birkaç tanesini söyleyeyim. Mesela: <<Alat-ı Sabite Vergisi Kanunu>> Vaktiyle bakmışlar, belediyelere para lazım. Nereden toplayalım bu paraları? Efendim, bak şurada falanca ustanın tezgâhı var, eti budu yerinde, şundan biraz para alalım demişler. Adını Alat-ı Sabite Vergisi Kanunu diye koymuşlar. Şimdi bu kanun diyor ki: <<Bir atölyede, bir ustanın yere tespit edilmiş tezgâhı var ise, ondan vergi alacağım.>> Maliye öyle düşünmüş. El aletleri var ya, o el aletlerinden vergi almayalım demişler. O fakir, fukara işi. Ama adamın yere tespit edilmiş tezgâhı var ise, ha… Onun eti, budu yerinde, ondan vergi alalım demişler. Kanun hazırlanmış. Kaç sene önce? Kırk sene önce. Şimdi bugünkü kanun ne iş görüyor? Dolaşın İstanbul’daki sanayi, birçok yerlerde görürsünüz. Bizim de başımızdan geçti. Burada Gümüş Motor’dan kıymetli kardeşlerim var, arkada oturuyorlar, hepsi bilecekler. Siz filmde pek göremediniz, bir yerde krank taşlanıyor. Geldiler bize, bu krank taşlamayı yere bağlamayın dediler: Biz de bir müddet bağlamadık. Niye? Cıvatalarını sıkmazsan vergi vermiyorsun, sıktın mı vergi vereceksin. (Alkışlar) Arkadaşlarım bilirler, kanun öyle diyor.

TEZGÂHI YERE BAĞLAMAYACAKSIN

Şimdi krank taşlayacaksınız, düşünün bir milimetrenin yüzde biri, mikron ile iş görmek mecburiyetindesiniz. Bu kadar hassas bir işi göreceğin yerde kanun diyor ki, tezgahı yere bağlamayacaksın. İyi kaliteli mal yapanlar ceza çekiyor ha, bugünkü kanunlar böyle. Bundan başka, mesela, şimdi bu Alat-ı Sabite Vergisi. Gel bakalım Gider Vergisi: Gider Vergisi diye bir vergi var. Yani, şimdi sen oturdun, şurada gördüğün silindir gömleğini imal ediyorsun değil mi? Bugün maliyeciler dökümhaneye geldiler mi, kapıların arkasına filan bakarlar. Niye biliyor musunuz? Acaba burada bu dökümhane, dökümün içerisine halita katılıyor mu, diye. Onları katarsa vergi alacak, halitalı döküm yapandan vergi alıyor. Onun için onlar bilirler, dökümhanelerde onları bir kenara saklarlar. Maliyeciler geldikleri zaman, ben sadece pig döküyorum der, geçer. Halbuki o silindir gömleğinin içerisine halita koymasan, peynir olur, peynir.. <<Peynir döküm>> diye bir tabir var. Peynir olur o; silindir gömleği olamaz.

MUTLU AZINLIKTAN BİRİ..

Bugünkü kanun, silindir gömleği yapmayacaksın, diyor. Kaliteli döküm yapmayacaksın diyor. Türkiye’nin hali bu. Bir memleket böyle sanayileşir mi? Hangi vergi kanununu ele alırsan al, bilesin ki mutlaka sanayiye manidir. Mahsus konmuştur demiyorum ama hali bu. Gelir Vergisi.. Şimdi, bugünkü Gelir Vergisinde sanayiyi teşvik edici en ufak bir taraf var mı? Şurada; Galata’da oturan bir ithalatçı; mutlu azınlıktan biri, beş kuruş sermayesi yok. İki sene sonra, farz edin ki bir milyon liralık mal getirmiş. Bunu iki milyon liraya satmış. Bir milyon lira karı var.
Bugünkü vergi kanunları ne diyor? Bir milyon lira kar eden bir insan, %60 vergi verecek. Yani altı yüz bin lira vergi verecek. O adama 400 bin lira kar kalacak. Şimdi bir de sanayiciyi düşünün. Bir sanayicinin bir milyon lira kar elde etmek için ne yapması lazım? Senede bir milyon lira kar etmesi için, bir defa en aşağı 20 milyon lira parasını yatıracak. Dört sene bin bir müşkülat ile boğuşacak. Ondan sonra da yine bir 20 milyon lira daha işletme sermayesi koyacak, bir milyon lira kazanacak. Onun da 600 bin lirasını vergi verecek. Bir kuruş koymayan masadaki ithalatçı da 600 bin lira vergi verecek.

HEPSİ YOKTUR DİYECEKSİN

Bugünkü vergi kanunları kâra, kazanca göre tayin ediliyor. Ama bu kazanç nereden çıkmış hangi zahmetle çıkmış, onu hesaba katmıyor. Dünya’nın hiçbir yerinde böyle kanun yok ha, sadece bizde bu. Bakın Almanya ne yapmış, o alın teri ile kazananlara ne büyük kolaylıklar gösteriyor. Teşvik ediyor adamları. Biliyorsunuz, işçilerine mektep yapıncaya kadar hepsi vergiden muaf. Bizde Gelir Vergisi sanayicinin boğazını sıkar. Gider Vergisi sanayicinin boğazını sıkar. Alat-ı Sabite Vergisi sanayicisinin boğazını sıkar. Ne kadar kanun varsa, sanayi kurulmasın diye çalışıyor Türkiye’de. Bunları ayıklamak da mümkün değil ha. Bir tek çaresi var: <<Hepsi yoktur diyeceksin>> Ve işte bizlerin hazırladığı, sanayiyi teşvik ve geliştirme kanununun, onun için birinci maddesi bu. Bundan 7 sene önce yapılmış bir sanayi kongresinde, o günün idarecileri uğraşmış, uğraşmış, 933 sayılı kanunu çıkartmışlar. Sanayicilerin müşküllerini hallettik diye de etrafa bir takım laflar edip duruyorlardı. Kongrede, bir kimse kendilerine aynen şu sözleri söyledi. Dedi ki: <<Dört sene önceki sanayi kongresinde de, o zamanki sanayinin müşküllerini, bana vazife olarak vermişlerdi. Bu kongreyi biz tertip etmiştik. Bu kongrede de sanayinin müşkülleri vazifesini yine bana verdiniz. Şimdi bu kongreye hazırlanırken, geçen kongrede hazırladığım notları karşılaştırdım. Yüz yedi tane müşkülat göstermiştim, o zaman ki konuşmamda. Şimdi bu en son, sanayini bütün müşküllerini kaldırdık diye çıkardıkları 933 sayılı kanun çıkınca, bu sefer saydım 104’e inmiş müşkülat adedi.>>
Demek ki 100 sene sonra, müşkülatlar ortadan kalkmış olacak, bu hızla gidersek. Kendi elimizle koyduğumuz müşkülat bunlar.. Mali müşkülat ayrı, mevzuat müşkülatı ayrı..

İBADET AŞKI İLE ELE ALABİLMEK

Muhterem kardeşlerim, işte Türkiye’nin sanayileşmesi için, asıl mesele bu arz ettiğim hususların yerine getirilmesidir. Fakat bunlardan daha mühim bir iş var: Türkiye’nin sanayileşmesi için en mühim husus, BU DAVAYI İBADET AŞKI İLE ELE ALABİLMEKTİR. Bakın, ne kastediyorum, arz edeyim: İstiklal Harbi esnasında Ankara’da ordu harbe gidebilir mi gidemez mi meselesi Mecliste münakaşa ediliyor. Birinci Millet Meclisi karar aldı: Sakarya’dan sonra hücuma ordu çıkabilir mi? diye… Karar şuydu: Konyalı Mehmed Vehbi Efendi Hazretleri cepheye gidecek. Meclis ona itimat ediyor. Gidecek, bakacak askerlerin haline. Ordu hücum edebilir dense, Meclis de hücum emri verecek. Edemez derse, hücum emri verilmeyecek; taki noksanlar hazırlanıncaya kadar. Ve Vehbi Efendi Hazretleri (Allah rahmet etsin) gidiyor cepheye askerin haline bakıyor ve ilk mektubu Ankara’ya gönderiyor. Diyor ki: <<Geldim, askerin haline baktım: Askerin, daha yanında su taşıyacak matarası yok. Siperinden çıkıyor 500 metre ilerdeki çukurdan su içmeye kalkıyor. Bu haliyle hücum edebilmesi için, önce suyunu yanında taşıyabilmesi lazım. Ankara’da, askerin suyunu yanında taşıyabilecek, kap kacak ne varsa tedarik edip gönderin.>>
O zaman tabii Ankara’da imalat diye bir şey yoktu. Nasıl olur ki, küçücük Ankara. Buna rağmen, Birinci Millet Meclisi, nasıl bir meclis biliyorsunuz. Bu haber gelir gelmez, herkes evlerine dağılıyor. Ahmed Efendi; evinin damındaki çinkoyu söküyor. Mehmet Efendi; evinin kenarındaki sacı söküyor. Masaları kuruyorlar. Senin elinden tenekecilik gelirdi, şuna lehim yapabilirsin diyorlar. Daha o gün akşam, güneş batmadan bir de bakıyorsunuz ki, hepsi tamam… Bu ne demek? Bir millet inanırsa, her şeyi başarabilir…
Bundan beş sene önce Sivas’ta, bir bölgesel kalkınma toplantısı yaptık. Doğu Anadolu nasıl kalkınır diye. Oraya gittik, bendeniz Ticaret ve Sanayi Odaları Genel Başkanı olarak gitmiştim. Sivas Ticaret ve Sanayi Odasında bir camekânın içerisine bir <<Beşibirlik>> koymuşlar. Bendenize bunu gösterdiler. Dediler ki, Efendim bakınız, burada bir beşibirlik var. Bu beşibirlik, 80 yaşında bir ninemiz tarafından getirildi. Sivas’ta Demir-Çelik Fabrikasının kurulacağını duydum demiş, o ninemiz. 60 seneden beri, gelinliğimde aldığım, şu beşibirliğimi yastığımın altında saklıyordum. Sivas’ta bir fabrika kurulacağına göre, benim de bu çorbada bir tuzum bulunsun fikriyle, 60 seneden beri sakladığım bu beşibirliğimi getirdim, hediye ediyorum, diyor. Onlar da almışlar, camekânın içine koymuşlar.
Bu millette kalkınma aşkı, bir kere kuvveden fille çıkarsa, işte 80 yaşındaki ninesi en önde koşmak üzere, bu büyük sellerin önünde durulamaz aziz kardeşlerim. Türkiye’nin muhtaç olduğu da tarihteki şerefli yerini alabilmesi için işte bu ruhtur. Her şeyden önce, sanayileşmemiz dahi yine buna bağlı kalıyor.


Millî Şuur
__________________





AllaH'ıN SıRRı SeNsİN. KaLbİNe sEfEr eT!
View Alemdâr-ı İslâm'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Alemdâr-ı İslâm kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Minhac (07.02.12), suvari4060 (08.02.12)
Alt 08.02.12, 09:29   #4
suvari4060 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 5580
Üyelik tarihi : 16-09-2009
Konuları : 306
Mesajlar : 2,584
Teşekkürleri: 9,378
1,240 mesajına 2,440 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 suvari4060 is on a distinguished road
Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline

Standart

öhö, öhö...
__________________

Barış İstiyorsanız Savaşa Hazır Olun...


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Nur şakirdi kardeşlerim tıklayın izleyin



View suvari4060'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için suvari4060 kullanıcısına teşekkür edenler:
Alemdâr-ı İslâm (08.02.12)
Cevapla

Etiket
davamız, sanayi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Biz MİLLİ GENÇLİğİZ Davamız büyük Alemdâr-ı İslâm MGForum Özel Videolar 2 27.12.10 22:02
Davamız ,,,MİLLİ GÖRÜŞ ! Cihad Yıldızı MİLLî GÖRÜŞ 0 06.11.09 11:01
İslam iktisadı davamız Muhammed YAZARLAR VE KÖŞE YAZILARI 1 29.09.09 22:09
hoşgeldin davamız Cihad Yıldızı YENİ ÜYELERİMİZİ TANIYALIM 14 06.09.09 12:33
Sanayi Davamız!!! Konferans... Hizbul İslam Milli Görüs (Cevaplar) 0 25.11.08 13:24

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:36 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.