|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 198 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Milli Selamet
Üye No : 83
Üyelik tarihi : 11-08-2008
Nereden : ERZURUM - KOCAELİ
Konuları : 248
Mesajlar : 697
Teşekkürleri: 255
343 mesajına 902 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Sayın Abdurrahman Dilipak'ın "Erbakan keşke anılarını yazsa!" başlıklı yazısına eleştiri noktasında yazdığımız yazı üzerine, yapılan yorumlar ve -ne yazık ki oldukça seviyesiz- gösterilen birtakım tepkiler, bizlerin her şeyden önce İslam ahlak ve edebinden ne kadar çok uzaklara düştüğünü göstermektedir. İslam'da eleştiri vardır, ki bu eleştiri, Kur'an'ın buyruğu ile "emr-i bil maruf" ve "nehy-i anil münker" çerçevesinde yapılır. Allah peygamberlerini azgın müstekbir ve tağutlara gönderdiğinde, onlara karşı "yumuşak bir dil" kulanmasını emretmiştir. Zira eğer karşımızdaki kişiye hakkı söyleyecek, onları hakka çağıracaksak, o kişi firavun bile olsa ona karşı yumuşak bir dil kullanma durumundayız. Rabbimiz, Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v)'in dili ve uslubuna dikkat çekerken " O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et" (Al-i İmran 159) buyurmaktadır. Bu ayetten açıkça anlaşılacağı üzere, Hz. Resulüllah'a bu uslubu öğreten de Allah Tebareke ve Teala'dır. Yine aynı şekilde, Hz. Musa ve Hz. Harun'u firavuna gönderen Rabbimiz, nasıl bir uslub içinde olması gerektiğini beyan ederken "Firavuna gidin çünkü o iyiden iyiye azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o aklını başına alır veya korkar" (Taha 43-44) buyunmaktadır. Rabbimiz bilmiyor muydu, Firavun'un nasıl da azgınca tepki vereceğini? Bilmiyor muydu "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi! Hakikat şu ki o, size büyü öğreten ulunuzdur. Şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız" (Taha 71) diyeceğini..? Ve Rabbimiz buyurmuyor mu, "Muhammmed Allah'ın resulüdür, onunla birlikte olanlar kendi aralarında merhametli, kafirlere karşı şiddetlidirler" (Fetih 29) Ama biz ne yapıyoruz; İslam ümmetinin ateşten gömlekler giyip her bir taraftan saldırıya uğradığı bir zamanda, Amerika, İngiltere ve İsrail şeytan üçgeninin müslümanlara karşı her geçen gün yeni katliam, saldırı ve komploların içine girdiği, yeni saldırı planları ve tatbikatları yaptığı bir sırada, en azından feryadlarımızı bile yükseltmekten aciz kalırken, İslam ümmeti'ninin saygın şahsiyetlerine dil uzatmaktan, onların ihtiram ve onurlarına sataşmaktan geri durmuyoruz..! Müslümanca bir eleştirinin adap ve ölçüleri vardır: Eğer Erbakan hocaya veya başka bir müslümana yönelik bir eleştiri yapılacaksa, bu sataşma ve hakaret şeklinde olmaz. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer hilafetleri döneminde ashaptan kendilerini denetlemelerini, yanlış gördükleri durumda itiraz etmelerini istemişti. Onun içindir ki bir hutbe sırasında müslümanlardan biri Hz. Ömer'in sırtında giydiği abayı nerden edindiğini sormuştu. Hz. Ömer de "nasıl beni sorgulamaya kalkarsın!" diye tepki göstermeyip oğlu Abdullah'ı şahit göstererek sırtındaki elbisenin hesabını vermişti. Üstad Bediüzzaman müslüman ahlakına işaret ederken "biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yok" diyor. Müslümanlar birbirlerine karşı muhabbet fedaisi olma durumundadır: birbirlerinin ayıbını kusurunu araştıran, müslümanların ihtiram ve şahsiyetlerine ulu orta sataşan, hakkını ve hukukunu ihlal eden değil... Sayın Dilipak "Erbakan keşke anılarını yazsa!" başlıklı yazısından sonra gelen tepkilere karşı bir açıklamada bulunarak "Benim düşünceme göre bütün siyasiler anılarını yazmalıdır. Hele hele Erbakan gibi kritik dönemlerde özellikle 12 Eylül ve 28 Şubat gibi ülkenin sıkıntılı dönemlerinde Başbakanlık yapmış birisi insanlara bu günleri açıklamalıdır. Erbakan şu anda ev hapsinde ve anılarını yazması için çok vakti bulunmaktadır. Erbakan bu ülkede siyasi tarihe tanık olan bir kişidir. Bize yaşadığı her şeyi anlatmak durumundadır" diyor. Bizler Abdurrahman ağabeyin bu açıklamasının hiç bir harfine itiraz etme durumunda değiliz. Ancak Sayın Dilipak'ın "Erbakan keşke anılarını yazsa!" başlıklı yazısında bir istek ve beklentinin ötesinde ne yazık ki gerçekten ağır suçlama ve töhmetler vardı. Bizim itirazımız buna idi... Sayın Dilipak üzerimde hakkı olan değerli bir ağabeyimdir. Onun hakkı ve mazlumları savunma noktasındaki gayretlerini kim gözardı edebilir? Özelde hapishane hayatımız boyunca ilgi ve desteğini esirgememiş, hakkımızda yapılan etkinliklere ve girişimlere bizzat katılarak destek vermiştir. Cezaevinden çıktıktan sonra da üzerimde hakkı vardır; zira iş-güç derdinde olduğumuz sırada pederane bir şekilde yardımlarını esirgememiş, gazetelerde yazı yazmamı teşvik etmiş, önerilerde bulunmuş ve aracı olmuştur. Bunların hiç birini unutmak ve nankörlük etme durumunda değilim... Ancak, Abdurrahman ağabeye beni minnettar kılan etkenler her ne ise, ondan yüzlerce fazlası Erbakan Hoca'ya minnettar kılmaktadır... Küfür, nifak ve ırkçılığın siyaset paradigmalarını oluşturduğu bir dönemde, gözlerimizi İslami faaliyetlere açtığımızda karşımızda bize İslam'ı savunmayı, ümmeti, Filistin'i öğreten; siyonizme karşı mücadele aşkını, Kudüs'ü özgürleştirme davasını kazandıran Erbakan Hoca idi. Ortaokul sıralarından eve gitmeden önce Milli Selamet Partisi'nin mitinglerine, salon toplantılarına koşuyorduk şevkle. Erbakan Hocayı dinleyip döndüğümüzde kısılan sesimizin açılması için sürekli yumurta içerdik. Erbakan hocanın varlığı, onun konuşmaları, bizlere kazandırdığı şevk ve sorumluluk duygusu içimizdeki ümmet derdini daha da büyütüyordu... İran İslam İnkılabı olduktan sonra Tahran'daki Amerikan casus yuvası ele geçirilince, Amerika'nın bozguna uğrayan "Tebes operasyonu" vardı. Amerikan hava kuvetleri Amerikalıları rehineleri kurtarmak için büyük bir hava operasyonuna kalkmış, ancak helikoptererlerinin havada birbirleriyle çarpışması sonucu hüsrana uğrayıp askerlerinin yanmış cesetlerini almadan kaçmışlardı.. İşte bu olayın dünya kamuoyuna yansımasının ardından İstanbul Bakırköy'de bir düğün salonunda Erbakan hocayı dinlemiştik. Erbakan hoca bu vakayı uzunca anlatarak, "Fil Süresi"nin tefsirini yapmış, Amerikan hava kuvetlerinin Ebrehe'nin ordusuna benzeterek, Allau Teala'nın gaybi yardımlarıyla zamanın Ebrehesi Amerika'yı nasıl bozguna uğrattığını anlatmıştı... Gel sen, 80'li yıllarda Amerika'nın "Ebrehe" olduğunu anlat, gel sen İslam toplumu Washington'un çizdiği yola sürüklendiği bir zamanda Amerika'nın İslam'ın ve müslümanların düşmanı olduğunu anlat..! Köşe başı"ndaki Ergun Göze'ler durur mu? Kominist Erbakan, Humeynici Erbakan... Daha neler, neler... Sen kalk yüzbinlerce kişiyi Konya'ya topla "Kudüs özgürleşecek" diye haykır.. Sen kalk, Adalet Partisi Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen'i İsrail'le ilgili ihanet politikalarından dolayı gensoru ile düşür... Sen kalk, dünyanın önde gelen islami camiaların liderlerini, öğrenci başkanlarını bir araya topla... Sen kalk "IIFSO" "WAMY" gibi organizasyonlar ile ümmetin gençliğini yönet. Sen kalk "dünya İslam birliği"nin kurulmasını Konu Elcihad tarafından (19.08.08 Saat 10:13 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Elcihad kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | Adige Abzakh (06.10.11), bengisu (19.08.08), EliF (19.08.08), nuveyba (31.08.08), ŞEHİDAN (19.08.08) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Milli Selamet
Üye No : 83
Üyelik tarihi : 11-08-2008
Nereden : ERZURUM - KOCAELİ
Konuları : 248
Mesajlar : 697
Teşekkürleri: 255
343 mesajına 902 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Amerika durur mu, siyonistler durur mu..? ..... İşte, o zamanlar Milli Gazete'nin, Yeni Devir Gazetesinin dağıtıcılığını yapardık semtimizde. Gazetenin "Dış Politika" köşesinde de Abdurrahman Dilipak ağabeyimizi, Sadık Albayrak'ın "Mizan"ını okurduk... Ve bir sabah vakit kalktığımızda Evren Paşa düdüğü öttürmüş, tanklar, askerler sokaklara çıkmış, yani 12 Eylül darbesi olmuştu. Lise birinci sınıfa gidiyordum. Semtimizdeki Milli Görüş camiasından olan arkadaşlarla neyin olup bittiğini konuşup anlamaya çalışırken, Erbakan Hoca ve MSP yönetim kadrosunun askerler tarafından alınıp Çannakale'deki "Zincirbozan askeri üssü"nde "zorunlu ikamet"e tabi tutulduğunu öğrendik. O bizim liderimizdi. Defalarca meydanlarda "akıncı asker komutan Erbakan" diye slogan atmıştık ama, liderimiz de, komutanımız da hapsedilerek 1987'lere kadar uzanan bir yargı kıskacına alınmıştı. "Komutan" 11 ay içerdeydi, Ankara 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılanıyordu ama, biz "askerler" dışarda dolaşıyorduk... Daha sonra öğreniyoruz ki, Sayın Recai Kutan da askeri cezaevine gelen ziyaretçileri ve yakınlarına "dik durun, hervele yapın" diyordu. Lise sıralarında marksist öğrenciler sıkça "başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma" türküsünü bize dinletirlerdi de, meğer bunu söyleyen Kutan idi, başımızın öne eğilmesini istemiyordu dışarıda... Kim başı dik durdu, kimin başı öne düştü, onu bilenler bilir artık... "Hervele" mi yapacaktık: yürüdüğümüz cadde ve sokaklar "Safa" ve "Merve" değildi ki... Hadi biz o zaman "küçük asker"dik... Yaşımız da 16 idi... Ya ağabeylerimiz, büyüklerimiz...? İşte o zoman o küçük yaşlarımızda çekmiştik vefasızlığın kahrını...! Komutanı tutuklu olan askerler nerede..? Bu kahır hiç çıkmadı içimizden ve hala da acısını vuruyor kalbimize... Zaman geçiyor, devran dönüyor, köprünün altından sular akıyordu... Yıl 1996'lara gelince, Milli Görüş hareketi 30 yıllık yürüyüşünü iktidara taşıyordu: bizler de İstanbul'un Bağcılar semtinde "Tamam İnşalallah" afişlerini yapıştırıyorduk. Herkes Refah Partisi'ne doluşmuştu. İktidara gelmenin dünyevi menfaatlerini yakalayacak, iktidar partisine mensup olmanın cakasını satacaktı. İkinci sınıf muamelesi görenler, tozlu topraklı elbiseliler, mahallede bakkal dükanı çalıştıranlar, yazarlar, yayıncılar, devlet dairelerinde odacılık yapanlar "adam" olmuşlardı. Refah iktidarda, Erbakan Başbakan'dı artık... Zaten bunun öncesinde İstanbul ve Ankara Belediyeleri de alınmıştı... Bakkallarımız süpermarket işletmeye, ardından da marketler zinciri kurmaya başladı. Odacılarımız dairelerinin müdürü, hoca ve vaizlerimiz milletvekili olmuştu, birlikte domotes etmek yediklerimiz büyük ihaleler alıyordu... Şair Tevfik Fikret'in deyimiyle "yiyin efendiler yiyin, bu hân-i iştaha sizin" demek düşmüştü bize... Ancak Erbakan Hoca Milli Görüş'ü iktirara, birilerine "sofra" kurmak için getirmemişti. İslam Birliği'ni kurmanın, D-8'in temellerini atmanın hesaplarına başlamıştı. Türkiye'nin kontrolünü Amerika ve İsrail'in elinden almaya çalışıyordu... Sen kalk, Globalleşen dünyada, kapitalizmin egemenlik ilan ettiği, "tarihin sonu" denildiği bir dünyada "İslam Birliği" peşinde koş! Sen kalk, Waashington'a değil de Tahran'a git. Bush'la kucaklaşmaktansa Rafsancani ile el ele ver, düşman çatlat... Sen kalk, İslam dünyasının kaynaklarının yağmalanmasına, haçlı sömürü ve sömürge politikalarına çomak sokmaya çalış... Durur mu Washington, durur mu Tel Aviv...? Hemen yağmaya başladı "kripto"lar... "Refah Yol yıkılsın, Erbakan cezalandırılsın...!" Yeryüzünün jandarmaları ve sahte ilahları "idam fermanı"nı vermişlerdi... Ve Türkiye'nin gündemi Refah-Yol hükümetiyle kazandıklarıyla değil de, nasıl yıkılacağının günedimiyle meşguldu... Üst düzey generallerin açıklamaları, "asker nizamiye kapısında" tehditleri, tankların yürümeleri, milletvekili ve bakanların istifaları... Erbakan'a bir bedel ödetiyorlardı. Cezasını çekmeliydi: Amerika ve İsrail'in masasına tekme atmanın, oyun bozmanın ne anlama geldiğini görmeliydi... Erbakan sabırlıydı... Hakaretleri, saldırıları, sataşmaları sinesine çekiyordu.. Ancak bir kere daha gördük, "sopa"nın ucunu görüp fersah fersah kaçanları... Susanları... Araziye uyanları.. Sakallarını kesip şık elbeselerle "modernite"ye selam çakanları... Bir şeylerin elden gitmesi endişesi sarıp sarmalamıştı muhteremleri.. Ömürlerinin bir kısmı zindanda geçebilir, sırtlarında dipçik izleri olabilir, ihaleleleri iptal edilebilir, eşlerinden ayrı kalabilir, inşaatları durabilir, kasaları boşalabilir, sahip oldukları makamları kaybedebilerdi... Erbakan göğüs geriyordu tüm saldırılara, komplolara, tehditlere ve ayartmalara... "Boncuk boncük ter akıyor yüzünden" diye manşet atıyordu gazetelerimiz... Erbakan ayaktaydı ama, birileri tâ o zamandan makas kırdılar... "Sonu ölüm de olsa biz varız" diyen kim vardı yanında... Bugün bu yazıyı benden önce binlerce kişi yazmalıydı... Ben bunları "üzerimde hakkı var" diye yazıyorum, İslami edep ve ahlak bunu gerektirir.. Peki ya sizler, Erbakan hoca sayesinde "adam" (?) olanlar! Erbakan hoca sayesinde milletvekili, bakan olanlar! Erbakan hoca sayesinde yol alanlar, makam mevki sahibi olanlar, hani neredesiniz? Erbakan hoca sayesinde köşe bucak tutanlar, Allah aşkına neredesiniz..? Şimdi Erbakan hocanın yanında durmak "reel politik" koşullarına hiç de uygun düşmüyor değil mi? Eğer böyle yapacak olursanız, iş ilişkileriniz, ileriye dönük planlarınız sekteye uğrar değil mi? Siyaset ve ekonomi dünyasının leziz sofrasından mahrum kalabilirsiniz değil mi? Peki ilahi adelet tecelli etmeyecek mi? Kiramen Katibin'in yazdıklarının hesabı görülmeyecek mi..? Bazı kardeşler bu yazıları yazdığımız zaman, nedense bizleri bir "menfaat" ve "nema" peşinde koşmakla itham ediyorlar. Varsın etsinler... Bizim İslami terbiyemizde, vefa ve minnet vardır... Eğer bir menfaat ve nemamız olacaksa, Rabbimiz bize vefalılar zümresine yazmasıyla olur... bunun dışında kskoca bir sıfır vardır sadece... Bir kıssa anlatarak yazımıza son verelim... Iraklı bir alim, Hz. Ali'ye hakaretlerde bulunan biriyle şiddetli bir tartışmaya girmiş ve sonunda ağır sözler sarfermiş.. Bu alim akşam rüyasında Hz. Ali'yi görmüş. Hz. Ali ona, "niçin o adama öyle sert davranıp ağır sözler söyledin?" diye sorunca "ama o size ağır sözle sarfetmişti" diye karşılık vermiş. Hz. Ali bunun üzerine "kendisine sert davrandığın o adamın bizim üzerimizde hakkı var" deyince Iraklı alim taaccub ederek sormuş: "O size hakaret ederken, bir de üzerinizde nasıl hakkı oluyor?" Hz. Ali "o adam bir gün Fırat nehrinin kenarında otururken, oğlum Hüseyn'in Kerbela'da doğrandığını hatırladı ve şöyle dedi: "keşke önce su verip de sonradan öldürselerdi.." diye karşılık vererek o kişinin hakkını dile getirmiş... Iraklı alim uykusundan uyandıktan sonra, gidip o adamı bulmuş ve ona sarılarak helallik dilemiş ve arkasından eklemiş: "senin ehl-i beytin üzerine hakkın var, sana söylediğim sözlerden dolayı özür diliyorum..." Bu hak nedir ve ne kadardır ki, gidip o kişiden özür dileniyor... Yazının başlığında da vurguladığımız üzere, ben sadece üzerinde Erbakan hocanın hakkı bulunanlar için yazdım bunları, gerisine bir sözüm yok... Erbakan hocanın üzerimizdeki hakkını beyan ettiğimiz ve ihtiramını müdafaa ettiğimiz için her defasında bizi bir menfaat peşinde koşmakla suçlayan sizler, şunu bilin ki "taşlı yollarda yürümeyi Qâlu-Belâ'da seçtik; Rabbimizin takdirine razıyız, ahdimizden de dönmeyeceğiz..." Nureddin ŞİRİN [/COLOR][/SIZE][/B] |
|
|
| Bu mesaj için Elcihad kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | Adige Abzakh (06.10.11), bengisu (19.08.08), EliF (19.08.08), nuveyba (31.08.08), ŞEHİDAN (19.08.08) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 120
Üyelik tarihi : 16-08-2008
Mesleği : Muhasebe & Öğrenci
Nereden : Allah'tan!Nereye;Allah'a ...
Konuları : 462
Mesajlar : 4,950
Teşekkürleri: 4,039
2,495 mesajına 5,500 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 8
![]() Son Aktivitesi : 29.12.10
Durumu : Status: Offline
|
İşte agır hakaretler içeren mezkur yazı ..
Erbakan keşke anılarını yazsa! özal ve Ecevit öldü. Demirel yazmayacak. çiller ve Yılmaz da öyle. Herhalde anılarını yazmasını Evren'den bekleyecek halimiz yok. Erbakan 60 sonrası tüm siyasi gelişmeleri izleyen bir isim.. Ziyarete gelenlere cihaddan, Siyonizmden söz ediyor.. Onların yazılı kaynakları var. Ama tarihe tanık bulmak zor. Geçmişin bilgi birikimi ve tecrübesine sahip olsak önümüzdeki olayları doğru okumak daha kolay olacak aslında.. Keşke 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü, 28 Şubat'ı anlatsa.. O zaman zaten anlatmaya çalıştığı şeyin gerçeği hemen anlaşılır.. Mahkumiyet süresi, böyle bir iş için belki de en uygun zaman.. Katlanmak zorunda olduğu güçlüklerin gelecek nesiller için baht kaynağı olması açısından, tarihe yapacağı tanıklık çok önemli. Kıbrıs savaşı, İsviçre'ye gidiş-dönüş, CHP ile koalisyon, 1. MC, 2. MC.. Odalar Birliği seçimleri ve daha bir çok konu.. Erbakan da giderse, fazla kimse kalmıyor. Hasan Aksay o dönemi yazmaya çalışıyor. Süleyman Arif Emre bir şeyler yazdı ama, asıl Erbakan'ın yazacakları önemli.. Milli Gazete'de bu hatıraların yayınlanması, bana kalırsa Erdoğan ve AK Parti'yi eleştiren yazılardan çok daha fazla ilgi uyandırır.. Mesela, nasıl oldu da ulusalcılar, 28 Şubatçılar, SP’yi; AK Parti'ye karşı destekleme noktasına geldiler?.. Nasıl oldu da, Tuncay özkan'a “Gazanız mübarek olsun” lafları edildi?.. Nasıl oldu da, kanallarının yaşaması için destek sözü verildi.! Geçen gün Mehmet Koçak şunları yazı: “Maocu Doğu Perinçek’in en yakınındaki bazı kişilerin, Milli çözüm dergisinin gizli yazarları olarak ortaya çıkması, her iki kesimin samimi taraftarlarında şok etkisi yapmıştır. Milli Görüş Lideri Erbakan’ı Mehdi ilan eden ve Milli Görüş içinde Elazığ grubu olarak adlandırılan A.A. öncülüğündeki Milli çözüm dergisi ile Doğu Perinçek’in çıkarttığı Aydınlık dergisinin ortak yönü hükümet aleyhtarlığıdır. Biri Şeriatı, diğeri Komünizmi savunduğu halde, bu iki zıt derginin aralarında yardımlaştıkları ve hükümet karşıtı bir ortak cephe oluşturdukları dikkati çekmektedir.” Bu yorumlar ne derece doğru? Bazı şeyleri öğrenmek için biraz beklememiz mi gerekecek yoksa! Yani bazı şeylerin zamanı mı var? Refahyol nasıl kuruldu mesela? Apo'nun devlet içindeki rolünü hiç hissetmediler mi? Neden bu derin yapılara karşı bir şey yapmadılar? 28 Şubat'ı, “Fasa fiso” diye geçiştirmeye çalıştılar, tepkileri “Mum söndü oynuyorlar” diye görmezden geldiler. MİT Raporunun üzerine gitmediler. önlerindeki engel neydi? Refahyol'un kurulmasında çatlı'nın bir rolü oldu mu? çiller nasıl bir anda “Ak Kaşık” oldu.. Hani Erdoğan ve Gül Yahudi olurken(?!), çiller nasıl bir anda “hidayete erdi” öyle! 12 Eylül'de Erbakan'ın çalışma odasını temizleyenler arasında ben de vardım. Bir çok şey kendine rapor edilmişti.. Ama hepsi unutuldu gitti.. Mesela Erbakan o zaman niçin Lochead yolsuzluğunun üzerine gitmedi?.. Kim mani oldu?! Peki dün şartlar müsaid değildi, şimdi neden, düne dair bir şey yazılıp konuşulmuyor.. Ben ne yapmamız gerektiğini sormuyorum, dün ne oldu diyorum? Neden, niçin, nasıl, nerede, kim? Bilmiyor olamaz. O zaman niçin konuşulmuyor? Devlet sırrı mı? Bu gerekçe bana pek de inandırıcı gelmiyor. Tek bir kelimenin arkasına bütün bir ömür saklanamaz.. O zaman korku mu? Birilerini koruma refleksi mi? çünkü karanlık bölgede tanıdık yüzler de bulunuyor olabilir. Bu uzak bir ihtimal değil.. Yoksa bilmiyorsanız, orada ne yapıyordunuz? Bana en yakın ihtimal olarak, akla ‘çekinme’ geliyor. Peki belli bir yaşa ulaşmış, koruma altındaki bir insan neden çekinir ki?! Herhalde hoca artık Numan Kurtulmuş'a “Evet” demiş. Bakalım yakın çevresinde kimler olacak. Geçmişi bilmeden geleceğe doğru nasıl yürüyecek bu genç adam! Kadro lazım, para lazım, proje lazım.. Sadece AK Parti karşıtlığı, Siyonizm, Amerika karşıtlığı üzerine kurulmuş, Ulusalcı söylemler yüklenmiş bir hareketi tekrar rayına oturtmak o kadar kolay bir şey değil.. Kurtulmuş’u parti içinde Erdoğan'a benzetenler de var.. Kafa karıştıran ve cevap bulmakta zorlanılan konularda açıklamalar yaparak hoca ufkumuzu aydınlatsa, ne iyi eder. Bana kalırsa kapalı salonlarda bir başkasının da söyleyebileceği bildik konferanslarını tekrarlayacağına, başkalarının bilmediği hatıralarını yazsa, eminim en iyi işi yapmış olur. O tarihin tanıklarından biri idi. O zor zamanlarda önemli sorumluluklar üstlenmiş bir devlet adamı olarak, çok darbeler görmüş bir kişi olarak tarih yapan biri idi. Şimdi tarihi yazacak olanlar, onun tanıklığına muhtaç! Eğer Kurtulmuş Genel Başkan olursa, bu sorular gün gelir ona sorulur. Kendi geçmişinizin bilgisine sahip değilseniz, zorlanırsınız. Bizim bilmediğimiz bir takım ilişkiler, teahhütler var mı? Bunları bilmeden Kurtulmuş'un işi zor.. Selam ve dua ile.. Abdurrahman DİLİPAK Ve sizler..Şahid sıfatıyle Rahman'a elbetteki bu söylemlerin hesabını vereceğiniz gün gelecektir!Ömrünü islamı tebliğe adamış bir dava erine,mücahid insan Necmeddin Erbakan Hocaya ve ALLAH yoluna baş koymuş bu mübarek zat hakkında haksızca ve pervasızca sarfedilen bu söylemleriniz,elbet o büyük mahkeme kurulduğunda dilleriniz lehinize konuşmayacaktır!! Bugün özellikle siyonizmi,kapitalizmi bizlere hakkıyle öğreten ve uyaran Erbakan hocanın ta kendisidir.Hayat sermayesini sırf dava adına ve İnsanlığın SAADET''i için çaba sarfeden bu müslüman şahsiyet,siz ve sizin gibileri masa başlarında kahve muhabbeti yaparken kendisi din kardeşinin derdiyle dertlenmeyi,onlara ne derece hayrım olur kaygısını taşıyarak,kendisine görev addedip durmadan mücadele içerisinde geçmiş koca bir çınara pervasızca ve haksızca yazılanları esefle kınıyorum..ALLAH şahittir,bizlerde hocamıza şahidizki; o ömür hayırla,yarın mahşerde Hakkın huzurunda;ömrünü nerde,nasıl geçirdin soruları karşısında verebilecek en güzel cevabı verecektir inşALLAH Rahmana.. Mevla çileli ama bir o kadarda kutsal olan bu davada,heleki zor seferlerde her müslümana yusuf-i medreseyi nasip etmez..Ne mutlu hocamızaki bu hak davada medreselerin en güzeliyle müşerreflendirildi..İzindeyiz mücahid Erbakan,canımızla bu davada olacağız herdem inşALLAH. Ey asrımızın yusufu ey yakup gözlümüz ey ibrahime kuşanmış savunan adam ey bosnaya uMut..hamasa selam duran adam..ey gamzesinde kudüsü taşıyan direnişin lideri,sana davana duruşuna binselam olsun mücahid ERBAKAN. Nureddin ŞİRİN abimizede bu gerçekleri tüm çıplaklığıyle kaleme aldığı için şükranlarımı sunuyor,hak teala kendisinden razı olsun.ALLAH ''ağacan'' abilerin sayısını arttırsın inşALLAH. Wesselam
__________________
GitMek güzeldir... Eğer gidilen sevgili ise;Üstelik En Sevgili ise... GitMek daha da güzeldir;Güzeldir,yeryüzünün bütün renklerini... bütün tatlarını..bütün seslerini..bütün iklimlerini..bütün sözlerini.. onları ''put'' belleyenlerin masasına atarak, Özlenen'e gitMek... Geride silinmeyecek ayak izleri bırakarak... Muştuyla... Konu gazikentli tarafından (19.08.08 Saat 10:55 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Milli Nizam
Üye No : 16
Üyelik tarihi : 07-08-2008
Mesleği : dille cihad inşALLÂHALLÂHALLÂHALLÂHALLÂH birgün canla cihad...
Nereden : EYY NEFİS!ancak ŞEHADETLE ölebilirsin...
Konuları : 14
Mesajlar : 303
Teşekkürleri: 378
89 mesajına 185 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4
![]() Son Aktivitesi : 23.07.09
Durumu : Status: Offline
|
BİZLERDE HAMD OLSUN KİME CEVAP VERİLMESİ GEREKİYORSA O KİŞİLERE CEVAPLARIMIZI VERDİK..Allah nurettin şirinden razı olsun herdaim...
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bir gün elin kalem tutunca yazacaksın değilmi? Yaz ki, alınlarında ihanet yazanların, Secdeleri altında kıbleleri kadına endeksli beyler untanır be çocuk Bir gün utanır elbet Ey yüzünü ay ışığı çizmiş çocuk.. gönül bağladım sana Sen ki, kör, sağır, dilsiz olma hainlikler karşısında Bunları yazacaksın değilmi ellerin kalem tutunca? ..ŞEHİDE...
|
|
|
![]() |
| Etiket |
| erbakanın, hakkı, olmayanlara, sözümüz, yok, üzerinde |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|