|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 193 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 168
Üyelik tarihi : 20-08-2008
Mesleği : Aksiyoner Edebiyatçı
Nereden : Hünkar Mahfili (Elazığ)
Konuları : 316
Mesajlar : 1,528
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 02.11.09
Durumu : Status: Offline
|
1- Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan: “Bu D-8’ler hareketinin 6 ana umdesi var: 1. Yeryüzünde savaş değil, barış. 2. Gerginlik değil, diyalog. 3. Sömürü değil, işbirliği. 4. Çifte standart değil, adalet. 5. Kibir, tekebbür değil, eşitlik. 6. Bir arada Hakk’a riayet ederek yaşamak. Yeni Dünyanın prensipleri bunlar olacak.” Milli Görüş Lideri Erbakan, 15 Eylül 1996 günü Türkiye’nin Başbakan’ı olarak İzmir’de yapılan ECO (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda konuşuyordu. Yıllardır savunduğu İslam Ortak Pazarı’nın önemini anlattıktan sonra, Avrupa Birliği’ne temel teşkil eden Roma Anlaşması’nın, kömür ve çelik birliği üzerine yapılmasına karşılık, ECO’nun da ‘Pamuk Birliği’ kurmasını öneriyordu. Dünya pamuk üretiminin 40’ını gerçekleştiren ECO ülkelerinin bu pamukları elyaf halinde dışarıya sattıklarını, halbuki bunların kurulacak iplik ve tekstil fabrikalarında işlenip kumaş ve konfeksiyon olarak ihraç edilmesi durumunda ise, 1 dolar yerine 17 dolar kazanılacağını vurguluyordu. Türkiye, İran, Pakistan, Azerbaycan, Afganistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan Dışişleri Bakanlarının hazır bulunduğu toplantıda Başbakan Erbakan, artık Yeni Bir Dünyanın ve Yeni bir dönemin başladığını haykırmakta ve hatırlatmaktaydı. Bu toplantı, D-8’in provası niteliğindeydi. Dünyaya anlamlı ve onurlu mesajlar verilmiş ve ‘asil bir dik duruş’ sergilenmişti. Sen doğru olanı yap ve asla korkma Bütün bu çalışmalarla Erbakan, doların karşılıksız kağıt para saltanatına ve sömürüsüne son vermeyi ve natif bir para birimini savunuyordu. Milli Görüş’ün ilmi ve siyasi mücadelesi tutarlı ve başarılı projelerini gören dünya liderleri de Erbakan’a güveniyorlardı. Anlaşıp uzlaşarak birlik olmayı, sömürülmemeyi istemek her zaman ve zeminde anlamlıydı. Aslında Erbakan tüm dünyaya ‘Sen doğru olanı yap ve asla korkma’ diyordu. DSP Çanakkale Eski Milletvekili ve Siyaset Bilimci Dr. Hikmet Aydın’ın, “Erbakan düşmanlığının gerçek nedeni, dış politikada D-8’ler, iç politikada ve ekonomide de Havuz Sistemi gibi, zalimlerin sömürü saltanatlarına son verecek girişimlerdir.” sözleri çok konuşulmuştu. Duymayan kulaklar, görmeyen gözler, dünyanın ve Türkiye’nin fotoğrafını daha net çeker olmuştu. Uluslararası para sihirbazları ve yerli işbirlikçilerinin hoşuna gitmeyen ne kadar şey varsa yapan ve İslam âleminin göğsünü kabartan, Hükümette kimi politikacıların hayal dahi edemeyeceği bir ekonomi politikası izleyen, cumhuriyet tarihinde bir ilki başararak denk bütçe yapan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın fikirleri, İslam ülkelerindeki pek çok insanın çocuğuna ‘Erbakan’ ismi vermesine bile sebep oldu. Tam bu noktada İslam ülkelerinin liderleri kendisine en büyük saygıyı duyarken ve Erbakan Hoca’yı lider kabul ederken birileri irtica enstrümanlarını devreye soktu ve olanlar oldu. Türkiye’de Refahyol yıkılırken dünyada ise D-8’lere katılan ülkelerde dayatmacı yöntemlerle hükümetler değişti. Nijerya Devlet Başkanı suikasta uğradı. Endonezya’da iç savaş başlatılıp, Habibi uzaklaştırıldı. Pakistan’da darbe yapıldı. Bütün bu girişim ve gelişmeler, hain güçlerin ve yerli işbirlikçilerin becerisi ve başarısı gibi gözükse de, aslında, tıkanış ve tükenişin alâmetiydi. Aslında tüm bunlar can çekişmenin verdiği hırçınlık hareketleriydi. En son AKP Hükümeti’nin 1 Mart teskeresini TBMM’den geçiremeyince ABD’nin dişlerini göstermesiyle müttefiklerimizin () yanlış kişiler olduğunu toplum olarak bir kez daha yakinen görmüş olduk. Ama ne var ki Lozan Anlaşmasıyla çizilen Misak-ı Milli sınırlarımızı tanımayan ABD ile müttefikliğimiz () AKP Hükümeti eliyle devam ettirildi. 28 Şubat; kadife mi, post modern mi? Amerika’nın Sesi Radyosu’nun 10 Temmuz 1997 günkü saat 22.00’deki Türkçe yayınında spiker oldukça önemli bir haber okuyordu. Haber konusu, Refahyol Hükümeti’nin istifası ve 28 Şubat süreci ile ilgili Washington’da düzenlenen bir konferanstı. Toplantıyı izleyen ve haberleştiren Amerikan’ın Sesi Muhabiri Ed Worner, konuyla ilgili derlemesini ‘Kadife mi, yoksa post modern bir darbe mi?’ başlığıyla sunuyordu. Konferansta konuşan Washington’daki Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü Uzmanlarından Alan Makowski, Refahyol Hükümeti’ne yönelik harekâtın geniş tabanlı olduğunu söylüyordu. Siyonist Teorisyen Makovski “İtici gücün ordu olduğu doğru, ama Türkiye’deki tüm kurumların birden harekete geçtiği unutulmamalı. Basın, gücünü olabildiğince kullandı. Kendi aralarında bile anlaşamayan işçi sendikaları, işveren örgütleriyle güç birliği yaparak, hükümetin istifasını istedi.” diyordu. Refah Partisi’nin iktidardan uzaklaşmasıyla birlikte, askeri alanda İsrail ile yapılan anlaşmaların daha rahat işler hale geldiğini söyleyen Alan Makowski, Türkiye’nin geleceğini ancak iç politikasının belirleyeceğini söyledi. Makowski, Amerika’nın, Türkiye’de Refah Partisi liderliğindeki koalisyondan sonra laikliği korumaya kararlı görünen yeni hükümete yardımcı olması gerektiğini belirtiyordu. Batı’nın derdi: “Türkiye’yi avuçlamak...” CFR Üyesi Siyonist Teorisyen Zbigniew Brzezinski’ye göre ise Avrasya’yı kucaklamak için, Türkiye’yi avuçlamak gerekiyordu. Ona göre Avrasya’ya egemen olan güç, dünyanın iki zengin bölgesi olan Batı Avrupa ve Doğu Asya üzerinde muazzam bir nüfuz kurabilecek, Ortadoğu’yu ve Avrupa’yı otomatik olarak kontrol edebilecekti. (Büyük Satranç Tahtası, s. 21–22) Kısacası ABD’nin küresel üstünlüğünün yolu, Türkiye’den geçmek zorundaydı ve geçerken de Türkiye’yi çiğneyerek geçecekti. Erbakan: “En büyük güç, haklı olmaktır” 9 Aralık 1996’da Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan 54. Hükümetin Başbakanı ve Refah Partisi Genel Başkanı olarak TBMM kürsüsünden tüm dünyaya şöyle sesleniyordu: “D-8 Projesi, çok önemli bir projedir. Bunu, bugün, bütün bu 8 ülkenin devlet başkanları büyük bir ilgiyle bekledikleri gibi, bu projeyi, şimdi, Amerika da, Fransa da, İngiltere de, Almanya da bekliyor. Bakınız, önemli olan şudur: Efendim, bu gelişmiş ülkelerin karşısına kiminle çıkacaksınız; Bangladeş’le mi, Mısırla mı?.. 800 milyon insanla çıkıyoruz. 800 milyon insan... Bunların karşısına biz hakla çıkıyoruz. Hak... Hak... Çünkü bugün dünyada hakikaten büyük haksızlıklar var. En büyük güç, haklı olmaktır. Bugün, şu Birleşmiş Milletler Teşkilatında 5 ülkenin veto hakkı var; bu bir çelişki değil mi... Bu bir çelişki değil mi... Bu, elli sene öncenin dünyası; bu dünya böyle yürümez. |
|
|
|
|
#2 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 168
Üyelik tarihi : 20-08-2008
Mesleği : Aksiyoner Edebiyatçı
Nereden : Hünkar Mahfili (Elazığ)
Konuları : 316
Mesajlar : 1,528
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 02.11.09
Durumu : Status: Offline
|
Şimdi, bütün dünyanın hepsi haklı bir dünya istiyor; herkes elli yıl sonra dünyayı yeniden kurmak istiyor. Bu, herkesin temennisidir… Ondan dolayıdır ki, o sizin çok küçük gördüğünüz, o 800 milyon insan, evet, Hakk’ı üstün tuttuğu için, bütün insanlığa en büyük hayırlı adımı atacaktır. İşte, şartlar öyle gelişmiştir ki, Batı ülkeleri de, bu gerginlikten, bu sunî mücadeleden bir sonuç çıkmayacağını idrak edecek noktaya gelmişlerdir; adım adım yeni bir dünya kuruluyor ve bu yeni dünyada da, elbette, en önemli noktada Türkiye bulunuyor; çünkü Türkiye, dünyanın merkezindedir. Türkiye, bu başlattığımız ekonomik kalkınmasını yaptığı zaman, herkesin saygınlıkla bakacağı bir ülke noktasına geliyor. Tek kelimeyle, yeniden büyük Türkiye kurulmaktadır. Görüldüğü gibi, artık, Batılı ülkeler bize geldikleri zaman, eski kırık plağı çalamıyorlar, onları, daha baştan susturuyoruz; geldiklerinde alışmışlar yıllardan beri ‘Efendim, sizde insan hakları, sizde bilmem Kürt meselesi...’ Biz de Kürt meselesi filan yok. Bir terör var, onu da siz kışkırtıyorsunuz. Hadise budur.” -2- İşte Demirel’le Erbakan arasındaki fark Washington Times Gazetesi’nin 7 Ekim 1996 tarihli sayısında, James Morrison imzasıyla yayınlanan haberde ise ABD’nin şaşkınlığı anlatılıyordu: "ABD, Erbakan`ın İran`la 23 milyar dolarlık bir doğalgaz boru hattı anlaşması imzalamasından ve Amerikan uçaklarının Irak`a saldırmak için Türkiye`deki üsleri kullanmalarına izin vermemesinden dolayı çok şaşırmıştır. ABD`nin Türkiye Eski Büyükelçilerinden Morton Abramowitz, Erbakan`ın, ‘Amerikan ve Musevi aleyhtarı’ olduğunu söylemektedir." 28 Mayıs 1997’de, yani D-8 Zirvesi’nden iki hafta önce, BBC’nin 18:00 – 19:00 saatleri arasındaki Türkçe yayınında Rusya ile NATO arasındaki anlaşmanın imza töreni için Paris’te bulunan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in temaslarını takip eden Gazeteci Sebatay Varol şunları söylüyordu: “İmza töreni tamamlandıktan sonra Süleyman Demirel, ABD Cumhurbaşkanı Bill Clinton, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile kısa görüşmeler yaptı. Daha sonra Türk basın mensuplarıyla düzenlediği basın toplantısında, Clinton’ın kendisine, Türkiye’nin Avrupa’nın parçası olması konusunda Washington’un destek olduğunu ve desteklemeye devam edeceğini ilettiğini söyledi. Demirel, ‘Bu arada başka şeyler de konuştuk, ancak bunlar iki kişi arasında kalan konulardır’ dedi.” Demirel buradaki toplantıdan sonra ertesi gün sabah Hollanda’ya giderek, Marshall yardımının 50. Yıldönümü kutlama toplantılarına katılmıştı. Oysa yönünü Doğu’ya dönmüş olan Erbakan, D-8 gibi onurlu bir hareketin zirvesine hazırlanıyordu. Demirel’in “… başka şeyler de konuştuk, ancak bunlar iki kişi arasında kalan konular …” şeklinde ifade ettiği konuların ne olduğu ve Türkiye’ye ne gibi etkileri olduğu ise merak konusu olmaya devam ediyor. Küresel şebekeler şokta D-8’in kurulmasıyla birlikte uzun vadede hammadde ve pazarlarının ellerinden gideceğini düşünen ve yüzlerce yıldır sömürdükleri ülkelerin karşılarına natif bir güç olarak çıkacağını sezen küresel şebekeler harekete geçti. CFR Üyesi Siyonist Teorisyen Zbigniew Brzezinski’ye göre ise Avrasya’yı kucaklamak için, Türkiye’yi avuçlamak gerekiyordu. Ona göre Avrasya’ya egemen olan güç, dünyanın iki zengin bölgesi olan Batı Avrupa ve Doğu Asya üzerinde muazzam bir nüfuz kurabilecek, Ortadoğu’yu ve Avrupa’yı otomatik olarak kontrol edebilecekti. (Büyük Satranç Tahtası, s. 21–22) Kısacası ABD’nin küresel üstünlüğünün yolu, Türkiye’den geçmek zorundaydı ve geçerken de Türkiye’yi çiğneyerek geçecekti. ABD’nin Ulusal Güvenlik Kurulu Başkanlığı’nı da yapmış olan Brzezinski, ABD’ye ve küresel şebekelere, ‘Sürdürülebilir bir Avrasya stratejisinin, manevralar ve diplomatik manipülasyonları kullanarak, Amerika’nın küresel üstünlüğüne meydan okuyacak herhangi bir düşman koalisyonun ortaya çıkmasının engellenmesini ve uzak bir olasılık da olsa tek bir gücün böyle bir olaya kalkışmasına kesinlikle izin verilmemesini’ öğütlüyordu. (Türkiye Günlüğü, s. 36.) “Sanal imparatorluğun payandası” Bölgede Körfez Savaşı ve Bosna Savaşı sonrası İran Körfezi’nden Balkanlara uzanan Müslüman ulusların resmi olmayan birliğinin lideri olarak Amerika’nın üstlendiği yeni rolü, Üçüncü Amerikan İmparatorluğu olarak adlandıran bir yazı ile ilgili bir değerlendirme yazısı yazan Cengiz Çandar, bu sanal imparatorluğun payandasının ve denge noktasının Türkiye olduğunu ileri sürerek, ‘Türkiye olmadan değil, Amerika ile uyumlu bir Türkiye olmadan Üçüncü Amerikan İmparatorluğu’nun mümkün olamayacağını’ yazmıştı. Çandar, yazısında ‘Amerika, Üçüncü Dünya İmparatorluğu için Türkiye’ye ne kadar muhtaç durumdaysa, (...) bu ‘stratejik ufku’nu karartacak Türkiye’deki herhangi bir oluşumu bertaraf etmeye de kararlı demektir.’ diyordu. (Sabah, 6 Ocak 1996.) Çandar, aynı yazısında, Türkiye’de daha önce yaşanan olayların nedenlerini, bu ‘stratejik ufuk’ şemsiyesi altında anlamanın öneminin altını çiziyordu. Sebep D-8 girişimi mi? D-8’in kurulmasıyla birlikte uzun vadede hammadde ve pazarlarının ellerinden gideceğini düşünen ve yüzlerce yıldır sömürdükleri ülkelerin karşılarına natif bir güç olarak çıkacağını sezen küresel güçler ve şebekeleri harekete geçti. Öncelikle D-8’in kurucusu Türkiye, 28 Şubat ile kargaşa ortamına sürüklenmek istenirken diğer ülkelerde de iç karışıklıklar, darbeler ve siyasi cinayetlere sahne oldu. Erbakan’ın dünyada iki tur atarak yanına çektiği ve ikna ettiği ülkelerin, küresel şebekeler tarafından cezalandırılması her ülke için birer 28 Şubat anlamına geliyordu. Ama her şeye rağmen Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın başlattığı projeler, çeşitli dünya merkezlerinde tamamlanmak üzere devam ediyor. Erbakan’ın konferanslarında ana hatları ile takdim ettiği bu projenin fiiliyata geçmesi, uluslararası bir güç birliğini, işbirliğini ve desteği gerektiriyordu. D-8, bunun sağlanması için atılan adımlardan biri olarak tarihe geçti. İslam Birliği olarak da tanımlanan bu projede İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak Pazarı, İslam Savunma Paktı, İslam Parası, İslam Kültür Birliği gibi beş temel proje de devam niteliğinde olacaktı. Pek çok uzmana göre Erbakan, D-8 projesiyle İslam Birliği’nin temellerini atmış oldu. “Başaramazsak başka bir vizyon gelir...” Bu noktada ABD’nin Eski Dışişleri Bakanlarından Henry Kissenger’in, Irak’ı ziyaret ettikten sonra Almanya Başbakanı Gerhard Shröder ve Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac’a “Biz, bu bölgede başarısız olursak Batı Medeniyeti çöker. Başka bir vizyon bu bölgeyi derler, toparlar” demesi D-8’in bölgede nelere kadir olduğunu göstermesi açısından oldukça anlamlı bulunuyordu. “Euro fikrini bizden aldılar” Malezya Eski Başbakanlarından ve Malezya İslam Partisi Lideri Hacı Abdulhadi Hacı bin Awang’ın, D-8’in önemini vurgularken söylediği ‘D-8 oluşumunun hedeflerine ulaşmasını engellemek için başta Siyonistler olmak üzere tüm batılı güçler harekete geçtiler’ şeklindeki sözleri D-8’in etkisini ve kimleri rahatsız ettiğini göstermesi açısından anlamlı bulunuyordu. Awang’ın, “Sayın Erbakan beni çok etkileyen, muhteşem yönleri olan mümtaz bir şahsiyet. Mesela ‘İslam Dinarı’ önerisi… Daha ‘Euro’ gündemde yokken, adından bile söz edilmezken Prof. Dr. Erbakan, İslam Dinarı’na geçişi önermiştir” sözleri küresel finans şebekesinin kaygılarını çok iyi özetliyordu. D-8’in mimarlarından Başbakanlık Eski Başmüşaviri Doç. Dr. Mete Gündoğan ise “Batı, euroya geçme fikrini bizden aldı. Biz, bunu Müslüman toplumlar arasında uygulamak için ürettiğimiz projeleri yıllardır anlatıyoruz. D-8 ile hedeflenen ortak bir para birimi idi” diyordu. Ama bütün bu projeler ve D-8 Hareketi büyük devletlerin işine gelmiyordu. Sebep de D-8 ülkelerinin aslında dünyanın en zengin kaynaklarına sahip olmaları ve sömürüldüklerinin farkına varmalarıydı. Sömürü düzenine çomak sokuldu Yüzlerce yıldır sömürülen ve artık bir çıkış yolu arayan ülkeler Erbakan’ın çağrısına uyarak natif bir arayışa yönelmişlerdi. D-8’in mimarlarından Doç. Dr. Mete Gündoğan, batının sömürü sistemine çok rahat bir şekilde çomak sokabileceklerini şöyle açıklıyordu: “…. adamlar ‘Biz bunda yokuz’ derlerse o zaman hammaddeyi nereden bularak şu anda yaşadıkları 30–35 bin dolarlık hayatı yaşayabilecekler merak ediyorum. Bütün hammaddeler bizim. Biz üretmiyoruz. Irgat gibi çalışıyoruz onlara. Her türlü imkân bizde, sömürülüyoruz. D-8, bu sömürünün önüne geçecek bir projedir.” -3- Zulüm teorisyenleri D-8’i istemiyor Bernard Lewis, Henry Kissinger, Richard Perle, Zbigniew Brzezinski, Morton Abramowitz… Bu adamların söylemleri küresel siyonist çetenin Türkiye`yi nasıl bir ilgi alanı haline getirdiğinin en açık göstergesiydi. Burada unutulmaması gereken nokta, dünya güçlerinin bu adamların fikirlerine önem vermeleri ve strateji geliştirmeleriydi. İşte bu isimlerden Siyonist Zbigniew Brzezinski’nin adeta 3. Dünya savaşından bahsedercesine anlattığı sadist ve paranoyak düşünceleri: “Tehlerle dolu bu dörtgende taraflar arasında çeşitli biçimde şiddet olayları patlayabilir. Olası çatışmaların listesi insanı ürkütecek kadar uzundur. Bu çatışmalar bölgedeki devletlerde yaşayan etnik gruplar arasında çıkabilir. Rusya ile yeni Orta Asya Devletleri arasında olabilecek bir savaşta, Orta Asya Devletlerini güneydeki bazı Müslüman ülkeler destekleyebilir. Orta Asya`da yeni kurulan ülkeler güneydeki bazı Müslüman ülkelerin desteği ile birbiriyle savaşabilirler; Eğer Ukrayna`daki ekonomik sorunlar devam eder ve bu ülkedeki Rus azınlığın ayrılıkçı istekleri körüklenirse, Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş olabilir; Bazı Balkan devletleri arasında Türkiye ve Yunanistan`ın bile karışabileceği bir savaş çıkabilir; İsrail ve bir Arap ülkesi savaşabilir; İran, bir körfez ile veya Amerika ile savaşa tutuşabilir; ya da Hindistan ile Pakistan arasında yeni bir savaş çıkabilir. Eğer Orta Asya`da Çin sınırına yakın bir yerde bir çatışma çıkarsa, ya da Hindistan ile Pakistan arasında yeni bir savaş çıkarsa, Çin`in de müdahalesine yakın bir ihtimal olarak bakılmalıdır… Doğada hiç bir hacim boş kalmayacağı için. Rus Emperyalizminin Orta Asya`da bıraktığı jeopolitik boşluğu başka ülkelerin, özellikle de komşu İslam ülkelerinin doldurmak istediği konusunda belirgin emareler vardır. Bu konuda Türkiye, İran ve Pakistan etki alanlarını genişletmek için çoktan faaliyete başlamışlar…” (Kontrolden Çıkmış Dünya. 1994) |
|
|
|
|
#3 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 168
Üyelik tarihi : 20-08-2008
Mesleği : Aksiyoner Edebiyatçı
Nereden : Hünkar Mahfili (Elazığ)
Konuları : 316
Mesajlar : 1,528
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 02.11.09
Durumu : Status: Offline
|
Brzezinski’nin teorileri için neler yapıldığını şimdilerde görüyoruz. Çünkü, uluslararası arenada hiçbir şey tesadüf değildi; kurgu idi, strateji idi. Planlanıyor ve uygulanıyordu. En önemli nokta, Brzezinski ve onun gibi Siyonistler, çekim gücü oluşturabilecek oluşumları, işbirliklerini ve natif oluşumları istemiyorlardı. Elbette D–8’i de... Medyanın Erbakan ve D–8’e bakışı Dünya medyasının Erbakan ve D-8 oluşumu için yapılan ziyaretlerle ilgili yorumları batının alerjilerini ortaya koyuyordu. Erbakan ve ziyaretleri, Batıyı şaşırttığı gibi medyasını da şaşırtmıştı. Şaşkınlardan biri Erbakan’ın İran ziyareti ile ilgili haber yapan Martin Peter’di. Peter, Die Presse Gazetesi’nde 7 Ekim 1996’daki haberinde şöyle diyordu: “Köktendincilerin Başkanı, İslam Commonwealth’unun seçim propagandasına uyacak şekilde ilk yurtdışı gezisini, bütün selefleri gibi Bonn, Brüksel ve Washington’a değil, Tahran’a, Mollalara yaptı. Böylece Amerika’nın İran’a boykot emrine de aldırmamış oldu. Erbakan, İran petrol ve gazının Türkiye’ye sevk edilmesine ilişkin 20 milyarlık bir anlaşma ile Ankara’nın bundan böyle kendi çıkarlarını koruma ilkesinin altını çizdi. Ankara’da söylendiğine göre, danışmanları Erbakan’ı, Türkiye’ye yılda iki milyar metreküp doğal gaz sevk eden Cezayir’i ziyaret etmekten güçlükle alıkoymuşlar. Erbakan’ın Ortadoğu ülkeleri ile temaslar sonucu dış politika ve ekonomi konularında başına buyruk olma sinyali vermesi, yurt dışında her ne kadar güvensizlikle karşılansa da yurt içinde tezahürat topluyor.” Aynı tarihlerde Briefing Dergisi, “Erbakan’ın yerel ekonomi paktının ve kütleleri bilinçli olarak yeni bir benliğe yöneltmesinin O’na tek başına iktidar olma yolunu açabileceğini” belirtiyordu. Washington Times Gazetesi’nin 7 Ekim 1996 tarihli sayısında, James Morrison imzasıyla yayınlanan haberde ise ABD’nin şaşkınlığı anlatılıyordu: “ABD, Erbakan’ın İran’la 23 milyar dolarlık bir doğal gaz boru hattı anlaşması imzalamasından ve Amerikan uçaklarının Irak’a saldırmak için Türkiye’deki üsleri kullanmalarına izin vermemesinden dolayı çok şaşırmıştır. ABD’nin Türkiye Eski Büyükelçilerinden Morton Abramowitz, Erbakan’ın, ‘Amerikan ve Musevi aleyhtarı’ olduğunu söylemektedir.” 7 Ekim 1996’da Kurier Gazetesi’nin Analiz köşesinde yayımlanan W Friedl imzalı “Görevde 100 Gün” adlı yazıda şu ifadeler yer alıyordu: “Batı, yeni Türk Başbakanı Necmettin Erbakan’ın yaptıklarını kuşkuyla izliyor. Daha 100 gündür görevdeyken, NATO ülkesinin ilk İslami Hükümet Başkanı’nın ne derece köktendinci olduğu sorusu ortaya çıkıyor. Erbakan’ın seyahat diplomasisi O’nu, Pakistan veya Endonezya gibi Müslüman ülkelere de götürürken, Avrupa’ya hiç uğramadı. Ancak bunun ardında, din ile hiç ilgisi olmayan çok zorlu ekonomik çıkarlar yatıyor. İran örneği: Erbakan, doğudaki komşuyla toplam hacmi 200 milyar şilin olan dev bir doğal gaz ve petrol işi üzerinde anlaştı. Libya örneği: Kuzey Afrika’daki bu ülkede Türk inşaat şirketleri 140 milyar şilin kazandılar, şu anda 25 milyar silin değerinde projeler tamamlanıyor. Boğaz’daki ülke sadece, yeni oluşan hareket alanından yararlanmaya çalışıyor. Sovyet Komünizminin yıkılmasından sonra Ankara, artık sadece batı istikametine bağlı değil. Merkezi Asya Cumhuriyetleri, ilave olarak ilginç bir ekonomik ve siyasi ayak oluşturuyorlar.” Tüm dertleri, reddetme lüksü olmayan bir Türkiye Peki, ABD sözde imparatorluğu için bölgesel bütün kurgusunu Türkiye’ye roller vererek yapacak bir stratejik ufka mı sahipti? Evet öyleydi. Bu ufku milletçe zamanla daha iyi gördük. Türkiye’den, AKP Hükümeti’nden Sabiha Gökçen Havalimanı’nı kullanmak için izin isteyip alabilecek kadar geniş bir ufuktu bu. Ne de olsa Türkiye’nin ABD askerlerine sağlıklı bir şekilde evlerine dönebilmeleri için dua eden bir Başbakan’ı vardı. ‘Türkiye`deki herhangi bir oluşumu bertaraf etmeye de karar verince ABD’nin neler yapabileceğini herkes bilirdi. Cumhuriyet tarihinde kendi çabasıyla iktidara gelen tek parti olan Refah Partisi, tüm baskılara rağmen 11 ay iktidarda kalabilmişti, ama vizesini halktan değil de ABD’den alan AKP, acaba 11 gün dayanabilir miydi? Bütün bunlar stratejik ufuk () meselesiydi. Ve ülke olarak bizim bunları düşünmemize gerek bile yoktu. Bizim yerimize Zbigniew Brzezinski gibi teorisyenler düşünüyordu. Ayrıca 80 yıl önce savaştığımız insanları, ülkemizi işgal eden milletleri bağrımıza basmalıydık. Devir değişmişti…. Neler değişmemişti ki. 51 yaşındaki Başbakan, yeryüzünün görüp göremeyeceği kadar hızlı bir değişim yaşamış, ‘Her şeyi Türkiye’ için yapmış ve bu güne yaşadığımız kötü günlere gelmiştik. Siyonist Brzezinski: ‘AB, Türkiyesiz olmaz’ Günümüzde Avrupa milletleri AB Anayasası’na karşı ‘Hayır’ oylarıyla tepki gösterirlerken ve AB için kötü günler başlarken Türkiye’nin ne yapacağı oldukça önem kazanıyor. Bu noktada D-8 gibi bir natifi hiçbir zaman kullanmayan AKP Hükümeti’nin hangi akla hizmet ettiği tartışmaya açık bir hal aldı. AB Üyeliği için her tür çabayı sarf eden ve taviz vermekte tereddüt etmeyen Hükümet, bizim AB’ye değil, AB’nin bize muhtaç olduğunu görebilseydi D–8 gibi bir projenin önemini kavrayabilecekler ve AB’nin dayatmalarını reddetme lükslerini kullanabileceklerdi. Ama görmüyorlardı. Oysa 26 Mayıs 1998’de Barselona’da yapılan Kuzey Atlantik Asamblesi önünde konuşan batı medeniyetinin fikir babalarından olan Stratejist Brzezinski, konuşmasının üçte birinde, Türkiye’nin gelecek yüzyıldaki stratejik önemini ve dengelerdeki büyük rolünü anlatıyor ve Avrupalılar, biraz endişe ve dehşetle kendisini takip ediyorlardı. Türkiye’nin Avrasya’ya ve enerji kanallarına olan yakınlığından bahseden Brzezinski, Avrupalılara “Eğer aklınız varsa, Türkiye’yi dışarıda bırakmak değil, Türkiye’yi yanınıza almak, Avrupa Birliğine almak... Bu, sizin menfaatinizedir; ama, bunu yapmazsanız, Türkiye’nin natifleri çoktur. Türkiye sizsiz daha kuvvetlidir ve daha da büyük işler yapabilir” diyordu. Brzezinski’nin yaptığı tespitler son derece önemliydi. Zira Türkiye, dünyanın kalbiydi ve atmaya başlayınca dünyaya D–8 gibi yeni ufuklar açabilecekti. Bu da Siyonist Stratejisti ve üyesi olduğu küresel şebekesini korkutmaya yetiyordu. Bütün bunlar da Türkiye gibi bir devin boynuna 20–30 yılını daha çalabilecek AB tasması takmayı gerektiriyordu. Yapılması gereken ise uygun siyasilerin seçilmesini sağlamaktı. Gelinen noktada her tür tavizi beceriksizce veren AKP hükümeti yetkilileri gibi politikacılar batıya göre aramakla bulunamazdı. Küresel satranç uzmanı Brzezinski Genel olarak büyük bir finansal ve siyasal güce sahip olan Siyonistler, dünya insanlarını sömürülecek ve güdülecek koyunlar olarak görüyorlardı. ABD’nin eski Başkanlarından Carter’in danışmanlarından olan Brzezinski, 1978’de Camp David’te teröristlerin yönettiği ülke İsrail`in Eski Başbakanlarından Menahem Begin ile satranç oynuyordu. Brzezinski’nin dava arkadaşı Menahem Begin, 1978 yılında Mısır Devlet Başkanı Enver Sâdât`la birlikte Camp David anlaşmasını imzalamıştı. Bundan dolayı Nobel Barış Ödülü bile almıştı. Oysa Begin, binlerce Filistinliyi katletmiş olan Irgun Terör Örgütü lideriydi. Filistinlileri çok fazla ilgilendiren Camp David Anlaşması mı? Tabii ki her zamanki gibi hiçbir işe yaramadı. -4- D-8’ler neler yaptı D-8 ülkeleri, oluşumun kurulmasından bu yana tam 60 toplantı yaptı. Bu toplantılarda D-8, Merkez Bankası’ndan Business Forumlara kadar pek çok konuda girişimler başladı. D-8 Zirveleri ve tarihleri 15 Haziran 1996 - İstanbul Zirvesi (Türkiye) 2 Mart 1999 - Dakka Zirvesi (Bangladeş) 25 Şubat 2001 – Kahire (Mısır) 13-14 Şubat 2004 - Tahran Zirvesi (İran) Tercihli ticaret ve gümrük anlaşması D-8 İşbirliği Örgütü’nün 2003 yılında ticaret hacmi 619 milyar dolar iken, kendi aralarında gerçekleşen ticaret hacmi 26.5 milyar dolarda kaldı. Üye ülkeler arasındaki ticaretin uzun vadede arttırılabilmesi amacıyla çeşitli girişimler sürerken şimdilerde “Tercihli Ticaret Anlaşması” ve “Gümrük Konularında Çok Taraflı İdari Yardımlaşma Anlaşması” üzerinde çalışılıyor. Ayrıca işadamları arasındaki temasların ticaretin gelişmesindeki önemi dikkate alınarak, bu temasları kolaylaştırmak amacıyla bir vize anlaşması yapıldı. En az dört üye ülke tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek olan anlaşmayı Türkiye ve İran onayladı. D-8 Merkez Bankası önerisi Bankacılık işlemlerinin kolaylaştırılmasını sağlamak için 29 Ocak 2003 tarihinde Kahire’de bir toplantı yapıldı. Endonezya bu konuda kurumsallaşmaya gitmenin yaralı olacağı düşüncesiyle D-8 çerçevesinde bir Merkez Bankaları Forumu oluşturulmasını önerdi. |
|
|
|
|
#4 |
|
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 168
Üyelik tarihi : 20-08-2008
Mesleği : Aksiyoner Edebiyatçı
Nereden : Hünkar Mahfili (Elazığ)
Konuları : 316
Mesajlar : 1,528
Tecrübe Puanı: 0
![]() Son Aktivitesi : 02.11.09
Durumu : Status: Offline
|
Denizcilik semineri Ülkeler arasında denizcilik hizmetlerinin iyileştirilmesi için iş çevreleri ve şirketler arasında iletişimi arttırmak amaçlanıyor. Bunun için, Pakistan’da tarihinde Denizcilik konusunda bir seminer düzenlendi. Türkiye’de tarım ilaçlama uçağı üretimi Türk Havacılık ve Uzay Sanayi A.Ş. (TAI) tarafından 8 milyon dolar harcanarak imal edilen uçağın prototipi ve test uçuşları başarıyla gerçekleştirildi. Sanayi alanında yeni işbirliği konularının araştırılması amacıyla bu yıl içinde İran’da bir toplantı planlanıyor. Teknolojik Vere Bankası ‘Sınai ve Teknolojik Veri Bankası Projesi ekonomik, ticari, teknolojik ve bilimsel alanlarda üye ülkeler arasında bilgi ve tecrübe değişimini geliştirmeyi öngörüyor. Sistem, D-8 Grubu’nun “Bilim ve Teknoloji, Telekomünikasyon ve Enformasyon” sorumlusu İran tarafından kuruldu ve yönetiliyor. Business Forum Toplantıları Özel sektörün üye ülke ekonomilerindeki ağırlığı nedeniyle, işadamlarının D-8 işbirliğine katılmalarına büyük önem veriliyor. D-8 Grubu, bu amaçla ticaret ve sanayi odalarının katılımıyla “Business Forum”u kurup ilk toplantısı Kahire’de III. Zirve sırasında, ikinci toplantısı ise Tahran’da IV. Zirve sırasında yaptı. Tahran Zirvesi’nde alınan karar doğrultusunda ise her yıl üye ülkelerden birinde ticaret fuarı düzenlenmesi öngörüldü. Ticaret fuarının ilki bu yaz 23-26 Temmuz 2005 tarihlerinde Tahran’da yapılacak. D-8, 60 toplantı yaptı D-8’in kuruluşundan beri şimdiye kadar çeşitli alanlarda teknik düzeyde 60’a yakın toplantı yapıldı. Bunlar, ticari ve sinai alanlara ilaveten, kültür balıkçılığı, gıda güvenliği, sigortacılık, özelleştirme, fakirliğin azaltılması ve insan kaynaklarının geliştirilmesi, küçük ve orta ölçekli kuruluşlar, enerji, çevre,sağlık gibi konuları da içeriyordu. Şu anda D-8 Grubu’nun Komisyon, Dışişleri Bakanları Konseyi ve Zirve olmak üzere üç siyasi organı mevcut. Komisyon senede iki kez, Dışişleri Bakanları her sene ve devlet ve hükümet başkanlarının katıldıkları Zirve toplantısı ise iki senede bir yapılıyor. Şimdiye kadar İstanbul, Dakka, Kahire ve Tahran’da olmak üzere 4 Zirve, 8 Bakanlar Konseyi, 17 Komisyon Toplantısı yapıldı. V. Zirve ise 2006 başlarında Endonezya’da yapılacak. Siyonistlere göre Millî Görüş ABD’nin gerçek Dışişleri Bakanlığı, Dış İlişkiler Konseyi (CFR - Council of Foreign Relations) Üyesi Siyonist Zbigniew Brzezinski Tek Seçenek ya da Tercih (The Choice) adlı kitabında Milli Görüş’ü işaret ediyor. Brzezinski: “Nüfusunun büyük çoğunluğunu Sünnî Müslümanların oluşturduğu ülkelerdeki esas büyük siyasî meydan okuma, teokrasiyi bir hedef olarak görmeyip, İslâm’ı kapsamlı bir ideoloji olarak gören halkçı hareketlerden gelecektir…. Türkiye için daha dolaylı bir sıkıntı olacaktır. Bununla beraber, İslamcılık köktenciliğe karşı bir panzehir olmaktan ziyade, daha ciddî şeylere de gebe olabilir. Bu hareket, bir zamanlar çok canlı olup şimdilerde uyuşuk bulunan bu medeniyetin yeniden canlanmakta olduğunu işaret de ediyor olabilir… Oysa İslamcı popülizm, Batı’nın bâzı modern unsurlarını benimserken, bunları İslâm’ın kalıpları içinde ve demagojik bir şekilde ifade ederek, Batı hâkimiyetinin izlerini silmek yolundaki bir çaba olarak değerlendirilebilir. Sentezin oluşumuna ise daha zaman vardır. Öyle anlaşılıyor ki, tedricen ve bazen de acılar pahasına, her Müslüman ülke, katılımcı ilkeleri benimseyen modern siyaset ile İslâm’ın ilkelerini kendisine hâs bir şekilde bağdaştıracaktır” Tek seçenek s.56-57 Brzezinski, ABD’ye ve küresel şebekelere, ‘Sürdürülebilir bir Avrasya stratejisinin, manevralar ve diplomatik manipülasyonları kullanarak, Amerika’nın küresel üstünlüğüne meydan okuyacak herhangi bir düşman koalisyonun ortaya çıkmasının engellenmesini ve uzak bir olasılık da olsa tek bir gücün böyle bir olaya kalkışmasına kesinlikle izin verilmemesini’ öğütlüyordu. (Türkiye Günlüğü, s. 36.) Bu anlamda Milli Görüş ve projeleri, ABD ve AB için tehditler içeriyordu. -5- D-8’in endüstriyel projeleri D–8 Grubu Sektör Dağılımında kırsal kalkınmayı Bangladeş; ticareti Mısır; yoksulluğun bertaraf edilmesini Endonezya; bilim, teknoloji, telekomünikasyon ve enformasyonu İran; finans, bankacılık ve özelleştirmeyi Malezya; enerjiyi Nijerya; tarımı Pakistan; sanayi ve sağlığı da Türkiye üstlenmişti. D-8’ler, ilk toplantılarını 2-3 Mayıs 1997 günlerinde D-8 Ülkeleri Endüstriyel Projeler Grubu olarak yapmışlardı. Toplantıya Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya, Pakistan ve Türkiye temsilcileri katılırken ülkeler tarafından sunulan 50’ye yakın proje müzakere edilmiş ve şu hususlar benimsemişti: Endüstriyel Projeler Grubu Raporu “Öncelik, üye ülkelerin ortak ve acil ihtiyaçlarına verilecektir. İşbirliği prensipleri şöyle olacaktır. Katılımcı ülkeler arasında nakit akışını minimize edecek şekilde mümkün olduğunca ürün değişimine gayret edilecektir. D-8 ülkelerinin menfaatlerini azami düzeye çıkarmak için belirlenen projelerde özel sektörün aktif olarak yer alması sağlanacaktır. Projelere iki veya daha fazla üye ülkenin katılımıyla başlanabilir. Diğer ülkeler daha sonra katılabilir. D-8’e üye olmayan herhangi bir ülke de projeye katılan D–8 ülkelerinin onayı ile projede yer alabilir. Endüstri projelerinin yanında tasarım, araştırma ve geliştirme projeleri de gerçekleştirilecektir.” Grup ayrıca D-8 Komisyonu’nda değerlendirilmek üzere bazı alanların ve projelerin dikkate alınmasını da tavsiye ederek çeşitli kategorilerde işbirliği üzerinde anlaşmışlardı: Bunlar şu şekilde sıralanıyordu: Bölgesel nakliye/yolcu uçağı, sivil jet nakliye/yolcu uçağı, çok amaçlı zirai ilaçlama uçağı, çok amaçlı helikopter, türbinli motorlar, uydular gibi araçların tasarımı, geliştirilmesi, imalat ve pazarlanması. Hafif ticari araç, binek otomobil gibi araçların tasarımı, geliştirilmesi, imalat ve pazarlanması. Baskılı devre, kişisel bilgisayar (PC) gibi araçların tasarımı, geliştirilmesi, imalat ve pazarlanması. Hedefler Toplantıda ayrıca üye ülkelerin hükümetlerinin bu mamullerin imali için finans yardımı, özel sektör teşvikleri ve ortak girişimleri destekleyeceği de karara bağlandı. Bunda da hedef, elektronik sektöründe sadece kendi kendine yeterli olmak değil, ihracat olacaktı. Gübre, tekstil makineleri, madencilik, çelik, çimento, toplu taşım sistemleri için raylı araçlar, termal ve hidroelektronik güç tesisi ekipmanları, telekomünikasyon ekipmanı, renkli televizyon tüpleri, bitkisel yağ sanayii, palmiye yağı sanayii, gıda paketleme sanayilerinin tasarımı, geliştirilmesi, imalat ve pazarlanması da toplantıda dile getirilen ve karar bağlanan diğer konulardı. Toplantı sonunda toplantı ve iş takvimi açısından çok önemli olan “D-8 ülkeleri bu konularda kamu veya özel sektör faaliyetlerini organize edeceklerdir. İran ve Türkiye otomotiv endüstrisi üzerine zirve sonrasında bir konferansa ev sahipliği yapmayı önermişlerdir. Endüstri Grup zirveden iki ay sonra tekrar toplanma kararı almışlardır.” şeklinde özetlenen bir konu da karara bağlanmıştı. Tarih, Erbakan’ı sessizce kaydederken… Die İnsider’in (Türkçeye ‘Gizli Dünya Devleti’ adıyla çevrildi) yazarı Gary Allen, kitabında Dünya’nın anatomisini değerlendirirken 1989’da Komünizm’in iflası sonrası dünyaya adalet getireceğini söyleyenlerin kan akıttıklarını ve sömürüye devam ettiklerini belirtikten sonra “… ‘Yeni Dünya Düzeni’ adı altında tek kutuplu bir tahakküm ve sömürü düzeni gerçekleştirilmeye çalışıldı. İşte olaylar bütün açıklığıyla gözler önünde cereyan ediyor. Ve insanlığa bir türlü barış, huzur ve saadet gelmiyor” ifadelerini kullanıyordu. Allen, Siyonist teorisyenlerin oluşturduğu ve dünyaya hükmetmek isteyen güçleri ‘Gizli Dünya Devleti’ olarak nitelediği kitabında “Bir kimsenin bir yerden bir yere gidebilmek için alacağı uçak bileti IATA’nın kontrolündedir. Ve bilet ücretinin takriben yüzde 9’unu IATA’ya vermesi gerekmektedir” diyerek basit bir uçak biletinden bile pay alan güçlü bir küresel organizasyonu anlatıyordu. Gary Allen, insanların bir yerden bir yere para havale etmek istediğinde bu paranın istenen yere gidebilmesi için Amerikan Ekspres Bank veya Chase Manhattan Bank veya herhangi bir benzer bankayı kullanmak zorunda olduklarını, bu bankaların da gönderilen her paradan yüzde 1 ila 5 oranında komisyon aldıklarını belirtiyordu. Finansal olarak parası ile dünyayı haraca bağlayan ve hiçbir şekilde rakip kabul etmeyen bu güce karşı D–8 kurulmuştu. D-8, ‘Dünya böyle yönetilemez’ çıkışıydı. Bu anlamda bir kırılma noktasıydı. D-8 Projesi’nin Mimarı Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, dünyada adaletsizlik, baskı, çifte-standart ve güç kullanımının hüküm sürmeye devam ettiğini belirterek Bosna-Hersek’te yaşanan insanlık dramını, Somali’de ve Ruanda’da sefaletten hayatlarını kaybeden insanları, dünyaya insan hakları dersi vermeye kalkanların kendi yurtlarında mülteci statüsüne düşen insanların bile çığlığını duymamayı tercih ettiklerini hatırlattı. Erbakan, ilk toplantıda söylediği bu sözlerinden sonra amaçlarını şöyle açıklamıştı: “D-8 hareketinin temel amacı, Grup üyelerinin üyesi bulunduğu bütün bölgesel örgütleri güçlendirmeye çalışırken, Müslüman olsun veya olmasın tüm gelişmekte olan ülkelerle yakın bir işbirliği içinde olmak, müşterek yaklaşımlar oluşturmak ve sonuç alıcı projeler geliştirmektir. Bunlar yapılırken tekerleği yeniden keşfetmek suretiyle zaman ve emek heba edilmeyecektir. İhtiyaç duyulan teknoloji, bilgi ve deneyim bunlara en fazla ve uygun şartlarda sahip olandan alınacak ve onlarla işbirliğine devam edilecektir. Ancak bu imkânlardan yararlanırken sekiz ülke ve 800 milyonluk bir pazar avantajı müzakere masasında değerlendirilecektir. D–8 üyesi ülkelerin toplam GSMH’sı 600 milyar doların üzerindedir. Dünya GSMH’sı ise 25 trilyon doların üstündedir. Yani sekiz ülkenin nüfusu dünya nüfusunun 15’i olmasına karşın dünya GSMH içindeki payı sadece 2,4’tür. Hedef, D–8 GSMH’sını dünya GSMH’nın 15’ine, toplam ticaret hacmini de bugünkü 400 milyar dolar düzeyinden 1 trilyon dolar düzeyine ulaştırmak ve dünya ekonomi arenasında daha fazla söz sahibi olmaktır.” Tarih, Erbakan Hoca’nın bu sözlerini sessizce kaydediyor ve geleceğin dünyasının, Yeni Bir Dünya’nın çerçevesi çiziliyordu. D-8 İÇİN NE DEDİLER? Dr. Yusuf Kaplan: Tarihin dönüm noktası TV5 Genel Yayın Yönetmeni Dr. Yusuf Kaplan’ın, 21 Nisan 2003 tarihli ‘Tarihin dönüm noktası’ başlıklı yazısında yaptığı tespit her şeyi daha açık anlatıyordu: "… Nijerya`dan Malezya`ya kadar İslâm dünyasının her bakımdan en kilit aktörlerinin içinde yer aldığı D-8 Projesi`nin ABD-İsrail`i de, AB`yi de, Çin`i de ne kadar ürküttüğü ve o yüzden bu projenin neden ‘işleyemez hâle getirildiği’ ve bu projenin mimarı Erbakan`ın siyâsî hayatının niçin bitirildiği üzerinde biraz kafa yormamız gerekiyor." ZEKİ SOYAK: ‘Refahyol’u düşürerek Türkiye’yi de hakladılar’ Ülkemizin ve tüm İslam Aleminin kıymetli Alimlerinden ve İlkadım Dergisi Yayın Kurulu Başkanı, Merhum Zeki Soyak, D-8 ile ilgili değerlendirmesinde D-8’lerin batılıların ve yerli işbirlikçilerinin uykusunu kaçırdığını ifade ediyordu: "Erbakan’ın girişimleriyle, oluşan D-8’ler, Amerika ve batılıların uykusunu kaçırdı. Yine o sinsi, o aşağılık planlarını uygulamaya koyuldular." RECAİ KUTAN: D-8 gelişseydi BOP planı olmazdı Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, D-8’in oluşumunun 7. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen toplantıda "D-8 zirvesinde hedeflenen gelişmeler sağlansaydı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) isimli plan ortaya atılamazdı. Bugün bütün dünya, özellikle ezilen ve sömürülen ülkeler, D-8 kuruluşunun geliştirilmesini ve güçlendirilmesini sabırsızlıkla beklemektedir. Bu, dünyayı kucaklayan bir projedir. İnsanlığın saadeti için oldukça gereklidir" demişti. 17.06.2005 / MİLLİ GAZETE |
|
|
| Bu mesaj için Esedullah kullanıcısına teşekkür edenler: | *sevda iklimi* (23.08.08) |
![]() |
| Etiket |
| panzehiri, zulmün |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|