|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 193 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Milli Selamet
Üye No : 83
Üyelik tarihi : 11-08-2008
Nereden : ERZURUM - KOCAELİ
Konuları : 248
Mesajlar : 697
Teşekkürleri: 255
343 mesajına 902 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 10
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Bugün gazetesinden Nuh Gönültaş 30.12.2008 tarihinde “Gazze’yi bombalayan uçaklar Konya’da eğitiliyor” başlıklı bir yazı yazarak Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın adını İsrail’in Gazze katliamına bulaştırmaya kalkışmıştı. Muhterem Erbakan Hoca, hemen ertesi günü avukatı aracılığı ile Gönültaş’ı yalanladı. Bu tekzip içinde şu açıklamalara özellikle yer veriliyordu: “1- Türkiye ile İsrail arasında “Askeri Eğitim İşbirliği anlaşması” 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanmıştır. 2- Bu anlaşma Genel Kurmay İkinci Başkanı Çevik Bir tarafından 23 Şubat 1996 tarihinde, İsrail’e yaptığı ziyaret sırasında imzalanmıştır. 3- Sayın Erbakan’ın Başbakanlığında kurulan 54. hükümet ise bu anlaşmadan üç ay sonra; 28 Haziran 1996 tarihinde iktidara gelmiştir. 4- Söz konusu anlaşma kapsamında 8 İsrail pilotu “eğitim uçuşu yapmak üzere” F–16 uçakları ile birlikte 16 Nisan 1996 tarihinde, yani Refahyol Hükümeti’nin kurulmasından yaklaşık iki ay önce Türkiye’ye gelmiştir. 5- Bu tarihi belgelerde de açıkça görüldüğü gibi söz konusu anlaşmaların Sayın Erbakan’ın başbakanlığında kurulan 54. Hükümet ile hiçbir alakası yoktur.” Bu şamar gibi açıklamanın bütün netliğine rağmen Gönültaş büyük bir pişkinlikle 31.12.2008 günü yazısında şunları geveliyordu: “İsrail'in Gazze'yi vuran savaş uçaklarının Konya'da tatbikat-eğitim uçuşu yaptıklarını, bu konudaki anlaşmanın altında da Başbakan olarak Necmettin Erbakan'ın olduğunu yazdım. … Söz konusu anlaşmanın altında kimin imzasının olduğu çok önemli değil. Çünkü o dönem olağanüstü bir dönemdi ve asker etkisi iktidarı bastırıyordu. Bu işin Türkiye'ye 28 Şubat'ın kazığı olduğunu da belirttiğim halde. … Bu konuda yazılmış çok yazı var. Hadi ben yalancıyım, herkesler de mi yalancı? … Hadi imzalamadı, peki iktidara geldiğinde imzalanmış olanları yırtıp attı mı? Bendeniz, yıllarca önce bu konuda bir araştırma yapmıştım. Sanıyorum 3 Kasım seçimlerinden önceydi, yine o günlerde Milli Görüş liderinin adının İsrail’le yan yana getirilmesine matuf bu tür propagandalar alıp yürümüştü. Propagandanın sözcüleri yine bugünkü gibi Hoca’nın tabiriyle “zehir kovası taşıyıcısı” olmaya meraklı inançlı kimseler idi. Saadet Partisi Selçuklu İlçe başkanlığının kendi mensuplarının aydınlatılması amacıyla yaptığı bir rica üzerine idi araştırma. Bu çalışmada 54. Hükümetin Başbakanı’nın İsrail ile anlaşma yapıp yapmadığı, önceden yapılan anlaşmaları uygulayıp uygulamadığı araştırılıyordu. Çalışma, daha sonra teşkilat mensubu bir kardeşimizin blog’unda isimsiz olarak yayınlaması üzerine internete taşınmış, oradan da başkaları yine isimsiz olarak ya da ilk yayınlayıcısın ismi ile; daha sonra selcuklusaadet.blogcu.com’da da bendenizin adıyla yayınlanmıştı. Bugünkü yaygaralar o çalışmayı tekrar gündeme taşımamızı gerektirdi. İşte “ERBAKAN ve İSRAİL” başlıklı o çalışma: Refah-Yol hükümetinin bütün engellemelere, karalamalara ve oynanan oyunlara rağmen başarılı işler yaparak memlekete hizmet ettiğini gören dış güçler Kartel Medyasını ustaca kullanarak Erbakan'ı ve Refah Partisini olmadık şeylerle suçlayıp iftiralar atmışlardır. Erbakan hiç bir zaman İmam Hatipler arka bahçem demediği halde dediğini iddia edip halka öyle göstermeyi başarmışlardır. Daha sonra mecliste "İspatlayamayan şerefsizdir," polemiği yaşanmış fakat yine de bu isnatlarını hiç bir zaman ispatlayamamışlar, ama iftiralarına da devam etmişlerdir. Diğer bir iftira ise Türkiye-İsrail Anlaşmalarının 54. hükümete yamanmasıdır. Bu konuda bir kısım İslamcı yazarlar bile zehir kovası taşıyıcılığı yapmıştır. Mesela bunlardan Selam dergisi yazarı Alptekin Dursunoğlu “Stratejik İttifak: Türkiye-İsrail İlişkilerinin Öyküsü" adlı kitabının 90. sayfasında şöyle diyor: "Türkiye ile İsrail arasında 1993'den 1996 Ekim'ine kadar sadece 13 anlaşma imzalanmışken 1996 ile 1997 yılının ilk aylarında 20 anlaşmanın imzalanmış olduğu düşünüldüğünde Erbakan iktidarına tekabül eden bu dönemin bile ne kadar verimli geçtiği anlaşılabilir" Ancak, Dursunoğlu aynı kitabının 429–436. sayfalarında Türkiye-İsrail ilişkilerinin kronolojik bir listesini çıkarmış, fakat bu süreç içinde Refah-Yol hükümeti ile İsrail arasında yapılmış bir tek anlaşma gösterememiştir. Bilakis, 8 Ağustos 1996 tarihli İsrail’de yayınlanan Ha'aretz gazetesinin "Türkiye’nin yeni başbakanı İslamcı Erbakan'ın tüm askeri sanayi işbirliği anlaşmalarını belirsiz tarihe kadar dondurduğunu" yazdığını belirtmiştir. İşte bu kitabın Demirel, Çiller, Yılmaz ve Erbakan’ın başbakanlıkları dönemlerindeki Türkiye-İsrail İlişkileri Kronolojisi; sayfa 431–433: “1992: Oslo süreci başladı, Türkiye, Filistin'le eş zamanlı olarak İsrail'le diplomatik ilişki seviyesini yeniden büyükelçilik düzeyine yükseltti. 13 Ekim 1993: Oslo sürecine konu olan anlaşma 13 Eylül 1993'le Beyaz Saray'da imzalanıp yürürlüğe girdi. Anlaşmanın ardından başlayan "İsrail-Filistin barış süreci" ile birlikte Türkiye İsrail ilişkileri de yeni bir boyut kazandı. 21 Nisan 1993: Turgut Özal'ın cenaze töreni için Ankara'ya gelen İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres, Çiller Hükümeti ile ikili diyalog kurdu. 14 Kasım 1993: Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, İsrail'i ziyaret eden ilk Türk Dışişleri Bakanı sıfatıyla Peres'le bir dizi anlaşma İmzaladı. 25 Ocak 1994: İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizmann, Türkiye'yi ziyaret eden ilk İsrail Cumhurbaşkanı olarak, su satın alımı, turizm ve askeri işbirliği konularında görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye'ye geldi. 27 Şubat 1994: İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı Ivni Nehum, Ankara'yı ziyaret etti. İsrail’in, F–4 ve F–5 uçaklarının modernizasyonunu yapmak istediği ve iki ülke arasında askeri işbirliğinin geliştirileceği açıklandı. 31 Mart 1994: Güvenlik/Gizlilik Anlaşması imzalandı. 10 Nisan 1994: Ankara'ya gelen Dışişleri Bakanı Şimon Perez, Türkiye'nin Orta Doğu barış sürecinde daha aktif rol alması gerektiğini belirtti. Ayrıca AGİT benzeri bir kuruluşun Orta Doğu'da İşlerlik kazanması için çalışacağını açıkladı. 12 Nisan 1994: İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez Türkiye'ye geldi. 3 Kasım 1994'te Tansu Çiller ve beraberindeki 56 kişilik heyet İsrail'i ziyaret etti. 14 Ağustos 1995: Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait 54 adet F–4 uçağın modernizasyonunun, İsrail'den sağlanacak devlet kredisi ile İsrail IAI kuruluşuna yaptırılması için Milli Savunma Bakanlığı ile İsrail IAI kuruluşu arasında 600 milyon US Dolar baz fiyatla sözleşme imzalandı. 23 Şubat 1996: Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması imzalandı. 11 Mart 1996: Cumhurbaşkanı Demirel İsrail'e gitti. 14 Mart 1996: Dışişleri Bakanı Emre Gönensay ve İsrail Dışişleri Bakanı Ehud Barak tarafından imzalanan ve iki ülke arasındaki ilişkileri hızlandıracak Serbest 'Ticaret Alanı Anlaşması, 1 Ocak 2000 tarihine kadar iki ülke arasında gümrüklerin tamamen sıfırlanmasını öngörüyor. Anlaşma 24 Mayıs 1998 tarihinde ve 23351 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 16 Nisan 1996: 8 İsrail pilotu, "eğitim uçuşu yapmak üzere" F–16 uçakları ile birlikte Türkiye'ye geldi. 28 Haziran 1996: Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi koalisyonu ile Refah-Yol hükümeti kuruldu, İsrail Cumhurbaşkanı Weizmann Erbakan'ın başbakan olması üzerine yaptığı değerlendirmede: "Türkiye’ye daveti kabul etmemin bir sebebi de bu konuları soruşturmak. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i çok iyi tanıyorum ve onun, elindeki bütün gücü kullanarak, böyle bir gelişmeyi önleyeceğine inanıyorum. Ordunun da kenarda bekleyeceğini sanmıyorum. "dedi. 13 Haziran 1996: Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Nurettin Nurkan Weizmann’ın ifadeleriyle ilgili olarak bir açıklama yaptı. Nurkan bunun, Weizmann'ın şahsi görüşlerini yansıttığını belirterek, "Şüphesiz Türkiye'nin iç konuları Türkiye'nin bileceği bir husustur. Bunun ötesinde bir yabancı devlet adamının yapmış okluğu açıklama konusunda herhangi bir yorumda bulunmak istemiyorum "dedi. 8 Ağustos 1996: Ha'aretz gazetesi "Türkiye’nin yeni başbakanı İslamcı Erbakan'ın tüm askeri sanayi işbirliği anlaşmalarını belirsiz tarihe kadar dondurduğunu" yazdı. 27/28 Kasım 1996: İsrail Savunma Bakanlığı Genel Direktörü David Levy Türkiye'ye geldi. İki ülke arasındaki askeri anlaşmaların devamı olarak 1997 yılı için bir "eylem planı" kararlaştırıldı. 11 Atalık 199ü: İsrail'den gelen bir iş adamı heyeti, Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde ortak iş yapma imkânlarını arayacaklarını bildirdi. 5 Ocak 1997: Meclis Başkanı Mustafa Kalemli İsrail'e gitti. 24 Şubat 1997: Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, İsrail'e gitti. Böylece Türkiye'den İsrail’e ilk defa yüksek düzeyli bir askeri ziyaret gerçekleşmiş oluyordu. 28 Şubat 1997: Milli Güvenlik Kurulu aldığı kararlarla meşhur 28 Şubat sürecini başlattı. 29 Nisan 1997: Türk Genelkurmayı Milli Askeri Stratejik Konseptinin (MASK) değiştirildiğini, dış tehdit yerine bölücülük ve irticai faaliyetler olarak tanımlanan "iç tehdit'in Türkiye'nin öncelikli savunma problemi olduğunu açıkladı. 1 Mayıs 1997: Savunma Bakanı Turan Tayan İsrail'e gitti. 6 aylık aralıklarla yapılan stratejik diyalog forumu süreci başladı. 4 Mayıs 1997: Çevik Bir İsrail'e gitti. Stratejik diyalog forumu toplantısının ikincisi yapıldı. 18 Haziran 1997: Erbakan, Çankaya Köşküne çıkarak Demirel’e İstifa mektubunu sundu.” Görüldüğü gibi, herhangi bir kararın alınması söz konusu olmadığı gibi, Çiller’in başbakanlığı döneminde alınan kararların da uygulanması durdurulmuştur. Hem de aynı Çille Başbakan yardımcısı iken. Bunun dışında 28 Şubat süreci içinde İsrail’de gidip gelmeler olmuş, bir takım toplantılar da yapılmıştır. Ancak gidenler ya askerlerdi, ya da DYP’li Meclis başkanı ve M. Savunma bakanı idi. Nitekim bunlarla ilgili kararlar da Mesut Yılmaz hükümeti zamanında alınmış ve hayata geçirilmiştir. Yine bizim insanlarımız tarafından bu anlaşmanın 53. hükümet zamanında hazırlandığı, Erbakan’ın da imzalamak zorunda kaldığı şeklindeki savunma da eksiktir. Çünkü hazırlık gerçekten 53. hükümet zamanında, 4 HAZİRAN 1996’da hazırlanmıştır. Gizlenen gerçek ise bu anlaşmanın yine 53. hükümet zamanında 16 HAZİRAN 1996’da, yani Erbakan başbakan olmadan tam 12 gün önce imzalanmıştır. Devlet Planlama Teşkilatının http://www.dpt.gov.tr/dei/iei/1996.htm adlı internet sitesinden indirdiğim belgeyi aynen aşağıya alıyorum: 1996 yılında yapılan anlaşmalar: No: 96/8255 Yıl: 1996 Muhatap: İsrail Adı: İsrail Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında ticaret, ekonomik, sınaî, teknik ve bilimsel işbirliği anlaşmasının onaylanması hakkında karar. Konu: Ticaret Tarihi: 16.06.1996 Sayısı: 22668 Aynı internet adresinden 1996 yılında gerçekleştirilmiş bütün Uluslar arası İkili Anlaşmalar, ayrıca http://www.dpt.gov.tr/dei/iei/1997.htm adresinden de 1997 yılına ait anlaşmalar görülüp incelenebilir. Ve kesinlikle şu görülür ki; muhterem Erbakan’ın başbakanlık yaptığı 28.06.1996 – 18.06.1997 tarihleri arasında İsrail’le yapılmış hiçbir anlaşma yoktur. Neo-Con'ların ABD'deki en ünlü isimlerinden Daniel Pipes'in "A New Axis, the National interest" de yazdığı yazıdan ve başka kaynaklardan toplanan bilgiler ışığında özetleyecek olursak Türkiye-İsrail askeri işbirliği anlaşmasının kapsamına özetle şunlar girmektedir: • Türk ve İsrail askeri uçakları, Türk hava sahalarında eğitim yapabileceklerdir. • İsrail Türkiye'ye silah satacak ve Türk Fantom savaş jetlerinin modernizasyonunu yapacaktır. • İsrail ve Türkiye, ABD deniz kuvvetleriyle birlikte arama ve kurtarma manevraları yapacaktır." Washington Instutite'nin Yahudi uzman danışmanı Alan Makovsky, söz konusu anlaşma için şu değerlendirmede bulunmuştu: "Türkiye ile İsrail arasında yakın ilişkilerin kurulması Soğuk Savaş döneminden sonra Ortadoğu'da yaşanan en önemli stratejik gelişmedir." Anlaşma ile ilgili 3 noktanın altını çizelim: 1-Milletvekilleri, Türkiye-İsrail arasında imzalanan 'Asker Eğitim İşbirliği Anlaşması'nın tam metnini görmemişlerdir. 2-Anlaşma, 'Gizli'dir. O kadar gizlidir ki, TBMM Milletvekillerinden bile gizlenmiştir. 3-Anlaşma, TBMM'de konuşulmamış, onaylanmış ve onaylatılmıştır. Hem bu gerçekleri daha iyi anlamak, hem de bir karşılaştırma yapabilmek için, aynı zamanda Türkiye'nin ANASOL-D Hükümeti zamanında İslam ülkeleri ve İsrail ile ilişkilerinin durumuna kısa bir bakış yaparak fikir edinmek için, Güngör Uras'ın 15.12.1997 tarihli Yeni Yüzyıl gazetesinde çıkan makalesini okumanın yeterli olacağı kanaatindeyim: "Geçen hafta Tahran'da gerçekleşen, '8. İslam Zirvesi'ne katılan 55 ülke Türkiye'yi hem dışladı, hem fırçaladı. Cengiz Çandar'ın anlatımıyla Türkiye, Orta Doğu'da lider ülke koltuğundan kaldırılıp, İsrail’in takipçisi ülke koltuğuna oturtuldu. İslam Dünyası, Orta Doğu ülkeleri, Araplar, Türkiye'yi durup dururken dışlamadı. Türkiye İslam Dünyasının gücendirmeyi göze alarak seçimini, İsrail’den yana yapmakla kalmadı, İsrail ile ilişkileri, İslam Dünyası'nı tahrik edecek abartıda yürütmeyi marifet bildi. Tahran'da konferans yapılırken, İsrail Savunma Bakanı Yitzak Moordehay, Ankara'yı ziyaret etti. Cumhurbaşkanı'nın Tahran'dan erken dönmek zorunda kalmasının ardından, Genelkurmay Başkanlığı bugüne kadar çok kez ertelenen ve yapılıp yapılmayacağı belli olmayan ortak askeri tatbikatının gününü belirledi. 'Reliand Mermaid' ismi verilen, Türk-İsrail ve ABD ortak askeri tatbikatı, 5 Ocak 1998 tarihinde başlayacak. Aynı gün, 22 Aralık'ta Ankara'da İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerde stratejik boyutun tespiti için görüşmelerin başlayacağı açıklandı. Görülüyor ki Türkiye, İslam Dünyası'nı karşısına aldığını bilerek, tercihini yapmış ve İsrail’in kucağına düşmüş bulunuyor. Bunun ardında üç etken var: (1) Silah kaynaklan kuruyan Türkiye, İsrail/'in ocağına ve kucağına mecburen düştü. (2) İsrail için Türkiye'nin hem çok iyi bir silah pazarı ve hem de tek başına kaldığı Orta Doğu'da çevresindeki çemberden dışarı çıkabileceği tek kapı olması. (3) İsrail'in menfaatlerini Orta Doğu politikasının temeli olarak gören ABD'nin Türkiye'yi İsrail’in kucağına itmesi. … Türkiye yarınını bağlıyor.” M.ALİ ÖZTÜRK haberdem.com
__________________
DAVA ADAMI
OMUZLADIĞI MUKADDES YÜKÜ GÖTÜRÜRKEN,RÜZGAR TERSİNDEN ESMEYE BAŞLADIĞINDA GERİ DÖNMEYEN. YÜKÜ ATMAYAN,YOLU SATMAYAN,YOLA YATMAYANDIR. DAVA ADAMI SIRTINI YÜKE VERİP GÖĞSÜNÜ RÜZGARA SİPER EDENDİR |
|
|
| Bu mesaj için Elcihad kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | bilpor (06.01.09), çare63 (06.02.09), Milli Görüş (28.01.09), takva (07.01.09), yusufsunetci (09.01.09) |
![]() |
| Etiket |
| cevap, erbakan, güzel, müfterilere, İsraİl |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|