| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 186 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ » Haftanın Hadis-i Şerifi »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 14.12.09, 06:33   #1
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart Haftanın Hadis-i Şerifi Konusu: Fitneler









Esselamu aleykum,Milligörüşforum.biz üyeleri,
Haftanın Hadis-i Şerifi konusu;
Fitneler




Arkadaşlar sizlerinde paylaşım ve desteklerinizi bekliyoruz
__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (14.12.09),  (15.12.09), muallim (20.12.09), Sükut-u Leyl (15.12.09), Zeynel Açıkgöz (17.12.09)
Alt 14.12.09, 06:36   #2
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart

(4759)- Vakid İbnu Muhammed babasından, o da Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radıyallahu anhümâ)'dan anlattığına göre demişti ki:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), (bir gün) parmaklarını kenetledi ve dedi ki:


"Ey Abdullah İbnu Amr! Ahidleri bozulup şöyle karmakarışık hale gelen bir kısım ayak takımı (hezele) kimselerle başbaşa kalırsan ne yaparsın?"
"Ne yapmamı tavsiye edersiniz, Ey Allah'ın Resulü!" dedim. Buyurdular ki:
"Güzel bulduğun şeyi yaparsın, kötü bulduğun şeyi de terkedersin. Kendi yakınlarının (hallerini düzeltmeye) yönelirsin. O hezele takımı (ile de), onların cemaatı ile de (uğraşmayı) terkedersin."


(Buhârî, Salat 88, Fiten 13; Ebu Davud, Melâhim 17, (4342); İbnu Mace, Fiten 10, (3957).(


Açıklama

1- Ahdin bozulması, güven ve emniyetin kalkmasıdır. İster mal, ister can, isterse ırz emniyeti olsun, hepsinin kalkması, halel görmesi, ahdin bozulması ile ifade edilmiştir. Irz emniyeti deyince vicdan hürriyeti, din hürriyeti gibi kişinin şahsiyetine giren hususları da anlamamız gerekir. Ahdin bozulmasıyla cemiyette bunlar da kalmaz, vicdanlara baskı artar, inançları sebebiyle dindarlara taarruz ve tasallut tahammül edilmez hale gelir. Önceki hadiste de kısmen geçtiği üzere dindarlığın, ahirzamanda, elde ateş tutmak gibi zorlaşması, ahdin bozulmasıyla din ve vicdan hürriyetinin de ortadan kalkacağını ifade eder.

2- Şarihler bu hadisi açıklarken, hadisin "parmakların kenetlenmesini yasaklayan" bir başka hadisle arzettiği tenakuza dikkat çekip, aralarını telif ederler: "Resûlullah buyurmuştur ki: "Biriniz namaz kılınca parmaklarını kenetlemesin. Zira, kenetleme işi, şeytandandır. Biriniz mescidde olduğu müddetçe, oradan çıkmadıkça namazdadır." Şarihler, umumiyetle bu iki rivayet arasında tearuz görmezler. Çünkü bu sonuncu hadiste, namaz esnasında veya namaz beklerken parmakların kenetlenmesi yasaklanmaktadır. Halbuki, sadedinde olduğumuz hadis, hadisenin namazla ilgisinden bahsetmez. Hadisin mescidde vürud etmesi de muhtemeldir. Bu takdirde cevap şöyledir: Yasak, gayesiz bir şekilde boş yere kenetlemekle ilgilidir. Halbuki Resûlullah bir temsil vermek, kapalı bir mânayı daha anlaşılır kılmak için parmaklarını kenetlemiştir. Öyle ise, namaz dışında müsbet, faideli bir maksatla parmakların kenetlenmesinde bir mahzur yoktur.
Kenetlenme yasağının hikmeti üzerine: "Çünkü "şeytandandır", "uykuyu getirir", "kenetlemenin arzettiği manzara, ihtilafın manzarasıdır, bu manzara namazda veya namaz hükmündeki bir halde bulunan kimse hakkında mekruh görülmüştür. Çünkü bir başka hadiste "Karışık olmayın; kalplerinize ihtilaf girer" buyrulmaktadır" gibi yorumlar getirilmiştir.

3- Hadisin, fitne sırasında Müslümanın takip edeceği yolla ilgili mesajı izah gerektirmeyecek kadar açıktır: Fitneye bulaşmamak, ateşi avuçta tutmak kadar zor bir iş dahi olsa fitneden kaçmak; öyle ki, icabında emr-i bi'lmaruf ve nehy-i ani'l münkeri de terkedip, sözünü dinleyecek yakınlarla meşgul olup, onları kurtarmaya çalışmak. Müteakiben kaydedilecek ilk iki hadiste (4760, 4761) fitneden kaçmanın gereği ve hayrı daha açık olarak ifade edilecektir.


Kutub-i Sitte
__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 7 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (14.12.09),  (15.12.09), muallim (17.12.09), Ruh-efzâ (14.12.09), Seida (15.12.09), Sükut-u Leyl (15.12.09), Zeynel Açıkgöz (17.12.09)
Alt 14.12.09, 07:03   #3
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart

(4758)- Ebu Ümeyye eş-Şa'bânî anlatıyor: "Ey Ebu Sa'lebe, dedim, şu ayet hakkında ne dersin?" (Mealen): "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez.."
(Maide 105).

Bana şu cevabı verdi:

"Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sormuştum: Demişti ki:

"Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zîra (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir."

(Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizî, Tefsir, Mâide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014).)

Açıklama

Hadis, kişinin kendisiyle meşgul olmasını, başkasının sapıklığının kişiye zarar vermeyeceğini ifade eden bir ayeti (Maide 105) açıklama sadedinde varid olmuştur. Ayetin zahirine bakılınca emr-i bi'lmarufa yer vererek başkalarıyla meşgul olmayı değil, kendi işiyle meşgul olmayı emrediyor gözükmektedir. Ayet suale vesile olmuştur. Çünkü mü'min kişiyi emr-i bil marufta bulunmaya, münkerden nehyetmeye teşvik eden ayetler ve hadisler var. Bu ayetle öbür ayetler arasında zahirî bir tezad gözükmektedir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beyan buyurdukları açıklama ile "Marufa sarılın..." emretmektedir. Ma'ruf, güzel kabul edilen, meşru olan, şeriatın yapılmasını tecviz ve teşvik ettiği her şeydir. Bunlar arasında emr-i bi'lmaruf ve nehy-i anil münker de yer alır. Şu halde mü'min buna ara vermeden devam edecek. Ancak cemiyette zuhur edecek bazı alametler var. Onlar görüldü mü, artık emr-i bil maruf ve nehy-i ani'lmünkeri terketmek evladır. Çünkü, bu safhada emr-i bil'maruf, fayda değil zarar verebilecektir. Hadiste bu alametler şöyle sayılır:

* İtaat gören cimrilik. Bazı alimler aşırı, hırsla karışık cimrilik diye açıklamıştır.
* Hevaya uyulması, yani şeriatın emirlerinin terkedilmesi.
* Dine tercih edilen dünya.
* Rey sahiplerinin kitaba, sünnete, icma-ı ümmete, sahabe akvaline bakmadan kendi görüşünü beğenip ona tabi olması.

Bu sayılanlar, haricî bir düşmanın hakimiyeti değil, İslam cemiyeti içerisinde gayr-ı İslamî, beşerî değerlerin hakimiyetidir, fitnedir, dahili kargaşanın had safhaya ulaşmasıdır. Bu derece bozulan insanlara emr-i bil maruf fayda vermez, zararı daha da artırır mânasında olmak üzere Aleyhissalâtu vesselâm, kişiye, cemiyeti terketmesini, kendini kurtarmayı düşünmesini tavsiye etmektedir. Çünkü arkada sabrın övüleceği sıkıntılı günler gelecektir.

__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (14.12.09),  (15.12.09), muallim (17.12.09), Ruh-efzâ (14.12.09), Sükut-u Leyl (15.12.09), Zeynel Açıkgöz (17.12.09)
Alt 14.12.09, 08:58   #4
k@rdelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 k@rdelen is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Fitne Zamanında Güzel Kulluk

Birincisi Ma'kıl ibn-i Yesâr RA'den rivayet olunmuş ki, Rasûlüllah efendimiz şöyle buyurmuşlar:





(El?ibâdetü fil-herci kehicretin ileyye)

"Herc zamanında ibadet, bana hicret gibidir."

Aynı kelimelerle tercümeyi böyle bir çerçeve olarak yapayım, ondan sonra açıklamasını yapmaya çalışırım.

Bu hadis-i şerifi Müslim rivayet eylemiş. İmam Müslim hadis alimi, Sahih-i Müslim'in yazarı.

Herc, re harfi sükunlu olarak, yâni herec değil, herc. İhtilaf ve kıtal demek. Yâni karışıklık ve birbirine aykırı hareket etme mânâsına geliyor.

Herc-ü merc diye de Türkçe'de az çok tanıdığımız bir kelime.

(E-ibâdetü fil-herci) "Böyle dini duyguların, dindârâne yaşantının, ilmin irfanın, hatta toplumun örfünün, adetinin karıştığı ve fitnelerin zuhur ettiği bir zamanda Allah'a güzel ibadet etmek, kulluğu güzel yapmak, (kehicretin ileyye) bana hicret etmek gibidir." diyor Peygamber Efendimiz..

"Prf.Dr. Mahmud Es'ad Coşan"
__________________
Allah'a emanet olun..

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View k@rdelen'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için k@rdelen kullanıcısına teşekkür eden 7 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (16.12.09), fatımatüzzehra (15.12.09),  (15.12.09), muallim (17.12.09), Seida (15.12.09), Sükut-u Leyl (15.12.09), Zeynel Açıkgöz (17.12.09)
Alt 14.12.09, 09:15   #5
k@rdelen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5 k@rdelen is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Alıntı:
koc´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
değerli dostlar,



bu ay köşemizde müslümanları hatta tüm insanlığı bir çıkmaz içine, bir buhrana sürükleyen “fitne” konusunu işlemeye çalışacağız. çünkü öyle bir hastalık ki; insan bu hastalığa bir yakalandığı zaman, nefsine hoş gelenin dışındaki tüm doğrular onun için bir anlam ifade etmez. Fitne öyle bir hastalık ki; insana yaptıklarını ya da yapacaklarını, sanki islam’ın kendisine yüklediği bir emir olarak bilmekte ve bunu her ortamda ve her fırsatta allah (c.c)’a muhalefet edercesine herkes üzerinde uygulamaktadır.

fitne nedir?

fitne; “gerçeğini sahtesinden ayırmak için altını potaya atıp kaynatmak” demektir. Fitne, imtihan demektir. Anarşi, bozgunculuk, günah, şirk, bela ve daha başka manalara gelirse de; ekseriya bölücülük, bozgunculuk anlamında kullanılır.

Abdülgani nablusi hazretleri buyuruyor ki: “fitne, müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmak demektir.” [hadika].

bu konuda kuran-ı kerim, kişiyi dininde fitneye düşürmeyi (dinden dönmesi için işkence etmeyi, katilden daha büyük bir suç olarak değerlendirmiştir. Bu yüzden haram ayında savaşmayı günah sayan; fakat ondan daha ağır ve daha çirkin bir suçu işleyenleri de reddetmiştir. “sana haram olan ayı ve onda savaşmayı sorarlar. De ki: Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Allah katında ise, allah’ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, mescidi haram’a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne ise katilden daha beterdir.” bakara. 217.

“fitne katilden daha beterdir”


böylelikle kur’an, insanın inancına saldırmayı, kendisine saldırmaktan daha kötü olarak görmüştür. “fitne katilden daha beterdir” buyrulmuştur. çünkü katil, haram olanı işleyerek büyük bir günahkâr olur. Hem ailesini, hem katlettiği aileye zarar verir ve onların dünya huzurlarını bozar. Fitne ise; tüm toplumu, hatta toplumları katleder ve onların hem dünya, hem de ahiretlerini mahveder. Kendi şeytani nefislerini doyurabilmek için kardeşlerinin yaptıklarını kusurlu göstererek, insanların arasını bozmak, müslümanları bir birine düşman etmek hiç kimseye verilmiş bir hak değildir.

Bu şekilde fitne meydana getirenleri allah resulü, ‘karanlık saçan bir zalim olarak’ haber vermekte ve şu sözüyle ondan sakındırmaktadır. “zifiri karanlık geceye benzeyen fitneler ortaya çıkmadan önce salih ameller yapmaya davranınız.

çünkü o fitneler ortaya çıkınca

kişi mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayacak.

Ya da mümin olarak akşamlayacak ve kâfir olarak sabahlayacak.

Dinini de bir dünya malı karşılığında satacaktır.”


“onlar bizim milletimizdendirler ve bizim dilimizi konuşurlar”


huzeyfe (r.a) şöyle demiştir:

“insanlar allah resulüne ‘hayır’ ile ilgili soruyorlardı. Ben ise başımıza gelme tehlikesi olan ‘şer’ hakkında sordum. “biz cahiliye döneminde ‘şer’ ile birlikte yaşıyorduk. Allah bize bu hayrı gönderdi. Acaba bu hayırdan sonra şer var mıdır?”.

O, “evet” dedi.

“peki, bu şerden sonra hayır var mıdır?” diye sorunca: “evet, fakat o anda bir karışıklık olacaktır” dedi.

“bu karışıklık nedir?” diye sordum.

Allah resulü şöyle cevap verdi: “benim sünnetimin dışında bir yaşam tarzı ve ilettiğim yolun dışında bir yol edinen bir topluluktur. Kimi zaman onları tanırsın kimi zaman tanımazsın.”

“bu hayırdan sonra bir şer var mı dır?” diye sorunca:

“evet, cehennem kapılarında onu davet edenler olacak. Kim onların davetini kabul ederse, hemen onu alıp cehenneme atacaklar.”

huzeyfe: “ey allah’ın resulü, onların niteliklerini bize anlatın” dedi.

Allah resulü:onlar bizim milletimizdendirler ve bizim dilimizi konuşurlar” diye buyurdu.

fitneden nasıl kurtulabiliriz?


görünen ve görünmeyen yönleriyle bu fitneden kurtulmanın birçok yönleri vardır mutlaka. Biz bu hususla ilgili peygamber efendimiz hz. Muhammed (s.a.v.) den nakledilen bir hadisle, bundan kurtuluş yönünü anlamaya çalışalım.

Peygamber efendimiz,

“benden sonra zifiri karanlık geceye benzer fitneler olacak.” der.

Bunun üzerine hz. Ali (r.a.), “bunlardan çıkış yolu nedir, ey allah’ın resulü?” diye sorar.

Allah’ın resulü: “sizden öncekilerden ve sizden sonrakilerden haber veren, aranızda olan şeyler hakkında hüküm veren, o bir saçmalık olmayıp hak söz olan, o’nu terk edenin başına büyük bir felaket geleceği, o’nun göstermiş olduğu yolun dışında bir arayışta olanların sapacağı, o allah’ın sağlam bir ipi, apaçık bir nuru, hikmetli bir öğüdü, dost doğru yolu olan allah’ın kitabıdır. O öyle bir kitaptır ki, onunla arzular sapmaz, diller bir birine karışmaz, görüşler dağınık hale gelmez. âlimler ondan doymazlar. Takva sahipleri ondan hiç usançlık duymazlar. O çoğunluğun reddedeceği bir uydurma ve içinde şaşırtıcı çelişkiler olan bir kitap değil. O öyle bir kitaptır ki, cinler o’nu duyduklarında o’nu reddetmeyip; “doğrusu biz büyük hayranlık uyandıran bir kuran dinledik” sözünü söylemişlerdir. O’nu öğrenen ilerler. O’nunla konuşan doğruyu söyler. O’nunla hükmeden adalet ile hükmetmiş olur. O’nu uygulayan sevap kazanır ve o’na çağıran dosdoğru olan allah’ın hidayet yoluna çağırmış olur. (tirmizi)

fitne uykudadır, uyandırana allah lanet etsin! [i.rafii]

unal firat

01.07.2009




Alıntı:
muhammed´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
fitne kavramı kur’an-ı kerim de birçok anlamlarda kullanılmıştır. Bunlardan en sık olarak kullanılanı imtihan anlamında olanıdır.




“mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir fitnedir,imtihandır.” (tegabün15)

“insanlar imtihandan geçirilmeden (fitneye düşürülmeden) sadece “iman ettik” demeleriyle bırakılı verileceklerini mi sandılar.” (ankebut 2)


bu ayetler; müminlere verilen bütün nimetlerin ve başlarına gelen belaların birer fitne/imtihan vesilesi olduğunu açıklamaktadır.

etrafımızda gördüğümüz uygunsuz manzaraların birçoğu anne-babaların adeta evlatlarını tapar derecesinde önemsemeleri, onların hiçbir isteğini geri çevirmemeleri sonucu ortaya çıkmıştır. Ortada sadece tüketen, oburlaşmış, şımarık bir nesil durmaktadır.

bu durum sonradan görme sözde mütedeyyin ailelerin çocuklarında çok daha vahim boyutlardadır. Durumun bu denli vahim hale gelmesinde en büyük etken bunların bir fitne unsuru olduğu gerçeğinin unutulmasıdır.

kur’an-ı kerim batıl din ve ideolojileri fitne olarak nitelemiş ve onların yeryüzünden silinip atılması için mücadeleye çığırmıştır.

“fitne (küfür ve şirk) ortadan kalkıncaya ve din yalnızca allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” (enfal 39)

[sıze=4]günümüzde sıkça karşılaştığımız bir hastalık olan ayetlerin olmadık manalara çekilip yorumlanmasını da kur’an-ı kerim fitne olarak nitelemektedir.

“kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu teyit etmek için müteşabih ayetlerin peşine düşerler.” (al-i imran 7)

dini hayatın ortadan kaldırılması için televizyon ekranlarına özellikle çıkarılan kişilerin sürekli olarak ihtilaflı meselelerden bahsetmelerinin amacı da zaten fitne oluşturmaktır.

yunus suresinde geçen “ey rabbimiz bizi o zulmeden kavme fitne yapma, bizi onların işkencesiyle deneme” (yunus 85) ayeti kerimesi ise firavun hanedanının zulüm ve işkencesinden korkan israil oğullarının bir duasıdır ki işkence edilerek dinlerinden dönmeye zorlanmamaları için bir yakarıştır.

türkçede kullandığımız “fitne” kavramı ise daha çok fesat çıkarmak, ortalığı karıştırmak, birlik ve düzeni bozmak anlamında kullanılır. özellikle yeterince islami terbiye almamış kişilerin yalan ve iftiraya dahi başvurarak şahsi çıkar ve menfaat elde etmek amacıyla çalışmaları bir fitne olduğu gibi, vazifesini hakkıyla ifa eden insanları kıskanmak, onları o makamlara layık görmemek de bir fitnedir. Bu hususla ilgili olarak yüce allah şöyle buyuruyor:

“böylece biz onların bazısını diğer bazısı ile fitneye uğrattık.” (enam 53)


yazar: mustafa kasadar


Alıntı:
esedullah´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
fitne, arapça kelime manası olarak " topraktan çıkarılan altın ve gümüş gibi madenlerin hasını posasından ayırmak üzere yüksek dereceli ateşte yakmak ve eritmek " demektir.
Alıntı:
esedullah´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster

inananları inkârcılardan, salihleri sapıklardan, iyileri kötülerden seçmek, insanları terbiye ve tecrübe etmek ve herkesin gerçek ayarını belirtmek işine de kur'an, "fitne" tabir etmektedir.

yani, dünya hayatının tamamı, bir fitne ve imtihandır.


"her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için hayra ve şerre mübtela kılıyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz." [1]

"bilmem, belki de o (allah ) sizi denemek (üzere) bir süreye kadar yaşamak için (mühlet) veriyor."[2]

"insanlar sadece "iman ettik" demekle, bir fitneye ve imtihana tabi tutulmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Yemin olsun ki biz, daha öncekileri de sınadık. Elbette allah (bu imtihanın sonunda) sadıkları da bilecek, yalancı sahtekârları da bilecektir." [3]

"mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir fitne (imtihan) dır."[4]

"o (allah ) hanginiz daha güzel işler yapacağınızı denemek için, ölümü ve hayatı yarattı."[5]gibi ayetler imtihanda bulunduğumuzu ve bir fitneye (elemeye) tabi tutulduğumuzu bildirmektedir.

ve bu kulluk imtihanının sahası ve salonu dünya olduğu gibi, bu imtihanın programı da kur'an'dır. Bu imtihanı kazanmak için, her şeyden önce, kur'an'ın tamamına sahip çıkmak ve islâm'ın bütününe talip olmak mecburiyeti vardır. Islâm'ın sadece rahatına ve menfaatine uygun düşen kısmını alanlar, imtihanı kaybeder.

"insanlardan kimisi de (dinin tamamına teslim olmadan) bir kenardan allah 'a ibadet ederler. Eğer nefsine hayır (gördüğü bir emir) gelirse ona razı olur. şayet (işine gelmeyen bir hüküm ve tekdirle karşılaşmak gibi) bir fitneye (imtihana) uğratılsa yüzüstü döner. Işte bu (gibiler) dünyasını da ahiretini de kaybetmiştir."[6]

fitnenin, imtihan anlamında kullanılan bu genel tanımı yanında, biraz da "insanlar arasında fesat çıkarmak, dirlik ve düzeni bozmak, ortalığı karıştırmak" gibi özel manaları üzerinde duracağız.

bu tür fitne ve fesatçılığın en büyüğü "batıl yönetimleri ve zalim şahsiyetleri sevmek, desteklemek ve işbaşına getirmektir" çünkü böyle yapmakla, eğitim sisteminden ekonomiye, televizyondan hukuk düzenine kadar bütün kurumların bozulmasına ve halkın tamamının yozlaşmasına ve yoldan çıkmasına sebep olunmuş olur ki, elbette bundan daha büyük bir fitne yoktur. Bu nedenle cenab-ı hak:

"... (zalimleri ve müşrikleri desteklemek, hayırlı bir hareketi bölmek, haklı bir cemaati terk etmek ve hainlere fırsat vermek suretiyle) fitne çıkarmak adam öldürmekten daha şedid bir günahtır."[7]

"... Onlarla çarpışın (ve cihat edin ki) fitne ortadan kalksın, din yalnız allah 'ın dini olsun. (dünyadaki zalim rejimler yıkılsın, adil düzen kurulsun)"[8]

"fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen allah 'ın oluncaya (yani her konuda ve her kurumda evrensel hukuk kuralları uygulanıncaya) kadar onlarla çarpışın (ve cihadı sürdürün)"[9] gibi ayetler bu gerçeği haber vermektedir.

insanların kafasını karıştıracak, şaşkınlığa ve taşkınlığa sebep olacak ve ihtilaf çıkaracak şekilde bazı yersiz ve yararsız konuları gündeme getirmek de, manevi bir fesatçılık sayılmıştır.

"kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve kendi keyiflerine göre yorumlamak için, müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun hakiki te'vilini allah 'tan başka kimse bilemez"[10] ayeti bu duruma işaret etmektedir.

içimizden bazı kimselere verilen ilim, makam, servet gibi nimetleri kıskanmak ve onlara reva görmemek de bir fitnedir.

"böylece biz onların bazısı diğer bazıları ile fitneye uğrattık. (imtihan ettik ki: "allah , aramızdan şunlara mı lütfunu layık gördü" desinler (allah 'ın tayin ve takdirini beğenmediklerini göstersinler)".[11]

Alıntı:
esedullah´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster
halbuki: "senden önce gönderdiğimiz peygamberler de yemek yerler ve çarşılarda gezerlerdi (diye onları tan ediyorlardı) oysa biz sizi birbiriniz için bir fitne ve deneme yaptık. Ta ki sabrediyor ve (allah 'ın takdirine razı oluyor) musunuz? Rabbin her halinizi görendir."[12] ayetleri bu durumu bildirmektedir.
Alıntı:
esedullah´isimli Arkadaşımızdan Alıntı Mesajı göster

fitne, bir diğer manada, zalim yöneticilerin istismar aracı olmak ve onların zulmüne uğramaktır.

"rabbimiz bizi zalimlerin fitnesi kılma. Rahmetinle bizi inkârcı güruhun elinden kurtar"[13]

"ya rabbi bizi kafirlerin oyuncağı yapma"[14] gibi ayetler bu gerçeği dile getirmektedir. Din alimi veya maneviyat ehli geçinip, mason partileri destekleyen ve onlardan hürmet ve menfaat bekleyen tipler böylesi kimselerdir. Dış güçlerden icazet ve işaret alarak, yeni oluşum diye, eski oyunlara piyon olanlar da bu cinstendir.

açıklık, saçıklık ve cinsi sapıklık da en büyük fitnelerden birisidir.

cenab-ı hak: "ey ademoğulları, şeytan ana babanızı (hz. Ademle havva'yı) çirkin yerlerini onlara göstermek (şehvet yerlerini gözetlemek) için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de öyle bir fitneye düşürmesin"[15]

evet soysuz medeniyetin soyup sokağa saldığı kadınlar, en göz alıcı ve şehveti gıdıklayıcı yerlerini göstermekten utanmayanlar. Bunların basındaki resimleri ve televizyondaki görüntüleri de ,cinsi sapıklıkların, fuhuş ve ahlaksızlıkların baş sebebidir ve çağımızın en büyük fitnelerinden birisidir.

ayrıca, münafıklık yaparak, insanlar arasında söz taşımak, dostların arasını bozmak, kin ve düşmanlıkları kışkırtmak, hep olumsuzlukları konuşmak da, çok adi davranışlardır, fesatçılıktır ve fitneyi yaymaktır.

fitne ve fesadın en yaygını ve en zararlısı ise hayırlı bir teşkilat içinde yapılanlardır. öyle ise bu tipler özellikle tanımamız ve tedbirli olmamız lazımdır.

evet, insanların hayırlı olanlarını "mü'min, müttaki, müstakim (istikametli mücahid, muhterem) gibi sıfatlarla tanır ve tanıtırız.

"hayırsız" olanlarını ise "münkir, nankör, münafık, mücrim, marazlı (manevi hastalıklı) vefasız" gibi sıfatlarla hatırlarız.

bu nedenle "milli şuur mensupları"na yönelik bir "öz eleştiri" ve genel durum değerlendirmesi yapmayı ve "kendi nefislerimizi ve dava adamı ve hizmet erbabı geçinenleri bir teste tabi tutmayı" gerekli bulmaktayız.

acaba davamız açısından ve kurmaylarımız tarafından "hayati önem"de bulunan konulardaki "ilgisizliğimizin ve bilgisizliğimizin" asıl sebebi nedir?

gerçekte milli görüş mesajına inanmadığımız halde, bazı makam ve menfaatler hatırına, inanmış gibi göründüğümüzden midir?

yoksa "pişkinlik" derecesindeki bir yüzsüzlük ve nankörlükten midir?

şimdi, test sorularımıza geçelim:

1- milletvekili, belediye başkanı ve müsteşar olduğu halde, hala bir milli yayınımızı almayan, okumayan ve sahip çıkmayan kimsenin durumu nedir?

ve hele yıllardır bizi savunan, sahip çıkan ve çizgisinden sapmayan bir gazetenin aleyhinde konuşur ve küçümseyici tavırlar takınırsa, ona ne demelidir?

evet, bu tavır ya gaflettir, ya meskenettir (tembellik ve beleşçiliktir), ya da ham tiyniyet ve olgunlaşmamış karakterdir.

2- bir belediye başkanı şayet, il ve ilçesindeki teşkilat yetkililerini, mahalle temsilcilerini, milli gençliğimizi ve kardeş birimlerini hala tanımıyor, takmıyor ve hesaba katmıyorsa, onun ayarı, değeri ve durumu nedir?

ya siyasi körlük ve bindiği dalı kesmektir, ya enaniyet ve kibirdir veya vefasızlık ve nankörlük eseridir.

3- cemaat içerisinde "dava adamı, fikir erbabı, islâmcı yazar" bilindiği halde, çok ciddi ve ilmi olarak hazırlanmış adil düzen projeleri'ni ve siyasi hizmet program ve prensiplerini" baştan sona bir kere olsun dikkate almamış, okumamış, anlamaya değer bulmamış, islâmi kaynaklara ve ilmi dayanaklara uygunluğunu ve uygunsuzluğunu araştırmamış ve vardığı sonuçları delilleriyle ortaya koymamış, ama devamlı tenkit edip aleyhinde çalışmış kimselerin hali neye benzemektedir?

bu tipler ya, ağız ishaline (gevezelik hastalığına) yakalanmıştır. Ya duygu istismarına (his ve heyecan sömürüsüne) alışmıştır. Ya da ucuz kahramanlığa ve filozof taslaklığına bulaşmıştır.

4- bu davanın sayesinde ve isimsiz dava erlerinin himmet ve himayasinde bakan, müsteşar, müşavir, genel müdür, müdür, meclis üyesi, müteahhit gibi makamlara yükselenler, aylık kazançlarının kırkta biri kadar olsun, teşkilat hizmetleri için aidat vermiyor ve maddi katkıda bulunmuyorsa, bu umursamazlığa hangi kılıf geçirilecektir?

ya, paraya ve dünyaya düşkünlük ve cimrilik hastalığıdır.

ya, milli davasına ilgisizlik ve ciddiyetsizlik hastalığıdır.

ya da, niteliksizlik, nasipsizlik ve cesaretsizlik hastalığıdır.

5- parti kongrelerinde, "eskilerin yetersiz ve bereketsiz" oldukları gerçeğini bahane ederek, daha önce davayı dert edinmedikleri halde, şimdi güya hizmet yarışına girişen ve iktidar nimetlerini devşirmek isteyen ve hatta partiyi ele geçirmek sevdasına düşen kimselerin konumu ne merkezdedir? (bu durum elebaşları için geçerlidir. Yoksa her iki tarafta da saf ve samimi insanlarımız vardır)

a- birileri, "genel merkeze bağlılık" iddiasıyla, "istismarcılık ve suistimalcilik" (yetki ve güveni kötüye kullanma) yapmaktadır.

b- ötekileri, fırsatçılık yaparak isyana kalkışmakta ve fesat çıkarmaktadır.

c- dava dertlileri ise, sabır ve sükunetle "tortuların alta çökmesi" için, suların durulmasını kollamaktadır.

6- bu sorunların her birisi, yukarıda sözü geçen her sınıf ve seviyeden herkese ayrı ayrı sorulabilir ve sorulmalıdır.

belediye başkanı ve milletvekili olarak seçilenler acaba seçmenlerinin, yani vefâkâr ve cefâkâr hizmet erlerinin mi, yoksa kendi heveslerinin ve yakın çevrelerinin mi hizmetkârlığını yapmaktadır? Sorularının doğru cevaplarını bulmaya çalışmak, kimsenin zararına değil, hepimizin yararınadır.

milli bir yayınımızı alıp okuyacak ve dikkate alacak kadar teşkilatına vefası, cemaatine saygısı bulunmamak.

davamızın çilesini çekenlere ve bizi bu makamlara yükseltenlere hizmet ve hürmet duygusu taşımamak.

bu davanın sayesinde dünyalık çok şey kazanıp, ama hiçbir katkıda bulunmamak,

ve hele bu cemaat ve teşkilat sayesinde şöhret ve kıymet kazanıp sonra hıyanet ve hakarete kalkışmak.

lütfen düşünelim ve doğru cevap verelim, hangi izanla, hangi insafla ve hangi inançla bağdaşmaktadır?

bu sorulara olumlu ve onurlu cevaplar, verecek her seviye ve statüdeki mensuplarımızın varlığını biliyoruz, onlarla seviniyoruz ve dualar ediyoruz.

ama bu sorulara yeterli ve tutarlı cevaplar veremeyecek kimseleri de, islâm kardeşliği adına uyarıyoruz ve düzelmelerini temenni ediyoruz...

ey bizim ikazlarımızdan gocunanlar! Peki allah 'ın adalet ve intikamından nasıl kurtulacaksınız?!

hem görüyorsunuz ki bu öz eleştiriler, birilerin hedef alan kınamalar olmayıp, genel ifadelerdir. Hiçbir şahsı direk kınayıcı sözler değildir.

bu hazır kalıplar kimin üzerine uyarsa onun için geçerlidir. şayet yarası olanlar gocunacaksa, bu da bizim suçumuz değildir.

biz gerçek ayarımızı gösterecek "hakikat aynalarını" tutmaya çalışıyoruz. Eğer birileri kendi yüzünde bir çirkinlik görüyorsa, suç aynaların değildir. Aynaları kırmak ve size ayna tutanlara kızmak yerine, kendi kusurumuzu düzeltmek daha akıllıca bir harekettir.
................
__________________
Allah'a emanet olun..

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View k@rdelen'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için k@rdelen kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (16.12.09), fatımatüzzehra (15.12.09),  (15.12.09), Seida (15.12.09), Sükut-u Leyl (15.12.09), Zeynel Açıkgöz (17.12.09)
Alt 15.12.09, 11:09   #6
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart

(4761)- Hz. Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kafir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)"

(Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205).)

Ebu Davud, "koşandan" kelimesinden sonra şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Yanındakiler, "Bize ne emredersiniz (ey Allah'ın Resulü)?" dediler. "Evinizin demirbaşları olun!" buyurdu.


Açıklama

1- Resûlullah, kıyamete yakın çıkacak fitnelerin dehşetini belirtmek için, zifirî karanlık gecenin parçalarına benzetmiştir. Yani peşpeşe fitneler olacak, her biri, gece parçası gibi karanlık, yani doğruyanlış, haklıhaksız, isabetlihatalı vs. şekilde tefrik etmek imkanı tanımayacak, son derece dehşetli olacak demektir. Bu teşbihten maksat fitnenin büyüklüğünü ifadedir.

2- Hz. Adem'in iki oğlundan hayırlısı Hz. Habil'dir. Kardeşi Kabil onu öldürmek istediği vakit ayet-i kerimenin ifadesiyle kardeşine: "Sen beni öldürmek için elini bana kaldırsan da , ben seni öldürmek için elimi sana kaldırmayacağım" (Maide 28) demiştir. Bu ayette, Cenab-ı Hakk fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaseti vaz' etmiş olmaktadır: "Fitneden kaçmak, öldürmektense ölmeyi tercih etmek." İslam'da bunun ilk örneğini Hz. Osman (radıyallahu anh)'ın verdiği belirtilir: O fitnenin büyümemesi için öldürmeyi değil, öldürülmeyi tercih etmiştir.

3- Evin demirbaşı olmaktan maksad, evden ayrılmamak, dışarı çıkıp fitneye bulaşmamaktır. Nasıl ki demirbaş denen halı, kilim gibi bir kısım eşyalar devamlı evde kalırlar; fitne sırasında da o eşyalardan biri gibi olmak yani evden dışarı çıkmamak tavsiye edilmiştir. Bundan da maksad, fitneye katılmamaktır
__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (16.12.09),  (15.12.09), muallim (17.12.09), Seida (15.12.09), Sükut-u Leyl (15.12.09), Zeynel Açıkgöz (17.12.09)
Cevapla

Etiket
fitneler, hadisi, haftanın, konusu, şerifi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Haftanın Hadis-i Şerifi Konusu: Yalan /yalancılık fatımatüzzehra Haftanın Hadis-i Şerifi 23 13.12.09 12:14
Haftanın Hadis-i Şerifi konusu: Süslenme fatımatüzzehra Haftanın Hadis-i Şerifi 8 26.11.09 16:35
Haftanın Hadis-i Şerifi konusu: Dua fatımatüzzehra Haftanın Hadis-i Şerifi 20 22.11.09 10:59
Haftanın Hadis-i Şerifi konusu: Sılayı Rahim fatımatüzzehra Haftanın Hadis-i Şerifi 12 31.10.09 13:00
Haftanın Hadis-i Şerifi Konusu: Kibir ve Ucub fatımatüzzehra Haftanın Hadis-i Şerifi 7 25.10.09 07:42

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:53 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.