|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 192 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline
|
Esselamu aleykum MilliGörüsForum.biz üyeleri, Haftamızın Konusu Allah yolunda infak paylasimlarinizi ve desteğinizi bekliyoruz.. ALLAH YOLUNDA İNFAK VE TASADDUK ETMEK, HAYIRDA YARIŞMAK ALLAH İNDİNDE ÇOK SEVAPLI İŞLERDENDİR. Allah’u Teala Kur’an-ı kerimde geçtiği gibi tercih bakımından öncelik sırasına göre eşyaların ve fiillerin değerlerini belirtmiştir:“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez ”(Tevbe 24)Yukarıda zikredilen, ayette belirtildiği gibi Müslümanlar bir konuda tercih yaparken tercih yapmanın ölçüsü, insanın aklı değil Şari’in (kanun koyucunun) belirttiği ölçüdür. Zira insan bir şeyden belli şartlarda hoşlanırken, bu şartlar değiştiği zaman insanın tavrı da değişiklik arz edebilir. Dolayısıyla sabit değerlerin ölçüsü; değişken şeyler değil, hiç değişmeyen, zaman aşımına veya şartların değişimine uğramayan sabit şeyler olmalı. Buradaki değerlerden kasıt; yapılan fiillerin sonucunda doğan kıymetlerdir. Sözünü ettiğimiz değerleri dört kategoriye ayırmak mümkündür: 1. Maddi değer: Kazanç amaçlı ticaret işleri gibi. 2. Ruhi değer: Namaz, oruç, zekat, hac ibadetleri gibi. 3. Ahlaki değer: Doğru söylemek, emanet ve vefalık gibi. 4. İnsani değer: Suda boğulanı kurtarmak, yoksul ve muhtaçlara yardım etmek gibi. Yukarıda saydığımız değerlerin farklı sonuçları bulunmakla beraber hepsinin yegane ölçüsü ve kıstası şeri hükümlerdir. Tüccar bir kimse;yaptığı ticaretten maddi beklentisi olabilir, ancak yaptığı ticari işleri şer-i hükümlere göre yani helal-haram ölçüsüne göre yürütmekle yükümlü olduğunu hiçbir zaman unutmamalı. Buradaki mesele, kazanç veya götürügetiri meselesi değildir. Değerler meselesi tamamen sevap-ceza, mükafat-azap yani şer-i hükümlere bağlanma meselesidir. Müslüman bir kimsenin yaptığı fiillerinin ölçüsü menfaatçilik değildir. Bunun tek ölçüsü Allah’ın emir ve yasaklarıdır. Yaptığı bütün fiillerden gayesi ise, sonucunda doğan değer ne olursa olsun tek Allah’ın rızasını kazanmaktır, başka bir şey değildir. Özetle; İslam davasını taşımaya, ana-ba-baya itaat etmeye, aç komşusunun yardımına yetişmeye, Allah yolunda cihad etmeye, eşi ve çocuklarının nafakasını temin etmeye, dürüst olmaya, ticaret yapmaya kalkıştığımızda fiillerin doğuracağı değerlere riayet ederek gayemizin sadece ve sadece Allah’ın rızasını kazanmak olduğunu ve bundan dolayı yüce Allah’ın ahirette büyük mükafat, mağfiret ve sevaplar vaad ettiğini unutmamalıyız. Allah’ın bize hazırladığı mükafatlar; hayırda birbirimizle yarışmada, hakkı ve sabrı tavsiye etmede, İslam davasını taşımada adeta harekete geçmemize teşvik edici bir faktör olmalıdır. Bu fiilleri yaptığımızda da Allah katında bize büyük sevaplar ve ecir yazıldığını hatırımızdan çıkarmamalıyız. İşte İslam’ın emrettiği, yapılmasına teşvik ettiği hususlardan biri de tasadduk, yani infaktır. Arapça olan infak kelimesi Allah için, veya gerekli işlerin hazırlanması için harcanan mallardır. Ayet olarak sadece Kur’an-ı kerimde infak ile ilgili tam 31 ayet bulunmaktadır. Ayetlerde geçen infak kelimesi; “infak ederler, Allah’a ödünç verirler, tasadduk edenler, veya infak ederseniz” olarak zikredilmiştir. Bu ayetlerin bir kısmını incelediğimizde Şari’in infak edenleri; ihlaslı olanlar, takva sahipleri, ihsan edenlerle eşdeğer olarak zikrettiğini görürüz. Allah’u Teala şöyle buyurur: “Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.” (Bakara 3)“Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Ali-imran133-134)-Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Resulullah bir gün bizlere sadaka vermemizi emretti. O sıralarda mal bakımından oldukça zengindim. Kendi kendime“Eğer Ebu Bekri geçebilmem mukadder ise bu ancak bugün olabilir”dedim ve malımın yarısını getirdim. Resulullah “Aile efradına bir şey bıraktın mı?” diye sordu. “Evet, onlara da bir şeyler bıraktım” dedim. Ne kadar bıraktığımı sorduğunda da “Bunun kadar da onlara bıraktım” cevabını verdim. Biraz sonra da Ebu Bekir geldi. Resulullah ona da‘Ey Ebu Bekr! Sen aile efradına ne bıraktın?’dedi. O da‘Onlara Allah’ı ve Onun Resulünü bıraktım’ dedi. Bunun üzerine Ebu Bekr’i hiçbir zaman geçemeyeceğimi anladım. Müntehabul Kenz:4/347
__________________
Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin... ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN... Haftanın Hadis-i Şerifi [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Konu fatımatüzzehra tarafından (10.08.09 Saat 14:11 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz: | Abdülhamit (14.08.09), Alemdâr-ı İslâm (10.08.09), Kara Kalem (11.08.09), Medine Sevdalisi (10.08.09), muallim (19.08.09), Sükut-u Leyl (17.08.09) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 57
Üyelik tarihi : 09-08-2008
Mesleği : ögrenci
Konuları : 58
Mesajlar : 1,214
Teşekkürleri: 353
387 mesajına 547 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 08.02.12
Durumu : Status: Offline
|
.....................
__________________
أنت وأنا، صُنعنا من عجين مبلل بالدموع فليتأملوا ألواننا: فنحن من دم وطين! Konu HANZALA tarafından (10.08.09 Saat 14:13 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için HANZALA kullanıcısına teşekkür edenler: | Kara Kalem (11.08.09) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline
|
yazım hatası
__________________
Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin... ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN... Haftanın Hadis-i Şerifi [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
| Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür edenler: | Kara Kalem (11.08.09) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 57
Üyelik tarihi : 09-08-2008
Mesleği : ögrenci
Konuları : 58
Mesajlar : 1,214
Teşekkürleri: 353
387 mesajına 547 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 08.02.12
Durumu : Status: Offline
|
fark ettim bend eyazdigimi silmistim zaten ![]() konu icin Allah razi olsun..
__________________
أنت وأنا، صُنعنا من عجين مبلل بالدموع فليتأملوا ألواننا: فنحن من دم وطين! |
|
|
| Bu mesaj için HANZALA kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | fatımatüzzehra (10.08.09), Kara Kalem (11.08.09) |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11
![]() Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline
|
İnfak nedir? (Bakara Suresi Tefsirinden) Muttakîlerin gayba iman ve namazı dosdoğru kılmalarından sonraki mümeyyiz vasıflarına gelindi: “Ve onlar, kendilerini merzuk kıldığımız şeylerden infâk ederler.” Rızık, lügatta atâ yani vermek demektir. Örfte, canlıların faydalandıkları şey, şeriatte ise helâl ve haram olarak yenilen, giyilen, istifade edilen şeylerin bütünü. Agniyâ, mallarından infâk ederler ve ihtiyaç sahiplerinden kıskanmazlar. Âbidler, nefislerinden infâk ederler, hizmet ve vazifelerinde esneklik göstermezler. Ârifler, kalblerindeki şeylerden infâk ederler; murakabe-i hakikîye ile merzuk kılındıkları hikmetleri istidadı olanlara infâk ederler. Âşıklar, canlarını infâk ederler, maşuk yolunda canlarını bir kazada düşünmezler. Bu ayet-i celilede iman, namaz ve infak birbirine bağlı ve arkası arkasına zikrolunmuştur. İman kalb ile, namaz ruh ve cesed ile, infak da can ve mal ile yapılır. Bütün ibadetler bunlarla alakalıdır. İmanda necât, namazda münâcât, infâkda derecât vardır. Yine imanda beşâret, namazda kefâret, infâkta tahâret vardır. Yine imanda izzet, namazda kurbiyyet, infâkta ziyade vardır. 2. ve 3. ayette zikredilen dört şey, kemal dereceleriyle Hulefâ-i Râşidîn (radıyallahu anhüm)’de zuhur etmiş vasıflardır: 1. Takvâ 2. Gayba iman 3. Namazı dosdoğru kılmak 4. İnfâk Sûfiyyeye göre infakta birinci mertebe sehâdır. Sonra cûd, sonra îsâr gelir. Malının bir kısmını verip bir kısmını bırakana sehiy, çoğunu infâk edip kendisine az bir şey bırakana cevvâd, gönlüne bir darlık gelmeden bütün zaruretine rağmen malının tamamını infâk eden ve Allâh’ın kullarını kendisine tercih edene sâhib-i îsâr denir. Ebû Abdullah el-Hârisü’r-Râzî demiştir ki: Allah Tealâ peygamberlerinden birine vahyetti ki, filan kulumun ömrünün yarısını fakr, yarısını zenginlik ile geçirmesine hükmettim. Kendisine sor, hangisini evvel isterse onu vereceğim… O peygamber bu kulu çağırdı ve gelen vahyi haber verdi. Adam: “Ailemle istişare edeyim.” dedi. Hanımı: “Zenginliği evvel tercih et.” dedi. Adam: “Zenginlikten sonra fakirlik zordur. Fakirlikten sonra zenginlik ise tatlıdır.” dedi. Kadın: “Bu hususta benim sözümü tut.” dedi. Adam peygambere gelip zenginliği önce tercih ettiğini bildirdi. Allâh ona bütün zenginlik kapıların açtı. Hanımı dedi ki: “Eğer bu nimetin ömrümüzün sonuna kadar devam etmesini istiyorsan Allâh’ın kullarına karşı cömert ol. Kendine bir elbise aldığın zaman bir fakire de al.” Adamın ömrünün yarısı böyle şükür içinde geçince, Allâh o peygamberine vahyetti: “Ben o kulumun ömrünün yarısını gınâ ile, yarısını da fakr ile geçirmesini takdir etmiştim. Fakat gördüm ki o kulum bütün nimetlerime şükretti, Şükür ise nimetin ziyadesini ve devamının vacip kılar. Ömrünün geri kalan kısmını da zenginlikle geçirmesini takdir ettiğimi kendisine müjdele.” (Lein şekertüm le-eziydenneküm 14/7, Şükrederseniz artırırım.) Ehl-i hakîkat der ki: “Mimmâ razaknâhüm yünfikûn” yani, varlığın vasıflarından, kul ile Rabb arasında taksim edilmiş bulunan namazın yarısının hakkını tam verirler. Nihayet huzur-ı İlâhî’de tam bir sükûna kavuşup bu sükûnu bozacak hususlara karşı direnirse onu latîf nefhalarıyla ezelî inayet kuşatır ve kendi yakınındaki derecelere ulaştırır. Nasıl ki Hakk’ın Nebî (s.a.v.)’ile “yaklaş” hitabı şeklinde cezbesi varsa, mümine de “secde et ve yaklaş” şeklinde cezbesi olur. Mahmud Sami Efendi Hazretleri (ks)
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
| Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (10.08.09), fatımatüzzehra (12.08.09), Kara Kalem (11.08.09), Medine Sevdalisi (10.08.09), muallim (19.08.09) |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11
![]() Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Veren El Olmak Bir insanın sahip olduğu mal varlığını karşılık beklemeden ve gönüllü olarak ihtiyaç sahiplerine ve hayır işlerine harcayabilmesi yeteneği ve eğilimi, diye tarif edilen cömertlik insanlardaki huy ve ahlâkî niteliklerin en temeli olanlarından biridir. Cömertlik bütün dinlerde ve toplumlarda erdem sayılmıştır. İslam’dan önce Araplar, İranlılar ve Türkler cömertliği önemli sayarlar, insanları cömert olmaya teşvik ederlerdi. Türkçe’deki cömert kelimesinin kökü Farsça’daki civan-merd (civanmertlik)dir. Cömertlik Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde yüceltilen ve erdem olarak kabul edilen ahlaki bir vasıf olarak sunulmuştur. Her şeyden Cûd Allah’ın ismi ve vasfıdır. Bütün cömertliklerin kaynağı Allah Teâlâ’nın buismidir. Kur’an’da Hak Teâlâ’nın Kerim ve Zü’l-ikram ifadesini, “Her türlü keremin kaynağı ve keremin taşarak insanları kapladığı menba” olarak izah eder. Kerim ismi konusunda da şunları söyler: “Kerim zât beklenenden fazla ihsan eder, kime ne kadar verdiğini hesap etmez, verdiği kişinin başka birine muhtaç olmasına gönlü razı olmaz, kendisine başvuranı ve sığınanı ortada bırakmaz, ihtiyaç sahiplerine aracılar yoluyla değil, doğrudan yardım eder. Allah vasfı olan Kerem (Kerim) ile insan da süslenir, bu vasfı kazanır, fakat onun keremi sınırlıdır. Hz. Peygamber: “Asmaya Kerm (kerem, demeyiniz, kerem sahibi müslüman kişidir” buyurmuştur. Güzel bir meyvesi, dikensiz ağacı, bol ürünü olduğu için asmaya (üzüm ağacına) kerm denilmiştir. Müslüman asma gibidir. (Gazali, el-Maksadu’l-esna, 84, 103) Allah cömerttir. Cömertliği sever. (Buhari, Edeb, 41) Hz. Peygamber insanların en cömerdi idi. Kendisinden yarıdım isteyenlere hiçbir zaman, “Yok, olmaz, veremem” dememişti.” (Buhari, Edeb, 39; Müslim, Fazail, 1493). Hz. Peygamber, kendisine gelen bir kişiye bir vadideki koyun sürüsünü bağışlayınca yerinden zıplayan adam kabilesine koşmuş: “Ey kavmim! Hemen müslüman olunuz, çünkü Muhammed fakirlikten korkmayan bir kişi gibi ihsanda bulunmaktadır.” demişti (Müslim, Fazail, 57). Hz. Enes diyor ki: “Sırf dünyalık elde etmek için müslüman olanlar vardı ama çok geçmeden onlara İslam dünyadan daha sevimli gelirdi” diyor (Müslim, Fazail, 58). Safvan b. Ümeyye Huneyn Savaşı sırasında müşrikti. Hz. Peygamber O’na yüzlerce deve ihsan etti. Safvan diyor ki: “Resülullah en sevmediğim bir insandı, bana o kadar ihsanda bulundu ki sonuçta en çok sevdiğim insan oldu” demiştir (Müslim, Fazail, 59). Ensardan biri, “Ey Allah Resûlü, infak et, arşın sahibi azaltacak diye de korkma, deyince Hz. Peygamber tebessüm etmiş ve “zaten böyle olmakla emr olundum,” demişti. (Şifa, I, 66) İbn Abbas diyor ki: “Hz. Peygamber insanların en cömerdi idi. Cömertliği Ramazan’da coşardı. Yağmur yüklü bulutlardan daha cömert idi” demiştir (Buhari, Savm, 7). Hz. Peygamber kendisine vahiy gelmeden evvel de cömert idi. Varaka b. Nevfel O’na: “Düşkünlere yardım ediyor, yetim ve dulları gözetiyorsun, Allah Seni mahcup etmez” demiş, onun cömertliğini peygamberlik işareti saymıştır. Allah Resûlü buyurur: “Cömert kişi Allah’a, cennete ve insanlara yakın, cehennemden ise uzaktır. Cimri kişi Allah’tan, cennetten ve insanlardan uzak, cehenneme ise yakındır. Cahil ama cömert bir kişi Allah katında âbid ama cimri olan bir kişiden daha makbuldur.” (Tirmizi, Seha, 40) Resûlüllah: “Şu ikisi bir mü’minde bir araya gelmez. Cimrilik, kötü huy” buyurmuştur. (Tirmizi, Bahil, 41) Yine Allah Resûlü buyurur: “Sahtekâr, yaptığı iyiliği başa kakan ve cimri kişi cennete girmez.” (Tirmizi, Bahil, 41) Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Mü’min saftır (ard düşünceli değildir), kerem sahibidir. Fâsık kişi ise ard düşüncelidir, nâmerddir.” (Tirmizi, Bahil, 41) Ata vermek demektir ve güzel bir şeydir. Bir insanın elinde, avucunda verecek bir şeyi olması ve bunu ihtiyaç zamanında muhtaçlara vermesi çok güzel insani ve İslami bir davranıştır. Hadiste: “Veren el alan elden hayırlıdır.” “Allah’ın eli verenin elinin üstünde, verenin eli de verilenin elinin üstündedir.” (Müsned, Ahmed b. Hanbel, I, 6, III, 402, IV, 226; Buhari, Zekat, 18; Müslim, Zekat, 94), buyrulmuştur. Aslında veren Allah’tır. Vericilik (el-Mu’ti) onun niteliğidir (İbn Mâce, Dua, I) . Veren kişi verdiği şeyi Allah’a niyabeten, vermekte, Allah’ın ona emanet ettiği şeyi ihtiyaç duyulan yere ve muhtaç kişilere ulaştırmaktadır. İnanan bir kişi için veren el olmak ve verici olmak en büyük bahtiyarlıktır. Alimlerden birine sorarlar: Altından daha değerli ne var? Cevap vermiş: Onu veren. Hak Teâlâ Hz. İbrahim’e hitap etmiş: Allah Teâlâ verene verir. Hadisi kudside buyrulur: “İnfak et ki sana infak edeyim” (Buhari, Müslim, Acluni, I, 210). Yüce Allah Peygamberine şöyle hitap eder: “İnfak et ki biz de sana infak edelim” (Müslim, Cennet, 63). İnfak, vermek sırf Allah rızası veya sevap kazanmak için olursa İslamda geçerli olur. İyilik olsun diye vermek de caizdir ama gösteriş ve şöhret için, desinler diye infakta bulunmanın İslam’da bir anlam ve değeri yoktur. Samimiyetten uzak bu türlü infakın getireceği bir sevap yoktur. Allah rızası için vermeye “Allah yolunda vermek” denir. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Mallarını Allah yolunda harcayanların mesela bir tane gibidir. Bu taneden yedi başak çıkar, her başakta yüz tane vardır, Allah dilediğine bunun kat kat fazlasını da verir, Allah’ın lutfu geniştir, her şeyi bilir.” (Bakara, 2/261). “Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da bunu başa kakma vesilesi yapmayan, muhtaçları üzmeyen kimseler için Allah katında sevap vardır. Onların korkulacak ve üzülecek bir durumları olmaz” (Bakara, 2/262). “Ey iman edenler! Yaptığınız yardımları başa kakmak ve muhtaçları incitmek suretiyle geçersiz hale getirmeyin...” (Bakara, 2/264). Hak Teâlâ bir verene on, bazan yüz, bazan yedi yüz, bazan da daha fazla ve hesapsız olarak verir. İşte Kur’an insanları vermeye böyle teşvik eder. Zekat vermek zaten farzdır. Burada sözü edilen verme ve infak onun dışındaki cömertçe verişler içindir. Bazıları cimriliği: “Allah Teâlâ’nın verilmesini ve harcanmasını farz olarak istediği miktarda malını veren ve harcayan kişi cimri değildir.” demişlerdir. Diğer bazılarına göre: “Vermek zor gelen kişi cimridir.” Cimri ile pinti arasında fark vardır. Cimri başkaları için ya harcama yapmaz veya zar zor az bir miktarda harcama yapar. Pinti ise parasını başkalarına harcamadığı gibi kendine bile harcamaz. Cömertliğin zıddı cimriliktir. Kur’an cimriliği kötüler, cimrileri kınar: “Allah’ın lutfundan verdiğini harcamada cimrilik yapanlar, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar, tersine bu onlar için çok kötüdür. Cimrilik edip vermedikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yeryüzünün mirasçısı Allah’tır, O yaptıklarınızdan haberdardır.” (Âl-i İmra, 3/180). “İşte siz Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz, ama bir kısmınız cimrilik ediyor, cimrilik yapanın vebali boynuna, Allah zengin, siz ise fakirsiniz...” (Muhammed, 47/38), (Ayrıca, bk. Nisa, 4/37, Hadid, 57/24). “Kendini pintilikten koruyanlar kurtuluşa ermişlerdir.” (Haşr, 59/9; Tegabün, 64/16). Hz.Peygamber: “Cimrilikten sakının. Sizden evvelki ümmetleri kan dökmeye, namuslarını ayaklar altına almaya ve akraba arasındaki bağları koparmaya cimrilik sevk etmiştir.” (İhya, III, 247). Hz. Peygamber’in yanında bir kadın övülmüş ve geceleri ibadetle, gündüzleri oruçla geçiriyor ama cimri” denilmişti. Bunun üzerine Allah Resûlü: “O halde bunun iyi oluşu nerede kaldı” demiştir. Her sabah iki melek şöyle dua eder: “Allah’ım verene ver, vermeyenin malını ziyan et.” Şeytanın en çok sevdiği kişi cimri mü’min hiç sevmediği ise cömert günahkârdır. Allah Teâlâ malı insanların ihtiyaçlarını gidermeleri için yaratmıştır. Bunun elde tutulması gerektiğinde elde tutulmalı, harcanması gerektiğinde harcanmalı, üzerinde ölçülü ve dengeli bir şekilde tasarrufta bulunmalıdır. Cömertlik ifratla tefrit arasındaki orta ve dengeli yoldur, şeklinde bir tarif de yapılmıştır. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: “Eli sıkı olma, tamamen eli açık da olma, sonra elden çıkanın hasretini çeker ve kınanır bir halde bir köşede oturursun.” (İsra, 17/29). “Onlar ki israfa kaçmadan ve cimrilik yapmadan, ikisi arasında dengeli olarak mallarını harcarlar.” (Furkan, 25/67). Bu ayetler harcamaların israfa kaçmadan, har vurup harman savurmadan ama cimrilik ve pintilik de yapmadan ölçülü, dengeli, hesaplı bir şekilde yapılmasını ister. Vermenin ve yardımın çeşitleri vardır: a) Mal verme, para verme, ihtiyaçları aynî olarak karşılamak. Burada anlatılan şey budur. b) Emek verme, bedenle yardım etme.Bu da birincisi kadar, hatta ondan daha sevaptır. Burada sağlığı yerinde olan ve boş vakitleri bulunan fakirlerin de verici ve yardımcı olmaları söz konusudur. c) Etkili makamlarda ve yetkili bir durumda bulunan itibarlı ve nüfuzlu kişilerin meşrû ve mübah hususlarda nüfuzlarını kullanarak ihtiyaç sahiplerine yardımcı ve şefaatçı olmaları da sevaptır. d) Gönül ehlinin duâ ve himmet yoluyla yoksullara ve düşkünlere yardımcı olmaları da faydalıdır. Bir insanın gönlünün bol olması elinin açık olması kadar önemlidir. Şartlar oluşunca bir kimsenin sahip olduğu bütün malını ve mülkünü Allah yolunda harcaması yüksek bir fazilet sayılır. Tebuk Savaşı için yardım toplayan Hz. Peygamber’e Hz. Ebu Bekir bütün servetini vermiş, ailene ne bıraktın sorusuna: “Allah ve Resûlünü” demişti. (Serrac, el-Luma, 169) Sufiler cömertlik kavramını Cud, Seha, Ata, Bezl, Kerem, İnfak, Berr, Mürüvvet, Fütüvvet, İsar, Civan mertlik gibi bir çok terimle ifade ederler. Bu terimlerin nüansları vardır ama sonuçta cömert bunların hepsinin temelini teşkil eder. Sufiler cömertliğin faydalarını, cimriliğin zararlarını sayıp döker, cimri olan bir kişinin hiçbir zaman hakiki bir sufi olamayacağını vurgularlar. (Bk. Risale, 502-511) Cimrilik ve pintilik bir çok haksızlıkların yapılmasına ve günahların işlenmesine sebep olur. Cimri bir kişi ailesine, akrabasına, topluma ve dine karşı malî görevlerini yerine getiremez. Hak sahiplerinin hakkını orasından burasından yontar, tam olarak ödemez, ödemeyi vaktinde yapmaz. Cimriliğin temeli doymazlığa ve açgözlülüğe dayanır. Böyle kimselerin ne itibarı olur, ne de dostu. Men câde sûde, (cömert kişi bey olur) diye bir söz vardır. Toplum cömertlere efendi olarak bakar ve onlara saygı duyar, ölümünden sonra da hayırla anar. Öldükten sonra geriye hayat bırakan cömert kişiler kıyamete kadar rahmetle, hayır dua ile yâdedilirler. Böylece adlarını ölümsüzleştirirler. Maverdî vermenin iki türünden bahseder: İhtiyaç sahibi ihtiyacını bildirip yardım talebinde bulunmadan evvel onları aramak, bulmak, gururlarını ve izzet-i nefslerini rencide etmeden ihtiyaçlarını gidermek, böylece onları yardım isteme zorluğundan kurtarmak. Yardım talep edenlerin de zorunlu ve acil ihtiyaç dışında yardım istememeleri ve yüz suyu dökmemeleri varlıklı kişiler önünde eğilmemeleri, minnet yükü altına girmemeleri gerekir. Yardım istendiğinde de gelişi güzel ve herkesten değil, şerefli, haysiyetli ve himmet sahibi kişilerden istenmeli, talepte ısrar edilmemeli, isteme halini yalvarma noktasına vardırmamalıdır. Veren kişi Allah’ın verme (Mu’tî, Kerîm) vasfı ile vasıflanmış, O’nun ahlâkıyla ahlâklanmıştır. Eğer vermekten mânevî haz alıyorsa dünyanın en mutlu insanı odur. Süleyman Uludağ
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
|
|
|
| Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (10.08.09), fatımatüzzehra (12.08.09), Kara Kalem (11.08.09), Medine Sevdalisi (10.08.09), muallim (19.08.09) |
![]() |
| Etiket |
| allah, haftanın, hftanın, infak, konusu, konusuallah, İnfilâk, yolunda |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|