| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 192 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ » Haftanın Konusu »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 17.08.09, 13:56   #1
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart 17/08/09 Haftanın konusu: Nefis


Esselamu aleykum MilliGörüsForum.biz üyeleri,
Haftamızın Konusu
Nefis


paylasimlarinizi ve desteğinizi bekliyoruz..







Nefis kötülüklerle doludur
Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir. (YUSUF/53)
Kalblerinde hastalık bulunanların :" Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar. (MAİDE/52)

Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır. (MAİDE/80)
Bu sorunun biraz uzun, ama özet tarzında analiz edilmesi gerekir. Yani nefsin bazı özelliklerini ve bu özelliklerin nasıl ıslah edileceğinin izah edilmesi konuyu aydınlatacaktır.
1- Nefsin en büyük özelliği rabbini tanımak istememesidir. Bu noktada onun ıslahı ancak tefekkürle olmaktadır. Yani Allah’ın her yerde tecelli ettirdiği azamet ve büyüklüğünü görmesi ile olacaktır. Allah her yerin hakimidir. Her şeyi idare eden o olduğu gibi, her şeyin yaratıcısı da o dur.
2- Nefsin bazı şehvet duyguları var ki, bunların ıslah edilmesi ancak oruç ve ibadet ile olmaktadır.
3- Nefsin gadap duygusu da vardır. Bu duygunun ıslahı kendi akıbetini ve sonunu tefekkür ile olacaktır. Yani “şu anda ben kuvvetliyim etrafıma zarar verebilirim, ama belirli bir zaman sonra ben de aciz ve ihtiyar olacağım. Allah adil olduğu için bana kuvvetli insanları musallat edecektir. Öyle ise bu şiddeti göstermemeliyim.
4- Nefsin aklı yanlış kullanıp cerbezeye götürme durumu da vardır. Bunun ıslahı ise, ilim ile doğru kitapları okumakla olacaktır.
Nefis terbiyesini "nefsi öldürmek" şeklinde uygulayanlar nefsin hoşuna giden her şeyden uzak kalırlar. Bunun neticesinde; dünyayı sevmez, hırs göstermez, inat etmez, hiç öfkelenmez bir hale gelebilirler. Bunun da bir nefis terbiyesi olduğunu kabulle beraber, nefsi öldürmek yerine, onu hayra yönlendirmenin daha iyi olacağı kanaatindeyiz. Birincisi, hupsuz atın yemini kısıp, onu zayıflatarak ona hakim olmaya; ikincisi ise, yemini normal verip, ama onu iyi bir terbiyeden geçirerek güçlü bir atla hedefe daha kısa zamanda varmaya benzer.
Evet, dünyanın sevilecek tarafları vardır, sevilmeyecek yönleri vardır. Hırs gösterilecek yerler vardır, gösterilmeyecek yerler vardır. İnadın güzel olduğu durumlar vardır, çirkin olduğu durumlar vardır. Öfkenin kötü olduğu haller vardır, iyi olduğu haller vardır.
Dünyayı, Cenab-ı Hakk'ın isimlerine ayna ve ahirete bir tarla(1) olarak sevmek güzeldir. İnsanın heveslerine hitab eden ve gaflet perdesi olan yönünü sevmek çirkindir. (2) İlimde ve hizmette hırs göstermek güzeldir, şöhret için malda ve makamda hırs göstermek çirkindir. Hakta inat etmek güzeldir. Batılda inat etmek, çirkindir. Zalimlere öfke duymak güzeldir, müminlere öfke duymak çirkindir.
İşte, nefsin mahiyetinde yer alan duyguların, arzuların hayra yönlendirilmesi, nefsin öldürülmesinden, yani büsbütün sesini kesmekten çok daha faydalıdır. (3) Bu ise, nefsin arzu ve isteklerine iyi bir mecra bulmak, onu hayırlı şeylere sevk etmekle olur; coşarak çevreye zarar veren bir nehrin önüne baraj yapmak ve onunla çevreyi sulamak gibi.

Kaynaklar:
1-Acluni, I, 412
2-Nursi, Sözler, s.,584
3-Bkz. Nursi, Mektubat, Envar Neş. İst. 1993, s. 33-34


[
__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz:
Abdülhamit (20.08.09), ansar al sunnah (19.08.09), evlad-ı fatihan (20.08.09), Kara Kalem (17.08.09), Medine Sevdalisi (20.08.09), Sükut-u Leyl (17.08.09)
Alt 17.08.09, 21:05   #2
Kara Kalem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 271
Üyelik tarihi : 26-08-2008
Mesleği : Uyku Tulumunda Öğrenci
Nereden : Vizörün Arkası
Konuları : 526
Mesajlar : 5,948
Teşekkürleri: 2,509
2,500 mesajına 4,912 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9 Kara Kalem is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart Nefis Terbiyesi

NEFİS TERBİYESİ

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN
Bismillâhir rahmânir rahîm.

Allah'ın selâmı rahmeti, bereketi üzerinize olsun... Allah CC hem dünyada, hem ahirette sizleri hayırlarla karşılaştırsın, bahtiyar eylesin... Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin...
Bu dünya, bu hayat, şu günler, şu ömürler gelip geçicidir; kalıcı değildir, çok değildir, kısadır, muvakkattir, sonludur, sönümlüdür, ölümlüdür. Asıl hayat ve asıl bitmeyen zaman ahirettedir, öldükten sonraki hayattadır. O ebedîdir, bu fânîdir. Asıl ona hazırlanmak gerekir.
İslâm'ın, imanın bize gösterdiği hakîkat budur. Peygamber SAS Efendimiz bu fikirle yaşamıştır. Dünyaya değer vermemiştir, bel bağlamamıştır, gönlünü kaptırmamıştır. Ahireti kazanmağa, Allah'ın rızasını kazanmağa bizleri teşvik etmiştir. Kendisi de ahiretin şevki ile, özlemi ile yaşamıştır.
(Mâ lî ve lid dünyâ) "Benim dünya ile ne işim var?.. (İnnemâ ene kerâkibün istezalle tahte zılliş şecereh) Ben bir ağacın altında biraz nefes alıp, gölgesinde gölgelenip dinlenen bir yolcu gibiyim." buyurmuştur. "O ağaç benim esas mekânım, makamım, hedefim değil ki..." mânâsına...
Biz de bu büyük hakîkate göre hayatımızı ayarlamak, tanzim etmek, düzenlemek planlamak zorundayız. Elimizden geldiğince de öyle yapmağa çalışıyoruz. İbadetlerimizi yapmağa çalıyoruz, Allah'ın emirlerini tutmağa çalışıyoruz. Haramlardan günahlardan kaçınmağa çalışıyoruz. Ahireti kazanmanın yolu budur diye, bu yolu tutturmuşuz.
Kimisi bunu güzel yapıyor, kimisi de zar ve zor yapıyor, zorlanarak yapıyor. Bazan günahlara bulaşıyor, bazan haramları irtikâb ediyor, bazan sevaplı işlere pek gayret gösteremiyor, tenbelleniyor...
Tabiî, bu hallerinin, davranışlarının da hepsi defterine yazılıyor. Kirâmen kâtibîn amel defterine yazıyor. Bunların da bir hesabı, sorgusu suali olacak ahirette....
(Femen ya'mel miskàle zerretin hayran yerah. Ve men ya'mel miskàle zerretin şerran yerah.) "Zerre kadar hayır işleyen onun karşılığını görecek. Öyle yapmayan, şer işleyen, kusurlu günahlı işleri yapan, yaşayışı Allah'ın rızasına uygun olmayan da cezalara uğrayacak."
Bu Allah'ın rızasını kazanma yoluna takvâ yolu derler, ihsân yolu derler. Takvâ yolu denmesi, insanın günahlardan, haramlardan, Allah'ın hoşuna gitmeyecek işlerden kendisini korumasından dolayıdır. Takvâ korunmak demek, kendi kendisini koruması demek... Onun için takvâ yolu deniliyor.
Yâni, canı istese bile günahlı, haramlı işleri yapmamak için kendini tutacak, kollayacak. Canı istemese bile sevaplı, hayırlı işleri yapacak da, sevabı kazanacak, kendisini cehenneme düşmekten koruyacak, kollayacak. Allah'ın gazabına uğramaktan korunacak.
O halde iş takvâdır, takvâ zihniyetiyle hareket etmektir, korunma zihniyetiyle hareket etmektir. Burda da nefisle çatışma vardır. Nefis günahları seviyor ve arzu ediyor. Eğlenceyi, keyfi. çalgıyı, düğünü, yatmayı, gezmeyi, tozmayı seviyor. Sevaplı işlere de tenbelleniyor. Hayırlı, sevaplı işleri de yapmakta zorlanıyor; kaçmağa çalışıyor, kaytarmağa çalışıyor.
Bir çocukta bunu güzel görüyoruz: Annesi babası zorlamazsa namaz kılmıyor. Hattâ annesini babasını kandırmağa çalışıyor. Yalancıktan abdest aldım diyor, yalan söylüyor. "Namazı kılmıştım ben..." diyor ama, kılmadı. Neden?.. Zor geliyor. Halbuki sevaplı bir şey... Sevaplı bir şey zor gelebiliyor, günahlı bir şey de çok şiddetle arzu edilebiliyor.
O halde Allah'ın rızasını kazanmanın yolu, nefse muhalefet etmekten geçiyor. İşte bu da takvâ yolunun esası, tasavvufun belkemiği... Nefsini yenebilecek ki insan, istemediği şeyi ona, "Sevaplıymış, faydalıymış, hayırlıymış." diye zorla yaptırabilecek; istediği şeyi de, "Günahtır, haramdır, Allah'ın sevmediği iştir." diye frenleyip tutabilecek. O halde nefisle mücadele etmekten geçiyor, Allah'ın rızasını kazanmak...
Onun için, tasavvuf, tarikat dediğimiz nefsi terbiye etme yolu en kıymetli yol oluyor; İslâm'ın hakîkatı oluyor, özü oluyor. Tabii, bunları anlamayanlar, şu kısa cümlelerle izah ettiğim şeyi bilmeyenler, çeşitli şekillerde itiraz ediyor. Kâfirler bir yönden itiraz ediyor, münafıklar bir başka yönden itiraz ediyor. Nefsinin esiri olan, nefsine tapan, hevasına tapan insanlar bu işe yanaşamıyor. Şeytana uyan, şeytana tapan insanlar gelemiyorlar. Ama işin doğrusu işte anlattığımız gibi...
O halde biz, nefsimizi ıslah edecek bir yol tutturmalıyız. Nefsimizi yenebilecek bir eğitimden geçmeliyiz. Sevapları öğrenmeli ve onları zor da olsa yapabilmeliyiz. Günahları, haramları bilmeli, canımız istese bile onlardan kendimizi korunabilmeliyiz, sakınabilmeliyiz.
Çok iyi derviş, bana mektup yazıyor, mahrem... Diyor ki: "Hocam, elinizi öperim, ayağınızı öperim!" diyor. Ayağımızın altını öpeceğini söylüyor. Tamam öper de, samîmî... "Fakat benim bir kusurum var, ben harama bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum!" diyor.
Demek ki, bu iş bayağı zor... Çocuk iyi çocuk, derviş, tarikata girmiş, yaptığı işin günah olduğunu da biliyor ama, harama bakmaktan kendisini alıkoyamıyor. Televizyonda haram var, çarşıda pazarda haram var, günah var... Gazetede mecmuada haram var...
Tabii, bu sadece bakıştan meydana gelen bir durum... Aynı şekilde kulaktan günahlar kazanılabilir, aynı şekilde dilden günahlar kazanılabilir, aynı şekilde nefsin başka arzularından günahlar kazanılabilir. Çok canı istiyor, midesi arzu ediyor, iştihası kabarıyor, komşunun meyvasını çalıyor. İşte o da bir nefsini yenememek...
Kendisine helâl değil, Allah haram kılmış, başkasının malını almaması lâzım!.. Ama tutamıyor kendisini... Canım çok erik istedi diyor, erik çalıyor... Elmalar çok güzel kırmızı olmuş diyor, elma çalıyor... "Kavunlar karpuzlar büyümüş, hava da çok güzel, şurdan bir tane alayım!" diyor, bıçağı vuruyor, haram şeyi yiyor.
Bunu kademe kademe başka noktalara da götürebiliriz, başka misaller sayabiliriz. Burdan anlaşılıyor ki, insanın nefsi insana düşman adetâ... Nefsi kendisi demek, insanın kendisi kendisinin kötülüğünü istiyor. Sanki içinde bir düşmanı var, kendi aleyhe çalışıyor. Sanki kalenin içine casus girmiş, kaleyi içten fethetmeğe çalışıyor.
Doğru... Peygamber Efendimiz de öyle buyurmuş: En büyük düşman nefis!.. Çünkü, işte o işleri yaptırtıyor.
İnsan düşünüyor, taşınıyor, aklıyla bir şeyi düşünüyor, öyle yapıyor. Bankayı soyan da aklıyla yapıyor, soygunu yapan aklıyla yapıyor. Aklını kullanıyor herkes ama, aklını hangi istikamette kullandığı mühim...
Onun için, İslâm'ın özü, hakîkatı, esası, can damarı, belkemiği tasavvuftur, nefsin terbiyesidir. Nefis terbiye olacak, insan kendisini frenleyebilecek... Nefis terbiye olacak, insan kötü huyları atacak, iyi huyları alacak... Nefis terbiye olacak, insan Allah'ın istediği işleri yapmağa koşan, hayırlı faydalı bir insan olacak.
O halde tasavvufa itirazlar Kur'andan, hadisten, fıkıhtan nasibsiz insanların itirazlarıdır.
--Yok hocam! Bazıları da var İlâhiyatta hoca, veyahut Suudî Arabistan'da din adamı... Veyahut tarihte filânca kitapları yazmış filânca alim, kitap yazan yazar, müellif bir insan... O da itiraz ediyor.
Onların da itirazlarını incelerseniz, nesine itiraz ediyor: Ya tasavvufu bilmediği için, tasavvuf şöyledir, binâen aleyh kötüdür diye bilmeden ona yanlış bir sıfat yakıştırıyor, ondan tenkid ediyor. Ya da ben mutasavvıfım diye onun etrafında dolaşan, onun gördüğü insanlara bakıyor, "Tasavvuf buysa, tasavvuf iyi bir şey değil gàlibâ?" diye kötü misallerden dolayı tasavvufa karşı oluyor.
Biz de tasavvuf ehliyiz, tarikat ehliyiz; öyle tasavvufa biz de karşıyız. Ben de karşıyım, siz de karşısınız. Kur'an'ı okuyorsunuz, hadisi okuyorsunuz; içki haram mı?.. Haram... Birisi hem tarikattenim diyor, hem de içki içiyor. Buna karşı olunmaz mı?.. Karşı olunmazsa, müslümanlık nerde kalır?.. Elbette karşı olacağız.
Arnavutluk başmüftüsü geldi, evimize misafir oldu. "Arnavutluğun %40'ı Bektâşî Tarikatı'ndandır; rakı içerler bunlar." dedi. Ben de duydum, biliyorum. Gazeteler bir röportaj yapmıştı, ordan biliyoruz. Rakı içen bir tarikat kabul edilemez, tarikat değildir o!.. E, tarikatım diyor... Sapıtmıştır. Ne tarikatıymış?.. Bektâşî Tarikatı...
Ben Hacı Bektâş-ı Velî'yi tanıyorum. Hacı Bektâş-ı Velî içkinin aleyhinde... Bu içkiyi içiyorsa, demek ki sapıtmış. Hacı Bektâş-ı Velî'nin dahi yolunda gitmiyor. Çünkü Hacı Bektâş-ı Velî diyor ki: "Bir kuyunun içine bir damla içki damlasa, suyunu dışarıya çıkartsalar. Kova ile çıkartıp çıkartıp kuyuyu boşaltsalar temiz olsun diye, dökseler suyu... Dışarısı ıslandı. Islandığı yerde ot bitse, o otu koyun yese; o koyunun etini yemem!" diyor.
Neden?.. Su şaraplıydı. Ot şaraplı sudan büyüdü. Koyun şaraplı suda büyümüş otu yedi. Onun için etini bile yemem diyor.
Bu neyi gösteriyor?.. Buna mübalağa sanatı derler. Bir şeyin kötülüğünü kesin olarak göstermek için mübalağa sanatı yapılır bazen... Yâni, o koyunun eti aslında temiz... O ot da temiz... Ot şarabı emmiyor ki, suyunu emiyor, şarabı almıyor topraktan...
Ama, çok kesin olarak biliyoruz ki, Hacı Bektâşî Velî içkinin aleyhinde... Şimdiki Bektâşî, Bektâşî Tarikatı'ndayım diyen Arnavutluk'taki adam içkiyi içiyor. Demek ki Hacı Bektâş'ın yolunda değil... Demek ki, Bektâşî adını bile almağa hakkı yok...
Kaldı ki, diyelim ki Hacı Bektâş-ı Velî de içki içmiş olsa; Hacı Bektâş-ı Velî Peygamber Efendimiz'den yedi asır sonra yaşamış bir insan... Bizim örneğimiz, nümûnemiz, nümûne-i imtisâlimiz Peygamber Efendimiz... Bizim kitabımız Kur'an-ı Kerim... Bizim dinimizin hükümleri Kur'an-ı Kerim'den, hadis-i şeriflerden çıkıyor. Birisinin şöyle böyle yapması, şöyle böyle demesi, bize dinî bakımdan delil olmaz. İçen günahkâr olur, bize örnek olamaz. O içmiş, ben de içeceğim diyemeyiz.
Bunun fıkıhta kaidesi nedir: "Batıl makîsün aleyh olamaz!" Yâni, "Kötü, aslı yanlış, batıl olan bir şey esas alınarak, örnek alınarak ona uygun olarak iş yapılamaz!" demek... Bâtıl makîsün aleh olamaz, hak makîsün aleyh olur. Peygamber Efendimiz şöyle yapmış, o halde ben böyle yapayım diyebilirsin. Ama Ebûcehil şöyle yapmış, ben de öyle yapayım diyemezsin; çünkü Ebûcehil bâtıl yoldadır.
Bâtıla uyulamaz, bâtıl örnek alınamaz, esas alınamaz. Bu aklın ve hukukun ve şeriatın kanunudur.
Onun için, tasavvufu bilmeyenler ya tasavvufu bilmediklerinden aleyhinde konuşuyorlar; ya da etrafında gördükleri kötü insanlardan ibaret sanıyorlar tasavvufu, ondan saldırıyorlar.
Biz de onlara düşmanız. Biz de aynı şekilde düşünüyoruz. Çünkü, esas olan Allah'ın rızasını kazanmaktır, Kur'an-ı Kerim yolunda yürümektir, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmaktır. Bizim yolumuz budur.
Biz de, birisi şeriata aykırı hareket ederse, hemen kaşımızı çatarız. Falanca adam varmış, kadınlarla erkekleri bir arada oturtuyormuş. Kadınlara elini öptürtüyormuş, ziyan etmez diyormuş... "Hadi ordan, palavracı sen de..." deriz, hemen kızarız.
Falanca adam çok iyi adammış da, cumaya gitmezmiş... "Hadi ordan, cumaya gidilmez mi?.. Allah-u Teâlâ Hazretleri:
(İzâ nûdiye lis salâti min yevmil cumuati fes'av ilâ zikrillâh) buyuruyor. Allah'ın sözünü dinlemiyor; kaşımızı çatarız, derhal tavrımızı alırız. Falanca adam yediği şeyin haramlığına helâlliğine dikkat etmiyor. Haramı yiyor, haramı içiyor, haramdan kazanıyor... Hemen kaşımızı çatarız. Bu adamın başında kavuğu var, sırtında cübbesi var, elinde asâsı var diye onu hoş görmeyiz.
Neden?.. Kıyafet mühim değildir; amel mühimdir. Amelleri şeriate aykırı diye tavır koyarız. O halde, aslında onlarla ihtilâf halinde değiliz.
Nitekim meselâ, İbn-i Teymiye diye bir kimse vardır, hep tasavvufun karşısında bir kimse olarak gösterilir. Halbuki kendisi mutasavvıftır, kendisi tasavvuf erbabıdır. İbn-i Teymiye'de Tasavvuf diye Türkçe'ye de kitaplar çevrilmiştir. O bizim anladığımız mânâdaki tasavvufa karşı değil, bizim karşı olduğumuz tasavvufa karşı...
Onun için, Ebül Hasen-i Nedvî sellemehullah, Allah ömür versin, iyi bir alim; "Bu tasavvuf kelimesi hak yolda gidenlerin de, batıl yolda gidenlerin kullandığı bir isim oldu. Keşke buna bir başka isim versek de, karışıklık olmasa şu sebepten dolayı..." diyor. "Başka bir isim verelim!" diyor.
Tamam, olur, verelim: "İhsân yolu, takvâ yolu" diyelim. Takvâyı anlattık, ihsan yolu ne demek?.. Peygamber SAS Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyurmuş ki:
"--Allah'a onu görüyormuşçasına samîmî ibadet et! Sanki karşındaymış, sanki sen Allah'ı görüyormuşsun gibi, öyle candan, öyle samîmî, öyle içten, öyle duygulu ibadet et!" Neden?.. "Çünkü her ne kadar sen onu görmesen bile, o seni görüyor."
Bir görme işlemi var, o seni görüyor. Her yerde hàzır ve nâzır... O seni görüyor, içini dışını biliyor. Sen de onu görüyormuş gibi ibadet et!.. İşte tasavvuf, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmektir.
Başka bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "İmanın en yüksek derecesi, Allah'ı görüyormuş gibi ona inanmak ve ona ibadeti öyle yapmaktır. O halde mahkemeye müracaat edip isim değişikliği yapalım!..
Bizim yolumuz ihsân yolu... Yâni, Allah'ın bizi gördüğünü bilerek, biz de sanki Allah'ı görüyormuşuz gibi, ona hâlis muhlis ibadet etmek yolu diyebiliriz.
Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde buyuruyor ki: "Bir insan bir günahı, iman içinde iken işlemez!"
--E ne olur?..
İman o anda ondan ayrılır, öyle işler. Katil öldürme işlemini mü'minken yapmaz. Sarhoş, şarap içme fiilini mü'minken yapmaz. İman çıkar, aklı durur, gözü perdelenir, gönlü kararır, öyle yapar. Hırsız hırsızlığını mü'minken yapmaz, yapamaz! Mü'min olan insan yapamaz!..
İmanı çıkıp gidiyor, gözü kararıyor, düşünemiyor. "Düşünemedim, aklım ermedi, kendime hakim olamadım... Bilmem ne..." diye ondan sonra hakimin karşısında mâzeret...
Demek ki, bizim yolumuz, Peygamber Efendimiz'in zamanında, Kur'an-ı Kerim'de, hadis-i şeriflerde, sahabe-i kirâmın bildiği isimle bizim yolumuz ihsân yoludur. Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etme yoludur. Bizim yolumuz takvâ yoludur. Kur'an-ı Kerim'de kaç yerde takvâ kelimesi geçiyor. Saymadım ama, yüzün üstünde yerde geçiyor takvâ kelimesi...
Bizim yolumuz takvâ yoludur. Biz takvâ ehli müslüman olacağız. Her işimizi Kur'an'a uygun yapacağız. Bizim yolumuz Kur'an-ı Kerim yoludur. Bizim yolumuz, Peygamber SAS Efendimiz'in ahlâkına ahlâkımızı uydurma yoludur. Rasûlüllah'ın ahlâkıyla ahlâklanma yoludur. Rasûlüllah Efendimiz'in ahlâkı neyse, onunla ahlâklanmak, o ahlâka sahib olmak, öyle yaşamak yoludur.
Bizim yolumuzun adları çıktı ortaya.. Hani Peygamber Efendimiz'in nice isimleri var... Allah-u Teâlâ Hazretleri'nin nice esmâ-ü hüsnâsı var... Bizim yolumuzun da çeşitli adları var: "Tasavvuf yoludur, takvâ yoludur, ihsân yoludur, Kur'an yoludur, Rasûlüllah'ın ahlâkıyla ahlâklanma yoludur, cennet yoludur." diyebiliriz.
Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi, dinimizin hakîkatlerini öğrenen ve hayatında o bildiklerini uygulayarak, ilmiyle âmil olarak takvâ üzere yaşayan, ömrünü bereketli, hayırlı, sevaplı geçiren, huzur-u Rabbil İzzet'e sevdiği razı olduğu kul olarak; güzel, alnı açık, eli ibadetlerle dolu, kalbi pırıl pırıl varan kullarından eylesin...
Onun için, buyurun beraberce bir güzel tevbe edelim:
__________________
Leyese için dua bekliyor.
View Kara Kalem'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Kara Kalem kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz:
Abdülhamit (20.08.09), evlad-ı fatihan (20.08.09), fatımatüzzehra (18.08.09), Medine Sevdalisi (20.08.09), Seida (20.08.09)
Alt 18.08.09, 13:51   #3
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart

O gün her nefis, ne hayır işlemişse, ne kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında uzak bir mesafe bulunsun ister. Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirger. (AL-İ İMRAN/30)


Nefsine hakim olan, kimseye mahkum olmaz
Rabbimiz, Dünyamızı yarattığında her şey tertemiz idi. Hava, su, dağ, deniz, en önemlisi Hz. Adem ile Hz. Havva’nın gönülleri tertemiz idi. Ellerinde ve gönüllerinde bir suhuf/ kitap var.
Havasız ve kitapsız yaşanamayacağını biliyorlardı. Derken çocukları olur ve Kabille beraber kitaba uymama hareketi başlar ve toprağa ilk kan akar.
Nefis, haram-helal demeden ne bulursa yeme, içme, giyme, kullanma tarafında görüş ileri sürerken, gönül, beden ülkesine girecek her şeyin, göz, kulak, dil, boğaz gümrüğünden geçerken, beden ülkesini yaratan Rabbin koyduğu kurallara uymasını istemektedir.
Dünya insan için yaratılmış. Çok güzel yaratılmış. Yalnız bu güzel dünyamızda güzellikleri takip ederek güzel Cennete gitmek de var, yakıp kavuran Cehenneme düşmek de var.
“Yıldızların altında ibadet ne güzel” demek de var, “Mehtaplı gecelerde sarhoş olup şuuru kapatmak, kusmuk üzerinde yatmak ne güzel” demek de var. İşte bu ince çizgiyi ayırt edecek olan şey İslâm dinidir. Onun için Rabbimiz Bakara süresinde:
(208)
“Ey iman edenler, Hep birden barışa (İslâm’a) girin ve Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Şüphesiz o, size apaçık bir düşmandır.”
Ya Rahman’a uymak veya şeytanın adımlarını takip etmek var.
Sevgili Peygamberimiz “Düşmanlarının en katısı senin içindedir” buyurmuş.(Beyhekinin “Zühd”ünden naklen Keşf-ül-hafa 1/143)
Dünyanın bütün casusları bir araya gelseler içimizdeki nefsimiz kadar etkili olamazlar. Çünkü nefsimiz yirmi dört saat bizimle beraberdir.
Onun için casuslarla mücadele teknikleri öğrenmek yerine dağdaki çobanımızdan cumhurbaşkanına kadar bütün insanlarımızı nefsine hakim olarak yetiştirmeliyiz.
Dışarıdan gelen hırsıza çare bulunur ama ev sahibi hırsız olursa iş zorlaşır.
Mevlana bir hikâye anlatır: “Adamın biri, anası zina ettiği için anasını öldürür. “Ana öldürülür mü? Onu öldüreceğine ananla zina edeni öldürseydin” diyenlere adam: “O zaman her gün bir adam öldürmem gerekirdi” diye cevap verir. (Mesnevi, Amil Çelebioğlu tercemesi 2/783-788)
Mevlana:
“O kötü huylu ana, senin nefsindir. Çünkü onun bozgunculuğu her yerde görünüyor.” (A.Ç. 2/789)
“Asıl nefsini öldür. Onun yüzünden her an bir değerli insan öldürmek sana yakışmaz.” (A.Ç. 2/790)
“Sana dünyayı dar eden nefsindir. Onun için halk ile savaşmadasın.” (A.Ç. 2/791)
“Nefsini öldürmekle muradına erersin. Tek bir düşmanın kalmaz, hepsi sana dost olur. (A.Ç. 2/792)
Rabbimiz Bakara suresinin 54’üncü ayetinde Hz. Musa’nın, Yahudilere: “Nefislerinizi öldürünüz” talimatını verdiğini haber verir.
Çamurlu yolda fillerin bile ayağı kayarmış. Cennete göre bir çamur deryası bile olmayan bu dünyada ayağımızın kaymaması için yükü hafif tutmaya, dünyalık yüklenmemeye çalışalım.
Bu ifade yanlış anlamalara sebep olmuş, ama tarihin seyrini değiştiren insanların tamamı dünyaya değer vermeyen insanlar olmuşlar.
Her Müslüman kendini, Hak için, hakkı hak sahibine vermek üzere görevlendirilmiş hissetmeli.
Allah’ın tabii nimetlerinden bedenini doyururken, ruhunun gıdasını da Rahmanın ayetleriyle doyurmalıdır. İsrail oğullarının yaptığı gibi Allahın nimetlerini değiştirmemelidir. Yani nefsini haram-helal demeden her şeyle besleyip bir domuz gibi güçlendirip, gönlünü de Rahmanın, ruhumuz için gönderdiği kelamından mahrum bırakarak zayıf düşürüp nefse mağlup ettirmemelidir.
“Nefsini bilen, Rabbini bilir.”
Nefsine hakim olan, kimseye mahkum olmaz.
Mahmut Toptaş
__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz:
Abdülhamit (20.08.09), ansar al sunnah (19.08.09), evlad-ı fatihan (20.08.09), Kara Kalem (18.08.09), Medine Sevdalisi (20.08.09), Seida (20.08.09)
Alt 19.08.09, 16:04   #4
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart

NEFSİN AYIPLARI:
KURTULUŞA ERDİĞİNİ ZANNETMEK
Ebu hüreyre’den (r.a.)rivayet edildiğine göre ALLAH resülü(s.a.v)şöyle buyurmuştur:
“İnsan tabiatı bela,ihtiras,nefsi zevk ve düşkünlükler ve de geçici arzularla yoğrulmuştur”(
mizanü’l-itidal;el-mecruhin..ibn hibban)
Kurtuluş kapısında bulunduğunu zannetmek,nefsin ayıplarındandır.insaniyaptığı çeşitli zikir ve ibadetler nedeni ile böyle zanneder;fakat o,kendisinde bulunan bir çok ayıbın ve işlediği günahların farkında olmadığı için,iç dünyasına dönüp kendisini sorgulamaz…Hasan b.yahya anlatmıştır ki Rabia el-adeviyye,günün birinde Salih el-mürri’nin meclisine uğradı.salih şöyle dedi:”Kim kurtuluş kapısını çalmaya devam ederse kapının kendisine açılması umulur.” O’nun bu sözüne Rabia el-adeviyye şöyle karşılık verdi:”Kapı açıktır ama sen o kapıdan girmekten kaçınıyorsun.Daha attığın ilk adımla yanlış yola girmişken menzile nasıl ulaşa bilirsin ki?”
İhtiras ve tutkuların esiri olmuş bir kul,nefsinin ayıplarından nasıl kutulabilir?
Günah işlemeyi terk etmeyen insanın nefsi zevk ve düşkünlüklerinin boyunduruğundan
Kurtulması umulabilir mi?
İbn Ebu Dünya,hikmet sahibi bazı kimselerin şöyle dediklerini nakleder:”Nefsin ayıplarla dolu olduğu sürece basiretinin açılacağını sanma.günahın varsa kurtuluşu bekleme…”
BU AYIPTAN ARINMANIN YOLU:
Seri es-sekati’nin bildirdiği yoldur ki,ALLAH’ın belirttiği hidayet yolunu takip etmek ,helalinden yemek ve bütün günahlardan sakınmaktır.
Nefsin bir diğer ayıbı,kişinin başına gelen sıkıntılar nedeniyle ağlaması ve bununla kendini rahatlatarak sükünete ermesidir.
Bu ayıptan arınmanın yolu:
İnsanın,ALLAH’ın emir ve yasaklarına uymamaktan dolayı üzüntü duyup zelil bir halde hüzünle ağlamasıdır;fakat kişi,bu ağlamayla tatmin olmamalıdır….
İnsanın bu şekilde günahlarından dolayı hüzünlü,kalbi kırık bir şekilde ağlaması,kalbini ALLAH korkusu ile doldurur,ALLAH’a karşı saygı ve ürpertisini daha da arttırır….


__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz:
Abdülhamit (20.08.09), ansar al sunnah (19.08.09), evlad-ı fatihan (20.08.09), Kara Kalem (20.08.09), Medine Sevdalisi (20.08.09), Seida (20.08.09)
Alt 20.08.09, 12:12   #5
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart

NEFSİN MERTEBELERİ
Emr Alemi‘nden rabbanî bir lâtife olan insanî nefs , sıfatlarına göre farklı isimler alır. Hayvanî nefsin tesirinden uzaklaştıkça sıfatı değişir, mertebesi de yükselir. Nihayet tamamen billurlaşıp Rabbi‘ne vasıl olur.
İnsan, aşağıda ismi geçen mertebelerden sadece birinde olabilir. Üst mertebelere yükselebildiği gibi, geri de düşebilir. Bu mertebe ve isimleri sırasıyla görelim:
Nefs-i Emmâre: Kötü his ve huyları, çirkin vasıfları barındırır. Şehvet düşkünü hayvanî nefsin hükmü altında olmakla, hayvanların yoluna girmiştir. Kötü işleri güzel görür. Hesap ve ahiret derdi yoktur. Sadece keyfini düşünür.
Bu nefsin eserinden kibir benlik, hırs, şehvet, kıskançlık, cimrilik, kin, intikam, hiddet gibi huylar çıkar. Allah‘ın düşmanıdır. Hadis-i kudside: “Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır.” buyrulmuştur. Kur‘an-ı Kerim‘de Hz. Yusuf a.s.‘ın diliyle: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder.“ (Yusuf, 53) buyrulmaktadır .
Bu nefsin bütün huyları bir kişide toplanırsa, o kişi şeytanların mertebesine düşer. Nefs -i emmarenin sahibi, ya fasık , ya münafık ya da kâfirdir. İtikadı düzeltmek, samimi tevbe ve terbiye ile tedavi olur. Tezkiye edilmezse, cehennem ateşiyle temizlenmesi kaçınılmazdır.
Nefs-i Levvâme: Kendini kınayan, kötüleyen, azarlayan nefstir . Nitekim Allahu Tealâ : “ Nefs -i Levvâme‘ye (kendini kınayan nefse) yemin olsun ki” ( Kıyame , 2) buyurmuştur.
Bu nefs sahibi, günah işlediğinde pişman olup tevbe eder, kendisini kınar, yapmamak için karar verir. Fakat günah önüne gelince duramaz, yine içine düşer. Sonra pişman olur. İyilik ve kötülük arasında gider gelir.
Kendini beğenme, çekişme, gizli riya, makam ve şehvet tutkusu gibi nefs-i emmârenin bazı vasıfları bu mertebede de bulunur. Fakat nefs hakkı hak; batılı batıl görür. Yine bilir ki, bu sıfatlarla huzurdan uzaktır. Fakat onlardan kurtulamıyor.
Hali muhabbet, gidişi tarikat, mahalli Kalp‘tir. Alemi Berzah Alemi‘dir. Nefsiyle mücahedede sabit olursa Misal Alemi‘dir. Uykuyla uyanıklık arasında –genellikle oturma halinde- Misal Alemi‘nden bir çok manalar temessül eder. Bu mertebede nefs ve şeytan birleşip vesveseyle kalbe saldırırlar. Tedavisi rabıta ve zikirdir.

Nefs-i Mülhime: Allahu Tealâ nefsin isyan ve itaatini vasıtasız ilham ettiği için bu makamda nefsin adı mülhime olmuştur. Nitekim Kur‘an‘da : “Sonra da o nefse isyan ve itaati ilham edene yemin ederim” (Şems, 8) buyrulmuştur .
Nefs, tevbe, zikir, rabıta ve mücahedeyle günahların ağırlığından ve şehvet bağından kurtulunca, ilham ve feyiz almaya kabiliyet kazanır. Devamlı olarak kâmil mürşidden kalbine ilhamlar gelir. Bu mertebede hayvanî nefs tamamen ıslah olur. Haramdan kaçar, hayırlara koşar.
Alemi Ruhlar Alemi, mahalli Ruh‘tur. Ruhunda ilâhi aşk ateşi parlamaya başlar. İlim, tevazu, yumuşaklık, kanaat, mertlik, sabır, belaya tahammül gibi, güzel hasletler belirir. Visal rüzgarları esmeye başlar. Fakat şeytan ona açık ve bariz bir şekilde saldırmaya başlar . Kendini ve amellerini beğendirir, insanları küçük ve değersiz gösterir, ümitsizliğe düşürür, Allah‘ın azabına karşı ona emniyet hissi verir. Bu makamda mürşidin himmeti olmazsa tehlikeye düşebilir.
__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Konu fatımatüzzehra tarafından (20.08.09 Saat 12:19 ) değiştirilmiştir..
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 5 üyemiz:
Abdülhamit (20.08.09), evlad-ı fatihan (20.08.09), Kara Kalem (20.08.09), Medine Sevdalisi (20.08.09), Seida (20.08.09)
Alt 20.08.09, 12:17   #6
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart

Nefs-i Mutmainne: Cenab -ı Mevlâ‘nın “Ey tatmin olmuş Nefs” (Fecr , 27) hitabıyla ıstıraptan kurtulup huzura eren nefstir . Her türlü şek ve şüpheden temizlenip rahatlamış, ayne‘l - yakîne ve kâmil imana ulaşmıştır. Kötü huylardan tamamen pak olmuş, fenalıklara arzusu kalmamıştır. Seyri, Allah ile gerçekleşmiş (seyr-i meallah), velilik mertebesine ulaşmıştır. Alemi, Muhammedî Hakikat, mahalli Sır‘dır. Manevi tecellilerin mazharıdır . Sıfatları, tevekkül, incelik, cömertlik, yumuşaklık, güler yüz, tatlı dil, kusurları bağışlama, hamd, şükür, müşahede, teslimiyet ve rızadır.
Nefs-i Râdiyye: İster bela, ister sefa, Allah‘ın bütün fiillerinden razı olan, O‘ndan başka her şeyi gözünden silip atan ve sadece Rabbi‘nin rızasına nazarını diken nefstir . Bu nefse: “Razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbine dön” ( Fecr , 28) kelâmıyla hitab edilmiştir. Seyri Allah‘tadır ( Seyr -i fillâh ). Alemi Lâhut (Ruhanîler) Alemi; mahalli, Sırrın Sırrı‘dır. Beşerî sıfatlardan büsbütün yok olmakla fenâya varmıştır. Fakat bu makama varanlar arif değil, velidirler. O yüzden başkasını irşad edemezler. Şeytan onların şeklinde başkalarının rüyalarına girip yoldan çıkarabilir.
Nefs-i Mardıyye: Allahu Tealâ‘nın razı olduğu nefstir . Ariflerin makamıdır. Bekabillâh burada tahakkuk eder. Muhtaç olduğu ilimleri bütünüyle alıp, mana aleminden bu görünen madde alemine dönmüştür. Dış itibariyle diğer insanlardan ayırdedilmez . Fakat iç itibariyle bütün cisimleri altına çevirecek bir tılsım gibidir. Kendine lütfedilen marifet bilgisinden dünya halkına ikram eder. İlâhi bilgi dairesinin mahremidir. Onun müşahedesine yabancı bir diyar yoktur. Kendisine üfürülen ruh ile görür, bilir. Sesini uzaklardan işittirir. Mürşidinden izin almak kaydıyla irşadı sahihtir. Bunların kıyafetinde şeytan başkasının rüyasına giremez. Seyri Allah‘tan (Seyr-i anillâh )‘dır. Alemi şu görünen maddi alem, mahalli Hafâ‘dır .
Nefs-i Kâmile: Seçkin, saf, tertemiz nefstir . Allah‘ın en seçkin dostları olan Gavs ve Kutupların makamıdır. Seyirleri Allah‘ladır (Seyr-i billâh). Alemleri; kesrette (çoklukta) vahdet, vahdette kesrettir. Mahalleri Ahfâ‘dır . Önceki bütün nefislerin güzel vasıflarını üzerinde toplamışlardır. Her halleri ibadet ve zikirdir. Bir an Allah‘tan gafil olmazlar. Onların muradı Allah‘ın murad ettiği şeydir. Rızaları da öfkeleri de Mevlâ iledir. Allah için olan işleri yaparlar. Bunun için çevrenin ayıplaması ve çekiştirmesinden ürkmezler.
Cenab-ı Hak onlarla alemlere ikramda bulunur, belaları def eder. Saliklerin gönüllerinde onlar sayesinde haller zuhur eder. Allah‘ın emirlerine riayet edenleri kendi öz çocuklarından çok severler. Ama herkese merhamet ve şefkatle bakarlar. İnsanların kusurlarına bakmazlar. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.
Pak ve tertemiz yüzleri huzur ve aydınlık saçar. Onları görenler Allah‘a yönelirler. Mübarek yüzlerine edeple bakmak bile ibadettir. İnce ve lâtif sözleri katıksız hikmet bilgisidir. Gayet ince, zarif, yumuşak ve alçak gönüllülükle telkinde bulunurlar. Sıradan bir nazarları dahi dünya ve içindekilerden üstündür.
Bu dünyada onların kapısında bulunmaktan daha büyük devlet ne olabilir? Onlar olmadan bunca sarp yollar nasıl aşılır?


__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
evlad-ı fatihan (20.08.09), Kara Kalem (20.08.09), Medine Sevdalisi (20.08.09)
Cevapla

Etiket
haftanın, hftanın, konusu, nefis

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:34 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.