| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 191 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ » Haftanın Konusu »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31.08.09, 09:45   #1
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart 31/08/09 Haftanın konusu: İsraf ve Zararları

Esselamu aleykum MilliGörüsForum.biz üyeleri,
Haftamızın Konusu
İsraf ve zararları
Sizlerinde paylasimlarinizi ve desteğinizi bekliyoruz..

Selam ve Dua ile






İsraf: İnsanlann yaptıkları şeyde haddi aşması-dır,
diye tarif edilir.(İsfehani, Müfredat, 337)
Haddin aşılması ve ölçüden taşılması daima zarar getirir. Hatta şifa ve deva için kullanılan şeyler; ilaçlar, yiyecekler bile ölçüsüz alınırsa, dengesiz kullanılırsa, zararlı hale gelebilir; deva yerine ezaya, derde dönüşebilir. Mesela bal şifadır, fakat aşın yiyeni zehirleyebilir.
İsraf, nimeti hafife almak, ihtiyaç olmadığı halde rasgele harcamak, manasız, faydasız ve lüzumsuz saçıp savurmaktır.
Bugünkü medeniyet anlayışı insanlığı, israfa, hırs ve tamaha, aşırı tüketime teşvik etmektedir. Üretmenin yerine tüketme, üretmeden tüketme, kazanmadan harcama, çağın en belirgin hastalığıdır. Oysa israf sefahatin, sefahat de sefaletin kapısını açar.
Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: "İsraf ile saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar, şeytanlann kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür." (17/ İsra, 26-27)
Cenab-ı Hak, israfın kötü bir şey olduğuna, israf etme işini, şeytanın fiillerinden olmakla vas-federek dikkat çekmiştir.
Müslüman'ın en belirgin vasıflarından birisi, her türlü ifrat ve tefritten, aşırılıktan sakınması, orta yol olan "Sırat-ı Müstakim" çizgisinden ayrılmamasıdır.
Bu husus ayet-i kerimede şöyle ifade buyuru-lur:
"Onlar (Rahman'ın kullan) mallannı harcadık-lan zaman israf etmezler. Cimrilik de göstermezler. İkisi arasında orta yol tutarlar." (25/ Furkan, 67)
Hz.Peygamber (s.a.v.), abdest almakta olan Sa'd (r.a.) m yanından geçti ve :
"Ya Sa'd! Bu israf nedir?" buyurdu. Sa'd da:
"Abdestte israf olur mu?" diye sorunca,
Rasülüllah (s.a.v.):
"Evet, akan bir nehir üzerinde de olsan (normal miktann üzerinde) su harcaman halinde abdestte israf olur." buyurdu.
İbni Mace, Taharet, 48/425; Ahmed, a.g.e.. 2/22; Tebrizi, Mişkatül-Mesabıh, 1/133

Bunun sebebi, israfa alışmamamız, israfın kötülüğünü, tehlikelerini unutmamamızdır; eşyaya hor bakmamamız ve gereken önemi vermemizdir.
İsrafta hayır olmadığı gibi, hayırda da israf yoktur. İmam Mücahid'in dediği gibi: "İnsan, bütün malını hak yolunda infak etse ve harcasa saçıp savurmuş olmaz. Bir kişi de bir avuç haksız yere harcasa bu saçıp savurmadır. Saçıp savurma; Allah'a isyan, haksızlık ve fesad yolunda harcamadır."
(İbni Kesir, Tefsir, 9/4725; Razi, a.g.e., 14/457)

"Gücünün yettiği kadar, israfa kaçmadan sadaka ver. Cimrilik etme ki, Allah da senden ihsanını kesmesin."
(Buhari, Zekat, 22, Hibe, 15; Müslim, Zekat, 88,89; Ahmed, a.g.e. 6/139,160,345,346)

"Lüks yaşamaktan sakın. Çünkü Allah'ın gerçek kulları lüks yaşamazlar."
(Ahmed, a.g.e., 5/243,244)
"Her canının çektiği şeyi yemen israftandır."
(İbni Mace, Et'ime,51)"Abdestte de israf olabilir. Her şeyde israf söz konusudur."
(Münavi, a.g.e., 4/453 (5942)

Görüldüğü üzere israf, sadece belirli şeylerde değil, her hususta olabilir, yapılabilir. Öyleyse dikkatli olunmalıdır.
Çünkü Yüce Rabbimiz: "Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (7 A'raf, 30) buyurur.
"Yeryüzünde bozgunculuk yapan ve ıslah etmeyen müsriflerin emrine itaat etmeyin." (26 Şuara, 151,152)
İsraf, helak ve yıkım sebebidir:
"Zalim olanlar ise yalnız kendilerine verilen dünyevi refahın ardına düştüler, günahkar insanlardı onlar." (11 Hud,)
"Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman (lüks içerisinde yüzen) şımarık zenginlerin yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o ülke (şehir) yok olmayı hak eder. Biz de onu yerle bir ederiz." (17 İsra, 16)
Mal ve servet, cehalet ve sefahatle el ele verirse, kötülüğe alet edilirse neticede yıkım, hüsran ve isyanlar ortaya çıkar.
Kısacası: İsraf, İslam'ın uygun bulmadığı yerde mal harcamadır. İsraf edenler, şeytanların kardeşleridir. İsraf batırır, iktisad kalkındırır. "İktisad edeni Allah zengin eder, israf edeni Allah fakir talar."
(Münavi, a.g.e., 6/80 (8501).

Malın gerçek sahibi Allah'tır, insan emanetçidir, öyleyse onu kendisinin ve insanlann yaranna harcaması gerekir. İsraf sefahate, sefahat de sefalete görür.

Halil Atalay

__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (31.08.09), MillîGenclik (02.09.09)
Alt 31.08.09, 10:51   #2
Tenbihü'l Gafilin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Akademi
Üye No : 80
Üyelik tarihi : 10-08-2008
Nereden : istanbul
Konuları : 78
Mesajlar : 888
Teşekkürleri: 681
257 mesajına 418 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 4 Tenbihü'l Gafilin is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 09.03.12
Durumu : Status: Offline

Standart

Hayyatta en çok dikkat ettiğim husulardan biri. Çok faydalı bir konu daha. Bu konuda hepimiz ne kadar dikkat ediyorsak bu dikkati çevremizdekilerede yaylamalıyız.
__________________
SABIR
View Tenbihü'l Gafilin'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 31.08.09, 11:01   #3
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

İSRAF

Bu yıl, sıcaklar, mevsim normallerinin altında seyrettiği için tabiat geç uyandı diyor insanlar. Ziraatla meşgul olan halkımız, köylü, kentlimiz; mahsulat da hava muhalefetinden dolayı pek iyi olmadı diye konuşuyor. Gönül âleminin güneşi olan; iman, islam, ihsan, takva, insanların sulh içinde yaşamaları için cihad, Allah Teâlâ’nın ve Rasûl-i Zişân’ın muhabbet güneşi, kalblerde tam olarak tecellî etmediği için de mânevî meyveler gelişmiyor. Nefis, şeytan, dünya ve kötü niyetli kimselerin; dolu, tipi, bora ve şiddetli rüzgarıyla da iç alemimiz tatsızlık ve huzursuzluk yaşıyor.

Rızkımızı helalinden kazanıp ibadet ü taatlerde eritme niyetiyle mideleri doyurursak, namazı huşu ile kılar, Kur’an-ı Kerîm’i anlamını tefekkür ederek okursak, salihlerle beraber olur Hak Teâlâ’yı zikredersek; irfan güneşi kalp toprağımızı ısıtır, Allah Teâlâ’nın sonsuz kudretini tefekkür-murakabe ve tesbihat sağanak yağmuruyla ıslatır, mücadele çapasıyla işlenirse gönül alemimiz her zaman ürün verir.

İlâhî nimetlerle zenginleşen kalb, şeyh-i kâmil vasıtasıyla Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)’nün sevgisiyle aydınlanan gönül; zikir, muavenet, kardeşlik, tevhid, tevekkül, tevbe, tevâzu, tesbih, tebliğ, takva, şükür, şefkat, sıla-i rahim, Sünnet-i Seniyye’ye uyma, sıdk, sabır, rahmet, ilim, iktisat, ihlas, iffet, ibadet, hikmet, hidayet, aşk ve şevk meyveleri verir; rabıta ve murakabeyle olgunlaşır; güzel ahlak ile doyumsuz hale gelir, tadından yenmez olur adeta. İbretle bakarak göz, hak sözleri işiterek kulak, muhtaca infak ederek el, hayra koşarak ayak, Allah Teâlâ’yı zikrederek kalb, sonsuz kudreti tefekkür ederek baş, meyveler versin. Şehvetle nazar, boş söz ve lakırdılar dinlemekle kulak, zulüm ve fitne çıkarmak için el ve ayak, hile ve hud’a düşünülerek kalb ve kafa israf edilmesin.

Allah Teâlâ’nın bize lütfettiği en büyük nimetlerden birisi de azalarımızdır. Ömrümüzün bir ânının bile boş geçirilmesi ebedî hasret ve nedamete sebep olacaktır. Kabir kapısına kadar bile yoldaş olacağı belli olmayan servetin, uygun olmayan yerlere harcanmasından ne kadar bîzar oluyoruz. Bir kuruşun dahi israf edilmesine razı olmuyor gönlümüz. Yemede, içmede, giyim ve kuşamda israf olduğu gibi Rabbimizin bize ikinci defa imkan tanımadığı bu ömrün; küfür, nifak, isyan ve mâsivayla, Hak Teâlâ’nın dışındaki sevgilerle geçirilmesi de en büyük israftır, zulümdür.

Binlerce kilisenin açıldığı, on binlerce gencin itikadının bozulduğu bu dönemde, yavrularımızın kafa ve gönüllerini ihmal ederek körpe dimağları israf etmeyelim. Kur’an kıraatı, Rasûlullah ve Ehl-i Beyt sevgisiyle yetiştirelim onları. Torunumuza dahi alacağımız evi düşüneceğimize, uzun yaz tatilinde; onları inanç, ibadet ve ahlaklarını düzelterek, salihlerle tanıştıralım. Evlatlarımızın, meşru olan sporlarla bedenî eğitimini, manevî eğitimle de ruhlarını olgunlaştıralım. Yazlıklara, deniz ve kum banyolarına, eğlence ve gezilere, Allah Teâlâ’nın eşsiz sanatını müşahede ve ibret için gidelim de malımızı ve hayatımızı israf etmeyelim.

Yüzlerce araba modelini araştıracağımıza, Hak Teâlâ’nın emirlerini insanlara duyurmak için seyr ü âlemde sefer yapmayı hayal edelim de müsriflerden olmayalım. Günü gününe dersine çalışmayan talebe imtihanda başarısız olur. Yeterli servete ulaştığında zekatını vermeyen, haccını yapmayan, vaktinde namazını kılıp evrad ve ezkârını okumayan da hayatını israf ederek, İlâhî mahkemede cezaya müstahak olur.


Ali Ramazan Dinç Hocaefendi
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Konu el-Kevserî tarafından (31.08.09 Saat 11:02 ) değiştirilmiştir..
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (31.08.09), fatımatüzzehra (01.09.09)
Alt 31.08.09, 11:09   #4
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

İSRAF
Kur’ân-ı Kerim’de ve Hadis-i Şerifler’de kullanılan şekliyle israf bir insanın herhangi bir davranışında haddi aşması ve aşırı gitmesidir. Yüce Allah buyurur: “De ki: Ey nefsleri konusunda israf yapan kullarım! Allah’ın Rahmetinden ümit kesmeyiniz. Allah bütün günahları affeder. Çünkü O af ve mağfiret edicidir".1 (Zümer, 39/53) İnsanın nefsi konusunda israfa gitmesi günaha dalarak kendine karşı suç işlemesi ve saygısızlık etmesidir. Kısaca kendine yazık etmesidir. Şu halde insanın bedeni ve organlarıyla günahlara ve yasaklanmış hususlara kendisini doludizgin salıvermesi nefse karşı israftır. İnsan, bedenine ve organlarına sahip olmak, bunları korumak ve yaradılış amaçları doğrultusunda kullanmak zorundadır. Beden ve organlar günaha girdi mi israf alanına girmiş olur.

Aklın israfı, fesat, fitne, hile, kurnazlık... v.s. gibi şeyleri düşünmektir. Dilin israfı yalan söylemek, gıybet etmek, dedikodu yapmaktır. Kulağın israfı söylenmesi günah olan şeyleri dinlemektir. Gözün israfı haram şeylere bakmak, onun bunun malında ve mevkiinde gözü olmaktır. Elin israfı eli günahta kullanmaktır. Zamanın israfı vakti boş yere geçirmektir. İşgücü, emek, enerji ve yakıt israfı da böyledir.

Bu ve benzeri hususlar insanın kendisine karşı işlediği kabahatlar ve suçlardır. Bunların cezasını hem dünyada, hem de ahirette çekecektir. Onun için de kendine yazık etmiştir. Eğer kendisine verilen imkanları fırsatları, nimetleri ve yetenekleri yerli yerine kullanmış olsaydı dünya ve ahirette bahtiyar olacaktı. Bu imkan, ellerinden kaçıranlar kendilerine yazık etmişler ve kendilerini ateşe atmışlardır. Hak Teâla, “Hiç şüphe yoktur ki israf edenler ateşi hak etmişlerdir.” (Gâfir, 40/43) derken bunu vurgulamıştır.

İsraf, insanın bedenini ve organlarını maksadı dışında ve günah işlerde kullanması anlamına geldiği gibi meşru surette sahip olduğu malı ve serveti maksadı dışında ve günah olacak şekilde harcaması anlamına da gelir. Bugün israf denilince bu husus anlaşılır.

Cimrilik–Cömertlik–savurganlık kavramları yan yana gelince israf kavramı daha iyi anlaşılır. Din ve ahlak açısından savurganlık ve cimrilik kötü, cömertlik iyidir. Savurganlık ifsat, cimrilik tefrit, cömertlik itidaldır. Gereğinden fazla mal ve para harcamak israf, gereğinden az harcamak cimrilik, gereği kadar harcamak itidaldir. Cömertlik fazilet, israf ve cimrilik çirkin bir huydur. Ancak müsrif olanlar olduğu gibi çok müsrif olanların sayısı azdır. Çok müsrif olmaya tebzir (harvurup harman savurmak), pek çok müsrif olmaya sefahat (Sefihlik) denir. Savurganlığın hiçbir şekli iyi değildir. Yüce Allah buyurur: “Onlar ki harcadıklarında ne israf, ne de cimrilik yaparlar, belki ikisi arası bir yol tutarlar.” (Furkan, 25/67) Allah’ın makbul kullarıdırlar.

"Eli sıkı olma ama büsbütün eli açık da olma, sonra elden çıkardıklarının hasretini çeker durursun." (İsra, 17/29). Hz. Peygamber de "İşlerin hayırlı olanları orta olanlarıdır." buyurmuştur. Orta yol itidal yoludur, sırat-ı mustakimdir.

İnsan, elindeki meşru malı ve serveti doğru zamanda doğru yerde, doğru şekilde ve doğru miktarda harcamalıdır. Buna infâk ve cömertlik denir. Yine insan mülkiyetindeki meşru malı ve serveti harcamanın şartları oluşmadığı zaman doğru bir şekilde elinde tutmalıdır. Buna da iktisad etme, tasarruf ve kanaat denir. İnfak ve cömertlik kadar iktisat ve kanaat da iyidir, güzeldir. Hz. Peygamber: “İktisad eden fakir olmaz, iktisad eden yoksulluk yüzü görmez", "iktisad edenin hesabı kolay olur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned 1, 447, 198). Diğer bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Güzel gidişat sahibi, sevilen ve iksad eden bir insan olmak peygamberliğin 24 bölümünden bir bölümdür.” (Tirmizi Rırr, 66, Ebu Davud, Edeb, 2).

Müslüman cimri, pinti ve eli sıkı değildir ama tutumlu ve kanaatkardır. Sahip olduğu parayı ve malı idareli harcar. Sultanahmet’te sadaka verip Eminönü’nde dilenmek durumuna düşmez. Kanaat hem elde bulunana yetinme ve idare etme, hem de kazanılan mal ve paranın belli bir miktarını elde tutma, tasarruf etme, doğru zamanda ve yerde harcamak üzere bir birikim meydana getirmek anlamına gelir.

İktisad etmeyen ve kanaatkar olmayan bir kimse elinde olanı hesapsız ve kitapsız harcadığı zaman zorunlu ihtiyacını karşılamak için dilenmek mecburiyetinde kalabilir, namert kişilere yüzsuyu dökebilir. Bu da onun kişiliğine zarar verir. İnsanda şeref-i nefs ve izzet-i nefs denilen bir duygu vardır. Namert kişiler ve muhannet kişiler önünde yüzsuyu dökmek bu asil duyguya zarar verir. Onun için kara günde harcamak üzere ak akçe biriktirme tavsiye edilmiştir.

İsrafı tanımlayan bir çok tarifler vardır:

a) israf, aşağı arzular uğruna çok mal harcamaktır.

b) Harcamalarda haddi aşmak, ölçüyü kaçırmaktır.

c) Kişinin meşru malını ve parasını itidal, haddinden ve ihtiyaç miktarından fazla harcamasıdır.

d) Kişinin helal olmayan şeyi yemesidir.

İsrafla tebzir (savurganlıkla harvurupharman savurma) arasındaki fark da şudur: İsraf hakla tebzir haz (arzu) ile ilgilidir. Harcanması gereken bir yerde ihtiyaçtan fazla harcamak israftır. Yüce Allah: “Yeyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz." (A’raf 7/21) buyuruyor. Yemek, içmek, giyinmek, barınmak binek edinmek mübah, ama bunların ihtiyaçtan fazlası israftır. Bütün tüketim maddelerinin ihtiyacı gideren miktarıyla yetinmek gerekir. İhtiyaçtan fazla tüketmek israftır. Dengeli ve yeterli bir şekilde beslenmeyi sağlayan yeme-içme mübah, bundan fazlası yani tıka basa yemek israftır. Beslenmede israf kilo almaya, fazla kilolar da rahatsızlıklara yol açar. İsraf, hangi konuda olursa olsun sıkıntı doğurur. Lüks ve konfora düşkünlük israfın bir tezahürüdür ve sakınmalıdır. Daima sade hayat tercih edilir. Sade ve doğal bir hayat yaşayanlar israfa, bunun sonucu olan lükse meyletmezler. Harcanmaması gereken bir yere harcanan para az bile olsa israftır, hatta tebzirdir. Hak Teâla buyurur: “Harvurup harman savuranlar hiç şüphesiniz olmasın ki şeytanın dostlarıdır." (İsra, 17/26, 27), “Allah müsrifleri sevmez.” (En’am, 6/141), "Fir’avn yeryüzünde ululuk taslamıştı, o müsrifin biri idi." (Yunus, 10/33, Duhan, 44/31). Demek ki israf, yani lüks ve savurganlık Fir’avun’ın sıfatıdır. İktisad, kanaat ve sade yaşamak peygamberlerin ve evliyanın hayat tarzıdır.

İsrafın ve harvurup harman savurmanın sonu felakettir, yoksulluktur, acıdır, derttir. Savurgan kişiler, aileler ve toplumlar çökmeye ve helak olmaya mahkumdurlar. Varlıktan sonra gelen yokluk çok acıdır, dayanılmaz ve çekilmezdir. Buna dayanamayanlar dertten ve üzüntüden çökerler, bunlar arasında gamdan ölenler, intihar edenler de vardır. Bu duruma düşmemek için "Allah kimseyi gördüğünden geri bırakmasın" diye dua edilir.

İsraf bir tür sapıklıktır, doğru yoldan kayma ve sapmadır. "Hak Teâla müsrifleri ve süphecileri işte böyle saptırır." (Gafir, 40/34) buyrulmuştur.

İsraf kişileri, aileleri ve toplumları felakete sürükler. Nitekim Allah Teâla: "Müsrifleri helak ettik." (Enbiya 21/9) buyurmuştur. Bu hüküm hiç şaşmaz. Neyin israf olduğunu neyin olmadığını daha iyi görebilmek için şu sınıflandırmaya dikkat etmek gerekir.

Mal ve paranın varoluş sebebi ve hikmeti insanların ihtiyaçlarını karşılamak, arzularını tatmin etmektir. İnsanların ihtiyaçları daima eldeki mal ve paradan çoktur. Bir insan ne kadar çok servete sahip olursa olsun daha fazlasını ister. "İnsan oğlunun bir vadi dolusu malı olsa bir vâdi dolusu mal daha ister." hadisiyle bu gerçek anlatılmıştır.

Mal ve para bazen harcanması gerektiği halde elde tutulabilir, bazen de bilakis elde tutulması gerektiği halde harcanabilir. Birinci durum cimrilik, ikinci durum israftır. Doğrusu şudur: Eldeki malı harcanması gerektiği zaman harcamak, elde tutulması gerektiği zaman harcamamaktır. Cömertlik, kanaat ve iktisat da budur.

Eldeki mal ve para ne kadar çok olursa olsun verilmesi gereken her yere ve her ihtiyaca harcanacak kadar çok değildir. Mal az, ihtiyaç çoktur. Bunun için ihtiyaçları önemlerine göre sıraya koymak, önemli olana göre daha önemli olan ihtiyaçlara (el-Ehem fi’l-ehem, el-Elzem Fe’l-elzem ilkesi) öncelik vermek icab eder.

İnsan, helâl ve meşru yoldan sahip olduğu malı ve parayı ya kendisine ve yahut kendisi için başkalarına ve yahud da hayır işlerine harcar.

1. İnsan kendisine ve nafakasını teminle yükümlü olduğu kimselere yetecek kadar harcama yapar. Görevlerini yerine getirmek için buna mecburdur. Aksi halde ne dünya hayatı ne de ahiret hayatı yolunda gider.

2. Kendisi için başkalarına harcamak. Bu kısımda insan başkaları için harcama yapar ama kısa veya uzun vadede bunun faydasını kendisi de görür. Bunun şekilleri şunlardır:

a) Sadaka ve borç vermek. Bunlar sevaptır.

b) Mürüvvet (adamlık, insanlık) gereği olan harcama. İnsan eşine, dostuna, zengin bile olsalar akraba-hısımlarına, toplumun saygın kişilerine, bilginlere, yöneticilerine ikramda bulunabilir, onlara ziyafetler ve hediyeler verebilir. Bu durum ona eş-dost kazandırır, onu itibar sahibi yapar. Ancak karşılığında daha fazla bir şeyler beklemek için yapılan bu tür harcamalar sakıncalıdır. Devlet ve siyaset adamlarına, idarecilere ve brokratlara verilen hediyelerin ve ziyafetlerin rüşvet niteliğinde olmaması lazımdır. Eş ve dost için yapılan ölçülü ve kabul edilebilir miktardaki harcamlar israf sayılmaz. Bu tür harcamalar insanlar arasındaki sevgiyi artırır, dayanışmayı güçlendirir.

c) İnsanın şeref ve namusunu korumak için harcama yapması israf sayılmaz. Sefih, rezil, zorba ve arsız kişilerin saldırılarından korunmak için gerektiğinde bunlara “susma akçesi” verilmesi de israf değildir. Bir hadiste, “Kişinin şeref ve haysiyetini koruması için yaptığı harcama sadakadır.” denilmiştir. Kur’an’da “müellefe-i kulub” (kalbleri kazanılmak istenenler) denilen gurup da böyledir. Ancak insan kötülere karşı cesaretle mücadele etmek, onlara ödün vermemek ve karşılarında boyun eğmemek mecburiyetindedir. Şerleri bulaşmasın diye kötülere verilen mal ve para kötülüğü ve kötüleri ödüllendirme sonucunu doğurabilir. Onun için insan çaresiz kalmadığı sürece böyle bir harcama yapamaz. Teröristler, haydutlar, eşkiyalar, çapulcular, çeteler bu gruba dahildir. Güçlü ve etkili bir devletin, hızlı ve sürekli çalışan polis, jandarma ve mahkemelerin bulunduğu ülkelerde böyle kişi ve zümreler ya olmaz veya çok az olur. Fakat devlet içinde bile çetelerin oluştuğu, yöneticilerin ve bürokratların rüşvet almadan iş yapmadıkları, yolsuzlukların ve vurgunların başını alıp yürüdüğü toplumlarda dürüst ve namuslu insanlar şeref ve itibarlarını korumak için bazan bu durumda kalabilirler ve bu amaçla harcama yapmak zorunda kalabilirler.

d) İstihdam edilen kişelere verilen ücret ve bahşişler, kendini ilme, fikre ve ibadete veren bazı insanlar bizzat yapmaları gereken işleri belli bir ücret karşılığı başkalarına yaptırarak daha sakin bir kafa ile düşünür, ilim yapar, daha huzurlu olarak ibadet ederler. Bu maksatla çalıştırdıkları kişilere ücret ve kendilerine hizmet sunanlara bahşiş vermeleri israf değildir. Hasta, yaşlı ve sakat kişiler de âbid ve âlimler hükmündedir. Bir firmanın ve işletmenin daha verimli çalışması için ihtiyacı kadar personel istihdam etmesi ve bunlara ücret ödemesi de israf değildir.

Bugün israfın en dehşetli ve akıl almaz şekli devlet hayatında ve bürokraside yaşanmaktadır. Tarihteki devletlerin yıkılış sebeplerinden biri giderlerinin gelirlerinden daha çok olması, harcamaların kazançlardan daha fazla olması, yani israftır. İbn Haldun hanedanlıkları hasta eden virüsün israf olduğunu vurgular.

Kısaca israfın her şekli kötüdür, zararlıdır. Dünya gibi dünyadaki kaynaklar da sonlu ve sınırlıdır. Bu kaynaklardan, bizden sonra gelen nesiller de faydalanıp hayatlarını sürdüreceklerdir. Bu sebeple de doğal kaynakları idareli kullanmak, bunları israf etmemek, tüketimi körüklememek, tersine tutumlu ve kanaatkâr olmayı özendirmek gerekmektedir. Çevreyi, yeşili, hayvanları korumanın ve çevreyi ve doğa kirliliğini önlemenin yolu kanaatkâr olmak, hattâ mümkünse kıtkanaat geçinme yolunu tutmaktır. Yapay, sanal, gösterişli, debdebeli, alâyişli, tantanalı, lüks ve konforlu bir hayat tarzından uzaklaşıp mütevazi, gösterişsiz, basit, sade, külfetsiz ve özentisiz bir hayat yaşamak, sıradan bir kişi gibi olmak; nâm, şöhret ve imtiyaz peşinde koşmamak saadete giden yoldur. Ufku açık, gönlü bol ve akl-ı selim sahiplerinin tuttuğu yol da budur.

İslam dini nehir kenarında abdest alırken bile ihtiyaçtan fazla su kullanmayı israf sayar ve hoşgörmez. Peygamberimiz: “Aman abdest alırken su israf etmeyin.” buyuruyor (bk. Buhari, Vuzuu, I, Tirmizi, Taharet, 43, Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 221, İbn Mace Taharet, 48), “Allah müsrifleri sevmez” (En’am 6/141), “Allah müsrifları ve yalancıları doğru yola iletmez” (Gafir, 40/28).

Bir müslüman şöyle dua eder:

“Allahım israf ettim, beni affet” (Buhari, Daavat, II, Müslim, Zikir, 71), “Rabbımız günahlarımızı ve işlerimizdeki israfları affet, ayağımızı İslam’da sabit kıl” (Âl-i İmran, 3/147)

Enflasyonun, develüasyonun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin, iktisadi istikrarsızlığın, dış ödemelerdeki açığın, iç borçlanmalara ödenen yüksek faizin, rantiyenin kökünde din ve ahlak açısından kötülenmiş ve yerilmiş olan israf yatmaktadır. Herkes kazandığı kadar veya daha az harcama yapsa, ayağını yorgana göre uzatsa önemli bir ekonomik mesele çözümlenmiş olur.

“Nân-i huşka et kanaat sabret her iş biter.”


Süleyman Uludağ
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (31.08.09), fatımatüzzehra (01.09.09)
Alt 31.08.09, 11:11   #5
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

İSRAF
Modern zamanların iktisat terminolojisinde israf kelimesi başka bazı kelimelerle birlikte akla gelir. Tasarruf, yatırım, faiz, spekülasyon (dar anlamıyla murabaha=tefecilik), üretim vb. kavramlar birbirini çağrıştırır. Çünkü bu kelimelerin hepsi birbirleriyle ilintilidir. Herhangi birinden başlayarak öteki kelimeleri yoklamak mümkündür.

İsraf kelimesini ben, yerinde kullanılmayan bir iktisadi değer olarak tanımlamak istiyorum. Bu tanım oldukça kapsayıcıdır. Üstelik israf kelimesini günümüzde, gide gide harcamamak, kullanmamak, biriktirmek gibi kavramların dar sınırlarına hapsetme eğiliminin yoğunluk kazandığı bir sırada, bu kelimeyi (israf kelimesini) asli mihrakına oturtmak önem kazanıyor. Hele de, israfın yapısal bir durum olarak meydana geldiği günümüzün liberal/kapitalistik tüketim ekonomilerinde, onun söz konusu niteliği göz ardı edilerek harcanması gereken bir takım iktisadi değerlerin biriktirilmeye çalışılması, farkına varılmaksızın yeni israf kapılarının yolunu açıyor. İsraftan kaçma yolunun biriktirme sayılması insanların en eski ve köklü zihinsel alışkanlıklarından ve yanılgılarından biridir. Bir ilkokul kitabında ikinci sınıf öğrencilerine, bu eski alışkanlık ve yanılgı şöyle bir manzumeyle iletiliyor: "Sağa sola harcama/At kumbarana dursun/Hiç farkında olmadan/ Bir gün zengin olursun./Al sen de bir kumbara/Para biriktir, para/Boş yerlere harcayıp/ Düşünme kara kara." (İlkokullar İçin Hayat Bilgisi 2, s. 89).

Bir bakışta masum gibi duran bir manzume (öyle duruyor, çünkü çocuğu boş yere para harcamamaya yöneltme niyeti taşıyor), aslında eski sapkınlığı yeni nesillere aşılıyor. Kumbarada ya da yastık altında saklanan her kuruşun, aslında, tedavülden çekilmiş bir iktisadi değer olduğu akla bile getirilmiyor. Üstelik liberal/kapitalistik iktisadi düzenlemelerde, tedavülden çekilen iktisadi değerlerin (altın, gümüş, para vb) bir vergilendirmeye tabi tutulmadığı sistemlerde, durumun vahameti akla bile getirilmiyor. Böylece tedavülden menedilen kuruluşların yatırıma dönüştürülmesi önlenmiş oluyor.

Evet, tabii, kapitalizmin tanımlamasına göre yatırım, tasarrufa eşittir. Bu demektir ki, ne kadar tasarruf etmişsen, o kadar yatırım yapabilirsin! Daha fazla değil, çünkü yatırabileceğin ancak tasarrufun kadardır! Daha az da değil, çünkü yatırımdan kıstığın her birim tasarruf israf sayılır! Ancak bu durum, ancak kâğıt üzerinde böyledir. Uygulamada (kapitalistik uygulamadan bahsettiğimizi unutmayalım), yatırımı belirleyen yalnızca tasarruf değildir. Faiz oranı da yatırımı belirleyen asal faktörlerden biridir. Faiz yatırımı belirliyor, çünkü faizin oranı, yatırımın getireceği kazançtan daha yüksekse niçin yatırıma gidilsin ki! Çünkü faizin riski yoktur. Oysa yatırımın sonu ne olacağı bilinmediğinden daima riskli bir teşebbüs sayılır.

İmdi, faizin yatırımı belirlemede asal faktörlerden biri olduğunu söylüyoruz. Ancak aynı faiz, aynı zamanda yatırımın maliyetini de yükselten bir rol oynar. Faiz oranı ne kadar yüksekse, yatırımın ve sonuçta üretimin maliyeti de o ölçüde yüksek olur. Bu ne demek? Bu, o ürünlerin fiyatının yüksek olacağı demektir; bu durum da, o ürünün satışını olumsuz yönde etkileyen bir sonuç doğurur. Satışı olmayan ürünün yeniden üretilmesine gerek kalmaz. Üretim yapmayan firma ise sermayeden harcamaya başlamış olur. Eğer sermayeden harcamak istemiyorsa, üretim faktörleri arasında esnekliği yüksek bulunan emekten "tasarruf" sağlamak ister, yani işçisine yol verir. Bu durum, makro düzeyde işsizliğin artmasını sonuçlar. İşsizliğin artması, piyasadaki ürünler için satın alma gücünün ortadan kalkması demek olur. Böylece kapitalistik bunalım dönemine girilmiş olur. Kapitalistik dizgede bu bunalımlar devrevî olarak yaklaşık her on yılda tekrarlanır. Bu bunalımın temel sebebi de faizdir. Faiz, şimdi kabaca betimlemeye çalıştığımız kısır döngüyü meydana getirir. Durum, kapitalizmin yapısal bir özelliği olarak ortaya çıkıyor. Faizli dizgelerin mukadderatı olarak tanımlanıyor.

Faiz, paradan para kazanmanın önünü açıyor. Bu demektir ki, para, risksiz bir getiri sağlamayı vaadeden ve fakat aynı zamanda kendisi ihtiyaç içinde bulunan bir yere (bir kişiye, bir firmaya) yatırılıyor. O firmanın yaptığı yatırımdan kazanç sağlayıp sağlamadığına bakılmaksızın, faiz sabit bir oran üzerinden ödenmeye devam ediliyor. Bu durum, kapitalistik dizgenin temel yapısını oluşturur. Bu yapının olmazsa olmaz özelliği faizdir; ama faiz, bu dizgenin aynı zamanda en zayıf ve kırılgan noktasını da oluşturur. Faizin kaldırılması, böyle bir düzende hayal bile edilemez, çünkü faizin kaldırılması sistemin toptan çökmesini sonuçlar. Kapitalistik sistem faizsiz işlemez, fakat faizle işleyen bir sistem de, yukarda andığımız bunalımları sonuçlar.

İmdi, böyle bir dizgede (kapitalistik dizgede), paranın kumbarada veya yastık altında saklanması da israftır. Burada, dizgeyi, kendi iç mantığı açısından değerlendiriyoruz. Yastık altında saklanan her kuruş, tedavülden çekilmiş bir iktisadî değer olarak telakki edilebileceği gibi, faiz getirisinden de mahrum bırakılmış olmaktadır: bu da bu dizgenin mantığı açısından israf sayılır.

Ne var ki, kapitalistik dizgede, insanları paralarını yastık altına koymaktan sakındıracak bir yaptırım mevcut değildir. Dolayısıyla söz konusu israfı önleyici herhangi bir tedbir de söz konusu değildir. İnsanların paralarını yastık altından çıkarmaya sevkedecek biricik teşvik unsuru, dön dolaş gene faiz olarak ortaya çıkıyor: faizin oranı yükseltirilirse, yastık altındaki paralar bankaya tevdi edilebilmektedir. Ancak yüksek faizin, yüksek üretim maliyeti ve işsizlik olduğunu şimdi söyledik.

İmdi, öyle bir sistem geliştirilmiş bulunmalı ki, o sistemde, yastık altında tutulan meblâğlar tedavüle sürülmedikçe kendiliğinden erimeye hükümlü olsun. Bu nasıl olur? Bu, yastık altında tutulan belirli nisaptaki nakdî ve aynî iktisadî değerlerin üzerinden, her yıl, belirli oranlardaki bir kısmının başkalarının uhdesine aktarılmasını öngören bir düzenleme ile gerçekleştirilebilir. Bu düzenlemeyi İslâm zekât müessesesi ile sağlıyor. Zekât nakdî ve aynî iktisadî değerlerin tedavülden çekilerek kişilerin uhdesinde muhafaza edilmesini önlüyor. Nakdî veya aynî iktisadî değerlerini uhdesinde muhafaza etmek isteyen kişi, her yıl, sakladığı değerlerden belli bir oranını başkalarına aktararak günün birinde, dinen fakirlik sınırına gerilediğini farkeder. Çünkü sakladığı değerlerin üzerinden nisap dahilinde başkalarına ödemek mecburiyeti ile karşı karşıyadır. Bu ödeme, kişinin servetinden yapılmaktadır, ancak bu servet üzerinde aynı zamanda o toplumun da hakkı vardır: içinde yaşanılan toplum olmasaydı o servet nasıl elde edilebilirdi?!

Böyle bir iktisadî hayatta bütün iktisadî değerler piyasada tedavülde bulunur ve bu durum toplumun toptan zenginleşmesinin yolunu açar. J. M. Keynes faiz oranı ile iktisadî refah arasında ters orantılı bir ilişki kuruyor: bir toplumda faiz oranı ne kadar düşükse refah oranı o kadar yüksek olur, diyor. Bu durumda, teorik olarak faiz oranının sıfıra indirgenmesi halinde refah oranının sonsuza yükselmesi gerekir. Ancak faiz oranının sıfır seviyasinde tutulması bile matematik olarak bir orana tekabül eder; kapitalistik iktisadî ortamda faizin sıfır oranında bulunması onun yasak olduğu anlamına gelmez, çünkü sıfır da matematikte bir değer ifade eder. Ama diyelim ki, faiz sıfır oranında tutulabildi; kapitalizmde, faizin sıfırdan aşağıya çekilmesi maddeden mümkün değildir. Böyle bir imkân ancak İslâmî iktisat uygulamasında mümkündür, zekât sayesinde... Çünkü dediğimiz gibi, zekat, belli şartlar altında tedavülden alıkonulan iktisadî değerler üzerinden alınır. Ve insanlar zekât verdikçe onların satın alma gücü yükselir. Satın alma gücünün yükselmesi de üretimi teşvik eder. Müslümanların yeyip içmeleri ve fakat israftan sakınmaları öngörülmüş olduğundan, bu üretim tarzı, kapitalistik dizgede olduğu gibi israfa dönük olarak da işlemez. Kapitalistik toplumun halen gelip dayandığı noktanın kaçınılmaz olarak türetilmiş talep (derivative demand) olduğu düşünülürse meramımız daha iyi anlaşılır. Türetilmiş talep demek, insanlara ihtiyaç duymadıkları şeyleri satabilen bir dizgenin var bulunması demektir. Bu da israf olgusunun ta kendisidir. Ne var ki, tüketim toplumu da ancak israfla ayakta durabilir, ama her israf da kendi buhranını kendi bağrında taşır. Ve devrevî bunalımlar böylece sürüp gider. Sonuç şudur: israfa dayalı bir iktisadî dizgede israfı önlemenin imkânı olmadığı gibi, anlamı da yoktur.

Bağrında israfı barındırmayan, fakat gerçek ihtiyaçlar karşılığında gerçek üretimi arayanların İslâm’ın öngördüğü, faizin haram, fakat ticaretin helal kılındığı; işçinin ücretinin onun alın terinin kurumadan verildiği ve zekât müessesesinin yürürlükte olduğu dizgesini yeniden incelemesini öneririm.


Rasim Özdenören
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (31.08.09), fatımatüzzehra (01.09.09)
Alt 31.08.09, 11:17   #6
el-Kevserî - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Saadet
Üye No : 622
Üyelik tarihi : 27-09-2008
Mesleği : Öğrenci
Nereden : Bileyim:)
Konuları : 1173
Mesajlar : 7,948
Teşekkürleri: 1,802
2,630 mesajına 4,405 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 11 el-Kevserî is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 18.05.12
Durumu : Status: Offline

Standart

İSRAF VE BOYUTLARI
İlk peygamberden son peygamber Hz. Muhammed (s.a)’a kadar bütün resuller bir İslâm toplumu kurma mücadelesi vermişlerdir. Bu toplumun temel nitelikleri; adaletli olmak1, aşırılıklardan uzak durmak/vasat ümmet2, kirlenmemiş aklın ve dinin güzel gördüğü şeyleri emretmek, sömürünün her türlüsüne adresine bakmaksızın karşı çıkmak3 ve tüm insanlık için referans alınabilir bir model oluşturmaktır4. Tüm bu vasıfların kazanılabilmesi için; "Allah’ın (c.c) ahlakıyla ahlaklanmak gerekir." Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaktan kasıt; O’nun isim ve sıfatlarını iyi öğrenip, onlardan gerekli payı alarak hayatımıza katmak suretiyle içselleştirmektir. Allah’ın isim ve sıfatlarından, kulun kendisine düşen payı almak suretiyle ahlaklı, adaletli bir şahsiyet olmasıyla; İman kavramı arasında bir ilgi vardır. Çünkü İman; İslâmi terminolojide "odak" kelimedir. Tüm güzelliklerin onunla alakası inkar edilemez bir hakikattir.

Bütün insanlık için model insan ve örnek toplum kurmayı hedefleyen İslâm; bu amacına engel olan tüm kötülükleri yasaklamıştır. Yasaklamış olduğu en büyük kötülük de "küfür"dür. Kendi alanında ayrı bir odak kelime olan küfür kavramı, imanın karşıtıdır. "En büyük zulüm"5 olan küfrün; insanın gönlüne girmemesi için Allah (c.c) tarafından yasaklandığı gibi, kişiyi küfre götürecek olan tüm yasak kavramlar da Kur’an-ı Kerim’de açıklanmıştır. Küfür kavramının anlam alanına giren ve dinde kaçınılması gereken kötü bir davranış biçimi de israftır. İsraf; hem hakikat inkarcılarının bir vasfı olduğu için hem de bizzat kendisi ahlak dışı bir davranış olduğundan haram kılınmıştır.

İsraf kavramını biz, daha çok iktisat alanıyla ilgili olarak biliriz. Halbuki; Kur’an-ı Kerim’de bu kavram, hayatın değişik alanlarını anlamlandırmada kullanılmıştır. İsrafın bu çok yönlü konumunu izah etmeden önce, kavramı daha iyi anlayabilmek için israfın anlam alanına giren terimleri tanıyalım. Bu terimleri ne kadar iyi tanırsak, israf terimini de Kur’anı Kerim’e göre daha iyi kavrama imkanını bulmuş oluruz.

İsraf teriminin anlam alanına giren kelime ve kavramlar:

1. İ’tida/haddi aşmak: Yapılan tüm eylemlerde haddi aşmaya nasıl ki israf6 deniliyorsa, Allah’ın çizmiş olduğu sınırları aşmak suretiyle çok ileri gitmeye de î’tida denir. Bu bakımdan, iki terim arasında birbirinin anlam alanına girme vardır. Allah Teâla, insanın aşmaması gereken sınırları çizmiştir. Bu sınırlara "Hududullah" denir. "Allah’ın koruluğu" da dediğimiz bu alanın çiğnenmesi; haddi aşmak veya dinde aşırı gitmektir. Allah’ın koymuş olduğu sınırları çiğnemek suretiyle aşırı gidenler hakkında Yüce Allah, şu cezayı vereceğini insanlara duyurmuştur: "Kim Allah’a ve Resülüne isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa, onu, içinde ebedî kalacağı ateşe sokar, onun için alçaltıcı bir azap vardır.7"

Allah’a cimrilik isnat edip8 İslâmın sembolleriyle alay eden9, haram yemeyi alışkanlık haline getiren10, kendilerine indirilen kitapları uygulamıyan11 ve buna rağmen pozitif bir kimlik iddia eden herkes12; elbette ki, haddi aşanlardır. Aşırılık/İ’tida, vahyin kontrolünden sapma ve İslâm’a gereken önemi vermemedir. Kısacası; din alanında israftır.

2. Sefâhat/Beyinsizlik: Uhrevî ve dünyevi hususlarda akıl noksanlığı sebebiyle nefsin hafifliği; kişilikteki gelişmemişliği ifade etmekte kullanılan bir terimdir. "Sevbun sefih" ince ve gevşek dokunmuş elbiseye denir.13 Kur’an’da kavramlaşan bu kelime; her türlü işte aklın hafifliği, düşüncesizlik, akıl ve din eksikliği, akla ve dine aykırı hareketlerde bulunma anlamlarına gelir.14 Müslümana "sefih" denmez. Asıl sefihler; aklını, tecrübesini ve bilgisini yerinde kullanmayan kitap ehli kafirler ve münafıklardır.15 Sefahatin dünyevî, uhrevî ve itikadî boyutları olsa da, diğer iki türünün dünyevî olanın sonucuyla yakından alâkası vardır. Çünkü, dünyada sefih olan; dinde hafif meşref olur, ahirette de hüsrana uğramaktan kurtulamaz. Aklın yaratılış amacına aykırı harekette bulunmak olan sefihlik hâli16; kişinin iktisadi davranışlarını da olumsuz etkiler. Bu açıdan Allah Teâla, onlarla ilgili şu ayeti indirmiştir: "Allah’ın koruyasınız diye sizin sorumluluğunuza bıraktığı malları muhakeme yeteneği zayıf (sefih) kimselere vermeyin.17" Sefih kişiler, gereksiz harcamalar yapmak suretiyle mallarını zâyi ederler. Hatta malı gereksiz harcamak suretiyle israf etme hali, kişinin mâli tasarruflarını kısıtlamayı gerektiren bir durumdur.18

3. Tebzir/Saçıp savurmak: İsrafı en iyi şekilde ifade etmeye en yakın kavram "tebzir"dir. İsrafın daha ileri derecesi için kullanılır. Tohum ekmek, dağıtmak, ölçüsüz vermek anlamlarına gelir. "Tebzir" masdarı, Arapçada; tohumu gereken yere atmamak ve karşılığında bir şey alamamaktır. Bu açıdan; hak etmeyen kimseye az da olsa mal vermek, infakta bulunulmaması gereken yerlere infakta bulunmak, kısacası malı; gerektiği yerde ve şekilde harcamamak "tebzir" kavramının içine girer.19 Kur’an-ı Kerim’de "tebzir" kavramının kullanılış biçimi de, kelimenin etimolojik yapısı ile terimsel anlam arasındaki yakınlığı ortaya koymaktadır. İlgili ayetin mealini dikkatle okursak tebzir kavramının israfın en üst şekli olduğunu görürüz: "Ve (ey insanoğlu), yakınlarına haklarını ver, düşküne de, yolda kalmışa da; ama sakın (elindekini) anlamsız, amaçsız bir biçimde saçıp savurma. Çünkü, bil ki, saçıp savuranlar şeytan’ın kardeşleridir; şeytan da zaten Rabbine karşı gerçekten çok büyük bir nankörlük sergilemiştir.”20 Tebzir kavramı kişinin harcadığı miktarla değil de, harcamanın dayandığı amaçla ilgilidir.21 Bu durumu İbni Abbas (v.h. 68) şöyle izah etmiştir: "Bir insan, malının tümünü Allah yolunda harcasa saçıp savurmuş olmaz, fakat; hakkın dışında çok az bir şey harcasa tebzir/israf yapmış olur. Hatta birçok islam bilgini tebziri; Allah’a (c.c) isyan ve bozgunculuk/evrenin yaratılış amacını kötüye kullanma uğrunda yapılan tüm harcamalar olarak tarif etmişlerdir.22

İsrafın anlam alanına giren bu kavramları kısaca açıkladıktan sonra esas konumuz olan israf kavramına geçebiliriz:

4. İsraf: "Serife" fiilinin "ifâl" babından mastarıdır. Her ne şekilde olursa olsun ölçüyü taşırmak, aşırılıkta bulunmaktır. Öncelikle; ölçüsüz biçimde harcamada bulunmak, yemek içmekle ilgili olarak kullanılır. Bu anlamda "tebzir"le eş anlamlıdır. Bencil duygularla çok mal harcamaktır. Kişinin kendisi için helal olmayan malı yemesi veya ihtiyacından daha çoğunu harcaması, normalin üzerinde helal olandan bile yemek israftır.23 Basit bir şey için çok para harcamak, ihtiyaçtan fazla sarfiyatta bulunup iktisat ve kanaat esasına uymamaktır. Fütüvvet ehli, insanın nefsi için yaptığı masrafı, çok az bile olsa israf sayar. Dost için yapılan masrafı fazla da olsa israf saymaz.24 Başkasının hakları söz konusu olmaksızın meşru sınırların ötesine geçmek, aşırı harcamada bulunmak ve o nedenle de itidal sahibi olmamaktır.25

Kur’an-ı Kerim’de kullanılış şekliyle israf, "vücuh" bir kavramdır. Yani, değişik anlamlarda kullanılır. Sadece iktisadi bir anlam vermek, kavramı dar bir alana indirgemektir. Harcamalarda kullanılması meşru olsa da Kur’an’a göre, şu sayacağımız alanlarda Allah’tan kopuk ve O’na rağmen davranışlar ortaya koymak da israftır. Bunlar:

a. İnançta israf: İsrafın bazı anlatımlarında küfür ile hemen hemen anlamdaş bir davranış gösterdiğini hiçbir şey daha açık bir biçimde göstermez. Allah’ın (c.c) vahiyleri hakkında büyük şüpheler, Allah hakkında boş tartışmalar, aşırı derecede kibir sahibi ve tavizkar oldukları için O’na iman edemeyen kalpler, bunların hepsi kafirlerin bilinen alâmetleridir. Müsrif sözünün Allah’a (c.c) ortak koşanlar yani; şirke dalanlar için kullanıldığını gördüğümüzde, bu izlenimden daha da kesinlik kazanacaktır.26 İnanç alanında Allah’a ortak koşmanın hem küfrî bir davranış hem de inanç alanında israf/haddi aşmak olduğunu şu ayet bizlere kanıtlamaktadır: "Siz beni Allah’ın (birliğini) inkara ve hakkında (belki de) hiçbir bilgim olmayan şeyleri Allah’ın uluhiyyetine ortak koşmaya çağırıyorsunuz; ben ise sizi, o kudret sahibi ve çok bağışlayıcı olanı tanımaya çağırıyorum. Sizin beni çağırdığınız şey, açıkçası, ne bu dünyada ne de öteki dünyada çağırılmaya layık bir şey değil, (şüphesiz) dönüşünüz Allah’adır ve (inanç konusunda dengeyi bozanlar, Allah’a ortak koşarak israfa giden) müsrifler ateşe gireceklerdir.”27

b. Siyasette/yönetimde israf: İnsanlığı idare etme sanatı olan siyaset; Allah’a (c.c) hesap verme bilinci içerisinde ve vahiyden’de samimi bir şekilde istifade etmek suretiyle yapılırsa daha da güzelleşir. İmam Gazzali’nin (v.h: 505) ifade ettiği gibi çok şerefli bir ilim halini alır. Hayatın tüm alanlarında genel hükümler ortaya koyan vahiy, siyasi alanı da boş bırakmamıştır. İsrailoğullarının peygamberlerinin çoğunun devlet başkanı olması, Hz. Muhammet (s.a.v)’inde Medine’de, devletin riyaset makanın elinde tutup hayatın siyasi alanında da üsve/model olması islâmi öğretide ve pratikte siyasetin önemini ortaya koyar. Bütün bunların yanında İslâmi öğreti, yöneticilerin firavunlaşmamasını emreder. Hiçbir kayıt tanımayarak yönetimde israfın her türlüsünü sergileyen Firavun’ı kötü müsrif siyasetin sembolü olarak tanıtır. İdarecilere onun gibi olmamayı tavsiye eden İslam, topluma da böyle zalimlere sempati bile duymamalarını öğütler.29

c. Hukuku uygulumada israf: Bir hukuk sisteminin başarılı olmasının hukukun yapısından, öğretinin insan doğasına uygunluğundan, hukuku uygulayacak kadrodan ve uygulanacak ortamın uygunluğundan kaynaklanan birçok sebepleri vardır. Hukukta başarılı olmayı doğuran bir başka sebep de; suçla ceza arasında bir dengenin olması ve ferdî işlenen suçlarda cezanın da ferdîliği esasıdır. Suçla ceza arasındaki doğru orantının kaybolmasını ve cezalarda şahsîlik ilkesinin ihlal edilmesini Kur’an-ı Kerim israf olarak sayar ve bu tür bir israfı/haddi aşmayı şu ayette olduğu gibi yasaklar: "Ve yine sakın, haklı bir gerekçeye dayanmaksızın, Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Bu konuda haksız yere öldürülen kimsenin velisine (adil bir karşılıkta bulunma) yetkisi tanımışızdır; ama hal böle de olsa, bu kişi (karşılıkta) bire bir sınırı sakın aşmasın. (Maktule gelince) o, şüphesiz yardıma layık görülmüştür.30"

d. Günahlarda ve cinsel ahlakta israf: Allah’ın (c.c) emirlerine karşı işlenen suçlar anlamına gelen günahlar, kişiyi Allah’tan perdeleyen şeylerdir.31 Yüce Allah emirlerini ihlal ederek suç işleyenleri sevmez.32 Bu suçu işlemek suretiyle günahta "israf" edenler Allah’tan şöyle af dilerler:" Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimizdeki aşırılıkları (israfı) bağışla..." 33 Günahta israfın en ileri boyutlarından biri de Lut kavminin çirkin amelleri olan eşcinselliktir. Kur’an onların bu çirkin tutumlarını şöyle hikaye eder: "(Siz Ey Lut Kavmi) kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Yani, siz gerçekten ölçüyü aşan (müsrif) bir topluluksunuz.34" Böyle bir aşırılığın tedavisi; meşrû bir şekilde evliliktir.

e. İktisatta israf: İsraf kavramından bahsedildiğinde insan aklına daha çok iktisadi alan gelmektedir. Kur’an-ı Kerim, iktisadi alandaki israfı israfın tek ve mutlak alanı olarak vermez ama bu alanla’da yakînen ilgilenir. İktisadi alandaki israfın sebebi; bireylerin mal üzerindeki tanrılık taslamasından kaynaklanmaktadır. Mal üzerinde mutlak otorite iddiası olan "liberal" bakışın tipik örneğini Kur’an, Şuayb’a (a.) kavminden şu şekilde nakleder: "Dediler ki: Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir insansın."35 Ayette de açıklandığı gibi, "malları konusunda diledikleri gibi davranmayı" mübah görenler, harcamada hiçbir kayıt tanımazlar. Hele de yaşadıkları siyasi ve sosyal ortam insanın değerini, tüketimiyle eş değerde görüyorsa; bireysel ve toplumsal bir tüketim çılgınlığı/israf kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir ortamdan müslümanların bile etkilenmemesi söz konusu olamaz. Nitekim etkilendiler de. Sonucu, müslüman olduğunu söyleyen insanların evlerinde; salonlarında, mutfaklarında, beyaz eşyalarında test edebilirsiniz. Hayat tarzları ve standartları nebevî çizgiden saptığı için dünyaya ebedîleştirme duygusuyla bakıyorlar. Sonuçta, iktisadi alandaki israf, inanç, hukuk ve cinsel alandaki israfa tepkisiz bir toplumu doğuruyor. Hz. Peygamberin buyurduğu gibi; "Garip veya yolcu gibi yaşamayı"36 düzenli hâle getirebilsek, daha yaşanılabilir ve sonucunda Allah’ın hoşnutluğunu kazanabileceğimiz bir dünyayı kurabiliriz


Mehmet Sürmeli
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View el-Kevserî'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için el-Kevserî kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (31.08.09), fatımatüzzehra (01.09.09)
Cevapla

Etiket
haftanın, konusu, or haftanın, İsraf, zararları

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
24/08/09 Haftanın konusu: İbadet fatımatüzzehra Haftanın Konusu 6 28.08.09 12:36
17/08/09 Haftanın konusu: Nefis fatımatüzzehra Haftanın Konusu 12 23.08.09 16:23
27/07/2009 Haftanın Konusu: Kibir Kara Kalem Haftanın Konusu 15 31.07.09 16:48
20/07/2009 Haftanın konusu - ilim Sükut-u Leyl Haftanın Konusu 20 26.07.09 17:30
06/07/2009 Haftanın konusu - Sadâkat Sükut-u Leyl Haftanın Konusu 22 13.07.09 09:48

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:35 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.