|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 193 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 271
Üyelik tarihi : 26-08-2008
Mesleği : Uyku Tulumunda Öğrenci
Nereden : Vizörün Arkası
Konuları : 526
Mesajlar : 5,948
Teşekkürleri: 2,509
2,500 mesajına 4,912 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline
|
![]() Avrupa İslam Tarihi Endülüs'ün fethi Bindik katranlanmış gemilere, Sekizinci yüzyılda müslümanlar fetihlerde zirveye ulaşarak, doğuda ve batıda en uzak noktalara kadar ilerlemişlerdi. Kısa zamanda büyük zaferlere imza atarak, kitlelere kurtuluş yollunun açılmasına vesile olmuşlardı. Bu uğurda canlarını vermek, müminler için en büyük mutluluk kaynağıydı. Bu fetihlerde İslâm orduları, Kuzey Afrika’nın Atlas Okyanusu kıyılarına kadar ilerlemiş, sıra Akdeniz’i Atlas Okyanusu’na kavuşturan dar boğazdan geçerek Avrupa içlerine doğru ilerlemeye gelmişti. Komutanlığını Tarık b. Ziyad’ın yaptığı İslâm ordusu, işte bu hedefe yönelmişti. Hicrî 92, miladî 711 yılında, aralarında Sahabe-i Kiram’ı görmekle şereflenmiş Tabiun’dan zatların da bulunduğu İslâm ordusu, gemilerle Endülüs (İspanya) kıyılarına geçiyordu. Geri dönüş yok Tarık b. Ziyad dört gemiyle, daha sonra kendi ismiyle anılacak olan Cebel-i Tarık boğazından ordusunu karşı kıyıya geçirdi. Bu nakil işi hiçbir zorlukla karşılaşılmadan tamamlandı. Çünkü bu iş için kullanılan gemiler ticaret gemileri idi ve halk bu gemilerden inen insanların yeni tüccarlar olduğunu zannediyordu. Kimse bu gemilerin İspanya’yı asırlar boyunca hakikatle diriltecek, dünya tarihini etkileyecek kuvvetleri taşıdığını bilmiyordu. Tarık b. Ziyad, bütün askerlerini karşı kıyıya geçirdikten sonra son seferde gemiye binerek kendisi de Endülüs kıyılarına geçti. Ordusunu biraraya toplayıp, önce üzerinde bulundukları dağın stratejik konumunu inceledi ve ani saldırılara karşı hazırlıklı olmak için ordugâhın etrafına tarihçilerin “Arap Surları” diye adlandırdıkları surları çektirdi. Ve buram buram kahramanlık kokan, ilahî çoşkuyla dolu emrini verdi: “Şimdi gemileri yakın!” Artık dönüş yoktu. Önde düşman, arkada deniz. İspanyolların “ülkemize gökten mi indiklerini yoksa yerden mi çıktıklarını bilemediğimiz bir kavim geldi” dedikleri İslâm ordusu, kılıçtan başka silahı ve düşmandan ele geçirecekleri yiyecekten başka erzakları olmamasına rağmen, tevhidi şanına layık şekilde yüceltip yaymak uğruna canlarını ortaya koymuşlardı. Tarık b. Ziyad, öncü birlikleri keşif için ileri mevzilere göndererek ilerleyecekleri yolların güvenliğini sağladı. Daha sonra kendisi bütün ordusuyla birlikte deniz sahili yoluyla kuzeye, Kurtuba’ya yöneldi. Müslümanlar burada İspanyol kralı Rodrich’in yeğeni Bencio komutasındaki bir orduyla karşılaştılar. Bencio’nun öldürülmesine kadar direnen İspanyollar’ı dağıtan İslâm ordusu, İspanya içlerine doğru ilerlemesine devam etti. Müslüman güçlerin zaferlerle kuzeye doğru ilerlediği haberleri kendisine ulaşan Rodrich, ülkesinin bütün kuvvetlerini toplamaya başladı. Ülkenin ileri gelenlerine bütün kuvvetleriyle gelmeleri için haberciler çıkardı. Kısa zamanda yüzbin kişilik bir ordu toplayarak güneye doğru harekete geçti. Tarık b. Ziyad’ın emrindeki çoğunluğu piyade olan onikibin kişilik ordu da kuzeye doğru ilerliyordu. İki ordu Guadalete (Bekka) vadisinde karşılaştılar. İki taraf da savaş vaziyeti aldı. Komutanlar askerlerine cesaret vermeye çalışıyor, moral kazandırıcı sözler söylüyorlardı. Rodrich, düşman karşısında tek vücut olarak ülkeyi korumak için bütün eşraf ve ileri geleni bu savaşta bulunmaya çağırmıştı. Çünkü ülkenin geleceği bu savaşa bağlıydı. “Kahramanlar içinden siz seçildiniz” Tarık b. Ziyad da askerlerine heyecanlı konuşmalar yapıyor, zafer kazanmakla elde edecekleri sevap ve ganimetten bahsediyordu: “Askerlerim! Görüyorsunuz ki, arkanızda deniz, önünüzde düşmanlar ve kaçacak hiçbir yeriniz yok. Vallahi, sabır ve sebattan başka yapacağınız bir şey de yok. Düşmanımızın bütün gücüyle üzerimize geldiği apaçık ortada. Üstelik yiyecek ve techizatı da bol. Halbuki bizim kılıçtan başka silahımız ve düşmanın elinden alacağımız yiyecekten başka erzağımız da yoktur. Hiçbir şey yapmadan şu durumumuz birkaç gün devam etse kuvvetten kesiliriz. Bizden korkan düşman da halimizi görüp bize karşı cesaretlenir. Bu kötü akıbete düşmekten kendinizi koruyarak şu azgın düşmana karşı görevinizi gereğince yapınız. Müstahkem şehirler ve güçlü düşman karşınızdadır. Ölümden korkmazsanız bu fırsatı değerlendirmek ve zafere ulaşmak mümkündür. Şunu kesinlikle biliniz ki, bu savaşta ben de sizden daha fazla emniyette değilim. Yine iyi biliniz ki, eğer şu zorluklara biraz sabrederseniz daha müreffeh bir hayata kavuşursunuz. En ucuz malın can olduğu bu pazara sadece sizi sürmüyor, bilâkis önce kendi canımdan başlıyorum. Canınızı düşünerek benden yüz çevirmeyiniz. Siz de benden daha fazla bir zorluğa katlanmayacaksınız. Sizin payınıza da bana düşenden fazlası düşmeyecek. Hepimiz aynı kaderi paylaşıyoruz. Müminlerin emiri, kahramanları içinden sizi seçti. Çünkü sizin savaştan korkmadığınıza, kahramanları ve süvarilerle çekinmeden vuruşacağınıza ve sizin bu yaptığınız cihattan gayenizin İlây-ı Kelimetullah olduğuna, dolayısıyla bu uğurda sevap kazanacağınıza güveni sonsuzdur. Böylelikle İslâm dinini bu ülkeye yerleştireceğinize inanıyor. Elde edeceğiniz ganimetin tamamı sizindir. Allah yardımcınız olsun. İki cihanda sizin bahadırlığınız anılacaktır. Biliniz ki, sizi davet ettiğim şeye ilk icabet eden ben olacağım ve kesinlikle bilin ki iki ordu savaşa başlayınca bizzat kendim Rodrich denilen azgına hücüm edip inşaallah onu öldüreceğim. Siz de benimle birlikte saldırın. Eğer onu öldürdükten sonra ben de ölürsem sizi ondan kurtarmış olurum. Başınıza itaat edeceğiniz bir kahramanı getirmekten aciz değilsiniz. Eğer ona yetişemeden ölürsem, bu arzumu terk etmeyin ve onun üzerine yüklenin. Onu öldürmek suretiyle bu ülkenin fethini tamamlayın. Düşman askerleri o öldükten sonra dağılırlar ve bir daha toparlanamazlar.” İki ordu birbiriyle karşılaştığı zaman gece olmak üzereydi. Tarık b. Ziyad, ordusuna ihtiyatı elden bırakmadan gece istirahat etmelerini söyledi. Sabah olunca iki ordu savaş vaziyeti aldı. Rodrich, tacını giydi ve bütün ziynetlerini taktı. Tahtına oturup, uşaklarına kendisini savaş meydanına götürmelerini emretti. İpek gölgelikler altında bayrak ve sancak ormanını andıran bir kalabalıkla, önünde savaşcılarıyla müslümanlara doğru ilerledi. Tarık b. Ziyad ise atına binmiş, ordusundaki herhangi bir asker gibi harekete geçmişti. Müslümanların büyük kısmı piyadeydi. Zırhlı asker azdı. Başlarında beyaz sarık, ellerinde yay, kılıç ve mızraklar bulunuyordu. İlk hücum müslümanlardan geldi. Kendilerden kat be kat büyük orduya saldırırken, İspanya’nın tarihini değiştirecek savaşı başlatmış oluyorlardı. Sekiz gün süren şiddetli çatışmalar oldu. Müslümanlar bu ölüm-kalım savaşında büyük kahramanlıklar gösterdiler. Her iki tarafın da kayıpları büyük oldu. Savaşta ölenlerin cesetleri uzun süre ortada kaldı. Sonunda İspanyol ordusu dağıldı. Kral Rodrich, geri kalan az sayıda askeriyle kaçtı. Ancak kaçarken düştüğü bataklıkta boğularak öldü. Bu savaş sonunda Endülüs yolu müslümanlara açılmış oldu ve uzun bir süre İslâm’ın nuruyla aydınlandı bu topraklar. Onların hedefi Allah’ın rızasıydı ve bir kez daha anlaşıldı ki, zafer geri dönmemek üzere azmedenlerindi. Şimdi o mübarek komutanın aziz hatırası, o meşhur emrinin deyime dönüşmesiyle dilimizde yaşamakta: “Gemileri yakmak.” Ya kalbimizde?..
__________________
Leyese için dua bekliyor.
Konu Abdülhamit tarafından (19.10.09 Saat 19:49 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için Kara Kalem kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 271
Üyelik tarihi : 26-08-2008
Mesleği : Uyku Tulumunda Öğrenci
Nereden : Vizörün Arkası
Konuları : 526
Mesajlar : 5,948
Teşekkürleri: 2,509
2,500 mesajına 4,912 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Müslümanlar 711'da İspanya'ya çıktı. 711 'den 756 yılına kadar Şam'dan gönderilen Emevî ve Abbasi valilerce idare edildi. 749'da Emevîlerin yıkılmasıyla Emevi Halifesi Hişam'ın torunu, Şam'dan kaçan Prens Abdurrahman, 755'te Septe'ye geçti. 756'da devleti kurdu kendisi de emir oldu. 929'da III. Abdurrahman halifeliğini îlân etti. 1031'de halîfenin otoritesi sarsıldı, ülke emirliklere bölündü. 1031'de Âli beytten olan Hammûdiler hilâfeti devam ettirmek istediler. 1086'da Abbâdi hanedanından İşbiliye Meliki, Kuzey Afrika Murâbıtlar İmparatorluğundan yardım istedi. Oradan gelen kuvvetlere 13 Endülüs meliki de katıldı. Zeleka Muharebesinde Hıristiyan orduları imha edilerek, İspanya'da Müslüman hâkimiyetinin ömrü uzadı. 1147'de Muvahhidler, Murâbıtları ortadan kaldırdı. Hıristiyanlarla da savaştılar. 1187'de Selahaddin Eyyûbî, Kudüs'ü alınca Papa mukaddes savaş îlân etti. Avrupalılar, Müslümanları İspanya'dan kovacaktı. Gerek iktidar hırsı, gerekse, Müslamanları kurtarmak niyetiyle İbni Hud, Benî Zeyyan ve Benî Ahmer devletleri birbiriyle mücadeleye girişti. 1236'da Benî Ahmer, Benî Hud aleyhine Kastil Kralıyla anlaşınca Kurtuba Hıristiyanların eline geçti. 1232'de kurulan Benî Ahmer devleti (Gırnata emirliği) Hıristiyanlarla anlaşarak ayakta durmaya çalıştı. 1469'da Sultan Ebû Hasan'ın oğlu Muhammed, annesinin teşvikiyle isyan edip babasını tahtan indirdi. Babası tekrar tahtına dönünce Muhammed, Ferdinant'a sığındı. 1486'da Ferdinant'ın verdiği Hıristiyan ordunun başına geçen Muhammed Gırnata'yı kuşattı. Baba ile oğul savaşırken Hıristiyanlar, Gırnata Devleti'nin şehirlerini yağma ettiler, müslüman halkı öldürdüler. 1490'da Gırnata kuşatıldı, ağaçlar kesildi, bahçeler tahrib edildi, halk aç, sefil kaldı. Kölemenler'den yardım istediler onların donanması yoktu. Osmanlılar'dan yardım istediler onlar da Cem Sultan'la uğraşıyordu. 1492'de Muhammed, Ferdinand'a teslim oldu, İspanya'da devlet kalmadı. 1499'da İspanya'da bir tek Müslüman kalmadı. Mabetler yıkıldı, kütüphaneler yakıldı. 711'da İspanya'ya çıkan Müslümanlar 788 yıl sonra burayı tamamen terk ettiler. Halk işiyle, âlimler ilmiyle, san'atkârlar san'atıyla, âbidler ibadetiyle meşgul olurken saltanat mücâdeleleri ve devletin kötü yönetilmesi sonunda, bir zamanların galip Müslümanları mağlûb olup, gittiler. Emirlik Dönemi (756-929) Endülüs, daha Emeviler döneminde ele geçirilmişti. 711'de Emevi komutan Tarık bin Ziyad, bugün onun adından dolayı Cebelitarık (Tarık'ın Dağı) olarak anılan yerde İspanya'ya ayak basmıştı ve Arap orduları yedi yıl içinde Pirene Dağları'na dayanmıştı. Ardından Fransa'ya giren Arapları Frankların komutanı Charles Martel ancak 732'de Poitiers'de (Puvatya) durdurabilmişti. Bu yenilginin ardından Emeviler İspanya toprakları içinde kaldılar, ama Emevi orduları ile yerel Hıristiyan güçler arasındaki savaşlar sürdü. Endülüs Emevilerinin kurucusu Abdurrahman, Emevi Halifesi Hişam'ın torunuydu ve 750’de Abbasilerin kıyımından kaçabilen tek kişiydi. Abdurrahman, 755'te İspanya'ya ayak bastı ve Endülüs’teki Arapları kendisine bağlayarak 756'da Kurtuba'da (bugün Cordoba) emirliğini ilan etti. 788’e kadar hüküm süren I. Abdurrahman, iç ayaklanmaları bastırdı ve dıştan gelen saldırıları önledi. Öldüğünde arkasında güçlü bir devlet bıraktı. Ondan sonra tahta çıkan hükümdarlar da yerel emirlerin ve Hıristiyanların ayaklanmalarıyla uğraştı. Arap ayaklanmaları daha çok kuzeydoğudaki Ebro vadisi ile doğuda Batliyos (bugün Badajoz) ve güneyde Gırnata'da (bugün Granada) ortaya çıkıyordu. Vizigotların eski başkenti ve önemli bir dinsel merkez olan Tuleytule'de (bugün Toledo) ise Hıristiyanlar ayaklanıyordu. Bu karışıklıklara karşın Endülüs Emevi hükümdarları nedeyse İspanya'nın tümünü denetim altında tutmayı başarıyorlardı. Endülüs Emevileri canlı bir ekonomi ve kültürel yaşam yaratmışlardı. Başkent Kurtuba önemli bir ticaret merkezi olmanın yanı sıra Bağdat ve Kahire'den sonra İslam dünyasının üçüncü bilim merkezi olmuştu. Diğer önemli merkezler ise İşbiliye (bugün Sevilla), Gırnata ve Tuleytule idi. Halifelik Dönemi (929-1031) Endülüs Emevileri en parlak dönemini III. Abdurrahman döneminde (912-961) yaşadı. III. Abdurrahman, Abbasilerin dinsel önderliğini tanımayarak 929’da kendisini halife ilen etti. İslam dünyası zaten bölünmüştü ve Mısır’da kurulan Fatımiler de halifelik ilan etmişlerdi. III. Abdurrahman’dan sonra halife olan II. Hakem, barışçı bir politika izledi. 976’da başa geçen II. Hişam döneminde, halifenin veziri olan Hacib Mansur 978’de yönetimi fiilen ele geçirdi ve 1002’ye kadar da elinde tuttu. Sonraki halifeler siyasal bir varlık gösteremediler ve Endülüs Emevi Devleti 1010’dan başlayarak parçalandı. 1031’de de Endülüs Emevileri iktidarı son buldu. Endülüs Emevi topraklarında, Tavaif-i Müluk denen küçük devletçikler kuruldu. Kurtuba’da 1031’de iktidar olan Cevheriler varlığını ancak 1069’a kadar sürdürdü. 1090'da Kuzey Afrika'dan gelen Murabıtların ve 1145'te gene Kuzey Afrika'dan gelen Muvahhidlerin egemenlikleri de kısa ömürlü oldu. Gırnata'da kurulan Nasriler ise 1230'dan 1492'ye kadar İspanya'da varlıklarını korudular. Gırnata'yı önemli bir bilim ve kültür merkezi yaptılar. Bugün de ayakta olan Gırnata'daki Elhamra Sarayı Nasrilerin bıraktığı en önemli mimarlık yapıtıdır. Endülüs Emevileri ve Nasriler, Endülüs’ü Hıristiyan Avrupa'nın da ilgisini çeken bir bilim ve kültür merkezi yaptılar. Endülüs Emevileri döneminde özellikle tıp, matematik, doğa bilimleri ve astroloji alanında önemli çalışmalar yapıldı. II. Hakem'in (961-976) Kurtuba'da kurduğu kütüphanede 40 bin cilt kitap vardı ve bunların çoğu Eski Yunan kültürünün ürünüydü. Nasriler döneminde bunlara felsefe yapıtları da eklendi. Bu dönemde İbn Cebirol, İbn Bâcce, İbn Tufeyl, İbn Rüşd gibi büyük düşünürler yetişti. Gerileme ve Yıkılma Dönemi [değiştir]Endülüs Emevi Devleti'nin yönetiminde ortaya çıkan otorite boşluğunun doğal bir sonucu olarak her bölgede Tavaif-ül Mülk denilen irili ufaklı 20 küsür yerel hanedan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu dönemde Endülüs siyasi hayatının temel karakteristiği, emirlikler arasında yaşanan kıyasıya çatışmalar ve düşmandan birbirlerine karşı toprak-haraç karşılığında yardım almalar oldu. Bu durum Müslümanların zayıf düşmesine sebep olurken, Hıristiyan İspanya devletlerinin da güçlenmesine, dolayısıyla Reconquista'nın hızlanmasına sebep oldu. Nitekim 1085 yılında Kastilya(Castile) Kralı VI.Alfonso Endülüs'ün en önemli ikinci büyük kenti olan Tuleytula'yı işgal etti. Ancak bunun üzerine Müslümanlar Reconquista hareketinin farkına varabildiler. Kendilerini Hıristiyan işgaline karşı korusun diye Kuzey Afrika’da bir imparatorluk kurmuş olan Murabıtlar'ın hükümdarı Yusuf Taşfin'den yardım istediler. Endülüs'e Kuzey Afrika'dan gelerek Hıristiyanları bozguna uğratan, ardından Endülüs'teki emirlikleri tek tek merkezi idare altında birleştiren ve ülkeyi Afrika merkezli devlete bir eyalet olarak bağlayan Murabıtlar'ın Endülüs'teki hakimiyetleri döneminde Yusuf Taşfin'den (1106) sonra şu hükümdarlar idâreye geldi:Ali Yusuf ve Taşfin Ali Murâbıtlar'ın yıkılışıyla Endülüs'te siyasî birlik tekrar bozuldu ve Hıristiyanlar yine Reconquista'yı gerçekleştirmek için uygun hale gelen ortamda harekete geçtiler. Murabıtlar'ı devirerek yerine kurulan Muvahhidler, Murabıtlar gibi Kuzey Afrika'dan Endülüs'e gelerek kötü gidişata bir süre daha dur diyebildiler. Kuzey Afrika'daki devletleri iyice zayıflayan Muvahhidler, kendilerine karşı oluşan isyanlarla uğraşırken dağıldılar ve yerine Meriniler ve Hafsiler gibi yeni devletler kuruldu. Endülüs'te bunu değerlendirenler ise, her zamanki gibi Endülüslülerin zaaflarını sabırla gözetleyip değerlendiren İspanyol Hıristiyan devletleri oldu. Endülüs'te Muvahhidler'in hâkimiyeti, 1238 yılında İbnül-Ahmer'in Endülüs topraklarına hakim olmasıyla başladı. İber Yarımadası'ndaki Hıristiyan devletleri İspanya ve Portekiz'in hızlı işgal hareketlerinden Muhammed Nasr sayesinde ancak Endülüs'ün Güney doğusundaki İlbire'den Ronda’ya kadar uzanan sahil şeridi kurtulabildi. Çok ağır siyasi şartlara rağmen, iki buçuk asrı aşkın bir süre Endülüs'te İslam hakimiyetini temsil eden Nasriler, bu varlıklarını esnek bir diplomatik siyâset takip etmeleri sayesinde koruyabildiler. Ancak, son zamanlarında iç karışıklıklara sürüklenince, onlar da yok olmaktan kurtulamadılar. 1479 yılında Kastilya-Leon Kraliçesi I.Isabel ile Aragon Kralı II.Fernando'nun evlenmesiyle İspanya birliği sağlandı ve Hıristiyan yayılması hızlandı. Sonuçta 2 Ocak 1492 tarihinde Granada'daki son Müslümanlar da teslim olmak zorunda kaldılar ve böylece Müslümanların İberya Yarımadası'nda 800 yıla yakın süren siyasi varlıkları sona ermiş oldu.Sonra tahta 1.Tufan geçti. Halk çok bahtiyar oldu. Fas Kralı Mustafa'nın kızı olan Prenses Sinem'le evlendi. Fas Kralı Mustafa,kızına çeyiz olarak Casablanca'yı verdi. Balayını orada yaptılar. Yazlarını da Casablanca'da geçirdiler. Endülüs Emevi sanatıEndülüs Emevi sanatı, Arap senatının yanı sıra Roma ve Vizigot sanatının etkisi altında gelişti. Mozaikte de Bizans sanatından etkilendi. Endülüs Emevi döneminde önemli yapılar inşa edildi. Kurtuba Camisi ile gene Kurtuba'da III. Abdurrahman'ın yaptırdığı Medinetü'z-Zehra Sarayı bunların başında gelir. Yapımına 784'te I. Abdurrahman tarafından başlanılan Vadi'ül-Kebir (Quadalquivir) nehri kıyısındaki Kurtuba Camisi 200 yıl boyunca yeni eklemelerle büyüdü, 987'de Hacib Mansur'un eklemeleriyle son biçimini aldı. Kurtuba Camisi, 178 metre x 125 metre boyutundaki dikdörtgen planıyla İslam dünyasındaki en büyük camilerden biriydi. Medinetü'z-Zehra Sarayı, surlarla çevrili bir tepede yer alıyordu. Sarayın kalıntıları yıllarca süren kazılar sonunda ortaya çıkarılmıştır. Askeri mimarlık alanında Tarife, Gormaz, Vacar kaleleri gibi görkemli yapılar ortaya koyan Endülüs Emevi sanatı, iç ve dış süslemelerdeki zenginliğiyle de dikkat çeker.
__________________
Leyese için dua bekliyor.
|
|
|
| Bu mesaj için Kara Kalem kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 271
Üyelik tarihi : 26-08-2008
Mesleği : Uyku Tulumunda Öğrenci
Nereden : Vizörün Arkası
Konuları : 526
Mesajlar : 5,948
Teşekkürleri: 2,509
2,500 mesajına 4,912 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Beni Ahmer Devleti Nasriler olarak da bilinen, İspanya’daki Müslüman hanedanların sonuncusu. Endülüs Müslümanlarına yardım için gelen Muvahhidlerin İspanyollar karşısında başarı sağlayamayarak Fas’a çekilmesi üzerine bu bölgede İslam birliği tamamen bozulmuştu. Bunu fırsat bilen İspanya Hıristiyan devletleri Müslümanlar üzerine akınlar düzenleyerek, Haçlı Seferlerine başladılar. Endülüs’ün en büyük merkezi olan Kurtuba, Kastilya Kralı İkinci Ferdinand tarafından ele geçirilip, yakılıp yıkıldı. Bundan sonra diğer Müslüman şehirleri de birer birer Hıristiyanların eline düştü. Endülüs beylikleri tamamen ortadan kalktı. Bunlardan sadece bir tanesi güneydoğu İspanya'da Hıristiyanlara karşı bir müddet daha varlığını koruyabildi. Bu devlet, merkezi Gırnata şehri olan Beni Ahmer idi. Devletin kurucusu Muhammed bin Ahmer adında bir zattır. Bu sırada Hıristiyanlar Müslümanları kuzey ve orta İspanya’dan atmışlardı. Memleketi elden giden bütün Müslümanların Gırnata’da toplanması bu devletin gücünü artırdı. Bununla beraber Beni Ahmer Devleti, siyasi bir kuvvet olmaktan çok, kültür ve medeniyet alanında üstün bir varlık gösterdi. İspanya’nın Hıristiyan devletleri, yarımada üzerinde bir İslam devletinin mevcudiyetine tahammül edemiyorlardı. Fakat, tek başlarına da bir şey yapamıyorlardı. Böylece Beni Ahmer Devleti 15. asrın sonuna kadar hakimiyetini sürdürdü. Ancak bu devirde, İspanya’nın kuvvetli krallıklarından olan Kastilya Kraliçesi İzabella ile, Argonya Kralı Ferdinand’ın evlenmeleri İspanyol birliğinin teşekkülünü sağladı ve Müslümanlara felaket getirdi. Zira bu tarihten itibaren Ferdinand Müslümanlar üzerine akınlar yapmaya ve onları yurtlarından uzaklaştırmak için sıkıştırmaya başladı. 1462’de Cebel-i Tarık, 1489’da Kadiz, İspanyolların eline geçti. Sıkışık bir durumda olan Gırnatalılar, Afrika’daki Müslüman devletler ile Osmanlı Devletinden yardım istedilerse de bir cevap alamadılar. Bilhassa bu sırada Osmanlı Devletinde deniz kuvvetlerinin uzak seferlere çıkmaya elverişli olmaması ve papanın elinde esir bulunan Cem Sultanın devletin aleyhine kullanılma tehlikesi istenilen yardımın yapılmasına mani oldu. Neticede 1492’de İspanyollar devletin merkezi Gırnata’yı kuşattılar. Son Beni Ahmer hükümdarı Ebu Abdullah Muhammed, bazı şartlarla şehri Katolik Ferdinand’a teslim etmeye razı oldu. Ebu Abdullah’ın Afrika’ya çekilmesi ile sekiz yüz yıldan beri bir İslam memleketi olan İspanya, tamamen hıristiyanların eline geçti. Gırnata’ya giren Hıristiyanlar, Haçlı taassubu ile İslam kültür ve medeniyetinin en güzel yerlerinden biri olan Endülüs’ü yakıp yıktılar. Sanat harikası camileri tahrib ettiler. Bir kısmını kiliseye çevirdiler. Beş yüz bin el yazması eser, Ferdinand tarafından meydanda yakıldı. Böyle ilim düşmanları tarihte pek nadir görüldü. Müslüman halka muameleleri de çok zalimane oldu. Kaçabilen Müslümanlar, Kuzey Afrika’ya sığındı, geride kalanlar kitle halinde katlolundu. Hıristiyanlık, İspanya’nın bu son parçasına vahşet ve barbarlık afeti olarak girdi. Osmanlı Devleti Kemal Reis komutasında bir donanmayı yardım için İspanya’ya gönderdi. Bu donanma, Hıristiyan kıyılarını vurdu. Hıristiyanların zulmü altında kalan bazı Müslümanları kurtararak Osmanlı Devletine getirdi.
__________________
Leyese için dua bekliyor.
|
|
|
| Bu mesaj için Kara Kalem kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 271
Üyelik tarihi : 26-08-2008
Mesleği : Uyku Tulumunda Öğrenci
Nereden : Vizörün Arkası
Konuları : 526
Mesajlar : 5,948
Teşekkürleri: 2,509
2,500 mesajına 4,912 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline
|
Avrupa'da ki İslam Şaheserleri
__________________
Leyese için dua bekliyor.
|
|
|
| Bu mesaj için Kara Kalem kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 271
Üyelik tarihi : 26-08-2008
Mesleği : Uyku Tulumunda Öğrenci
Nereden : Vizörün Arkası
Konuları : 526
Mesajlar : 5,948
Teşekkürleri: 2,509
2,500 mesajına 4,912 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 9
![]() Son Aktivitesi : 24.05.12
Durumu : Status: Offline
|
__________________
Leyese için dua bekliyor.
|
|
|
| Bu mesaj için Kara Kalem kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | fatımatüzzehra (23.10.09), Sükut-u Leyl (19.10.09) |
![]() |
| Etiket |
| avrupada, haftanın, konusu, konusuavrupada, medeniyeti, İslâm |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 12-10-09 Haftanın Konusu:Tefekkür | Kara Kalem | Haftanın Konusu | 5 | 30.11.09 22:37 |
| 31/08/09 Haftanın konusu: İsraf ve Zararları | fatımatüzzehra | Haftanın Konusu | 7 | 02.09.09 18:14 |
| 24/08/09 Haftanın konusu: İbadet | fatımatüzzehra | Haftanın Konusu | 6 | 28.08.09 12:36 |
| 17/08/09 Haftanın konusu: Nefis | fatımatüzzehra | Haftanın Konusu | 12 | 23.08.09 16:23 |
| Bediüzzaman'ın Batı ve İslâm Medeniyeti Mukayesesi | Vukuf-i Kalbi | Yusuf Kaplan | 1 | 23.03.09 18:26 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|