|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 193 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3
![]() Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline
|
![]() سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم ... Zühd ve Kanaat ... Zühd, terim olarak ,dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak,kanaatkâr olmak demektir. "Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmasıdır. " şeklinde de tarif edilebilir. Zühd sahibi olanlara ; zahid denilir. Zühd, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak, dünya nimetlerine sırt çevirip , kuru ekmek yiyerek aba giyinmek değil ; lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamaktır. Başka bir ifadeyle "ahireti unutup, dünyaya esir olmamaktır ." ( Süleyman Uludağ, Kureyşî Risâlesi, 252 vd.) Hz.Peygamber Efendimiz ( sallallahü aleyhi vesellem), zühdün ; helallere haram kılmak veya malı telef etmek değil, elde olana güvenmemek olduğunu bildirmiştir. ( Tirmizî, Zühd 29 ; İbni Mâce, Zühd,1) Zühd üç kısma ayrılır : 1- Haramları terketmek : Zühdün, bu türünün bütün müslümanlarda bulunması gerekir. Herkes için farzdıır. 2- Helâllerden, gerekli olmayanlarıı terketmek : Bu kullukta ileri derecelere ulaşanlarda bulunur. 3- Allah'la meşgul olmayı engelleyen her şeyi terketmek : Bu da , "ârif" denilen Allah'ı tam bilip, ona itaat eden kullara ait zühddür. ( Süleyman Uludağ, syf.256) ... ... ... ... ... ... ... "(Kârun) zînet ve ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler 'Keşke Kârun'a verilenin bir benzeri de bize verilseydi. Gerçekten onun büyük şansı var' dediler. Kendilerine ilim verilenler '(Ey Kârun gibi dünyayı isteyenler!) Yazıklar olsun size! İman edip sâlih amel işleyen için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır' dediler." (Kasas/79-80) Burada, Allah Teâlâ zühdü âlimlere nisbet etmiş ve zâhid kimseleri ilimle vasıflandırmıştır. Bu, medhin en yüksek derecesidir. ... ... ... ... ... ... ... "Kim ahiret sevabını isterse onun sevabını artırırız, kim de dünya menfaatini isterse, ona da ondan veririz. Fakat ahirette ona hiçbir nasip yoktur."(Şûra/20) "Onlardan bir kısmına, kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme! Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır." (Tâhâ/131) "Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler. Allah yolundan alıkoyarlar ve onun eğrilmesini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içine düşmüşlerdir." (İbrahim/3) İşte Allah Teâlâ kâfirleri bunlarla vasıflandırmıştır. Bu ayetlerin mefhumu; bunların zıddıyla sıfatlanıp ahireti dünya hayatına tercih edenlerin mü'min olduklarıdır. ... ... ... ... ... ... ... Mesrûk, Hz. Âişe'den şöyle rivayet ediyor: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Neden Allah'tan yemek istemiyorsun ki sana yedirsin?' dedim ve Hz. Peygamber'de gördüğüm açlıktan dolayı ağladım. Bana dedi ki: Ey Âişe! Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin olsun! Eğer rabbimden dünyanın dağlarını beraberimde altın ola-rak akıtmasını istesem, muhakkak onları altın yapıp istediğim yere akıtır. Fakat ben, dünyanın açlığını doymaya, fakirliğini zenginliğine, üzüntüsünü sevgisine tercih ettim. Ey Âişe! Muhakkak ki dünya ne Muhammed için, ne de Muhammed'in ailesi için uygun değildir. Muhakkak ki Allah Teâlâ, peygamberlerin ulu'l-azm olanları için, dünyanın sıkıntısına sabır göstermeye, dünyanın sevilen şeylerinin elden çıkmasına karşı sabır göstermelerine razı olmuştur. Allah Teâlâ benim için de onlara yüklediğini yüklemek isteyerek şöyle buyurmuştur: O halde azim sahibi elçilerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında (azap için) acele etme!(Ahkaf/35) Allah'a yemin olsun! Allah'a itaat etmekten başka çıkar yol yoktur. Muhakkak ki ben, yemin ediyorum, ulu'l-azm peygamberlerin sabrettikleri gibi var kuvvetimle sabredeceğim. Kuvvet ancak Allah'tandır. [Deylemî, (Ebû Derdâ' dan)] ... ... ... ... ... ... ... Huzeyfe, Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi vesellam) şöyle dediğini rivayet eder: "Kim dünyayı ahirete tercih ederse, Allah onu üç şey ile belalandırır: Ebediyyen kalbinden sıyrılmayan bir üzüntü ! Hiçbir zaman kendisinden kurtulamayacağı bir fakirlik! Ve hiçbir zaman doymayan bir hırs !" [Taberânî, (İbn Mes'ud'dan)] ... ... ... ... ... ... ... "Allah Teâlâ, bir kula hayır irâde ettiğinde, onu dünya hakkında zâhid, ahiret hakkında istekçi kılar ve kendisine nefsinin ayıplarını gösterir." (Deylemî) ... ... ... ... ... ... ... "Cennete müstehak olan bir kimse hayırlara koşar. Ateşten korkan bir kimse şehvetlerden uzaklaşır. Ölümü bekleyen bir kimse lezzetleri terkeder. Kim dünya hakkında zâhid olursa musibetler kendisine kolay gelir !" (İbn Hibban)
__________________
_________________________________________________ Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?.. bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile iç içe bir lisândır. Rabia Hilal..
|
|
|
| Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 11 üyemiz: | Abdülhamit (06.12.09), Alemdâr-ı İslâm (06.12.09), el Büğdüzi (11.12.09), Fâris (08.12.09), fatımatüzzehra (06.12.09), k@rdelen (07.12.09), leyya (11.12.09), Medine Sevdalisi (08.12.09), MillîGenclik (06.12.09), muallim (09.12.09), Sükut-u Leyl (06.12.09) |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3
![]() Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline
|
سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: 'Dünyadaki zâhidlik, kalbin ve bedenin rahatıdır'. Bilâl b. Sa'd şöyle demiştir: 'Şu durum, günah bakımından, insan için yeter de artar. Allah Teâlâ bizi dünya hakkında zâhid kılıyor. Oysa biz gittikçe dünyaya dalıyoruz'. Bir kişi Süfyan es-Sevrî'ye 'Ben zâhid bir âlimi görmek istiyorum' deyince, Süfyan o kişiye şöyle dedi : 'Rahmet olasıca ! O, bulunmaz bir kayıptır !'dedi. Vehb b. Münebbih dedi ki: 'Cennetin sekiz kapısı vardır. Cennet ehli oraya gittikleri zaman kapıcılar şöyle haykırırlar: 'Rabbimizin izzetine yemin olsun! Dünyada zâhid ve cennete aşık olanlardan önce buraya kimse giremez!' Yusuf b. Esbat şöyle demiştir: Allah Teâlâ'dan üç haslet istiyorum a) Öleceğim zaman tereke olarak mülkümde bir kuruş paranın bulunmamasını, b) Boynumda bir kuruş borcum olmamasını, c) Kemiğimin üzerinde bir çiğnem et bulunmamasını... ... ... ... ... ... ... .... İbrahim b. Edhem der ki: Kalplerimiz üç perde ile perdelenmiştir. Bu perdeler kalbin önünden kalkmadıkça kul için yakîn keşfolunmaz: 1. Var olan servetle sevinmek, 2. Yok olduğundan dolayı üzülmek, 3. Övülmeye sevinmek. Bu bakımdan mevcuda sevindiğin zaman harîs olursun. Yok olandan ötürü mahzun olduğunda Allah'ın kaderine küsmüş olursun. Kadere küsen ise, azap görür. Övülünce sevindiğinde nefsini beğenmiş olursun. Oysa nefsi beğenmek ve kibire kapılmak ameli yakıp kül eder. ... ... ... ... ... ... .... İbn Mes'ud (r.a) der ki: 'Kalbi zâhid olanın iki rek'at namazı, onun için, Allah nezdinde zâhid olmadığı halde dünyanın sonuna kadar var kuvvetiyle ibâdet eden âbidlerin ibâdetinden daha hayırlıdır!'
__________________
_________________________________________________ Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?.. bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile iç içe bir lisândır. Rabia Hilal..
|
|
|
| Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 10 üyemiz: | Abdülhamit (06.12.09), Alemdâr-ı İslâm (06.12.09), el Büğdüzi (11.12.09), Fâris (08.12.09), fatımatüzzehra (06.12.09), k@rdelen (07.12.09), leyya (11.12.09), Medine Sevdalisi (08.12.09), muallim (09.12.09), Sükut-u Leyl (08.12.09) |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3
![]() Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline
|
سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم Zühd, dünyada, sâlihlerin şerefli makamlarından birisidir.
Diğer makamlar gibi bu makam da ilim, hal ve amel'den oluşur; zira imanın bütün kapıları selefin dediği gibi akd, söz ve amel'e açılır; yani bunlar etrafında dönüp dolaşır. Şöyle ki; burada adeta söz, hâl'in ortaya çıkması için, onun yerine geçmiştir; zira onunla bâtın (gizli) bir hal ortaya çıkar. Yoksa burada bizzat söz'ün kendisi kastedilmemiştir. Bir hal'den sâdır olmayan (çıkmayan) söz'e 'iman' değil 'islâm' adı verilir. İlim, hal hakkında 'sebeb'in ta kendisi olup meyve veren (ağaç) gibidir. Hal'in amel kısmı ise, meyve yerine geçer. Bu bakımdan biz hal'i, ilim ve amel 'den ibaret olan iki tarafıyla birlikte ele alalım :.... Hâl'den gayemiz; zühd diye adlandırılan şeydir. Bu da bir şeyden yüz çevirip onu kendisinden daha hayırlı olan bir başka şeye döndürmekten ibarettir. Bu bakımdan bir bedel, alış veriş veya başka şeyler karşılığında herhangi bir şeyden dönüp daha başka bir şeye yönelen kimse, ancak birincisinden vazgeçtiğinden dolayı dönmüş olur. İkincisine ancak rağbeti olduğundan dolayı yönelmiştir. Bu bakımdan kendisinden vazgeçilen şey açısından bakılan hale zühd adı verilir. Kendisine yönelinen şey açısından da rağbet ve hubb adını alır. Zühd hali, bir şeyden yüz çevirerek ondan daha hayırlı bir şeye yönelmektir. Ancak kendisinden yüz çevirilerek vazgeçilen şey'in de rağbet edilen bir yanının bulunması şarttır. Yoksa zaten rağbet edilmeyen bir şeyden yüz çeviren kimseye zâhid denilmez; meselâ taş, toprak ve benzerlerini terkeden kimseye zâhid adı verilmez. Ancak dirhem ve dinarları (paraları) terkeden kimseye zâhid denir. Kendisine yönelinen şey'in şartı ise, kişinin nezdinde, terkedilen şey'den daha hayırlı olmasıdır. Zühd, sevilen bir şeyden yüz çevirme olduğuna göre bu durum ancak ondan daha sevimli birşeye yönelme şeklinde düşünülebilir. Aksi takdirde, sevilen bir şeyi, daha sevimli olmayandan ötürü bırakmak imkansızdır. Allah'tan başka her şeyden, hatta cennetlerden bile yüz çevirerek, O'ndan başkasını sevmeyen kimse, mutlak mânâda zâhiddir. Dünya zevklerinden yüz çevirip de âhiretin bunlara benzer zevklerinden yüz çevirmeyen, bilakis hûrilere, köşklere, nehirlere ve meyvelere rağbet eden kimse de zâhiddir; fakat derece bakımından birincisinden eksiktir. Böyle bir kimse dünya nasiblerinden bir kısmını terkeden; meselâ mevkî hırsını bırakmayıp da malı bırakan veya çok yemeyi terkedip de süsü terketmeyen kimse gibidir. Bu gibi kimseler zahd-i mutlak ismine müstehak olamaz. Böyle bir kimsenin derecesi, günahlarının bir kısmına tevbe eden kimsenin tevbekârlar arasındaki derecesi gibidir. Bu zühd, sıhhatli (sahih) bir zühddür; tıpkı günahlardan bazılarına tevbe etmenin sahih oluşu gibi; zira tevbe mahzurluları, zühd ise, nefsin payı olan mübahları terketmekten ibarettir. İbn Mübârek, kendisine 'Ey zâhid!' diye seslenen birisine şunları söylemiştir: 'Zâhid, Ömer b. Abdülazîz'dir; zira dünya ister istemez kendisine geldiği halde o dünyayı terketti. Ben ise hangi şey hakkında zâhidlik yapabilirim? (Benim birşeyim yok ki onu terkedebileyim)' Zühd halini doğuran ilme gelince, bu, terkedilen şeyin alınan şey'e oranla daha değersiz olduğunu bilmektir.
__________________
_________________________________________________ Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?.. bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile iç içe bir lisândır. Rabia Hilal..
|
|
|
| Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 10 üyemiz: | Abdülhamit (06.12.09), Alemdâr-ı İslâm (06.12.09), el Büğdüzi (11.12.09), Fâris (08.12.09), fatımatüzzehra (08.12.09), k@rdelen (07.12.09), leyya (11.12.09), Medine Sevdalisi (08.12.09), muallim (09.12.09), Sükut-u Leyl (08.12.09) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() Grubu : Fazilet
Üye No : 1942
Üyelik tarihi : 04-01-2009
Konuları : 143
Mesajlar : 1,284
Teşekkürleri: 357
636 mesajına 1,242 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 5
![]() Son Aktivitesi : 31.01.12
Durumu : Status: Offline
|
Zühd nedir Düşmemek için asla harama ve şüpheye Zühd denir mubahların çoğunu terk etmeye Kanaat nedir Kanaat her hâlinde Allaha şükretmektir. Her şartta ve her zaman mevcutla yetinmektir.. ibrahim Ibni Edhem (R.A.) buyurur ki; «Zühd üç basamaklidir: Onun bir basamagi farzdir, o da haramlardan kaçinmaktir. Ikinci basamagi selâmet vesilesidir, o da süpheli davranislardan uzak durmaktir. Üçüncü: basamagi fazilet vesilesidir, o da bazi helâlleri gönüllü olarak feda etmektir.» Bu açiklama faydalidir. Abdullah Ibni Mübarek buyurdu ki; «Zühdün asli, zühdü sakli tutmaktir. Zahid insanlardan kaçinca onun pesinden kos, insanlarin pesinden kosunca ondan uzak dur.» İmam-ı Ahmed bin Hanbel buyururki : "Zühd üç türlüdür; cahilin zühdü, haramları terk etmektir. Âlimlerin zühdü, helal olanların fazlasından sakınmaktır. Ariflerin zühdü, Allahü teâlâyı unutturan şeyleri terk etmektir."
__________________
Konu k@rdelen tarafından (07.12.09 Saat 14:58 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için k@rdelen kullanıcısına teşekkür eden 8 üyemiz: | el Büğdüzi (11.12.09), Fâris (08.12.09), fatımatüzzehra (08.12.09), leyya (11.12.09), Medine Sevdalisi (08.12.09), muallim (09.12.09), Ruh-efzâ (07.12.09), Sükut-u Leyl (08.12.09) |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() Grubu :
![]() Üye No : 503
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Nereden : -
Konuları : 785
Mesajlar : 2,732
Teşekkürleri: 3,635
1,492 mesajına 3,323 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : 24.06.10
Durumu : Status: Offline
|
Bitmeye Yüz Tutan Hazinemiz: KANAAT İnsanlığın geçmişe nispetle çağımızda daha fazla imkânlara sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Şüphesiz insanın bireysel ya da toplumsal huzuru, sahip olunan imkânlar ile ilintilidir. Dünyamızın nüfusu 6 milyarı aşmış durumdadır. Bu nüfusun aynı hayat standardına sahip olduğunu söylemek mümkün olmadığı gibi, böyle bir beklenti içine girmek de doğal değildir. Hatta böylesi bir beklenti aynı toplumu paylaşan insanlar için bile imkânsızdır. Nitekim ilgili organizasyonların açıkladığı istatiksel veriler, bu beklentinin ne derece olağan dışı olacağını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Bu verilere baktığımızda, 1 milyar insanın günde 1 dolara geçindiğini, 824 milyon insanın kronik açlık çektiğini, günde 18 bin çocuğun yetersiz beslenme ve açlık sebebiyle hayatını kaybettiğini görmekteyiz. Bu tablo hangi perspektiften okunursa okunsun bir taraftan bizlere dünya üzerindeki nimetlerin, kaynakların dağılımındaki eşitsizliği, adaletsizliği yansıtırken diğer taraftan da içinde bulunduğumuz duruma şükretmemiz gereğini hatırlatmaktadır. Şüphesiz Yüce Rabbimiz evreni sayısız nimetlerle donatmış ve insanın hizmetine sunmuştur. İnsana düşen bu nimetleri hoyratça ve bencilce değil, ihtiyacı ile orantılı bir biçimde kullanmasıdır. Ancak materyalizmin inançlı-inançsız, gizli-açık etkisinde kalmış çağımız insanı, hemen her alanda öyle bir doyumsuzluğa müptelâ olmuştur ki, bütün nimetlerin/kaynakların kendi menfaatine ipotek edilmesi arzu ve meylindedir sanki... Şüphesiz bu meyli belli bir coğrafya, din mensubu ya da topluma özgülemek yanıltıcı olur. Oransal farklılıklar bir tarafa hemen her nitelikteki toplumda bu arzu ve meyil gözlemlenebilir bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Gün geçtikçe insanlığın bencilliğe, aç gözlülüğe mağlup oluşu, bu meylin oluşumunda önemli bir etkendir. Oysa insanlığın hedef olduğu bu sorunlar, süreç içinde birey ya da toplumsal düzeyde kalmıyor, hırsızlık, yağma, gasp, şiddet, terör v.b. şeklinde bütün insanlığı tehdit eder bir boyuta dönüşüyor. Bu problemlerin aşılmasında din anlayışının ya da dindarlığın doğru eksene oturtulması önemli bir yer tutmaktadır. Din, bir taraftan zekât, sadaka, infak, birr gibi kavramlarda anlamlarını bulan motivasyonlarla bağlılarını paylaşıma davet ederken, diğer taraftan da şükür, hamd, sabır ve kanaatin önemine vurgu yaparak, insanın imkânlarına razı olmasının anlamlı bir zeminini oluşturur. Bu bağlamda da sahih bir din anlayışının ve bu anlayışın içselleştirilmesinin ne denli bir gerek olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunlara ilâvaten makalemizin başlığında da belirtmeye çalıştığımız gibi, geçmişte bitmeyen hazine olarak nitelendirilen kanaat artık bitmeye yüz tutmuş gibi gözükmektedir. Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeterli bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum (TDK, “Kanaat” mad.) şeklinde anlamlandırılan kanaat, bir insanda bulunması gerekli önemli niteliklerden birisidir. Bir insanın payına düşene razı olması, kişinin azla yetinip elindekine razı olması, kendisinin ve sorumluluğu altında bulunanların ihtiyaçlarını asgarî ölçüde karşılayabileceği maddî imkânlarla iktifa edip, başkalarının elindeki şeylere göz dikmemesi, aşırı kazanma hırsından kurtulması” şeklinde de açıklanmaktadır. (Çağırıcı, Mustafa , “Kanaat”, DİA) Dinimizde kanaatkârlığın önemi vurgulanırken, dünyaya ve mala karşı aşırı düşkünlük de yerilmiştir. (Âl-i İmran, 185; En’am, 32; Ankebut, 64) İnananlara hayat veren mesajlar getiren Rahmet Peygamberinin de kanaatkârlığı, bir iffet, tok gözlülük ve gönül zenginliği olarak değerlendirdiği, yeterli miktarda rızka sahip olan ve buna kanaat eden kişiyi övgüyle andığı, kanaatkârlığı şükrün en ileri derecesi saydığı bildirilmektedir. Bazı kaynaklarda hadis olarak geçen, “Kanaat, tükenmeyen bir hazinedir.” (Değerlendirmeler için bkz. Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, II, 151) anlamındaki söz, İslâm ahlâk kültüründe kanaatin en güzel ifadelerinden biri olarak yer alır. Hadis metodolojisi açısından sözün niteliği bir tarafa, zihin dünyamızda çağrıştırdığı anlamlar gerçekten kayda değerdir. Çağımızda hemen her toplum ya da coğrafyada kaynakların, imkânların, kazanımların paylaşımında karşılaştığımız bencillik ve aç gözlülüğün hakim olduğu üzücü tabloları bu söz çerçevesinde okuduğumuzda önemli sonuçlara ulaşabiliriz. Gerçek şu ki, kanaat olgusundan uzak, sınır tanımayan siyasal, ekonomik, ticarî hedef ve çıkarlar fertleri, cemiyetleri birbirine düşman etmektedir. Aynı şekilde hırsının esiri olmuş, var oluş gayesini hiçe sayan, hayat ve memat çizgisinden uzaklaşarak “mal-mülk” aşkıyla ömür tüketen, dünyanın cezbedici ziynetine, nefsin bitmek bilmeyen gayrimeşru isteklerine mahkûm insanlığın, dinin bu tür mesajlarından alacağı çok dersler olduğu kanaatindeyiz. Şüphesiz kanaatkâr olmak, az çalışmak ve tembellik anlamlarına gelmez. Zira Kur’an-ı Kerim’de, “İnsana kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 39) buyurulmak suretiyle, insanın mebde ve mead adına kazanımlarının çalışma ve gayreti ile ilintili olduğu dile getirilmiştir. İlâhî otorite, gerekli ölçülere uyan hiçbir kimsenin emeğinin, çalışmasının zayi edilmeyeceğini çeşitli vesilelerle değişik ayetlerde vurgulamıştır. (Örnek olarak bkz. A’raf, 170; Tevbe, 120; Kehf, 30) Hz. Musa zamanında yaşayan ve varlıklı biri olan Karun’a hitap edilirken, “...dünyadan da nasibini unutma” (Kasas, 77) buyurulması, İslâm’ın dünyaya bakış açısı konusunda bize bir fikir vermektedir. Yine cuma namazından sonra ticarete koşmayı emreden ayette de İslâm’ın çalışma ve kazanmaya büyük değer verdiği açıkça belirtilir: “(Cuma) namazı bitince yeryüzünde dağılın, Allah’ın fazlından rızık arayın.” (Cum’a, 10) Hz. Ömer’in, “Kimse, “Allahım! Bana rızık ver” diyerek, rızık peşinde koşmayı bırakmasın. Bilin ki, gökten ne altın ne de gümüş yağar.” sözü, aslında dinimizin bu konudaki bakış açısını yansıtmaktadır. Buna göre kanaat, kişiyi çalışmaktan, gayretten uzaklaştıracak bir anlayışa temel teşkil edecek bir olgu değildir. Kişi, çalışıp çabaladıktan sonra dahası kendisine düşeni yerine getirdikten sonra, Kâdir ve Rezzâk olan Yüce Allah’ın takdir ettiğine razı olacaktır. Bu teslimiyet, bir anlamda kişinin psikolojik açıdan rahat olmasını da beraberinde getirir. Zira insan, gerçekten haris, doyumsuz bir varlıktır. Kontrol edilmediği takdirde onun istekleri sınır tanımaz. Nitekim Sevgili Peygamberimiz de, “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Ama Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder. ” (Buhârî, Rikak 10) buyurmak suretiyle bu gerçeği dile getirmiştir. Bu bağlamda Sa’d b. Ebî Vakkâs’ın oğluna ettiği nasihat de zikre değerdir: “Oğlum! Zenginlik istediğin zaman, onunla beraber kanaat de iste. Çünkü kanaatkâr olmayanı servet zengin etmez.” Bu nasihat ekseninde yaşadığımız topluma şöyle bir göz attığımızda, gerçekten hayat standardı düşük kanaatkâr çoğu insanın, yüzündeki tebessümü, ocağındaki huzuru, hayatı olumlamaya dair sözlerini, hayat standardı yüksek doyumsuz nice insanda görememekteyiz. Bu konumda yer alan çoğu insan, toplum bir tarafa kendiyle dahi çatışma hâlindedir. Esiri olduğu çılgınca arzu ve hedefler, hayatı ona âdeta zehir etmektedir. Hem kendiyle, hem toplumla, hem de Rabbiyle barışık bir hayat biçiminin zemininde şüphesiz kanaat, verilene razı olma, verene şükretme ve hamd önemli bir yer tutmaktadır. Üzülerek ifade edelim ki, moral değerlerimizin temelini teşkil eden birçok değerde olduğu gibi, kanaat anlayışımızda da aşınma söz konusudur. Öyle ki o, artık bitmeyen hazinemiz olmaktan epey uzak bir görünüm arz etmektedir. Bu çerçevede Peygamberimizin tüm insanlara karşı şefkat ve merhamet yüklü gönlünün derinliklerinden süzülerek dil formlarına dökülen dua örneklerinden birini teşkil eden şu yakarışı ne kadar da anlamlıdır: “Allahım! Korkmayan/huşûdan mahrum kalpten, kabul görmeyen/dinlenmeyen duadan, doymak bilmeyen nefisten, faydası olmayan ilimden sana sığınırım...” (Tirmizî, Daavât, 69) Evet, doymak bilmeyen, sınır tanımayan nefis, insanı maddî ve manevî anlamda ağır bedeller ödemeye mahkûm eder. O (s.a.s.), dünya malları karşısındaki tavrını şu sözleriyle açıklamıştır: “Uhud dağı kadar altınım olsa, borç için sakladığımdan başka, ondan yanımda bir dirheminin üç gece kalmaması beni sevindirir.” (Buhârî, Rikâk, 14) Böyle bir yaklaşım biçimini sergilememiz şüphesiz hiçbirimizden beklenmez. Bizlerden sadece sahip olduğumuz kazanım ve değerlerle ilgili sorumluluklarımızı yerine getirmemiz istenir. Sevgili Peygamberimiz çeşitli vesilelerle birçok hadisinde kanaatin önemini vurgulamıştır. Nitekim, “İslâm’ın dosdoğru yoluna ulaştırılan ve geçimi yeterli olup da buna kanaat eden kimse, ne kadar mutludur!” (Tirmizî, Zühd , 35), “Gerçek zenginlik, mal çokluğu ile değil, gönül tokluğu iledir.” (Buhârî, Rikak, 15; Müslim, Zekât, 130), "...Kanaatkâr ol ki, insanların Allah'a en çok şükredeni olasın." (İbn Mâce, Zühd, 24) hadisleri, kanaat konusunda bizlere belli bir fikir vermektedir. Şüphesiz insanoğlu başlangıçta da belirttiğimiz gibi mala, şan ve şöhrete karşı düşkün olan bir varlıktır. Ancak bu arzunun sonu yoktur. Hemen her anlam ve alanda aza kanaati olmayanın, çoğa da kanaati olmayacağı müsellemdir. Her canlı gibi hepimizin ömrü sayılı günlerle sınırlıdır. Ömrün uzun-kısa oluşu, ölümün odağındaki objeye göre değişkenlik arz eden göreceli bir sonuç gibi gözükmektedir. Böyle kısacık zaman dilimini, var oluş gayesinden uzak, amaçsız bir şekilde servet biriktirme, şöhret kazanma sevdasıyla israf etmemek gerekir. Rabbimizin bize lütfettiği her anımıza şükrederek, o anı verimli, onun rızasına muvafık olarak değerlendirme gayretinde olalım. Öz bir ifadeyle fenada bekayı arama yerine, bekaya yönelik hazırlıklarda bulunmamız daha isabetli olacaktır. Zira her can ölümü tadacaktır. (Âl-i İmrân, 185) Sahip olduğumuz ve el an kolaylıkla elde ettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz yüzlerce nimete dünyada milyonlarca insanın ulaşamadığını göz ardı etmeyelim. Servet ve şöhretin azgınlaştırıp şımarttığı insanları değil; vakar ve tevazuu, kanaat ve şükrü hazine olarak telakki eden insanlardan olma ya da onları örnek alma gayreti içinde olalım. Kısaca kanaat, bitmeyen hazinemiz olmaya devam etsin...
__________________
Sözlerime lâl düştü...
|
|
|
| Bu mesaj için Sükut-u Leyl kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
|
|
#6 |
|
Derecesi :
![]() Grubu :
![]() Üye No : 503
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Nereden : -
Konuları : 785
Mesajlar : 2,732
Teşekkürleri: 3,635
1,492 mesajına 3,323 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : 24.06.10
Durumu : Status: Offline
|
ZÜHD İsteksizlik, rağbetsizlik, aza kanaat. Terim olarak, dünyaya ve maddî menfaate değer vermemek, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olmamak, kalpte dünya ve çıkar kaygısı taşımamak, kanaatkâr olmak demektir. "Elde olan dünyalığa sevinmemek ve elden çıkana üzülmemek, elde bulunmayan şeyin gönülde de bulunmamasıdır" şeklinde de tarif edilir. Zühd sahibi olanlara; zahid denilir. Zühd, dünyayı tamamen terk edip çalışmayı bırakmak, dünya nimetlerine sırt çevirip, kuru ekmek yiyerek aba giymek değil, lezzet verici şeyleri azaltmak, onlara dalmamaktır. Başka bir ifadeyle: Ahireti unutup, dünyaya esir olmamaktır (Süleyman Uludağ, Kuşeyrî Risâlesi, 252 vd). Hz. Peygamber, zühdün; helâllara haram kılmak veya malı telef etmek değil, elde olana güvenmemek olduğunu bildirmiştir (Tirmizî, Zühd 29; İbn Mâce, Zühd, 1). Allah (c.c) kullarının yararlanması için çeşit çeşit nimetler yaratmış, dünyayı güzellik ve lezzetlerle donatmıştır. Bunlardan yararlanmak herkes için olduğu gibi müslüman için de tabiî bir haktır. Ancak, müslümanın dikkat etmesi gereken husus, dünya nimetleri ve zevklerinden istifade etmek için, meşru olmayan yollara sapmamak, israf etmemek ve haramlara dalmamaktır. Müslüman meşru sınırlar içerisinde dünya nimetlerinden istifade ederken âhireti hiç bir zaman unutmamalı, asıl zevk ve nimetlerin orada olduğunu bilmelidir. Kısaca, âhireti unutup, dünyaya gönül vermemelidir. Zühd üç kısma ayrılır: a- Haramları terketmek: Zühdün, bu türünün bütün müslümanlarda bulunması gerekir. Herkes için farzdır. b- Helâllardan, gerekli olmayanları terketmek: Bu kullukta ileri derecelere ulaşanlarda bulunur. c- Allah'la meşgul olmayı engelleyen her şeyi terketmek: Bu da, "ârif ' denilen Allah'ı tam bilip ona itaat eden kullara ait olan zühddür (Süleyman Uludağ, a.g.e., 256). Şamil İA
__________________
Sözlerime lâl düştü...
|
|
|
| Bu mesaj için Sükut-u Leyl kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz: |
![]() |
| Etiket |
| haftanın, kanaat, konusu, zühd |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 23-11-2009 Haftanın Konusu : Takvâ | Ruh-efzâ | Haftanın Konusu | 12 | 26.11.09 07:33 |
| 27/07/2009 Haftanın Konusu: Kibir | Kara Kalem | Haftanın Konusu | 15 | 31.07.09 16:48 |
| 20/07/2009 Haftanın konusu - ilim | Sükut-u Leyl | Haftanın Konusu | 20 | 26.07.09 17:30 |
| 13/07/2009 Haftanın konusu - Üç Aylar ve Fazileti | Sükut-u Leyl | Haftanın Konusu | 11 | 20.07.09 02:25 |
| 06/07/2009 Haftanın konusu - Sadâkat | Sükut-u Leyl | Haftanın Konusu | 22 | 13.07.09 09:48 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|