| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 197 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ » Haftanın Konusu »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 25.01.10, 07:37   #1
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart 25-01-2010-Haftanın konusu: Havf ve Reca





بسم الله الرحمن الرحيم


...Havf ve Reca...

(Korku ve Ümid Arasında Olmak)


قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَجَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ


De ki: «Ey nefisleri üzerine israfta bulunmuş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden yeise düşmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah günahları cümleten yarlığar. Muhakkak ki, O (evet) O, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.»
(Zumer sûresi, âyet 53)

..............

Havf ; “korku, korkutmak”, reca ise “emel, ümit, yalvarmak, dilek.” demektir. Sakin su, dalgalı deniz kadar güzel olamıyor. Rüzgârın esmesiyle sağa sola salınan dallar, sakin ağaçlardan daha hoş bir manzara sergiliyorlar. Rüzgârı göremiyoruz, eğer görebilseydik, onu da dalgalı bir deniz gibi seyredebilecektik.

Dalların âhenkli salınışları, rüzgârın o dalga dalga esişinin neticesi. İşte insan ruhu o dalgalı deniz, o salınan ağaç gibi. Melekler ise, sakin su, hareketsiz bitkiler gibi. İnsan ruhu imtihan rüzgârına mâruz. Ve insan kalbinde kararsızlık, değişkenlik hâkim.

İşte insan ruhundaki bu aralıksız değişme, bu fasılasız dalgalanma ona apayrı bir güzellik kazandırır. Onu meleklerin üstünde bir konuma çıkarır. O kalpte zıt renklerden tek bir kumaş dokunur. Celâl ve cemâl tecellileri o kalbi birlikte kemâle erdirirler. Kahır ve lütuf onda rıza olarak birleşirler.

İşte bu zıt tecelliler kalpte iki ayrı neticeyi birlikte doğurur: Havf ve reca.

Havf, tatlı bir korku ; Allah’ın celâl, kibriya ve azameti karşısında haşyet duyma... Reca ise zevkli bir ümit: Onun lütuf, ihsan ve kereminden daima ümitvâr olma...

Dünya imtihanını kazanan insanlar, Allah’ın bütün sıfatlarına, fiillerine ve isimlerine birlikte inanırlar. Celâlî isimler, onların kalplerinde korku ve haşyet doğururken, cemâlî isimler gönüllerini ümitle, sürurla, sefayla doldurur...

Onlar, emir ve yasaklar denilen ikili bir imtihana tâbi tutulurlar. Karşılarına helâller ve haramlar çıkar, doğru ve yanlış arasında çoğu kez sıkışıp kalırlar. Hayırları işlemek amel-i salih, şerlerden kaçmak ise takvadır. Amel-i salih işlendikçe reca kapısı, takvada ilerlendikçe havf kapısı açılır. Her iki kapıdan da aynı neticeye erilir: Cennet.

Mü’min, hem ümit ve hem de korku içinde olmalıdır. Zira Allah hem Gaffar’dır, hem de Kahhar. Bağışlaması da vardır, kahrı ve perişan etmesi de.

Bize havf ve reca dersi veren bir hilkat tablosu:

Arzın merkezinde, magma bir ocak gibi durmadan yanıyor. Üstte güneş, alevlerini kilometrelerce öteye fırlatıyor. Ve nihayet, insanlar ve hayvanlar, denizler ve ormanlar varlıklarını bu iki ateş arasında devam ettiriyorlar.

İnsanın manevî terakkisi de iki ateş arasında sürüyor: Nefis ve Şeytan. Bu tablo karşısında insan şöyle düşünmeli: Madem ki bedenim, güneş ve magma arasında hayatını devam ettiriyor; ruhum, nefis ve şeytana rağmen hâlâ mü’min. O halde, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek için hiçbir sebep yok. Ve madem ki, bu iki ateşten de bir an olsun başım sakin olamıyor, öyleyse azaptan emin olmam da akıl kârı değil...

Havf da reca da mü’minin sıfatlarıdır. Bundandır ki, hangisi ruhtan çekilse, küfür tehlikesi belirir. Havf etmeyen insan, isyan yolunu tutar, bu yolun sonunun ise küfre çıkma tehlikesi vardır. Recanın azalması da ümitsizliğe yol açar. Bu da sonu küfre çıkabilecek bir başka yoldur.

Kur’an-ı Kerim’de bir kısım âyetler, mü’mini Cennetle müjdelerken, bir kısmı da âsileri Cehennemle tehdit ediyor. Kalbin bir atıp bir sessiz kalması gibi, insanı bir havfa bir recaya sevk etmekle hoş bir âhenk meydana getiriyorlar.

Fatiha Kur’an-ı Kerim’in fihristesi, hülâsasıdır. Onda da havf ve reca dersi birlikte veriliyor.

“Hamd”de medih ve sena hâkim.
“Mâliki yevmiddin”, havf dersi verir.
“İbadet” recaya, “istiane” havfa işaret ederler.
“Sırat-ı müstakime hidayet talebi” recadır.
“Mağdup ve dallinden olma korkusu” havftır.


Fatiha’yı okuyan bir mü’minin ruhu, o hissetmese de, havf ve reca dalgaları arasında seyran eder..

__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (25.01.10), efna (28.01.10), fatımatüzzehra (25.01.10), Seida (25.01.10)
Alt 25.01.10, 08:08   #2
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart

بسم الله الرحمن الرحيم


(Arapça'sı Havf ve Recâ), mü'minin Allah karşısındaki ruhi durumunu belirleyen ve davranışlarını etkileyen iki duygu. Allah'tan korkmayı ve O'ndan ummayı belirtir, Tasavvufta da iki hal ve makamın adıdır.

Genel anlamda korku (havf), insanın başına gelmesini istemediği bir şeye karşı duyduğu endişe; umut (recâ) da, elde edilmek istenilen şeye karşı kalbin ilgisidir. Her iki durum da geleceğe yöneliktir ve insanın tutum ve davranışları üzerinde belirleyici bir rol oynar. Bu nedenle mü'minin temel niteliklerinden birisi korku, diğeri de umuttur. Ne var ki korkunun insanı umutsuzluğa (ye's); umudun da kötülükleri önemsiz görmeye götürecek ölçüye ulaşmaması gerekir.

Korku kavramı Kur'an'da havf, haşyet, rahbe ve ittika gibi kelimelerle dile getirilir. Kavramı içeren âyetler korkunun nedenini ve amacını da açıklayıcı bir nitelik taşır.
Buna göre mü'minler yalnız Allah'tan, Kıyamet gününün dehşetinden, Cehennem azabından korkmalıdır ;

زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ اتَّقَواْ فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِوَاللّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ

«Kâfir olanlar için dünya hayatı bezetilmiştir. Ve onlar imân edenler ile eğlenirler. Halbuki bu muttakîler Kıyamet gününde onların fevkindedirler. Ve Allah Teâlâ dilediğini hesapsız olarak merzûk kılar.»

(Bakara sûresi, âyet 212)

إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءهُ فَلاَ تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

«O şeytan, sizi mutlaka dostlarından korkutuyor. Binaenaleyh onlardan korkmayınız Benden korkunuz eğer mü'min kimseler iseniz.»
(Âlî İmrân sûresi, âyet 175)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِنقَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

«Ey imân edenler! Sizden evvel kendilerine kitap verilmiş olanlardan dininizi eğlence ve oyuncak ittihaz edenleri ve müşrikleri dostlar ittihaz etmeyiniz. Allah Teâlâ'dan korkunuz, eğer imân etmiş kimseler iseniz.»
(Mâide sûresi, âyet 57)


Buna karşılık sözgelimi insanlardan (Ahzâb,âyet 37), düşman eline geçmekten (Tâhâ, âyet 77), Kâfirlerin hile ve düzenlerinden (Tâhâ, âyet 65-68), özetle Allah'tan başka hiçbir kimse ve nesneden (en-Nahl, âyet 51-52) korkulmamalıdır.

Kur'an'ın öngördüğü bu korku insanı pasifliğe, hareketsizliğe itme amacı gütmez. Tam tersine insanı korkunun nedenlerini ortadan kaldıracak tutum ve davranışlara yöneltmek amacı taşır. Örneğin Allah'ın gazabına, Cehennem azabına neden olacak davranış ve eylemlerden sakındırır, Allah'ın emirlerine uymaya yönlendirir. Bu yöneliş kişiyi yalnızca korkuya neden olacak eylemlerden uzaklaştırmakla kalmayacak, ona gerçek anlamda iyi ve olgun bir mü'min olmanın yollanın açacaktır. Korku ile başlayan bu yöneliş ittika ile sürerek takva ile sonuçlanacaktır. Takva ise mü'minin ulaşabileceği en yüksek dereceyi belirtir.


Mü'minler Allah'tan korkmakta oldukları kadar O'ndan umut kesmemekle de yükümlüdürler:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَجَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

De ki: «Ey nefisleri üzerine israfta bulunmuş olan kullarım! Allah'ın rahmetinden yeise düşmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah günahları cümleten yarlığar. Muhakkak ki, O (evet) O, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.»
(Zumer sûresi, âyet 53)

Çünkü umutsuzluk insanı kendini düzeltme, arındırma çabalarından yoksun bırakır. Kur'an, mü'minin her durumda umut içinde olmasını gerektirecek müjdelerle doludur:

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِمُ الْمَثُلاَتُ وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍلِّلنَّاسِ عَلَى ظُلْمِهِمْ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ

«Ve senden güzellikten evvel kötülüğü çarçabuk isterler. Ve halbuki onlardan evvel onların emsaline ait ukûbetler gelip geçmiştir. Ve şüphe yok ki, Rabbin nâs için zulmlerine karşı elbetteki yine çok mağfiret sahibidir. Ve yine şüphesiz ki Rabbin azabı da pek şiddetlidir.»
(Ra'd sûresi, âyet 6)

فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ

İmdi seni tekzîp ederlerse de ki: «Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir. Fakat onun ikâbı da günahkâr olan bir gürûhtan reddedilemez.»
(En'âm sûresi, âyet 147)

Fakat bu ve benzeri âyetler ne yaparsa yapsın insanın mutlaka bağışlanacağı anlamına gelmez. Umut (recâ), sebebsiz ve insanı umduğu şeye ulaşmak için çalışmaktan alıkoyacak, kötülük ve günahları önemsiz gösterecek bir beklenti değildir;

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أُوْلَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللّهِ وَاللّهُغَفُورٌ رَّحِيمٌ

«Şüphe yok ki imân edenler ve hicret edip de Allah yolunda mücâhedede bulunanlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah Teâlâ da gafûrdur, rahîmdir. »
(Bakara sûresi, âyet 218)

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ بِاللّهِ وَاعْتَصَمُواْ بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِصِرَاطًا مُّسْتَقِيمًا

«Artık o kimseler ki, Allah Teâlâ'ya imân ettiler ve O'na sığındılar, elbette onları kendi tarafından bir rahmetin ve fazlın içine girdirecektir ve onları kendine müteveccih bir müstakim yola da hidâyet edecektir. »
(Nisâ sûresi, âyet 175)


gibi âyetlerde açıklandığı üzere umut ancak gerekli şartları hazırladıktan sonra sonucu Allah'tan ummaktır. Bunun aksi bir beklenti Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) 'in «Nefsini hevasına tabi kılıp şehevi arzularının peşinde ömrünü tükettikten sonra Allah'tan Cennet isteyen ahmaktır.» hadisinde tanımladığı gibi ahmâklıktır.


Korku ve umut birbirini bütünleyen ve mü'mini kemale erdiren iki niteliktir. Bu nedenle Kur'an mü'minleri tanımlarken iki niteliği birlikte anar:
«İşte O'dur, görünmeyeni de görüneni de bilen, izzetli, merhametli olan.»
(Secde, âyet 6)

İslam bilginleri bu tür Kur'ânî yönlendirmelerden yola çıkarak mü'minin sürekli korku ve umut arasında olması gerektiğini belirtmişlerdir.

Korku ve umut, özel deyimiyle Havf ve Recâ tasavvufta iki hal ve makamı belirtir. Mutasavvıfın nefsini arındırmasına (tezkiye) bağlı olarak doğrudan Allah'ın bağışı sonucu gerçeklesen Havf ve Recâ başlangıçta geçicidir. Bu aşamada hal olarak anılırlar. Ancak mutasavvıf manevi yolculukta ilerledikçe, mertebesi yükseldikçe Havf ve Recâ yerleşerek birer makam durumuna gelir. Havf ve Recâ, ruhun sıkışması demek olan Kabz ile rahatlaması demek olan Bast haliyle ilgilidir. Kabz halindeki mutasavvıf Havf; Bast durumundaki mutasavvıf da Recâ duyguları içindedir.

Mutasavvıflara göre korkunun üç derecesi vardır.

Korkunun birinci derecesi Havf adını alır ve bu korku imanın şartlarındandır.
«O şeytan, sizi mutlaka dostlarından korkutuyor. Binaenaleyh onlardan korkmayınız Benden korkunuz eğer mü'min kimseler iseniz.» ( Âlî İmrân/175) âyetinin işaret ettiği bu korku tüm mü'minler için farzdır.

Korkunun ikinci derecesi
Haşyet'tir. Haşyet, ilmin şartlarındandır.
«Ve insanlardan ve yürür hayvanlardan ve davarlardan da böylece renkleri muhtelif olanlar (vardır) ve Allah'tan kulları arasında da ancak ilim sahipleri olanlar korkar. Şüphe yok ki, Allah galiptir, yarlığayıcıdır.»(Fâtır, 28) âyeti korkunun bu derecesini belirtir.

Üçüncü derecede korku Heybet adını alır. Takvayı dile getiren Heybet de marifetin şartlarındandır.
«Mü'minler, mü'minlerden başka kâfirleri dostlar edinmesinler. Her kim onu edinirse Allah Teâlâ'dan (nusrete nâiliyet) ilgisi kalmamış olur. Meğer ki, onlardan bir korunma için çekinecek olasınız. Allah Teâlâ ise sizi Zât-ı Ulûhiyyeti hakkında tahzir buyurur. Ve nihâyet gidiş de Allah Teâlâ'yadır.» ( Âlî İmrân/28) âyeti de korkunun üçüncü derecesine işaret eder.


Mutasavvıflar Recâ'nın da üç çeşidinden söz ederler.

Recâ'nın birinci çeşidi
insanın güzel bir amel işleyerek bu amelin kabulünü Allah'tan ummasıdır.

İnsanın kötü bir iş yaptıktan sonra tövbe ederek Allah'tan bağışlanmayı umması da Recâ'nın ikinci bir çeşididir.

Recâ'nın üçüncü çeşidi kuru bir kuruntudan başka birşey değildir. Bu çeşit Recâ insanın bir yandan günah işlemeyi sürdürürken diğer yandan Allah'ın kendisini bağışlayacağını ummasıdır. Bu adam bir yalancıdır ve böyle bir Recâ insanı felakete sürükler.

Havf ve Recâ; ilim, hal ve amelden oluşur.

Havf'ta ilim kişinin korkulan şeyi ve ona sürükleyen nedenleri bilmesidir.

Bu bilgi tüm varlığını sararak kişinin kötülüklerden sakınmasına, kendisini düzeltmesine, iyi davranışlar içine girmesine neden olacaktır. Kötülüklere, günahlara karşı duyulan iğrenme, nefsani zevk ve isteklerden uzaklaşma, Havf'ın ortaya çıkardığı bir haldir.

Bu halin sonucu da mutasavvıfın Allah'ın emir ve yasaklarına uyması, şüpheli şeylerden kaçınmasıdır. Bu da Havf'ın insanın amellerindeki yansımasıdır.

Recâ'da ilim, mutasavvıfin Allah'ın hoşnutluğuna, bağışlamasına neden olacak şeyleri bilmesidir. Bu bilgi de onu benliğini arındırmaya, iyi edimlere yapışmaya götürecektir. Dolayısıyla Recâ da kendisini insanın ruhi yapısında ve davranışlarında gösteren bir haldir.
__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (25.01.10), efna (28.01.10), fatımatüzzehra (25.01.10)
Alt 28.01.10, 13:06   #3
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart


Havf ve Reca

Sual: Allah sevgisi ile Allah korkusunun diğer sevgi ve korkulardan farkı nedir?
CEVAP
Sevgi de korku da çeşitlidir. Allah sevgisi ana-baba sevgisi ve hanım sevgisi farklıdır. Allah korkusu ile düşman korkusu da çok farklıdır. Kur’an-ı kerimde mealen (Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkun) buyuruluyor. (Âl-i İmran 102)

Allahü teâlânın istediği gibi Allah’tan korkmaya takva denir. Takva Allah’a iman edip Onu sevmek Ona kulluk etmek yani Onun emir ve yasaklarına riayet etmektir. Düşmandan korkmak takva değildir. Düşmana iman edilmez. Düşmanın bizzat Cennete ve Cehenneme koyma yetkisi de yoktur. Düşmanın sadece zarar vermesinden korkulur. Şu halde iki korku arasında çok fark vardır. Yine (Eğer iman etmişseniz onlardan [düşmanlardan] değil benden korkun) buyuruluyor. (Âl-i İmran 175)

İman etmeyen için Allah korkusu bahis konusu olamaz. İman edenin de imanın tadını bulması için Allahü teâlâyı çok sevmesi ve kâfir olmaktan çok korkması gerekir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâyı ve Resulünü her şeyden çok seven yalnız Allah’ın sevdiklerini seven ve küfre düşme korkusu ateşte yanma korkusundan çok olan kimse imanın tadını bulur.) [Buhari]

Allah korkusu ve Allah sevgisi insanları saadete kavuşturan iki kanat gibidir. İman eden ve imanın tadını bulan da Allahü teâlâyı çok sever. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İman edenlerin Allah sevgisi çok sağlamdır.) [Bekara 165]

Kişi bilmediği şeyi sevmez veya ondan korkmaz. Allahü teâlâyı çok seven ve Onu iyi tanıyan Allah’tan çok korkar. Allahü teâlâyı en iyi tanıyan da Peygamber efendimiz olduğu için en çok korkan da elbette Odur. (İçinizde Allah’tan en çok korkan benim) buyurmuştur. (Buhari)

Peygamberlerden sonra Allahü teâlâyı en iyi tanıyan onların vârisi olan âlimler ve onlara yakın olanlardır. Kur’an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
(Allah’tan kulları içinde ancak âlimler korkar.) [Fatır 28]

Akıllı insan nimet sahibinin sevgisini kaybetmekten çok korkar. Ayrıca Ona isyan edip azaba müstahak olmaktan da korkar. Demek ki Allah korkusu sevileni kaybetmekten meydana gelen bir korku olduğu gibi Ona isyan ederek tehlikelere maruz kalmaktan da meydana gelen bir korkudur. Allahü teâlâdan celal sıfatı sebebiyle korkmak günahı sebebiyle korkmaktan daha üstündür. Sadece günahı sebebi ile korkan kimse günah işlemeyi bırakınca (Günahları bıraktığıma göre artık Allah’tan niçin korkayım) diyebilir. Allah’tan korkan korkunun gereğini yapan kimse akıllıdır. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Aklın çokluğu Allah korkusunun çokluğu ile belli olur.) [İ. Muhber]

Sual: Allah’tan korkmak ne demektir?
CEVAP
Allah’tan korkmak bir zalimden korkmak gibi değildir. Bu korku saygı ve sevgi ile karışık olan bir korkudur.

Aşıkların maşuklarına karşı yazdıkları şiirlerde böyle korku içinde olduklarını bildiren beyitleri az değildir. Maşukunu kendinden pek yüksek bilen bir aşık kendini o sevgiye layık görmeyerek hislerini böyle korku ile anlatmaktadır.

İnsan sevdiği kimseyi herhangi bir şekilde üzmekten korkar. Allahü teâlâyı ise herkesten çok sevmek gerekir. Allah’ı çok seven bir kimse herhangi bir yanlış iş yapıp Onu üzerim diye çok korkar.
Bizleri yoktan var eden ve çeşitli nimetler ihsan eden Rabbimizi elbette çok sevmek gerektiği gibi bu sevgiyi kaybetmekten de çok korkmak gerekir.

Allah’tan korkmak büyük derecedir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah indinde en kıymetliniz Ondan en çok korkanınızdır.) [Hucurat 13]

(Allah’tan korkun! Biliniz ki Allah’ın azabı çok çetindir.) [Bekara 196]

(Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.) [Maide 100]

Âlimler ve arifler buyuruyor ki:
Allah’tan korkanın kalbi hikmetle dolar.
Kalbinde Allah korkusu bulunmayan kalbler harap olmuştur.
Allah’tan korkmanın alameti kendini hasta görüp ölüm korkusuyla bütün isteklerinden kaçınmaya çalışmaktır. Allah’tan korkan kimse Allahü teâlânın rahmetinin çok bol olduğunu bilir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kim günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup mağfiret dilerse Allah’ı çok affedici çok merhametli bulur.) [Nisa 110]

(Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; çünkü kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.) [Yusüf 87]

Allahü teâlânın azabı şiddetli olduğu gibi rahmeti daha boldur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Rabbinizden bahsedince korku verecek şey söylemeyin!) [Beyheki]

(Allahü teâlâyı kullarına sevdirin ki Allahü teâlâ da sizi sevsin!) [Taberani]

(Eğer kul Allahü teâlânın ne kadar affedici olduğunu bilseydi haram işlemekten çekinmezdi. Azabının da ne kadar şiddetli olduğunu bilseydi hep ibadet eder hiç günah işlemezdi.) [Nesefi]

İnsanları Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşüren onlara zorluk gösteren bir kişiye Kıyamet günü Allahü teâlâ (Sen kullarıma rahmetimden ümit kestirdin. Bugün sen de rahmetimden mahrumsun) buyuracaktır. Peygamber efendimiz de buyurdu ki:
(Allahü teâlânın rahmetinden ümit kestirip [dinden] nefret ettirene lanet olsun!) [Şir’a]

Allahü teâlânın rahmeti dünyada mümin-kâfir herkesedir. Ahirette kâfirlere rahmetin zerresi yoktur.
Âyet-i kerimede mealen (Rahmetim her şeyi kaplamıştır) buyurulduktan sonra (Rahmetim benden korkup haramlardan kaçan ve zekatlarını veren ve Kur'an-ı kerime inananlar içindir) buyuruluyor. (Araf 156)

(Havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunan mümin umduğuna kavuşur korktuğundan emin olur) hadis-i şerifini düşünmeli Allahü teâlânın azabından korkup rahmetinden de ümit kesmemelidir! (Tirmizi)

Mümin orta yolda olmalıdır
Bir kimse ne kadar âlim olursa olsun ne kadar ibadet ederse etsin kendisine muhakkak Cennetlik gözü ile bakmamalıdır. İlmine ameline güvenenler zarara uğrayabilir. Bunun için daima Allahü teâlânın azabından korkmalı hiç bir ibadetine güvenmemelidir! İlmine ibadetine güvenmek nasıl çok tehlikeli ise kendini muhakkak Cehennemlik zannederek Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmek de tehlikelidir. Mümin orta yolda olmalıdır. Yani Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmemeli azabından da emin olmamalıdır!

Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmek caiz olmaz. Her ibadet eden muhakkak Cennetlik olmadığı gibi her günahkâr da muhakkak Cehennemlik değildir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamet günü Allahü teâlâ "Dünyada beni bir defa hatırlayan veya korkup günahtan vazgeçeni Cehennemden çıkarın" buyurur.) [Tirmizi]

(Allahü teâlânın mümine olan merhameti her annenin çocuğuna olan merhametinden daha üstündür.) [Buhari]

([İhlasla] "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" diyene Allahü teâlâ Cehennemi haram kılar.) [Buhari]

Sual: Allah’ın emri ve yasaklarına riayet etmeden Allah’ın rahmetinin çok olduğunu söyleyip yalnız Onun rahmetinden ümidi kesmemek uygun mudur?
CEVAP
Allahü teâlâdan korkmalı Onun rahmetinden ümidi kesmemelidir! Ümit Reca korkudan çok olmalıdır. Böyle olanın ibadetleri zevkli olur. Gençlerde korkunun daha fazla olması ihtiyarlarda recanın daha fazla olması gerekir denildi. Hastalarda reca fazla olmalıdır. Korkusuz reca ve recasız korku caiz değildir. Birincisi emin olmak ikincisi ümitsiz olmaktır. Hadis-i kudside (Kulumu beni zan ettiği gibi karşılarım) buyuruldu. Zümer suresindeki 53.âyet-i kerimede mealen (Allah bütün günahları affeder. O gafurdur rahimdir) buyuruldu. Bunlardan recanın fazla olması gerektiği anlaşılıyor. (Allah korkusundan ağlayan Cehenneme girmez) ve (Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız) hadis-i şerifleri de havfın yani korkunun fazla olması gerektiğini gösteriyor.

Sual: Hep Allah’tan korku içinde mi yaşamak gerekir?
CEVAP
Kendini garanti Cennetlik bilmek gibi kendini mutlaka Cehennemlik bilmek de çok tehlikelidir. Allahü teâlâdan korkmalı ve rahmetinden ümidi kesmemeli yani beyn-el-havfi ver-reca [korku ve ümit arasında] olmalıdır.

HavfAllahü teâlâdan korkmak reca Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmemektir. Sebebine yapışmadan bir şey beklemeye temennisebebine yapıştıktan sonra beklemeye reca denir. Temenni insanı tembelliğe reca ise çalışmaya sevk eder. Hadis-i şerifte (Din işleri temenni ile doğru olmaz) buyuruldu.

Bir kimse en iyi tohumu bulup mümbit toprağa eker yabani otlardan temizler gübreler ve gerekli ilaçlamalarını da yapar. Allahü teâlâ da bu mahsulü çeşitli afetlerden korursa bu beklemeye ümit denir. İyi tohum atmaz kültürel ve ilaçlı mücadelesini yapmazsa üstelik toprak da mümbit değilse bu tarladan iyi mahsul almak için beklerse bu bekleyişe ümit denmez. Çünkü sebeplerin hepsine yapışmamıştır. Ama yine imkansız olmadığı için buna temenni denir.

Bunun gibi doğru iman tohumunu kalbine yerleştirip burasını fena ahlak dikenlerinden temizlerse ibadet suyu ile iman ağacını sularsa ölünceye kadar her türlü afetlerden koruması için Allahü teâlâya sığınırsa yani vazifesini zamanında yaparsa buna ümit denir. Ümitten muhabbet doğar. Muhabbet makamından yüksek makam yoktur.

İman tohumu doğru olduğu halde kötü ahlaktan temizlenmez ve ibadet suyu ile sulanmazsa rahmet beklemek ahmaklık olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her istediğini yapıp rahmete kavuşacağını ümit eden ahmaktır.) [Tirmizi]

Demek ki bütün sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi beklemek ümit olur. O halde ihlasla tevbe eden kabul edildiğini ümit etmelidir. Tevbe etmediği halde günahına üzülürse üzülmesi tevbeye sebep olur.
Cehennem tohumu ekip Cennet beklemek büyük ahmaklıktır. Salih amel işlemeden büyüklerin kavuştukları dereceyi ümit etmek de akılsızlık olur.

Her ibadet eden Cennetlik olmadığı gibi her günahkâr da Cehennemlik değildir. Cenab-ı Hakkın gazabı düşünülerek ibadetlere güvenmemeli af ve mağfireti de düşünülerek rahmetinden ümit kesmemelidir! Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allahü teâlâ bütün günahları affeder.) [Zümer 53]

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Kulum göklere ulaşacak günah işlese; fakat rahmetimden ümidini kesmeyip mağfiret dilerse affederim.) [Tirmizi]

Ümit korkudan çok olmalıdır:
Allahü teâlânın kendisini affedeceğini zannedenin ibadetleri zevkli olur. Gençlerde korkunun daha fazla olması ihtiyarlarda recanın daha fazla olması gerekir. Hastalarda reca fazla olmalıdır. Korkusuz reca ve recasız havf caiz değildir. Birincisi emin olmak ikincisi ümitsiz olmaktır.
Yukarıdaki âyet-i kerime ve hadis-i şerif de recanın ümidin fazla olması gerektiğini göstermektedir.

Korku ümitten çok olmalıdır:
Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kıyamette kurtuluşa erenler Allah’a ve Resulüne itaat edip Allah’tan korkan ve sakınanlardır.) [Nur 52]

(İşlediklerinin cezası olarak artık az gülüp çok ağlasınlar.) [Tevbe 82]

(Allah katında en kıymetliniz ondan çok korkup sakınanınızdır.) [Hucurat 13]

Müminun suresinin (Rablerinin huzuruna çıkacaklarından kalbleri korku ile çarpar) mealindeki 60. âyet-i kerimesindeki kimselerin hırsız mı zâni mi olduğu sorulunca Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Bunlar namaz oruç ve zekat gibi ibadetlerini yerine getirdikleri halde “acaba ibadetlerimiz kabul olmadı mı” diye korkan kimselerdir.) [Tirmizi]

Bu âyet-i kerimeler de korkunun fazla olması gerektiğini göstermektedir. Ümidi ve korkuyu bildiren nasslar birlikte incelenince müminin havf ve reca arasında olması gerektiği anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunan mümin umduğuna kavuşur korktuğundan emin olur.) [Tirmizi]

Yani Allahü teâlânın azabından korkarak rahmetinden de ümidini kesmeyerek haramlardan kaçıp ibadetlerini yapmaya çalışan mümin Cennete gider.

Allah korkusunun önemi
Allah’tan korkmalı ona karşı kötü zanda bulunmamalıdır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öylece korkunuz) [A.İmran 102]

(Sizden öncekilere de size de Allah’tan korkmanızı tavsiye ettik.) [Nisa 131]

(Kötü zanda bulunduğunuz için helake mahkum kavim oldunuz.) [Feth 12]

(Rabbinize olan [ümitsizliğiniz kötü] zannınız sizi helak etti.) [Fussilet 23]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Allah korkusundan ağlayan Cehenneme girmez.) [Nesai]

(Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız.) [Buhari]

(Cenab-ı Hak yemin ile buyuruyor ki: “Dünyada benden korkarak ağlayan hiç kimse yoktur ki onu Cennette ebedi güldürmüş olmayayım!”) [Beyheki]

(Allah korkusu ile kalbi ürperenin ağaçtan yaprak dökülür gibi günahları dökülür.) [Beyheki]

(Günahlarını hatırlayıp ağlayan hesap görmeden Cennete girer.) [İ. Gazali]

(Allahü teâlâdan hakkıyle korksaydınız cehilsiz ilme kavuşurdunuz.) [İbni Sünni]

(Allah korkusu her hikmetin başıdır.) [Taberani]

Sevgiyi yitirmek korkusuİnsan sevdiği şeylerin elden çıkmasından korkar. Sevdiği kimselerin sevgisini kaybetmekten korkar. Bunun için Allah’ı en çok sevenler Allah’tan en çok korkanlardır. Keza Allahü teâlâyı en iyi tanıyanlar da Ondan en çok korkanlardır. Allah’tan korkup günahtan sakınan kimselere mütteki denir. Müttekiler hakkında çok müjdeler vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müttekilerin hepsi hesapsız Cennete girer.) [Taberani]

Allah korkusunun sebebi ilim ve marifettir. İlim ve marifet sahipleri kendi ayıplarını günahlarını ve ibadetteki kusurlarını görerek bunun yanında Allahü teâlânın kendisine verdiği sayısız nimetleri düşününce yaptıklarından utanıp kalbinde korku başlar. Bu kimsenin hali şuna benzer. Bir padişah bir kimseye iltifat ederek sayısız yardım ve ihsanlarda bulunsa üstelik sadrazamlık rütbesi verse bu kimse de padişahın bu iyiliklerine karşılık nankörlük ve hıyanet etse bunu da padişahın gördüğünü anlasa o kimsenin kalbine bir korku ateşi düşer.

Korkunun dereceleri vardır: İnsanın kendisini arzulardan men etmesine iffetharamlardan men etmesine takva şüphelilerden men etmesine vera denir. Allah’a yaklaşmaya mani olan her şeyden men etmesine ise sıdk denir. Böyle kimselere de sıddık denir.

Salih bir müslüman Cehennemden gaflete düşüp kalbinin kararacağından nimetlerin çokluğu sebebiyle zevke dalıp ahireti unutacağından bütün kusur ve kabahatlerinin ortaya dökülüp rezil olacağından korkar.

En büyük korku da imansız gitme korkusudur. Çünkü Allahü teâlâdan celal sıfatı sebebiyle korkmak günahı sebebiyle korkmaktan daha üstündür. Sadece günahı sebebi ile korkan kimse günah işlemeyi bırakınca (Günahları bıraktığıma göre artık Allah’tan niçin korkayım) diye düşünebilir. Bu bakımdan Allahü teâlâdan Celal sıfatı sebebiyle korkmak daha üstündür.

Cenab-ı Hak Davud aleyhisselama (Kükremiş aslandan nasıl korkuyorsan benden de öyle kork) buyurdu. Çünkü aslan senden korkmaz öldürmemek için bir sebep aramaz. Öldürmek isteyince de seni bir suçundan dolayı öldürmez. Böyle düşünenin korkmaması mümkün değildir.

__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür edenler:
efna (28.01.10)
Alt 28.01.10, 13:17   #4
fatımatüzzehra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 3889
Üyelik tarihi : 28-04-2009
Nereden : Nevşehir
Konuları : 470
Mesajlar : 2,438
Teşekkürleri: 2,907
1,576 mesajına 3,324 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 fatımatüzzehra is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.11.10
Durumu : Status: Offline

Standart

[COLOR="DarkSlateGray"]
İmansız ölmek korkusuHazret-i Ebud-derdabuyuruyor ki:
Hiç kimse ölüm zamanında imanının geri alınmayacağından emin olmaz. Sıddıklar kötü akıbetten çok korkarlar. Süfyan-i Sevriyi ağlarken gördüler. (Allahü teâlânın affının senin günahından büyük olduğunu bilmez misin?) dediler. (İmanla öleceğimi bilsem dağlar kadar günahım olsa yine korkmam) buyurdu. Mürid günah işlemekten arif ise küfre düşmekten korkar.

İlim ve marifetten korku hasıl olur. Korkudan ise zühd sabır tevbe sıdk ihlas ve bunlardan da muhabbet hasıl olur. Muhabbet makamı çok üstündür. Marifet kendini ve Rabbini bilmek demektir. Marifetten aciz olan ise marifet sahipleri ile sohbet etmeli gafillerden uzak durmalıdır.

Allah’tan korkan Onun emir ve yasaklarına riayet eder. Hiç kimseye zararı dokunmaz. Kendine edilen kötülüğe sabreder. Kusurlarına tevbe eder. Çalışırken alış-veriş ederken kimsenin hakkını yemez. İlim ve ahlak sahiplerine saygı gösterir. Arkadaşlarını sever ve kendini sevdirir. Kimseyi çekiştirmez kimseye sert davranmaz. Malı ve mevkiyi herkese iyilik etmek için ister. Kendini beğenmez. Allahü teâlânın her an gördüğünü ve bildiğini düşünür hiç kötülük etmez. Kısaca Allah’tan korkan herkese faydalı olur.

Allah korkusu faydalıdırİbadet yapmamak günahlardan kaçmamak insanın kalbini karartır zamanla küfre sokar. Yani kâfir olur. Ebedi Cehennemde kalır. Günahların hepsi Allah’ın emrini yapmamak olduğundan büyüktür. Hadis-i şerifte (Çok küçük bir günahtan kaçmak bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. Tevbe edilmeyen günahların cezası verilirse bu cezaya katlanmak çok zordur.

İnsan kendi acizliğini düşünerek Allahü teâlânın azabının çok çetin ve şiddetli olduğunu iyi bilmelidir.

Kişi dünyada hiçbir şeyine güvenmemelidir! Ne ilmine ne ibadetine ne soyunun yüce olmasına hasılı hiçbir faziletine güvenmemelidir!

Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Bir günah yüzünden büyük azaba maruz bırakabilir. Yıllarca ibadet eden makbul bir kulunu ebediyen Cehenneme koyabilir.

Yüz bin yıl ibadet eden İbliskibrederek Âdem aleyhisselama doğru secde etmediği için sonsuz olarak lanetlik oldu. Allahü teâlâ yüzbin yıllık ibadetini yüzüne çarptı.

Cezaya maruz kalanlar
Allahü teâlâ bir zelle yüzünden Âdem aleyhisselamı Cennetten çıkardı. Hazret-i Âdem yıllarca felaketlere maruz kaldı. [Zelle doğrular içinde en doğruyu bulamamak demektir. Peygamberler asla günah işlemez.]

Âdem aleyhisselamın oğlu Kabilkardeşi Habil’i öldürdüğü için ebedi Cehennemlik oldu.
Nuh aleyhisselam ufak bir söz yüzünden Allahü teâlânın sert hitabına maruz kaldı. Utancından kırk yıl başı eğik gezdi.

Allah’ın dostu İbrahim aleyhisselam da bir zellesi yüzünden uzun müddet ağladı. Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki:
- Niçin bu kadar ağlıyorsun? Sen Allah’ın dostusun. Hiç dost dostunu cezalandırır mı?İbrahim aleyhisselam şöyle cevap verdi:
- Yaptığımı düşünürken dostluk hatırıma gelmiyor.
Yunus aleyhisselam zelle sayılacak bir hareketinden dolayı Allahü teâlâ onu deniz altında kırk gün balığın karnında hapsetmiştir.

Davud aleyhisselam da bir zelle yüzünden o kadar ağladı ki gözyaşlarından otlar bitti. Allahü teâlâya dua ederken dedi ki:
- Ya Rabbi gözyaşımı görüyorsun.
Cenab-ı Hakkın cevabı şöyle oldu:
- Ey Davud yaptığını unutuyor gözyaşlarını hatırlıyorsun.
Davud aleyhisselam kırk sene daha ağlamıştır.

Her duası makbul âlim ve evliyadan bir zat olan Belam-ı BauraMusa aleyhisselama beddua ettiği için kâfir oldu. Akabinde dili göğsüne kadar sarkıp yapıştı. Kur'an-ı kerimde dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzetildi. (Araf 176)

Çok zengin olan Karun zekat vermediği için malı ile helak oldu.

O halde her günahtan kaçmaya çalışmalıdır. Günah işleyince de ümitsizliğe kapılmamalı hemen tevbe etmelidir. Peygamber efendimiz (Ya Rabbi gazabından rızana azabından affına senden sana sığınırım) diye dua ederdi. (Hakim)

Allah’ın rahmeti boldur
Müslüman Allahü teâlânın rahmetinin sonsuzluğunu düşünerek ümitsiz olmamalı. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın mümine olan merhameti annenin çocuğuna olan merhametinden daha fazladır.) [Buhari]

(Allahü teâlâ kıyamette buyurur ki:
Dünyada bir gün beni hatırlayıp ananı benden bir kerecik korkanı Cehennemden çıkarın!) [Tirmizi]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: İşlediği günahı affımın yanında büyük görene gazaplanırım. Eğer acele etmek şanımdan olsaydı acele ceza verseydim rahmetimden ümit kesenlere acele ceza verirdim.) [Deylemi]

(Mümin Allah’ın azabının şiddetini bilseydi Cenneti ümit etmez kâfir de Allah’ın rahmetinin sonsuzluğunu bilseydi Cennetten ümidini kesmezdi.) [Müslim]

(Kıyamette [günahı sevabından çok] biri Cehenneme götürülürken “Ya Rabbi dünyada sana hep hüsnü zan ettim [rahmetinden ümit kesmemiştim]” der. Allahü teâlâ da “Onu bırakın! Kulumu beni zannettiği gibi karşılarım” buyurur.) [Beyheki]

(Allahü teâlâ kıyamette hiç kimsenin tahmin edemeyeceği kadar çok kişiyi affeder. Hatta İblis bile affolunacağını umar.) [İbni Ebiddünya]

(Allahü teâlâ buyuruyor ki: Ben Allah’ım benden başka ilah yoktur. Rahmetim gazabımı geçmiştir. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet eden Cennete girer.) [Deylemi]

([İhlasla] “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” diyen kimseye Cehennem haramdır.) [Buhari]

Kadi Yahya bin Eksemvefat edince rüyada görüp halini sordular.
O da (Allahü teâlâ bana “Ey kötü ihtiyar şunları niçin yaptın” diye beni azarlayınca beni büyük bir korku kapladı. Ben de “Ya Rabbi böyle sorguya çekileceğimi bildirmediler” dedim. “Ne bildirdiler?” buyurdu.
Ben de râvilerin ismini sayarak “Ben azimüşşan müslüman olarak saçı sakalı ağaran kuluma azap etmekten hayâ ederim” buyurduğunu bildirdiler dedim. “Sen ve râviler sadıksınız. Ben de seni mağfiret ettim” buyurdu) diye cevap verdi.

Cehennemden iki kişiyi çıkarırlar. Allahü teâlâ (Yaptıklarınızın karşılığını gördünüz. Çünkü ben zulmetmem) buyurduktan sonra (Haydi tekrar Cehenneme) denilince birisi çok hızlı yürür diğeri ise yürümez bekler.

Her ikisine bunun sebebini sorarlar. Hızlı yürüyen (Emre uymamanın söz dinlememenin neye mal olduğunu anladım onun için bu emri olsun yerine getireyim diye hızlı yürüyorum) der. Diğeri ise (Rabbime hüsn-i zan ettim. Cehennemden çıkarınca bir daha sokmaz diye ümit ettim) der. Her ikisini de cenab-ı Hakkın ihsanı ile Cennete götürürler.

Allahü teâlânın af ve mağfiretini ümit eden müminleri ve kendisinden korkanları Cehennemden çıkaracağı bildirilmiştir. Peygamber efendimizin şefaati de günahı sevabından çok olan müminler içindir.

Hazret-i Ebu Bekir buyurdu ki:
Allah’tan korkmanızı havf ile recayı birleştirmenizi tavsiye ederim. Çünkü Allahü teâlâ Zekeriyya aleyhisselamı ve ehl-i beytini şöyle övüyor:
(Hayır işlerinde yarışır korku ile ümit arasında bize dua ederlerdi.) [Enbiya 90]

Hazret-i Ömer buyurdu ki:
(Eğer dense ki Cennete yalnız bir kişi girecek o kişinin kendin olduğunu ümit etmelisin! Yine dense ki Cehenneme yalnız bir kişi girecek o kimsenin kendin olacağını zannedip korkmalısın.)

Hazret-i Ali de (Günahlarım çok Allah beni affetmez) diyerek ümitsizliğe düşen birisine buyurdu ki: (Ümitsiz olma Allahü teâlânın rahmeti senin günahlarından büyüktür. Rahmeti gazabını aşmıştır.)Allahü teâlânın rahmetini ümit etmek kulu Cennete çeken ip gibidir. Havf yani Allah’tan korkmak ise Cehenneme düşmemek ve Cennete gitmesi için vurulan kamçı gibidir.

Peygamber efendimiz ölüm halindeki bir gence sorar:
- Kendini nasıl buluyorsun?]- Günahlarımdan korkuyor; fakat Allah’tan ümit kesmiyorum.
- Bu korku ile ümit şu ölüm anında kimde bulunursa Allahü teâlâ ona umduğunu verir ve onu korktuğundan emin kılar.[/COLOR (İ. Gazali)

Mümin daima korku ile ümit arasında yaşamalıdır. Korkunun fazla olması daha iyidir. Böylece kötülüklerden kaçıp iyilik etmeye koşar. Ölürken ise ümidi korkusundan fazla olmalıdır.
Ya Rabbi! Bizleri azabından korkan ve rahmetinden ümit eden kullarından eyle!

Sual: Bir arkadaş (Biz bütün dünyanın Müslüman olması için çalışıyoruz) dedi. Ben de (Bu mümkün mü?) dedim. (Tevbe de Allah’tan ümit kesmek küfürdür. Sen kâfir oldun) dedi. Benim öyle söylememin küfürle ilgisi var mı?CEVAP
Hayır küfürle ilgisi yoktur. Allah’tan ümit kesmenin bu konu ile ilgisi yoktur. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek küfürdür. Yani beni kesin Cehenneme atar ben bu günahkâr halimle asla Cennete giremem demek küfür olur. Kendini kesin Cehennemlik bilmek küfür olduğu gibi kendini garanti Cennetlik bilmek de küfürdür yani doğru imana emir ve yasaklara önem verilmez varlığıyla yokluğu yapmasıyla yapmaması eşit hale gelir yani onun için fark etmez bu yüzden küfre düşer.

__________________

Ya ayağa Kalkın Kuşanın Kavgaları çocuklar ölmesin...
ya da saklayın KorkuLarınızı ÇocukLar GÖRMESİN...


Haftanın Hadis-i Şerifi
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
View fatımatüzzehra'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için fatımatüzzehra kullanıcısına teşekkür edenler:
efna (28.01.10)
Alt 28.01.10, 14:50   #5
efna - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : Azimli Üye
Üye No : 6503
Üyelik tarihi : 29-12-2009
Konuları : 13
Mesajlar : 77
Teşekkürleri: 93
58 mesajına 134 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 efna is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 13.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart


Rabb'imizin sonsuz rahmetine muhatap olduğumuz müjdeli ayetlerine binlerce şükürler olsun.Yoksa ne yapardık..?
"Kalbim kasvet bağlayıp yollar da sarpa sarınca, ümidimi affına merdiven yaptım.. günahım gözümde büyüdükçe büyüdü ama, onu alıp affının yanına koyunca, affını tasavvurlar üstü büyük buldum." der Zehebi.
Hafv ve reca dengesini muhafaza eden güzel bir söz.

Mevla razı olsun.


__________________
.


İtikad ile yumuyorum gözlerimi..
Huzurunda güçlü olmama yardım et Rabb'im / ..Affet
View efna'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için efna kullanıcısına teşekkür edenler:
fatımatüzzehra (29.01.10)
Cevapla

Etiket
haftanın, havf, konusu, reca

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
18-01-2010-Haftanın konusu: Dua ve Ehemmiyeti fatımatüzzehra Haftanın Konusu 7 23.01.10 13:15
11-01-2010 Haftanın Konusu: Şeytanın Fısıltısı "Vesvese" Ruh-efzâ Haftanın Konusu 9 17.01.10 20:54
04-01-2010 Haftanın Konusu : Sabır ve Tevekkül Ruh-efzâ Haftanın Konusu 8 08.01.10 14:14
Kriz ve sanat: Havf ve reca el Büğdüzi Yusuf Kaplan 0 27.05.09 00:37
Havf ve Reca EliF SERBEST KÜRSÜ 0 14.03.09 12:44

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:46 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.