| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 198 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ » Haftanın Konusu »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 15.02.10, 08:36   #1
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart 15-02-2010 Haftanın Konusu :Enâniyet







________________________________________________


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



Haftanın Konusu

... Enâniyet ...


________________________________________________

__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (17.02.10), fatımatüzzehra (15.02.10)
Alt 15.02.10, 08:38   #2
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart

“ Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife,îmânını kurtarmaktır,başkaların îmânına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin.Tevâzu, mahviyet ve terk-i enâniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir.
Çünkü, bu asırda en büyük tehlike benlikten ve hodfuruşluktan ileri geldiğinden, ehl-i hak ve hakikat, mahviyetkârâne dâima kusurunu görmek ve nefsini itham etmek gerektir.”


Bediüzzaman Said Nursî


...

Enâniyet, insanın Allah’ın karşısındaki aczini unutarak kibirlenmesi, diğer insanları kendinden aşağı görmesi ve büyüklük hissine kapılmasıdır.

Enâniyet, insanın ego’su, benliğidir.

İnsan, enaniyete dayandığında yaptığı işlerde İlâhi kudreti nazara almayıp “Ben yaptım, ben ettim” şeklinde gururlanır.

Bu asır, adeta enaniyet asrıdır, “Ehl-i delalet, ene’ye binmiş, dalalet vadilerinde koşmakta” birbirlerinin enaniyetini okşamakta, ene’ler şişmekte, kalınlaşmakta, kabarmaktadır.

Halbuki, insanın gerçek büyüklüğü, enaniyetten sıyrılmakla mümkündür. Kur’an-ı Kerim, bütün iyiliklerin Allah’tan, bütün kötülüklerin nefisten olduğunu bildirir. (Nisa, 79) İnsanın nefsi ise, bu ilahi hükmün aksine meyleder. Ortada bir başarı varsa kendinden bilir, başarısızlığı kadere yükler.

Kamil insanlar, “enaniyetsiz büyüklük” içindedirler. Büyüktürler fakat büyüklenmezler. Bütün kemâlâtın, güzelliklerin Allah’tan geldiğini, bütün noksan ve çirkinliklerin kendilerinden kaynaklandığını itiraf ederler.
Her ay memurlara maaşlarını dağıtan bir mutemedin gurura hakkı olmadığı gibi, fakirlere yardım eden bir zenginin de gurura hakkı yoktur.

İnsanın ene (ben) merkezli bir hayattan kurtulması, yüce ideallerle mümkündür. “Her işinde Cenab-ı Hakk’ın rızasını gözetmek imanın bütün gönüllere hakim olmasını istemek, ülkesinin maddî-manevî zirvelere çıkmasına çalışmak” gibi idealler, insanı ene’ye esir olmaktan, onun emrine girip etrafında dönmekten kurtarır. Böyle yüce ideallerden mahrum yaşayanlar ise, “ben” merkezli bir hayat yaşamaktan kurtulamazlar. Bediüzzaman’ın Lemaat’taki ifadesiyle:

“Bir gaye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenasi edilse; elbette zihinler enelere dönerler, etrafında gezerler.”

...

Enâniyetin olduğu yerde, ihlâs bulunmaz; enâniyeti olan kimse hataya düşer..
Tevâzudan uzaklaşır, koca bir "ben" hâline bürünür...

Hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyaya meyleder...


أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَؤُلاءالْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا

Her nerede olsanız, size ölüm yetişir, velev ki, tahkim edilmiş yüksek kuleler içinde bulunmuş olunuz. Ve eğer onlara bir güzellik dokunursa derler ki: «Bu Allah Teâlâ tarafındandır. Ve eğer onlara bir kötülük isabet ederse, bu senin tarafındandır derler.» De ki: «Hepsi de Allah Teâlâ tarafındandır.» Artık o tâifeye ne oluyor ki, söz anlamaya yanaşmıyorlar. ”


(Nisâ sûresi,âyet 78)
__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (17.02.10), fatımatüzzehra (15.02.10)
Alt 15.02.10, 08:45   #3
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Nefis ve Enâniyet Arasındaki Fark

Nefis:
İnsan mahiyetinde maddi, cismani ve hayvani yönü temsil eden ve nurani ve latif duyguların terakki ve tekemmülünde rakip olan bir cihazdır. İnsanın nebati ve hayvani bütün istek ve arzularını cem eden bir terimdir nefis. Kesif ve cismani olduğu için, Allah’ın isim ve sıfatlarının tamamının anlaşılmasında önemli bir miyardır. İnsan, bu kesif nefsi ıslah ve terbiye ile nurani ve latif bir surete çevrilebilir. İşte nefsin mertebeleri bu ıslah ve terbiye sürecinin aşamalarından ibarettir. Şehvet ve öfke, nefis kapsamında en önemli iki hissiyattır.

Allah, nefis ve şeytan gibi şeyleri insanın terakki ve tekemmülü için insana musallat etmiştir. Bu yüzden imtihan dünyasında ölene kadar nefis ve şeytan insan mahiyetinde vazifesini yapacaktır. İnsanın vazifesi de bu düşmanlarla mücadele edip, Allah yolunda terakki etmektir.

Enaniyet ve Benlik: Ene farazi ve vehmi bir sahiplik ve sahiplenme duygusudur. Yani hakikatte olmadığı halde, var gibi düşünülen bir sahiplenme, bir kabullenme duygusudur. Mesela; insanın ailesine benim ailem demesi, evine benim evim demesi, vücut ve azalarına benim vücudum ve benim azalarım demesi buna örnek olarak verilebilir. İşte buradaki benim ifadesi enedir. Halbuki hakikat noktasından ne aile, ne ev, ne vücut ve ne de azalar insanın değildir. Hepsinin gerçek sahibi Allah’tır. Allah, insana bu sahiplenme duygusunu mutlak isim ve sıfatlarını kavratmak ve kıyas yapmak için vermiştir. Yani insandaki cüzi ilim, cüzi kudret, cüzi irade, cüzi sahiplenme duygularının hepsi, Allah’ın isim ve sıfatına açılan bir pencere gibidir. İnsan bu pencere ile Allah’ın isim ve sıfatlarını kavrar.

Mesela der; ben şu küçük hanemin sahibiyim, Allah ise bütün kainat hanesinin sahibi ve Rabbidir. Ben cüzi kudretimle şu evi yaptım, Allah ise sonsuz kudreti ile kainat evini yapıp yarattı; ben cüzi ilmim ile şu kadar şeyleri bilirim, Allah ise sonsuz ilmi ile her şeyi bilir, her şeye muttalidir vs.

İnsan sahip olduğu bu cüzi ve farazi hatlar ile kıyas yaparak, Allah'ın sonsuz isim ve sıfatlarını idrak eder. Şayet bu sahiplenme duygusu olmasa idi, insan bu kıyası yapmayacağı için, Allah’ın o sonsuz sıfatlarını idrak edemeyecekti.

Yukarıda izah ve tarif edilen ene ve benlik hissi, insana terakki veren, insana marifet kapılarını açan ve insanı nihayetsiz makamlara çıkaran, müspet ve hayır yüzüdür.

Ene ve benlik hissinin bir de menfi ve şer yüzü vardır. Şayet insana verilen ene ve benlik hissi, küfür ve inkar tarlasında yeşerip beslenir ise, bu kez durum aksine işler. Yani ene ve benlik hissi, Allah’ı tanımak ve bilmek aracı iken, tam tersi inkar ve meydan okuma aracı haline dönüşür. Ene ve benlik hissi, farazi ve hayali bir hat iken, inkar ve küfür penceresi sayesinde, hakiki ve külli durumuna geçer. İnsan cüzi ilim, irade ve kudretin Allah tarafından verilmeyip, kendisinin mülkü olduğuna inanmaya başlar. İnkar ve felsefenin derinleşmesi ile bu duygular cüzilikten çıkar külli haline gelir. İnsan o zaman ben de İlahım demeye kadar işi götürür. Yani ene ve benlik öyle bir histir ki, hayırda istihdam edersen aziz ve yüksek bir kul yapar, şerde ve küfürde istihdam edersen Uluhiyet davasına kadar gider.

Kafir, küfür gözlüğü ile baktığı zaman, kainatta Allah’ın Rububiyet ve Uluhiyetini göremiyor ve inkar ediyor, ya tabiat yaptı diyor, ya da herbir sebebe Uluhiyetlik veriyor. Aynı şekilde kafir, mikro kainat olan ene ve benlik hissine baktığı zaman, ene ve benlik hissinin farazi ve hayali olduğunu ve insana Allah’ın mutlak sıfatlarını tanımak ve tartmak için verilen cüzi bir emanet olduğunu göremiyor ve bu duygulara hakikat ve külliyet payesini veriyor. Bu da insanı bir nevi İlahlaştırmak ve Rableştirmek anlamına geliyor. Üstad'ın tesettür toprağı dediği, küfür ve felsefenin maddi ve inkarcı bakış açısıdır. İnsan bu bakış açısı ile ene ve benlik hissine baktığı zaman, hayal ile hakikati ayırt edemiyor. Tıpkı tabiat ve sebepler arkasındaki, Allah’ın Rububiyet ve Uluhiyetini görememesi gibi.

Cenabı Hak, insana, kendi isim, sıfat ve şuunatını tanıtmak ve kavratmak için, insanı çok değişik ve geniş hissiyat, cihaz, ölçü ve kıyaslarla donatmıştır. Buna Kur’anda Emaneti Kübra denilmiştir.

Bu emanetin çok yönleri ve tarafları vardır. İnsanda, latif ve nurani hissiyat ve cihazlar olduğu gibi, kesif ve maddi cihazlar ve duygular da vardır. İşte, insandaki birtakım kabiliyet ve yetenekleri geliştirmek ve inkişaf ettirmek için, mücahede ve mücadele için nefis ve şeytan yaratılmıştır.

Burada nefisten kasıt, insanın nötr, yani hayra da şerre de gidebilecek hissiyatın tümüne verilen genel bir tabirdir. Nefis dediğimiz hissiyatlar, İslami bir terbiye ile terbiye edilirse, sahibini en yüksek makamlara çıkarır. Batıl ve sapkın yollarda işlettirilirse, insanı en aşağı derecelere düşürür.

Ene, yani benlik ise: Nefis diye isimlendirdiğimiz, genel hissiyat ve ölçülerden, bir cüz ve bir cihazdır, gayesi ise yukarıda izah ettiğimiz gibi vahid-i kıyastır. Yani Allah’ın mutlak sıfat ve isimlerini anlamakta kullanılan bir kıyas vasıtası ve aracıdır.

Bu vasıta ve aracı, gayesinin dışında kullanıp su-i istimal ile sahiplensek, o zaman nefis hesabına sahibini firavunlaştırır. Cüz-i kudretimizi, külli kudreti anlamakta ve kıyaslamakta değil de, "ben yaptım, ben ettim" yolunda kullanıp haksız sahiplenirsek, o zaman nötrlükten çıkar, şer hesabına geçer. İrade ise, insana verilen bütün bu cihaz ve kabiliyetleri hayırda mı, şerde mi kullanacağına karar veren en önemli itibari bir cihazdır. Bu da büyük emanet içinden bir cüz, bir parçadır.

İrade, benlik, şehvet, gadap, akıl, heva, bunların hepsi büyük emanetin parçalarıdır. Her birinin vazifesi ve işleyişi farklılık arz eder. Bunların emmare olan, yani; kötülük ve şer yönünün bütününe nefis denilmiş.

Ene nefistendir; ama nefis eneden ibaret değildir,
şeklinde tarif edebiliriz.

Nefsi temize çıkarmak, nefsin hata ve kusurunu kabul etmeyip inkar etmesi anlamındadır ki; bu menfi bir durumdur. Yani nefis avukat gibi kendini savunup kusur ve hatasını görmek istemiyor. İnsanın vazifesi ise; nefis torbasında kusur ve hatadan başka bir şey görmemek şeklindedir. Yani nefsin bu menfi hissiyatını ıslah ve terbiye etmektir.




__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (17.02.10), fatımatüzzehra (15.02.10)
Alt 15.02.10, 08:59   #4
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart

Bediüzzaman Hazretlerinin terk-i enaniyette nümune-i imtisal bir hali ve vasiyeti:

«Bu zamanda şan, şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından, âzamî ihlâs ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır. Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, mânevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur’daki âzamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir mânevî sebep hissediyorum. Kendini Risale-i Nur’a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu mânâyı, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.”» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 201)


Enâniyet en mühim bir ruhî hastalık olup şirk-i hafîye kapı açar.

«İHLÂSI KIRAN İKİNCİ MÂNİ: Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen riyâkârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler.

Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı, şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip HAŞİYE onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mâbeynimizde bu nevi hubb-u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir. Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfidir.» (Lem’alar sh: 165)

«Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten çıkan bir şahs-ı mânevî hükmeder ve dayanabilir. Büyük bir havuza sahip olmak için, bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir, zayi olur o havuzdan da istifade edilmez.» (Kastamonu Lâhikası sh: 143)

«Bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor ondan nizâ çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder ehl-i dalâlet istifade ediyor.» (Kastamonu Lâhikası sh: 196)

«Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin. Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir. Çünkü, bu asırda en büyük tehlike benlik¬tenkusurunu görmek ve nefsini itham etmek gerektir.» (Emirdağ Lâhikası-l sh: 62)

«Bu zamanın bir hastalığı daha var o da benlik, enaniyet, hodfuruşluk, hayatını güzelce medeniyet fantaziyesiyle geçirmek iştahı, tiryakilik gibi hastalıklardır. Risale-i Nur’un Kur’ân’dan aldığı dersin en birinci esası benlik, enaniyet, hodfuruşluğu terk etmek lüzumudur.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 245)

«Ehl-i dalâletin tarafgirleri, enâniyetten istifade edip kardeşlerimi benden çekmek istiyorlar. Hakikaten, insanda en tehlikeli damar enâniyettir. Ve en zayıf damarı da odur. Onu okşamakla çok fena şeyleri yaptırabilirler.

Ey kardeşlerim!

Dikkat ediniz, sizi enâniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar. Hem biliniz ki, şu asırda ehl-i dalâlet ene’ye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor. Ehl-i hak, bilmecburiye, eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir. Enenin istimalinde haklı dahi olsa, madem ki ötekilere benzer ve onlar da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber, etrafına toplandığımız hizmet-i Kur’âniye, ene’yi kabul etmiyor, nahnü istiyor. “Ben demeyiniz, biz deyiniz” diyor.» (Mektubat sh: 424)

«Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır. Eğer sırf lillâh için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı mânevîsinde, herbiriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilâkis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmek, mütelezziz olmak bir vazife i vicdaniyenizdir.» (Mektubat sh: 426)

«Said, tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır tâ ki Risaletü’n-Nur’u bulandırmasın, tesirini kırmasın.» (Kastamonu Lâhikası sh: 18)

«Ey kardeşlerim, sizler biliyorsunuz ki, bizim mesleği¬mizde benlik, enaniyet, şan ve şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsas eden hâlâttan şiddetle ictinab ediyoruz.» (Kastamonu Lâhikası sh: 146)

«Gaflet ve dünyaperestlikten çıkan dehşetli bir enâniyet bu zamanda hükmediyor. Onun için ehl i hakikat —hattâ meşrû bir tarzda dahi olsa— enâniyetten, hodfuruşluktan vazgeçmeleri lâzım olduğundan, Risale-i Nur’un hakikî şakirdleri, buz parçası olan enâniyetlerini şahs-ı mânevîde ve havz-ı müşterekte erittiklerinden, inşaallah bu fırtınada sarsılmayacaklar.»
(Şualar sh: 318)








__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (17.02.10), fatımatüzzehra (15.02.10)
Alt 15.02.10, 09:22   #5
Ruh-efzâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu : MG ViP Üye
Üye No : 4817
Üyelik tarihi : 14-07-2009
Mesleği : Türk Dili -talebe
Nereden : Ankara
Konuları : 148
Mesajlar : 957
Teşekkürleri: 2,094
683 mesajına 1,726 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 3 Ruh-efzâ is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 10.06.11
Durumu : Status: Offline

Standart

İNSANA ENANİYET DEĞİL UBUDİYET YAKIŞIR

Bismillahirrahmanirrahim

La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim

Tarikatına sohbet hayrun fiyl Cemia

´Bizim yolumuz sohbet yoludur´diyor Şah-ı Nakşibendi hazretleri.

Kısa bir hasb-i hal olsun! Vakit yoktur. Kısa da olsa isteyelim inşaallah. Evliyaların hazinelerinde bizim için sakladıkları cevherlerden isteyelim.
Muhtacız. Biz cevherlere muhtacız. Birde nefsani hastalıklar var. Onlar içinde derman talep ederiz.

Bize derman versinler! Hak olan bir meclisde bir kimse hazır olsa Ehlül Hakikatın sohbetinde hazır olsa onlar o kimseleri meclisden boş kaldırmazlar. Bilsin bilmesin sevsin veya sevmesin o meclise inen rahmetten o kimselere manevi bir fayda hasıl olur. Bir kuvvet verilir kendilerine. Takviye kuvvet gelir.
´İki davar sağacak kadar zaman olsa da sohbet yalnız başına bir kimsenin kazanamayacağını onlara kazandırır. İki davarı sağacak kadar olan zaman nedir? Beş dakika!

Bu manevi olan bir sofradır. O sofradan yiyebilen kimseye aşk olsun! Yedikten sonra hazmeden kimseyede aşk olsun! Çünkü bazısı yer ama hazmetmez dışarıya atar. O kimseyede aşk olsun; aşk olsun yiyip sonra hazmedip sonra da sindiren kimseye!
´Bu herkesin yutacağı lokma değildir´ diyor Yunus Emre. Lokma er kişilere göredir. Herkes yutamaz onu. Nefsi kabul etmez. Bazı vücut kabul etmez. İstifra eder. Herkesin nefsi hak olan sözü kabul etmez.
Kabul etmediğinden Ebu Cehil; Ebu cehil olarak gitti. Ebu Leheb; Ebu Leheb olarak gitti.

Sağır müşrikler yine öyle gitti. Nefsi kabul etmedi. Hak sözü nefsi kabul etmedi.
İnsanın nefsi mütekebbirdir. Ululanmak ister. Büyüklük peşindedir. Baş olmak sevdasındadır. Reis olmak sevdasındadır. En baş olmak sevdasındadır.
Onun için Firavun; ´Ben sizin en büyük tanrınızım´diye çağırdı. Firavunu öyle çağırttıran ne ise sende de var. Bende de var. Onda da var.
Nefs fırsatı bulduğu anda başını kaldırıyor. Ve ´Enaniyet Davası´güdüyor. ´Ben benim´ diyor.´Benden büyük yoktur´ diyor.
Bütün peygamberlere karşı gelenler nefslerine mahkum olan insanlardır. Çünkü peygamberler kulluğa davet ettiler. Onlar ise kulluğu kabul etmez.
´Ne demek ? Biz kul muyuz ? Biz başız. Biz büyüğüz. Büyük olan kimseye küçüklük olmaz.´ der o ululanmak isteyen kimse.

Ubudiyette tezahür vardır. Boynunu eğmek var. Secdeye kapanmak var. El pençe divan durmak var. Edeb üzerine tehiyatta durmak var. Eee ! Bunu kabul eder mi ? Büyüklük dava eden nefs onu reddetti.

Bu yüzden Ebu Cehil ; Ebu Cehil olaraktan nefsiyle kahrolup gitti. Ebu Leheb ; Ebu Leheb olaraktan nefsiyle kahrolup gitti. Ne kadar Peygamber Efendimize kafa tutan müşrikler varsa kendi nefsleri ile kahrolup gittiler.
Ubudiyeti kabul etmediler. ´Olamaz´ dediler. ´Biz kul olamayız. Biz köle olamayız. Biz büyüğüz.

İşte asırlar boyunca bu devam etti.
Bu asra gelinceye kadar gelen cümle insanlar ;(yani) kim peygamberine karşı geldi ise Büyüklük davası güttükleri için karşı geldiler. Büyüklendiler. İbadetten kaçtılar. Ubudiyetten kulluktan kaçtılar.
Bugün yani 20. Asrın insanı umumiyetle kulluktan kaçıyor. Çünkü 20. Asrın insanında da büyüklük vardır. Kuruluyorlar ; ´Biz büyüğüz´diyorlar. Ama neye dayanıp büyüklük iddia ediyorlar. Zamanın gidişatı onları edepsiz yapmış. Terbiyesiz yapmış.

Büyüklük dava eden kimse edebin dışına çıkmıştır. Edebsiz olmuştur. 20. Asrın insanında bu edebsizlik umumidir.
´Biz büyüğüz´diyor onlar. ´Bizim namaz kılmaya secde etmeye ihtiyacımız yoktur. Gereği yok.
Namaz niye kılacağız. Biz iyiyiz. Ve biz büyüğüz. Namazı günahı olanlar kılsın ! İyi olmayanlar kılsın !´diyorlar. Öyle felsefesi var onların.
Namaza gelmemelerinin sebebi nefsani gururlarından dolayıdır. Tenezzül edemiyor. Kulluk seviyesine inemiyor birtürlü. Yukarıda dolaşıyor.
İyi ama benzinin bitecek birgün. Dolaşa dolaşa benzinin bitecek. Ne yapacaksın ? İnmezsin ama benzinin bitince pata küte aşağıya düşersin. Kimse seni tutamaz. Benzini bitmeyecek adam yok. Mühim olan nokta bu. Dolaş dolaşa bildiğin kadar sonra böyle seni düzeyine yatıracaklar teneşir tahtasına. Oturamayacanda. Ayakta durmayı bırak oturamayancanda. Öyle düzeltecekler seni. Dümdüz. ´Ay ! Sen ne büyüktün sen hey mübarek. Ne kadar büyüklük sattıydın sen. Hiç aşağıya inmediydin. Daima yukarıda dolaşırdın. İnmezdin aşağıya. Ne güzel indin şimdi. Ne haber? Başını kaldırsana be! Kalk otur! Ayakta dur! Yatmak yakışır mı? Bu kadar büyüklüğüne yakışır mı?` Benzini bitecek. Benzini bitmeyecek adam yok. İndirecek Cenab-ı . Kudret ve azamet sahibi nice firavunları indirdi aşağıya.

“Ben sizin en büyük tanrınızım” diye çağıran o firavunu indirdide boğdu kendisini. Boğdu! ´İn aşağı
bakalım´ dedi.

Çünkü sen ben tanrıyım diye dava ederdin. İn bakalım aşağıya(mezara). Yetişir yukarıda edebsizlik yaptığın. Sana fırsat verdim. Sen edebsizlikte devam ettin. Kulluk edebini takınmadın. İn aşağıya bakalım ey habis!

Ve onun ruhu kabzolunup melaike birinci göğe çıkardığında oradaki memur olan melaike sorar; Kimdir? Kiminle geldin? Falan kimse ile geldim. O habis kimsenin ruhu ile mi geldin? deyip atarlar aşağıya.
Haddini bilmeyen kimsenin akibeti öyle olacak. İndirilecek tekmelenecek ve atılacak.

Büyüklük yalnız Allah´ın şanıdır. Baş olmak yalnız O´na mahsustur. Biz hepimiz yalnızca kuluz. Kulluk yaptığın derecede O´na yaklaşırsın. Kulluktan kaçtığın derecede rahmetten dışarı çıkarsın.
Kulluktan kaçan rahmetten kaçıp zahmete düşen adamdır. Kulluk yapmamasının cezasını kendisi çekiyor zaten. Kulluktan kaçan rahmetten kaçan insandır.

Rahmetten kaçan insanın gideceği yer zahmettir. Zahmet deryasına düşecektir o kimse. Kulluk yap ki Allah´a yakın olasın! Kulluk yap ki Peygambere yakın olasın! Kulluk yap ki Allah´ın has kulları evliyasına yakın olasın!
Onlara yakın olan bir kişi selamettir. Sen bilirsin. Keyfine kalmış. Zahmete düştüğünde bil ki rahmetten uzaklaştın. Rahmeti aramaya dön! Tekrar rahmete gel!

Kısa bir sohbettir bu. Lakin gereken bir sohbettir. Belki sadece bu cemaata mahsus değil. Dünya üzerinde yaşayan insan nesline yani hepsine gerekir. Çünkü umumi hastalıktır. Büyüklük hastalığı var. 20. Asır insanı mağrurdur. Mağrurlaşmıştır.

Ne ile mağrurlaşmıştır? Cenab-ı ´ın musahhar kıldığı bir kuvvetin tasarruf ettiklerinden dolayı gururludur. Onun için büyüklenir.
Arabaya biner büyüklenir. Teyyareye biner büyüklenir. Vapura biner büyüklenir. Yolda yürür büyüklenir.

Hasıl-ı Kelam her hareketinde bir büyüklük satmak hevesindedir. Çalım ile yürür.
Sahabe-i Kiram onlardan razı olsun!

O sahabelerden bir sahabe savaş meydanında birçok düşmanı kırdı. Efendimize gelip bir seyf (bir kılıç) istedi. Efendimiz verdi ona kılıcı.
Ve O Sahabi o kılıçla harp meydanına yürürken o pehlivanlar peşrev yaptıklarında heybetlenirler salınarak. Onun gibi o sahabide salınarak meydana girdi. Peygamber-i Zişan baktı ona ve sahabilerine buyurdu ki;

“Cenab-ı Hak böyle gururlanarak
salınarak bu mevkiden bu makamdan başka yerde yürünmesini sevmez”
Düşmana karşı heybetlenerek yürünmesini seviyor. Bu makamın gayrisinde büyüklenilmesini sevmiyor. İster kadın olsun ister erkek olsun yürürler öyle. Dikkat edin! Bizde eski tabir ile ´Tek atlıya selam vermez´ Çift atlı olursa belki selam verir. Tek atlıya selam verilir mi?

Böyle olmuş bu insancıklar. İnsancık bunlar. Ya cebinde beş on kuruş var. Ya omzunda rütbe taşır. Veya şu bakanıdır. Veya su bakanıdır. Veya yiyiciler bakanıdır. Şimdi yiyiciler bakanına ne derler? Belediye mi? Kimi çöpçüler bakanıdır. İşkembeden uydurma rütbelerden yürürken öyle bir salınır o herif.

´Yahu! O kadar sallanma! Düşersin. Düşeceksin. Elime düşeceksin. Elime geçeceksin.´ diyor imam.

Hasıl-ı Kelam Bugünün şartları bu insancıkları dev aynasında gösteriyor kendilerine. Büyük dev aynası var şimdi. Oraya bakan şaşırıyor. Bu kadar büyükmüşümde haberim yok.

O aynaya bakıp zannediyor kendisi büyük. Şişirme balon gibi iğneye batırdın mı BOOOOM!

Ne büyüklüğü kalır ne de bilmem nesi kalır.
Hastalık bu. Bu umumi insanlarda olan hastalıktır. Ufaksın. Çok ufağız. Hiç birşey ile mağrur olmaya hakkımız yok.
İnsan için ubudiyet güzeldir. Kulluk insan için güzeldir. İnsana yakışır kulluk. Ama büyüklük yakışmaz.

Çünkü küçüğe büyüklük yakışmaz. Küçüksün sen. Nasıl iddia edersin; Büyüğüm diye. Küçüğe kulluk yakışır. Ama büyüklük yakışmaz. Bu insanlar akılsızdır şimdi. Akılsız değil akıllıdır ama ......
Bir kimse öyle demişti; Çok zekidir ama akılsızdır. Hem de büyük bir kimse için. Ne için? Çünkü kendisini çok beğendiği için. “Çok zekidir ama akılsızdır.” dedi. Bende tasdik ettim´Evet´diyerek.

Çoğu çok zekidir ama akılsızdır. Neden? Çünkü zekasını kullanmadığı vakit akılsız gibi kalıyor o kimse.
Kendi haline bak! Büyüklük sana yakışıyor mu? Büyüklük sana yakıştı mı? Selim senin esbabları Mustafacığa giydirsek nasıl olur? Mustafa içinde kaybolur.
Babasının esbabını bir yaşındaki çocuğa giydirsen acayip olur. İçinde kaybolur. Yakışmaz.
Eee! Bu insancıklara yıldızlık veyahut filan bakanlık filan başbakanlık diye büyüklük giydikleri vakitte içinde kayboluyorlar. Yakışmıyor. Büyüklük yakışmıyor ama kulluk yakışıyor.
Kulluk parıldatıyor insanı. Parlatıyor. Yüzündede nur oluyor. Kalbindede ferahlık oluyor. Kendiside hafif oluyor.
Çünkü büyüklendiğinde yükte çekiyor; ´Büyüklüğümü devam ettireceğim´diyerek. Topal gibi yürüyor. Niye? Çünkü epey yük altında. O kişi yoruluyor. Canı çıksada bırakmıyor. Ama canı
çıkınca seriliyoooooor. Serilip kalıyor.
Eee! İnsancıklar büyüklük sata sata o büyüklüğün belası ile insan insanı yiyor. İnsancıklar insancıkları yemektedir şimdi.
İnsancık makamından çık ve yüksel İnsanlık makamına! Yüksel ki sana keramet
giydirsin. Kıymet kazanasın.
Senin eğreti büyüklüğün sana kıymet kazandırmaz. Bilakis seni pek acayip yapar. Gülünç olursun.

Kulluk senin itibarını arttırır. Büyüklük senin kadri kiymetini sıfırlar. Sıfıra indirir.
Evet. Bu mesele bu kadar. Dediğimiz gibi bütün insanoğluna yetişen bir sohbettir bu. Kısa dedik ama yine miadı ( zamanı ) doldurdu. Vaktini biliyor onlar(evliyalar). Kısa dedik ortalama gitti. Bu kadar ile iktifa edelim.
Sen az sözden anla!
Aradaki hikmetleri dedik ya. Hikmet versin bize. İmanımıza takviye verilsin. İstediğimiz o. Ondan sonra manevi hastalıklarımıza ilaç dedik. Bak! Ne güzel inanç (İlaç) geldi şimdi.

Manevi hastalıktır o. Herkes kendini birşey yapmak ister. Ben filanım filaneyim diyerekten kendine bir kıymet takdir eder. Sen takdir etme.
Bırak başkaları takdir etsin seni. Senin kendi kendine kiymet vermenin bir itibarı yok. Başkaları sana bir kiymet veriyor mu? Yok vermiyor.
Ooo! Bizden iyisi yok. Bizden kuvvetlisi yok. Bizden bilmem nesilisi yok. Bir sor bakalım. Sana ne derler. Kaç paraya alırlar seni. Ne parası? Lira! Lira´nın kıymeti kalmadı. Paranın hele hiç kalmadı.
Eskiden beş paranında itibarı vardı. Onunla birşey alırdın. Şimdi liraların kiymeti kalmadı.
Sor bakalım. Kaç para veriyorlar sana. Kiymetimiz nedir? Kiymetimiz sıfırlanmıştır. Neden?
Büyüklük satmada bizden ilerisi yok çünkü.
Asl olan hak yanındaki kiymetindir ki; Mahşer Gününde karşısına çıktığında bakacaksın. Ve tartıda göreceksin ne kadar olduğunu.
Nefsini sıfırla ki adam sınıfına giresin. Nefsini sıfırlamadığın vakitte senin bir kiymetin yok.

Nefs ise kulluk yapmadığın vakit sıfırlanmaz ki ve kulluk yapmayan kimsenin nefsi ayaktadır.
´a kul olmayanın kıymeti yoktur. O kıymeti ara!
Yarabbi! Senin yanında senin kulluğunda bizleri daim eyle! Hidayet buyur Yarabbi! Bu mübarek gün ve gecelerin hürmetine hidayet buyur! İşte böyle dua etmek haddini bilmektir. Bu sözün hülasası haddini bilmektir ve edeb dairesinde durmaktır. Bunu istiyor kulundan.
Kulluk edebini gözet! Yarabbi ben kulum de! Büyüklüğü bırak! senin kadri kıymetini ziyade kılar.
Peygamber Efendimizin güzel yolunda yürümeyi güzel ahlakıyla ahlaklanmayı Ahlak-ı Seniyyesi ile ahlaklanmayı evladımıza ihvanımıza ahbabımıza nasip eyle Yarabbi! Ümmet-i Muhammed kullarına sahip gönder Yarabbi! Hayırlılarımızı başa geçirt Yarabbi!
Hayırsızları uzak eyle Yarabbi! Zararlı kimseleri uzak eyle Yarabbi! Faydalı olanları bize tayin eyle
Yarabbi!
Hürmetil Habib Hürmetil Fatiha

...
Şeyh Nazım Kıbrısî
Kıbrıs/Lefke

4 Ağustos 2006
__________________
_________________________________________________



Hakikat, hatır ve gönül dinler mi ?..





bir müslüman tek başına abartısız bir tamlamadır
çünkü bir müslüman kelime-i şehadet ile


iç içe bir lisândır.







Rabia Hilal..
View Ruh-efzâ'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Ruh-efzâ kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (17.02.10), fatımatüzzehra (15.02.10)
Cevapla

Etiket
egoizm, enaniyet, haftanın, konusu

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
08-02-2010 Haftanın Konusu : Hüsnü Zan ve Sui Zan Ruh-efzâ Haftanın Konusu 3 13.02.10 12:05
01-02-2010 Haftanın Konusu : Kerem ve Cömertlik Ruh-efzâ Haftanın Konusu 2 04.02.10 09:52
25-01-2010-Haftanın konusu: Havf ve Reca Ruh-efzâ Haftanın Konusu 4 28.01.10 14:50
18-01-2010-Haftanın konusu: Dua ve Ehemmiyeti fatımatüzzehra Haftanın Konusu 7 23.01.10 13:15
04-01-2010 Haftanın Konusu : Sabır ve Tevekkül Ruh-efzâ Haftanın Konusu 8 08.01.10 14:14

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:46 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.