| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 199 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum MGForum AKADEMİ » MGFORUM ARAŞTIRMA EKİBİ » Haftanın Konusu »

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10.05.10, 11:47   #1
Sükut-u Leyl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 503
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Nereden : -
Konuları : 785
Mesajlar : 2,732
Teşekkürleri: 3,635
1,492 mesajına 3,323 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 Sükut-u Leyl is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart 10/05/2010 Haftanın Konusu - Allah için sevmek


Esselamu aleykum MilliGörüsForum.biz üyeleri,

Haftamızın Konusu Allah için sevmek



paylasimlarinizi ve desteğinizi bekliyoruz..


MGForum Araştırma Ekibi
__________________
Sözlerime lâl düştü...
View Sükut-u Leyl'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Sükut-u Leyl kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Abdülhamit (11.05.10), Alemdâr-ı İslâm (10.05.10), fatımatüzzehra (11.05.10)
Alt 10.05.10, 11:57   #2
Sükut-u Leyl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 503
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Nereden : -
Konuları : 785
Mesajlar : 2,732
Teşekkürleri: 3,635
1,492 mesajına 3,323 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 Sükut-u Leyl is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart

ALLAH İÇİN SEVMEK

İslâm dini, sevgi dinidir. Müslüman olmanın şartı inanmak; inanmanın şartı da sevmektir. Sevgili Peygamberimizin, iman ile sevgi arasındaki bağı ifade eden, Allah için sevmenin önemini belirten hadis-i şeriflerinden bir demet sunalım. Allah Resulü buyuruyorlar ki:
“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın zevkini tadmış olur. Allah ve Resulü, kendisine başkalarından daha sevimli olmak, sevdiği kimseyi sadece Allah için sevmek, imandan sonra küfre dönmeyi sanki ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek.” [1]
İman nasıl ki cennete girebilmenin vazgeçilmez şartı ise mü’minleri sevmek de tam ve kamil bir imana sahip olmanın gereğidir. Bunu da bakın Allah Resulü nasıl ifade ediyor:
“Canım kudret elinde olan Al**lah’a yemin ederim ki, îman etmedikçe cennete gi***re*mez*siniz. Birbirinizi sevmedikçe de îman etmiş o*la*maz*sı*nız.”[2]
Allah için birbirini sevmenin ahirette kişiye kazandıracağı mutlu sonu da Sevgili Peygamberimiz şu şekilde haber veriyor: “Allah Teâlâ, kıyamet günü: “Nerede benim rızam için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgemin bulunmadığı bugün onları kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim.” [3]
Yine Allah Resulü benzer bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
"Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı günde kendi arşının gölgesinde gölgelendirir: Adaletli devlet reisi, Allah'a ibadet içinde yetişen genç, kalbi mescidlere bağlı kimse, Allah için birbirlerini seven, ve bu uğurda biraraya gelip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi, Güzel ve makam sahibi bir kadının beraber olma isteğine: "Ben Allah'tan korkarım" deyip yaklaşmayan kimse, Sağ elinin verdiğini sol elibilmeyecek kadar gizli sadaka veren kimse, Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kimse." [4]

Ne mutlu Allah için sevenlere ve böylelikle arşın gölgesinde gölgelenenlere!


[1]
Buhari, “İman”, 9,14 “Edeb”,42; Müslim, “İman”, 66; Tirmizi, “İlim”, 10; Nesai, “İman”, 2,4; İbn Mace, “Fiten”,23. (Riyazüssalihîn Tercemesi, I, 407-408.)

[2]
Müslim, “İman”, 93 -94; Tirmizî, “Et’ıme”,45, “Kıyamet”, 56; İbn Mace, “Mukaddime”,9; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 11; Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 67. ( Riyazüssalihîn Tercemesi, I, 409-410)

[3]
Müslim, Birr, 37. Tirmizi, Zühd,53. (Riyazüssalihîn Tercemesi, I, 409.)

[4]
Buhârî, Ezân 36, Zekât 16, Rikâk 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91, (1031); Tirmizî, Zühd 53,
(2392); Nesâî, Kudât 2, (8, 222, 223). (Riyazüssalihîn Tercemesi, I, 408-409.)
__________________
Sözlerime lâl düştü...
View Sükut-u Leyl'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Sükut-u Leyl kullanıcısına teşekkür eden 4 üyemiz:
Abdülhamit (11.05.10), Alemdâr-ı İslâm (10.05.10), fatımatüzzehra (11.05.10), hadid (10.05.10)
Alt 11.05.10, 10:56   #3
Sükut-u Leyl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 503
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Nereden : -
Konuları : 785
Mesajlar : 2,732
Teşekkürleri: 3,635
1,492 mesajına 3,323 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 Sükut-u Leyl is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart

ALLAH İÇİN SEVMEK ALLAH İÇİN BUĞZETMEK

Allah için sevip Allah için buğzetmek, Rasûl-i Ekrem Efendimiz ‘in biz ümmetine bizzat yaşayarak göstermiş olduğu Peygamberî ahlâkın içerisinde çok önemli bir yer teşkil eder İnanan insanlar olarak her hususta ona tabi olması gereken bizlerin yakınlarımıza ve diğer insanlara göstereceği sevgi ve buğz bu esasa dayanmalı, nefsânî olmamalıdır

Bir kimsenin kendi nefsini, çocuğunu, eşini, akrabasını ve diğer insanları sevmesi doğal bir sevgidir Ancak kâmil bir mü’minin bunlara karşı duyduğu sevgi her şeyi yaratan Allah (cc)’nün rızası içindir

Rasûlullah Efendimiz, bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar:

“Üç huy vardır ki, bunlar kimde bulunursa imanın tadını alır:

1 Allah ve Rasûlü’nü bu ikisi dışında kalan herkesten ve her şeyden fazla sevmek,
2 Bir kulu sırf Allah rızası için sevmek,
3 Allah, imansızlıktan kurtarıp İslâm'ı nasib ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak"
(Buhârî, İman 9)

Bir gün Efdalüddin hazretlerini öven ve sevdiğini söyleyen bir kimseye onun şöyle cevap verdiği nakledilir:

“Allah aşkına git!” Bu sözüne karşılık o zat; “Allah’a yemin ederim ki seni kalben sevmekteyim Kıyamet günü mahşer yerinde seninle birlikte bulunmayı Allah’tan niyaz ederim” dedi

Efdalüddin hazretleri bu zata; “Peki, şayet beni mahşer günü ateşe atsalar ne yaparsın?” diye sorunca o kimse; “O vakit seni bırakır giderim” dedi Bunun üzerine Efdalüddin hazretleri; “Kardeşlik sevgisi şudur ki; ben ateşten çıkmayınca sen de Cennet’e girmemelisin Beni bekleyip birlikte Cennet’e girmeye çalışmalısın İşte kardeş sevgisi budur Yoksa ateşi görünce beni bırakıp kaçman değildir” demiştir

Ebû Hureyre (ra) Rasûlullah ’den şöyle rivayet ediyor: “Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyaret etmek için yola çıktı Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi Adam meleğin yanına gelince, melek, ‘Nereye gidiyorsun?’ dedi Adam, ‘Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyarete gidiyorum’ cevabını verdi Melek, ‘O adamdan elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?’ dedi Adam, ‘Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyaretine gidiyorum’ dedi Bunun üzerine melek, ‘Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim’ dedi ”(Müslim, Birr 38)

Sevgi iflas edince kin ve nefret fahiş şekilde kâr eder Kin ve nefret kâr edince toplumdaki birlik yok olur Birlik yok olunca toplum dağılır Bugün özellikle toplumumuzda bir çözülmüşlük, bir sevgisizlik haddi aşmış durumdadır Esas sevgisizlik Allah (cc)’yu sevmemekten ileri gelir Her şey Allah için sevilebilir, ancak hiçbir şey O’nun sevgisine eş tutulamaz

Peygamberimiz ’in Sahâbe’ye, Sahâbe’nin birbirine ve Tabiî’ne bıraktığı sevgi, kardeşlik duygularını tekrar kazanmak, hadîs-i şerifte buyrulduğu üzere imanın tadını alabilmek hepimiz için şarttır Allah için her mü’min sevilmelidir Mü’min, imanın güzelliğini tatmış olan kişidir Mü’minler, her biri rengi ve kokusu ayrı, muhtelif gül bahçelerine ait güllerdir Mü’minler, birbirini tamamlayan bir ailenin üyeleri gibidirler

Ebû Hureyre (ra)’dan rivayetle Rasûlullah şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’ın kullarından öyle üstün kimseler vardı ki, peygamber değildirler Fakat peygamberler ve şehitler onlara imrenecekler” Bunu dinleyen Ashâb; “Yâ Rasûlallah, onlar kimlerdir? Belki tanışır onlarla muhabbet eder, dualarını alırız” dediler Rasûl-i Ekrem ; “Onlar bir sülaleden akraba olmadıkları halde sırf Allah için birbirlerini severler Âhirette nurdan minberlerin üzerinde, yüzleri ay gibi parlayacak Herkesin korkudan hüzün ve kedere boğulduğu o günde ne korkacaklar ve ne de üzüleceklerdir” dedikten sonra şu âyeti okudu: “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiç bir korku yoktur Onlar üzülmeyeceklerdir de”(Yûnus, 10/62)

Hasan-ı Basrî (ks) diyor ki: “Bizim dost ve kardeşimiz bize aile efradımızdan daha sevimlidir Zira bizim aile efradımız, bizi dünyada anar; ama dostlarımız mahşer yerinde anarlar”

İmam Gazâlî (ks) şöyle demiştir:
“Sevginin en üstün derecesi Allah için ve Allah rızası için sevmektir Çok ince, derin ve kapalı olan bu kabil sevgi hususunda meşhur hadis âlimlerinden Bakıyye bin Velîd şöyle demiştir: ‘Mü’min, sevdiği mü’minin köpeğini de sever’ Bu kabil sevgi ile evini, mahallesini ve komşularını da sever Nitekim Mecnun şöyle diyor: ‘Leyla’nın bulunduğu memleketleri dolaşır onların taşını toprağını öperim

Aslında gönlümü yakan o memleketler değil, Leyla’nın sevgisidir’ İşte Allah sevgisi de böyledir Kalbi kapladığı ve artık onu gizlemekten çıkıp aldırış etmeyeceği bir hale geldiği zaman bu sevgi Allah’tan başka bütün varlıklara da sirayet eder Çünkü bütün mevcûdat O’nun kudretinin eseridir Bunun için Rasûl-i Ekrem ’e meyvelerin turfandası takdim edildiğinde, onu sever, yüzüne gözüne sürer ve ‘Rabbimin yeni bir yaratığıdır’ derdi”


Cenâb-ı Hak (cc), Kur’ân-ı Hakîm’inde şöyle buyurmaktadır: “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfünden onlara daha da fazlasını verecektir”(en-Nisâ, 4/173)

Bu âyetin tefsirinde şöyle denilir: Allah Teâlâ (cc), bir kuluna mağfiret ettiği zaman onu kardeşlerine de şefaatçi kılar Nitekim bir hadîs-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

“Mizanda, o günahların ve sevapların tartıldığı anda günah kefesi ağır gelen birisine yakınlarından iyilik ve sevap alma izni verilir O kişi, en yakın şefkatine güvendiği annesine ilk önce gider, der ki anacığına; ‘Anneciğim günahım sevabımı aştı, yardım et bana, sevaplarından bir kısmını bağışla’ Annesi cevaben; ‘Heyhat! Oğlum ben kendimi kurtarabileceğime dahi emin değilim, sana nasıl bağışlarım?’ Bunu duyunca adam yıkılır Daha sonra babasına gider, fakat ondan da aynı cevabı alır Sonra sırayla diğer en yakınlarına gider, fakat onlardan da bir hayır bulamaz Umutsuz, üzgün mizana geri döner Tabi günah kefesi ağır geldiği için

Cehennem’e atılmak üzere götürülür Götürülürken bir kişi meleklere şöyle seslenir; ‘Durun! Bu kardeşimi nereye götürüyorsunuz?’ Melekler ise; ‘Cehennem’e Günahı sevabına galebe çaldı’ derler O kişi şöyle nidâ eder: ‘Yâ Rabbi! Eğer bu kardeşim Cehennemlikse ben Cennet’i istemem Kardeşim Cehennem’de azap görürken, ben Cennet’e gitmem’ deyince Yüce Hak Celle ve Alâ şöyle buyurur: “Kulumun bu fedakârlığına karşılık her ikisini de affettim İkisini de Cennet’e götürün ve sayısız nimetlerimle donatın”

Cenâb-ı Hakk’ın kardeşliğe verdiği önem, bu misalde gözler önüne serilmektedir

Hz Ali (ra) şöyle buyurmuşlardır: “Gerçek kardeşin, daima yanında bulunan ve sana yararlı olmak için zarara katlanan, zamanın musibet ve felaketleri ile karşılaştığın zaman ne pahasına olursa olsun, yanında koşandır”

Kardeşlik, iki mü’min arasındaki sevgi bağıdır Bu bağ, beraberinde bazı hakları getirir Bu haklardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Birinci hak, maldadır Hicret sonrası Medine’deki Müslümanların, mallarını ikiye bölüp muhacir kardeşlerine infak etmeleri bu kabildendir

İkinci hak, fiilen yardıma muhtaç olduğunu görünce onun istemesine mahal bırakmaksızın yardımına koşmak ve kendi işini sonraya bırakmaktır Rasûl-i Ekrem ’in meclisinde Abdullah bin Ömer (ra) sağa sola bakıp duruyordu Rasûl-i Ekrem niçin bakındığını sordu O’da; “Sevdiğim bir adam vardı onu arıyorum” deyince Rasûl-i Ekrem ; “Bir adamı sevdiğin zaman adını, babasının adını, dedesinin ve akrabalarının adını sor, öğren Hasta olduğu zaman ziyaretine, işi olduğu zaman yardımına gidersin” buyurdu

Üçüncü hak, dildedir Bazen susması bazen konuşması lazımdır Susması, huzurunda ve gıyabında kusurlarını bilmezlikten gelmesi ve onlardan bahsetmemesidir Rasûl-i Ekrem , “Gördüğü iyilikleri gizleyip, gördüğü kötülükleri teşhir eden kötü komşudan Allah’a sığının” buyurmuşlardır

İbn-i Mu’tez şöyle diyor: “Açıklanması istenmeyen, bana emanet edilen bir sırrı göğsüme yerleştiririm de göğsüm ona mezar olur”

Bir başka Allah dostu da şöyle der:
“Sır benim göğsümde mezarda bekleyen gibi de değildir, çünkü mezarda olanlar dirilip açığa çıkmayı bekler Ben bana emanet edilen sırrı öyle unuturum ki, mümkün olsaydı, onu gizleyip yok ettiğimden sırrın bile haberi olmazdı”

Dördüncü hak, bazı sürçme ve hatalarını bağışlamaktır

Beşinci hak, hayatında ve ölümünde onun sevdiği ve kendisi için arzu ettiği şekilde kendisi ve çoluk-çocuğu içir hayır duada bulunmaktır

Rasûl-i Ekrem ; “Bir kimse, kardeşine dua ettiği zaman bir melek; ‘Allah sana da o dua ettiğin gibi versin!’ der”, “Kişinin, kardeşi hakkında gıyâben yaptığı dua reddolunmaz” buyurmuşlardır

Altıncı hak, dostuna yük olmamak ve lüzumsuz tekliflerde bulunmamaktır

Yedinci hak ise, vefa ve ihlâstır Vefa demek; kendisiyle ölünceye kadar ve öldükten sonra da aile efradı ile muhabbeti devam ettirmektir İmam Şafiî hazretleri Bağdat’ta bir kardeş edindi Sonra bu kardeşi Irak’ta Sîbeyn valiliklerine tayin edildi ve Şafiî hazretlerine olan davranışı değişti Bu vefasızlık üzerine Şafiî hazretleri kendisine şu beyitleri yazdı: “Git, ebedi olarak senin sevgini gönlümden boşadım Şayet kusurundan vazgeçer ve düzelirsen bu bir talâktır, diğer iki talâk ile sözümüz devam eder Yok, tutumunda ısrar ediyorsan sana bir talâk daha veririm ve iki hayızda iki talâk olmuş olur Üçüncü talâkı da verirsem, artık seni Sîbeyn valiliği de kurtaramaz”

Allah sevgisi, kuvvet bulduğu zaman ilim ve amel bakımından Allah’a hakkiyle kulluk eden herkese karşı gönülde sevgi uyandırır Böylesine bir sevgi, aradaki mesafelerin uzaklığına rağmen aynı şekilde hissedilir İşte bu sevgi Allah için ve Allah rızası için hiçbir menfaat gözetmeden hâsıl olan sevgidir Çünkü bu mü’minin, o âlim ve âbidi sevmesi Allah Teâlâ onu sevdiği, Allah rızasına uyduğu ve Allah Teâlâ’yı sevdiği içindir

Ve selâmun ale’l-murselîn Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-Âlemîn



Faydalanılan Eserler:
1 İmam Şa’rânî, el-Uhudü’l-Kübrâ
2 İmam Gazâlî, İhyâ Ulûmi’d-Dîn
3 Hafız el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb
4 Ermişlerden Osman, Dürretü’l-Vâizîn
__________________
Sözlerime lâl düştü...
View Sükut-u Leyl'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Sükut-u Leyl kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Abdülhamit (11.05.10), Alemdâr-ı İslâm (11.05.10), fatımatüzzehra (12.05.10)
Alt 11.05.10, 10:56   #4
Sükut-u Leyl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 503
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Nereden : -
Konuları : 785
Mesajlar : 2,732
Teşekkürleri: 3,635
1,492 mesajına 3,323 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 Sükut-u Leyl is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart

ALLAH İÇİN SEVMEK ALLAH İÇİN BUĞZETMEK

Allah için sevip Allah için buğzetmek, Rasûl-i Ekrem Efendimiz ‘in biz ümmetine bizzat yaşayarak göstermiş olduğu Peygamberî ahlâkın içerisinde çok önemli bir yer teşkil eder İnanan insanlar olarak her hususta ona tabi olması gereken bizlerin yakınlarımıza ve diğer insanlara göstereceği sevgi ve buğz bu esasa dayanmalı, nefsânî olmamalıdır

Bir kimsenin kendi nefsini, çocuğunu, eşini, akrabasını ve diğer insanları sevmesi doğal bir sevgidir Ancak kâmil bir mü’minin bunlara karşı duyduğu sevgi her şeyi yaratan Allah (cc)’nün rızası içindir

Rasûlullah Efendimiz, bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar:

“Üç huy vardır ki, bunlar kimde bulunursa imanın tadını alır:

1 Allah ve Rasûlü’nü bu ikisi dışında kalan herkesten ve her şeyden fazla sevmek,
2 Bir kulu sırf Allah rızası için sevmek,
3 Allah, imansızlıktan kurtarıp İslâm'ı nasib ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak"
(Buhârî, İman 9)

Bir gün Efdalüddin hazretlerini öven ve sevdiğini söyleyen bir kimseye onun şöyle cevap verdiği nakledilir:

“Allah aşkına git!” Bu sözüne karşılık o zat; “Allah’a yemin ederim ki seni kalben sevmekteyim Kıyamet günü mahşer yerinde seninle birlikte bulunmayı Allah’tan niyaz ederim” dedi

Efdalüddin hazretleri bu zata; “Peki, şayet beni mahşer günü ateşe atsalar ne yaparsın?” diye sorunca o kimse; “O vakit seni bırakır giderim” dedi Bunun üzerine Efdalüddin hazretleri; “Kardeşlik sevgisi şudur ki; ben ateşten çıkmayınca sen de Cennet’e girmemelisin Beni bekleyip birlikte Cennet’e girmeye çalışmalısın İşte kardeş sevgisi budur Yoksa ateşi görünce beni bırakıp kaçman değildir” demiştir

Ebû Hureyre (ra) Rasûlullah ’den şöyle rivayet ediyor: “Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyaret etmek için yola çıktı Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi Adam meleğin yanına gelince, melek, ‘Nereye gidiyorsun?’ dedi Adam, ‘Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyarete gidiyorum’ cevabını verdi Melek, ‘O adamdan elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?’ dedi Adam, ‘Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyaretine gidiyorum’ dedi Bunun üzerine melek, ‘Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim’ dedi ”(Müslim, Birr 38)

Sevgi iflas edince kin ve nefret fahiş şekilde kâr eder Kin ve nefret kâr edince toplumdaki birlik yok olur Birlik yok olunca toplum dağılır Bugün özellikle toplumumuzda bir çözülmüşlük, bir sevgisizlik haddi aşmış durumdadır Esas sevgisizlik Allah (cc)’yu sevmemekten ileri gelir Her şey Allah için sevilebilir, ancak hiçbir şey O’nun sevgisine eş tutulamaz

Peygamberimiz ’in Sahâbe’ye, Sahâbe’nin birbirine ve Tabiî’ne bıraktığı sevgi, kardeşlik duygularını tekrar kazanmak, hadîs-i şerifte buyrulduğu üzere imanın tadını alabilmek hepimiz için şarttır Allah için her mü’min sevilmelidir Mü’min, imanın güzelliğini tatmış olan kişidir Mü’minler, her biri rengi ve kokusu ayrı, muhtelif gül bahçelerine ait güllerdir Mü’minler, birbirini tamamlayan bir ailenin üyeleri gibidirler

Ebû Hureyre (ra)’dan rivayetle Rasûlullah şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’ın kullarından öyle üstün kimseler vardı ki, peygamber değildirler Fakat peygamberler ve şehitler onlara imrenecekler” Bunu dinleyen Ashâb; “Yâ Rasûlallah, onlar kimlerdir? Belki tanışır onlarla muhabbet eder, dualarını alırız” dediler Rasûl-i Ekrem ; “Onlar bir sülaleden akraba olmadıkları halde sırf Allah için birbirlerini severler Âhirette nurdan minberlerin üzerinde, yüzleri ay gibi parlayacak Herkesin korkudan hüzün ve kedere boğulduğu o günde ne korkacaklar ve ne de üzüleceklerdir” dedikten sonra şu âyeti okudu: “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiç bir korku yoktur Onlar üzülmeyeceklerdir de”(Yûnus, 10/62)

Hasan-ı Basrî (ks) diyor ki: “Bizim dost ve kardeşimiz bize aile efradımızdan daha sevimlidir Zira bizim aile efradımız, bizi dünyada anar; ama dostlarımız mahşer yerinde anarlar”

İmam Gazâlî (ks) şöyle demiştir:
“Sevginin en üstün derecesi Allah için ve Allah rızası için sevmektir Çok ince, derin ve kapalı olan bu kabil sevgi hususunda meşhur hadis âlimlerinden Bakıyye bin Velîd şöyle demiştir: ‘Mü’min, sevdiği mü’minin köpeğini de sever’ Bu kabil sevgi ile evini, mahallesini ve komşularını da sever Nitekim Mecnun şöyle diyor: ‘Leyla’nın bulunduğu memleketleri dolaşır onların taşını toprağını öperim

Aslında gönlümü yakan o memleketler değil, Leyla’nın sevgisidir’ İşte Allah sevgisi de böyledir Kalbi kapladığı ve artık onu gizlemekten çıkıp aldırış etmeyeceği bir hale geldiği zaman bu sevgi Allah’tan başka bütün varlıklara da sirayet eder Çünkü bütün mevcûdat O’nun kudretinin eseridir Bunun için Rasûl-i Ekrem ’e meyvelerin turfandası takdim edildiğinde, onu sever, yüzüne gözüne sürer ve ‘Rabbimin yeni bir yaratığıdır’ derdi”


Cenâb-ı Hak (cc), Kur’ân-ı Hakîm’inde şöyle buyurmaktadır: “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfünden onlara daha da fazlasını verecektir”(en-Nisâ, 4/173)

Bu âyetin tefsirinde şöyle denilir: Allah Teâlâ (cc), bir kuluna mağfiret ettiği zaman onu kardeşlerine de şefaatçi kılar Nitekim bir hadîs-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

“Mizanda, o günahların ve sevapların tartıldığı anda günah kefesi ağır gelen birisine yakınlarından iyilik ve sevap alma izni verilir O kişi, en yakın şefkatine güvendiği annesine ilk önce gider, der ki anacığına; ‘Anneciğim günahım sevabımı aştı, yardım et bana, sevaplarından bir kısmını bağışla’ Annesi cevaben; ‘Heyhat! Oğlum ben kendimi kurtarabileceğime dahi emin değilim, sana nasıl bağışlarım?’ Bunu duyunca adam yıkılır Daha sonra babasına gider, fakat ondan da aynı cevabı alır Sonra sırayla diğer en yakınlarına gider, fakat onlardan da bir hayır bulamaz Umutsuz, üzgün mizana geri döner Tabi günah kefesi ağır geldiği için

Cehennem’e atılmak üzere götürülür Götürülürken bir kişi meleklere şöyle seslenir; ‘Durun! Bu kardeşimi nereye götürüyorsunuz?’ Melekler ise; ‘Cehennem’e Günahı sevabına galebe çaldı’ derler O kişi şöyle nidâ eder: ‘Yâ Rabbi! Eğer bu kardeşim Cehennemlikse ben Cennet’i istemem Kardeşim Cehennem’de azap görürken, ben Cennet’e gitmem’ deyince Yüce Hak Celle ve Alâ şöyle buyurur: “Kulumun bu fedakârlığına karşılık her ikisini de affettim İkisini de Cennet’e götürün ve sayısız nimetlerimle donatın”

Cenâb-ı Hakk’ın kardeşliğe verdiği önem, bu misalde gözler önüne serilmektedir

Hz Ali (ra) şöyle buyurmuşlardır: “Gerçek kardeşin, daima yanında bulunan ve sana yararlı olmak için zarara katlanan, zamanın musibet ve felaketleri ile karşılaştığın zaman ne pahasına olursa olsun, yanında koşandır”

Kardeşlik, iki mü’min arasındaki sevgi bağıdır Bu bağ, beraberinde bazı hakları getirir Bu haklardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Birinci hak, maldadır Hicret sonrası Medine’deki Müslümanların, mallarını ikiye bölüp muhacir kardeşlerine infak etmeleri bu kabildendir

İkinci hak, fiilen yardıma muhtaç olduğunu görünce onun istemesine mahal bırakmaksızın yardımına koşmak ve kendi işini sonraya bırakmaktır Rasûl-i Ekrem ’in meclisinde Abdullah bin Ömer (ra) sağa sola bakıp duruyordu Rasûl-i Ekrem niçin bakındığını sordu O’da; “Sevdiğim bir adam vardı onu arıyorum” deyince Rasûl-i Ekrem ; “Bir adamı sevdiğin zaman adını, babasının adını, dedesinin ve akrabalarının adını sor, öğren Hasta olduğu zaman ziyaretine, işi olduğu zaman yardımına gidersin” buyurdu

Üçüncü hak, dildedir Bazen susması bazen konuşması lazımdır Susması, huzurunda ve gıyabında kusurlarını bilmezlikten gelmesi ve onlardan bahsetmemesidir Rasûl-i Ekrem , “Gördüğü iyilikleri gizleyip, gördüğü kötülükleri teşhir eden kötü komşudan Allah’a sığının” buyurmuşlardır

İbn-i Mu’tez şöyle diyor: “Açıklanması istenmeyen, bana emanet edilen bir sırrı göğsüme yerleştiririm de göğsüm ona mezar olur”

Bir başka Allah dostu da şöyle der:
“Sır benim göğsümde mezarda bekleyen gibi de değildir, çünkü mezarda olanlar dirilip açığa çıkmayı bekler Ben bana emanet edilen sırrı öyle unuturum ki, mümkün olsaydı, onu gizleyip yok ettiğimden sırrın bile haberi olmazdı”

Dördüncü hak, bazı sürçme ve hatalarını bağışlamaktır

Beşinci hak, hayatında ve ölümünde onun sevdiği ve kendisi için arzu ettiği şekilde kendisi ve çoluk-çocuğu içir hayır duada bulunmaktır

Rasûl-i Ekrem ; “Bir kimse, kardeşine dua ettiği zaman bir melek; ‘Allah sana da o dua ettiğin gibi versin!’ der”, “Kişinin, kardeşi hakkında gıyâben yaptığı dua reddolunmaz” buyurmuşlardır

Altıncı hak, dostuna yük olmamak ve lüzumsuz tekliflerde bulunmamaktır

Yedinci hak ise, vefa ve ihlâstır Vefa demek; kendisiyle ölünceye kadar ve öldükten sonra da aile efradı ile muhabbeti devam ettirmektir İmam Şafiî hazretleri Bağdat’ta bir kardeş edindi Sonra bu kardeşi Irak’ta Sîbeyn valiliklerine tayin edildi ve Şafiî hazretlerine olan davranışı değişti Bu vefasızlık üzerine Şafiî hazretleri kendisine şu beyitleri yazdı: “Git, ebedi olarak senin sevgini gönlümden boşadım Şayet kusurundan vazgeçer ve düzelirsen bu bir talâktır, diğer iki talâk ile sözümüz devam eder Yok, tutumunda ısrar ediyorsan sana bir talâk daha veririm ve iki hayızda iki talâk olmuş olur Üçüncü talâkı da verirsem, artık seni Sîbeyn valiliği de kurtaramaz”

Allah sevgisi, kuvvet bulduğu zaman ilim ve amel bakımından Allah’a hakkiyle kulluk eden herkese karşı gönülde sevgi uyandırır Böylesine bir sevgi, aradaki mesafelerin uzaklığına rağmen aynı şekilde hissedilir İşte bu sevgi Allah için ve Allah rızası için hiçbir menfaat gözetmeden hâsıl olan sevgidir Çünkü bu mü’minin, o âlim ve âbidi sevmesi Allah Teâlâ onu sevdiği, Allah rızasına uyduğu ve Allah Teâlâ’yı sevdiği içindir

Ve selâmun ale’l-murselîn Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-Âlemîn



Faydalanılan Eserler:
1 İmam Şa’rânî, el-Uhudü’l-Kübrâ
2 İmam Gazâlî, İhyâ Ulûmi’d-Dîn
3 Hafız el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb
4 Ermişlerden Osman, Dürretü’l-Vâizîn
__________________
Sözlerime lâl düştü...
View Sükut-u Leyl'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Sükut-u Leyl kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Abdülhamit (11.05.10), Alemdâr-ı İslâm (11.05.10), fatımatüzzehra (12.05.10)
Alt 11.05.10, 11:02   #5
Sükut-u Leyl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 503
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Nereden : -
Konuları : 785
Mesajlar : 2,732
Teşekkürleri: 3,635
1,492 mesajına 3,323 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 Sükut-u Leyl is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart

Allah sevgisinin alameti yedi şeyde belli olur:

1-
Allahü teâlâyı seven, ölümden korkmaz. Seven, daima ölüme hazır bekler. Çünkü ölümle, aşık maşuka, garip öz yurduna kavuşmuş olur. Dinimize bir müddet daha hizmet edeyim düşüncesiyle, ölümün hemen gelmesini istememek Allah sevgisine zıt değildir.

2-
Seven, sevdiğinin sevdiklerini, kendi sevdiklerine tercih eder.

3-
Seven, her an sevdiğini düşünür, onu anar.

4-
Seven, sevgilisinin sevdiği her şeyi sever.

5-
Seven, bütün engellerden sıyrılır, sevdiğini çok anar. Uykusundan fedakârlık eder. Allahü teâlâ, Davud aleyhisselama buyurdu ki:
(Beni sevdiğini söyleyip de, sabaha kadar yatan, yalancıdır. Zira dost, dostla sohbet ister. Gafleti bırakıp beni anar, sohbetime kavuşur.)
[M. Name]

6-
Sevene, bütün ibadetler kolay gelir. İbadetlere zevkle sarılır.

7-
Seven, sevgilisinin dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İmanın en sağlam temeli, Allah için sevmek Allah için buğzetmektir.)
[Ebu Davud]

İman eden ve imanın tadını bulan, Allahü teâlâyı çok sever. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(İman edenlerin Allah sevgisi çok sağlamdır.)
[Bekara 165]

Allahü teâlâya tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek gerekir. Tam ve olgun sevginin alameti de, onun düşmanlarını düşman bilmektir. Onu beğenmeyenleri sevmemektir. Sevgiye gevşeklik sığmaz.


Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı gidenlerle uyuşamaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde bulunamaz. iki zıttan birini sevmek, diğerine düşmanlığı gerektirir.İnsan sevgisi, hayvanlarda olduğu gibi beş duyuya bağlı değildir. Altıncı hissi inkâr eden, insanı hayvan derecesine indirmiş olur. İnsan, akıl, nur, kalb gibi özellikleriyle hayvandan ayrılır. İnsanın kalb gözü, baştaki gözden daha kuvvetlidir. Aklın anladığı güzellik, gözün gördüğünden daha büyüktür. İşte bunun için, beş duyu ile anlaşılamayan ve ancak kalb ile idrak edilen, şerefli şeylerin zevki daha büyüktür. Beş duyudan başka şey olmadığını sanıp, insanı hayvan derecesine düşürenler, Allah sevgisini anlayamaz.

Peygamber efendimizin, (Ya Rabbi, kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, sevgine kavuşturacak işlerin sevgisini nasip et ve sevgini susuzluktan yanan kimsenin arzuladığı soğuk sudan benim için daha kıymetli kıl!) duası, Allah sevgisinin önemini bildirmektedir. Allah’ı seven, bilmediği bir aşk ile şaşkın haldedir. Uykusu kaçar, gözyaşları dinmez. Her işinde Allah’tan korkar, titrer. Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Sevgi kuvvetli ise buna aşk denir. Allah’ı aşkla sevmek gerekir.


Bu konuda Yunus Emre diyor ki:

Bilmeyenler bilsin ki aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül misâl-i taşa benzer.

Taş gönülden ne biter dilinde ağı tüter
Çok yumuşak söylese sözü savaşa benzer.

Aşk dolu gönül yanar yumuşar muma döner
Kararır taş gönüller sarp katı kışa benzer.

***

Senin aşkının oku, demirden taştan geçer
Aşkına düşen kişi can ile baştan geçer.

Gece gündüz eder zâr, aşkın ile olur yâr
Endişesi sen olan yemekten aştan geçer.

Aşkına düşenlerin yanar durur yüreği
Sana veren kendini lüzumsuz işten geçer.

Başında aklı olan ücretle amel etmez
Her güzele kapılmaz, göz ile kaştan geçer.

Gerçek âşık olasın, can vermeye ivesin
Dostla pazarlık eden nice bin baştan geçer.

Yunus’un gönül evi doludur Hak sevgisi
Tercih eden sohbeti dosttan tanıştan geçer.


Allah’ı sevmenin alameti
Hazret-i Sehle, aynı suali sorduklarında buyurur ki:
Allahü teâlâyı sevmenin alameti, Kur'an-ı kerimi sevmektir. Kur'an-ı kerimi sevmenin alameti Peygamberi sevmektir. Peygamberi sevmenin alameti, sünnete uymaktır. Sünnete uymanın alameti, ahireti sevmektir.

Ahireti sevmenin alameti, dünya sevgisini kalbden çıkarmak, dünyaya buğzetmektir. Dünyaya buğzetmenin alameti de, kendisini ahirete götürecek kadar mal ile yetinmek ve ahirete hazırlanmaktır.


Mehmet Ali Demirbas

__________________
Sözlerime lâl düştü...
View Sükut-u Leyl'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Sükut-u Leyl kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Abdülhamit (11.05.10), Alemdâr-ı İslâm (11.05.10), fatımatüzzehra (12.05.10)
Alt 12.05.10, 14:00   #6
Sükut-u Leyl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Derecesi :
Grubu :
Üye No : 503
Üyelik tarihi : 14-09-2008
Nereden : -
Konuları : 785
Mesajlar : 2,732
Teşekkürleri: 3,635
1,492 mesajına 3,323 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6 Sükut-u Leyl is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 24.06.10
Durumu : Status: Offline

Standart

ALLAH İçin Sevmek


Sevgi kalplerin canı, ruhların gıdasıdır. Sevmeyen kalp ölüdür.

Bütün sevgiler, o duyguyu var edene, onu kalbimize koyanadır.

Kendini yaratanı sevmeyen kalp, ruhunu yitiren bedenden daha soğuktur.

Mü’min sevdiğini ALLAH için sevmelidir; bu onun en belirgin özelliklerinden biridir.

Sevdiğini ALLAH rızâsı için sevmek, esasen Allah’ı sevmektir.

Hatta Peygamber aleyhisselâm’a duyulan muhabbetin kaynağı da ALLAH sevgisidir.

İnsan sevdiği kimseyi akrabası olduğu için, aralarında iş ve menfaat bağı bulunduğu için değil, Müslüman olduğu için sevmelidir.

ALLAH rızâsı için sevdiği kardeşinin din ve dünyasının mükemmel olmasını arzu etmeli, başına bir sıkıntı gelmemesini dilemelidir.

Böylece din kardeşine karşı kalbinde doğabilecek kötü duygulara fırsat vermemelidir.

Müslümanlar Kardeştir

İmanın zevkine varabilmenin önemli şartlarından biri, sevdiği kimseyi ALLAH için sevmektir. (Buhârî, Îmân 9, 14)

Sevmediği kimseyi, başka bir sebeple değil, sırf ALLAH rızâsı için sevmemek de Cenâb-ı Hakk’ın değer verdiği erdemli bir davranıştır.
(Ebû Dâvûd, Sünnet 3)

Demek ki sevgi de, nefret de dünyevî bir maksat için değil, sadece ALLAH rızâsı için gösterilmelidir.

Maddî bir çıkar, bedenî bir haz ümidiyle birini sevmenin veya menfaatine engel olduğu için birinden nefret etmenin ALLAH katında hiç önemi yoktur.

ALLAH için beslenen sevgi, sevilenin bir iyiliği sebebiyle artmayacağı gibi, verdiği bir sıkıntı yüzünden de azalmaz.

Peygamber Efendimiz’in anlattığı şu canlı sevgi örneğini dinleyelim:

Vaktiyle adamın biri, bir başka köydeki din kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı. ALLAH Teâlâ, onu gözetlemek ve kendisiyle konuşmak için bir meleği görevlendirdi.

Melek, adamın geçeceği yol üzerinde onu beklemeye başladı. Yanına gelince:

“Nereye gidiyorsun, kardeş?” diye sordu.

“Şu ilerideki köyde bir din kardeşim var, onu ziyârete gidiyorum.”

“O senin akraban mı?”

“Hayır.”

“Ondan elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?”


“Hayır. Ben onu sırf ALLAH rızâsı için seviyorum; ziyâretine de bu sebeple gidiyorum.”

O zaman melek şunları söyledi:

“Sen onu nasıl seviyorsan ALLAH da seni öyle seviyor.

Ben, bu müjdeyi vermek için ALLAH Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim.”
(Müslim, Birr 38; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 462, 50

Gördüğünüz gibi, ALLAH için beslenen sevginin karşılığı, ALLAH tarafından sevilmektir.

Allah’a gönül veren kimse bütün mü’minleri sever; onların kendi kardeşi olduğunu düşünür. Müslümanları Cenâb-ı Hakk’ın da sevip kendi yoluna ilettiğini ve İslâmiyet’le şereflendirdiğini bilir.

İyi bir mü’min, bütün Müslümanlara değer verir. Onların dokunulmaz haklarına saygı gösterir; kendilerine dua eder; iyiliklerini ister; kusurlarını örtmeye çalışır.

Dünyada Müslümanlara kin beslemek, haset etmek, kötülüklerini istemek bir mânevî hastalıktır. ALLAH Teâlâ onları cennete koyunca, gönüllerindeki bu tür marazî duyguları tamamen yok edecektir. (A’râf 7/43; Hicr 15/47)

Bunu böyle bilmeli ve gönül hastalıklarından kurtulmaya çalışmalıdır.

Sevdiğini Söylemek


Müslüman; din kardeşlerine muhabbet beslemeli, hele ahbap ve arkadaşlarını daha çok sevmelidir. Peygamber Efendimiz’in Mekke’den göç eden muhâcirler ile Medineli ensârı birbirine kardeş yaptığını dikkate almalı, gönül dostlarını has kardeşleri kabul etmeli, onlara olan muhabbetini ziyadeleştirmelidir.

Muhabbeti büyütüp geliştiren sebeplerden biri, sevgiyi dillendirmektir. Bunu bize sevgili Efendimiz öğretmiştir.

Bir gün Efendimiz’in yanında oturan bir adam, yoldan geçen şahsı Kâinâtın Efendisi’ne gösterdi:

“Yâ Resûlallah! Ben şu adamı çok seviyorum”
dedi.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selem:

“Onu sevdiğini kendisine söyledin mi?”
diye sordu.

“Hayır, söylemedim” deyince: Kaynakwh: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

“Hemen git ve ona kendisini sevdiğini söyle!
” buyurdu.

Sahâbî yerinden kalktı; o zâtın arkasından yetişti ve:

“Ben seni ALLAH rızâsı için seviyorum” dedi.

O da ona şu nefis cevabı verdi:
Kaynakwh: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
“Beni rızâsı için sevdiğin ALLAH da seni sevsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb 112, 113; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 140-141, 150)

Peygamberler Sultanı, sevgiyi dile getirmeye işte böyle önem verirdi. “Bir kimse din kardeşini sevdiği zaman, bunu ona söylesin” buyururdu. (Ebû Dâvûd, Edeb 112, 113; Tirmizî, Zühd 54; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 130)

Şunu iyi bilmelidir: Kıyamet gününde, hiçbir gölgenin bulunmayacağı o korkunç mahşer yerinde, Cenâb-ı Hak yedi grup insana arşının gölgesini ikrâm edecektir. Bu bahtiyarlardan biri ALLAH rızâsı için birbirini sevenlerdir. (Buhâri, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24; Müslim, Zekât 91)


alinti
__________________
Sözlerime lâl düştü...
View Sükut-u Leyl'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için Sükut-u Leyl kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alemdâr-ı İslâm (12.05.10), fatımatüzzehra (13.05.10)
Cevapla

Etiket
allah, haftanın, için, konusu, sevmek

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
03-05-2010 Haftanın Konusu: Nuh Tufanı Alemdâr-ı İslâm Haftanın Konusu 21 06.05.10 17:21
29-03-2010 Haftanın Konusu : Merhamet Ruh-efzâ Haftanın Konusu 2 30.03.10 07:45
23-03-2010 Haftanın Konusu : Kul Hakkı Ruh-efzâ Haftanın Konusu 2 23.03.10 07:59
15-02-2010 Haftanın Konusu :Enâniyet Ruh-efzâ Haftanın Konusu 4 15.02.10 09:22
08-02-2010 Haftanın Konusu : Hüsnü Zan ve Sui Zan Ruh-efzâ Haftanın Konusu 3 13.02.10 12:05

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:52 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.