|
| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 195 | Elhamdülillah...
|
|
|||||||
![]() |
|
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 3787
Üyelik tarihi : 19-04-2009
Nereden : Adana
Konuları : 150
Mesajlar : 2,171
Teşekkürleri: 1,701
1,065 mesajına 2,075 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Haftanın Konusu: ESMAÜL-HÜSNA ![]() "O 'NUN GÜZEL İSİMLERİ" ''En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin.'' (A'raf:180) "Allah O'dur ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur.En güzel isimler O'nundur" (Taha) " De ki: ( İster Allah diye dua edin,ister Rahman deyin,hangisini deseniz,en güzel isimler hep O'nundur." (İsra:110) Rasûlullah (s.a.v) Buyurdular ki: ''Şüphesiz ki, Allah'a mahsus doksan dokuz isim vardır. Her kim bu (güzel) isimleri ihsâ eder (sayar, ezberler ve dilinin tesbihi haline getirirse) Cennete girer." [Ebû Hüreyre (r.a) den ; Tirmizi, ibn Hibban ve Hakim] E S M Â 'ÜL- H Ü S N A Allah'ın bu isimlerine " sayılacak isimler " denir. Bu isimleri ezberlemek , anlamlarını öğrenmek , zikrederken saymak ve dilin tesbihi haline getirmek gerekir.
__________________
Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. Konu bişnev tarafından (21.02.11 Saat 21:58 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için bişnev kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#2 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 3787
Üyelik tarihi : 19-04-2009
Nereden : Adana
Konuları : 150
Mesajlar : 2,171
Teşekkürleri: 1,701
1,065 mesajına 2,075 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Allah’ı esmâ pencelerinden tanımak
![]() Müslüman olarak acaba Allah’ı nasıl tanıyoruz, ne kadar tanıyoruz? Bizi ve kâinatı hiç yoktan yaratan Allah’ı, Kur’ân’ın, Resûlullah’ın tanıttığı şekilde mi tanıyoruz, yoksa yarım yamalak bilgilerle mi? Elbette tanımakta ve bilmekte derece ve farklılıklar vardır… Meselâ bir ilim adamını, bir mobilya ustasını, bir idareciyi isim, sıfat, san'at, fiil ve icraatları ile tanırız. Onları öğrendiğimiz nispette saygı, bağlılık veya takdirimiz artar. Aynen öyle de, Allah’ı isim, sıfat, fiil ve icraatları ile tanımamız nispetinde azameti zihnimize yerleşir ve ona göre sever, sayar, ibadet eder, emirlerini dinler, nehiylerinden sakınırız. Meselâ bir müzeyi veya kitap fuarını gezerken, okuma yazma bilmeyen birisi ile bir ilköğretim, lise veya üniversite talebesinin ve ilim adamının aldığı lezzet, duyduğu sevinç, hissettiği duygular farklı farklı ve her birisinin derecesine göredir. Allah’ı bu dünya ölçüleriyle gerçekten tanımak ve O’na hakikî iman etmek, ancak “Esmâ-i Hüsnâ” penceresiyle mümkündür. Hiç şüphesiz sonlu, basit, fâni, eksik, küçük olan insan, sonsuz gücü, sonsuz isim ve sıfatları bulunan Cenâb-ı Hakk’ı ihata edemez. Ancak O’nu, isim ve sıfatlarının tecellisiyle tanıyabiliriz. Yani, şu kâinat müzesinde ve insan kitabında tecellî eden, yansıyan, görünen bin bir isim ve sıfatları ile bilgimiz/araştırmamız/incelememiz nispetinde tanırız. Allah’ın sonsuz isim ve sıfatları var. Bir âlemde dört bin ismi, bir başka âlemde yüz bin ismi, trilyonlarca yıldız âlemleri ve kümelerinde trilyonlarca sonsuz ismi yansımaktadır! Çünkü O, ezelî ve ebedî olan Rabbü’l-Âlemîn’dir. Esmâsı da öyle olması gerektir. Esmâ-i Hüsnâ’yı ve sâir isimleri, kâinattaki tecellilerinden, görüntü ve gölgelerinden anlamaktayız. Tıpkı san'atkârları eserlerinden, mimarları yapılarından tanımamız/bilmemiz gibi... Kâinatta geniş, devamlı, muntazam, enteresan, dehşetli bir değişme, yenilenme, doğma, büyüme, olgunlaşma faaliyetleri görüyoruz. Bunlar bir Rabbin terbiyesini ve dolayısıyla bir uluhiyetin varlığını göstermektedir. Her fiilin arkasında bir fâil, her ilmin arkasında bir âlim, her terbiyenin arkasında bir mürebbî, her kitabın arkasında bir yazar, her san'atın arkasında bir san'atçının bulunması, aklın zaruriyâtındandır. Çünkü güzel, mânâlı ve ilmî bir kitap veya mimarinin bütün incelikleriyle yapılmış bir ev, açıkça yazmak ve yapmak fiillerini gösterir. Yazmak ve yapmak fiilleri, yazıcı ve dülgerlik isimlerini, bu ünvanlar ise kitâbet ve dülgerlik san'atı ve sıfatlarını, bu san'at ve sıfatlar da bir zâtı gösterirler. Zirâ, failsiz bir fiil, müsemmâsız bir isim mümkün olmadığı gibi, mevsufsuz bir sıfat ve san'atkârsız bir san'at da mümkün değildir. İşte, kâinattaki bütün bu fiiller, faaliyetler, güzellikler, nakışlar, san'atlar, sıfatlar, Esmâ-i Hüsnâ sahibi birisini göstermektedir. Kur’ân da bu hususta şöyle ferman eder: “En güzel isimler, Allah’ındır. O hâlde O’na o güzel isimlerle duâ edin. O’nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır!”
__________________
Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. |
|
|
| Bu mesaj için bişnev kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#3 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 3787
Üyelik tarihi : 19-04-2009
Nereden : Adana
Konuları : 150
Mesajlar : 2,171
Teşekkürleri: 1,701
1,065 mesajına 2,075 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Namazın Kalbi Esmaül-Hüsnayı Kucaklayan Sübhan Namazda insan Allah’ı (cc) bütün hatalardan, noksan sıfatlardan, bütün eksikliklerden tenzih eder Bu söylediğimiz ifadeler, aslında bize eksikliğimizi ve zayıflığımızı hatırlatır Kıyamdaki Sübhan İnsana Hatalarını Fark Ettirir. Namaz kılan kişi, Kur’an okuma ve dua ifadeleri içerisinde Allah’ı anmaya “Allah’ı hamd ve şükür, minnet ve takdir duyguları içerisinde kullara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ediyorum Rabb’imi O’na layık isim ve sıfatlarıyla tesbih ediyorum, anıyorum (Sübhaneke Allahümme ve bihamdike) Allah’ı tesbih etme, “O’nu yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden, hatalardan ve noksan sıfatlardan tenzih etmek” anlamını taşır Aynı zamanda her canlı Allah’ı tesbih eder; yani O’nu hatırlar, anar, hal dilleriyle O’nu yüceltirler Ayrıca tesbih etme, yalvarma, “Sabah ve akşam (günün iki ucuna girdiğinizde) O’nu hamd ile tesbih edin” ayetinde ifade edildiği üzere namaz, manasını da ifade etmektedir Bununla beraber Allah’ı tenzih etme, “tüm varlık; yok olma, ölme, sonlu olma sıfatlarını üzerinde taşırken Hz Allah’ın onlar gibi olmadığını, O’nun bu sıfatlardan münezzeh olduğunu ifade ederek Yüce Allah’ı tüm varlık aleminin özelliklerinden istisna etme; Allah’ı O’na yakışmayacak sıfatlardan, eş ve çocuk edinmekten, her türlü kötü şeyden uzak bilmek; Allah’a itaat ve bağlılığa hızla, üşenmeden koşma; Allah’ın mislinin, ortağının, zıddının, benzerinin bulunmasından uzak olması; Allah’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nun kendisi için tavsiye ettiği sözler ve sıfatlar” anlamlarını ifade etmektedir Ayrıca “Sübhan” kavramı, “Allah’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nun kendisi için tavsiye ettiği sözler, sıfatlar ve güzel isimler” anlamını taşımaktadır Allah’ı yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden, hatalardan, noksan sıfatlardan tenzih etmesi, Allah’ı O’na layık olmayan sıfatlardan ve her türlü kötü durum ve isimlerden istisna etmesi sonucu Allah’ın kusursuzluğuna karşın birey, kendi hatalarının, günahlarının, eksikliklerinin; olumsuz psikolojik yapısının ve karakter özelliklerinin farkına varacaktır İnsan “SÜBHAN” kelimesiyle Rabb’ini kullara ait eksik sıfatlardan tenzih ederek Rabb’inin kullarını asla bırakmayan vefa sahibi bir yaratıcı olduğunu VÂFİ ismiyle fark eder Rabb’inin zikrini unutmakla kendini bile unuttuğunu idrak eder Yani kul, Allah’ın VÂFİ ismiyle vefasızlığını fark eder Allah’ın SABÛR ismiyle sabırsız hallerini keşfeder Allah’ın KERÎM ismiyle cimri tabiatıyla yüz yüze gelerek kendini İlahi ikramlardan geri bıraktığı an ve durumları hatırlar Sübhan, İlahi İsimleri İçine Alan Bir Kalptir.
__________________
Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. Konu bişnev tarafından (21.02.11 Saat 21:59 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
| Bu mesaj için bişnev kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (22.02.11), hakyol (21.02.11) |
|
|
#4 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 3787
Üyelik tarihi : 19-04-2009
Nereden : Adana
Konuları : 150
Mesajlar : 2,171
Teşekkürleri: 1,701
1,065 mesajına 2,075 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
![]() Rabb’ini İlahi isim ve sıfatları ile andığını “SÜBHAN” diyerek ifade eden bir kul, Rabb’inin Vâfi ismiyle vefayı, Şekûr ismiyle şükrü, Hay ismiyle manevi dirilişi, Kûddus ismiyle maddi ve manevi arınmayı, Vehhab ismiyle sonsuz ikram ediciliğini, Afûvv ismiyle affediciliğini, Vedûd ismiyle İlahi sevginin güzelliğini idrak eder ve diler Bu yönüyle SÜBHAN, İlahi isim ve sıfatları içinde barındıran bir kalptir… İlahi isim ve sıfatları kucaklayan anahtar bir kavramdır… Rükû’daki Sübhan İnsana Hatalarını İtiraf Ettirir. Namaz kılan kişi, rükûya eğildiği zaman “Sübhane Rabbiye’l-Azim” diyerek, “Azim olan Rabb’imi yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden tenzih ederek O’nu güzel isim ve sıfatlarıyla tesbih ederim” anlamına gelen ifadeyi okumaktadır Mevlânâ’nın tabiriyle insan, Rabb’inin hesap anındaki sorularına cevap veremeyerek iki büklüm utancından rükûya eğilirken Rabb’in lütfuyla tekrar ayakta huzura durma imkanıyla sevincini “Allah, kendisine hamd edenleri işitir (Semiallahu limen hamideh)”, “Hamd, Rabb’imiz içindir (Rabbena leke’l-hamd)” diyerek ifade eder Mevlânâ bu manevi hali şöyle anlatır: Kıyam esnasında kişi, Hakk’ın huzurunda kıyamette safların kurulduğu anı yaşar, münacat ve hesap vermek için insanların durduğu gibi divanda durur Kıyam anında kişi; kıyamet korkusuyla şaşkın, Hakk’ın divanında gözyaşı döker “Mahsulün nerede? Verdiğim mühlet içinde işlediklerin nedir?” gibi dertlendirici binlerce sual, Allah tarafından kendisine sorulur Kıyama kalktıkça kul, bu gibi suallerden utanır; iki kat olup rükûya varır Utancından ayakta durmaya mecali kalmayıp, rükûda Hakk’ı tesbih ederek, yalvarır Hakk’ı “Sübhane Rabbiye’l-Azim” diyerek tesbih eder “Yüce olan (Azim) terbiye edicim ve sahibim (Rabbî) Seni kullara ve yaratılmışlara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ederim (Sübhan) ‘Sen Vafisin, ben değilim Sen Kerimsin, ben değilim, Sen Vedudsün, ben değilim Sen Rahmansın, ben değilim…’ diyerek haddini bilir… Hatalarını itiraf eder “Yüce olan Rabb’imi O’na layık güzel isim ve sıfatlarıyla tesbih ederim” (Sübhane Rabbiye’l-Azim) diyerek Vâfi ile vefayı, Sabûr ile sabrı, Mütekebbir ile tevazuyu, Rahman ile merhameti, Şekûr ile şükrü idrak eder Böylece kul, bu isimlerdeki İlahi tecellileri ruhuna ve ahlakına zerk edebilir Sübhan şırıngadaki ilacın bedene verilmesi gibi İlahi isim ve sıfatlardaki vitaminleri ve tecellileri ruha ve ahlaka verecektir Bu nedenle “Sübhan” karakter gelişiminin özünü oluşturan bir kavramdır Yüce Rabb’ini kullara ve yaratılmışlara ait eksik sıfatlardan uzak tuttuğunu (Sübhane Rabbiye’l-Azim) diyerek ifade eden bir insan, hatalarını itiraf eder, haddini bilir Haddini bilen hatalarını itiraf eden bu insanı Rabb’i tekrar huzura davet eder Kul tekrar ayağa kalkar Bu an kulun sanki utancının ve pişmanlığının affedildiği Rabb’in övgüsüne vasıtasız ulaştığı andır Kul haddini bilme sonucu hatalarının affedilmesi ve tekrar huzura alınmasının sevincini “Allah kendisine hamd edenleri işitir” (Semi Allahu Limen Hamide) diyerek ifade eder Sanki kul, “Semi Allahu Limen Hamide” diyerek, Rabb’ine “Rabb’im hamdımı ve şükrümü, övgümü ve takdirimi işittin Bana tekrar ayakta durma imkanı verdin” demektedir İşte o an kişi Rabb’i ile karşılıklı hamdlaşır Yani kul, “Rabb’im Seni övüyorum Hamd ve şükrün, takdir ve övgünün en güzeli senin içindir” (Rabbena leke’l-hamd) derken Rabb’i de ona “Hamdımı ve övgümü, şükrümü ve takdirimi sana lütfediyorum ve seni övülmüş kullarımın arasına katıyorum” müjdesini vermektedir
__________________
Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. |
|
|
| Bu mesaj için bişnev kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#5 |
|
Derecesi :
![]() ![]() Grubu : Bölüm Sorumlusu
Üye No : 3787
Üyelik tarihi : 19-04-2009
Nereden : Adana
Konuları : 150
Mesajlar : 2,171
Teşekkürleri: 1,701
1,065 mesajına 2,075 kere teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 6
![]() Son Aktivitesi : Dün
Durumu : Status: Offline
|
Yani kul rukûdan kalkarken, Rabb’ine “Allah, kendisine hamd edenleri işitir (Semi Allahu limen hamide)”, “Sen benim hamdımı ve şükrümü, övgü ve minnetimi işittin, bana tekrar huzurunda ayakta durma imkanı verdin; bana tekrar hamd etme lütfunu ikram ettin; beni övgü ve takdir ile anarak beni övülmüş kullarının arasına kattın; ama hakikatte hamd ve övgü, şükür ve takdir senin içindir; hamd Sana layıktır (Rabbena leke’l-hamd) demektedir Bu manevi hal içerisinde Rabb’i rükûdan henüz kalkan bu kulunu karşılıklı hamdlaşma neticesinde övülmüş; şükrü, tevbesi ve pişmanlığı kabul olunmuş Allah dostu kullarının arasına katar Artık kişi sadece Rabb’ine karşı utanç ve korkusundan değil; bilakis Rabb’ine karşı hissettiği sevgi ve muhabbetin coşkusuyla secdeye, Rabb’inin huzuruna kapanır
Secdedeki Sübhan İlahi İsimlerle Bütünleştirir Secde noktasında alnını yere koyan insan, bütün bu tanımların ışığı altında “Sübhane Rabbiye’l-A’la” derken Rabb’ine şöyle seslenmektedir: “Mekandan ve zamandan yüce olan; her türlü övgüden yüce, şanı ve şerefi çok yüce olan, azameti ile istediğine istediği şeyi yaptıran, şeref sahibi olması nedeniyle kendinden üstün hiçbir varlık bulunmayan, yaratılmışların hepsinden yüce olan, onlara kudretiyle boyun eğdiren, iftiracıların kötü sözlerinden kâfirlerin küfründen uzak, vesveselerden münezzeh olan, her yüceden daha yüce olan yüceler yücesi olan (A’la) terbiye etmesi vasıtasıyla beni kademeli olarak olgunluk sınırına taşıyan, mutlak olarak bütün varlığımın gereksinimlerini temin eden, bütün Rablik iddiasında bulunanların Rabb’i olması nedeniyle Rabliğini sınırsız ve sonsuz kabul ettiğim, her şeyin efendisi, önderi ve hâkimi olması hasebiyle benim tek sahibim, kendisine itaat ettiğim biricik yöneticim ve hâkimim, karakterimi olgunlaştırarak beni terbiye eden, büyüten ve yetiştiren, beni yaratıp ihtiyaçlarımı veren, beni ruhsal, fiziksel, zihinsel ve duygusal anlamda olgunlaştırarak idare eden (Rab) Rabb’imi; yok olma, ölme, sonlu olma gibi aciz ve sonlu varlıkların eksiklerinden, hatalarından ve noksan sıfatlarından münezzeh olduğunu ifade ederek Yüce Allah’ı tüm varlık âleminin özelliklerinden istisna ediyorum; Allah’ı O’na yakışmayacak sıfatlarından; eş ve çocuk edinmekten, her türlü kötü şeyden uzak biliyorum; Allah’a itaat ve bağlılığa hızla, üşenmeden koşuyorum; Allah’ın mislinin, ortağının, zıddının, benzerinin olması düşüncesinden O’nu uzak tutuyorum; Allah’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nu kendisi için tavsiye ettiği sözler, sıfatlar ve güzel isimleriyle anıyorum, hatırlıyorum (Sübhan) Özetle secdede “Yüceler yücesi, yüceliğine had ve sınır çizilmeyen (A’la) terbiye edicim ve sahibim (Rab) seni kullara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ederim (Sübhan) Sen Kerîmsin ben değilim Sen Vâfisin ben değilim Sen Sabûrsun Ben değilim Sen Rahmansın Ben değilim diyerek insani sınırlarını çizmektedir Başka bir ifadeyle namaz kılan insan, secde noktasında Allah’a en yakın olduğu bir durumu tecrübe etmektedir Kur’an-ı Kerim’de secde et ve yaklaş buyrularak, Mevlânâ’nın ifadesiyle bedenlerimizin secde etmesi canı da Hakk’a yaklaştırmaktadır Secde, kendi İlâhi özünü gerçekleştirme imkanı bulmuş bireylerin aynı zamanda İlahi birlik ve bütünleşme duygusunu yaşadıkları son noktadır Bursevi, namazın şekilsel bir anlayıştan kurtulduğu kalbin secdesine dikkat çekerek şöyle demektedir: “Kim Bana bir karış yaklaşırsa ben O’na bir arşın yaklaşırım” hadisi kutsisinin de ifade ettiği üzere bu yakınlaşma, kalbin Hakk’a secdesi miktarıdır Kul, Yüceler Yücesi, yüceliğine had ve sınır çizilmeyen terbiye edicim ve sahibim Seni Sana layık güzel isim ve sıfatlarınla tesbih ederim anarım (Sübhane Rabbiye’l-Ala) diyerek kalbinin Rabb’ine secde etmesi oranında İlahi isim ve sıfatlarla bütünleşir Vafi ile vefa, Hay ile manevi diriliş, Rahmanla merhamet, Sabûrla sabır, Şekûrle şükür, Mütekebbirle tevazu kulun ruhunda ve ahlakında canlanır Kalbin yakınlaşması oranında İlahi isim ve sıfatlarla bütünleşme mümkün olabilir Yunus Emre kulun İlahi isimler vasıtasıyla Hak’la ittisalini şöyle anlatır: “Hak cihana doludur kimseler Hakk’ı bilmez O’nu sen senden iste O senden ayrı olmaz” Bu kavram iyi anlaşılmalıdır ki namazı gönlünden yakalayabilmemiz mümkün olsun Bu kavram Allah’ı O’na layık isim ve sıfatlarla anmak suretiyle Bursevi’nin ifadesiyle “Namaz Hak’la ittisaldir”deki ittisali sağlayan bir kavramdır Sübhan “Allah’ı kullara ait kusurlu sıfatlardan uzak tutma yönüyle insanı, insanî sınırlarıyla karşılaştıran bir kavramdır SÜBHAN, insanı insanî sınırlarıyla karşılaştırırken, ilahi isim ve sıfatlarla bütünleştirerek Hak’la ittisale vesile olan bir kavramdır. ![]()
__________________
Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. |
|
|
| Bu mesaj için bişnev kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz: | Alemdâr-ı İslâm (22.02.11), Durr-û Meknûn (21.02.11) |
![]() |
| Etiket |
| güzel, haftanın, konusuonun, İsimleri |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 21.12.10:Haftanın konusu:''İZM'ler'' | bişnev | Haftanın Konusu | 13 | 28.12.10 15:31 |
| 13.12.10:Haftanın konusu:..''TaSaVVuF''... | bişnev | Haftanın Konusu | 6 | 13.12.10 22:41 |
| 06.12.10 Haftanın Konusu:'...''MEVLANA ve AŞK''...' | bişnev | Haftanın Konusu | 12 | 07.12.10 21:21 |
| 24.11.10 Haftanın konusu:'DUA' | bişnev | Haftanın Konusu | 7 | 24.11.10 00:09 |
| 21-12-2009 Haftanın Konusu : Güzel Ahlâk Sahibi Olmak | Ruh-efzâ | Haftanın Konusu | 6 | 26.12.09 11:32 |
| SİSTEM BİLGİLERİ | ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2 Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008 Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz. |
milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay
almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk
yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız
iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa
sürede gereken yapılacaktır.
|