| Konular: 50,311 | Mesajlar: 311,903 | Üyeler: 10,668 | Online: 193 | Elhamdülillah...



Geri git   Milli Görüş Forum TEK YOL İSLAM » HİCAB DAVASI - BAŞÖRTÜSÜ »

HİCAB DAVASI - BAŞÖRTÜSÜ Bacımın İffeti Batmakta Rezilin Gözüne, Acırım Tükrüğe Billâhi Tükürsem Yüzüne...

Cevapla
 
Konuyu Sosyal Paylaşım sitelerinde Paylaşın LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24.03.09, 15:41   #1
alirıza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Grubu : ALLÂH Bu Üyemizi ISLÂH Etsin..
Üye No : 191
Üyelik tarihi : 23-08-2008
Konuları : 128
Mesajlar : 235
Tecrübe Puanı: 0 alirıza is on a distinguished road
Son Aktivitesi : 19.11.10
Durumu : Status: Offline

Arrow Başörtüsünün dayandırıldığı dini gerekçeler:

özellikle kadının örtünmesi ve başörtüsü kullanmasına gerekçe olarak gösterilen iki ayete bakalım:

"İnanan erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler ve iffetlerini korusunlar; temiz ve erdemli kalmaları bakımından en uygun davranış tarzı budur. (Ve) Şüphesiz Allah onların (iyi ya da kötü) işledikleri her şeyden haberdardır.

İnanan kadınlara söyle, onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar; (örfen) görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar; ve bunun için başörtülerini (yani genel örtülerini) yakalarının üzerine salsınlar."1

"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve (öteki) bütün mü'min kadınlara (toplum içine çıktıklarında) dış kıyafetlerini (cilbablarını) üzerlerine almalarını söyle: Bu, onların (temiz kadınlar olarak) tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini sağlar. Ama (unutma ki) Allah, çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır."2

"Cilbab" kavramı, kadınların örfe göre üzerlerine aldıkları herhangi bir dış elbise değil, başörtüsü üzerine alınan ve tüm vücudu örten örtü (Bekir Topaloğlu-İslam'da Kadın); hatta çarşaf olarak tefsir edilmiştir. Başörtüsü üstüne yeniden bir dış örtü zorlama bir yorumdur. Kaldı ki cilbab, zamanın ve koşulların belirlemesine bırakılmış bir giyim tarzıdır ve Kur'an'da çarşafı mecbur eden hiçbir belirti de bulunmamaktadır.

Örfen onaylanmayan yerlerin örtülmesi ve iffetin korunması, Nur suresinin 30. ayetinde de geçtiği gibi her iki cinsi de bağlayıcı bir kapsamdadır.

"Mümin erkeklere söyle, gözlerini çeksinler... ve ferçlerini (ön ve arkalarını) korusunlar." Bu ayet, "başkalarının ferçlerine ve avret yerlerine bakmayın" emrini de içeren bir anlam taşımaktadır.

Ferç, avret, sev'e (çoğulu sev'at)'den maksat, kadın ve erkeğin genital organları ve makatlarıdır.

"Mümin kadınlar, ziynetlerinden görünen kısmından başkasını açmasınlar." Buradaki ziynet, bazen kadının açması uygun olmayan yerleri, bazen de kullandığı süs, takı ve çeşitli ziynet eşyası şeklinde yorumlanmıştır.

İslam öncesi Araplar, en mahrem yerlerini (ferçlerini dahi) örtmeden ibadet etmeyi doğru bir davranış saydıklarından, örtünme emirleri ile kadının başörtüsü ya da çarşafa bürünmesi anlamında değil, her iki cinsin de ağır avret yerlerinin ve şehveti tahrik eden yakın bölgelerin kapatılması gereği üzerinde durulmuştur ki, farz ve doğru olan örtünme de budur.

Nur Suresi 30 ve 31. ayetlerde, "kadınlar ziynetlerini göstermesinler", (la yübdine ziynetehunne) ifadesindeki ziynet: ayıp yerler, gizli görkem ve güzellikler; örfen de gösterilmesi uygun olmayan bölgelere işaret etmektedir. "Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar" (ve'l-Yadribne bi humurihinne ala cuyubihinne) ifadesinde geçen "başörtüsü" (humur), esasen başörtüsü anlamında değildir. Sözcük, "örtmek, gizlemek, gereksiz yere sokaklara dökülmemek, utanmak, sarhoş etmek" anlamındadır. Ayette başörtüsü olarak çevrilen hımar/humur, genel anlamda "örtü"dür. Özellikle ve kesin olarak başörtüsü kastedilmiş değildir. Başörtüsü anlamı, örften çıkarılan bir anlamdır. Örften çıkarılan ve örfen yaygınlaşan bir anlamın, başörtüsünü farz kılması ise münasip düşmemektedir. Kaldı ki, İslam öncesi Arap kadınları, başörtüsü bir yana, ağır avret mahallerini ve göğüslerini bile örtmekte gevşek davranıyorlardı. Başörtüsünün göğüsleri, gerdanı, boyun ve kulakları örtecek şekilde sıkıca başa sarılması yolundaki görüşler, ayette açıkça zikredilmeyen kişisel yorumlardan ibarettir. (Nisaburi Taberi; Tarihinin Kenar şerhinden) Başlarının üzerindeki örtü, açık göğüslerini örtmeye hizmet etmiyordu. Burada örtülmesi hedeflenen ve istenen bölge, baş değil, göğüslerdir ve göğüsler de ferç kadar ağır avret bölgesi içindedir. Kaldı ki, başın örtülmesi bu denli kesin bir farz ve dinin vazgeçilmez bir emri olsaydı, "baş" (ra's) ve "saç" (şa'r) sözcüklerinin ayetlerde geçmesi gerekirdi. Kur'an, pek çok konuda ayrıntılı olarak sözcük zenginliğini sergilemekten kaçınmazken, böylesine ciddi olduğu iddia edilen bir farzın en önemli bu iki sözcüğünü neden telaffuz etmekten kaçınmış olsun? "Bir sivrisineği bile örnek vermekten çekinmeyen Allah, neden 'baş' ve 'saç' sözcüklerini örnek vermemiştir? Demek ki Kur'an, başın örtülmesini, başı şu ya da bu şekilde örtmeyi tamamen kadınların kendi iradelerine ve yaşadıkları sosyo-kültürel çevrelerinin koşullarına bırakmış olmaktadır. Bunun, adı ise gelenektir."

Peki o halde, Müslüman kadınların ve kızların kendi iradeleriyle tercih ettikleri başörtüsüne niye yasak getirilmektedir? Veya kadınların göğsü, göbeği, kalçaları ve bacakları acık olarak gezmesi caiz ve münasip midir?

Göğüsleri örtmek için mutlaka "hımar" (başörtüsü) kullanmanın gerekmediğini çağdaş İslam düşünürlerinden Muhammed Esed şöyle açıklığa kavuşturmaktadır:

"Hem İslam'dan önce, hem de İslam'dan sonra Arap kadınlarının kullandıkları geleneksel başörtüsüdür. Klasik Kur'an yorumcularına göre, bu başörtüsü kadınlar tarafından İslam öncesi dönemde az-çok süs giysisi olarak kullanılır ve uçları, örtünen kadının sırtına serbestçe bırakılırdı. O günün yaygın modasına göre, kadınların giydiği gömleğin ya da bluzun önünde genişçe bir açıklık bulunur ve böylece göğüsler örtülmezdi. Bunun içindir ki göğsün 'hımar' ile örtülmesinin emredilmesi, bu iş için mutlaka hımar kullanılmasının gerektiğini ifade etmez; fakat yalnızca kadınların göğüs kısmının, örfen açık bırakılmasında sakınca bulunmayan yerlerden olmadığını ve dolayısıyla örtülmesi, gösterilmemesi gerektiğini ifade eder."

Muhammed Esed, "(örfen) örtülmemesinde sakınca olmayan yerler ya da kendiliğinden görünen kısımlar hariç" (illa ma zahara minha) ifadesini de şöyle yorumlamaktadır:

"'Örfen' sözcüğüyle yaptığımız ilave, İslam alimlerinin ve özellikle (Razi'nin kaydettiğine göre) el-Kifaali'nin yaptığı 'kişinin hakim örfe' (el-adetu'l-cariye) uyarak açık tutabileceği, yani 'örtmemesinde sakınca olmayan yerler' şeklindeki açıklamayı yansıtmaktadır. İslam hukukunun geleneksel temsilcileri 'görünmesinde örfen sakınca bulunmayan' ifadesinin tanımını her ne kadar kadının yüzü, elleri ve ayaklarıyla sınırlı tutma eğilimini göstermiş, hatta sınırlamayı daha da ileri götürmüşler ise de, "illa ma zahara"nın anlamı, bizce çok daha geniştir; nitekim, kullanılan ifadedeki kasdi belirsizlik yahut çok anlamlılık da bu hususta insanın ahlaki ve toplumsal gelişiminin gereği olarak ortaya çıkan zamana bağımlı değişikliklerin göz önünde bulundurulduğunu göstermektedir. Burada hem erkeklere hem de kadınlara ulaştırılmak istenen mesajın özü, onların "haramdan gözlerini çevirmeleri ve iffetlerini korumaları" noktasında düğümlenmektedir ki, kişinin yaşadığı çağda, Kur'an'ın toplumsal ahlak konusunda getirdiği ilkeleri göz önünde tutarak, dış görünüşünde, giyim kuşamında göstermek zorunda olduğu dikkatin sınırlarını da bu ölçü belirlemektedir.

Kanaatimizce Muhammed Esed'in, genel ve fıtri tesettürle, özel ve ictimai başörtüsünü ayırması; farklı anlam ve amaçlar taşıdıklarını vurgulaması isabetli bir yaklaşımken; "Başörtüsü takınmanın çokta gerekli ve her zaman geçerli bir emir olmadığı" şeklinde algılanacak bir tavır içinde bulunması ise münasip düşmemektedir.

Kur'anı Kerimin Nur suresi 31.ayette: "Başörtülerini yakalarının üstüne (kapatacak şekilde) koysunlar.." kısmında geçen "Humur - Başörtüsü" kavramını, aynı kökten türeyen kelimelere bakarak daha iyi anlama imkanımız olmaktadır.

Hamire: Gizlenmek, değişikliğe uğramak

Ahmere - hammere: Hamur ve şırayı mayalamak

El-hamiyretü: Maya

İhtemere: Mayalanıp şarap olmak

İhtemere: Kadının başına, yaşmak ve başörtüsü takmak

İstahmere: Birini kendine aşık etmiş gibi, kul köle olacak şekilde ve samimiyetle bağlamak.

El-himrü: Kin ve haset duygusu taşımak

El-hamerü, El-hamirü: Bir insanı örtüp saklayan, görülmesine perde olan, sık ağaçlık ve çalılık

El-hameretü: Kötü kokuyu örten, güzel ve tatlı koku, esans

El-hamriyyü, Humeyra: Şarap rengine çalan, kırmızımtırak. (Hz.Aişe validemizin bir lakabı)

El-Muhammeretü: Vücudu başka renk olan koyun ve atın beyaz başlısı

Marazül-hamiyreti: Buğday ve arpa gibi bitkilerin başaklarına musallat olan ve üst kısmını kaplayıp örten beyaz bir mantar hastalığı

Aynı kökten gelen bütün bu kelimelerin; müfessirlerin ve İslam alimlerinin, özellikle Arabca dilbilimcilerin tariflerinden anlaşılıyor ki, ayette geçen "Humur", Mümin kadınların fark edilip-seçilip tanınmasına, Allah'ın emrine gönülden bağlı olduğuna, cehalet ve zilletten uzaklaşıp ruhen başkalaşıp olgunlaştığına, kem nazarlardan ve kötü arzulardan onu koruyacak manevi bir perde anlamı taşıdığına işaret eden bir alamettir. İşte bu nedenle başörtüsü mümin kadınlara bahşedilen çok anlamlı bir özellik ve güzelliktir, ilahi bir nimettir ve İslam simgesidir.

Başörtüsünün inkârı nasipsizlik, istismarı ise basitliktir.

Ama iddia ve iftira edildiği gibi, başörtüsü bir üniforma değildir.

Çünkü, örneğin:

a.Lütfen dikkat ve edep buyurun: Başörtüsü, öyle köşe yazılarında ve TV tartışmalarında gündeme gelmemiştir; Kur'an'ın emridir.

b.Başörtüsü geçici değil süreklidir.

c.Tek tip ve tek renk değil, çeşitlidir.

d.Resmi değil sivildir.

e.Özenti neticesi ve modernizmin ürettiği bir olgu değildir.

f.İnsanlık ve İslam tarihi boyunca varlığını ve kutsallığını koruyan evrensel bir değerdir.

Başörtüsü niçin bir üniforma olarak gösterilmeyecektir?

Çünkü;

•Asker kıyafetli birilerini gören, bunlar subay mı, astsubay mı, karacı mı, havacı mı? Bilebilir.

•Polis mi, komiser mi, bekçi mi... ayırabilir?

•Hastanede hemşire mi, hademe mi? bir bakışta karar verebilir.

Ama başörtülü bir hanım gördüğümüzde:

•Bu hangi görüşten, hangi partiden olduğuna başörtüsüne bakıp karar veremeyiz.

•Hangi bölgeden, hangi ilden ve hangi mahalleden olduğunu bilemeyiz.

•Şu tarikattandır, şu mezheptendir, şu taifedendir diyemeyiz.

•Başörtüsüne bakıp hangi görevde, hangi eğitimde olduğunu seçemeyiz.

Çünkü başörtüsü bir üniforma değildir. Ama elbette bir kimlik ve kişilik göstergesidir. O da, asla bir partinin, tarikatın, cemaatin veya ideolojinin değil; bizzat ve ancak İslamın simgesidir. Ve zaten pek çok kesimdeki başörtüsü alerjisi, İslamla ilgili gereksiz korkuların ve önyargıların oluşturduğu gizli antipatinin bir neticesidir.

1 Nur: 31

2 Ahzap: 59
View alirıza'in Fotoğraf Albümü  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
başörtüsünün, dayandırıldığı, dini, gerekçeler

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB-Code Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı.
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:05 .

SİSTEM BİLGİLERİ ÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.0 RC2
www.milligorusforum.biz
Kuruluş Tarihi : 10 Ağustos 2008
Site içerisindeki materyaller kaynak gösterilmeden kullanılamaz,dağıtılamaz.

milligorusforum.net/biz/org sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanız iletisim@milligorusforum.biz e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.